1. Bölüm
Allâh gecenize hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Hayrınızı, yırınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Sizce Türkiye’de olan bu karışıklıkla Türkiye’nin savaşa çekilme oyunlarına BDF’li partililer nasıl böyle rahat, tehdit edip provokasyon yapıyorlar? Bunların yargılanması gerekmez mi? Bunlar iç savaş sebebi değil midir? Silahla mı diyorlar? Türkiye son dönemlerde en sıkıntılı bir süreçten geçiyor. Bu meydanlar, bunu zaten görmemek için kör olmak lazım. İnşâAllah bu süreci de bu ülke atlatır. 5-6 yıl ülkeye savaşa katmak için orada hızlı bir operasyona tamam. İster sevin ister sevmeyin ister kabul etmeyin. Tayyip Erdoğan ekibinin ülke içerisinde en başında oldukları noktalar birisi Ülkeyi ne olacağı belasız yaklaşık 6-7 yıllardır savaş boyutunun savaşa katmaması.
Bu normalde zaten Türkiye’nin ve hatta AK Parti’nin operasyona uğramasının sebeplerinden hepsi değil. Normalde ülkeye operasyon yapıyorlar. Ülkeye operasyon yapmanın sebebi Türkiye’nin bu noktada savaşarak zayıflaması. Ekonomik olarak krizlerle zayıflatamadık. Ülkeyi savaşarak örtülü bir savaşta, düşmanı belli olmayan bir savaşta ve bitmeyecek bir savaşta Ülkeyi kaos olsun, bu noktada savaş olsun, bu zayıflaması. Benim gördüğüm bu. Bunu bir başkası başka türlü değerlendirmek, herkesin değerlendirmesi kendine ait. Bu normalde inşâAllah yine bu dönem fazlalaştı. Hem içeriden hem dışarıdan yaklaşık gezdi olaylarından beri ülkeye görürse görülüyor bu şekilde. Örtülü olmayan operasyon yapıyorlar.
Örtülü olmayan bazı operasyondan gizli yapar Ruslar Arası müşter. Ama bu operasyon gizli filan değil. Tabii ülkenin içerisinde Ruslar Arası güçleri kullandıkları yerel güçler var. Bu yerel güçlerle hareket ettik. Bunlar ama bir siyasi kanadır. Ama dini olarak bir cemaat, bir tarifat kanadıdır. Ekonomik olarak kanadı vardır. Askeri bürokrasiden, sivil bürokrasiden kanadları vardır. O yüzden bu Ruslar Arası güçler bu kanadlarıyla hep beraber böyle bir operasyonun içindeler. Ta gezi olaylarından beri, gezi olaylarında başaramadıklarını, beceremediklerini, becermek için, başarmak için bu güçlerinle mücadele ediyorlar. Çünkü Orta Doğu’da hangi gün, hangi yolu soğusun, Batı’nın sözünü dinlemeyen, İsrail’in sözünü dinlemesin, bir ülkenin büyümesini istemezler.
Bu ister İran olsun, ister Irak olsun, ister Suriye olsun, ister Suud olsun, ister Lübnan olsun, ister Yemen olsun. Önemli değil, isterse Pakistan olsun, ister Afganistan olsun, isterse Türkiye olsun. Bunların içerisinde Türkiye’nin hiç büyümesini ve güçlerini istemezler. Cenab-ı Hakk’ın bu takdiri ilahisi, Türkiye’yi Rusyalarının güçlü olması gerektiği için Soğuk Savaş döneminde Türkiye’yi askeri olarak güçlendirdiler. Ve Türkiye’yi fazla asker tutması için desteklediler. Çünkü Soğuk Savaş döneminde Rusya’yla, bu noktada sınır, Avrupa’nın sınırı olan Türkiye’nin NATO boyunca güçlemesini aldılar. Normalde F-16’ları sattılar, F-35’i sattılar, bilen değişik güç akıları bize sattılar. Bunların sebebi normal Rusya’ya karşı kullanmakta ve kendi halkına karşı kullanmakta.
2. Bölüm
Ama bu normalde, bu mevzu Türkiye’de şu anda atom bombası da var. NATO’na var. Onun için kimler geri vermeliler. Türkiye’nin elinde NATO’nun silahları var, NATO geniş diyor, yazı yazıyor. Bulamıyor lan silahları. Şu anda iki tane müşterinin gittiği kadar Türkiye’de atom bombası var. Onun için bulamıyor Türkiye’nin elinde NATO’nun silahları. NATO’nun değil, Amerika’da. Türkiye’de gazer güdümlü veya bu nömen nükleer güdümlü füze de var. Bunlar kendi yaptıkları var. Türkiye değil, bu noktada askeri güç. Bu askeri güç tabi önceden NATO bünyesinde Rusya’ya karşı kuvvetlendirilmiş bir güç. Ama sonradan Türkiye kendince gücüne biraz daha güç ekleyerekten savunma sanayini, öyle diyorlar ya, savunma sanayi değil de savaşma sanayi.
Bunun biri savunma sanayisi, uluslararası biri. Bunun gerçek savaşma sanayisi. Bunu güçlendirdiler ve ekonomik olarak da Türkiye operasyon yaptılar. Bu operasyon tutmadı yerli yerinde. Türkiye bir şekilde bu operasyonları atlattı, Orta Doğu’daki paratör şeklerle. Katardaki Bahre’ndeki büyük para babalarından uçaklar dolusu para getirerekten piyasaya sürdüler. Kağıt aldırdılar, kağıt sakladılar, dolar aldırdılar, dolar sakladılar. Bir şekilde kriz görmeden Türkiye bu safhayı geçti. Ama vela ki kapı dayandı, bu iş dayandı sıcak savaşı. Ve uluslararası bir oyun işin dedikleri, DHS dedikleri, bunun ne derslerinin neyi. Bu uluslararası bir oyun. Türkiye’de, Batı’da, Amerika’da, Kanada’da ne kadar sünni savaşmayı düşünen kendince Müslümanlar var ise hepsi de.
Hepsiler Batı’da, Kanada’da, Amerika’da işit büyük insan altında, Orta Doğu’da toplanıyor. Yine Amerika’da, Kanada’da, Batı’da ve Doğu’da ne kadar Şia savaşması gereken Müslümanlar varsa, onlar da Irak ve Suriye devlet şemsiyesinin altında toplanıyorlar. Herkes birbirleriyle cihâd edeceğini düşünerek de birbirlerini Batı’yı vurduruyor, kırdırıyor, birbirlerini yediriyor. Tabricası Müslümanı, Müslümanı kaptırıyor. Türkiye’de de normal mevcut hükümeti, bunun ortada zayıf atacak olan bir cemaat AKP kavgası çıkarırlar. Böylece de cemaat AKP kavgasıyla hem cemaat güç kaybediyor hem de AKP güç kaybediyor. Cemaat halk nazarında güç kaybediyor, AKP de normalde oyun nazarında, oyun nezdinde güç kaybetti.
Böylece ne dünya sisteminde kuvvetli bir cemaat kaldı, ne de ülke içerisinde kuvvetli bir hükümet kaldı. Devletle de PKK savaştırılıyor, devletle de PKK savaştırılmakta devletin de gücü kırılmayı hedef veriyor, düşünmüyor. Bunun içerisinde böyle bir kalma karşılığı, denklem var. Allâh bu denklenme, bu oyunu bozacak, bozuyor. Dua edelim inşâAllah, memleketimiz için, vatanımız için, insanlarımız için. Sizin hayır günlerinde, şer günlerinde hayır varız. İstirince inşâAllah hayır olur. Ama böyle biraz böyle. Ayrıca derin nefes aldığımız MHP’nin seçim gecesi çıkışıyla, MHP bu noktada kurulan bütün oyunları, tezgahların dışına çıkmadı. Dışına çıkmakla da kalmadı. Bu kocaman tezgahın bozdu. Yoksa batının istediği CHP, HDP, MHP konusu yok.
3. Bölüm
MHP bu noktada devlet bahçetinin milliyetçi muhafazakal tutumun yapısı ve devletin içerisindeki derin devletin milliyetçi muhafazakal yapısıyla ortaklaşa hareketiyle hepsine bir gider yaptı alayına da. Dedi ki seçimse seçim bir an önce seçim dedi. Böylece kurulanan, düzenlenen, tertip edilen oyunun hepsini bozulur. Ve hepsini bozulunca en kısa zamanda, hem akıl zamanda zannedebilir bir seçim olacak. O seçimde de herkes dersini, seçimlerden dersini almış oldukça, yine de seçimler girecek. Yeniden seçimlere gidince, örneğin kafalarında geçen devletin kafasından geçer. Onlar da herkes bu koyunun ölçüsünü aldı. HDP’ye 25-30 tane milletvekili, MHP’ye 80-90 tane milletvekili, AK Parti’ye de 290-300-300 dolusu mükemmel olarak kullanılacak.
Bir milletvekili geri kalan da Cehep’i. Herkes sağ selamın hayatını, yolunu devam edecek. İstedikleri, kurulanıkları şey bu. Ama Nuriye’ye giderken kolay gitmeyecek, biraz samcil edecek. O yüzden sıcak bir yazın içindeyiz, sıcak bir son varmın içindeyiz. Bu noktada, bu benim kendi öngörüm. Şeyde, illerde, büyük illerde, büyük hadiseler olabilir. Travokyeler, provokasyon, işler, hareketler olabilir. Devlet inşâAllah bu önlemini alır. Bugün işte, bilmiyorum kaç tane, şimdi ortak bir, hepsine birden bir şey olmuş mu? Operasyon olmuş, toparlıyorlarmış. Bunun sistem olması gerekiyor. Böylece olayları karışacak. Ne bileyim, böyle silahlanmaya kalkışa. Bütün hepsinde derlerin, toparlanın, derdest edin.
En azından 6 ay içerilerde tutulmaları lazım hepsinin. Zaten 6 ay, 7 ay içeride tutmayan da hakları var. Atarlar adamı içeri. 6-7 ay sonra, tiyansın özür dileriz. Hiçbir şeyiniz yokmuş derler, bırakıyorlar. Bunlar devletlerde olan şeylerdi. Az bile yapıyorlar. Adamlar İstanbul’da bir kenazel merasimini karşılarken, uzaktan böyle uzun namlulu tüfekler, keleçlerle bu kadar düzenin rayından çıkması olmadığımı görsünmezler, müsaade etmezler. Tabii bazen insanlar kendileri de haddi hurdunda aşarlar. İnsan haddini aşar ya. Bunlar da hadlerini aştılar. Gerektiler, sağolurlar inşâAllah. Devlet hurdun içerisinde veririz inşâAllah. Dermiş’in dergahı, adatlarının ellerinde dergâh içindeki hal ve hareketleri nasıl olmalıdır?
Zahaket çalışıyor, diğer görevlerin görevleri nelerdir? Allâh razı olsun demişler. Biz de bu tip adat, herkâna bakarken Kur’ân ve sünnet tarihinde kalmayı giydiririz. Sünnet-i Resûlullâh’a bakarız. Bizim dermişlik adat, bu herkânımız sünnet-i Resûlullâh çerçevesinde verir. Ehl-i Tahsavv’un kendine ölçü olarak sünnet-i Resûlullâh’ı alır. Ehl-i Tarikat kendine ölçü olarak şeyhuna diye görürsün. benim şeyhim böyle yaptı, biz de böyle yaparız. Benim şeyhimin şeyhi de böyle yapmış, biz de böyle yaparız. Ölçüsünde gider tarikatta. Ehl-i Tahsavv ise kendisine direkt sünnet-i Resûlullâh’a bağlı. Bu, bu fakirin yoludur. Ben şeyhuna yolunu tercih edenlerden değilim. Benim için yol sünnet-i Resûlullâh’ta.
4. Bölüm
O yüzden bizim dergahdaki adamımız, herkânımız, herkârımız, tavrımız, tarzımız, sünnet-i Resûlullâh çerçevesinde de şeyhuna demeyiz. Biz direkt Hazret-i Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem alırız. Bu noktada nasıl davranmış? Asha bu noktada nasıl davranmış? Tabin nasıl davranmış? Tabin nasıl davranmış? Bana bakarız biz. O yüzden dergahın içerisinde bizim böyle çok sertleşmiş, köşeleşmiş, burada şu yapılır, burada bu yapılır noktasında durmayız. Biz sünnet-i Resûlullâh çerçevesinde haram işlememeye gayret ederiz. Kardeşlerin arasında kardeşliğin tesis olmasını isteriz. Haram dairesinin dışında helal daire bir kardeşlik tesis eder. O yüzden Allâh’ı sevme, Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem alırız.
Sevme, gayret ederiz. Yolumuz, düsturumuz budur. O yüzden yapmış olduğumuz tavır, davranış, fiiliyat, söz, fikir her ne varsa hepsinde sünnet-i Resûlullâh’a uygun olmasını isteriz. Yeni evliyim, eşim açık nasıl kapanmasını isteyebilirim. Bir de ben namaz kılıyorum, eşim kılmıyor. Kıl desem de kılmıyorsun bir de. Evlilik kurgulanırken, kurulurken, evlilikleri götürmenin ilk yolu evliliği kururken, evlilik kurma aşamasını Kur’ân-ı sünnet diskurlarını ayakta tutmaktır. Onu öne getirmektir. Nikah üç şey için yapılır. Siz dindar olanı seçiniz. Güzelliği için, zenginliği için, dini için siz dindar olanı seçiniz. Buradaki dindarlıktan kası güzel ahlaktır. Kur’ân-ı sünnetin olmazsa olmaz noktalarını önde tutmaktır.
Kimisi güzelliği önde tutabilir. Erkeklerde güzellik, yakışıklılıktır. Kadınlarda güzellik arayabilir. Kimisi erkekle veya kadınla zenginlik arayabilir. Bir de başka bir adı işlettir. Dört de, bunda da nesep, soy olarak söyler. Birisi de soy, nesep olarak da bunu arayabilir. Ama evlilikte aranı olacak olan birinci şart bu noktada o kimsenin kendince dindar olması. Dindar olmasına baktığımızda o kimsenin Kur’ân-ı sünnet ahlakına uygun bir ahlak davranışına bulunması. O yüzden eşler birbirlerinden ararlarken evlenmezden önce bunu aramalılar. Eğer bir erkek evlenirken eşinin açık olduğunu gördüğü halde bunu kabullenerekten aldıysa onun üzerinde tahakküm kurmaya hak yoktur. Niçin yoktur? Onu bile bile alışırsa.
Veya bir kadın evlenirken eşinin içki kullandığını biliyorsa onu evlendikten sonra içkiyi bırakmazsa ben senden boşanırdım deme noktası yoktur. Her ne kadar bazı âlimler buna fetva verirler derler ki içkiyi bırakmazsa boşanma hakkı vardır. Kadın örtülmezse erken ona boşama hakkı vardır der. Böyle fetva da var, böyle fetva verenler de var. Ama biz sürügüler buna bu açıdan bakmayız. Biz sabırla bu meselenin hallolacağına inanırız. Bu noktada taraflar evlenirlerken birbirlerinin eksik noktalarını görerek bilerekten evlendiler. Eksikliklerini, menoslandıklarını, evlilikleri devam ederken tatlı ve yumuşak bir şekilde tamamlamayı hedefleyeceklerdir. Bunun için namazı zamanla tamamlayacaklar, orucu zamanla tamamlayacaklar.
5. Bölüm
Uzun bir yol, evet uzun bir yol ama bereketli ve güzel bir yoludur. Bir kimsenin bu noktada namaz kılmasına dini ibadetlerine yapmasına vesile olmak büyük bir noktada dairede inşâAllah böyle yavaş yavaş olsun. Cefa vefayı açıklar mısınız? Çek cefayı, sür sefayı demiş Yûnus. Vefa bir şeye sırtını görmemektir. Bir şeye nankörlük etmemektir. Vefa sana uzanan elini hiçbir zaman unutmamaktır. Cefa bakış açısına göre çok değişir. Ama en sulhice, en kısa tabiri halkın eziyetleridir cefa. Etrafın sana olan eziyetleridir. O yüzden bunu sufice baktığımızdan sûfî olduğunuz için etrafın size bakış açısı davranış biçimidir diyebiliriz. Namazda ellerimizi omuzluğumuzdan 3 defa geçerse sıkıntı olur diye bir şey bilmiştim.
Bayanlar için evet bu omuz izasını onlar tekrar getirirler ki omuz izasında getirirler. Omuzunu geçti geçmediğinin problemini yapmaya gerek yok. Ne yazık ki ümmeti Muhammed’in böyle bir hastalıkları var. Kulağının neresine değecek, kulağının izasına mı geçecek yok, altına mı geçecek. Yok üstüne mi geçecek. Allahu ekber de dur namaza diyen yok. Adam Allahu ekber demiş namaza durmuş. Elinin kulak mesafesinden yumuşaktığına mı dokundun. Yok hırsana mı dokundun. Ona mı bakacak namaz mı kötü. Muhakkak ki namazda tadirlenirken önemli. Muhakkak ritüeller ve şekiller zahiri önemli. Ama namazın aslı o değil. Bu biraz şuna benziyor. insanlar oturmuşlar haram kolu kolu dolaşıyor. Sineğin kanı abdestinizi bozu mu bozmadın o noktasına giriyor.
Veyahut da Hz. Ömer Efendimiz’in oğlu Abdullah’a gelmişler ya kulu rakula. sineğin kanı mı nece alnı. Havluya kanı diyormuş. Havluya kanı değilmiş. Bu bozar. Havluya dediği ihrama. İhrama sineğin kanı dokunmuş. İhramı bozar mı bozmaz mı diye soruyorlarmış. Hz. Ömer Efendimiz’in oğlu Abdullah. Kadı Allâh’ın Hazretleri demişler. Sizi Peygamberin torununu katlet demesi. O kanı düşünmezken de sineğin kanını düşünüyorsunuz. Bilhassa bu Müslümanlar biraz da o hale geliyor. Allâh bizi affetsin. Hz. Adem’in çocukları kardeşlikten nasıl çoğaldı. Hz. Adem’in hukuku kendine özel bir hukuktu. Hz. Adem’e aittir. Havva annemiz 6 aydır bir doğum yapardı. Bir tek Havva annemize aittir bu hukukta. Havva annemizden sonra doğan 6 aylık çocuklar zamanından vaktinden önce doğmadı.
Ama 6 aylık çocuklar da 6 aydır doldurunca vücutları bir tamam olurdu. 6 aydan sonraki her türlü çocuk normalde diyete tabi oldu. Herhangi bir kusur bir şey olursa. Şimdi bu manada bakılacak olursak Hz. Adem’in çocukları Havva annemiz 6 aydır bir doğdu. Onu bazı âlimler çaprazlama anlatıyorlar. Diyorlar ki bir Batı’nda bir erkek bir kız doğdu. İkinci Batı’nda bir erkek bir kız doğdu. Birinci Batı’ndaki erkek ve ikinci Batı’ndaki kızı evlendirdiler. Birinci Batı’ndaki kızla ikinci Batı’ndaki erkeğe evlendirdiler. Tabi kendi Batı’nda doğan kızı istedi. Bu o günkü burdokta caiz değil de. Ama normalde o onu almak için şeytanın ses sesine kandı. İlk kandı bu yüzden böyle hak ediyorlar. Araştırılınca hayat nur artıran sohbetlerinde, desteğinden bahsediyorlar.
6. Bölüm
Bunun kim olduğunu bilmiyorum. Hayat nuru kim? Bunun tanımadığından, programını da bilmediğinden araştırılacak. Cemal Nur Saldık mı yoksa? Baba! Efendim? Baba! Cemal Nur Saldık mı? Ondan bahsediyorlar. He. Baba! Baba! Bunları önceden konuşmayı çok giyilemezdim. Şahısların üzerinde çok konuşmak istemezdim. Ama son dönemlerde öyle şeyler oluşmaya başladı ki, insanlar ister istemez Müslümanları uyarma ihtiyacı yok. Cemal Nur Saldık mı? Ben birkaç böyle tevaftan denk geldim sohbetine, hadislerin üzerinde şüphe bırakacak söz ve davranışları var. İkincisi, maşörtüsüyle alakalı kesinlikle maşörtüsünün farz olduğuna dair bu noktada şüpheli davranışları var. O yüzden ben kendimce, kendi nefsimde ilke olarak bir kimse hadislere reddeden, bütün hadislerin üzerinde şüphe bırakacak beyanlarda bulunursa, onları dinlemeyi, onları izlemeyi uygun görenlerden değilim.
O yüzden onların kitaplarını da okumayı uygun görenlerden değilim kendi nefsime göre söndüm. O yüzden Cemal Nur Saldık’ın herhangi bir kitabını okumadım. Ama birkaç tane televizyon programından bizatihi kendim dinledim. O da hadisleri reddeden, hadislerin üzerinde şüphe uyandıracak sözler sarf eden ve maşörtüsüyle alakalı problemli olan bir kimse. Nefsini bilen Rabbini bilir. İyilikleri Allâh’tan, kötülükleri nefsimizden bilir. Bu durumda haşa, kötülüklerimizi Allâh’a atletmiş miyiz oluruz? Buradaki durum nedir, hayır nedir? Kötülükler, kökü heva ve hevese dayanmış, göngeye dayanmış bir şeylerdir. İyilikler ise kökü Allâh’ın rahmet deryasından meyve olan dünyada olan bir ağaç misafirdir. Kur’ân-ı Kerim böyle tarif eder.
O yüzden kötülükleri nefsimizden bildiniz. Nefsimiz de bu noktada bizi kötülükleri emreder, kötülükleri söyler. Bu noktada kötülükleri nefsimizden bildiğimizden dolayı biz kötülükleri nefsimizden bilerekten kötülükleri Allâh’a atletmiş olmayız. Nefsini bilen, Rabbini bilen sözünden anlayacak olan şey buradaki nefis insanın yaradılışıdır. Bir tamamıdır. Bir kimse kendi yaradılışını, bir tamamını tanırsa Allâh’ın bu noktada sıfatlarını, tecelliyatını görmüş olur. Dersli olmayan birinin dergâhı ısrarlı bir şekilde çağırmak doğru mudur? Ben bunu çok uygun bir davranış olarak görmüyorum. Etrafınıza böyle çok ısrarcı bir şekilde böyle ne kadar böyle aman böyle yapışır ya kimisi. yakasını kurtaramazsın ya.
Sakın böyle olma. Sakın. Siz kendi nefsimi çözünürsünüz. Bir Mustafa Özbağ’ı tanıyorlardı. Mustafa Özbağ hızla iyiye doğru değişmeye başladı. Mustafa Özbağ’ı tanıyanlar hızla onun üzerindeki olumlu değişikliği gördüklerinde onun ne değiştirdiğini merak etsinler, merak edip de gelsinler. Eğer sizde böyle hızla bir değişiklik olmuyorsa ve etrafınızda siz bu etkiyi oluşturamıyorsanız sizin dervişlerinizde problem var. Açıkça. O zaman sizi buraya birini getirmeniz, böyle ısrarla bir anlamı yok. Siz öyle bir değişin ki. O güne kadar etrafınızda olan insanlar sizdeki o muhteşem ihtilali görsünler. Sizdeki o muhteşem dönüşünü görsünler. Ben mesela bir erkek derviş oldum, hanımı derviş olmuyorsa ben onun üzerinde hanımının derviş olmama sebebini erkeğe baktım.
7. Bölüm
Derim ki o erkek eğer dervişliği harikula ve doğru bir şekilde evinde yaşar ise o kadının ondan etkilenmemesi mümkün değildir. O güne kadar küfreden, hakaret eden, küçük gören, eksik gören, mutsan gören, etrafa huzursuzluk veren bir adam tipi gidip, etrafına güven veren, saygı duyulan, muhabbet eden, muhabbet edilen herkesi, her şeyi dervişlik dairesi ve çatısı altında saran sarma nemli erkek profili ortaya çıktı da Kadın hala da bunu görmüyorsa gerçekten kadın körlerden ve nankörlerden birisiyiz. Evet. Ama bu yüzde on ihtimaliz. Aynı şekilde bir erkek eşimden hanımından sonra derviş oluyorsa ben kadını ayakta atmışlar. Derim ki muhteşem kadın öylesine dervişlik yapmış ki adam ya kadını değiştiren bir dergaha gitmem lazım demiş gelmiş.
Bu kadının dervişlik başarısı. O yüzden Sufiler en iyi öğütüm ve nasihatın yaşamaktan geçtiğini inanıyorlar. Derviş, derviş olduktan sonra hala da evde eşine küfrediyorsa, hakaret ediyorsa, hanımının derviş olmasını beklemesin. Veya bir arkadaşın senin derviş olmuyorsa, kabahatan arkadaşınla ama kendini de alma. Sen gerekli olan değişimi ve dönüşümü kendi üzerinde uygulayamamışsın. Allâh bize affetsin efendim. Bir insan şeyhine çok bağlıysa, onu her şeyden çok seviyorsa, onun ardından çıkan her cümleyi, onu bu değil mi bakmadan uygularsa ve onu şeyhi, sahte şeyhlerdense, o kişi şeyhin olan sevgisinden güveninden aşkından arıştırmıyorsa, o kişi günahkar olur mu? Evet. Ey Habibim de ki eğer Allâh’ı seviyorsan bana uyun.
O yüzden bir şeyhin ne deyip ne demediği Kur’ân-ı Sünnet’e uymadığına bakmakla mükellef bu öğretler. İnsan yazılı olan kaderini yaşlar yoksa kendi kaderine yön verebilir mi? Biz kaderin ne olduğunu bilmiyoruz. Eğer bir şey yazılıktı bizim elimize tutuşturulduysa biz tiyatro sanatçısıyız efendim. Tiyatro sanatçısıysa birisine kötülük rolü verildiyse hiç kimse ona soramaz. Sen neden kötülük rolü oynuyorsun diye. Hesava çekilmemesi gerekir o zaman. O kimse demez mi? Sen bana buraya git dedim ben de yıktım. Beni neden hesava çekiyorsun ki şimdi? Sizin yanınızda emrinizde bir eleman çalışsağı. Engel usta cav kebap döner ustası. Yanındaki elemana dedi ki bu etleri sen parmak parmak kes. Çırak da geçti tezgahın başına.
Etleri parmak büyüklüğünde kesiyor. Parmak parmak. Ondan sonra geldi Engel usta Çırak kulağından tuttu. Sen bunları neden parmak parmak kestin dedi. Çırak dedi ki usta sen bana bunu böyle mi söyledin? Neden kulağın tutuyor mu şimdi beni? Demez mi? Hem Allâh bize diyecek ki içki iç kumar oyna. Sana bunu vur rolü biçtim. Eee? Ondan sonra gel bakalım neden içki içtin? Neden kumar oynadın? Bu adalet değil. Kader doğumla ölümdür. Geri kalan insanın kendi tercihidir. Veyahut da tercihini bıraktığı kimselerin tercihidir. Çocuk için anne babadır. Kadın için kocasınız. Tercihi ona bırakmıştır. Bir erkek çocuğu gelir annesine babasına da beni evlendirir. Kim de isterseniz onunla evleneceğim. Çocuk tercihini annesine babasına bıraktı.
8. Bölüm
Veyahut bir kız çocuğu dedi ki ben annemin babasını tercih ettim. Kimseyle evleneceğim. Tercihini annesine babasına bıraktı. Sorumluluğu yine annesi babası olmuş oldu. Veyahut kendisi tercih etti. Sorumlusu kendisi oldu. Bu sorumluluk Hanefi’nin göre var mı? Evet. Hanefi’ye göre bir kimse bekar dahil olsa kız erkek kendince evlilik takdirini kendisi yapabilir mi? Evet. Kendisi evlenebilir mi? Evet. Hanefiler demişler ki hadîs-i şerifi kendilerinin ölçü olarak evlenmek isteyen çocuklarınızı evlendiririz. Çocuklarınız kimi istiyorsa onlarla evlendiririz. Bu çocukların hakkı. Ama bir çocuk bu hakkından fedakarlık edip diyebilir ki annesine ve babasına beni siz kimle evlendirirseniz ben onunla evlendiririm.
Bakın bu kendi iradesini bir başkasına teslim ettiriyor. Bazen eski dergahlarda bu vardı. Benim dergâh girdiğimde de bu vardı. Şeyh Efendi Allâh rahmet eylesin. Böyle herhangi bir dervişçi başka bir derviş bayanla bir derviş bayanı başka bir derviş bay erkek kardeşle evlendirirdi Şeyh Efendi. İstihatini kendi üzerine alırdı evlendirirdi yapardı. Herkes de tabi olurdu. Bu dergahların içerisinde bir adattır önce ben. Bunu normalde uygulamayan ben var. derneğin içerisinde zakirken ben derviş kardeşlerinin kendilerinin evlenmelerini kendilerinin karar vermesini isterdim. Şimdi de aynı kararımda devam ediyorum. Ben isterim ki kardeşler kendileri karar vermesinler. Bir üstadın buna yapmaya dergâh ve tasarruf hargabı içerisinde hakkı var mı?
Evet. Ama biz onu ben kendi nefsim için kullanmaktan yana değilim. Herkes kendi cüz’i, iradesiyle kendisi yapacak. Kendi kararını kendisi yapacak. Bu doğru oldu. Ama bu noktada bir kimse bu noktada iradesini teslim ettiği kimsenin Kur’ân ve Sünnet dairesinde davranıp davranmadığına bakmakla bikerler. O yüzden bir şeyhe intisap ederken bir kimse bunu görecek. Bunu bilerekten intisap edecek. E kader noktasına baktığımızda bu manada insanlar kendince kendi yaptıklarını ve yaşadıklarını, kendi düşüncelerini ve amellerini yaşarlar. Ya biz yazılı kaderi yaşıyoruz dersek o zaman bizim cüz’i, iradesi kalkar Cevriye’ye girmiş oluruz. Allâh muhafaza eylesin. Panik atak rahatsızlığı için dua buyurur musunuz?
Allâh muhafaza eylesin. Bu son dönem insanlarda böyle pis eşik, psikolojik rahatsızlıklar arttı. Bir şeyden korkuyorlar, bir şeyden hemen yürüyorlar, bir şeyden böyle bu noktada aşırı derecede etkileniyorlar. Bilhassa bayanlarda bu daha da fazla başlıyor. Böyle bir panik atak oluyorlar, pis eşik, psikolojik denklemleri bozuluyor. Bu hızla artıyor. Bunun sebeplerinden birisi insanların Kur’ân ve cübnet dairesinde olan olaylardan fazlaca da etkilenmiyorlar. Fazlaca etkilenmiyorlar. Fazlaca rahata alıştık, sıkıntısız bir hayata alıştık. Küçücük bir sıkıntıdan, programdan çok fazla etkilenip, pis eşik, psikolojik, sağlık dengemizi bozabiliyoruz. Bir yerden şuradan güm çıksa on kişini debirecektir.
9. Bölüm
Allâh muhafaza eylesin. Sejdedeyken topukların birleştirilmesi gerekir mi? Evet. Bunu sejdedeyken nasıl aklına getirir insan bilemem de. Sejde insanın Allâh’a en yakın olduğu andır. Sejdedeyken topukların birleşti mi, birleşmedi mi, yok ayak baş parmakların, kılbıraya baktı mı, bakmadı mı, üç sefer Subhan-ı Rabb’e hâlâ deyince kadar bunları nasıl düşünebilir bir kimse merak ediyor. Kendimce böyle bir Allâh affetsin. Şimdi böyle sorulunca hemen aklıma geldi. Hiç aklıma gelmemiş sejdedeyken topukların birleşti mi, birleşmedi mi. Kendi kendine kendini düşünüyorum. Birleştiriyor muyum, birleştirmiyor muyum diye hiç bakmamışım. Allâh beni affetsin. Yıllardır kredi kartı kullanıyorum. Hiç olmadı. Her ay sonunda harcadığım kadar ödüyorum.
Hiç öyle olmadı. Hiç daha faiz ödemedim. Harika. Harika. Bir yakınım paraya sıkıştığımı söyleyip kartımı kullanmak istedi. Hiç vermeseydin ancak ödeyeceğini söyledi abi. Son ödemek gününde paramı ödemedi. Eyvah. Benim de tüm borcu ödemeyen gücüm yok. Bankaya faiz ödemek durumunda kalacağım. Bu faizin vebali bana mı olur yoksa zamanında borcunu ödemeyen yakınımın üzerinde mi olur? Senin üzerinde olur. Biz cebimizdeki parayı vermiyoruz. Kendi üzerimizden havaya borçlandınız. Söyleyecek olduğunuz sözünüz şu. Canım kardeşim sana verecek bir liram yok. Kredi kartından geçelim. Benim kredi kartı hesabımda da bir lira yok. Yok. Ya ben vakti geldiğinde ödeyeceğim. Muhakkak ki sen vakti geldiğinde ödersin.
Ama ödeyemezsen benim bu noktada gücüm olmadığından dolayı kredi kartını ben sana vereceğim. Bu. Birisi geldi sizden bir lira para istedi. Bin lira para verir misin? Yok kardeşim bin lira. Ya bin liralık buraya senedi bir tane imza atar mısın? Atamam. Atarsan sana iyi. Hesabımda. Ben hep etrafımdaki insanlara hayatım boyunca şunu tavsiye etmişim. Bir. Kardeşim cebimde param varsa harca. Cebinde para yok. Harcama. Yemen. Alma. İçme. Gitme. Ne kadar cebinde para var? Bir lira. Altı yüz liralık yaşa. Ne kadar cebinde para var? Yüz milyar. Yetmiş milyarlık yaşa. Ya şuraya bir imza at. Atamam kardeşim. Ya iki milyardır. Al sana iki milyar liralık var benim. Benden imza isteme. Allâh yoluna çıkartsın.
Ne zaman eline geçtin de o zaman öde bana. Veyahut da yirmi günlüğüne bana iki milyar lazım. Aa yirmi gün sonra bu iki milyarı getirebilir mi getiremez mi? Ben veremem kardeşim sana. Ya yardımcı ol. Ya kardeş cebimde olursa ben yardımcı olmakla mükellefim ama sana yardım edeceğim benim kayde yok. İstediğime yardım ederim. Sana yardım etmeye istiyorsam sana yardım ederim. Ben yarın yarın bir gün seninle hukukumu bozmak istemem. İçimden öyle derim. Bu ters gelebilir size. Hayat fesvesi. Kur’ân sünneti uygun mu? Evet. Haramiyet var mı orada? Yok. Yok. Daha ben bir kişiye gel şuraya imza at demedim hayatım boyunca. Bir ara ticaret yaparken kamyon alacaktım böyle kamyon alıyorum tura çıkmak için.
10. Bölüm
Abim arabacı abim de arıyor böyle. Abim dedi oğlum ne uğraşmaya ya? Gel dedi şuradan sıfır alalım. Ben de dedim ki ya ben de çeklerim. Ben çeklerim orada. nereden sıfır alacağım? Gel bir görüşelim dedim. Bir sefer bankaya gittim. Onu tanıdığı çıktı. Haydi ortamdı buradandı. Biz bir Kertempele’ye geldik. Biz bir banka taksidiyle bir ara aldık. Allâh muhafaza eylesin. Hemen sattım onu bankanın parasını kapattım kurtuldum. Benim işim değil. Adamlar kredi kartını yok kardeş. Cebimde varsa ben veremeyeceksem. Benim bu noktadaki tezim şudur. Birisine 5 lira verdim de ben de istemeyeceğim o parayı. Ben onu isteyemem çünkü. İsteyemeyeceğim ödü var. Ben kendim öderim. Ödemezse ödemeyeceğim. İstemeyeceğim o parayı.
Hayat nasıl? Ben mi? Kredi kartı cebimde değil. Ne alman veriyorsun? Ben mi? Vermekle mükellef değilsin. Sorumlu değilsin. Ben mi? Bakın çok açık söyleyeyim. Vermem. Verdin sorumlusu sensin. Ya arkadaş ödemedi de yan yaktı da çamura battı da verme kardeşim. Banka onun cebinde bu yakasından alacak. Senin yakasından alacak. Vermeyeceksin. Meşhur tez. Benim kendimce hayat fesafı. Cebimde varsa alırım. Mal alırken de bunu ben açtım. Bunu açtığım anda rezil oluyorum. Benim kendi hayatım yok. Ben cebimde varsa mal alırım. Açığa mal almam. Bunu açtığım anda rezil oluyorum. Ben giderim ticarete yapacağım o zaman. Mal mı alacağım? Evet. Ne kadarlık alıyorum ben? 100 milyarlık mal alıyorum. 100 milyarlık çeyrek, senet, sepet.
Para cebimde var mı? Var. Alırım onu. Almam mı lütfen? Hayatta. Adam ikide burada telefon açacak. Hacı baba ne oldu? Ödeme geldi mi gelmedi mi? Onunla uğraşacak halim yok. Ne kadar tuttu burası? 200 milyar lira. Tamam. Ben şu kadarını hemen üzerimde veriyorum. Bu sevdiğimde de müşteri checklerini gönderiyorum sana. Tamam, tamam. Hayırlısı, hayırlısı. Tamam. Tamam. Gönderirim adama checklerini. Biz bir yerle alışveriş ediyoruz böyle. ona dedim, onunla anlaşmıyorduk. Hiç benden ödemeler hazır mı diye sormayacaklar. Sorduğunuz anda malınızı iade ederim geriye dedim. gönderdiğim checkleri sormayacaklar filan. muhasebecisi telefon açtı. Mustafa Bey ondan sonra, yok pardon checkleri gönderdim ve oradan muhasebecisi telefon açtı.
Mustafa Bey dedi ki o checkler uzun geldik. O yüzden checklerimizi iade ediyoruz, geri gönderdik. Ben hal hal teşekkür ederim. Iade ettim checkleri. Checkleri iade edince, bizim seyyid tarafından sayıda dedi. Sayıda dedi, sayı, şu kadar check iade, hiç unutmuyorum. hayır söylemesi, üç yüz, haline üç yüz altmış milyon, bir arıç yaşlı, seksen milyon. Uzun yetmişti. Seksen milyon. Çekeyim geri gönderdim. Dedim, sayı, hiç önemli değil. Checkler geldi. Dedim, bundan seksen milyonlar malını ayır, kamyonları yüklen, kamyonların parasını ver, gönder dedim. Bizim seyyid de kalmadı. Seksen milyonlar malımızı bir daha çuvalladık, çağırdık. İki tane kamyon, üç tane kamyon, avadeli. Üç tane kamyon yükledik.
11. Bölüm
İade faturalarını kestik. Gel bana şimdi, buduray. Süleyman, selamun aleyküm, aleyküm selâm. Dedim, üç kamyon malı yükledim, sana geliyor. Hacı abi ne oldu dedi. Dedim, muhasebeci ne oldu? Checkler uzun gelmiş bırak dedim. O yüzden malı iade ediyordu. Hacı abi dedim, Süleyman, benim yanımda, sayı, bir şey yapacak olsa, benim haberim olmaz mı dedim, oğlum dedi. Bundan senin de haberin vardı. Telefonda kaldı. Senin haberin yoksa, bu kızı işten çıkar. Kaldı telefonda. Ben kamyonları gönderdim. Kamyonları gönderdim ve kamyonlar girdi. Gitti, malı da indirdiler. Ben bir daha onlardan mal aldım. Dedim, dostumuz baki. Selâmün aleyküm, aleyküm selâm. Patron telefon açtı. Ya hacı bey, biz ikinler seni küstürmüş dedi.
Ben dedim siz ikinler değil, sen küstürdün. Ne oldu ki dedim, o muhasebeci telefon açtığında senin haberin olmadığı açtıysa, o muhasebeci bayanı işten çıkarman gerekirdi. Bizim en önemli müşterimizi sen kıldın, üzdün diyerekten. Onu işten çıkarmadın. Orada hâlâ bağlı çalışıyorsan, o muhasebeci senin emrini yerine getirdi dedi. Ses yok. Ben anlaşmaya riayet ettim. Senin müdürüne dedim ki, benim göndermiş olduğumu çekip beğenmezse, benim çekime bir şey söylersen mal malını iade ederim dedim. Bitti. Çok rahat ediyor insanı. Paranız kadar iyi, paranız kadar mal olur. Paranız kadar yaşayın. Paranız kadar borç verin. Vermeyin. Vermeyin. Bakın, vermeyin. Ne kadar samimi olursanız olun. Ticaret yapıyorsanız, ticaretin hukukuna huy.
Ya benim arkadaşım. Yok kardeş. Ticaretin huyudusun. Huy budur. Sen bir şey demiyorsan, karşı tarafının dediğini kabul edeceksin. Ya borç para, ya kardeş ben bunu ödeyemem. Ya ben ödeyeceğim kardeş. Ben vermem ya. Kredi kartını ödedi ablası. Kredi kartını ne kadar lazım, kaç para çekeceksin, bin lira. Bin lira karşılığı yok kardeşim. Bitti. Bir de ucu ucuna yaşayan bir kimsenin cebinde kredi kartını neye ihtiyaç vardır? Bizim arkadaşlardan birisi bana bir kredi kartı verdi. Kendi hesabımdan benim adıma çıkartmış. Kart geldi. Bana dedim ya ben istemiyorum. Bana dedi ki ya boş ver. bir yere gidiyorum, geliyorum. Zorlanma, zorlanma. Buradan cebinde olur olmaz. Çek. Başlangıç şu şimdi. Bir gün ne?
Telefonun son günü. Kredi kartından çekiveririm. Bizde para yok. Hadi kredi kartından telefonun son gününü çek. Yok elektriğin son gününü kredi kartından çek. Yok şunun son gününü kredi kartından çek. Önce bir milyar lira ödüyoruz biz tabi önemli değil. İkinci ay iki milyar lira, üçüncü ay üç milyar lira, dördüncü ay dört milyar lira, beşinci ay beş milyar lira çektik kredi kartından. Beşerde beş milyar lira. Her şeyi ondan çekiyoruz artık biz. İş yerinde. Neredeyse bir bardak su içseler. Hacabı kredi kartı. Hayırdır mazot kartı. Çekiyorlar. Hacabı kredi kartı. Hayırdır şunu ödeyeceğiz. Çekiyorlar. Beşinci ayın sonunda beş milyar. Dedim yok Mustafa. Bu kredi kartı seninle dursa bir de hesap benim üzerime değil.
12. Bölüm
Dedim bu kredi kartı seninle savunma durumsa altıncı ay altı milyar lira. Dedim ki her ay başında sen boyuna hedef edeceksin. Boyuna bu parayı nereden bulacağım diye düşüneceksin. Aldım kredi kartını kırdım o arkadaşlarım. Kardeş selamun aleyküm selâm. Kredi kartını kırdım. İstemiyorum sana da teşekkür ederim. Onu arıyorlarmış. Kredi kartı yeni de var. Demiş ki ben bunu böyle böyle ağzıma al dedim. Beni arıyorlar. Genel müdürlükten aradılar beni. O kadar kendimi önemli hissettim ki. Dedim yok hanımefendi istemiyorum teşekkür ederim. Bitti. Bu kadar. Ben şimdi bakıyorum mesela etrafımdaki insanlara. Adamın maaşı 1500 lira. 10 tane kredi kartı var şimdi. Hele görsünü unutmuyorum böyle. Onu böyle yaprak doldurmuş. 7-8 tane kredi kartı var.
Hele iş yeri varken enter asam. Bayanların elinde 6-7 tane kredi kartı var. Almış kaç parılık. 40 liralık. Bu karttan geç bakiye yok abla. Bu karttan geç bakiye yok abla. Bu karttan geç bakiye yok abla. 6-7 tane kredi kartı var. İçinden iki tanesinin bakiyesi var. Doldurmuş hepsini. O yüzden diyorum almayın. Yemeyin. İçmeyin. Arayamayın. Cebinizde olsun para. Cebinde olsun. Ben gidiyorum şimdi mazot alacağım. Soruyor pompadaki. Ben doldur abiciğim. Dolduruyor dolduruyor. İçine 180-190 lira 200 lira. Durumu göre 220 lira falan mazot alıyor. Şimdi dolduruyor ya soruyor şimdi. Biraz da herhalde bakıyor. Ben bazen şavlarla, tişörtten filan arabadan çıkıyorum. Şoför bu. Patronun arabası iyiymiş diyor.
Gidiyorum abi. Patron nereye oturuyor diyorum ben. Arkaya köşeye oturuyor diyorum. Bazen kendisi kullanıyor diyorum ben kararımı. Vay be diyorum. Ne arabada değil mi abi? Evet diyorum. Dolduruyor ya. Kredi kartı mı yok diyorum. Patron kredi kartı kullanmıyor. Ne yapıyor diyor. Hep işim karam diyor. Vay be abi. Patron adam ne yapacak kredi kartını kaldırmıyor. Neden diyorum ben? Tamam. Abi fünkarada yok ki diyor kredi kartından hiçbir şey yok. Kendisi ödemiyor mu sonra yine onu diyorum ben. Kredi kartı bedava mı diyorum ben. Değil diyorum. Alma. E sen yok mu abi diyorum. Yok diyorum ben. Ya sen ne yapıyorsun? Bana ne verirsin onunla geçiniyorum ben diyorum ben. E sen patronun şoförüsün abi abi.
E diyorum öyle. E diyorum bizinki de cömert zaten. Sormuyor. Nasıl yani? Oraya topu koyuyor diyorum ben. Veya çantayı bana bırakıyor diyorum ben. Ben içinden istediğim gibi harcıyorum. Vay be öyle patronlar var mı abi diyorum. Var diyorum ben. Dedim köylü diyorum. Kim abi diyor? Mustafa Özbah diyor. Vay be abi ya. Ne patronun işleri. Bakıyor benim ayağımda bir tane şal var. Anlatsana. Üstümde bir tane kültür bülbül ne. Ancak şoför olsun. Soruyor. Güvenilmiyor parayı alıp alamayacağına. Kredi kartı mı makin mi? Bir de doldur yap. Nereye kadar? Gürses abi doldurdu param yok dedim. Ne yapıyorsunuz? Yoluyorsak. Sana gireyim o zaman. Herkesin içinde de misin? Ben gireseydim ya. Ne yapıyorsun? Allâh yoluna tüketsin bile.
13. Bölüm
Sen getirirsen herhalde. Böyle demeseydin. Öyle olsun değil mi arabaya kapının önüne koyuyorsunuz? Burada benimki ne olsun. Ardası olanla sakın gülşen ayak yanağı. Öyle diyen oluyor mu? Param yok diyen oluyor mu? Çıkmıyor bazen. Kart çıkmıyor. Bazen yok diyor. Dolduruyor yok abi diyor öyle mi? İstersen gel davante lan orhan. Neymiş seninki ya? Bu yüzden mi soruyorlar bana nakit bir kredi kartı mı diyen? Orhan aslında ruhsatını alıyor. Ruhsatını alıyor. Onu yolluyorlar. Parayı getirirsen ruhsatını dolduruyorlar. Bunların petrolü kimliği bir ruhsat dolduracak mı? Bunların petrolü kimliği bir ruhsat dolduracak mı? Dolu orada. Bir de saf saf kendi söylüyor ya. Bütün kamera dalıyor. Bir de adres versen herkese.
İnternetten dolusu da milletsin. Allâh’ın izniyle. Mesken tutulup çalışılan şehirden baba hoca onun ne kere girdiğini namaz seferi olarak okuyorlar. Normalde yolda seferi olacağı kesin. Ama vela ki mesela bir kimsenin burada yaşadığı bir alamak bir ev var. Artık o baba hoca denilen yerden ayrılmış kendine ait bir ev kurmuş. O zaman normalde seferi hükmüne geçirebilir. Ama klasik hanefi hukukçuları anne baba hocalarında hiçbir zaman seferi olumlayacaklar. Hükmetmişler. Ama bu hüküm şimdi insanların hayat standartına göre geçer gibi taht ışılın ona yeni bir hüküm bir kimsenin kendisine yeni bir ev kurduysa kendine ait bir ev yok ise o zaman orası seferi olur. Hocam devamlı olarak İslamiyet’te gerektiğinde kadını dörebilirsin diyor.
Buna karşılık ne yapmam lazım? Bu âyet-i kerimeyi anlamakta tefsirde sıkıntı var. Nur suresinde geçen meşhur âyet-i kerime siz erkeşlik yapacağı yapacağından korktuğunuz kadınlardan kadınlara nasihat ediniz olmadı yataklarınızı ayırınız olmadı dövünüzden. Aynı Nur suresinin ilerkesi ayetlerinde aynı serkeşlikten erkeklerden bahseder. Aynı şekilde erkeklikte serkeşlik ederse kadınlara der ki sizin sulh yolunu seçip anlaşmanızda fayda vardır der. Nur suresinde sanırım Arda abim ile değilse dahi birini bir ayetten sonra 100-200. ayetlerde de serkeşlik eden erkeklerden bahseder. Kadının serkeşliği bu noktada bu serkeşlikten aldıracağımız şey bu. Üzüldüm ama dilimi mazur diyorum biraz kadının evli bir kadının haram olan başka bir erkeği istemesiyle alakalıdır.
Bu serkeşlik başka bir şey değildir. Çünkü devamındaki o ayeti kerimede erkek içinde böyle vardır. İbare olur. başka bir kadına nikahlamaya kalktığı başka bir kadına meyli olduysa sizin sulh ile anlaşarakta ayrılmanızda sizin için hayır vardır. Çünkü erkek bu noktada kadını bu yoldan geri döndürmek erkek kadını bu yoldan geri döndürmek için dövme gücü yetebilir. Kadın kendi erkeği başka bir kadına yönleniyorsa kadının o erkeği dövmesi söz konusu değildir. O yüzden kadın dövemeyeceğine göre anlaşarakta, haklarını alarakta ayrılmayı tavsiye eder. Buradaki serkeşlikten kasıt evli bir kadının başka bir erkeğe meyletmesidir. Erkek bu meyli hissettiği anda onu en son döverekten doğru yola getirmeye çalışır kendine yoksa bu serkeşlik meselesi yan gittin, eğri gittin doğru gittin, yok yemeğin tuzu az geldi bu böyle bir şey değil, bu zaten zulüm olur.
14. Bölüm
Burayı iyi anlayın, burada bir hata var, burada bir kusur var algılamada o yüzden erkeğin serkeşini ne olarak dinlendireceğiz şimdi? Aynı Âyet-i Kerime’nin Aynı Sure’nin ileriki ayetlerinde erkeğin serkeşini nereden, ne olarak anlayacağız? Erkeğin de bir eşi var iken başka bir kadına meyletmesi. Bu aslında kadının üzerinde cinsel bir suç Bu dövme onunla alakalıdır Allâh-u Alem gerekirse hatta bununla alakalı bir derste dersini hatırlarsak inşâAllah böyle geniş bir şekilde bunu ders konusu yapmak istiyorum inşâAllah. Yetişkin olmayan bir erkek çocuğu yetişkin olmayanlara imanlık yapıp cemaatle namaz kıldırabilir mi? imanlık yapabilmesi için bu kimsenin baliğ olması şartı var değil mi hocam? Evet baliğ olmazsa kadınlara da imanlık yapabilir mi yapamaz?
Hanımların gereksiz yere aldığı eşyalar israfa girer mi? Evet kendi kendimize ateşe atıyor musun? On beş senelik evliyim daha çocuğum yok sizden dua etsin Allâh’ım hayırlı evlat nasip eylesin inşâAllah Yavrularımıza isim koyarken nelere dikkat etmeniz sil bir isim koyacağınızda hayırlı isim tercih ediniz hadîs-i şerif bu yüzden hayırlı isim konulması adına çocuklarımızın üzerinde sorumluluğumuz var çocukların evi beyinden hakkı üçtür doğduklarında hayırlı bir isim konulması dinlerinin öğretilmesi sanattan, ziraattan, erkekser el işinden dayansa onlara bir meslek ve geçim kapısı oluşturulması uyku, rahatlık, para yiyecek, kıyafet, silah bilgisayar bilgisayar diğerlerinden dünyada gözünün gördüğü her şeyden daha fazla Hazreti Peygamber Sabud Aleyhisselâm’ın sevmedikçe imanı kemal etmesini Kur’ân-ı Şerif’i duymak kıyafet, silah bilgisayar Yeni evin sen şimdi kırılmasın, üzülmesin.
Burada mı işin var? Burada değil. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetini yasak etti. Efendim, volantı kayışı nasıl okuyoruz? Volantı kayışı. Bu biraz böyle volantı kayışı atmak hayat felsefesi hocam. Bu herkes için biraz kolay bir şey değil. Bu rahatlık değil aslında volantı kayışına. Volantı kayışına atmak böyle bir başıboşluk değil. Bu sadece sevmekle alakalı bir şey. sevgide biraz sütursuz olanlar volantı kayışlarına rahat atıyorlar. Ama o sevgi noktasında rahat olmayanlar tereddüt beslerine volantı kayışına atmakta güçlük çekiyor. Volantı kayışına attıran insandaki en büyük etken güç hukumu sevmek. Söylemediğimiz çok önemli bir şey. Evet. öz noktası bu. Muhabbet besliyoruz.
Beğeniyoruz. Muhabbet besliyoruz. Sevmek olunca, sevmek biraz böyle volantı kayışına atmayı gerektiriyor. sevenin gözü kör, kulağı sağırdır, atışçılar zayıf atış demişler ama o volantı kayışının atlarının işareti zaten. Görmüyor ya kızı. Volantı kayışı atık olduğundan. Bakıyorsun kadın kara kuru bir şey. Adam seviyor onu. Ona o Züleyha geliyor. Onun Züleyhası o. Bakıyorsun sen kara kuru bir şey. Bunun nesil Züleyha diyor ama o Züleyha o. Bu şuna benziyor. nesnevi de geçiyor ya. Harun Reşit, Leyla’yı huzuruna çağırınca bakıyor böyle. Bir şeye benzetemiyor kara kuru. Sarayının pertelerini açıyor. Şu perteleri açın bakayım diyor. Yoksa o loş içip tamamen kara kuru görünüyor, çelimsiz görünüyor ve pertelerini açıyor.
15. Bölüm
Leyla anlıyor onu beğenmedi. Kendisini beğenmedi. Ardından diyor ki acaba belakattı mı konuşuyor? Böyle şiir gibi mi konuşuyor? Sesi, terenimi nasıl gibisinden. Leyla sen misin? Nesnevi de geçer bu hikaye. Leyla sen misin deyince Leyla’nın verdiği cevap muhteşem. Leyla benim ama diyor sen de Mecnun’un gözü yok. Leyla hep Leyla ama bizde Mecnun gözü yok. Bizde Mecnun gözü olmayınca biz Leyla’nın eksiğinin kusurunu görüyoruz hep. Diyoruz ki Leyla’nın yanakları al olsaydı, dudakları pembe olsaydı, gözleri yeşil mağru olsaydı, saçları altın sarısı veya kömür karası olsaydı kendimizce bizim bir Leyla profilimiz var. Biz o Leyla profilini istiyoruz. Bize gelen Leyla’yı değil. Bu yüzden burada akıl bize bir Leyla profili çizdiriyor.
Ve Leyla profili aslında bizim bu noktada kührümüz oluyor. Biz Leyla’yı, gelen Leyla’yı, sen Leyla’sın deyip sevme noktasında değiliz. Öyle olunca volant kayışını atamıyoruz biz. bu ikili ilişkilerimizde de aynı, mürid mürşid ilişkilerinde de aynı, kul Allâh ilişkilerinde de aynı. Volant kayışını atamamışız. Cenâb-ı Hak neden bunu böyle haram etti? Volant kayışını atmamış. Allâh neden bizim namaz kılmamızı istiyor? Volant kayışını atmamış. Allâh bizi neden yaratmış? Volant kayışını atmamış O. Hocam neden Kur’ân’ı indirmiş bize? Volant kayışı artık değil O’nun. Hocam peygamberi neden tabi olmalıyız? Volant kayışı artık değil O’nun. Bakın, Hocam neden zina haram olmuş? Volant kayışı artık değil.
Hocam başörtüsü farz mı? Volant kayışı artık değil. Hocam namaz kılmak zorunlamayız. Volant kayışı artık değil bakın. Kul Allâh ilişkisinde volant kayışı artık değil. Tabi biz ona dönüyoruz böyle hayretle bakıyoruz. bu nasıl bir sorun? Sûfî de çünkü bunların hiç sorunlaması lazım. Volant kayışı artık değil ama bize tuhaf geliyor. Aynı şekilde Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerine dönüyorum. Peygamber’e tabi olmak zorunda mıyız? Volant kayışı artık değil. Biz hadislerimizin hepsi sahih mi? Volant kayışı artık değil. Neden çok eğlerek yaptık? Volant kayışı artık değil. Bak volant kayışı artık değil O’nun. Aynı şey ikili ilişkilerde. Kadın erkeğe söylüyor. Ne kadar maaş alıyorsun?
Volant kayışı artık değil. Ev senin mi? Volant kayışı artık değil. Kimin dairesinde yaşıyorsun? Volant kayışı artık değil. Erkek kıza soruyor. Babanın mesleğine volant kayışı artık değil. Sana ne kadar daire bırakacak? Volant kayışı artık değil. Ne kadar maaş alıyorsun? Volant kayışı artık değil. Mürit mürşid ilişkilerinde. Size şehri kim verdi? Volant kayışı artık değil. Siz şeh misiniz? Volant kayışı artık değil. Öyle misiniz böyle misiniz? Volant kayışı artık değil. Yanındakine soruyor. Arkadaşına soruyor. İşin ne? Aşınlığı ne yapıyor? Ne ediyor? Volant kayışı artık değil. Volant kayışı artık değil. Bu hayat nasıl yaşadı bunu bilmiyorum. Bana bunu soruyorlar. Ben bu hayatı bilmiyorum. Ben evlenecek oldum.
16. Bölüm
Kadın ne maaş alıyorsun dese Allâh yoluna çekilsin der. Bana ne yapıyor dese, güle güle, maa selam, Allâh’a emanet ol dedim çıkartmışım seni. Aa, ne yaptın? Volant kayışı artık değil. Aynı şey, erkekte kıza bakıyor bana. Volant kayışı artık değil. Bir şey sorulan soruyor. Harika. Yol mu? Evet. Allâh yolunuza çıkarsın. Aman gelin siz. Size duaf gelirdi de bak evlenen adam arkada, Hüseyin var bak orada. Hüseyin kalk bakayım ona, görsün nasıl. Bu benim, Hüseyin otobüs. Hüseyin yanımızda çalışıyordu bizim. Beraber çalışıyordu. Bizim yanımızda çalışan kızlardan birisi bizim. Mehmet Kuyucu’nun kızını buna söylemiş demişlerdi. Hüseyin’in yanımızda çalışıyordu bizim. Hüseyin’in yanımızda çalışıyordu bizim.
Benim yanımızda çalışan kızlardan birisi bizim. Mehmet Kuyucu’nun kızını buna söylemiş demişlerdi. Hüseyin abi sen ne kız arıyorsun? Demiş, Hacı abinin dayısının oğlunun kızı var İzmir’de. Ben bunda kaldım. Çok hoşuma gitti. Bundan evlen istersen demiş. Neyse bana çıtlattılar. Hüseyin, iyi düşündün mü dedim ben? Düşündüm. Doğru bir baktım. Ben bir telefonuma baktım. Çünkü karşımdaki adamım da volantı kayışıyor. Bana yakın olacak olanın volantı kayışı olmayacak. Sıkılırım ben. Sıkılırım açık söyledim. Dedim hadi git bak. Benim dilimin uykuna kadar gidiyor gidiyor geri dönüyor. Bana kaldıracağım telefonu. Hacı Mehmet al getir kızı buraya. Bana evlatılıyor mu? Dedim bir çek bu kadar. Dedim ben şimdi Hacı Mehmet’ten eğer kızından hiç kafamda soru işaret yok.
Dedim bundan sonra işaret. Lan bu çocuk diyor bizim tarzımızı tavrımızı duymuyor şimdi. Patinaj çeker mi? Patinaj çekerse soğururum kendisinden. Dedim ya ben yine makul davranayım ona gitsin diye. Hadi git bak sen bir görüş dedin bana. Gitti bakmaya görüşmeye. Anası babası gitti oradan onlar oturmuşlar. Zaten bir kimsenin volantı kayış olmasa herkese rahat gelir böyle. Ya uçuk gelir ya da gönlü rahat eder orada. İkisinden beri anası babası gitmiş orada oturmuş keyiflerin yerinde. Dedim ki ha bunların da volantı kayışları yok. Çünkü bizimkiler normal değil. Birine o normal geliyorsa orada oturuyorlarsa onların da volantı kayışı yok demektir. Bu gitti. Buna dedim oradan telefon açıyoruz tamam mı tamam.
Dedim beğendin mi beğendin. Oğlum görüşsen konuşsen bir şey varsa görüş konuş diyorum ben. O benim kafamdakini bilmiyor ben teyzemliyim. Ondan sonra o diyor tamam bir sıkıntı yok diyor. Oğlum sıkıntı yok mu? Tekrar görüştüm konuştum yok sıkıntı. İyi ben Hacı Mehmet’i verdim. Hacı Mehmet burada bir sıkıntı yok mu? Sizde bir sıkıntı yok mu? Bizim için önemli bir sanım emrine tabi. Kızı ver bakayım kızı ver. Kızım görüştüm konuştum bir sıkıntı var mı yok. Hacı Mehmet buyur. Abicim dedim bu adam gelecek gidecek ne yapacak dedim. Buyur telaş. Bu adam oraya gelip gidecek dedim dükkanda benim çalışmam lazım. Benim dükkanda çalışacak durumum yok. Ben o kadar dedim dükkanda duracak noktam da yok. Sen emret dedi bana.
17. Bölüm
Senin nikahlarını kıy gönder kızım. Öyle olmadı mı Hüseyin? Öyle olmadı. Size bu şimdi tuhaf geliyor. Var mı kızını böyle evlenecek olan bir kimse? Var mı böyle evlenecek olan erkek? Mübarek olsun evlenme. Kal. Büyük yolda düzelt. Benim evlenmek bir dakika dediğim şey bu. Olan peşinin atıklığı bu. Atık olan peşi. Tamam tamam velahterlin amin bitti iş. Bunu kaç kişi ne kadar yaşam bilmem. Dicekseniz ya başkasına böyle hükmetmek kolay. Yok kendime daim. Bizim Yûnus evlenirken de görüş görüştür. Bir arkadaş dedik ya böyle böyle dedi. Böyle uygun gördüm sen ne dersin? Ben sana bir şey söylemem. Görüşsün kız kendisi karar versin. Görüştüler. Geldi Yûnus. Yûnus tamam mı dedim ben tamam. Bir sıkıntı var mı dedim ben yok dedim.
Peki. Biz bu saatten sonra ne yapalım dedim. Bana ne sorun yok. Bizim için bir sıkıntı yok. Git dedim. Konuş. Kendine güven dedim. Git dedim konuş. Biz bu gece evleriz kızımız. Yûnus kalma. Sen ailemin istediğinin yanında dağın. Yûnus kalmasın ailem. Olan da işaret. Olan da yok. Olan da benziyor. Ktır mı o Yatmayalım. Yatmayalım. Öyle bırak. Sen sevmeye bak. Sevdikçe tanırsın. Sev sen. Ne? Namaz kıldırmış. Kul namaz ne olacak? Kaç sefer kıldırmış? On sefer. On sefer kıldırmış. Yirmi sefer kıldırmış. Yirmi sefer kıldırmış. Ya namaz kılmak zorunda mıyım? Ne zorunda olacağım? Kıl demiş koşa koşa kılarım ya. Bu bir türlü. Muhtelam yok. Bir protipçi diyor. Adam evlenecek protipçiymiş. Kızın saçları sarı olacak.
Gözleri mağru olacak. Boyu bir yetmiş beş olacak. Maaşı düzgün olacak. Çok kül olur. Olmayacak. Çok ince de olmayacak. Çok güzel konuşacak. Harika kelimeler öğretecek. Bunu söyleyen buna söylüyor. Sanki ben de sipariş bir şey yazacağım. Söyledi. Ben böyle baktım. Harika iş dedim ya. Bulduğunda bana da söyle. Ben evleneyim artık. Baktı. Ulan oğlum dedim. Ulan oğlum dedim. Sen fabrikaya sipariş mi veriyorsun? Baktım, hoşuma gitti. Beğendim. Hatta baktım, sevdim. Selâmün aleyküm aleyküm selâm. Ben seni sevdim. Seni de aldım. Nasıl ya? Asla ya. Nasıl? Ben sevdim mi? Ya benimdir ya kara toprağım. Hiç bir yerin değildi. Bittik. Veya sen beni sevdin mi? Sevdin. Harika. Yürü. Oğlan tıkayı şartlık olacak.
Adam ben Allâh’ı sevdim. Ama burası böyle olması. Ulan senin kafana göre Allâh mı öğreteceğiz? Senin kafana göre din mi öğreteceğiz? Senin kafana göre peygamber mi öğreteceğiz? Allâh bu. Peygamber bu. Kitap bu. Beğeniyorsan yürü. Daha orasını burasını cincikli sen Allâh’ı yollayın. Çıkarsana git. Kendi kafana göre bir Allâh buluyorsan bul. Ne uğraşacağız benden? Veya bu. Benden. Veya işte. Sen patlıcan ortalıklarını biliyor musun? Kıza bunu sormuş birisi. Oğlum ne sordun sen dedim bu kıza. Dedim böyle olmadı hiç. Böyle bakıyor bana şimdi. Oğlum ne sordun söyle sen. Ben hayat tecrübesi ederim. Efendim patlıcan ortalıklarını çok seviyorum da dedi. Onu sordu dedi. Allâh iyiliğini versin senin dedi.
18. Bölüm
Başka soracak bir şey bulanmadın mı? Lan sevdiğin patlıcan ortaltması ise git patlıcanı kızar üzerinde kıymaya at. Oldu dedi patlıcan ortaltması. Veya musakka veya et koy üzerinde. Ulan dedim bunu mu sordun kızar? Hem diyor ki ben bu kızı beğendim. Çok hoşuma gitti. Araştırdım soruşturdum. Ben kendime eş olarak seçmeye karar verdim. Sorduğu soruya bak. Patlıcan ortaltması biliyor musun? Çok seviyormuş da. Onu bilmeyen bir kadınla evlenmeyi düşünmüyormuş. Ulan bana başta mı söyleseydin dedim. Hiç kıza söylemedin dedim. Seni beğenmiş bir erkek var evlenmek istiyor diye. Ben kadın olsam öyle bir adamla evlenmeyi hiç düşünmem. Hiç ama. Olan kayışı, atık olanların dostlukları, arkadaşlıkları, evlilikleri, dermişlikleri hepsi de zevkli olur.
Nerede, neye yaşayacağım belli değil. Yûnus dayı söylüyor ki ya eserim geller gibi ya çoşarım senler gibi gel gör beni aç. Neydi? Ya olur Musa çıkarım Turizina ya. Ya olurum Fenerun. Ya gör beni aç. Neydi? Ya olurum İbrahim atılırım ateşlere. Ya olurum Memrun. Ya gör beni aç. Neydi? Sen ne yapıyorsun ya? Bu dergahda bizim etrafımızda olan kayışından gidemezsin. Yok yokuşa geldin. İkinci demiraja basılacak. İkinci fitese atılacak. Böyle gaz verecek. Geç kardeşim onu. Allâh ne verdiyse kapat. Virajlarında lastik yansın arkasından senin kokunu seveceksin. Yürü. Yol yürümek ister. Yol yürümek ister. Tarla sürümek ister. Dükkan düzülmek ister. Kadın erkek sevilmek ister. Çocuk okşanmak ister. Yürü.
Sen niye duruyorsun yerde? Yemek yiyeceksin. Yemek yiyeceksin kardeşim. Yok bir cahilini alacaksın. Kopar at ye. Yemek ye. Tadını çıkar. Lezzetini çıkar. Keyifle gel. Yok yağını ayırayım. Yok tuzunu ayırayım. Lan ye at kendine. Allâh iyiliğini versin senin. Yok. Allâh’a muharek eylesin herkese. Yürü. Hayatı böyle ne bileyim üstürü, köşeli, kareli yaşama nasıl yaşıyorlar insanları ayırt ediyorlar. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri böyle demiş. Tamam doğru ya yürü. Demiştim kardeşim demiş tamam geri kalın fasafü sor bana. Hazır da yürü. Ya sahi mi değil midir? Dinlemiyorum bile seni diyorum ben. Yürü git bak işine. Ya siz böylesiniz. Aklınızı atıyoruz. İyi kardeşim ben aklımı atıyorum.
Sana ne? Sana ne ya? Ben böyle yaşamaktan tatılıyorum, lezzet alıyorum, zevk alıyorum. Sana ne? Allâh muhafaza eylesin. Siz kendinizi volant kıyışınız var olduğunuzu zannetmeyin siz onu. Zandan itibar itibar. Burada benim yanımda volant kıyışı benim etrafımda volant kıyışı adam olmayan insan sabredemez dayanamaz. Duramaz benim yanımda. O zorladığınız zannediyorlar. Benim tarzım, tavrım, hayatım mı? Ben birini volant kıyışına attıracağım diye zorlamıyorum. Ben hayatımı yaşıyorum. Ya sakın ha öyle bir şey düşünmeyin. Ben ne isem oyunum. İçimdekini döküyorum ben. Dövcem dövcem, sevecem, sevecem, dövülcem, dövülcem, sevecem, sevecem. Bir sıkıntı yok. Ha buradaki arkadaşlar beni beğenecekler de yok kabul edecekler de öyle bir derdim yok ya.
19. Bölüm
Allâh yolunu açık etsin herkese. Kapı açık gelene de gidene de. Hayatım boyunca. Hayatım boyunca gelene de gidene de kapı açık. Gittiyse derim ki hiç sevmemiş beni. Gidenin peşinden hiç bakmam. Giden benden değil. Giden benim değildir. Bu para olur, bu ara da olur, bu kat olur, yat olur, derviş olur, hatun olur, çocuk olur, ana olur, baba olur. Kim olursa olsun. Kapıdan dışarı gitti mi maa selam. Benden değilmiş Allâh yolunu açık etsin. Gelmiş benden. Benden gidiyorum. Benden değilmiş Allâh yolunu açık etsin. Dönüp bakmam bile. Hayatım boyunca. Hayatım boyunca. Derim ki ya beni sevmemiş ya ben onu sevmemişim. Gittiyse ben onu sevmemişim. O yüzden gitmişlerim içimden. Mustafa’yız bak kabahat seni sev seni gitmez derim.
Çekelim, çekelim. Bunu kendi üzerime al. Olan yaşadık, yaşadık. Dünyanın en lezzetli şeyi. Buraya mecbur olduğumdan geldi değil mi? Sevdiğimden geldi. Şu anda mecburiyetimden durmuyorum. Sevdiğimden duruyorum. Canımı istediğimde çekeceğim, gideceğim. Arkamdan millet ağlıyormuş, gülüyormuş. Bakmayacaklar. Kendimce kendi hayatımı yaşıyorum. Kendimce. Yaptığımın doğru olmadan, yaptığımın yanlış olmadan inandığım müddetçe yürüyor. Hayatımda çok böyle inceyle içip dokuyarak ben yaşamayacağım. Yaşayamıyorum. Daraltı geliyor. Daraltı geliyor. Yemeyeceğim, yemeyeceğim. Şeyhimden de icazeti aldım ben. Mustafa Efendi oğlum canının istediğinde yiyeceğim istemeyince yemiyor. Canın istediğinde uyuyor. Canın istediğinde uyuyor.
Canın istediği yere git, canın istediğinde çık gitme. Dedim bu efendim tam 46’lık. He he 46’lık dedi. Hayat öyle güzel. Hayat öyle tatlı. O yüzden hocam volantika işinin takılı nasıl yaşanı bilmiyor. Akılla hesap ederekten insan nasıl yaşar bilmiyor. Yaşayamadık. O tıp bir yaşantı aşina değil. Bilmediğim yerlerde. O yüzden volantika işe her daim atık olduğundan volantika işe nasıl atılır onu da bilmiyor. İnsan ayıklığı bilsen sarhoşluğu nasıl olduğunu bilecek. Bu genişten sarhoşlarsa insan ayıklığı hiç bilmiyorsa ve hiç ayıramıyorsa onu ayıklıktan bahsetmek biraz zor. Ona sarhoşluktan bahsetmek de zor. Sarhoş adamın sarhoşluk anlatılır mı? Varkak ki insanlar hayatlarını bildireceğim bir sistem üzerinden kuracaklar.
Bu biraz kaosik bir durum gibi görünüyor. Volantika yaşatık ama ne bileyim o kaoslulda bir dizem var. Selamun aleyküm. Hakkınız eyvallâh. Geceniz hayırlısı. Bana bir soru varmış. Kur’ân oturmurken hadîs dinlenirken oturma adabı var mıdır? Üç tane oturma adabı var. Birincisi böyle iki dizinin üzerinde ellerini koyarak oturma. Hadislerini çekmek böyle bir dizini çekip böyle oturmak. Görüyor musunuz değil mi? Saat dizini yukarı doğru çekip oturmak. Bir de bağdaş kur. Bu da bağdaş kurma. Bu üç oturma şeklisi. Selamun aleyküm. Allâh’a emanet olun. Hakkınızın eyvallâh. Geceniz hayırlısı.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Nefs, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Sabır, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı