Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

450. Dergah Sohbeti – Ümmete Kılıç Çekmek, Fırkaların Bölünmesi ve Zikrullah Adabı

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 450. Dergah Sohbeti – Ümmete Kılıç Çekmek, Fırkaların…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Umuduklarımıza nail eylesin. Korktuklarımıza hırsı muhafaza eylesin inşâAllah. İbn-i Ömer radıyallâhu anh rivayetle cehennemin yedi kapısı vardır. Bunlardan birisi ümmetime karşı kılıç çekenlere mahsustur. Buhari tirmizi, Ahmet bin Hanbel Hakimi tirmizi, Gazâlî kalplerin keşfi sayfa 393. Hadîs-i şerifte buyrulan tehlikeden Müslümanların içine düşmemesi için nelere dikkat etmeli? İki Müslüman topluluğu ne gibi durumlarda birbirine kılıç çekebilir? Bunun ölçüsü ve toplumun uyuması ne gibi şartlarda muteber olur? Kılıç çekmeden mana neler olabilir?

Ümmetimden iki grup birbirleriyle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. İki grup birbirine kılıç çekip birbirlerini öldürmedikçe kıyamet kopmaz. Ahir zamanda öyle bir zaman gelecek ki insanlar toplu bir şekilde birbirlerini öldürecekler. Ondan sonra kıyameti bekleyin. Buna benzer birçok hadîs-i şerif var. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri yine başka bir hadîs-i şerifte Cenâb-ı Hak’a münacaat eder. Ümmetin fırkaya bölünmemesi için. Hadîs-i kudreti de denir bu tehir edildi. O zaman Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ümmetim 73 fırkaya bölünecek. Birisi fırkayı dalledir, 72’si fırkayı dalle, birisi hidayetidir der. Demek ki ümmet bu noktada ne yazık ki fırkalara bölünecek.

Ama Adem aleyhisselamdan itibaren bütün ümmetlerin ve insanların en büyük handikapı fırkalara bölünmektir. Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerim’e sımsık yapışın derken insanlar kendi heva ve heveslerini, kendi nefslerinden gelen duygu ve düşüncelerini din olarak birbirlerine dayatıp veya dinin içerisinde böyle bir din olugusu oluşturup ne yazık ki fırkalara bölünmüşler. Ve insanlar dinin üzerinde, dinin üzerinde, dindarlığın üzerinde kıyametler koparmışlar. Ve gün geçmiş, devran dönmüş, yine mesele Hazreti Resûlullâh’a sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerine tevdi edilince peygamberlik aynı Hazreti Muhammed Mustafa’da geçmiş ümmetlerin hastalıklarını kendi ümmetine de aktarmış, uyarmış. Tabi uyaran Kur’ân-ı Kerim geçmiş ümmetlerden bize çok örnekler getirir.

Birbirleriyle kıyasaya, dövüşen, sövüşen, ihtilafa, ihtilaf çıkaran, bu noktada ihtilaflarının neticesinde birbirleriyle din savaşı yapan Kur’ân-ı Kerim’de nice ümmetlerle alakalı. Bu noktada bize anlattığı hikayeler, bize anlattığı, söylediği geçmiş ümmetlerden meseleler vardır. Tabi Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinden sonra hemen hemen ihtilaflar başlandı diye bilinir. Daha henüz mübarek naaşları gömülmeden ümmetin içerisinde kim devlet başkanı olacak tartışması başlamıştır. İnsanoğlu nefis taşır. Nefis taşıdığı için herkes kendince yönetimeye aday olurlar. Bir kimse yönetimeye aday kendisini görürse o kendince kendi dairesinde nefsine uymuştur. Ben daha iyi yöneterim, ben daha iyi yaparım diyen kimse kendince nefsine uymuştur.


2. Bölüm

Ama o yönetmenin, o yarı ilaheli tadını alan bir kimse kendini buradan bir türlü sığıltıramaz. Büyük bir nefis terbiyesi gerekir. O nefis terbiyesi, mesela Hazret-i Ali radıyallâhu anh Hazretleri halife seçimlerinde evinden hiç dışarı çıkmazdı. Enteresan bir duruştur. o fitne zamanlarında ayakta duran, oturan zararlı ya ayakta duran, oturandan daha zararlı, yürüyen ayakta durandan zararlı veya karlı olaraktan koşandan yürüyen karlı. Bu noktadan hareket edip halife seçimlerinde Hazret-i Osmân radıyallâhu anh Hazretlerine sonra da bu aynı şekilde evinde bekler, evinde beklediği zaman onun normalde halife seçtiklerini ilan ederler. Normalde bu tabii büyük bir erdemliliktir. Bu noktada insanlar böyle bir şey söz konusu olunca etrafında üç kişi, beş kişi, on kişi, yirmi kişi, elli kişi toplayanlar ne yazık ki bulundukları ama siyasi ama dini topluluktan ayrılık şarkıları söyleyip ayrılık terenleri okuyup böylece nefislerine uyma ve bununla kalsalar iyi.

Ondan sonra ayrıldıkları grupla savaşma, ayrıldıkları gruba ku-tu-kaka ilan etme ve bununla da kalsalar iyi. Ondan sonra onunla ta birbirlerine kılıç çekinceye kadar mücadele etme yoluna gidiyorlar. Bu tabii normalde bir siyasi yapılanmanın içerisinde veyahut da bir dünya yapılanmanın içerisinde bunu hoş görmek. Hadi bir şekilde bu mümkün hoş görmek şu manada bu bunlara yakışır. Bir kimse dünyevi mal mülk için kardeşler birbirlerine kıyasaya savaşırlar, mücadele ederler, dövüşürler, küsüşürler ya bu dünya malı için onlara uygundur veya siyasiler yönetmek için birbirleriyle aşırı derecede birbirleriyle dövüşürler, sövüşürler, savaşırlar. Bu insanlar bir siyasetçiler için veyahut da siyasi bir organizasyon için bunların biz kendi içlerinde heva ve heves noktasında durduklarından dolayı normal karşılanabilir.

Ama söz konusu olan din olunca ve dindarlar bunu yapınca bu en büyük handikap, bu en büyük sıkıntı. Toplumun bir ve beraberliğini muhafaza edecek olan toplumun bu noktada atar damarlarını kontrol edip atar damarlarını ritmik bir şekilde çalışmasını sağlayacak olan din olunca, dindarlar olunca ve din ve bu dini yaşayan dindarlar bunu kendi dairesinde bir nefis mücadelesi vermeden birbirleriyle ayrışıp birbirlerine kılıç çekince sıkıntının büyüğü burada kaynaklanıyor. Bu sıkıntının en büyüğü. tuz kokunca ne yapacak demişler ya büyükler. Tuz kokunca söyleyecek bir şey yok. Bu noktada dindarlar kokuşunca toplumun geri kalanına söyleyecek bir şey yok. Dindarlar birbirleriyle sövüştükleri, dövüştükleri müddetçe toplumun geri kalanına ne diyeceksin ki?

Cahiller bunu yapar, cahildir. Zalimler bunu yapar, zalimdir. Hainler bunu yapar, haindir. Bir edeb terbiye görmeyen insanlar bunu yapar. Normaldir o. Neden? Bunun terbiyesini, edebini görmedi çünkü. Ama dindar topluluklar bunu yapınca artık bunun söylenecek bir sözü kalmıyor. Ve ne yazık ki son 150 yıldan beri, 200 yıldan beri İslam dünyası için mezhep ve meşrep çatışmaları Osmanlı’dan sonra daha da körüklendi. Osmanlı’dan sonra iki yakası bir araya gelmiyor. Bunun sebebi birinci derecede Müslümanların kendileri. Müslümanlar, müminler bu noktada kendilerini yetiştirmekten uzaklar. Kendilerini, cemaatlerini, cemiyetlerini, topluluklarını, tarikatlarını Kur’ân ve sünnet ölçüsünde, Kur’ân ve sünnet desturlarını yetiştirmekten uzaklar.


3. Bölüm

Herkes kendi cemaatinin, kendi tarikatını, kendi şeyhinin öğretisini vermeye çalışınca veya herkes kendince kendi tarikatının, şeyhinin öğretisi sanıyla, şeyhlerinin veyahut da cemaat liderlerinin heva ve heveslerini din kabul edince, ne yazık ki bu işin içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Bir kimse kendi şeyhinin veyahut da kendi bu noktada imamının, cemaat liderinin Kur’ân ve sünnetten alınmamış bir ölçüğü, heva ve hevesten, nefsinden çıkan bir ölçüğü din noktasında algılayıp kendisine öyle istihdam edince artık onun önünde siz duramazsınız. Çünkü o kendince şöyle diyecektir. benim imamım, benim hocam doğru söylüyor, bu böyledir. Hakkında âyet veya hadîs olup olmaması önemli değildir. o ona bir isim koymuştur, o ona bir isim koyduysa, o da devamlı o isimde onu hitap edecektir.

Veyahut da devamlı ona saldıracaktır. O saldırılması gereken bir hedef koymuştur. Saldırılması gereken bir hedef, Lâ ilâhe illâllah Muhammeden Resûlullâh diyen bir kimsedir ve insanlar ona hızla saldırmaya başlarlar. İşin en enteresan noktası küçücük gruplardan, kitlelerden, topluluklardan, iki üç kişiden tutun, büyük kitlelere kadar böyle bir cahil cehalet, böyle bir cahillik, böyle bir açmaz ve aymazlık var. Bunun böyle önüne geçebilmek için ne yapmak lazım? Gerçekten kendince kendi dairemde diyorum ki ya bunlara nasıl anlatılır acaba diyorum. Ya bir de işin enteresan noktası dini gruplara, dini cemaatlere, dini tarikatlara bir doğruyu anlatmak, bilmeyene anlatmaktan daha zor. O çünkü biliyorum diyor.

Bu işin en acı tarafı. zaman zaman bu tip böyle farklı cemaatlerden, tarikatlardan böyle abi dedikleri, zakir dedikleri, halife dedikleri kimselerle zaman zaman görüşmelerimiz oluyor. Çok basit bir hadîs-i şerif söylüyorsunuz. Adam hadîs-i şerifi neredeyse reddedecek. bu hadisi nereden buldun geldin sen gibisinden bakıyor şimdi. Diyorum hadisi reddedersen küfre düşeceksin. Sakın hadisi reddetme. O şimdi küfre düşeceksin. Sözüm daha da onu incitiyor. Söylediğime pişman oluyorum. Ya diyorum hadîs-i şerife karşı cephalacak. hadîs-i şerife cephalsa küfür ehli olacak. Ama içinden öylesine söylüyor ki bu hadisi nereden buldun? bazen böyle Twitter’ı takip edenler için diyorum ya Lâ ilâhe illâllah Muhammeden Resûlullâh diyen kimseyle savaşma.

Uyan kendine gel. Karşındaki kimse Lâ ilâhe illâllah Muhammeden Resûlullâh diyor. Sen kılıcının kurşunlu silahını kime döndürdün? Sen diline kime döndürdün? Kime döndürdün dilini ya? En acımasız sözleri kime söylüyorsun? Ne yazık ki bütün Müslümanlarda bu hastalık var. Belki de bizde de var. Allâh bizi affetsin. Bu rahatsızlıktan, bu hastalıktan ümmet-i Muhammed kurtulamıyor. Araya bir fitne sokuyor birileri. Birileri bir şey söylüyor. Boyuna bölünü parçalanıyor. Boyuna bölünü parçalanıyor. bu bölünü parçalanmalar fikri bir zenginlik olsa bunu alkışlayacağız. Bunu teşvik etmiş din. Fikri zenginlikleri teşvik etmiş. İştahat eden yanılırsa bir sevap alır. İştahat eden iştahatında isabet ederse iki sevap alır.


4. Bölüm

Bu bir fikri zenginlik olması gerekir. Bu bir ayrılık noktası olmaması, birbirleriyle savaşma noktası, birbirlerine silah çekme noktası olmaması gerekir. Ama İslam dünyası ne yazık ki böyle. kocaman bir savaş bekleniyordu. Şii, Sünni savaşı. Bunu gerçekleştiremediler. Küçük küçük kocaman savaşı yaptırıyorlar. Irak’ta şu anda, Suriye’de bir tarafta Sünniler savaşıyor, bir tarafta Şia savaşıyor. Yerel grupların arkasında uluslararası güçler var. Aynı şey Türkiye’de var. bir tarafta PKK var, bir tarafta devlet var. Bir tarafta cemaat var, bir tarafta hükümet var. Savaşıyorlar acımasızca. Sakın burada cemaat hükümet çatışmasında kılıç çekilmiyor demeyin. Örtülü kılıçlar da çekiliyor. Örtülü kılıçlar çekiliyor.

Şimdi örnekleyelim. Biz topluluk olarak hükümetle devletle savaşabilecek, çatışabilecek bir nokta daha mıyız? Değiliz. Türkiye’deki hiçbir İslam’ın kurum, kuruluş, cemaat, parti, hükümetle devletle savaşabilecek gücü bulamamıştır kendisinde. 28 Şubat bunun apaçık örneğidir. Bir düdük herkes evine gitti 28 Şubat’ta. Bakın bir düdük herkes evine gitti. Bunu şu anda kıyasaya çatışan cemaatle dahil. Heyetler halinde gittiler 28 Şubatçılara dediler ki isterseniz okulları size devre edebiliriz. Başörtü yasağını hemen kabullendiler dediler ki kız çocuklarının hepsine de bunları saklamaya gizlemeye gerek yok. Eleştirmek için söylemiyorum bunları. Yapılan gelinen yolu anlatıyorum. Dediler ki başörtüsü yasak, açılacak açtılar. böyle bir çatışma ortamına girmek mümkün değil.

Hiçbir şekilde. Ama aynı cemaat şimdi kıyasaya savaşıyor. Kıyasaya savaşıyorsa o zaman şöyle bir şey düşünüyoruz. Ha o gün için elinde belli bir güç yoktu. Şimdi güç var. Devletin elinde silahlı güç de var. Devletle silahlı güçle silahsız bir kimsenin savaşması mümkün mü? Değil. O zaman örtülü olarak silahlı bir şekilde de savaşıyorlardır. Bu aynı şey. PKK devlet arasında PKK’nın elinde silah var. Adamlar hatta dediler ki normal bütün vatandaşlar da silahlansın kandilden. Ardından 3 gün sonra da HDP’nin başkanı dedi. Milletimiz silahlanmalı ve kendini muhafaza etmeli, korumalı kime karşı? İstanbul’da bir PKK’lı silahlanacak kime karşı? Bursa’daki bir Kürt silahlanacak kime karşı? İzmir’deki bir Kürt silahlanacak kime karşı?

Cemaate bir sürü Kürt kardeşimiz var. Silahlanacaklar kime karşı? Bu silah kime? Bu ülkenin dört tarafında Kürt kardeşlerimiz var. Kürtler var. Silahlanacaklar kime karşı? Trabzon, Karadeniz bölgesinde bir sürü Kürt var. Ege bölgesinde bir sürü Kürt var. İstanbul’da bir sürü Kürt var. Sonuçta Türkiye’de Kürt olan da olmayan da yüzde 13 oy almış. Bu Kürtler veya HDP’ye oy atanlar kime karşı ülkede silahlanacaklar? Bunu kimse sorgulamıyor. Bu ateş, bu yangın, bu ateş nereye gidecek? Bunu kimse sorgulamıyor. iki topluluk birbirine kılıç çekecek. Ortalığı yangın yerine döndürmek istiyorlar. O zaman Mümin, Müslüman olan kimse Hadîs-i Şerif’te diyor ki Müslüman o kimsedir ki dilinden diğer Müslümanlar emindirler.


5. Bölüm

Mümin o kimsedir ki elimden. Diğer Müminler emindirler. O zaman bizim dilimizden ve elimizden diğer Müslümanlar ve Müminler emin olacaklar. Dilde bir kılıçtır. Hadîs-i Şerif’te Mekke’nin fethinde Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri daha önce müşrik olan şair Mekke’lileri hicveden, Mekke’lileri hicveden şiirler okumaya başlayınca Hz. Ömer radıyallâhu anh Hazretleri sen nasıl şeytanın sesisin, nasıl böyle şiir okursun dediğinde Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bunu da şiire karşı olanlara bir cevabi niyet etmiştir. Hadîs-i Şerif’te hadîs-i şerif olsun, olay olsun. bir kısımları şiire karşı ya, şiir okunmasına dinlenmesine karşı olanlar var. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri kütübü sildede geçer bu, kütübü sildeden okuyabilirsiniz.

Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Hz. Ömer efendimizi durdurur, dur ya Ömer. Onun söylediği sözler senin mızrağından daha etkilidir müşrikler içinde. Demek ki dil öylesine kuvvetlidir ki bazen kılıçtan daha keskin, kılıçtan daha etkilidir. O zaman Müslüman kimselere karşı dilimizi muhafaza edeceğiz, koruyacağız. O da bir kılıç çekmektir. O dilin kılıcıdır, gözün kılıcı vardır. Müslüman kimseye sert bakmak, caiz görülmemiştir. Bir Müslümana siz sert bir şekilde bakamazsınız. Sert bir şekilde bir Müslümana bakmak bütün ulema tarafından caiz görülmemiştir. O zaman bakışta nedir? Bir kılıçtır. Siz birisine bir bakışta tahrik edersiniz, bir bakışta tahrik ettiğinizde o sizinle kavga etmeye çalışır.

O zaman etrafınıza bu noktada kardeşlerinize sert bakmamaya gayret edin. Buradan da şunu çıkarmayın. Hay biz yumuşak bakacağız. Bayanlar erkeklere, erkekler bayanlara yumuşak bakacağız diye uğraşmasın. Bayanlar erkeklerle konuşurlarken vakarlı, erkekler bayanlarla konuşurlarken vakarlı, gevşemeden, yumuşamadan görüşüp konuşacaklar. Bir şey alacaksa, alışveriş edecekse, herhangi bir meselede zorunluluk varsa, konuşması gerekiyorsa vakarlı bir şekilde, tegannili konuşmadan, gevşemeden, kelimeleri cümleleri yaymadan, harfleri ve sesi işyelendirmeden konuşacak. Ama bir kardeşine karşı ne yapacak? Müşrik olacak, yumuşak olacak. Bu noktada bakışı da, görüşü de, konuşması da yumuşak olacak. O zaman kılıçla vuruşma noktasına dil de girer mi?

Evet. Fikir de girer mi? Evet. Siz bir yazı kalemi alırsınız, o yazı kalemi aldığınızda karşı taraftaki veya yanınızdaki veya etrafınızdaki insanları rencide edebilirsiniz. O zaman dilimiz de ne olacak? Mümin kardeşlerimize karşı müşrik ve yumuşak olacak, yazılarımız da müşrik ve yumuşak olacak. Kılıç haline gelmeyecek. Yazılarımız kime kılıç haline gelecek? Münafıklara karşı, kafirlere karşı, müşriklere karşı, mürtetlere karşı, haramlara karşı. Kalemimiz de, dilimiz de, gözümüz de ne olacak? Sert olacak. Ve böylece de biz kardeş katli yapanlardan olmayacağız. Silahımızı kendi kardeşlerimize çekmeyeceğiz. Silahımızı kalkıp da polise, askere, sivil vatandaşlara çekmeyeceğiz. Kim eline silahı alırsa, o suçludur.


6. Bölüm

Ve kim önce silahını davranırsa, o iki katildir der hadîs-i şerifte. Kim silahı önce davrandıysa, o iki katildir. Davranmayacak hiç kimse. İki katildir. PKK gitti, iki tane polisi uyurken enselerine vurdu. Bundan sonraki bütün sorumluluk ona ait. Bunun gibi. Sen eline silahını atmaya kalktın, silahın görünüyor. Silahın var olduğu belli. Mesela korkutmak için silahın varmış gibi davransan, o adam çekse vursa seni, sen korkutmak için eline silahını atıyormuş gibi davranmaktan dolayı iki katilsin. İslam fıkıhı. Sen eline silah aldın, senden önce o da kalktı vurdu seni. İki katilsin. Elini silahı atan iki katil. Elini silahı atmak yok İslam’da. Ne zaman var? Karşıdaki kimse elini silahı atarsa, sen ondan önce davranıp onu vurabilirsin.

Bu nefsimi kafa. Katil falan değilsin değil mi? O kimse elinde silahla geldi dükkanına, evine senin, sen çektin vurdun. Sen katil değilsin. Eline silahla gelen iki katil. İslam’da çünkü anarşi yoktur. Siz elinde silahı, tankı, tüfeği olan bir devlete karşı silahsız bu şekilde savaşamazsınız. Teblih edersiniz, nasihat edersiniz, hicret edersiniz. Teblih ve nasihat ile mücadele edersiniz. Yoldur bunların hepsi de İslamidir. Ama birisi gelip seni silahlandırıyorsa orada bil ki bu işin içerisinde İslami olmayan unsurlar girdi. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden Müslüman topluluklar ancak birisi birinin canına kıymaya kalkıyorsa o zaman kendini muhafaza etme, koruma noktasında ne yapar? Ona aynı ile cevap verir, misli ile değil.

Müslüman topluluklar. Mümin olanlar. Şimdi geçen gün birisi göndermiş bana böyle bir şey. devletin PKK’ya böyle ağır, ne demiş o? Bir şey var ya söz. Fazla güç kullanmakla alakalı. Orantısız güç kullanmasını onaylıyor musunuz diye. Ben de yazdım. Dedim sivil insanların, polisin, askerin öldürülmesine, şehit edilmesine onaylıyor musunuz dedim. Cevap gelmedi. Bunu onaylıyor musunuz? Cevap yok. Müslüman bir kimse birisi ona silahını çekerse kendini koruma açısından ona silah çeker. Allâh bizi affeylesin. Bir sohbetinize zikrullah alışkanlıksa o kişi üzerinde tecelliyatı olmaz. Sûfîlik, zikir, matik gibi oturup günde 70 bin tehdit çekmek değildir. Zikrullah, namaz gibi ibadetler duygu olmadan yapılınca alışkanlık oluyor.

Alışkanlık olunca da insan kendini yenileyemiyor. Fikriyat olarak bir kimsenin kendini yenilemesi, tevhid ve iman hakikatlerini görmesidir. Kişi fikriyat noktasında kendini yenileyemezse, fiiliyat noktasında yenilemeyecektir. Bu durumdan akılla, yola başlayan ve ibadetleri görev olarak yapan bir kişinin anlattığınız yenilenmeye ulaşma ihtimali var mıdır? Herkesin bu meseleyi kendisinin yenilemeye ulaşma ihtimali vardır. Gönül arzu eder ki Müslümanların hepsi de kendilerini yenilesinler, bütün her şeyde tahkik ehli olsunlar. Hatta tahkikin de üzerine çıkıp hakikat ehli olsunlar. Sufiliğin bu noktadaki hedefi insanın hakikat ehli olmasıdır. Tahkikin de üstüne çıkmasıdır, arif olmasıdır. Sufiler arif olmayı hedeflerler.


7. Bölüm

Sûfîlik yolu arif olma yoludur. O yüzden sûfîler de başlangıç olarak taklitle başlarlar. Bu hepimizin için geçerlidir. Biz taklit ederiz önce hep beraber. Zikrullah’ta da taklit ederiz. Yanımızdakini taklit ederiz. Zakirimizi taklit ederiz. Taklit ederiz. Onun yaptığı gibi yaparız. Onun bu noktada zikrullahı yaptığı gibi yaparız. Bu sünnet-i resûlullâh haykırı değildir. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ibadetleri benden gördüğünüz gibi yapınız demiş. Bu noktada o yüzden normalde taşrada veya taşra denir ya merkezin dışında olan yerlere. Bizde böyle bir merkez algısının da oluşmasını istemiyorum bizim topluluğumuzda, dergamızda. Her yer merkezdir kendi dairesinde. O yüzden böyle merkezde şöyle olmasının noktası değil bu mesele.

Allâh muhafaza eylesin. Öyle bir merkeziyetçilik de insanların nefislerine vurur çünkü. Onu gördük daha önceden. Allâh muhafaza eylesin. Bu noktada kardeşler arkadaşlar genel olarak başlarındaki zakir kardeşleri taklit ederler. Öyle yapmaları gerekir zaten. Ona tabi olurlar. Öyle yapmaları gerekir. Onların sevk ve idaresini kabul ederler. Doğrudur. Öyle yapmaları gerekir. Ama onu şeyh gibi sevmezler. Ona şeyh gibi bağlanmazlar. Ona şeyh gibi tabi olmazlar. Ve hatta onu böyle şeyhin yerine koymazlar. Bu kardeşlerin yolunu keser bu sefer. Kardeşler muhabbetlerini bu noktada üstadlarından ayırmayacaklar. Ama kendi bulundukları yerlerde de ve hatta bu her yer için geçerli. Bursa’da da geçerli. Tekke’deki semazen oradaki mutruban Adnan kardeşe uyacak.

Ben şeyhime bakarım. Ben seni dinlemem. Böyle bir hiyaraş yok ta savurta. Böyle bir şey yok. Ama bazen zaman zaman bilmeyen yerlerde bunu bende karşılaşıyorum. Bir şey söylüyorsun bunu böyle yapın diyorsun. Bilmediğinden ben bilmemezliğini veriyorum. Bir abimize danışalım diyorlar. Bu bilmediklerinden, yeni yapılandıklarından, yeni olduklarından. Bunu böyle bir daha söylediğinde gene yapıyorsan zaman işin içerisinde başka bir şey giriyor. Burada sıkıntı var. Tabi öğrenmede de öğretilmede de zaman zaman bu tip eksiklikler, yanlışlıklar olabilir. Bunları ben gözümde çok büyütecek bir kimse de değilim. Bu da farklı bir şey. Bu her yerde de olur. Bu şuna benzer biraz daha. İbrahim Aleyhisselâm ilk defa mağaradan dışarı çıktı.

Baktı ki bir rivayet Sirius yıldızıdır. Yıldızı gördü. Sirius yıldızını görünce dedi ki çok parlak öbür yıldızların içinde. Dedi ki bu ilah olmalı herhalde. Benim ilahım bu olmalı dedi. Ardından ay çıkınca hayır dedi. Bu ondan daha parlak. Benim ilahım bu olmalı. Ardından güneş çıktı. Hiçbirisi de kayboldu. Bu sefer dedi ki hayır benim ilahım bu olmalı dedi. Akşam olunca o batınca da ben batanları sevmem dedi. Bu Sûfî’nin yolu da böyledir. Sûfî kardeş önce mesela oradaki Zakir’ini tanır. Ona bütün veçesini çevirir. Normaldir bu. Normalde bu böyle hor hakir görülmez. Veyahut da bir semazen gelir. Orada semazen başına veçesini döndürür. Doğrudur bu. O çünkü o eğitecek onu. Şeyh Efendi’nin tabiriyle seni gelip general eğitecek değil de diyor.


8. Bölüm

Seni başında onbaşı eğitecek derdi Şeyh Efendi Allâh rahmet eylesin. Gelip seni çavuş eğitecek. Yat kalk sürün diyecek. Ha general sana yat kalk sürün der mi demez derdi. General gelip size yat kalk hiç askerlik yapanlar bilirsiniz der mi demez. Yat kalk sürün diyen dergahın çavuşudur. Hatta manga çavuşu da demez ona. Ya orada bölük çavuşu vardır. Bölük çavuşun içerisinde en kıdemlisi en sertidir. Ona eğitim çavuşluğunu verirler değil mi? O çünkü en sertidir. Yumuşak davranmaz o. Yumuşak davranmayınca ona eğitim çavuşu verirler. O yatırır kaldırır hop atır zımpatır sertlikle pişirir askeri. Öbür türlü pişmez. O çavuş ama orduya asker yetiştirir. Kendine değil. O çavuş bölüğüyle beraber ne olur hemhal olur.

Eğer o çavuş bölüğüyle beraber hemhal olmazsa en umulmadık yerde asker onu dinlemez. Yapar onu da. Bu komple akıl gibi bir şeydir. Bu bir bakmışsın çavuş kalmış meydanda. Aynı şeyi asubaylarda yaşar. O askerle iç içe tatlı sert ve dışı kadife içi demir yumruk gibi olmazsan hiç umulmadık yerde bir bakmışsın bölük seni açığa çıkarmış. Ne anlam Allâh şarkıları söylersin. Yüzbaşının önünde perişan olursun bölük komutanının önünde faşo olursun gidersin sen. Yapar mı yap. Sonra sana intikam alacağım diye uğraş artık. Geçti. Burayı da unutmamakta fayda vardır. O yüzden dergahtaki kardeşler ilk etapta bunun eğitimini verecekler zaten. Eğitimi vermezse olmaz. Bir üstada karşı şöyle davranılır kardeşlerine karşı böyle davranılır.

Aralarında bir sıkıntı varsa sıkıntıları problemleri halletmek çözmek. Birisinin veçesi kendisine iyice yöneldi. Bak kardeş biz sizin abiniziz. Veçenizi üstada yöneldi. Biz burada kardeşiz sakın ha. Veçenizi bu noktada şaşırtmayın karıştırmayın. Ya filanca baba kim baba filanca baba ooo babalar çoğalmış. Bunu ben eskiye döneyim şimdi hiç kimse üzerine alınmasın anlatırım ya. Birisi ödemiş de böyle zikrullah da tuhaf hareketler yapıyor böyle. Allâh rahmet eylesin bizim abi de gitti böyle anlana dayadı okudu onun. O böyle okurken böyle kendinden geçiyor. Ben de görüyorum onu. Bu tabi normalde tevhide okutuyordu. Tevhid bitti Allâh isminde Şeyh Efendi beni çıkardı meydana. Allâh isminde esmayı çektiriyoruz biz.

Normalde esma okunurken adaptır. Orta yere çıkan kimsin zikrullahı yönetmez. Sadece bugünkü dille eski dille nefes verir. O çünkü şeyhin vuruş şeklini en iyi bilendir. Şeyhin vuruş şeklini en iyi bildiğinden oradaki kardeşlere nefes verir. Şeyh Efendi zikrullahı vurdurdu. Allâh’a Allâh’a Allâh Allâh dedi. Onun ortadaki kimse o vuruş şeklini biliyordur. O vuruş şeklini bildiğinden nefes verir cemaatın her tarafına. Allâh’a Allâh’a Allâh Allâh. Ortadaki kimse el kol hareketleri yapmak için çıkmaz ortaya. Nefes vermektir buradaki kasıt. Ve zikrullahın o esnada adabına erkanına bakar. Birisi kollarını indirmiş aşağı. Onu bağlatır. Birisi kollarını böyle yapmış. Onu göbeğini indirir. Birisi dağıtmış kendini.


9. Bölüm

Onu toparlar. Zikrullahın halakanın içerisinde. Çünkü diziplin gerekir zikrullah da. Birisi kopmuş orta yere gelmiş. Onun kavukarı yerine getirtir. Adabı koracak orta yere çıkan kimse. O yüzden orta yere nefes vermeye çıkan Zakir Çavuş kardeşler bu noktada adabı korurlar. Tabi bizim şeyhimiz orada. O abimiz şeyhlik yapıyor ona. Adabı korumuyor. Ben Allâh ismasını şeyh efendi beni çıkardı. Tabi o arkadaş o nefsine bir paye buldu ya. Anından tutulup okundu ya. Yine aynı şeyi yapıyor o. Ben hemen oradan iki kişiye işaret ettim. Atımını arkaya dedim. Hem arkaya attırdım onu. Halakayı bağlattım ben. Bu tabağa arkada böyle karışık kuruşuk sesler çıkarıyor. Duyuyorum ben onu. Attıracağım dışarı. Bir daha dışarı attıracağım.

Çünkü zikrullahın adabını, erkanını bozan bir kimseyi ikaz etmek için bir arka halakaya. Yine ikaz etmek için son halakaya. Yine de adabı erkanı bozuyor. Tuhaf tuhaf sesler çıkarıyor. Tuhaf hareketler yapıyor. Kardeş adabı erkanı bozuyorsun. Adabı erkanı bozduğun için özür dileriz. Zikrullah bitince kadar sen şurada kenarda otur hafi zikrullah yap. Kehri yapma. Yine aynı şeyi yapıyor. Kardeş ben sen buranın dengini bozdun. Allâh muhafaza eylesin. Bu haktır. Zikrullah alakasından bir kimse çıkarılır mı? Bu şekilde olursa çıkarılır. Öbür türlü biz kapıdan gelene sormayız bile kimsin nesin necisin diye. Hiç duydunuz mu gördünüz mü benimle beraber burada 90’dan beri olan arkadaşlar kardeşler var.

Biz kapıdan gelen hiç kimseye sormayız nesin necisin neredensin diye. Burası Hakk’ın kapısı. Burası Hakk’ın alakası. Burası zikrullah alakası. Burada renkti, ırktı, paraydı, buldu, şandı, şöhrettir, makandı, mevkidir. Yok kardeş burada. Yok mezhepti, meşrepti, meslekti. Yok burada. Sen hangi mezhepten olursan o genel kurmay başkanı da olsan geleceksin oturacaksın burada. Gelmezlerdi onlar. Böyle ev ki geldi gelecek oturacak bir yerde. Allâh’ı zikredecek. Burası Allâh’ın zikri alakası. Bu noktada bir sıkıntı yok. Adabı bozdu. O zaman o kimseye gerekirse kapının önüne ne yapılır? Konulur. Allâh muhafaza eylesin. O kardeşi de çıkardım ben dışarı. Sonra oranın zakiri illa ki o kardeşle Şeyh Efendi’yi görüştürmek istiyor.

Şeyh Efendi önce duymamazlıktan geldi. Efendim o kardeşimizin hâlleri var. Bir sizle görüşmek istiyor dedi. Şeyh Efendi benimle konuştu. Ona bakmadı, şey yapmadı. Orada zakirler, çavuşlar, dervişler dikkatli olacaklar. Bir Şeyh’e bir şeyi fazla ısrar edilmez. Senin bilmediğini o biliyordur. Bir yere illa ki götürmek için ısrar edilmez. Bunları hep yaşadık biz. Birisiyle illa ki görüştürmek konuşturmak için ısrar edilmez. Edeben bir sefer söylenir. Efendim böyle bir kardeşimiz var. Sizinle görüşmek istiyor. Bitti. Efendim görüşebilir miyiz? Şu saatte müsait misiniz? Bir şey soracaktım. Müsait misiniz? Ne zaman gelebilirsiniz? Sizi bekliyoruz. Israr yoktur. Bir söyledi. Şeyh Efendi seslenmedi.


10. Bölüm

Bana bir şey dedi. O duymadı zannetti onu. Bir daha söyledi. Böyle baktı ona. Kim dedi? Yine anlamadı o arkadaş. Bir ilk önce bana söylediydi. Bana söyleyince ben dedim ki Hacı abi görüştürme istersen. Bırak dedim ben. O normal değil dedim. Görüştürme dedim. Tabi Mustafa Yüzbağ dinlemek insanın nefsine hep ağır gelir. Herkese. Enteresan bir şeydir o. Ben bilirim onu kendimce. En doğruyu söylesem daha ağır gelir millete. Söyleyiş tarzında mı yanlışlık var ne varsa. Çünkü bazılarına ağır geliyor. Aldı getirdi. Söyledi. onun değişik halleri var diye. Ondan sonra baktı. Ondan sonra zaten yanında oda böyle görüş görüşme demeden aldı çocuğu. Hemen direkt Şeyh Efendi böyle böyle bir bakış vurlattı ki.

Senin şeyhin kim dedi? Ali Baba efendim dedi. Döndü. Bunun şeyhi Ali Baba olmuş oğlum. Benle ne görüştürüyorsun dedi. Ben o havayı hiç unutmuyorum. Buz gibi. Dünya dondu sanki. Bitti. Her taraf buz deryası gibi oldu. Döndü bana. Bir Mustafa Baba olmadın dedi. Olamadık efendim dedim ben. Görüyor musun dedi. Millet baba dolmuş burada dedi. O gün orada kalacaktı. Nereye gidiyoruz dedi. Gidiyoruz efendim dedim ben. Nereye gidiyoruz deyince gidiyoruz dedim ben. Gideceğimiz yer bile hazır değildi o esnada. O gün ödemiş de kalacaktı. Tabii toparlayacağız diye uğraşıyorlar. Toplanmaz. Toplanmaz. Kaldı. Onun sonu yok biliyordu da yok bilmiyordu da bu arkadaş yok acemiydi de değildi de. Geçti. Ya neden geçti?

Onu önceden zakir olan kimse bunun ölçüsünü koyacak. Şeyhi uçurmaya da gerek yok. Bir de bu var. adam şeyhini sahâbe konusunda. Yok imamlarla yarıştırmak. Yok peygamberlerle yarışmak. Bunlar abes. Allâh muhafaza eylesin. Cenâb-ı Hak korusun inşâAllah cümlemizi. Şimdi taklit bütün her yerde olması gerekir. Ardından dervişler tahkike geçecekler. Her yerde olması gerekir. Tahkikten arifliğe geçecekler. Bu işin yolu olması gereken. Ama ben taklit etmem. Ben arifim. Bu haddi aşmak. Ya benim zakim kimmiş ben onunla beraber şey yapmam. Bu haddi aşmak. Ya ben Hüseyin Çavuş’u tanımıyorum ya şeyhimi tanırım. Ya bu haddi aşmak değil mi böyle? Yapma. Ardından bir şerh koymuş oraya. Geliyor bana. Ardından Çavuş böyle dedi.

Git Ardından Çavuş’ta hallettim ben. Şimdi benden böyle bir şey beklemiyorlar ya. O gelecek ben ona diyeceğim. Vay Ardından böyle yaptı demek ama böyle olmasınlar. Yok kardeş ya. Senin işin oradan geçecek. Sebep o orada devamlı. Oranın sevk ve idaresi orada. bunu böyle açık açık konuşayım. Mesela en son bazı kardeşlerin affına sebep Adnan’dır mesela. Açık konuşayım. Adnan dedi ki geldi bu kardeşleri dedi cezasını kaldırırsak dedi. Yine de siz burasınız dedi. Dedim Adnan Hoca senin dediğin şeyin ne o? Merhametin galeyana gelmiş dedim. Kaldık ben öyle deyince. İyi hadi senin dediğin gibi olsun dedim. Bu da lazım. Bakın bu da lazım. Demek ki bunu böyle söylemek şey değil ama demek ki Adnan’ın da bu noktada bir akçesi var.

Ama böyle bir şey yok. Biz yol yürüyoruz hep beraber. Ben Adnan’ı tanımam. Öbürü kide der ben Halit’i tanımam. Öbürü kide der ki ben Hüseyin’i tanımam. Öbürü kide der ki ben Mehmet Ali’yi tanımam. Öbürü kide der ki ben de Barbaros’u tanımam. Ne kadar güzel. Sen de kalkacaksın şimdi acı arkanı tanımam diyecek değil mi mesela? İyi. Kim kimi tanıyacak ki? nefis terbiyesi olacak olan yer değil mi burası? Taklit gerekli. Bu noktada taklit gerekli gibi talim de gerekli. Talimli olan kimse, terbihli olan kimsenin kalbine ilham gelir. Bir kimsede sûfî manada taklit, terbiye, talim yok ise o kimsenin kalbine ilham gelmez. Ariflik olmaz. Siz namazı usulüne uygun kılarsanız namazın sizde manevi bir olur.

Siz orucu usulüne uygun tutarsanız orucun sizde manevi bir ağırlığı olur. Zikrullah’ı usulüne uygun yaparsanız zikrullah sizin için ne olur? Manevi bir ağırlığı olur. Her ibadetin adabı, erkanı vardır. Tuvalete dahi girmenin adabı, erkanı varken İslam’da her ibadetin adabı, erkanı, distri var. Ve bunların hiçbirisi de heva heves değildir. O yüzden taklit de lazım, tahkik de lazım, ardından ariflik lazım inşâAllah. Lâ ilâhe illâllah. Lâ ilâhe illâllah. Fatiha. Âmîn. Destûr ya.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Zikir, Tevhîd, Sünnet, Şeyh, Tekke, Ashâb-ı Kirâm. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı