1. Bölüm
Allâh gecenizi hayır etsin, gündüzünüzü hayır etsin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak Ramazan’ın şerifinizi mübarek eylesin. Allâh oruçlarınızı kabul etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak her daim kendisine ibadet eden, yalnız kendisine ibadet eden kullarından eylesin inşâAllah. Oruçla alakalı yine birkaç hadîs-i şerif, ondan sonra da inşâAllah yine fıkıh bölümünden de az bir şey okuyup inşâAllah zikrullah’a geçeriz. Uzun bir hadîs, yine o var ya Ademoğlu her ameli kendisi için yapar. Geçen hafta aynı minvadi birkaç tane hadîs-i şerif okumuştuk. En son da oruçlarının ağzı Cenâb-ı Hak’a miske amdar gibi olur diye. Buna bir ilave var bu hadîs-i şeriften. Tabi ilave sahabeden bir ilave.
Bunu normalde sahabeye soruyorlar bununla alakalı. Hadîs-i şerifin sonunda var ya başında Ademoğlu’nun her ameli kendisi içindir ancak Oruç’u arayın. Çünkü O benim içindir buyruğu sorulunca sahabeden Sufyan bin Uyeyine şöyle cevap veriyor. Kıyamet günü olunca Allâh Azze ve Celle kulunu hesaba çeker ve üzerinde bulunan mazlum haklarının bedelini giyer amellerinin sevabından öder. Kulunu hesaba çekti, kulun üzerinde değişik noktalarda dairelerde başkalarının hakları var. Çünkü hesap kitapta kimin kul hakkı varsa, kimin ne hakkı varsa insanlar haklarını gelecekler o kimsenin iyiliklerinden alacaklar, ibadetlerinden alacaklar. Birisini zulmettiniz, birisine haksızlık yaptınız. Bu eşiniz, bu çocuğunuz, bu anneniz, bu babanız, bu alışveriş ettiniz kimseler, bu komşunuz, bu arkadaşlarınız, bu akrabalarınız her neyse etrafındaki herhangi bir kimseye böyle bir hak hukuk meselesinde sizin hakkınız geçti ona.
Onların size hakkı geçti. Onlar sizden alacaklılar. Onlar sizden alacaklılar. Tebessüm etmen gerektiği yerde tebessüm etmedim. Birine sabrı tavsiye etmedim, birine yardım etmedim. Yapman gereken muktedir olduğun halde yapman gereken bir şeyi yapmadım. Bu sûfîler için önemli. Avam için ne? Hiç kimseye kötülük yapmamak. Avam için bu. Avam hiç kimseye kötülük yapmayacak. Sûfî için öyle değil. Sûfî muktedir olduğu halde imkanı olduğu halde bir şeyi yapmadı. Bakın muktedir olduğu halde bir şeye yapabilirliği olduğu halde bir şeyi yapmadı. Çünkü Sûfî iyiliğin hakim olması için çalışan bir kimse. Sûfî merhametin sevginin muhabbetin hakim olması için çalışan gayret eden Allâh’a yaklaşmaya çalışan bir kimse.
Sûfî sadece kötülük yapmamakla kalmayacak. Bu herkesin işi. Herkesin mecbur yapması gereken bir şey bu. Insansın, Müslümansın. Birinci derecede diğer Müslümanlar senin elinden ve dilinden emin olacaklar. Bu işin zemini. Bütün insanlık zemini. Bütün insanlar birbirlerinin ellerinden ve dillerinden emin olmalılar. Bütün insanlar. Bu normalde herkesin yapması gereken, bir Müslümanın yapması gereken şey. Altını çizerekten söylüyorum. Sûfî ise bir çıtüstü. Bir şey yapabilirdi, yapmadı. Sûfî bundan sorumluluk duyacak. Birisinin karnını doyurabilirdin. Birisinin sırtını örtebilirdin. Birisinin başını okşayabilirdin. Bir yetime yardımcı olabilirdin. Bir dul kimsesiz yaşlı bir kadına yardımcı olabilirdin.
2. Bölüm
Kimsesi olmayan bir adama yardımcı olabilirdin. Bir yerde kötülük vardı. O kötülüğü durdurmak için sen elinle mümkün değil ise dilinle önlemeye çalışabilirdin. Bu da mümkün değil ise kalbim buğuz etme edebilirdin. Bunun bir ücreti yoktu. O kötülükten kendini ayırt edebilirdin. Orta yerde bir hukuksuzluk vardı. Orta yerde bir zulüm vardı. Orta yerde bir yanlışlık vardı. Buna kalbim buğuz edebilirdin. Bunu dillendirebilirdin. Biraz daha cesaretli olabilirdin. Dünya hayatına kanmayabilirdin. Gelip geçici bu dünya hayatında kendine bir yol çizebilirdin. Gelip geçici bu dünya hayatında sen haksızlıklara karşı bulunduğun her yerde bir nebze de olsa mücadele edebilirdin. Buna senin gücün yeterdi. Gücünün yettiği yere kadar bunu yapmakla muktedirdin sen.
Sen eşine bakabilirsin ne bileyim iyi geçinebilirsin iyilik de yapabilirsin ama bunu daha da arttırabilirdin. Eşinin mutlu olmasını sağlayabilirdin evde. Çocuklarının mutlu olmasını sağlayabilirdin. Arkadaşlarını mutlu etmenin yolunu bulabilirdin. Çevrende daha sosyal olup insanların eksikliklerine noksanlıklarına koşturabilirdin. Biraz daha zaman ayırabilirdin. Insanların dertleriyle dertlenebilirdin. Insanların problemlerini çözmek için bir nebze olsa gayret edebilirdin. Televizyonun karşısında vakit geçireceğini bir hastayı ziyaret edebilirdin. Bir yaşlıyı ziyaret edebilirdin. Bir eksikliğe noksanlığa düşmüş bir kimsenin eksikliğini noksanlığını gidermeye çalışabilirdin. Bunları yapabilirdin.
Bunları muktedirdin. Bunların muktedir olacak bilgi de sende vardı. Bunların muktedir olacak öğretiği de almıştın. Bunların muktedir olacak sende cevher var idi. Ama sen tembellik ettin, aymazlık ettin. Ama sen oturdun boş muhabbetlerle uğraştın. Oturdun sen olmayacak şeylerle uğraştın. Oturdun birisinin sarığını nereden sardığına uğraşıyorsun? Oturmuşun yok onun sakalı kısa mıydı, uzun muydu? Oturmuşun sen Müslümanları rencide edecek, Müslümanları ayrıştıracak, Müslümanları birbirine düşürecek, Müslümanları bu noktada zayıflatacak, ümmeti Muhammet’i zayıflatacak, sen kendince hak gördün ama hak olmayan Müslümanların içerisine fitne düşüren işlerle uğraştın. Bıraktığın adamın mezhebiyle uğraşıyorsun.
Adamı aç mısın, top musun diye sormuyorsun, mezhebini soruyorsun. Bir kimsenin neye ihtiyacı var diye sormuyorsun, onun dinini soruyorsun. Insan yapması gerekenleri yapmamakta zulümdür. Bir kimse yapabilirliklerini yapmazsa bu zulümdür. Müslümanları şu anda en büyük handikaplarından birisi cemaatlerin, tarikatların, şeyhlerin, dervişlerin, alimlerin en büyük handikaplarından birisi bu. Bir şeye gücü yettiği halde yapabilirliği olduğu halde yapmamak. O şehler, o hocalar, o âlimler evlerinde oturuyorlar. Evlerinde oturmayacaklar. Allâh için her gecelerini feda edecekler, koşuşturacaklar. Dermişim ben şeyhimden dersimi de aldım, dersimi yaparım, bakarım işime. Yok. Bununla koşturacak. Biz çünkü arz lâ ilâhe illâllah deyinceye kadar mücadele etmekle, savaşmakla emrolunan bir peygamberin ümmetiyiz.
3. Bölüm
Arz lâ ilâhe illâllah deyinceye kadar mücadele etmekle emrolunan bir peygamber ümmetiyiz. Ya o peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolundan, izinden, felsefesinden, imanından, düşüncesinden, fikrinden, hareketinden, fiiliyatından kendimize örnek çıkarıp onun peşine düşeceğiz. Ya da gideceğiz kendimize yeni bir din arayacağız, yeni bir peygamber arayacağız. Var kendisini nebi ilan edenler, gideceğiniz birisine takılcanız. Bir gün nebi, bir gün veli. Kendisine kitap indirilenler de var. Amerika mâşâAllah açmış kucağını hepsinde bağrında besliyor. Televizyonları var, kanalları var. Var. Mehtimiz de var. Nebimiz de var. Resul de var. Her şey var. Var. Mümin topraklar. Yetiştiriyor.
Ya gideceksin onlara? Takılcan. Kafana göre. Çünkü iyi seviye olamazsın. Geriye dönüş yok İslam’da. Musevi de olamazsın. Geriye dönüş yok. Ibrahim’i de olamazsın. Geriye dönüş yok. Geriye dönüş yok. Ne yapacaksın? Yeni cedid, peygamberlik ilan edenler var ya. Gideceksin safsan, salaksan, geri zekalısan, kalbin örtüldüyse, taşlaştıysa, köreldiyse oraya gideceksin. Allâh muhafaza eylesin. Ama Muhammediyysen böyle yaşamak zorundasın. Muhammediyysen Muhammed’i salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ölçülerine uymak zorundasın. O yüzden sadece yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan da sorumluyuz. Sadece yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan da sorumluyuz. Sevmediklerimizden da sorumluyuz.
Sevdiklerimizden de sorumlu, sorumluyuz. Bakın sevdiklerimizden ve sevmediklerimizden sorumluyuz. Bir sûfî sevmediysen sorumlusun. Bir zikredeni sevmediysen sorumlusun. Aynı halakadasın. Kardeşinin hatalarını, kusurlarını eksiktiklerine bakaraktan onu sevmiyorsan bundan sorumlusun. Bir Müslümanın sakalını, sarığını, cübbesini sevmiyorsan bundan sorumlusun. Bu insanı küfre götürür. Bu insanı küfre götürür. Sarığı sevmemek küfre götürür insanı. Sakalı sevmemek küfre götürür insanı. Zikredeni sevmemek küfre götürür insanı. Bir veliyi sev, veliliği sevmemek. Veliliği, velilik yok demek. Küfre götürür insanı. Bakın nasıl sorunlu insan? Haram işleyen bir kimseyi sevmek, küfre götürür insanı. Haramı sevmek, küfre götürür insanı.
Şirk üzerine yaşayan bir kimseyi sevmek, insanı küfre götürür. Allâh muhafaza eylesin. Cenâb-ı Hak bütün ümmeti Muhammed’i korusun. Âmîn. O yüzden bunlardan insanlar sevdiklerinden ve sevmediklerinden sorunludur. Musa aleyhisselamı diyor ya Musa aleyhisselamı. Musa aleyhisselamı diyor ki ya Rabbi ne Son nokta. Yok ya Musa. Allâh’ın dostlarını Allâh’a iman edenleri sevdin mi? Allâh için. Allâh’ın düşmanlarına düşman oldun mu? O zaman Allâh düşmanına dost olmak insanı küfre götürür. Allâh muhakkak Allâh dostlarına düşman olmak insanı küfre götürür. Allâh’ın düşmanına dost olmak nasıl küfre götürürse Allâh’ın dostuna düşman olmak da insanı küfre götürür. Cenâb-ı Hak ne dedi hadisi kutside? Kim benim velilerime savaş açarsa ben de ona savaş açarım.
4. Bölüm
Ben de ona savaş açarım. Yırtıcı bir aslanın yırtıcı bir hayvanın avından aldığı intikam gibi ben de ondan intikam alırım. Dikkat edin. Allâh’ın dostlarına savaş açanlarla beraber olanlar onlarla aynı kategoridedir. Yaptıklarımızdan, yapmadıklarımızdan, sevdiklerimizden, sevmediklerimizden sorumluyuz. Ve bunların hakları bizden alınacak. Hepimizden alınacak. Varsa hakkımız, hukukumuz kiminle bir yere borcumuz var, bir yerde sıkıntımız var. Bu sadece maddi maddi olması şart değil. Manevi de. Onların hepsi de ne olacak? Hakları alınacak. Birinin gıybetini ettiniz. Bunun hakkı alınacak. Birine iftira ettiniz. Bunun hakkı alınacak. Birine bühtan ettiniz. Bunun hakkı alınacak. Bilmediğiniz bir şey konuştunuz.
Bunun hakkı alınacak. Herkesten alınacak bunun hakkı. Ve o kimsenin iyiliklerinden alınacak. Iyiliği bitti. Başka adı Şerif’te öyle diyor. Iyiliği bitti. Ona o kimsenin kötülüğü yüklenecek. Doktorun benden alacağı var, bende iyilik bitti. Bu sefer doktorun kötülüğüne yükleneceğim ben. Alacağı ödeyecek bende iyilik kalmadı ya bu sefer doktorun kötülüğünü yükleneceğim ben. Allâh hesabı kesin ve çabuk görür. Kimsenin hakkını, hukukunu kimse de bırakmaz. O Sufyan bin Uyeyne devam ediyor. Hakların bedelini diğer iyi amellerin sevabından öder. Nihayet iyi amel olarak sadece orucu kalır. O o kimsenin bütün amelleri gitti, bütün iyi amelleri bitti. En son neyi kaldı? Bir tek orucu kaldı. Arta kalan mazlum haklarını orucundan ödemeyip Allâh kendi üzerine alır.
Ve o kişiyi orucundan sebep cennete koyar. O kimsenin bütün vereceklerini verdi ama daha vereceği var. Daha vereceği var. Üzerinden iyilikler verildi, bitti iyilikleri. Ama daha vereceği kaldı, borcu kaldı daha. Sıra geldi oruca. En son orucu bıraktı Cenâb-ı Hak. Tam orucun iyiliğinden ödenecek. Cenâb-ı Hak orucun iyiliğinden ödeneceği zaman oradan kesti. Dedi ki alacaklılığa fazlından kendisi ödedi. Orucundan ellemeyin. Fazlından kendisi ödedi. Bir hadîs-i şerif söyleyeceğim. Sakın borcu olanlar borçlarını ödememekten dolayı buradan gevşemesinler. Herkes ne borcu varsa can hıraş borcunu ödemekle mükellef. Ödemek için uğraşıyor, borçluyor. Uğraşıyor. Ödeyemiyor bir türlü. Işi denk gelmiyor. Olur insanın başına gelir.
Olacak olan iş olmaz, yürücek olan iş yürümez. Böyle muhallebi yerken kırılır dişi derler ya. Olur. Bunların hepsi de yaşanır. Olmadı adam. Bir türlü iki ayakası bir araya gelmiyor. Böyle piyasada öyle adamları dolandırıcı, üçkağıtçı, beşkağıtçı her şey söyler. Piyasada öyle bir piyasa. Gıybet, dedikodu, iftira diz boyudur. Ticaret ehlinin arasında. Adam gitmez hakkın işi. Gitmez. Uğraşır, çaba gösterir. Çok öyle insan tanıyorum. Gayret gösterir. Olmaz bir türlü. Olmaz. Olacağı zaman vardır muhakkak. Çalışır, gayret eder. Ben yine de derim. Benim inanç inancım öyledir. Az çalışmışım derim. Gayret etmemişim, araştırmamışsınız, sormamışım. Sor, koş, araştır. Ama o esnada öldü adam. Veyahut bir türlü iki yakası bir araya geldi.
5. Bölüm
Yetiştiremedi. Adam samimi, ihlaslı. Gayret ediyor. Hadîs-i Şerif’te diyor ki o kimse mizana çıkarılır. Mizana çıkarıldığında o kimse samimi, ihlaslı yapmaya çalışmış. Ama borcu varken dağda kebap, mangal partisi yapmamış. Borcu varken lokanta lokanta, restoran restoran dolaşmamış. Borcu varken gidip iki milyon kiralık evde oturmamış. Borcu varken adam lüks bir hayat yaşamamış. Kimisi de böyle. Ona diyorum ki abiciğim çık bu evden. Burada oturduğu müddetçe sen bu kazancınla bu borçları ödeyemezsin. Git daha makul bir yere git. Bak diyorum ben üç yüz kusur metrekare yerde oturuyordum. Işim bozuldu. Oradan diyorum ben iki yüz metrekare yere geçtim. Orası da büyük geldi. Gittiğim gibi yüz yirmi metrekare yere geçtim.
Durma. Adam illaki orada oturacağım diye mücadele ediyor. Etme. Illaki lüks arabaya bineceğim diye uğraşıyor. Yapma ya. Git on liralık, yirmi liralık arabaya bin. Yapma. Yapma. Hayat standartını düşerebileceğin kadar en aşağı düşür. Çoluğunu çocuğunu da düşün. Çoluğunun çocuğunun da psikolojinin ölçüsünü bozma. Evet onları da düşün. Ama hayat standartını aşağı al. Borç ödüyorsun. Borç ödemek için uğraşıyorsun. Dikkat et kendine. Fazla havayı uçma. Fazla kanatlanma. Ona göre gardını düzgün al. Girip de iki milyarlık takım elbise giyeceğim diye uğraşma ya. Uğraşma. Ben bazen söylüyorum, inanmıyorlar. Diyorum otuz dokuz doksana pantolon giyiyorum ben diyorum ben. Millet bakıyor, inanmıyor. Git bırak.
Beş yüz bin liralık takım elbise giyeceksin diye bir kaydı yok. Bizim Hacı Erkan’la Muratlar bıktılar bizim pantolonları tamir ettirmekten bizim. Ha Murat neredesin? Ne olacak? Taraltıyorlar, genişletiyorlar. Allâh razı olsun. Bazıları da böyle güzel baksınlar bize. Boyuna kemerden delik üzerine delik açtık. Allâh razı olsun. Almaya bırak borcun varsa yapma zaten. Sana uygun değil bu, caiz değil. Ama yetiştiremedi o kimse. Öldü. Bu hadisi ulema saklar. Ben ilim saklamak olarak görürüm onu. Bu gayri samimi insanlara belki de söylenmez. Ama sûfî topluluğu samimi bir topluluktur. İhlaslı bir topluluktur. Onlar kul hakkıyla Allâh’ın huzuruna çıkmaktan korkarlar, intikap ederler. Ama böyle oldu. Allâh diyor der ki o kuluma ben vermedim.
Ben verseydim o bütün borçlarını öderdi. Alacaklılara der ki diyor. Kimin ondan alacağı varsa ihlaslı, samimi bir sûfî, ihlaslı, samimi bir Müslüman. Borcunu ödemek için gayret gösteriyor, çaba sarf ediyor. Çalışıyor, elinden gelen gayreti gösteriyor. Samimi ama ödeyemedi, öldü. Ona diyor alacaklılarına der ki kimin alacağı var? Doktorun alacağı var. Doktor gözüme göründü bugün. Doktorun alacağı var. Doktora der ki diyor bak şuraya cennetteki makamını doktora gösterir. Bundan alacağına karşılık sana fazlından bunu verdim. Ikram ettim, lütfettim sana. O diyor mahşerin dehşetinden alacaklı olan aman başıma bir iş gelmeden şu cennetteki makama kendimi atayım der diyor. Oraya doğru yürür. Oraya doğru gider ve böylece ondan alacaklı olan kimselerin haklarını Allâh fazlından öder.
6. Bölüm
Allâh yaptıklarından sorumlu değildir. Her ne halde olursanız olun Allâh’ın gönlünü yapmaya çalışın. Hangi noktada durursanız durun. Allâh’la olan irtibatınızı sakın sekteye uğratmayın. Sakın tövbeden, zikirden, namazdan, iyilikten, ibadetten geri durmayın. Başınıza ne gelirse gelsin. Bu dünya mümine zindan. Başına bir şey gelmiyorsa kendine bak. Neden? Allâh’la olan alışverişin yok demektir. Başında bir sıkıntı, başında bir bela, başında bir müsibet, başında bir hastalık. Derim ya biraz illet, biraz gillet, biraz zillet. Sûfî’nin başında olacak. Illet, hastalık. Olacak. Ya başın ağrıdı. Şikayet etme. Başının ağrımasını lütuf bil. Yok kolun ağrıdı. Kolunun ağrımasını lütuf bil. Kendince de ki ya Rabbi ben ne hata yaptım da bunlar başıma geldi.
Tövbeler tövbesi de. Muhakkak bir kusurun vardır. Cenâb-ı Hak seni oradan temizliyordur. Seni oradan temizliyordur. Ha bir kısım böyle düşünmüş, doğru düşünmüş, biz öyle düşünenlerden değiliz ama. başına biraz bela müsibet sıkıntı gelirse o kimsenin makamı artar ya manevi olarak. Biz öyle düşünmeyelim. Biz diyelim ki muhakkak bizim hatamızdan, kusurumuzdan başımıza bir şey gelmiştir. Bizim makamımız artıyor demeyelim. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Şata ata şatafata düşmeyelim. Ne makamımız olabilir? Bizim en güzel makamımız kulluk makamı. Biz burada dervişlik için, şehlik için, pirlik için burada değiliz. Varsa böyle bu bu nokta durduran kardeş hiç kusura bakmasın. Desin ki ya burada şehlik pirlik vermiyorlarmış.
Burada dervişlik payesi de vermiyorlarmış. Koca Yûnus söylemiş ya eline geleni yersin diline geleni dersin. Böyle dervişlik dursun, sen derviş alamazsın. Biz bu noktadayız. O yüzden bizim öyle bir derdimiz yok. Ya biz kulluk en büyük makam, kulluk makamı. E kul olacaksan biraz illet, biraz gırlet, biraz zillet olacak. Başında bir bela, bir müsibet, bir sıkıntı olacak. Bunu kendine nimet bil. Ya eşim bana neden ters konuştu deme. Çocuk bana neden ters konuştu deme. Nasıl bana ters konuşursun deme. Ya benim arkadaş neden böyle söyledi deme. Bu neden böyle yaptı deme. Sen kendine vur onu. Bir hatan olmuştur, bir kusurun olmuştur, bir yanlışlığın olmuştur. Kimse de hata kusur arama, hatayı kusuru kendinde ara.
Allâh muhafaza eylesin. o kimseye de Cenâb-ı Hak ne yapıyor? O borçlu olan kimseye kimsenin alacaklılarına fazlından veriyor. Onlar da gidiyorlar. Ve Cenâb-ı Hak o kimseye, dostu onun o. O onu zikretmiş, onun yolundan gitmiş. Ne yapıyor? Onu ona lütfediyor. tam nasıl borçlu böyleyse oruçlu için de aynısını yapıyor. Tam oruca geldi. borçlarını oruçtan ödenecek. Cenâb-ı Hak durduruyor. Dur diyor. Oruç benim içinde. Orucun karşılığı da benim. Oruç benim içinde. Orucun karşılığı da benim. Senin orucunu ne yaptı muhafaza etti, korudu. Emanını aldı senin orucunu. Ve geri kalan alacaklarını senin orucundan dolayı tuttuğun oruçtan dolayı tuttuğun Ramazan orucundan tuttuğun pazartesi perşembeden tuttuğun on üç on dört on beş on altıncı günlerin oruçlarından.
7. Bölüm
Tuttuğun ayın başında ortasında sonunda olan oruçlarından. Allâh için tuttuğun oruçtan. Aman ya ben şurada takva görüneyim ben oruçlarını tutayım da olur da bu cemaattan bir kızla bir kadınla evlenirim. Olur da ben buradan bir cemaattan bir adamla evlenirim. Ya olur da burada birisi beni işe alır. Ben biraz kendimi iyi göstereyim. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Bundan dolayı değil. Ya sırf sırf Allâh için oruç tuttu. Sırf Allâh için Ramazan ayında kendini oruca bağladı. Sırf Allâh için. Orucunu tuttu. Döp düzgün oruç tutmaya gayret etti. Gıybetten dedikodudan, iftiradan, ağzının dilinin afetlerinden, gözünün afetlerinden, kulağının afetlerinden, el ve ayaklarının afetlerinden, cinsel organlarının afetlerinden ve kalbinin afetlerinden muhafaza ederekten kendini oruç tuttu.
Cenâb-ı Hak onun orucunu muhafaza altına aldı. Korudu. Orucu tuttu. Hıfz etti. Geri kalan borçlarını Cenâb-ı Hak kendi fazlından ödedi. Ve o kimseyi bu orucu sebebiyle onu cennetine koydu. Orucundan dolayı onu cennetine koydu. Orucundan dolayı Allâh bizi öyle oruç tutan kullarından eylesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak cümlemizi böyle oruç tutup Cenâb-ı Hak’la cemalileşen kimselerden eylesin inşâAllah. Size orucu emrediyorum. Çünkü bu bir topluluk içerisinde bulunup yanında misk kesesi bulunduran birisine benzer. O topluluğun hepsi de miskin kokusununla faydalanmak ister. Oruç Allâh katında misk kokusundan daha güzeldir. Oruç Allâh katında misk kokusundan daha güzeldir. Allâh bizi öyle oruç tutanlardan eylesin inşâAllah.
Biraz uzun olduğu hadîs şerfi şerhe ama hakkınızı helal Hadîs dersleri berekettir, lütuftur, ikramdır. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Kur’ân’ı canlı yaşayan örnektir. Hazreti Muhammed Mustafa Kur’ân’ın vücuda, epek kemiğe, fiiliyete bürünmüş haliydi. Kur’ân’ın ete kemiğe bürünmüş, fiiliyete bürünmüş haliydi. Muhammed’siz bir Kur’ân’ın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri olmadan bir Kur’ân’ı anlamak, yorumlamak, uygulamak, onu yaşamak mümkün değildir. Mümkün Hazreti Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisleri olmadan, hadisleri olmadan, onun fiili sünnetleri olmadan Kur’ân’ı yaşamak, Kur’ân’ı anlamak, ondan hüküm çıkarmak mümkün değildir.
Bu son dönem bunun mücadelesini veriyoruz, o mücadelesini veriyoruz, o bunun mücadelesini veriyoruz, o mücadele devam edecek. O yüzden hadîs-i şerifleri inkar edenler, Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetlerini inkar edenler sapıktır, sapkındır. Onları dinlemek dahi caiz değildir. Onların kitaplarını almak haramdır. Ancak onlara cevap verecek olan âlim hükmünde, hakim hükmünde kimseler onları dinleyebilir, onların kitaplarını alıp onlara cevap verebilir. Geri kalan onları dinlemesi onları normalde bu noktada kitaplarını alması caiz değildir. Her kim Hazreti Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini inkar ediyorsa, onun sünnetlerini inkar ediyorsa, onu hafif alıyorsa, bunu küçümsüyorsa o küfür ehlidir. her kim adı, makamı, şanı, rütbesi ne olursa olsun, her kim Hazreti Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini inkar ediyorsa sünnetlerini inkar ediyorsa küfür ehlidir.
8. Bölüm
Insanlar oturmuşlar imamı buhariye küfür ediyor. Insanlar oturmuşlar hadîs alimlerine küfür ediyorlar. Bunlar kimisi profesör, kimisi din araştırmacısı, yok din yazarı, yok gazeteci, yok bilmem neci. Allâh muhafaza eylesin. İslam dünyasının inancını ifsat etmeye çalışıyorlar. Çünkü o sömürgeci zihniyet, o Deccâl zihniyeti İslam dünyasına açıktan saldıramadığı gibi böyle saldırıyor. Bir kısım terör örgütleriyle İslam dünyasının içerisinde birbirini kırdırırken fikri teröristleri de fikir olarak birbirlerini kırdırmak için içimize sokuyor. Bunlar da fikri terörist. Fikri olarak birbirimize düşürüyor bizim. Birisi çıkıyor, sünnetleri inkar ediyor. Birisi çıkıyor, iştahat halimlerini, mezhepleri inkar ediyor.
Birisi çıkıyor, ııı velileri, dergahları, tekkeleri inkar ediyor. Sufili, tasavvufu inkar ediyor. Birisi çıkıyor, bir yerdeki bir eksiklikten noksanlığı bahane bulup komple toplulukları, o cemaatleri, o tarikatları, o mezhepleri hepsini de inkar ediyor. Bir hata buluyor, bir kusur buluyor. Burada hepimiz hatakarız biz. Hazreti Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hariç herkes hatakardır. Geçmiş peygamberlerin dahi küçük zellerleri olmuştur. Hiç hadîs şerif hiçbir insan yoktur ki bir günah onun elini altına alıp çepe çevre sarmalamamış olsun. Hepimizi bir günah çepe çepe savralar. Sarar bizi. Hepimiz de bir günahın pençesi altındayızdır. Hiç kimse kendisini masum görmesin, göstermesin.
Hangi veli, hangi şeyh, hangi mürşid, hangi âlim, hangi mezhep imamı olursa olsun, hangi sahâbe olursa olsun, herkes hatakardır. Ya bu filanca derviş abimiz, bu filanca derviş ablamız, bu filanca üstad, bu filanca şeyh, bu filanca mürşid herkes hatakardır hadîs-i şerif. Herkes hatakardır. Hata edenlerin en iyisi hatasından dönüp tövbe edenlerdir. Hadîs-i şerif devam ediyor. Hata edenlerin iyisi. Hatasından geri dönen, tövbe edenlerdir. Hatamızdan geri döner, tövbe ederiz, yine hata işleriz. Hatamızdan geri döner, tövbe ederiz, yine hata işleriz. Birazdan zikrullah olacak, zikrullahdan af olmuş olarak kalkınız. Hadîs-i kutsi. Meleklerden birisi der ki diyor, ya Rabbi o filancayı görmek için gelmişti oraya.
Bir rivayet daha var. O temaşa için gelmişti, seyretmek için gelmişti. bir arkadaş alır, tutar, bunları hep yaptık. Yapmak da güzel bir şey, yapılması lazım. Gel kardeş bu akşam zikrullahımız var, gel Allâh’ı zikredelim. O böyle korkar, çekinir ya önceden daha korkuntuluğu, daha çekintiliydi. Evlerde basılıyoruz, polisler geliyor, bilmem ne, böyle. Tabii hiç kimse evine misafir olmak istemez. Biz zikrullah yaparsın, bir cayırtı kopar, ardından beş dakikasını polis gelir. Hep yaşadık bunları. Ben bizim eski arkadaşlar bilirler, bir gün gelecek meydanlarda Allâh’ı zikredeceksiniz, meydanlarda Allâh’ı zikredeceğiz derdim ben. Kayal gibiydi. Cenâb-ı Hak’a hamdolsun. Meydanlarda zikrettik. Daha meydanlara çıkılacak.
9. Bölüm
Bu insanlar, bu insanlık kurtuluş yolunu bulamayacaklar. Ne tarafa giderlerse gitsinler eninde sonunda dönüp dolaşacakları yer sûfî merkezli bir hayat yaşamak. Toplumu sûfî ahlakıyla sûfî inancıyla buluşturmak. Başka kurtuluşları yok. Hükümetlerin, devletlerin, uluslararası güç odaklarının başka kurtuluşları yok. Bu insanlık asla ve asla kalbi mutmain olmayacak. Ne tarafa yönelirlerse yönelsinler, hepsinden de ağızları yanacak. Ne tarafa giderlerse gitsinler. Belki de bizim ömrümüz yetecek, yetmeyecek. Ne tarafa yönelirlerse yönelsinler, toplumları felaha kavuşturamayacaklar. Toplulukları felaha kavuşturamayacaklar. Ve bu Deccâl sistemi kendi kendisini katletecek. Kendi kendisini öldürecek. Kendisini katledecek, katledecek çocuklarını büyütecek kendisi.
Kendisi büyütecek. Bakın etrafınıza büyük bir kaos var. Sufilere bakın. Sufilerde kaos yok. Büyük bir selametlik var. Dışarı bakın pencerenizden kaosu göreceksiniz. Cemaatlerde kaos var, partilerde kaos var, devlet yönetiminde kaos var, ülkelerde kaos var, her yerde kaos var. Sebep? Sebep? Sûfî eğitimi olmadığından. Onların böyle kötü gördüğü tepeden baktığı bir lokma bir hırka dünyaya tevessül etmeme, dünyaya tatmama, lat menat uzanın önünde eğilmeme. Üç tane Kur’ân’da üç tane put var. Kur’ân-ı Kerim bize üç tane putun ismini taşıyor. Bir sürü üç yüz altmış tane putun içerisinden üç tane putun ismini Kur’ân bize zikrediyor. Laat menat uzan. Insanlar bu putlara taptıkları müddetçe felaha kavuşmayacak la.
Kaosları devam edecek. Ne zaman zikrullah halakasına oturdular? Ne zaman kalplerinde zikrullah yerleşti, neşr-i neva buldu? Ne zaman gönüllerinde Allâh sevgisi oluştu? Ne zaman gönüllerinde Muhammed Mustafa’a sevdası tutuştu? Ne zaman ki Muhammed Mustafa’ya sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine harfiyem, tabi olmak onlara yerleşti, o zaman felaha kavuşacak la. O zaman rahata kavuşacak la. Başka türlü mümkün değil kaostan kurtulamayacak. Ne birey olarak, ne aile olarak, ne devlet olarak, millet olarak, ne de devletler, milletler olarak. Kavuşamayacak la. Kavuşmaları mümkün değil. Çünkü kalpler ancak zikrullah ile mutmain olur. Kalp başka türlü mutmain olmaz. Kalp mutmain olmadığı müddetçe o kimse savrulur.
O kimse yıkılır. O kimse yerle yeksan olur. O kimse doğruyu göremez. O kimse felaha kavuşamaz. O kimsenin ailesi mutluluğu yakalayamaz. O kimsenin çocuklarıyla, eşiyle, ailesiyle dertleri sıkıntıları bitmez. Savruntu üzerine savruntu yaşar. Insanlık savruntu halinde şu anda. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. kurtuluş Muhammed’i Mustafa’nın salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin izinden gitmek. Ona tabi olmak. Onun sünnetlerini yerine getirmek. Hem fiili olarak, hem fikri olarak, hem de kalbi olarak onun sünnetlerini yerine getirmek. Allâh bizi onlardan eylesin inşâAllah. Meseleyi fazla dağıttık ama hakkınızı helal edin. Hemen böyle orucu bozanlardan Nerede kaldıydık bilmiyorum ama ben buradan kalbime geldiği gibi devam edeyim.
10. Bölüm
Ramazan ayı haricinde oruç bozmanın kefareti yoktur. eğer siz bir pazartesi, Perşembe sünnet olan oruç tuttunuz, on dört, on beş, on altı veya ayın başında ortasında sonunda bir oruç tuttunuz, bunu bozdunuz herhangi bir sebepten. Bunun kefareti yoktur. Bir güne, bir gün vacip olur. Ona bir güne bir gün olarak orucu tutturursunuz. Veyahut da Ramazan orucunda seyahate çıktınız. Aynen. O seyahati oruçlu bir şekilde götürmeniz mümkün değil. Sağlığınız buna el vermeyecek. Orucunuzu bozabilirsiniz. Devam ettirirseniz azamettir, güzel bir şeydir. Ama devam ettirmezseniz, orucu bozarsanız bu da sizin ne oluyor? Hakkınız olmuş oluyor. Buna da ne oluyor? Buna da kefaret gerekmiyor. Buna da bir güne, bir gün tutacaksınız.
Veya Ramazan ayında hastalıktan hasta oldunuz birden. şeker hastası, kalp hastası, damar tıkanıklığı var. Veya hatta böyle midesi rahatsız. Aniden çok kötü oldu. Müthiş derecede migreni tuttu. Baş ağrısından patlayacak gibi. Müthiş derecede bir sancı, bir ağrı yaşıyor. Bu tip herhangi bir rahatsızlıktan dolayı da o kimse orucunu bozarsa bir güne bir gün yine kefaret gerekmez. Bir kimse Şimdi bu dili biraz bunun bu bir eski kudri baskısı var. Herkes de var olan. Bu da yeni bir iki tane doçent. Bunu dilini sadileştirmiş doçent doktor Soner Duman ile doçent doktor Osman Gümal. Bunu böyle cezaevine getirtmiştim. Orada baktım. Alternatifli bir fıkır kitabı yok. Hoşuma gitti bu. Sonra orada da baktım bunu.
Ben de eski baskı kudri var. Bu yeni baskısı, iki tane doçent elden geçirmiş bunu. Bu da hoşuma gitti. Dil olarak en azından bugünkü gençlerin, bugünkü insanların anlayabileceği bir din. Kitabı da böyle göstereyim size. Böyle eski Osmanlıca kelimeleri az bunun içinde. O yüzden alıp okuyabilirsiniz. Şimdi burada da şey, latince bir literatür tercih etmişler de bir kimse anüstel veya burnundan ilaç alır. Anüstel anladınız mı? Anlamayan var mı? Yok. MâşâAllah. Bak dil demek ki latince oturmuş sizde. Eskiler bunu büyük abdest yaptığımız yer olarak nitelendirir. Büyük abdest. Bozma evi. O da sonradan. Evet. Burnundan ilaç alır. Kulağına yan damlatır. Veya karın bölgesinde bulunan veya ve mideye kadar ulaşan bir yarayı ya da kafasında bulunan bir ve beyne ulaşan bir yarayı ilaçla tedavi eder ve bu ilaç mide ya da beyne ulaşırsa oruç bozulur.
Benim anlatmak istediğim buydu. ben diyorum ya merhem sürmeyi hemen diyor ki merhem orucu bozmaz. Öyle bir zaman gelecek diyorum ki yaptılar bunu. Yapmışlar. Askeri olarak yapmışlar. Birisi söyledi. Siz dedi derslerde bunu yıllardan beri söylüyorsunuz. Bir yerde okudum dedi, yapmışlar. Mide bölgesine bir krem gibi, merhem gibi bir şey sürüyor, açlık hissetmiyor kimse. Var mı? Var. Bu fakir bunu otuz yıldan beri söyler. Ben de derim ki ne yapacaksınız? Bu orucu bozar mı, bozmal mı? Siz krem orucu bozmaz diyorsunuz. Ama o kimse açlığını hissettirmeyecek bir krem sürdü. Orucu bozar. Burada diyor, beyne ulaşırsa, mideye ulaşırsa, nüfuz ederse içeri doğru. O orucu bozar. Ne yapacak bu kimse? Oruç tutmayacak kardeşim.
11. Bölüm
Kefaret ödeyecek. Tedavi olup bittiğinde ödeyecek. Iıı tutacak orucunu. Tedavisi bitti. Tut orucunu. Hastasın. Tedavim bitince orucunu tutarsın. Devamlıysa hastalığın. Şeker hastalığı gibi. Kalp rahatsızlığı gibi. Şeker hastasıyım. Tutamayabilirim. Tutmayabilirim. Var ya tıkanıklık bir de beyin damarlarında. Tutmayabilirim. E bende ritim bozukluğu da var. Hastalıklarım da sıralayım, kendimi acındırayım şimdi. Tutmayabilirim. Eğer vücuduma zarar veriyorsa tutmamam gerekir zaten. Ne olacak? Devamlı hastalık. Kefaret ödeyecek o kimse. Fukaranın da senden alacağı var. Bir kimse günlük bir kimseyi doyuracak şekilde kefaret ödeyecek. Ne kadar ödeyeceğiz? Orada bir kilo buğday yazıyor, iki kilo buğday yazıyor değil.
Ne yiyorsan Günlük kaç para yiyorsun? Adam oturdu gibi kebabı götürüyor tepsisinden. Ondan sonra kefaret ödeyeceği zaman beş liradan kefaret ödeyecek. Ben beş lira alayım. Bir çorba beş lira bugün. Sen oturduğun zaman kebabı götürüyorsun, bir oturuyor, yüz liralık yemek yiyorsun. Eee kefarete gelince beş lira ödeyecek. Yok. Günlük ne yiyorsan onu öder. Sufice söylüyorum bunu. Günlük ne yiyorsan? Ne yiyor Hadîs Şerif? Yanında insanlara, yanında çalışan elemanlara yediğinden yedirmeyen, içtiğinden içirmeyen, giydiğinden giydirmeyen yalancıdır diyor Hadîs Şerif’te. Yanında çalışan eleman, yanında eleman çalıştırıyor musun? Evet. Ha onlar tablet yiyecekler. Beş liralık tableti yedireceksin. Kendin gideceksin kebaba takılacaksın.
Yok öyle bir şey. Sen de o tabletten yiyeceksin. Sen de o tabletten yiyeceksin. İş yerine mi yiyorsun? Evet. O tabletten yiyeceksin sen de. Senin yanında çalışan elemanlar oradan mı yiyor? Sen de oradan yiyeceksin. Sen nereden yiyorsun? güveç evinden yiyorsun. Bütün elemanları güveç evinden söylen. Nereden aklıma geldiyse reklamlardan aklıma geldi herhalde. Yoksa nerede olduğunu dahi bilmiyorum. Güveç evi diye var mı bir lokanda? Var mı? Nerede var? Hüseyin Haga dik kaldırımda var, haberimiz yok Hüseyin. Sen biliyorsun demek ki. Başkan anlaşıldı bunun göberne demeyemiş. Allâh muhafaza eylesin. Yediğimizden yedireceğimiz. O yüzden oruç kefareti de ne olacak? Sen ne kadar yiyorsan günlük öyle ödeceksin.
Penise ilaç damlatılırsa hanifeye göre orucu bozulmaz. E bu Yusuf’a göre de bozulur. O zaman kime uyuyoruz biz? İmam Azam’a. Eğer bir konuda İmam Azam’ın fetvası varsa yaşanabilir bir noktadaysak İmam Azam’a uyacağız. Ama İmam Muhammed, İmam Yusuf ikisi bir noktada toplandıysa İmam Muhammed, İmam Yusuf’un toplandığı noktaya gideceğiz. Ümmetim yanlışta toplanmaz. Hadîs-i şerif. Kişi bir yiyeceğin tadına bakar, orucu bozulmaz. Fakat böyle yapması mekruhtur. E şimdi bazı zalim adamlar olur ya karılarını, eşlerini yok tuzu fazlaydı, küt küt, yok tuzu azdı, pat pat sinir stres yaparlar. Ne yapsınlar kadınlar? Zalim bir adam var. Tuzu az olmuş, fazla olmuş diye lafın binbir türlüsünü söylüyor. O kadınca az baksın yemeğin tadına.
12. Bölüm
Veyahut o kimse ahşı. Mesleği ahşılık o kimseyi. E bir yemek yapıyor, müşteriler gelecek, yiyecek. Tabakla tadına bakmasın da genelde ahşılar tabakla bakarlar. Böyle parmağının ucundan bir dilinin ucuna değdirsin, yıkasın dilini. Öyle tadına bakmam lazım, orucu bozma diye bir tabak indirmesin adam. Kadının çocuğuna yedirmek için bir yiyeceği ağzıyla çiğnemesi. Onu yedirmek için başka bir çare varsa yine mekruhtur. E şimdi çare var mı? Var. Evlerinin içinde öğütücüler, rondalar, bilmem neler, rendeler, her şey var. E ne yapacak? Kadınlar orada yiyecekleri ezecekler, çiğnecekler, neyse püre haline getirecekler, çocuklarına yedirecekler. Tadı bulunmayan ve ağızda dağılmayan bir şekilde sakız çiğnemek orucu bozmaz.
Ancak mekruhtur. Çıkıyorlar ya televizyonlara. Sakız çiğnemek normalde orucu bozmaz diye. Tadı olmayacak. Ağızda da dağılmayacak. Bu ne? Gideceğiniz çam ağaçlarından inen reçinelerinden yiyen çam sakızı toplayacaksınız. Veyahut da sakız otu vardır. Bilmez ki kimse şimdi. Sakız otunu bilen var mı? Bak bir iki üç dört beş altı yedi sekiz dokuz. E sen aktarsın, bilirsin. Böyle yeşil olur o böyle. Normalde yaz aylarında onları köklersin, dibinde böyle küçük küçük reçineli sakızları olur o. Adına sakız otu denir. Bizim Bayındır’da böyle kıraç bölgelerde olur o. O sakız da çiğnenir. Ancak böyle orijinal damla sakızı gibi böyle sakız otu gibi çam sakızından toplanan bu sakızlar çiğnenebilir. Neden?
Bunların tadı yoktur. Bir içinde şekerlemesi, anosonu, bilmem nesi yoktur. Bunlar çiğnenir. E bildiğiniz o sakızlar çiğnenmez. İçinde şekeri var, kokusu var, bilmem nesi var, her şeyi var. O yüzden sakız derken natural. Bu tip sakızlar çiğnene bilinir. Erkeklere sakız çiğnemek bir zorunluluk yoksa yine mekruhtur. Erkeklere sakız çiğnemek yine mekruhtur. Hazreti Muhammed’i Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hiç sakız çiğnemedi. Ancak diş etlerinde sıkıntı var ise dişlerinde sıkıntı var ise ağız kokusunu gidermesi için bunlar olabilir. Mesela örneğim ııı ben tek başıma yolculuk yaptığım zamanlarda misvak ağzımda tutarım. Misvak insanın uyku uykusunu gideriyor. Gerçekten enteresan bir sünnet.
Dişlerinizi misvaklayın. Oruçta olduğunuzda misvaklanmak sünnettir. Namaza başlarken misvaklanmak sünnettir. Abdest almazdan önce misvaklanmak sünnettir. Yatarken misvak misvaklanmak sünnettir. Eşiniz de ilişkiye girmezden önce misvaklanmak sünnettir. Sokağa çıkarken misvaklanmak sünnettir. Ha şimdi karşı geliyorlar bilmem nedir. Kardeşim karışma ya bizim. Sen yapma. Sen yapma ya. Biz yapacağız. O sünneti işleyeceğiz biz. Sen yapma. Karışmadı bize. Yok odun parçası ağzımızda dolaştırıyormuşuz. Edebsize bak. Sen plastik dolaştırıyorsun ağzında ya. Değil. Biz natural bir şey dolaştırıyoruz ağzımıza. Sen plastik dolaştırıyorsun. Sen ağzında plastik dolaştırıyorsun diyen var mı sana? Ağızda plastik dolaştırmak uygun.
Misvak dolaştırmak uygun değil. Saplantıya bak. Saplantı. O yüzden misvaklanmak oruçluyken de sünnet. Allâh bizi sünnetleri uyanlardan eylesin. Âmîn. Ramazanda hasta olan ve oruç tuttuğu takdirde hastalığının artmasından korkan kimse oruç tutmaz. Kaza eder. Evet. Bir kimse hastalığı artacak, tutmayacak hastalığını. Hasta. Tutma kardeşim. Etrafı da eziyet verme. Şeker hastası. Tutma. Etrafına eziyet verme. Diline uğruyorsa başlıyorsan konuşmaya, etrafı kırıyorsan çünkü şekerli öyledir. Şeker tavan yaptığında yükseldiğinde başlar konuşmaya. Alınganlık yapar. Kafeye takmayacağı şey kafeye takar. Şeker hastası öyledir. Dip yapar aniden düşerse de öyle grogi durumuna düşer. Çok yükselirse gene grogi durumuna düşer.
Yükseldi. iki yüz elli de üç yüz herkesin şekerine göre bir sıkıntı yok. Dört yüz elli oldu gitti o. Ne o? Mecnun gibi o. Beş yüz elli koma zaten. Gitti o. Muhakkak o vücudunda bir hasar bırakır o. Kimine göre yetmiştir. yetmiş düşüktür. Ama kimisine yetmişten aşağı düşmeye başladı gene sıkıntı. Öyle gider o. Kafasını dahi toplayamaz. Tutma. Kalp de rahatsızlığı var. Tutma. Tansiyon rahatsızlığı var. Tutma kardeşim. Tutma. Günah değil, ayıp değil. Günah değil, ayıp değil. Geçici bir rahatsızlığın var. Tutma. Geçince kaza et. Geçici değil. Kefaret öde kardeşim. Sağlığını bozma. Kefaret öde, sağlığını bozma. Yolcu oruç tuttuğunda zararla karşılaşmayacaksa oruç tutması daha faziletidir. Bununla birlikte tutmayıp kaza ederse caiz olur.
Yolcu o kimse. Sefere çıkıyor. Bir rahatsızlık yaşamayacağına inanıyorsa tutsun. Eyvallâh. Ama rahatsızlık yaşayacaksa ne yapacak? Tutmayacak. Oo hakkınızı helal edin. Saat on bir Allâh. Altyazı M.K.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Dervîş, Ashâb-ı Kirâm. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı