Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

504. Dergah Sohbeti — Darbe Gecesinin Manevi Boyutu, Kader Bahsi ve Beddua Meselesi

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 504. Dergah Sohbeti — Darbe Gecesinin Manevi Boyutu,…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayır eylesin. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Hayrınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Kendi kendimize zikir çekebilir miyiz? Evet. Günlük dersim var bazen de aklım esiyor. Değişik esmaları zikrediyorum. Bunda bir sakınca var mı? Hadîs-i şeriflerin haricindekinlere sayı koymak sakıncalı. Hadîs-i şerifle sabit olan varsa sayılı bir şey. O yüzden öyle çekilebilir. Geri kalanları inşâAllah sayısız çekebilirsiniz. Bazı düşünürler. Eskiden birisi polisi olacağında. Emniyet mi bu? Emniyet ve ülkü ocaklarıyla. Emniyet mi? Emniyet mi? Emniyet. Ama emniyet birader. Emniyet ve ülkü ocaklarıyla işbirliğinde oluyor. Ülkü ocaklarının, ülkü ocaklarının zayıflamasıyla bu boşluğu paralel doldurdu.

Devletin çoğu kurumlarında bir boşluk oldu. Bundan sonra bir sıkıntı doğabilir mi? Sizce ülkü ocakları, M.G. ve Alper’in ocakları güçlenmeli midir? Bizler bunlara karşı nasıl uyanık olmalıyız? Devletin değişik zamanlarda, değişik pozisyonlarda almış olduğu değişik pozisyonlar var. 12 öğlden önce M.C. hükümetleri geçerse içinden üç beş tane ülkücü alırlardı. normalde bu tip şeyleri dengelerdi devlet önceden. Ama son dönem dediğiniz doğru, bu denge bozuldu. Bu denge bozulduktan sonra bunun yerine şey alırdı. Bugün adına paralel dediklerdi, bu örgütlenmaldı. Ama tabii sonunda devlet bundan da ağzını payını aldı. Sonuçta ülkü ocakları da ne bileyim M.G. ve de bu ülkenin içi dışı meydanda, ortasının her şeyi meydanda bu ülkenin kendi içerisinde muhafaza ekar yapının yapılanmalarıydı.

Ama bugün için bu söz konusu olan darbe yapmaya teşebbüs eden oluşum bunun biraz bozuldu. Bunda da vardır bir hayır. Cumhurbaşkanımızın çok sık dile getirdiği kaderin üstünde bir kader var. Dediği herkesin kader anlayışı farklı mıdır? Farklı değil. Dediği doğru kaderin üzerinde bir kader vardır. Aslında Arap’inin kader ekolünü söylüyor. Bu kendi sözü değil, bu Arif Niyatasya’nın olması lazım. Sezai Karakoç’un. Sezai Karakoç da zaten kendisi Arap’cidir. O yüzden normalde kaderin üstünde kader vardır sözü. Bu da Arap’inin kaderle alakalı bir şeydir. Ne o? Kendince inanışıdır. O yüzden Arap’inindir o söz. Sezai Karakoç’unmuş bak ondan almış. Bulunduğumuz yerde bayanların mezarlığa gitmesinin haram olduğu söylüyorlar.

Annemin, babamın mezarını ziyaret edemezmişim. Ben hadislerle mezarlık ziyaretinin yapılması gereken bir sünnet olduğunu söyledim. Dediler ki, kadın yedi tane don giyip gitmeli. Bu enteresanmış. Ölüler onu çıplak gördü yoksa bu doğru mu? Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kabir ziyaretiyle alakalı. Mecca döneminde yasaktı. Medine döneminde de bir dönem bu yasak devam etti. Sonra ilk Uhu şehitleri olduktan sonra Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kabir ziyareti bütün ümmete serbest oldu. Ama yasaklanan kadınların kabristanın içine girip kabristanın içerisinde dolaşmaları uygun değildir, caiz değildir. Ama velilerin, mürşid-i kamillerin kabr-i şerifleri ziyaret edilir.


2. Bölüm

Zaten genelde de bu velilerin, mürşid-i kamillerin kabr-i şeriflerini etrafını çevirirler. kabrin direkt içine gitmez hiç kimse. Çünkü kabrin direkt içine, kabristanın direkt yanına gitmek yine o sıkıntıya mahal olacağından dolayı etrafını çevirirler. Kabristanın bulunduğu bölge ayrı bölge oldu. o kimse kabristanı tamam et de kabristanın içinde dolaşmadı. O hükmü olduğu için çevirirler. Tabii bunu Vehhâbî zihniyeti siz kabristanları ne o ibadethane haline getirdiniz, onlara secde ediyorsunuz deyip bütün kabrin üzerindeki türbeleri yıktılar. Oysa türbe, o normalde kabristan hükmünden ayırmak içindi, şerhan. burada bir sınır var, burada kabri var ama burada bir duvar var. Arasına duvar olunca kadınlar kabristanı ziyaret etmiş olmuyorlar.

Kabristanın içine de girmiş olmuyorlar. Böylece sünneti de yerine gelmiş oluyor. O yüzden ama sonradan tabii bunun bir sürü muhabbet oldu şey oldu. O yüzden eğer kabristanın duvarı var ya, o duvardan içeri girmeyecek kadınlar kabristanları ziyaret edebilirler. Bibl’o olan odada namaz olur mu? Namaz genelde olur ama Bibl’o olan odada, Bibl’o bütünüyle bir suret, ruh üflenmiş bir suret ise rahmet meleklere girmez, namaz olur yine. Dün gece eve dönerken bir an kafamın arkasında bir sesin sustuğunu fark ettim. Susana kadar sürekli konuştuğunu anlamamıştım. Beynim rahatladı, sonra da yola bakıp ne yapıyorum dedim. Niye yolu böyle gidiyorum da? Uçmuyorum ya da ışınlanmıyorum. O susan ses, dünya ile bağlantımı kuruyor gibiydi.

Dün gece eve dönerken bir an kafamın arkasında bir sesin sustuğunu fark ettim. Bunu açıklayabilir misiniz? Doktor açıkla. Yüksek ses ve mikrofonu al. Dün gece eve dönerken bir an kafamın arkasında bir sesin sustuğunu fark ettim. fark ettim. Susana kadar sürekli konuştuğunu anlamamıştım. Beynim rahatladı. Sonra da yola bakıp ne yapıyorum dedim. Niye yolu böyle gidiyorum da uçmuyorum ya da ışınlanmıyorum? Soru bu. O susan ses dünyayla bağlantımı kuruyor gibiydi. Peki diğer ses nedir? İstediğin zaman susturman mümkün müdür? Normalde insanlar sadece tek bir ses, tek kişilik tek bir bu noktada obje etrafında kendini tanırlar ve tanıtırlar. Eğer ikili bir ses olduğunu fark ettiği anda burada aslında şu.

Normalde bizim çizofren çok kullandığım onun bir anlamında çift kişilik demek. aynı bünyede iki tane oluşum iki tane ses birbirinden farklı olarak farklı düzlemde hareket eden iki tane unsur. Burada şu ilginç konuştuğunu fark ettim demiyor da sustuğunu fark ettim diyor. normalde biz genelde işte bir sesin konuşmasını söyleriz. Burada bir sesin sustuğunu fark ettim demesinden de şöyle normalde aslında o sıra semptomotolojik olarak o sıra ortaya çıktığını gösteriyor. Herhangi bir şey yaşamış olabilir. Bir stres yaşamış olabilir. Bir şey yaşamış olabilir. Ondan hemen öncesinde bu şekilde açar çıkıyor. aslında susan bir ses yok. O sıra o kendi kendine yabancılaşıyor. Tıbbi olarak durumu bu. Tıbbi olarak başlangıç aşamasında bir çocuk rahatsızlığa işaret.


3. Bölüm

Şizofreni başlangıcı. Şizofreninin böyle başlangıcı ama Şizofreni değil. Değil o meşhur. Şizoafektif dediğimiz bizim bozukluklar var. benzer, şizofrene benzer ama şizofren değil şu anda. Ne öneriyorsun? Valla çizinle çok takılsın babacım. normalde Oğlum ben aspirin miyim? Rahatlaması lazım. Bir yerden patlamış. Su kaçırıyor. Bir yerden sızdırıyor. Sızdırıyor. Teşekkür ederim doktor. İnsanlarda değişik sesler vardır. Bu değişik seslerin zahir olanları vardır. Dışarıdan duyar. Bu duyup organlarıyla duymuş olduğu seslerdir. Bir de ses duyar kalbidir o kimsenin. kalbi kulak dediğimiz o kalbi sesler duyar. Buradaki o sesler normalde genelde insanlar meleğin sesini genel olarak duymazlar. Bunlarda normalde nefis konuşur.

Bir de şeytan konuşur. Bu iç yerden iç ses dediğimiz şey. Eğer bu kardeşimiz bu iç ses olarak bir şey konuşuyordu diyen nefsin sesi olabilir. Şeytan genelde ulaşmaz ulaşmaz bu tip böyle vasat noktada olanlara. O yüzden normalde o iç ses dediği şey nefsinin sesi olabilir. Ama yok. Nefsin sesi de insanı normalde böyle kötülüğü istetir. Nefsin sesi de odur. namaz kılacak ya iki dakika sonra kılarsın şu işini de yaparsın bu işini de yaparsın. Bu nefsin sesidir. Genelde bu tip sesler insana tavsiye eder. Diğer ben bunun haricinde değişik sesler duyuyorum diyorsa genelde doktorun dediği gibi pislişik psikolojik sendrom var. Bunu hemen maneviyata atf ederler kimisi değil. Bunlar pislişik problemler.

O normalde diyor ki kendi kendine ben ses duydum. Bugün de birisi geldi ondan sonra bir sürü sesler duyuyormuş. Onun veli olduğunu hiç kimse bilmiyormuş. Onu ancak ben bile bilirmişim. Ben buna eğilmişim. Ondan sonra bakın bu da ayrı bir rahatsızlık. bunu böyle söylüyor ki sen benim veliliğimi kabul et. ancak sen anlıyorsun bunu ancak sen anlıyorsun deyince önce seni veli ediyor. Sen onun o ancak bunu sen anlatsın. sen velisin. Ee sen de benim veliliğimi tasdikle şimdi ben seninkini tasdikledim. Sen de benimkini tasdikle. Dedim ben veli olup olmadığımı alakalı sen bırak onu ama sen veli değilsin dedim ben şimdi ona. Sen veli değilsin deyince baktı ben neyim dedi. Sen ne olduğunu dedim boş ver sen kulsun.

Dedim git tövbe et namaz kıl ibadetini et Allâh’a kulluğa devam et. Ama sen veli değilsin bu kesin dedim ben şimdi öyle bozuldu canı sıkıldı gitti. Bunlar normal pislişik psikolojik sendrom. öyle çok her sese kulak verirse insanlar yollarını şaşırırlar. Allâh muhafaza eylesin. Kur’ân ve sünnete tabi olacağız. Bu noktada yok şurada ses duydum yok böyle ses oldu. Bir kimsenin manevi bir şeysi yok ise bunların hepsi de pislişik problem. Suriye, Mısır, Irak, İran, Gazze, Filistin, Türkiye Müslümanların durumu ortada. Ahir zamanda Müslümanların hakkında âyet hadîs var mı? Bir bir yükseliş veya düşüş var mı? Bu hep böyle mi olacak? Müslümanlar kendilerini değiştirmezlerse Allâh da onları değiştirmez.


4. Bölüm

Müslümanlar kendilerini değiştirirse bak 15 Temmuz’da Allâh da onların işlerini değiştirdi. Kendini değiştirirse Müslümanlar her şey değişir. Normal zamanda Müslümanların değiştiğini fark etmemişler bak. 15 Temmuz herkes sokaklara yığılı verdi. Millet ordugahından çıkamadı. Şimdi televizyonlar harıl harıl darbeye katılanlar bu kadar da ama öbür günler nerede diyor. Öbür günler nerede olacak çıkamadılar ki. Millet gitti tankın, topun çıkacağı yerleri önüne kamyonları, otobüsleri, minibüsleri çekti. Çıkamadılar. Millet kendini değiştirdi. Değiştirdi, değişmiş. Millet kendini değiştirince de bak darbe olmadı. Bu sefer darbeciler darbe yedi. Kendilerine darbe yapmışlar. Millet değişince her şey değişti.

Tersine döndü. Önceden darbeciler darbeyi yapar otururlardı darbenin altında inim inim inlerdi geri kalanı. Şimdi darbeciler darbe yapmaya kalktı millet darbecinin üzerine oturdu. Devlete teslim etti. Al dedi senin ürettiğin, beslediğin, bizim başımıza bela etme şeyi biz bir gecede bitirdik. Siz yok inine gireceksiniz, yok dibine ineceksiniz. Yok şöyle mücadele edeceğiz, yok öyle mücadele edeceğiz. Millet bir gecede bitirdi. Derdest etti, topladı, paketi koydu devletin önüne. Al bundan sonun sun, ne yapıyorsan sen yap dedi. Milletin bu noktadaki gelmiş olduğu konumu görüyor musunuz? Aslında gerçekten millet destan yazdı. Bak bir tane, şu millet bir tane mantar tabancası patlatmadan darbeyi bitirdi.

Bakın bir tane mantar tabancası patlatmadı. Bak koskoca bir millet, tekrar söylüyorum, bir darbeyi önledi. Karşısında tank var, top var, tüfek var, uçak var, gemi var. Helikopterler, mermi kusuyor. Dikkat edin, bu çok önemli. Herkesin gözünü kaçırdığı şey, bu millet zikirle darbeyi önledi. Şimdi size bir müjde vereyim. az önce diyor ya böyle mi gidecek diye. Mehdi hareketiyle alakalı, Mehdi hareketiyle alakalı. Bir hadîs var, hadîs-i şerifte diyor ki, o Mehdi askerleri, burası çok önemli. Mehdi askerleri zikirlerle galip gelirler. Zikirle fethederler. Bakın zikirlerle fethederler, zikirle galip gelirler. Düşünebiliyor musunuz? Bütün herkesin dilinde tekbîr vardı. Ve insanlar kendilerince, mesela şunu da bir altını çizeyim, eski ülkücü olduğumdan dolayı değil.

Bir realite. Ya Allâh, Bismillah, Allahu Ekber, ülkücülerin kullandıkları bir zikirdir. Biz normalde daha böyle genceciktik, daha çocuktuk. Biz bunu solculara, komünistlere karşı söylerdik. Ya Allâh, Bismillah, Allahu Ekber. Sonradan bunu, Türkeş, sonradan ve devlet bahçeli, Türkeş’in çocuğu gibidir devlet bahçeli, onun yetiştirmesidir. Bilhassa devlet bahçeli, bunu yasakladı, kendisi de aldı. Bakın, bütün, nereye, hangi televizyonu açarsanız açın, darbeye karşı yürüyenlerin tek zikri vardı. Ne? Ya Allâh, Bismillah, Allahu Ekber. Darbeyi önleyen zikir buydu. Bakın, darbeyi önleyen zikir buydu. Hatta denilebilir ki, darbe gecesinin ismi azamıydı. Darbe gecesinin ismi azamı durdu. Bu millet zikirlerle darbeyi püskürttü.


5. Bölüm

Ehli zikrin zikri, milletin dilinde tesbih oldu. Gönlünde aşk, muhabbet, cesaret oldu. Her birinin vücudu manevi bir hal aldı. Tabiri caizse melekutlaştı. Her zikri çeken manevi bir gülle gibi oldu. Manevi bir set oldu. Ve ülke hep bir ağızdan, bütün, her yerde, bütün Müslümanları, müminleri meydana çıkıp, bu zikirle manevi bir koruma, manevi bir muhafaza oluşturdu Cenâb-ı Hak. Adam uçağı kaldıracak bir türlü yapamadı. Manevi her şey, tabiri caizse manevi darbeye karşı darbe oluştu. Manevi bu. Buna normalde akıl erdirmek, akılla olacak bir şey değil bu. Çanakkale’de asker geliyormuş da, akşam olduğunda sirkeliyormuş üstüne. Üstünü sirkeleyince, tapır mermiler dökülüyormuş ya. Bu öyle bir şey bu.

Bu öyle bir şey, bu başka bir şey değil. O yüzden bu darbeyi önleyen, iksir, ism-i azam, ya Allâh, Bismillah, Allahu Ekber. Cenâb-ı Hak bunu böyle herkesin içerisine yerleştirdi. Herkesin gönlüne yerleştirdi. Cenâb-ı Hak bununla, Cenâb-ı Hak bütün herkesin kalbini ihya etti. Herkes manevi bir ordu gibi oldu. Cenâb-ı Hak zikir ehlini bire bin yapardı. Bire bin yapardı, bire bin yaptı. Millet bir tane mantar tabancası dahi patlamadı ya. Bir tane mantar tabancası yok. Yoksa bu millet silah mı? Bizim milletimiz silahsız bir millet, düşünmeyin öyle. Devlet de bilir bunu. Ama ruhsatla ama ruhsatsızlardır, herkes de bir çakar almazlardır muhakkak. Hiç kimse doğmuyor, bir tane av tüfe ordu köyde asılıdır.

Ya bir tek kırma, ya bir çift kırma, bir şey vardır muhakkak. Yoksa bu millet öyle bir işgal halinde kalsa orduya ihtiyaç duymaz, bu millet boğar onu. Hele boğara, bizim üstümüze pek gelmesinler. Bu millet olarak iyi saatlerde olsunlar üzerimizde. birileri böyle üstümüze çok gelirse, yok normalimiz kaçabilir bizi. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden insanlar değişince, halk değişince her şey değişiyor. Elhamdülillah. Abdullah bin Hamur Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şu dahi çok yaptığını riayet etmiştir. Allâh’ım ben senden sağlık, iffet, emin olmak, güzel ahlak ve kadere rıza isterim. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem haddaten iffetli, güzel ahlaklı kadere rıza gösterdiği ve emin olduğu halde niye böyle bir dua yapmıştır?

Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem haddeleri bir tarafı hep kuldu. Bir tarafı kul olduğu için kulluğunun göstergesi olarak dua ederdi. Ve bizlere de bir işaret, bir hikmettir. O öyleyse ve öyle dua ediyorsa biz daha fazla dua etmemiz gerektiğine dair bir işaret. Hazret-i Ömer radıyallâhu anh torunu Salim bin Abdullah anlatıyor. Babam Abdullah’ın hiç insana lanet ettiğini duymadım. Babam Abdullah bin Ömer Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu söyledi. Lanetçi olmak mümine yakışmaz. Üstadım bu hadisi anlayamadım açıklar mısınız? Kafire, zalime, minafuha, yezidilere lanet okunamaz mı? Normalde Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin zaman zaman birkaç yerde kafirlere lanet okuduğuna dair rivayet var.


6. Bölüm

Allâh onları lanet etsin hendek savaşında. Allâh bunlara lanet etsin namazımı kılamadım der. Böyle bir veya iki tane lanet ettiğine dair rivayetler var. Ama Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bu noktada ne kendine, ne kardeş arkadaşlarına, ne ümmete, ne de lâ ilâhe illâllah Muhammed’e nasullah diyenlere lanet etmemiştir hiç. Birisi de lanet etti başına geldi her şey. Öyle lanet diyor, semada gidecek bir yer bulamaz. Bu konuda değişik rivayetler var. Kelimeler önde arkada farklı olarak ama bunlardan çıkan sonuç olarak söyleyeyim. Bir kimse diyor lanet ederse, beddua ederse bu laneti bu bedduası lanetleşmek farklı bir şey. Tabi lanet etmek farklı bir şey, beddua etmek farklı bir şey.

Beddua etmekle lanet etmek gibi aynı şey. Bu kimse diyor beddua ederse o bedduası semada durur. Allâh katına çıkmaz beddua. Dua Allâh katına çıkar, beddua Allâh katına çıkmaz. Enteresan bir şey. Dua, Cenâb-ı Hak’ın katına çıkar. âyet-i kerimede de var ya güzel kelimeler onun katına çıkar. Güzel kelimeler, güzel sözler, iyi davranışlar, kötü davranışlar onun katına çıkmaz. Kötü sözler onun katına çıkmaz. Beddua etmek de bu noktada Cenâb-ı Hak’ın katına çıkmaz. İncelik burada zaten. O diyor semada Allâh’ın katına çıkmak için bir yer arar. Ama bir yer bulamaz çıkmak için. Döner durur. Sonra diyor ya beddua edilenin başına gelir ya da beddua edenin başına gelir. Eğer diyor beddua edilen o şeye layıksa o bedduaya onun başına gelir.

Ama beddua edilen ona layık değilse beddua edenin başına gelir. Öyle beddua etti. Ocakları sönsün dedi. Döndü, dağılsınlar dedi, dağıldı. Sinelerine ateş dönsün dedi, düştü. Ocaklarına ateş düşsün dedi, düştü. Ne dediyse geçen gün böyle kendimce dediklerini alt alta koydum. Hem de sıraya koydum onu. Kendimce. Baktım sıralı. Aynı o beddua sırasında ne beddua ettiyse hepsine de başına geldi. Çok açık. Bakın sonra da onu sosyal medya meydanı gündemde ya orada sıraladım. Sıralıyım bakın beddua eden beddua etmiş. Beddua ettiği hem ne söylediyse hepsi de başına geliyor. Şimdi ne olacaklarmış gübre olacaklar. Öyle diyorum, gübre gibi yıkılıp gübre eyle diyorum, gübre yontusundan. Sizin önünüzde sizin yaptıklarınız vardır başka bir şey değil.

Bir şey yapıyorsunuz ya önünüze çıkıyor o sizin. Müslümanlar için böyle. Gayrı müslümler için, kevurcuklar için öyle değil. Müslümansa Laila ile Muhammeden Resûlullâh diyorsa zulmedenin önüne o zulüm gelir. Zulmedenin zulmü o kimsenin önüne gelir. Zulmedenin zulmü o kimsenin önüne gelir. Birini aldattın önüne gelir o senin. Birini kandırdın önüne gelir senin. Birini üttün sen önüne gelir o senin. Birine bir çelme taktın önüne gelir. İman ehliysen önüne geleceksin. Önüne gelmesini bu noktada da o kimse kar bilsin. Sebep önüne geldi mahşere kalmadı. Mahşere kalmadı. Mahşere kalınca daha sıkıntılı. Rabbim muhafaza eylesin inşâAllah. İbrahim bin Tehmi babasından naklederek şöyle anlatıyor. Biz Hazret-i Ömer’in yanında otururken bir adam başka bir yüzüne karşı aşırı bir şekilde övünce Hazret-i Ömer şöyle dedi.


7. Bölüm

Adamı helak ettin Allâh da seni helak etsin. Yüzüne karşı onu övmekle helak vardır. Bunun için Hazret-i Ömer emsalini onun için istemişti. Mümin lanetçi değilse Hazret-i Ömer niye böyle demiştir. Normalde o kimse övmekle alakalı bunu söylemiş. Onu tövbe et manasında Hazret-i Ömer radıyallâhu anh hazretleri öyle söylemiş olabilir. Normalde kalbe buz eğer bir kötülükse, Kötülüğe kalben buğz etmek o kimse kendince Kötülüğe buğz ettiği için ibadet işledi. İmanın en zayıf noktası. Ama yok. Mümin kimseye buğz ettiyse o zaman süizan besledi. Diline dökmedi fiiliyata dökmedi süizan. Diyor ki süizanın fazlasından sakın arayız. Bazı yerin kaynakları kalbini buğzun karşıya böyle zarar verdiği için istemiyor.

Dervişler kötüye ve kötülüklere buğz ederler. bir kimse tamamiyetle kötüyse der ki ben bu kötüden değilim. Ama bir çıt üstü Onun dervişliğine laf söyleyince avam buğz eder ona. Has dua eder. Ya Rabbi buna hidayet eyle. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Tayyip’te taşlanınca Dedi ki onlara hidayet eyle. Bu hasın işidir. Hasil has ise bakar onun haline. O kimse ehli cehennemse dokunmaz hiç. Kardeşlere dua edecekler. Buğz etmek değil işimiz. Dua edelim. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Eysb’in Sürey’le Hazret-i Ömer yanlarında varınca şiir okumasını susturmuştur sonra Eysb’in Süreyye durumu o batılı sevmeyen bir adamdır demiştir. Şiir batıl mıdır? Normalde Hazret-i Ömer radıllahu anh hazretleri böyle Şiiri sevmezdi.

Şiiri sevmediğinden dolayı da böyle söylerdi. Ama bu Her ne kadar edebül müfrettekse de Hazreti Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin direkt ağzından çıkmış olan birinci derecede kadı şeflerden değil. Sahabelerin kendi içerisindeki söylemiş oldukları Bu konuda Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin Açık, sarih bir hükmü olmasaydı Bu hükümle amel edilme bilinirdi. Ama bu konuda açık, sarih bir hüküm var. O da şu Mekke fethine gidilirken Yine o normalde bir Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin şahili şiir okumaya başlayınca Hazret-i Ömer radıllahu anh hazretleri onu susturmaya kalkar Hazreti Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Hazret-i Ömer efendimizi ikaz eder.

Der ki sus Onun sözleri Sizin mızraklarınızdan daha fazla etkilidir müşriklerin üzerinde der. Oradan bu noktadan hareket eden hanefiler ve ehli sûfî Şiir okumanın, bu noktada şiir okumanın, yazmanın Kur’ân ve sünnet tarihinin olduğu müddetçe bir sıkıntı görmemişlerdir. İki soru devam ediyor. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hazret-i Ömer yanlarında olmayınca Ev ise şiir okumasına izin vermesi Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem batılı ve şiiri sevmesinden bilir. bu normalde Hazret-i Ömer radıllahu anh hazretlerinin olmadığı bir zamanda söyletmesi değil. Bu böyle çünkü şeyde edebilme frette bu hadîs yok ama başka hadîs kaynaklarında var o hadîs. Hazret-i Ömer efendimizi ikaz ediyor. Sen ona karışma diye.


8. Bölüm

Oradan hareket ederekten zaten şiir okumanın ve normalde şiir yazmanın Cahiz olduğuna dair hükmediyor hanefiler ve ehli sûfî. Başka sorusu olan Musiki içerisinde de kabul edebilir miyiz? Musiki ile alakalı zaten Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin Hazreti Ayşe annemizin kız kardeşinin kına kadınların eğlentisinde Musiki’yi susturmaması, cariyeleri susturmaması buna işaret. Mesela Arabi’nin bu noktasını bilir ki insana insan Musiki’yi hakkıyla dinlerse Onu öldürür diyor. insanın umurunda çok büyük bir etkisi var. O zaman sizin bu mızraklarınızdan daha etkilidir hadîs-i şerifini Musiki içinde kullanmamız gereken olur mu? Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri şiirle alakalı böyle söylemiş.

Şiir sözdür, güzel sanattır. İnsanlar Allâh’ın yeryüzünde kalifesidir. Onlardan çıkan güzellikler de Allâh’ın güzel sıfatlarının onlar üzerinde tecelli etmesidir. O yüzden söz için bunu söyleyebiliriz. Ama Musiki ile alakalı caiz olan yerler var. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin hadislerinden çıkan sonuç Savaşa giderken bayram günlerinde, düğün bayram dediğim dini bayram günlerinde, milli bayram günlerinde bir de kınaydı, düğündü, nişandı o tip meselelerde Musiki’nin olabileceğine dair, eğlencenin olabileceğine dair hadisler var. Bir de Musiki ve şiir anlamında İkisinin de mesela adamın gönlü inançsız diyelim. O dinleyen farklı bir şey anlıyor. Ama inançlı biri dinlediği zaman farklı bir şey anlıyor.

Buradaki hüküm nedir? Burada o kimsenin herkes bir şey dinler, dinlerken dinlediği şeye kendince bir anlam, mana verir. O anlamına manaya göre o kimse ama sevap kazanır ama günah işte. Kur’ân-ı Kerim’i birisine okudular, okuyunca bu dediler Allâh’ın kelamı o kimseye iman etti. Bir başkasına okudular, o da dedi ki o sevmedi, beğenmedi, istemedi, o da kafir oldu. Ve onun gibi. Bu kader vahsiyle ilgili de bir soru soracağım. Kaderin üstündeki kader vardır. Acaba bütün alem birer varlıktan ve oluşlardan oluşuyorsa, bütün alemle insanın duası da silahsa ve etki ediyorsa oluşumlara. Mesela dediniz ki darbeyi etkileyen Ya Allâh, Bismillah, Allahu Ekber zikriydi. kadere bir müdahale oldu orada. Peki kader dediğimiz insanın aziyetinden dolayı bütün alemin her yere duasını ve istediğini yetiştiremediği yer midir?

Örneğin darbenin üstüne dua ediyoruz ama bu arada farklı bir yere dua edip yönelemiyoruz. Oraya hiç kimse yönelemeyince orasının hükmü Allâh’a mı kalıyor? sadece insanların düşünebildiği düşüncesinin, duasının ulaşabildiği yerler mi hüküm değişiyor? Bu esnada spontane gelişen bir şey. o spontane gelişen bir şey de muhakkak Cenâb-ı Hak’ın kaderi ilahiyesinde her şey yazılıdır. Bu noktada ben kaderi ilahiyeyim. Yazılı bir yazıt gibi görebiliriz olacak olan hadiseler. Ben o yazılı levhaların üzerinde Cenâb-ı Hak’ın ilmi ilahiyesinde kendi kudreti azamının içinden o yazılı levhaların yeniden yazılıp çizildiğine inanıyorum. Levhaların? Evet. normalde levha dediğim şey bunu diyelim ki bugün olacak olan işler manzumesi bir levhadaysa o gün öylesine spontane bir şey gelişti.


9. Bölüm

Cenâb-ı Hak kaleme dedi ki bunu yaz bunu bunu sil bunu yaz dedi örneğin. Bu direk Cenâb-ı Hak’ın ilmi ilahiyesinden kendi zat-ı uluhiyetinden kendi zat-ı uluhiyetinden kendi katındaki ilimden akan gelen şey bu. Peki bu örnek olarak Mustafa Özbağ’ın hayatına bakarsak Mustafa Özbağ’ın düşüncesinin, duasının, isteğinin ve düşünebildiği dairenin dışındaki yer midir? Mesela örnek olarak darbenin daha evvelinden bir kimse darbe olmasın diye dua etseydi darbe olmayabilirdi. Fakat hiç kimsenin düşüncesi, fikri, algısı buraya yetişmediğinden Allâh’ın kaderi galip geldi. Bizim düşünce ve fikirlerimizin yetişmediği yer midir Allâh-u Teala’nın cebri kaderi? Normalde ben düşünce ve fikirlerin yetişmediği yer olarak görmüyorum bunu.

Ama düşünce ve fikir yetiştiği zaman dua, dua kaderi değiştirir bir silahtır. Böyle mi oluyor bu anlam açısından bir sıkıntı var mı? Galiba Allâh bilir. Biz bin üç ay sonrasını bilmiyoruz ki üç ay sonrasını bugünden dua ederiz. o yüzden mi aciziz? aciziz. Biz beş yıl sonrasını bilmiyoruz. Üç yıl sonrasını bilmiyoruz. Ama beş yıl sonrası için dua edebilirsek bu oraya dua edildiği için Allâh’a uygun uygulayacağından mutlak kaderden çıkıyor mu? Cenâb-ı Hak bunu bu meselede bu hadise umuma yayılması mümkün değildir bunu. şimdiden sen beş yıl sonrasına yağmur yağmasın diye dua edersen beş yıl sonra yağmur yağmayacak mı? Böyle değil. Veya şimdiden beş yıl sonra güneş doğmasın, kıyamet kopsun dediğimizde hep beraber dua etsek kıyamet mi kopacak?

Değil. Cenâb-ı Hak’ın mutlak kader anlamında tayinata koymuş olduğu bir ölçü bir sistem var. Bir de kulun cüzi iradesinin etki ettiği bir nokta var. Fihiliyatın üzerinde cüzi iradenin etkisi var. Olan olayların üzerinde cüzi iradenin etkisi var. Ben diyorum ki bir darbe oluyordu. Bir darbe olacaktı. Darbe anlaşıldı ve bu insanlar zikirlerle bu darbeye karşı çıktılar. Ve Cenâb-ı Hak onların bu karşı çıkışlarına hoş karşıladı, kabul etti. Duaları kendi sinesinde Cenâb-ı Hak Zat-ı Uliyetinden cevap verdi. Zat-ı Uliyetinden cevap vererekten levhaların üzerindeki hali değiştirdi. O esnada. Diyorum ki bu o gecenin o gecenin iki tane önemli zikri vardı. Birisi Allahümme Lebbeyk’ti. İkincisi Tekbir’di.

Normalde Lebbeyk’le başladık biz çünkü iksir oydu. Şimdi böyle konuşmak istemiyorum. Mesele yanlış anlaşılacak. Zaten darbenin çözüldüğü yer Bursa. İlk liste Bursa’da yakalandı. İlk tutuklanan kimse buradaki jandarma alay komutanı. Tutuklanır tutuklanmaz çantasında bulunan darbeci listesi. Darbeci listesinin ilk faş olduğu yer Bursa. Liste faş oldu. Liste faş olunca listeyi Türkiye’ye hızla buradakiler Türkiye’nin her tarafına listeyi gönderdiler. Listedeki isimler belli, alınacaklar belli, gidilecek yerler belli ve bütün ülke hızla bütün insanlarını oraya yönlendirdi. Darbenin birinci adımı Allahümme Lebbeyk’ti. O işin manevi bir anahtarıydı, kilidiydi. Kapıya girişti ve ilk Bursa’da yakalandı.


10. Bölüm

Bursa’da zaten bitti. Yakalandı ilk yakalanan oydu zaten. ben şimdi saat veremeyeceğim şey olarak tam saatini. Onun oyu yakalandı, çantanın içindeydi zaten. Çantanın içerisinden aldılar onu, bitti. Yanımda Cafer mi vardı? Bitti dedim ben. Cafer vardı. Dedim iş bitti Cafer dedim ben ona. Ondan sonra darbe bitti. Dedim seherde de iş bitecek dedim ben, öbürkü bitecek dedim. Seherde de öbürkü bitti. Zaten sehere kadar bekledim ben net kendimce manevi olarak onu bitip bitmedi diye şey yapmak için bitti. Ondan sonra yürüdüm bittim, darbe bittiler. Bunlar bu noktada bu Cenâb-ı Hak’ın kullarının cüzi irade noktasında Rahman olan Rahim olan Allâh’a yalvarışıyla alakalı, kendi cüzi iradesiyle kendisini değiştirmesiyle alakalı. meşhurdur ya Hz.

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri çok kalabalıklardır. Ama etrafı bir anda dağılıverir. Dağılıverince Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri niyaza başlar. bu son ordudur. Sana ibadet edecek hiç kimsenin kalmasını istemiyor musun diye başlar. Ve Cenâb-ı Hak onu geri çevirir tekrar. Biz bu noktada gayipte ne olup bitti bizi bir noktada ilgilendirmez. Nasıl Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri canhıraş o gün için ne yapması gerektiğini yapıyorsa biz de canhıraş ne yapmamız gerektiğini yapacağız. Allâh’ım yazandır bozandır kendi yazdığını kendisi bozandır. Bak kendi yazdığını kendisi bozar. Bahçıvan eker 10 tane fidan ondan sonra gider ekmiş olduk 10 tane fidanın 5 tanesini söker.

Bir başkası der ki ya neden 5 tanesini söküyorsun? O da der ki ben 10 tane ektim buraya şimdi bu 5 tanesinin iyi kuvvetlenmesi lazım o yüzden söktüm de. Bir başkası der mi Bahçıvan’a neden 5’ini söktün diye? Geçen pazar gün bizim muhtarla muhtarla muhabbet ediyoruz İğdir’de. Diyor ki içinden tüccar dedi bir kısmının dedi armutları dedi. Bayanlar tarafında çok ses olduğu için sohbet anlaşılmıyormuş. Bayanlar kendi aranızda sohbet ettiğiniz için sohbet dinlemek isteyenler sohbeti dinleyemiyormuş. Muhtar dedi ki içinden dedi aldılar bir kısmını. Sebep dedim neden hepsini toplamadı geride kalanlar biraz daha iyileşecek şimdi dedi. Geride kalanlar biraz daha iyileşsin diye. Ha demek ki geride kalanlar biraz daha iyileşsin diye içinden ayıklamış adam.

Şimdi dışarıdan baktığında dersin ki ya 2 işçilik yapacak adam 3 işçilik yapacak ama onun uzmanı o. Bahçıvan öyle yapmış 10 tane dikmiş 3’ünü köklemiş ona veya yeşil dal. Diyoruz ki yeğen yeşil dal kesiyor mu bu diyor. Neden bu diyor diye soruyor muyuz sormuyor. Bahçıvan o. O yüzden sahibi o. O kendi yazdığını bozar mı? Kendi yazdığını siler tekrar yazar. Bak siler tekrar yazar. Ben öyle inanıyorum. Bir şey yazar böyle olacaktır. Öyle olacaktır. Ama kul öylesine yalvarır, öylesine dua eder, öylesine bir geri dönüş yapar. Cenâb-ı Hak yazdığını siler başka türlü yazar onu. Ben de bunu söylüyorum diyorum ki insanlar hızla bu meseleye sahip çıkınca darbecilerin darbesi önletti Cenâb-ı Hak. Yoksa tankın önünde, tüfeğin önünde, uçağın önünde insan durabilir mi?


11. Bölüm

Duramaz. Çıksa o normalde örneğin havaalanında orada burada 500 kişi, 1000 kişiyi birden ömür. Bunlar onu göze alarak çıkmışlar. Böyle bir caniliği göze almışlar. diyorlar ki halkı tarayın. Böyle bir caniliği göze almışlar. Halkı tarayın emri var ama bunlar tarayamıyorlar. şimdi şimdi ifadeler çıkıyor. Hava kuvvetleri komple Türkiye’yi bombalayacak demişler. İfadelere bakıyoruz. Adamların ifadesi bu savcılıkta. Adam diyor ki bize dediler ki eğer bunu gerçekleştiremeyecek gibi zora düşerseniz hava kuvvetleri komple arkamızda, hava kuvvetleri komple Türkiye’yi bombardımına tutacak. Ben zaten kuvvet komutanlarının darbenin içerisinde olmadıklarına inanmıyorum zaten. Onlar beklediler. Eğer darbe başarılı gibi olacak olsaydı bir Kenan Evren Konseyi gibi karşımıza çıkacaklardı.

Ben ona inanıyorum. Bu benim kendi inancım. Hatta ben olsaydım hepsini emeklederdim onlara. Benim inancım bu. Benim kendi inancım. Ben onların darbede normalde taraf olduklarına inanıyorum. bir genelkurmay başkanı düşün darbe olacak. Sana 4 saat öncesinden 5 saat öncesinden söylenmiş. Ondan sonra bir darbeci gelip alacak seni götürecek. Kim bu? Genelkurmay başkanı. Bir ülkenin genelkurmay başkanı. Bir ülkenin genelkurmay başkanını gelip 5 tane 10 tane asker genelkurmaydan alacak götürecek bir de. Düşmüş senin genelkurmayın. Apolytların da düşmüş. Ben başbakan olsam onun yanında taşımam. Ne kim? Kara kuvvetleri komutanı. Adamı derdest etmiş 3 tane asker. Kim bu? Kara kuvvetleri komutanı. Bu kim?

Genelkurmay başkanı. Hadi lan 10 tane adamı esir almış gitmiş adamı. 10 tane adam adına esir almaz ya. Ondan oraya esir alıyor. Adamı esir alıyor. Hiç mi tanıdığın bir birlik komutanı yok, bir tane albay yok, binbaşı yok, özel harekat. Hiçbir şey yok. Polis özel harekatı var. Kaldır telefonu bana özel harekattan 40 tane özel harekatçı gönderin diye. Ne 40? 10 tane gönderecekti. 1000 tane darbeci indirirdi özel harekatçılar. 10 tane özel harekatçı koyacaktı genelkurmay başkanı yanına. 1000 tane askeri devirirdi 10 tane özel harekatçı. Kara kuvvetleri komutanı ne? Gitti. Deniz kuvvetleri komutanı gitti. Hava kuvvetleri komutanı gitti. Kara zaten gitti. Kara deniz hava gitti. Genelkurmay da gitti.

Askeriye, darbeye önlemedi. İçinden bir tane birinci ordu komutanı çıktı. Aslında onu getireceksin genelkurmay başkanı yapacaksın. Adam etrafında 200 tane özel eğitilmiş asker olmuş. Yara yara girmiş İstanbul’a havaalanına. O da kendini koruyor. Onu da çünkü tutuklamak istemişler. O da etrafında 200 tane aldığım haber oydu. 200 tane özel asker de İstanbul’da operasyon yapmış adam. Düşünebiliyor musunuz? Bu şartlar içerisinde bu millet darbeyi püskürttü. Darbecileri derdest etti. Kimle? Polisle beraber. Elinden askerlerinin silahı alıp onlara vurabilir miydi? Vurabilirdi. Bakın ne kadar Cenâb-ı Hak bilinç ve şuur veriyor. Bunun ilahi bir el yordamıyla olduğuna buradan görün. Onca asker tutuklanıyor, tutuluyor.


12. Bölüm

Onca askerin elinde tüfekler var mı? Var. Tanklara el konuldu mu? Evet. Adam 5 dakikada tank kullanmayı öğrendi mi? 5 dakika bile sürmedi adam. Bir de polis demiş ki ona. Bak demiş Tugay’ın önüne gidiyoruz. Ölüm de var. Demiş ölürüm. Adamın üzerine bir tane polis yeleği giydirmişler. Adam sürüyor tanka. Nereye gidiyor adam? Tank taburuna savaşmaya gidiyor. mekanize Tugay’a gitmiyorlar mı? Mekanize Tugay’a adam savaşmaya gidiyor elindeki bir tane tankla. Ankara İlyetine gitmiş. Ankara İlyetine gitmiş. Ben geldim. Ben geldim sizlerle. O ayrı bir tane malatya da var. adam normal. Bu ilahi bir el yordamı bu. Bu Cenab-ı Hakk’ın bu meseleye ben öyle diyorum. Cenâb-ı Hak bu meseleye zat-ı uluhiyetinden, katından ikram etti.

Katından. O kulların feryadına, o kullarının zikrine, insanların o feryadına, o zikrine Cenâb-ı Hak anında cevap verdi. Anında. Bu çünkü öyle bir şey ki. Bu böyle spontane bir şey. Düzenlenmiş, ayarlanmış, kurgulanmış bir nokta değil ki insanların bu şeysi. Herkes televizyonda hazır beklesin. Bugün darbe olacak çık dediklerinde çıkacağız. Öyle bir şey değil ki. Bana İzmitler diyorlar ki darbe oldu. Ben çıktım dışarı. Hiçbir yerde darbe izi yok. NTV’yi dinliyorum ben. NTV’de ben normalde darbeye hayır ondan sonra bütün herkes sokağa çıkmalı diye yazdım. O Oğuz Hak sever mi? Oğuz Hak sever. En sonunda ben onu bağırdığını artık bağırıyor adam NTV’de. Diyor ki bu muhalefet nerede? Bu insanlar nerede?

Buna dur diyecek bir şey yok mu? Kimse yok mu? Bağırıyor iç işlerinden söz yok. Başbakan’dan bir söz yok. Kimseden bir söz yok. Ben arabaya çıktım da. Ben de kelayla kuşu gibi darbeye hayır bütün sokağa aşağı inmeli diyorum. Birisi de beni aradı. Böyle diyorsun dedi darbeye gelip püskürtürlerse ne olacak? Ben hesap etmeden söyledim dedim. Bütün arkadaşlar dedim sokağa inecekler dedim. Bütün herkes. Darbeye hayır demeli dedim bütün insanlar. E sonradan şey bağlandı. Ne o? Başbakan bağlandı. İçişleri Bakanı bağlandı. Sonradan Cumhurbaşkanı bağlandı. Bu bir şey. Cenâb-ı Hak’ın kendince zatı uluhiyetinden bir ikram öyle söyleyelim. Cenâb-ı Hak’a hamdolsun. Bu millet vazifesini yaptı. Darbeye girip püskürttü.

Sokağa çıkan darbeciler de derdest etti. Karakollara devlete teslim etti. Hiç kimsenin burnunu kanatmadı bu millet. İncitmedi. Öyle askere filan da onu yapmamışlar zaten sonradan da. Bu da anlaşıldı. Millet tuttuğunu aldı götürdü polise teslim etti. Polis devletin kanunu hukuku neyse onları uyguladı. Devletin de polisin de tutukladığı kimselerden hiçbir tane zayiatı yok. Bir tanesi ölmedi. İçeride ölü çıkan da yok. Yalnız bir tanesi var. İntihar etmiş. İnanırsanız ben inanmadım. O vardı ya eski istihbaratçı İstanbul. Ne yapmış o? Bu arada tabi kaynadı. Ondan sonra ne yapmış? İntihar etmiş. Öyle değil mi? Darbenin ikinci çözüldüğü yerlerden birisi. O adam. O adam da ne varsa döktü bitin bildiklerini.


13. Bölüm

Ona gerekli şeyleri verdiler. Ne o? Kendimce bu. Benimki bir senaryo olsun. Hayalleme olsun. Ona dediler ki ne istiyorsan biz senin emniyetini sağlayacağız. Yüz naklini de yaptıracağız. Parasını da vereceğiz. Örtülü ödenekten. Sen dediler vatana minnete bir vazifeyi ifa et. O da vatana minnete vazifeyi ifa etti. Ne kadar yazılı, döküman, gizli, döküman ne varsa hepsini de İstanbul emniyetinde döktü. İki gün sonra da intihar etti dediler zaten. Belki de son vazifesini yapmış ve o isim olarak intihar etmiş olabilir. Nereye defnettiler? Görmedik değil mi? Konuyla alakalı bir şey sordunuz. Şimdi ustalığım bu kader üstünde kader demiştiniz. Şimdi bize gayb olan, sır olan mesela on beş denmaz insanların dua etmesi, insanların tepkir getirmesi, meydanlara dökülmesi bize gayb sır olan Rabbimiz’e ayan mı?

Açıktı. Ve Rabbimiz açık olan bir şeyi kendi kaderinin üstünde kader olayı onun her şeyi önceden bilip takdir etmesi ve levvayı ona göre tansil etmesini. Levvayı değiştirmedi deyip de aslında bize göre değişti. Rabbimiz her şeyi önceden bildiği için. Bu arada oradan anlayabilir miyiz? Öyle de anlayabilirler. Kader bahsi çünkü her şekilde anlamaya müsait. Birisi öyle algılayabilir, senin dediğin gibi düşünebilir. O da mümkün. Kader mahsimin üzerinde tartışmamış. Birisi öyle anlamış, eyvallâh öyle anlayabilir. Öyle anlamıştır. Böyle de anlayabilir, öyle de anlamıştır. Bak bizim Halit de diyor ki kader o cebri noktadan diyor, kulun aklına gelmeyen yargı diyor, cebri olarak. O da öyle anlıyor. Kader bahsi, kadere iman ettik sonuçta.

Varlığına da iman ettik. Onun üzerinde herkes kendince bir algı olabilir. O da aklına gelmese de Allâh muhakkak biliyordu. Muhakkak öyle de düşünülebilir. Bunda kesin kati bu doğru denilemez. Öyle değil mi Yusuf hocam? Diyebilir miyiz kesin kati bu diye? Sadece kaderin varlığına iman ederiz. Kaderin varlığı ne olduğuna dair kesin kati böyledir diyebiliriz. O yüzden Hadîs-i Şerif’te de kesin kati doğumumuz ölümünüzdür demiş kader olarak. Lâ ilâhe illâllah. Lâ ilâhe illâllah. Fatiha. Âmîn. Yarın saat 10’da gemlik meydanında inşâAllah darbeye karşı sema var. Cepheye sema var ya görüyorsunuz mu? Cepheye semanın tecelliyatlarını. O yüzden cepheye sema var inşâAllah. Yarın gemlikte Allâh izin verirse inşâAllah.

Kendi araçlarıyla gelebilirler kendi araçlarıyla. Kaç otobüs? Dört otobüs. Kıyafetli olan arkadaşlar tekke de toplansınlar. Ondan sonra oradan motriban, semazen ve zeybekler dört otobüs onlar için oradan toplanıp gidecekler. Diğer arkadaşlar kardeşler bu saatten sonra otobüsü ilan edemeyiz. Olabilir mi? Olma ihtimali var mı? Neyse biz arkadaşların geri kalanını oraya getireceğiz. Evet kadınlar için o zaman bir otobüs gelme ihtimali var mı? Bayanlar da tekke de o zaman toplansınlar. Yalnız gelecek olanlar onlar da tekke’den otobüslere oradan şey yapacaklar. İnşaAllah hareket edecekler. Bayanların sorumlusu oradan otobüse gelme ihtimali var mı? İnşaAllah hareket edecekler. Bayanların sorumlusu o meseleyi dizayn etsin bayanların içerisinde inşâAllah.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Kalb, Sünnet, Muhabbet, Aşk, Rızâ, Tesbîh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı