1. Bölüm
Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayır etsin inşâAllah. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Müslümanlar neden birlik değil? Parçalanmış durumda. Zulüm altında. Müslümanlar ne yazık ki bu acı bir şey. Birlik ve beraberliğini koruyabilmiş vaziyette, devam ettirebilmiş vaziyette değil. Bunun birinci derecede sorumluları yine Müslümanlar. Müslümanların içerisinde birinci derecede sorunu âlim takımı. İkinci derecede sorumlu ehl-i tasavvufu şeyhleri. Üçüncü derecede sorumlu Müslümanların kendileri, halk. Ulema kesimi, iştahat farklılıklarını bir ayrılık olarak nitelendiriyorlar. Ulema bu noktada ümmetin birlik ve beraberliği noktasında durmuyor. Ehl-i tasavvuf olarak nitelendirilen, ehl-i tarikat da bundan nasibini alıyor, onlar da bu noktada sorumlular.
Üçüncü derecede sorumlu olanlar Müslümanların kendileri. Diyeceksiniz ki uluslararası siyasetin uluslararası etkileri, yerel siyasetin etkileri yok mu? Eyvallâh var. Ama eğer bu noktada İslam dünyasında âlimler, şeyhler ve Müslümanlar birlik ve beraberliğini tesis etmiş olsa içlerinden çıkacak olan ama siyasetçiler ama bürokratlar ama ümmetin içerisinde ümmetin başına geçecek olan yöneticiler bu noktada da doğru şeyler yapar. âyet-i kerimede diyor ya siz kendinizi değiştirmedikçe Allâh sizin başınızdakileri değiştirmez. Siz kendinizi değiştirmelisiniz. Ümmet kendi içerisinde kendi parçalanmışlığını kendisi tedavi etmeli. Kendisi birlik ve beraberliğini kurmalı. Ama bu ne yazık ki ümmetin birinci derecede cehaletinden kaynaklanıyor.
Tabii onları bu noktada bırakan muhakkak ki, siyasi, askeri, olgular, baskılar ama bunun açında en önemlisi ümmetin kendi içerisinde duran alimin, uleması böyle söz yetkisi olanlar ve aynı zamanda da ümmetin en önemli dairesi ve noktası konumundaki ehli tasavvuf. Ehli tasavvuf bu noktada ümmetin kalbin iteliğindedir. Ümmetin kalbinde feraset yoksa, ümmetin kalbinde bu noktada ileriye doğru bakış yoksa, rahmet yoksa, bereket yoksa, lütuf yoksa, ikram yoksa ümmete dair birlik ve beraberlik yoksa, bu noktada zahirin kabuğu hükmündeki olan ulema da buna ön ayak oluyorsa ümmet ne yazık ki ifsat olmuş oluyor. Eğer bir kimsenin nasıl bir saatin zembereyi varsa, zemberek bozulursa, saatin ayarı kaçarsa, ümmetin kalbi hükmünde olan ehli tasavvufun ayarı kaçarsa, ümmetin bütün ayarı kaçar.
Bu noktada bu ayar kaçıklığını düzeltecek olan, bir etki edecek olan şey ehli zahir olan ulema takımıdır. Ulema takımının zembereyi bozuksa, ehli tasavvufun da kendi içerisinde zembereyi bozuksa, o zaman ümmetin zembereyi bozulmasından farklı bir şey çıkmaz. Onun bozulması gayet makul olur, onun bozulması gayet malum olur. Ümmetin bozukluğunun bir sebebi bu. O yüzden de ümmetin başındaki siyasetçiler de bozuk, ümmetin başındaki bürokratlar da bozuk, ümmeti idare edenler de bu noktada bozuk. E öyle olunca, bozuk bir yapılanmanın üzerine, bozuk bir bina kurarsınız. Temel bozuksa, üzerindeki bina da bozuk olacaktır. Sizin onun üzerine kaç kat kattığınız önemli değildir. Temeli bozuk olunca küçücük bir sarsıntıda hepsi de yıkılıp gidecektir.
2. Bölüm
Dergahlar da aynıdır. Cemaatler, tarikatlar, cemiyetler, bölgeler, bir küçücük bir topluluk dahi aynıdır. Siz beş kişiyi oluştururken, beş kişinin temel felsefesi Kur’ân ve Sünnet’in anlaşılması ve yaşanması değilse, o toplulukta o beş kişinin içerisinde beş tane çatlak ses çıkacaktır. Ama o topluluk Kur’ân ve Sünnet, o beş kişi Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışır. Buradaki amaç, gaye, maksat Kur’ân ve Sünnet’in anlaşılması ve yaşanması diyorsa, oradan ayrılacak olanlar, oradan ayrılacak olanlar. Sadece ve sadece o Kur’ân ve Sünnet dairesine tahammül edemeyen, kendi heva ve hevesine uyan kimseler olur. Çünkü birisi ona sen yanlış yapıyorsun deyince, onun nefsine ağır gelir, o çeker gider. Ya da bir ayrılık şarkısı söyler.
Bakın, ne yaparmış? Bir ayrılık şarkısı söylermiş. Risale-i Nur Türkiye’de tek miydi? Evet. Bediüzzaman Sayyid-i Nur Hazretlerinden sonra da bir miktar daha, bir müddet daha gitti mi? Gitti. Ama içinden bir kısmı dedi ki, biz siyasete angaja olacağız. Siyasete angaja oldular. Bir kısmı dedi ki, biz yazıcıyız. Bir kısmı dedi ki, biz okuyucuyuz. Bir kısmı dedi ki, biz yeni Asya grubundanız. İçinden bir de Zehra grubu çıktı. Çıkıyor içinden, kol budak sarıyor. Bir taraftan baktığımızda bize zenginlikmiş gibi geliyor bu. Makul karşılıyoruz bunu. Ama birbirleriyle savaşmaya başlayınca, o zaman işin içerisinde şeytanın girdiğini görüyoruz. Hatta birbirlerini nursuzlukla itham etmeye başladıklarında, bu işin içerisinde şeytanın oturduğunu görüyorsunuz.
Bu işin içerisinde şeytanın oturduğunu görüyorsunuz. Bu nereye giderseniz gidin aynıdır. Ama onun içerisindeki insanlar Kur’ân ve Sünnet dairesindeki hedeflerine koşmayı bırakıp da kendi şahsi egollarının ve menfaatlerine koşuyorsa, işin içerisinde sıkıntı daha da farklı oluyor. Böyle böyle parçalanıyoruz biz. İşin içerisine nefis giriyor. İşin içerisine insanların kendilerini tatmin etmeleri giriyor. İşin içerisinde salt, Kur’ân ve Sünnetin anlaşılması ve yaşanması, doğruyu bulmak, doğruyu yaşamak kalmayınca bölüm parçalanmalar devam ediyor. Ümmet bu noktada ne yazık ki ne tarafından bakarsanız bakın, neresinden bakarsanız bakın işin içerisinde sıkıntı var. Hem siyasi olarak. Hem iktisadi olarak.
Hem felsefi olarak. Hem yaşantı olarak. Hem akidevi olarak. Ne yazık ki bölüm parçalanmış vaziyette. Bu bölüm parçalanmışlığı kaldırabilecek. Bunu orta yere koyabilecek şu anda. Ne yazık ki bu acı bir şey. Ama siyasi olarak ama askeri olarak ama ekonomik olarak ama akidevi olarak bir birlikteliği kuracak bir kurum yok şu anda. Bu işin en acı tarafı. Çünkü bu parçalanmışlığı kaldırabilmek için siyasi güç lazım. Siyasi gücün bu işleri yapabilmesi için askeri güç lazım. Askeri gücün oluşabilmesi için ekonomik gücün olması lazım. E siyasi gücün olabilmesi için akidevi bir güç olması lazım. Bir siyasi güç orada tek başına duramaz ki arkasında Müslümanların desteği lazım. Ama bunu oluşturmak kolay bir şey değil.
3. Bölüm
Türkiye’yi de görüyorsunuz işte. Bir Türkiye’de bir siyasi güç olarak çıkan bir hareket var. O hareketin içerisinde de kendine ait sıkıntıları, problemleri var. O hareketi de kendi nefsine, kendi normalde mağlunu nimete döndürmeye çalışanlar kendilerince makam mülki noktasına döndürenler var. Ama arkasına onu destekleyecek olan halkın içerisinde de parçalanmalar var. Bunun içerisinde işin dini boyutu da giriyor. Bir taraf diyor ki bunların hepsi de Firavun daha ağıza gelmeyecek sözler var. Siyasi parçalanma başlıyor. Siyasi parçalanmanın arka alt zemininde insanların arasında dini noktada akidevi parçalanmalar var. Birisinin İslam gördüğünü, diğeri gayri İslam görüyor. E normalde İslami olarak da insanlar kendilerince birbirlerini gayri İslami olarak görüyorlar.
Türkiye’de Vehhâbî-selefi çizgisinde duranlar var. Kendilerinin haricindeki bütün herkesi küfürlerini telendiriyor. Gayri İslami olarak da insanlar kendilerince birbirlerini gayri İslami olarak çok rahat suçlayabiliyor. Türkiye’de Vehhâbî-selefi çizgisinde duranlar var. Kendilerinin haricindeki bütün herkesi küfürlerini telendiriyor. Gayri İslam görüyor seni. Bunu İslam hukukunun içerisinde nitelendirirseniz adam diyor ki senin karın bana helal, senin malın da bana helal, senin kanın da bana helal diyor. Bakın birisini gayri İslami görüyorsanız gayri İslami gören kimse kim görüyorsa dedi ki sen kafirsin, sen kafirsin dediği anda senin eşin ona helal. Öldürecek, senin eşini alacak, cariye edecek.
Senin malın ona helal, senin kanın zaten helal, sen kafirsin deyince. Sen kardeş, ben neşhedü en lâ ilâhe illâllah, eşhedü enne Muhammeden Resûlullâh diyen insanım. Sen nasıl bana kafirsin diyorsun, sen kafirsin diyor. Birinin hemen boğazından tuttum, çok affedersiniz. Ulan şerefsiz dedim benim karımda mı gözüm var, ben öyle demek istemedim dedi, bembeyaz oldu. Ulan benim karıma göz dikenin dedim, gözünü oyarım oylum oylum. Ulan insanın namusunu koruması farz, namusu korumak için seni öldürürsem, katledersen dedim şimdi. Ben dedim suçsuzum din önünde. Sen bana dedim lâ ilâhe illâllah Muhammeden Resûlullâh diyen bir kimse kafirsin diyorsan da o âyet-i kerimenin içerisine giriyorsun dedim. Sen üç tane koyun için bir başkasına kafir diyen sahabenin düştüğü hataya düşüyorsun şimdi.
Hakkında âyet indi bununla alakalıdır. Bununla alakalı âyet-i kerime indi. Adam eşhedü enne lâ ilâhe illâllah eşhedü Muhammeden Resûlullâh dediği halde sen küfür ehlisin deyip o adamı öldürüp koyunlarına el koydular. Hakkında âyet indi anında. Çünkü küfrüne fetva verirsen onun malına el koyuyorsun. Malı da sana helal oluyor. Bunu görmüyor kimse yalnız. Adama desen ki ya kardeşim burada yanlış şeyi düştün, küfre düştün. Burada sen tecdil iman getir, sen Kur’ân ve sünnetin dışında bir şey yaptın. Bir şey yaptın helalı haram ettin, haramı helal ettin. Adam yanlış diye düşebilir. Din nasihattır, ona nasihat edersiniz. Namaz kılan adama kafirsin denilir mi? Lâ ilâhe illâllah diyen, lâ ilâhe illâllah Muhammeden Resûlullâh diyen insana kafir denilir mi?
4. Bölüm
Diyorsa imam-ı azama göre o küfre düştü. Hadîs-i şerife göre de o küfre düştü. Ama çok basit şimdi herkes tekfir ediyor birbirini. Ayrılık ve tekfir eden kimse tekfirin sonucunun ne olduğunu bilmiyor. Birbirleriyle dövüşüyorlar. Birbirlerini kafir diye vuruşuyorlar. Ümmet-i Muhammed bu kadar acziyet içinde. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden bunların hepsi de birbirlerini tetikleyen şeyler. Bir yerde Kur’ân ve sünnetin genel itibariyle. Sen o sünneti kendince kendine ölçü almayabilirsin. Bu senin hakkın. Ama bir kimsenin hal, hareket, tavır ve davranışı sünnete uygunsa, senin ona itiraz etme hakkın yok. Meşrepmiş, meşrepmiş lazımdır. Ama senin mezhebine uymuyordur eyvallâh. Tekfir edemezsin. Tekfir edemezsin.
Bu ayın başında, ortasında, sonunda oruç tutmanın, 14’ünde, 15’inde, 16’asında oruç tutmanın, pasartesi, perşembe oruç tutmanın, bir gün boş bir gün dolu oruç tutmanın, hepsinin de sünnet olduğunu gibi. Bir oruç tutmada dört tane sünnet çıktı. Bir de farzı koyarsak beş. Bir ibadette beş doğru var mı? Var. Beşi de doğru mu? Beşi de doğru. Otuz ramazan oruç farz. Pasartesi, perşembe sünnet. Bir boş, bir dolu sünnet. 14, 15, 16 sünnet. Bir başında, ortasında, sonunda sünnet. Bir oruçta, bir oruç tutmada beş tane doğru çıktı. Adam bunun birisini, farzı zaten herkes almak zorunda, ve bu dört oruçtan birisini kendisine sünnet olarak aldıysa, adama itiraz etme hakkın yok senin. Veyahut da adam, bu dört orucun dördünü de yapmıyorsa, senin ona nafile olarak sünnet olarak oruç tut demeye de hakkın yok.
Zorlamaya da hakkın yok. Zorlamaya da hakkın yok. Ey kadınlar, bana üç şey söz verin, ben de size cenneti söz vereyim. Otuz ramazan farz orucunuzu tutacağınıza, beş vakit farz namazı kılacağınıza, bakın orada bir incelik var, farz namazı kılacağınıza, eşlerimize itaat edeceğinizi söz verin, ben de size cenneti söz vereyim. Siz bu noktada daha üstünü zorlayamazsınız insanlara. Ama insanlar bu noktada kendilerince, kendince kendi doğrusunu, Kur’ân ve sünnet tarihisinin içerisindeki doğrusunu bir başkasına dikte etme noktasında, eğer onu karşıdaki kimse kabul etmiyorsa, onu kendinden görmemen, bir çıt ilerisi onu tarikat kardeşinden görmemen, bir çıt ilerisi onu ümmetten görmemen noktasında. Ya herkes ehli tarikat olmak zorunda mı değil, adamı zorlama.
Herkes senin şeyhini sevmek zorunda mı değil, bırak. Herkes senin şeyhinin şehrini kabul etmek zorunda mı değil. Bu olmazsa olmaz dinin içerisinde, bu olmazsa olan olmaz bir şey değil ki. Neden ehli tarikatı ve ehli tasavvufu kabul etmeyen bir kimseyi, sen ehli delalette görüyorsun, bu hakkı nereden buldun? Bu ayrılık, bu parçalanmışlığı teşvik ediyor cahil insanlar. Şeyhler cahil. Ben bir sürü şeyh tanıdım. Hepsi de kendince gerçekten Allâh affetsin. böyle bir kör bir noktada, kör bir dairede duran insanlar tanıdım. Onca alimle görüştüm. Adam sadece kendi cemaatinin alimini âlim görüyor. O bizim medresede yetişme değil, onun söylediklerini ben kabul edemem. E imam-ı azam da senin medresen de yetişmedi.
5. Bölüm
Böyle söyleyince çok basit. E bizim zaten medresemizden, bizim cemaatimizde imam-ı azamı on sefer cebinden gelip çıkaracak hocalarımız var bizim dedi. Ooo dedim ya, tamam. Dedim kardeş, seninle konuşacak fazla bir şeyim kalmadı. Hakkını helal et. Neden dedi, sözüm ağır mı geldi sana dedi. Yok dedim, bana ağır geldi. Siz dedim, farklı kul olarak koşuyorsunuz. Ne an dedi, imam-ı azamı geçilmez mi? Geçilir kardeşim. Sizde geçenler varmış demek ki dedi. Söyleyecek söz yok. Ama dedim, siz o zaman hanefi değiliz. Ya ne diyorsunuz dedim. Kaldı şimdi bu. Ne hocan diyelim ki, Hüseyin. Siz Hüseyin’i misiniz? Bakıyor şimdi, kardeş bana mezhebini söyler misin? Söylemek zorunda değilsin dedim. Buna da yanlış anlama ama söyler misin?
Ses yok. Siz dedim, hanifeye göre mi şafiye göre mi? Hocalarınız hangi noktada yetişiyor? Ses yok. Omuzlarına vurdum. Allâh selametli karşısında size söyleyecek laf yok. Allâh selametli karşısında size söyleyecek laf yok. Ey bunlar, Allâh manfaza eylesin. Kolay şeyler değil. Aynı şey dergahlarda yaşanıyor. Dergahın içerisinde zakirler veya ağabeyler kendilerince kendilerine aktap görüyorlar. Kendilerince kendilerine ait bir usul yöntem çıkarmaya çalışıyorlar. Kendilerince böyle bir alan oluşturmaya çalışıyorlar. Bu da sonuçta küçücük grupların içerisinde dahi var. Bu heva hevesten kaynaklanıyor. Bu heva hevesten kaynaklanıyor. Müslümanlar bu heva heveslerini, Müslümanlar bu benliklerini kendilerince enelerini ezmedikçe bunu oluşturmak biraz zor.
Topyekim. Ve işin en acı tarafı, hacca her gittiğimde görüyorum, her gittiğimde üzülüyorum. Gerçekten Müslümanların topyeküm bir eğitime ihtiyaçları var. Topyekim. Hem de topyekim bir nefis terbiyesine ihtiyaçları var. Hepimiz dahiliz buna. Ben de dahilim. Hepimiz dahiliz diyorum. Hepimiz dahiliz buna. Ve haç mevsiminde, kendi içimizde de, kendi yaşadığımız hayatın içerisinde de, bunun örnekleri çok. Sûfî bir hareketin içerisinde en nefsine uymayacak olanlar, o hareketin içerisindeki insanlar olması gerekirken en fazla nefis burada var. En fazla nefsin burada olması da gayet normal. Ama en fazla nefisle mücadele edilmesi gereken yerde burası. Neden en fazla nefis burada var? Şeytan en fazla buraya vurur.
O yüzden. Şimdi herkes der ya bir dergahta bunlar olur mu der. Ben de gülerim asıl dergahta olur derim. Ya neden? Ya en fazla nefis şeytan burada vurur. Meyhanedeki adama ne vursun ki? Nefsiyle mücadele etmeyen yerde ne vursun ki adama? Asıl burada vuracak. Hatta haçla derim, taşlayacağız derim. Şimdiden başlar. Taşlanacak ya biliyor kim taş atacak sen. E sen seni boş bırakır mı? Senden uğraşacak. E sen de göz göre göre gitmişsin taş atmaya. Elinde taş. Dedi bizim Cevdet böyle mâşâAllah kocaman kocaman toplamış. Dedim bunlar kocaman benim ellerime göre normal dedi. E vücut yapısına ve eline göre bakınca evet taş ona küçücük kaldı. Ben de kırarak taş yapayım dedim. Toplamadım taş kırayım dedim.
6. Bölüm
E kırınca benimki de kocaman geldi. Benimki de dedim zaten kuvvetli alnı çatına vurduğumda indireyim dedim. E en fazla da nefis dervişlere vuruyor. Öyle kolay değil. Nefisle mücadele ediliyorsa en fazla orada vuracak. Allâh muhafaza eylesin. Bunlar da işin ayrı tadı tabi. Haçta yaşananlar kader mi? Eğer biz haçla yaşayanlar kader mi? Eğer biz insanların, idarecilerin idare edenleri ama bilerek ama bilmeyerek hatalarını, kusurlarını, yanlışlıklarını, eksikliklerini, aymazlıklarını, cahilliklerini yönetici vasfını, kusurlarını, aymazlıklarını, cahilliklerini yönetici vasfından uzak olup yönetememezliklerini eğer kader olarak görürsek hala da İslam dünyasında biz çok sıkıntılara, çok problemlere biz maruz kalırız.
Bunu tabi kader diyen Mekke müftüsü oldu. acaba Mekke müftüsünün yolunda bir bomba patlatılsa bu kader mi diyecekti? bu kader ne? Bir yönetici bir idareci vazifesini yerine getiremeyip insanlar bu noktada arkasındaki veya yönettiği insanları bir insanlar bu noktada arkasındaki veyahut da yönettiği insanlar helak olunca bu kader mi diyecekti? Yok. Buna katılanlardan değilim. Siz insanları akıp giden bir nehir gibi akıp giden bir yolu kapatır, karşı istikametten gelen bir yola insanları açarsanız bu kader olmaz. perde gerisinden diyebilirsiniz ki bu kader olarak yazılmıştı. Cenâb-ı Hak insanlara zulüm mü yazdı? Yok. Bu oradaki yöneticilerin kendilerince yöneteme işlerinden kaynaklanıyor ve gerçekten de dünyanın en büyük ibadet organizasyonu olan haç organizasyonu yönetilemiyor.
Orada bu organizasyonla görevli olan insanlar ehil insanlar değiller. Değiller. Bu organizasyonu hakkıyla yerine getiremiyorlar. Bu organizasyonun onların elinden alınması lazım. Ümmetin içerisinden bir kurum oluştururlar, bir kurum oluştururlar. Sonuçta bu kuruma bu kurula bu organizasyonun devredilmesi lazım. Ama mevcut Suud yönetimi bunu devreder devretmez bu ayrı mesele ki devretmez. Ama İslam dünyası daha bu acıları çeker. Orada bu sıkıntıları çeker. Hacılar Beytullah’ı görmeden geri dönüyorlar. Adam geliyor bir sefer ilk gittiğinde bir tavaf ettiriyorlar bir say yaptırıyorlar götürüyorlar otele bitti adamın işi. Adam bir de Arafat’a çıkarken Arafat’a çıkıyor Müjdelife’ye gidiyor. Gece yarısı da ona taş atıyorlar şeytanı adamın hacı haç mı haç.
Ama Beytullah’ı 30 gün süresince 20 gün süresince 3 sefer 4 sefer gören 2-3 sefer tavaf edip de geri dönen hacılar var. Beytullah’ın etrafı beton duvarlarla kapılarla örülü. İnsanlar hacca gitmişler hacca giden insanlar sokaklarda namaz kılıyorlar. Caddelerde namaz kılıyorlar. Bizler de kendi kendimize hacılar diyorlar ki ne kalabalıktı caddelerde namaz kıldık herkes. Sen caddede namaz kılmaya mı gittin oraya? Köprü altında namaz kılmaya mı gittin? Sen Beytullah’ı göre göre namaz kılacaksın orada. Ama Beytullah’ın etrafı en dışı lüks kefere otellerle çevrili. Hilton’un interkontinenteli yok bilmem kimi bir tarafında da saray. Bir tarafında oteller gariban halkının dükkanları olan kısmı da kamulaştırmışlar.
7. Bölüm
O tarafa doğru gidiyorlar. Orada gariban Mekke halkının şeyleri vardı ne o dükkanları vardı evleri vardı. Onları kamulaştırmak o tarafa doğru yürütmek basit. Böyle acayip karayip hilkat garibisi gibi bir tarafı büyüyüp bir tarafı öylece duran bir vücut düşünün onun gibi. Beytullah’ın etrafı kapalı. Beytullah’ın böyle doya doya seyrede seyrede namaz kılmak doya doya seyrede seyrede ibadet etmek tavaf etmek herkesin harcı değil. Ama amaç milleti tavaf etmesi değil orada. Milletin Beytullah’ı göre göre namaz kılması değil. Amaç Beytullah’ın başında devasa oteller kurup çok büyük paralara satıp Müslümanlar da o otellerde kalıyorlar ya. Nerede kaldın interkontinente kaldık ay o kadardı ki bir adımda Beytullah’ın içindeydik.
Nerede kaldınız ay biz Hilton’daydık. Hilton’un hemen mescidinden biz namaza duruyorduk. Hilton’un mescidinden namaza duruyor kim filanca efendi hazretleri kim filanca alimzat hazretleri. Ya mekan farkı var bu mekan farkı Hanefi’ye göre caiz değil. Hilton Beytullah’ın içi hükmünde mi? Değil. Bahçesi hükmünde mi? Değil. Eğer Beytullah’ın bahçesi ise herkes bütün Müslümanlar faydalanması lazım oradan. Halka açık olacak Beytullah’ın içi hükmündeyse. E Beytullah’ın içi hükmünde değil. E nereden oradan o şekilde namaza durarak namazın kabul olacak? Hanefi’ye göre o namaz caiz değil. Neden? Mekan bütünlüğü yok. Ama filanca şey efendi haccını ömresini Hilton’da yapıyor. Dervişlere soruyorum bu 2000-2001’de oluyor.
Ondan sonra şey efendiyle geldik bir Mustafa Efendi götüreyim bir elini öp Allâh razı olsun teşekkür ederim. Nerede kalıyor dedim ben? Hilton’da kalıyor dedi. E dedim namaza inmiyor mu ben namazda burada dedim görüşelim oradan namaza duruyor dedi. Ben böyle baktım benim bakışımdan anladı. Ya sen şimdi diyeceksin dedim dedim ya hocam sen âlim adamsın. Sakın sen de mi oradan duruyorsun dedim sustum. Hocam sen âlim adamsın. Orada dedim namaza durmanın farza imama tabi olmanın mümkün olmadığını fetva olarak bilmiyor musun? Sustum. Bakın şeyhler dahi Kur’ân ve sünnete uyacak. Bir şeyh Kur’ân ve sünnete uymazsa arkasındaki mürid ifsat olur. Bir zakir Kur’ân ve sünnete uygun davranacak. Uygun davranmazsa arkasındaki arkadaşlar ifsat olur.
İfsat olur. Baktı hocam Bursa’dan kendisi. Bursa’dan kendisi. Hocam dedim sarıksız ve cübbesiz gezmeyen insansın. Böyle baktı elimi omuzuna koydum samimiyetimize binaen konuşuyorum dedim. Bizim kıyafetimizi eleştiriyorsun. Etrafındaki arkadaşlara dedim hatta bizim arkadaşlarımıza benim hakkımda dedim. Kıyafetimin İslami olmadığını söyledin dedim. Arkadaşız dostuz öyle değil mi? Evet hocam dedi bana. Benim adım Mustafa Özba. Hoca sensin. Medresenin başında duran sensin. Medreseden sorumlu olan da sensin. Şimdi dedim okutacaksın çocuklarına namazın farzlarıyla alakalı. Ne farzlar? Cemaat birliği. Cemaatle kılıncak olan namazlarda. Arasından dedim bir tane kayık geçince dedim var ya Osmanlı’nın verdiği fetva.
8. Bölüm
Bir kayık geçince namaz caiz olmuyor dediniz mi dedik. E Beytullah’ın içerisinde bunlar oluyor. Mekan bütünlüğü var dedim. Orada mekan bütünlüğü var. Ya Hilton’u savunacak mısın hocam? Bana dedim savunamayacağım Mustafa Bey dedi. Şeyhin orada duruyor. Sen de onun arkasında namaza durdun. Siz bir de dedim bizim zahirimizi eleştiriyorsunuz. Şeriatınız eksik diyorsunuz. Bizim dedim donumuza baktın sen. Hocam donuma baktın mı dedi. Dedim ben sustum baktım dedim. Ben ne diyeyim sana şimdi dedim. Bunu sen şeyhine de söyleyemezsin söyleyemem dedi. Söylersen yanındakinden seni parçalar zaten parçalar dedi. Seni aforoz ederler dedim ben ederler dedi. Seni medresenin başından alırlar alırlar dedi. Aç kalırsın değil mi dedim.
Kaldı. Siz dedim zekat paralarını yediğinizden dolayı dedim isabet bulmuyorsunuz. Millet dedim çocuklar oradaki talebeler yesin diye size zekat getiriyor siz de yiyorsunuz onlardan dedim. Orada dedim hafız yetişecek âlim yetiştirecektin diye dedim ben. Çocuklara zeytin getiriyor siz yiyorsunuz ondan dedim. Yiyorsunuz dedim ben yiyoruz dedi. Çocuklar yesin diye pirinçler geliyor dedim siz yiyorsunuz mu yiyoruz dedi. Üç öğün yemeği oradan yiyorsun değil mi hocam. Çocuklar yiyip. Üç öğün yemeği oradan yiyorsun değil mi hocam dedim ben evet dedi. Bir de dedim oradan medresede öğretmenlik yaptın diye dedim oradan da maaş da alıyorsun alıyorum dedi. O maaşlar da zekat parası hocam dedim. İfsad oluyorsunuz bozuluyorsunuz dedi.
Milletten zeytin topluyorlar mı şimdi zekat için? Topluyorlar. Ne? Kur’ân kursuna filanca medrese. Bu değil mi içimizdeki şey? Bu. Ondan bütün cemaat herkes yiyor mu? Yiyor. Hocası da âlimi de maaş alanı da almayanı da yiyor. Zekat parası yiyorlar. Tabii kimsenin ihtiyacı vardır zekata tabidir almaya. Ona zekat verirsiniz. O da zekatı anasının ak sütü gibi helaldir. Yer. Ona gidersin adam alimdir gerçekten de. Hiç bir şeysi de yoktur. Adama gidersin hocam bu benim zekatım helalı hoş olsun bitti. Al kardeşim bu zekat bitti. Hiç bir sıkıntı yok. Bir sıkıntı yok. Bir sıkıntı yok. Bir sıkıntı yok. Bir sıkıntı yok. Bir sıkıntı yok. Bir sıkıntı yok. Hiç bir sıkıntı yok. Ama bir türlü ben buradaki Kur’ân kursu talebelerine zekat verdim.
Kur’ân kursu talebelerinin o. O talebelerin haricini hiç kimse yemeyecek onun. Hocası da, müstahtemi de, oranın müdürü de, amiri de, memuru da yemeyecek ondan. Yiyor musunuz dedim? Yiyoruz o, yiyoruz Mustafa Efendi dedi. İfsat oluyorsunuz, bozuluyorsunuz dedi. Allâh bizi muhafaza eylesin. O yüzden bu parçalanmışlığın derinlemesine sebepleri çok. Ve bu parçalanmışlıktan dolayı da, haçta veya diğer yerlerde, Müslümanların kanı heder oluyor. Canı heder oluyor. Canı heder oluyor. muhakkak haçta, gönüllü arzu eder de ki hiç kimse ölmesine. Ama düşünebiliyor musunuz? Her gün Müslümanların değişik yerlerde kanları dökülüyor mu? Dökülüyor. Irak’ta, Suriye’de dökülüyor mu? Dökülüyor. Dünyanın her yerinde dökülüyor mu?
9. Bölüm
Dökülüyor. Dur diyen var mı? Yok. Bayanın pantolon giymesi haram mı? Yok. Kur’ân ve sünnet’te, hadislerde, ayetlerde bayanlar pantolon giyemez diye. Kadınların erkeğe benzeyenlere lanet olsun. Erkeklerin de kadınlara benzeyenlere lanet olsun. Benzemek, o şekle bürünmeye çalışmak, onu istemek. Bir kadının kendi kendisini erkek görmesi, erkekleşmeye çalışması, erkek gibi olması. Bu sapık ilişkilere doğru yol açan şey. Mesela bir kadın kendisini erkek görüyor, bir tane de kadın sevgili tutuyor kendisine. Böyle iğrençlik bir şey bu. İkisi de normalde kadın. Biri erkek rolünde modunda, birisi bayan modunda. Biri erkek rolünde modunda, birisi bayan modunda. O kendince erkek modunda olan lanet olsun diyor ona.
Bakın ayrıca eşcinsel ilişkiye de lanet olsun diyor. Bu farklı bir şey. Eşcinsel ilişkiye girene de lanet olsun. İster kadın kadına, ister erkek erkeğe. Ama birisi kadın rolünde, birisi erkek rolünde ya, erkek rolünde olan çift lanete uğruyor. O hem kendisini erkek gördüğünden, erkekleştiğinden, kendisini erkekleştirdiğinden dolayı lanetlenmiş oluyor. Hem de eşcinsel ilişkiye girdiğinden dolayı lanetlenmiş oluyor. Bu noktada erkek erkeği olan da erkeğin birisi kendisini kadın hissediyorum diyor ya. Erkeğin birisi kendi kendisini kadın hissediyorum dediğinden kadınlığa doğru kulaç açtığından dolayı o da çifte lanete uğramış oluyor. Birincisi ne? Birincisi kendisini kadın hissedip kadınlaştırdığından dolayı.
Kadınlara benzeyene lanet olsun. Bakın bir şey haramsa, ona giden yollar da haramdır İslam’da. Ona giden yolları sıralarsak şimdi mesela, şimdi örneğin Hazreti Abbas, Tan naklediyor oğlu Abdullah. Erkekler, erkek lutiler için böyle bir eşcinseller için o günün kendince, o gün için onlar ne yapıyorlarmış onları sıralamışlar. Mesela erkeklerin gömlek düğmelerini açmaları demiş. Siz şimdi mesela o günün bu ölçüsünü bu güne almaya getirseniz burada düğmeleri açıp bir sürü arkadaş var. Şimdi siz onları kakıp da siz eşcinselliğe gidiyorsunuz, kadınlara benziyorsunuz, lanet olsun diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. Sebep? bu o sebepten dolayı yapılmış bir hareket değil çünkü. Şimdi ne var mesela? Örneğin bugünün hareketleri ne var? erkek, o bu tip erkekler vücutlarının kıllarını tüylerini komple aldırıyorlar.
Meylediyor. Adamın göğüs kılı yok. var da koparıyor, yolu yok. Allâh, adam göğsüz çız çıplak açmış bir de. o kadınlığa özeniyor. Sıkıntı var burada. Öbürkü de göğsünü açmış, onda da böyle kıllar çıkmış, o da ben erkekim diye böyle saldırıcı o gibi saldıracak. Magan da belli. Bu öyle değil. Magan da belli. Bu öyle değil. Özenti var onda. Almış bacağının kıllarını tüylerini, göğsünün kıllarını tüylerini, yolunmuş tavuk gibi olmuş. Birini doğurdurdum böyle dedim yavrum. Dedim sen doğduğunda babam bir de çifte kurban kestirmiştir dedim. Oğlan oldu diye. Böyle baktı bana. Bu ne oğlum? Yoldurmuşsun kendini iyice dedim. Böyle bu Bermuda’dan biraz daha kısa bir de şort giymiş, altı da çıplak. tüysüz.
10. Bölüm
Adam muz gibi soydurmuş kendini. Böyle baktı biraz utandı, iyi gene edebli. Dedim yavrum bir daha yoldurma kendini. Bunu dedim eşcinseller yapar. Böyle baktı. Bir kadın dedim, normal bir kadın dedim, göğsü kıllı erkekle sevişmek ister dedim. Eğer kadın da normal değilse dedim, kılsız tüysüz bir adam ister dedim tavuk gibi. O kendinden istiyor dedim. Böyle baktı sakın bir daha dedim. Yoldurma dedim göğsündeki kılları, bacandaki tüyleri kılları dedim. Bu kadınların işi. Onların fıtratlarında dedim vücudunda kıl tüy olmayacak dedim. Senin fıtratındaysa dedim vücudunda kıl tüy olacak dedim. Böyle baktı dedim bunları baban anlatması lazımdı sana dedim. Biz dedim sakalımız çıksın diye dedim on üç yaşında dedim sakal kazıyanın arkaması.
Saklı saklı dedim sakalımızı kazıyorduk biz dedim. Sakalımız bir an önce çıksın diye. Bize kızıyorlardı dedim ben sakın ha jilet vurmayın sakın ha erkenden sakalımız çıkar. Biz erkenden sakalımız çıksın diye dedim ben jilet vuranlardınız. Ben dedim yaşımı tam bilmiyorum ama dedim belki de dedim sekiz dokuz on yaşlarındaydım dedim. Dedim yapma çocuğu anlatıyorum böyle. Çocuk dediğim 19-20 yaşında. Şimdi 25-30 yaşında adamlar var. Kaşları aldırmış ondan sonra ne bileyim yüzü ona göre farklı bir şekilde yolunmuş. Adamın göğüs kılları yolunmuş. Adamın göğüs kılları yolunmuş. Adam bir de açmış düğmeleri. Bu eş cinselliğe işaret. Yoksa şimdi yukarıdan iki düğme üç düğme açmış bir kimse bakın eskiden bu üç dört düğme açmak erkeğin gömlek düğmelerini üç dört düğmesini açmak göğsünü orta yere koymak lütinik işareti.
Kınalanmak lütinik işareti. Kınalanmak kadınlar gibi kırıtarak yürütmek maddeler halinde bu. Bazıları şimdi tam tıp atıp uyuyor. Hazreti Abbas’tan naklen bu. Hazreti Abbas’tan naklen bu. Hazreti Abbas’tan naklen bu. E şimdi aynı şey kadınlar için de geçer. Mesela erkeğe benzemenin başka hadisleri var. Bu normalde insanları okumuyorlar kadınların pantolonuna takın. Bunu normalde insanlar okumuyorlar. Kadınların pantolonuna takmışlar. Veya kadınların donuna takmışlar diyeyim ben şimdi. Kadının birisi, oku yayı almış sırtına, yayı da geçirmiş kafasına, rap yürüyor. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki, diyor. bu erkeklere benzemeye çalışan kadınlar, lanet olsun ona diyor.
Bu ne demek? Demek ki sen oku yayı sırtına alıp da bir kadın böyle yok avlanmaya gidemezsin. Böyle erkeksi hareketler yapamazsın. Erkeksi davranışlarda bulunamazsın. Bu davranış biçimi. Bunu sadece kıyafete bağlamak, meselenin özünden uzaklaşmak. Bu o kim? Evet. normalde kıyafet olarak da o tarafa doğru yönlendiren kıyafetler var ise uzak duralım. Eyvallâh. Buna söyleyecek bir laf yok. Hadislerde erkekleşen kadınlara lanet olsun deniliyor. Burada anlatılan kadının pantolon giymesi midir? Mesela kendiliğinden açıklığa kavuşmuş. Göz damlası orucu bozar mı? Bozmaz. Göz damlası göz kremi, gözü rahatsız olan bir kimsenin gözünün içerisinde krem sürülürse, o da orucu bozmaz. Göz damlası orucu bozmaz.
11. Bölüm
Bir kimsenin çünkü gözüne damla damlatmak onun bu noktada şey değildir. Ona bir fayda değildir. Allâh bizi affetsin. Hanefiler öyle demişler. Haklarınızı helal edin inşâAllah. Allâh razı olsun giderken de gelirken de arkadaşlar hem güle güle hem hoş geldin dediler. Ben bütün arkadaşlarla kardeşler için Allâh hepinizden razı olsun diye. Cenâb-ı Hak cümlenize nasip eylesin inşâAllah. Bu konuda bir karar aldık. Allâh izin verirse bundan sonra dergahın içerisinde, dışarıdan veya dergahın içerisinden bir başka kimsenin haç ve ömrü programını yapmasını istemiyoruz. Bunu dergâh olarak bundan sonra tazim edeceğiz. Haç ve ömrü programını yapmak isteyenler. Bu işle iştigal etmek isteyen kardeşlere yasaklama değil bu.
İçinizde bunun normalde ticaretini yapmak isteyenler olabilir. Bu kardeşler bu işin ticaretinin müşterisini dışarıdan bulacaklar. Dergahın içerisinde hiç kimse elini uzatmayacak. Buna mahir de dahil. Buna herkes dahil. Bundan sonra dergahın içerisinde haç ve ömrü programını dergâh kendisi yapacak. Bu konuda kasap olaraktan hacca gitmek isteyen kardeşler kendilerini kasap olarak eğitsinler. Kasap yardımcısı olarak gitmek isteyenler kendilerini bu noktada eğitmelerine gerek yok. Ama kasap olarak gidecek olanlar ücret ödemiyorlar. Çünkü bizim giden arkadaşların deyimine göre masat tutmasını, masatla, biçağı masatlamasını öğrenecekler. Dergahın içerisinde kesimhanelerde bizim arkadaşlar kasap olarak gitmek istiyorlarsa orada kesimde çalışsınlar.
Kesimi öğrensinler, yüzümü öğrensinler, biçak kullanmayı öğrensinler. Hem sünnet bu hem de bu yoldan hacca gitmek isteyen kardeşler de bu noktada hacca gidecekler. Allâh izin verirse oradaki kesimhaneden bir iki peron diyorlar. Bunu da inşâAllah firma sahibiyle görüşeceğim. Bir peron, iki peron bizim burada derviş kardeşler için inşâAllah yapabilirsek yapacağız, alacağız. Ayrıca kasap ve kasap yardımcısı olarak gitmek isteyen kardeşler dergahın kanalından gidecekler. Veya otel grubu gidecek olan arkadaşlar yine otel grubu olarak dergahın içerisinden gidecekler. Haçla alakalı meselede bir yanlış anlaşılma olmasın, kadınlar kısmı kapalı. Çünkü işçi vizesiyle gidiliyor, işçi vizesiyle gidildiği için kadınlara işçi vizesi verilmiyor.
Yok. Böyle bir şey çıkarsa eyvallâh. Böyle bir şey için de geçen sefer normalde kadın ve erkek hacca gitme ile alakalı bir girişimde bulunduk. Ama vizelerle alakalı sıkıntı gördük, bu işten geri çektik. Kendimizi iyi ki çekmişiz. Cenâb-ı Hak yardım etmiş buradan. bu noktada devam eden o kimseler büyük bir kitlenin parasını ne yazık ki çarçur ettiler. Yine bana böyle götürmek için gelenler vardı. Birkaç, üç, dört, beş, altı tane falan şimdi tam net adet veremeyeceğim. Kaç kişi gelmişlerdi şey geldi mi? Demirci geldi mi bizim Yakup? Yakup kaç kişi geldi seninle beraber? Yok yok görüşme olarak kaç, dört firma mı geldi? Dört mü beş mi? Dört firma geldi, bana telefon açanlar falan mı olduydu? Dört firma, bir de gittiğimiz firma vardı, beş firma.
12. Bölüm
Bunların içerisinde gelen o dört firmayı da el edeydik. Dört firmanın dördü de hacılarını götürememiş. Yarın öbür gün bir yerden duyulur çünkü onlar bize daha uygun tekliflerle geldiler. Yakup şahit buna. Hatta birisi enteresan, o böyle üç bin üç yüz dolara indi fiyat olarak. Dedi hocam bir de ma aile dedi bize misafir olun Ömre’de dedi. Sizi Ömre’ye götürelim ma aile, hediye olarak. Tabi. Şimdi bütün acıları kalmış. Senin Hasan da ondan gidecekti. Para gitti mi? Verdi mi para? Alamadılar mı? Kaç para verdi? Böyle bir sıkıntılı bir durum var bu meselede. O yüzden ben her şeye açık açık konuşuyorum. bir yerden birisi der biz hocaya şu kadar dolar teklif ettik. Hepsi de bu gittiğimiz firmanın altında para teklif ettiler.
Dördü de götüremedi tabi. İşin bir bu tarafı var. biz oturduk kendi kendimize. Yakup olsun, Cafer olsun arkadaşlarla istişare ettik. Dedi ki yok biz kötü rüya görmektense bildiğimiz yoldan gidelim. Sonra aynı firmayla yola devam ettik. Cenâb-ı Hak isabet ettirmiş. Burnumuz kanamadan döndük. Cenâb-ı Hak’a hamdolsun. Bu övünülecek bir şey değil. Biz oraya otel arama yatak, yorgan aramaya gitmiyoruz. Ama insan vermiş olduğu paranın karşılığını da görmek istiyor. Geçen sene gelenler bilirler. Ben böyle en son Medine-i Münevvere’den döneceğimiz zaman adamın yüzüne söyledim sana hakkımızı helal etmiyoruz. Biz verdiğimiz paranın karşılığını da hizmete almadık dedim. Bu sene Cenâb-ı Hak’a hamdolsun.
Adam verdiğimiz paranın karşılığı değil, üstünde bir hizmet verdi. ben dışarıdan duydum aldığım izlenimlere göre Diyanetin yaklaşık 5500-6000 dolarlık bir haç programına denk bizim programımız. Öyle söyleyeyim. Çünkü otellerin yakınlığı, rahatlığı her iki tarafta da Mekke’de de, Medine’de de bu noktada. Geçen sene çileyi çekmişiz demek ki biz. Meraklı geldiğimiz arkadaşlar. Biz hep arkadaşlara da bu sene çile çekmeye rağmen olacak olanlar gelsin dedik. Ama ne yazık ki tabi bu noktada bir çile olmadı. O yüzden oteller iyiydi, yemekliydi. Arkadaşlara sordum hep yemekleri filan iyiymiş, bir sıkıntı yokmuş. Ondan sonra bana bir problem aksetmediler hiçbir arkadaş. Ama hep ben sordurdum odalara problem var mı diye.
Bu noktada bir problem olmayan bir otel ve diğer konularla alakalı problemsiz bir haç yaşadık. O yüzden şimdiden şart düşüyorum. Dergan içerisine hiçbir kardeşimiz el atmasın bu konuda. Haç ve ömreyi dergâh yapacak. Bu ağır bir sorumluluk. Ama ve lakin bu ağır sorumluluğu bile bile üzerimize almamızın sebebi şu. Burada hazır müşteri var ya. Hazır müşteri. Baktım bu hazır müşteri millet böyle gözüne dikmiş. Böyle alıyor buradan gidiyor. O ilk sene adam buradan aldı gitti. Tabi adam aldı gitti. Kendi kendime dedim içimden. Ben nasıl böyle bir hataya düştüm kendimize. Neden buna müsaade ettim böyle dedim. Tabi geçen sene müsaade etmedim. bu sene. Bir dahaki seneye de müsaade etmeyeceğim. Bunu ömreye de kattım.
13. Bölüm
Ömreye de müsaade etmeyeceğim. Ha belki de bir firmayla anlaşacağım yine. Ben teklif alacağım otelin nerede kaç metrede. Nerede ağırlayacağım nasıl ağırlayacağım. Kaça ağırlayacağım. Nasıl bu adama dedim hakkımız helal değil. O da dedi ki seneye ben bunu telafi edeceğim. Göreceğim dedim ben de. Cenâb-ı Hak gösterdi gördük. Yine aynı böyle kaç kişi ömreye gidecek. 50 kişi 60 kişi. Herkes dergaha yazılacak adını soyadını. Ondan sonra teklif toplayacağım yine. Kim olursa olsun gel kardeş. Bizde 100 kişilik ömre programı var. Bize oteli nereden sunuyorsun? Hangi oteli sunuyorsun? Nasıl sunuyorsun? Ne hizmetler vereceksin? Bu hizmetlerin ne? Bunun karşılığını ne iskont ediyorsun? Ne bırakıyorsun?
Böyle pazarlık yapacağız. Bu başka bir derdimiz yok. Adam dergahın içerisinde normalde kendince karını alıp gidiyor. Yok hayır öyle olmayacak. Bundan sonra. Gerekirse Cafer’e diyeceğim ki git Cafer bir tane otel tutken kendimiz yapacağız programı. Yapacağız. Onlar analarından doğduğu gibi öğrenmediler ya. Biz alışkınız batıp çıkmaya. Bir sefer dal batar çıkarız. Ne olacak ki? Hiç bakmamış olanlar düşünsene. Biz alışkınız yerlerde sürünmeye. Hiç sürünmeyen düşünsene. Biz alışkınız duşun ortasında suyumuzun kesilmesine. Sabunlu sabunlu Türk filmindeki gibi çıkarız biz sular kesildi deriz. Alışkınız ona alışkın olmayanlar düşünsene. O yüzden Allâh izin verirse nasıl bu sene dergâh bu işin altından kalktıysa ömrünün de altından kalkar Allâh’ın izniyle.
O yüzden şimdiden gelir gelmez taze taze söylüyorum. Allâh izin verirse ömreye gideceğiz bu sene. Önümüzdeki sene haç da var, ömre de var. Herkes kendi gardını ona göre alsın. Hacca mı giderler, ömreye mi giderler? Herkesin kendi bilceyi, herkesin kendi kesesi, kendi kasası, kendi işiyle, aşıyla, eşiyle alakalı iş. Mesele bu. Allâh hepinize de nasip etsin. Cenâb-ı Hak yürüriyetlerinizin rızkını orada tesis eylesin. Muhakkak evladı iyalenizden oraya gidip oralarda geçmişlerine ve geleceklerine dua edecek zürriyetler nasip etsin. Cenâb-ı Hak her sene tüm kardeşlerimizi orada rızkını tesis eylesin. Hacca ve ömreye gitmek zenginlikle alakalı değildir. Aşıklıkla alakalıdır. Her parası olan zengin değildir.
Oraya parası olanlar değil. İsteyen, aşık olan, bunun peşinde koşanlar gider. Para ile pulla alakalı değil bu. Nice paralı pullu insanlar var, gidemiyorlar. Akıllarına bile gelmiyor. Nice parasız, pulsuz insanlar var. Cenâb-ı Hak onlara yol açıyor. Bak Allâh onlara yol açıyor. O yüzden Cenâb-ı Hak cümlemizi bu noktada yolunu açtıklarından eylesin. Âmîn. Lâ ilâhe illâllah. Lâ ilâhe illâllah. Fatiha. Âmîn. Destûr.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Kalb, Sünnet, Şeyh, Çile, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı