Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

555. Dergah Sohbeti — Nübüvvet Nuru, Vesvese, İstidat, Keramet ve Rüya Meselesi

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 555. Dergah Sohbeti — Nübüvvet Nuru, Vesvese, İstidat,…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Selamünaleyküm. Aleykümselam. Öncelikle gemikteki kardeşlerden şu gençlerden herkesten özür diliyorum. Bayağıdır gelmedik buraya. O yüzden gerçekten gelmemekle bir kendimce hata yapmışız. Hepimizden de özür diliyorum. Inşallah mümkün olduğunca bundan sonra daha sık gelmeye gayret edeceğim. Inşallah. Allâh’tan bir şey göndersen ayda bir olmasa cuma da gelirsin. Inşallah. Allâh razı olsun. Tabii burası böyle ilk geldiğimizde gerçekten şey yok şu yerde. Allâh razı olsun başka bir konuda güzel tabii güzel buraya açınca böyle şimdi en hamile güzel oldu. Hoş oldun. Tabii Harun kardeş, Bilal. Buraya gelen giden kardeşlerin hepsinde emekleri Allâh hepsinden de razı olsun. Devam et emeklerine zahir etmesin inşâAllah.

Sorulara geçelim inşâAllah. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in Allâh’a olan aşkı nasıl da açıklayabilir misiniz? Bizim onun aşkını açıklayabilecek halimiz, ahvalimiz, dilimizler olur da ancak gördüğümüz kadar hissettiğimiz kadar hatta gördüğümüzü, hissettiğimizi dahi dile dökmekte düşük çekeriz. Onun aşkı nasıldı dediğimizde bu bir peygamber olmalı ki o peygamberin diğer bir peygamberin halini anlatsın. Çünkü peygamberler özeldir. Bu özel peygamberlerin içerisinde Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem adetleri en özelidir. Kitap verilen peygamberlerin üzerinde iki nur vardır. Bir nebilik nuru vardır, bir velilik nuru vardır. Bu velilik nuru ile ve nebilik nuru ile süslenmiş olan peygamberler ancak aynı şekilde nebilik ve velilik nuruyla süslenmiş olan bir peygamber bunu dinlendirebilir.

Peygamberlerin arkasından gelen veliler bir tek velilik nuruna sahiptir. Ona aşınadır. Öyle olunca veliler o nebilerin nebilik nurunu tanımlama o nurun tecelliyatını o nurun hakikatine bakıp olma meselenin en zor işidir. Hatta diyebiliriz ki bu kapı hemen hemen bütün velilere kapalı bir kapıdır. Mahrem bir yerdir. Biz onların nebiliklerini peygamberliklerinin tecelliyatına bakarız. Ve onların o tecelliyatından peygamberlik tecelliyatından onların peygamberliklerini tanımlayabiliriz. Bakın peygamberliklerini tanımlayabiliriz. Biz onların velilik nuru ile tecelli etmiş olan velilik nurlarının yansımalarını onların izdikçilerini anlatmak bir kısmına veya tecelliyatın bir kısmını idrak edip onu anlatmak mümkün olabilir.

Şimdi bu meseleyi bu cemaattan açmak istemezdim ama buraya biraz bu nebilik nuruyla alakalı olan kısmı açalım ki. Çünkü Hadîs-i Şerit Hazreti Peygamber Savuller ve Sevim Hazretleri buyurdu ki benden sonra ne bir nebi ne bir resul gelecektir dedi. Ondan sonra ne bir nebi ne bir resul gelecekse gelmeyecekse o zaman nebilik ve resulük nurunu, nuru eski dinle hitam erdi. tamam erdi, tamamlandı, bitti. Bir daha o kapının açılması da mümkün değil. Bu nebilik ve resulük nurunun tanımlaması da bu noktada sadece tecelliyata bağlıdır. Onun hakikatini mahvel noktada durduğundan dolayı açılımı yoktur. Neden açılımı yoktur? Bunun normalde hakikatinden açılımını birisi aşına almış olsa kendisini peygamber görür.


2. Bölüm

Ayak ayarlar. Bunu idrak etmesi bunun istidadının bunu alması mümkün değildir. Çünkü peygamberlerin peygamberlik istidadı ile bir velinin velilik istidadı aynı değildir. Buradaki kastım kitap verilmiş peygamberlerdir. Kitap verilmiş peygamberler şeriat sahibidir çünkü. Kitap verilmemiş peygamberler o şeriat sahibi peygamberlere tabi olurlar. O meşhur bir hadîs vardır ya ümmetimin velileri beni İsrail peygamberlerin mesabesidir diye bu kitap verilen peygamberler değildir. Şeriat verilen peygamberler değildir. O yüzden şeriat verilmiş peygamberlerin hali, ahvali, peygamberlik nuru ve peygamberlikleriyle alakalı manevi halleri kendilerine aittir. Biz ancak Kur’ân’dan bunu bir örnek verecek olursak meşhurduk İsrail ile alakalı ııı İsra ve Mirac hadisesi ve Mirac hadisesinde iki yayın ucu kadar birbirlerine yaklaştılar.

Iki yayın ucu kadar. Ama İsrail’e alakalı oradaki o ııı özür dilerim minajla alakalı orada yaşananlarla alakalı oranın haliyle tecelliyatıyla alakalı Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetlerinin ağzı kilitlidir. Onun ağzının kilitli olduğu bir yerden arkasından gelen Muhammadi velileri bir laf söylemeleri herhangi bir şey demeleri onun ağzının kilitlediği sustuğu bir yerde boş bağzık yapmaktır, boş konuşmaktır. O yüzden biz Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin aşkını diyebiliriz ki gelmiş geçmiş gelecek gitmiş ne varsa halinin içerisinde yaratılmış ve yaratılacak ne kadar ne varsa hepsinde aşkından Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin aşkı en büyüktür.

Bunu böyle söyleyip geçebilirdik bunu. Ama bu meseleye açıklamamıza bu meseleye anlamamıza yetmezdi. Bize normalde tecelli eden şeyler bize verilen şeyler nübüvvetin halka yönelik tecelliyatıdır. Nübüvvetin bir hakka tecelliyatı vardır. Bir de halka tecelliyatı vardır. Biz nübüvvetin halka olan tecelliyatına bakıyoruz ve görüyoruz. Bu da nedir? sünnetleridir, hadisleridir, yaşam şekli şemadedir. Normalde bu noktada Kur’ân’ı tefsir etmesidir, yaşamasıdır. Bu zaten normalde hepimizin bu bilgiye ulaşabileceği bir yerdir. Belki de biz bunları okurken onun ne kadar şerit bir sevgiyle sevdiğini anlayabilmeye çalışırız. Ama buradaki soru bana Hazreti Muhammed Mustafa’nın salallahu aleyhi ve sellem’in Allâh’a olan aşkını soruyor bana.

Burası bizi tabiri caizse ağzımızı kilitliyor. Çünkü onun aşkını anlayabilmek, idrak edebilmek, onun aşkını bu manada manevi manada aktarabilmek benim gibi bir adımın işi değil. burada insan bilgisi olmadı, bir yerden konuşmuş olur. Laf olsun torbu dolsun olmuş olacak. Onun aşkını anlatacak olan kimse, Miraç’ta iki yay mesafesi kadar birbirlerine yaklaştıkları anlaması lazım. Burayı hiç anlatmamış. Sahâbe de anlatmamış. Sahabeye de anlatmamış. Miraç’ta alakalı birinci kat, ikinci kat, üçüncü kat, dört, beş, altı, yedi neler yaşandığını, neler gördüğünü hepsinin anlatmış. Bunların hepsi de mübüvvetle alakalı. Bakın bunların hepsi de mübüvvetle alakalı. Bunların Allâh’a olan aşıklığıyla alakalı değil.


3. Bölüm

Orası o dediğimiz nokta. Cenâb-ı Hak bizlere doğru konuşanlardan eyleyse. Âmîn. Bilmediklerine, bilmiyorum. Susması gerektiği yerde susup edebi muhafaza edenlerden eyleyse. Âmîn. O yüzden bir Muhammed’ün Mustafa’nın salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Allâh’a olan aşkını anlayabilirsin. İstidatta bir kimsenin olması mümkün değildir. Tekrar altını çizeyim mi? Bir kimsenin bu istediğiniz kadar büyük beyi olarak tanımlansın. Bir beyi’nin Hz. Muhammed’i Mustafa’nın salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Allâh’a olan aşkını hakiki manada idrak edebilecek, anlayabilecek istidatta bir beyi yoktur. Bunları çizeyim. Bu mesele birisi. Tekrar söylüyorum. Bu istidatta bir kimse yoktur. Bunu bakın kapatıyorum bir de parantezi. olabilir diye böyle bir şöyle de düşünmeyin.

Ya o bilmiyor ya o yüzden yoktur dedi. Yok öyle bir şey yok. Burası peygamberlerle alakalı bir şey. Peygamberlikle alakalı bir şey. Bir kimse ne kadar çalışırsa çalışsın, ne kadar Allâh’a yakın olursa olsun kitap vermiş bir peygambere bu noktada yaklaşması dahi mümkün değildir. Allâh muhafaza eylesin. Sıkıntılı bir gün. Onun soru muhteşemdir. Soruyu sorununu tanımak isterim. Kalbe gelen vesveseden nasıl kurtulabiliriz? Mesveseler kalpte dört pencere vardır. Veya dört kapı vardır. Şeytan bu dört kapıdan girer insan. O yüzden insanların vesveseleri de farklı farklıdır. Kimisi de imani noktadan girer. Imanla alakalıdır. Namaz kılarken Allâh yoktur. Kime namaz kılıyorsun? Ibadet ederken direkt vesvese öyle bir şeydir.

Ibadet ettiğin şeyi intihar eder. Bu vesvesenin en tehlikeli noktasıdır. Buraya sûfîler size enteresan bir bilgi olabilir mi? Dördüncü makamdan beşinci makamları geçerken düşebilir. Tehlikeli. Bu avam da buna düşer. Bu avam için zaten her zaman düşünecek bir yer var. Avam kendince kendi aralarında dahi konuşurken derler ki ya yoksa? Hazreti Ağabeyinize de geldi birisi de diye ya yoksa diye? O da dedi ki ya yoksa? Yoksa ben bir zararım yok ibadet etmekle iman etmekle. Bir zararım yok. Neden? Ben ibadet ediyorum. Iman ediyorum, iman ettim, ibadet ediyorum. E bizim dinimiz kötülük yap diyen bir din değil ki dinimiz kendi içerisindeki kaidelerini incelediğimizde insanı topluma, aileye, eşere, çoluğa, çocuğa, herkese faydalı olan şeyler.

E bugün baktığımızda dinin kendi içerisinde hem haramiyet noktasından hem de helaliyet noktasından baktığımızda her şey insan için. Her şey. Ve hepsi de insanın iyiliği için. Haramlara baktığımızda yasaklanan şeylere baktığımızda hepsi de insanların iyiliği için. Bugün normalde ııı Batı içki içerken içkinin iyiliğini savunuyor mu? Hayır. Batı uyuşturucu kullanırken uyuşturucunun sağlığına faydalı olduğunu söyleyemiyor mu? Hayır. biz normalde bize şimdi Batı’dan bir rüzgar etse, deseler ki Batı’nda bize kesinlikle içkiyi yasak edeceksiniz. Kendi toplumunuzla ancak böyle Avrupa Birliği’ne girersiniz. Biz yarın içkiyi yasak ederiz. Bize bundan yirmi yıl, otuz yıl önce, on yıl önce deselerdi ki bunları yasak ederiz.


4. Bölüm

Sizi Avrupa Birliği’ne alacağız. Anında biz hepsini yerine getirdik. Bakmazdık iyi gün kötü mü diye. E yıllardan beri davranım teorisi okutuluyor muydu? Okutuluyordu. Iyi mi kötü mü olduğuna bakan var mıydı? Yoktu. Şimdi kaldırıldı davranım teorisi ihtilal olacak galiba. Teori teori ispatlanmış ilmi bir gerçeklilik değil. Bildiğiniz teori. Oturmuş bir hikaye yazmış. Bizim atalarımız maymunlarmış demiş. Bir hikaye yazmış. O hikaye de üniversite içerisinde kabul edilmiş. Kendisi de o hikayeye inanmamış. Boğulduğu yerler olmuş. Hala da bakın yüz yıllar geçmiş üzerine bu teori hala da teori olmaktan çıkmamış. Teori halinde duruyor ama Bunun gibi dinin biz kendi içerisindeki özelliklerine baktığımızda din kendi içerisinde zaten kendi kendisini yeniyor ve kendi kendisini güzelleştiremiyor.

Zararı bir şey yok ki. Hazret-i Ali efendimiz de diyor ki ben neden zarar edeceğim ki? Ama diyor ya varsa zarar edecek olan sensin. sebep? Çünkü inanmak ve ibadet etmek parayla değil İslam devrimde. Siz hristiyan olsanız günahlarınızın affolması için kiliseyi de tövbe edip kiliseye harçlık vermeniz lazım. Kiliseye harçlık veren ne kadar çok harçlık verirseniz o kadar tövbeniz kabul olur. Kiliseye ne kadar çok bağışla bulunursanız papaz o kadar emrinizde olur sizin. Ama İslam’da bu yok. İslam’da gerçek olarak dinin kendi özünde fiise bilir lahlat var. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Hazreti peygamberlerin hepsinde ağzından âyet kelimeler var. Bizim ücretimize Allâh verir. Biz sizden ücret isterlerden değiliz.

Bizi Rabbim hızlıplandırır. Bakın bunların hepsi de peygamberlerin dilinden gelen sözler. Öyle olunca bir zararı yok o kimsenin. Ya varsa o zararlı. Bu normalde alamın düştüğü bu vesvesedir. Aman düşer bu vesvesenin en tehlikelisi var. Çocuklar da düşebilir. Bunu avam da düşebilir. Ama sakın dervişler düşmez diye düşünmeyin. Onlar da en tehlikeli yerde düşerler. Kimisi üçten dörde geçerken, kimisi dörtten beşe geçerken bu vesveseyi düşer. Allâh muhafaza eylesin. Şeytanın bu noktada ııı bu böyle enteresan sağdan girmesinin enteresan yerlerdir. Ama şeytan sağdan girer. Ne yapar? Senin normalde ibadetlerini güzel ettiğini, iyi ettiğini, harika ettiğini vay Mustafa Özbağ, sen ne güzel sohbet ediyorsun.

Sen olmasan olmaz. Vay Mustafa Özbağ, sen gitmezsen olmaz. Vay Mustafa Özbağ. Sen şöylesin, sen böylesin, sen şöyle gidersin, sen böyle yaparsın. Bu şeytanın sağdan gelmesi. Senin yaptığın ibadetlerle sana vesvese veriyor. Mete diyor sana. Seni muhteşem bir yere götürüyor. Sana tatlığı tatlı damardan girmiş sana. Senden alası yok. Sen bir Allâh de burada da bütün herkes bir Allâh’ı görsün. Sen dersen görecek ama. Hadi kalk bakalım. Şurada bir hu diyelim de. Oo herkes bir hulara karışsın. Oo o derse karışacak. Senin kıldığın namaz gibi namaz yok. Sen şurada bir namaz kıl. Herkes var ne kalsın ona. Sen ne kadar cömert var mı ya? Şu cömertliği göster. Şu karaya herkesin içerisinde bir oyun nere var da cömertliğini bir görsün herkes senin.


5. Bölüm

Ya bir abdest al da şöyle. Sakallarını yollarcasına ıslat parmaklarının arasını yararcasına ilerle. Görsün herkes. Sonra herkes böyle orada abdest alacağım diye uğraşıyor ya. Senin ne kadar takva olduğunu görsünler. Sen bir zıpla abdestten önce. Bir kalkı abdestten önce. Bir böyle saçını sıvar kollarını, paçalarını şöyle bir heykele bir git gel. Görsün millet abdest alacaksın ya. Bir dolaş mümin erkek görsün heykel. Hatta olmadığı terlikleri takınyaları davranın. Öyle yürüyün heykeller. Senin ne kadar takva olduğunu bilsinler. Sen saçını, sarını, cübbeni, şavlarını böyle tek renk yap. Bir tane de asan sağ eline şöyle bir heykelden doğru yürüyün. Mümin nasıl olurmuş bir görsün herkes. Sen ne bu ya?

Senin kadar böyle mümin olan yok. Sakalına bir uzat göbeğine kadar. Bu ne ya? Kendine göre bir hadisler bu. Ya ölçü bir tutanmış ya. Kim nerede yazıyor? Ya bu haride yazıyor. Bırak şu bu hariye. Bizim hocalarımız var ya, göbeğine kadar sakal bırakılır. Bu şeytanın sağdan girmesi seni insanların içerisinde çok tahval, çok eğil, çok tamil, çok uğrun, her şeyi mükemmel yapan bir kimse olarak gösteriyor. Allâh muhafaza eylesin. Şeytan soldan geliyor. diyorlar ya, soldan soldan geliyor diye şimdi millete sağlık solda geliyor. Ön ne yapalı geliyor? Bana şimdi bazen diyorlar soldan soldan geliyor. O sadece soldan gelmez diyorlar. Soldan soldan gelmeye başladın hem sağdan gelir, hem önden gelir, hem arkadan gelir.

Ne yapar soldan sana gelerekten herkesi sana kötü gösterir. Bunun sakalı yalancı sakal. Bırakma sen onun sarık sarıklardayım. Nedir o? Bu şöyle, bu böyle. O soldan giriyor. Şeytan insana soldan girer. Ibadet ediyorsun ya. Üç mü kıldın, dört mü kıldın? İki mü kıldın, bir mi kıldın? Soldan nasılsa seveyim. Kaç, iki mi kıldın, üç mü kıldın, dört mü kıldın? Üç kurmuşsundur, kıl bir rakat daha. Devana gitmez. Ya ben abdeste başımı mesletmiş miydim, etmemiş miydim? Nerede aklına geldi? Namazda mesletmişimdir. Bırak. Namaz kılıyorsun sen. Mesletmişimdir. Namazda aklına geldi. Şeytan soldan girdi. Ya sen solunu yıkarken bir sen mi güzel ne kadar yıkadın mı yıkamadın mı? Birisi bana böyle söyleyince ben kaldım böyle.

Ne oldu dedi? Vallahi hiç böyle bir şey aklıma gelmedi dedim. Senin hayretle o yüzden dinlerim adam namazla hiç aklıma gelmedi. Ben bir senin üzerine kadar ondan sonra kolumu yıkadım mı yıkamadım niye? Hiç benim aklıma gelmedi ya. Dedim sen ne yapmaya geldin, bana söyledin dedim. Benim dedi deyim ama da tıkalı bir takıntı yaparsam şimdi bütünümüz beraber artık dedim. Ben ikide bir de namaza gideriz dedim ben. Şey abdeste gideriz. Böyle baktım. Dedim gel şundan vazgeç beni de kurtardık. Böyle baktı. Ya dedi ben buraya kurtulmaya geldim. Seni de mi hasta ettim dedi. Eğer hasta olursan dedim beni de hasta edeceksin sen şimdi. Tamam ben atacağım onu kafamdan dedi. İyi değil mi? At yoksa benim kafa takılacak gidecek.


6. Bölüm

Ben hep düşüneceğim dedim şimdi. Örnekliymişim işte. Ben hep düşüneceğim. Ay Cevdet Gülsen mi yıkadı mı yıkamadı mı diye dedim. Aklıma geldi. Açayım bunu kafamdan dedi. Ben atayım dedi. Tamam dedi. Bir ay sonra geldi yanıma. Selamünaleyküm aleyküm selâm. Efendim nasıl, neymişsin? Selamünaleyküm. Ben vallahi attım, billahi attım dedi. Artık hiç aklıma gelmiyor dedi. Namazla dedi. Ben dedi kolunu yıkadım, yıkamadım. E dedi de senin aklına gelmeyince benim de aklıma gelmemiş. Demek ki benim hiç aklıma gelmedi dedim ben şimdi onu. Iyi ya bulaşma dedi. Bulaşma dedi. Ama sen aklına getirme dedi. Şeytanın soldan girmesi. Namaza o kimse namaza tutmuş. senin abdestin bozuldu mu? Bozulmadı. Bozulmadı.

Devam et namazına. Abdestin var mı yok mu? Yok. Gita. Namazı kıldın mı? Kılmadın mı? Kılmamışsındır. Kıl. Namazı kıldın mı? Kılmamışsındır. Kıl. Ya bana gitmez. Şeytanın önden girmesi. Sen yok canım ileride imanını kaybetersin. Önden girmesi. Sen böyle fukaralara yedircen diye uğraşma iflas edersin. Sen şimdi zekatı vereceksin ama senden beraber mi kazandı bu milletler? Yarın bugün sen düşer perişan olursan. kim verecek sana? Ha sen zekatı muhtaç olacaksın. Yok. Bu önden girmesi. Geleceğini senin karanlık gösteriyor. Yok. Bu kadir beni sonunda terk edecek biliyor musun? Yok. Bu adam eninde sonunda benim başarığım. Yok. Bu çocuklar asla bana bakmaz. Yok ben yaşlanabilirim. Rezil zevki olurum.

Yok biliyorum ben bu kadar çalıştım çabaladım ama bu çocuklar bu malı mülkü yerleri çayları atarlardı kenara. Gelecek hep karanlık. Hep karanlık gelecek. Hiç aydınlık yok. Hiçbir nollu sabah yok adamlar. Gelecekler hep karanlık. Bu şeytanın önden girmesi. Vesvese veriyor. Şeytanın arkadan girmesi. Arkadan vesvese vermesi. Evet. Sen şimdi zikrullah’a gittin. He. Cehri zikrullah, cemaatle olan zikrullah’a gittin. Bütün günahların af olduğu. Öyle mi? Ha öyle. Öyle dediler. Burada hadîs de varmış. Hadisi kursi de varmış. Geç ya senin günahın af olacak günah değil. Eh sen affolmazsın ya. Ya neden? Tamam mı? Sen öyle meyhanet bir adamsın ki ya. Sen öyle bir meyhanet kadınsın ki asla affolmazsın. Yok.

Eh ne olacak? Ya sen affolmazsın sen. Bir de kalkmışsın gergaha. Hulu çekeceksin. Böyle git bak işine sen. Senin asla günahın affolmaz. Senin geçmişin öyle karanlık. Geçmişin öyle berbat. Geçmişin öyle bataklık. Geçmişin öyle çirkin. Geçmişin öyle bir çukur ki Allâh muhafaza eylesin ya. Nereden affolacaksın sen? Ya hadîs var. adam milyon kaç kişi öldürmüş. Bütün eline evliyalar dolaşmış. Ondan sonra hiçbiri hepsi de demiş ki ondan sonra senin günahın affolmaz. Sonra ağır bir derviş bir sûfî bir kimseye denk gelmiş. Ona söylemiş. Orada demiş ki şurada iyilerin memleketi var. Sen iyilerin memleketine gidersen orada affolursun. Orada bir iyi insan olursun. O tarafa doğru giderken adam yolda ölmüş.


7. Bölüm

Kötüler demişler ki bu bize ait. Iyiler demişler ki bu bize ait. Hadi o ağır zat gelmiş orada. Demiş ki arşınlığın, metreliğin nereye yakınsa orayı gömün. Metreler derken örneğin atıyorum bir kilometre. Iyileri ölçmüşler. Bir kilometreden fazla ama iyilere yönünü dönmüş ya. Cenâb-ı Hak diyor iyilerin şehrini yaklaştırdı o ölen kimseye. Hadisi kutsi. Ve böylece diyor o iyilerin şehrine gömüldü. Ya o o adamı durup bana değildir da. Allâh muhafaza eylesin. Bu da insana şeytanın arkadan girmesi. Arkadan mesrese vermesi. Rabbi muhafaza eylesin mâşâAllah. Bir kadın kestiği saçı çöpe atabilir mi? Kesilen saçı bir başka kadın perup olarak kullanabilir mi? Peygamber sağlığına selam adatı. Kesilen saçını, kesilen sakalını, kesilen tırnağını gömerdi.

Toprağa. Kurbanın kanı hayvanın yemeyemeyen uzunları tırnağın boynuzu dahil bulan. Bakın tırnağın ve boynuzu dahil bulan. Mesela bazı bölgeler hayvanın erkek hayvanın hayalarını yer mağazaları yemez mesela. Onu mekruh Türk çünkü hanefiye göre ama kimisi yer bunu. Normalde yiyene sakın neden yiyorsunuz demeyin. Çünkü bazılarınca mekruh kabul edilmiş, bazılarınca mekruh kabul etmemiş, din olarak anlatsın. Ben yemiyorum. Biz yemiyoruz. Deyin çıkın işe geçecekler. Yemin deyin organların gömülmesi lazım. O yüzden bir bayanın veya erkeğin de saçının gömülmesi lazım. E gömül mü? Şimdi şimdi de bu tarzı var. berbere gittiniz, sakal tıraş oldunuz. Ne adam süpürüyor? Atıyor çok az. E kimse şimdi evde tıraş olmuyor.

Çok asıl insan. Erkekler evde tıraş oluyor. Çok az. Hacı Sayın sen de devam edeyim mi kendi tıraş olmaya? Evet efendim. Allâh hazır. Tabi gündarımız geçti ya. Hacı Sayın’la beraber bizim oyuncağın birbirimizin ne yaptığını iyi biliyoruz. Normalde oğlum. Allâh razı olsun. Saçını kendisi keser. Makinayla. Hoş bende de makinayla. Aslında bende kesiyor. Bizim ilhan hemen böyle yüzü düşüyor ilhanın bizi. İhandan korkumuzdan Allâh razı olsun. E böyle olunca gömmek lazım. Normalde bir kimse saçını, sakını, tırnağını gömecek. E bayanlar da saçlarını kestirdiklerinde gömmeleri lazım. Bayanlar normalde saçlarını mesela bazı saç kesen kuaförler kesilen saçları peruk yapan yerlere satıyorlar. Kuaföre gittim.

Kuaför de saçın uzun. Dedi ki ben kısa saç istiyorum ama. Kısa atacaksın deyince. Kısa attı. Saçı komple. O saçı kuaför atmıyor. Büyük bir çoğunluğa. O saçı peruk yapan yerlere satıyor. Insanın çok özür dilerim ama dışkısı dahi alınıp satılmaz. Karanlığa. Insanın saçının teli dahi alınıp satılmaz. Haram. E saçı oraya bıraktın satacak onu. Satınca sen de o haramı işlemiş olacaksın. Bayanlar saçlarını kestirirlerse erkekler uzun sakallarını kestirirlerse o zaman kuaförü bırakmasınlar. Yanına götürsünler gitsinler gömsünler. Mümkünse gömün. Elleriniz çiçek saksısı var, çiçekler var, saksımız var. Olmayanlar için söylüyorum. Oraya götürün bir tane küçük bir saksı koyun, tırnaklarınızı onun içerisine gömün.


8. Bölüm

Örneğin. Saç yok uçlarından kırıkları aldırdın, iyi aldırdın kırıklarını. Kestin, git oraya o şeyin içerisine, toprağın içerisinde göm. Tırnaklarını göm. Hele bir de çiçek varsa çiçek için şifa inşâAllah. Kesilen saçı bir başka kadın kırık olarak kullanabilir mi? Kullanamayacağı çıktı meydana inşâAllah. Söyle canım. Rüyalarında gören rüyasına göre seçiyor. Eğer canım da bir kendisi bir renk istiyorsa o rengi de kendisi seçiyor. Sen mi sorabilirsin kızım benim? Sizin bahçemiz var. Harika ya. Ben de geleyim arasına ya. Çiçekleriniz de var. Tamam. Köpeği salmadın mı daha? Sen şimdi burada hayvan sevecekler var. Köpeği salmadın deyince böyle sana karşı neden salmadın de. Vay böyle diyecek olan vardır da bazıda.

Çiçekleri yiyor. Bu köpek çiçek yiyor mu şimdi? Bak. Ekmek yiyor, çiçek yiyor. Bu enteresan bir köpek yiyor demek ki. Ufak bir şey. Ne cinsi onun? Ne cinsi köpeği? Eyvah o insan bile herhalde. Daha yavruyum ki. Allâh’a yürütün inşâAllah. Bir yaşında olunca çabuk yiyor. Allâh muhafaza eylesin. Hazreti Şemş makallatında bir şey aramak için Tebriz’den yola çıktım. Derler ki şeyh Mürid’in hasarı olmadan hırka giydirilmiş. Ancak böyle şey nerede? Şeyh denilen kimseler de şehirlik yolunda yüz bin yıllık yol vardı. Ancak Mevlânâ’da bu sıfatı buldum. Yayan düşünceden yavan mı yayan mı? Yaygın düşünceden Hazreti Şemsi Mevlânâ Hazretlerine şehirlik yaptığı söyleniyor. Bu konuda görüşünüz nedir? Hazreti Mevlânâ Hazreti Şemsi gelince de zaten şehri.

Bizde şimdi şey var. Bu aldığı ne yazık ki körleşti. Şimdi bir ben sizi kendi dergamızın öncesindeyim. Bizim Hacı Ebu Bekir Baba Tanta’ya gidince Tanta’da Abdurrahim Tantavi Hazretleri’yle Abdurrahim Neşave Hazretleri oradaymış. Mücazzet veriyor. Abdurrahim Tantavi Hazretleri dört derste mücazzet veriyor. Bir derste Abdurrahim Neşave Hazretleri veriyor. E diyor beş kur. Şimdi önceden bir şey icazetli olmuş olsa dahi kendisini olduğun gözüyle görmezdi. Bir halife icazetli de olsa kendisini olduğun gözüyle görmezdi. Bu sefer o daim bir taraf aslında her velinin bir tarafı hep mürittir. Velimin bir tarafı mürit olmaz ise o veli değildir zaten. Velinin bir tarafı mürit olması onun kemalatından kemalatına baksanlık değildir.

Şimdi insanlar bu meselenin cahili olduğundan dolayı bu hadisede o veli sa ki kendi kemalatında eksiklik algılanacakmış gibi, anlaşılacakmış gibi davranıyor. Aslında veli de değil o öyle davranıyorsa. O şey değil. Bir şey kendi kemalatında eksiklik anlaşılacak yetim ve davranışların içerisine giriyorsa o veli değildir. Şeyhdir. Ama o Kamil bir veli değil. Kamil bir veli her an bir tarafı mürit olduğundan öğrenmeye açıktır. Ama ham bir şey kendini öğrenmeye açık olarak göstermez. O kemalatında bir eksiklik olacakmış gibi algılar. Mesela Hazreti Peygamber Salunlar ve Selam Hazretlerine geldiler de dediler müşrikler hurmaları aşılıyorlarmış. Biz aşılayalım mı? Aşılamayın dediler. Yıl bitti. Geldiler dediler ki Ya Resulallah sen bize bunu yasakladın ama müşriklerin çok hurması oldu, bizim az hurmamız oldu.


9. Bölüm

O da dedi ki bundan sonra bana sormayın. Aşılayacak. Sen de aşılayın. Bakın onun peygamberlik kemalatına nasıl bu mesele noksanlık değilse eksiklik değilse bir velinin de başka bir veyiden bir icazet alması veyahut da ondan bir ders alması onun veyiliğine onun kemalatına eksiklik ve noksanlık değildir. Şimdi Hazreti Mevlânâ Celal Tugum Hazretleri babasından gelen silsilenin şeyhidir. Hazreti Şems de kendi silsilesinin şeyhidir. Nasıl bazı peygamberlerin bir tane, iki tane, üç tane kendisine inananı var ise bazı velilerin de kemal ehli velilerin bir tane olur. Bunlar meselenin meselenin tabiri caizse tohumunu yetiştirirler. Onu dikerler o ağaç olun meyve verir. Ama onu diken kimdir? Onu diken bir üstad vardır, şeyh vardır.

Şemsette mi? Tevrizenin Hazreti Pir gibi böyle çok dervişleri olan bir veli zat değildir. Ve örneğin Hazreti Mevlânâ Celal Tugum Hazretleri’nin yanına gelince Konya’daki bütün herkes ondan ders alır. Mesela Sultan Veli Hazreti Mevlânâ Celalet Hazretleri’nin halifesi değildir. Sultan Veli Şemsette mi? Tevrizenin halifesidir. Hüsamettin Çenevi bakın Hüsamettin Çenevi Şems-i Tevrizenin halifesidir. Şimdi bir Mevlânâ ve başlangıç mevleviliği var. Sonradan oluşturulmuş bir de Mevlânâ ve Mevlevilik var. Bakın sonradan oluşturulmuş, sonradan kendince kanunları, kuralları koyulmuş, ritüelleri koyulmuş bir mevlevilik yolu var. Bunun zede edenlerden değil mi? Yanlış anlaşılmasın. Ama Hazreti Mevlânâ Celalet’in Rumuh Hazretleri’nin sağlığında Şemsette mi?

Tebriz’i Konya’dayken bütün müritler Şemsette mi? Tebriz’inin müritidir. Hazreti Mevlânâ’da şeyhtir yanına. bir dergahda iki şeyh vardı. Ha Hazreti Mevlânâ Celalet’in Rumuh Hazretleri Şemsette’nin Tebriz’i gelince dergahta şeyhlik yapmaz. İçerideki denir odunun çıkış sebebi de budur. Hazreti Mevlânâ artık dergahtan şeyhlik yapmamaya başlar. Sohbete çıkmaz. Zikrullah’ı yönetmez. Bakın sohbete çıkmaz. Zikrullah’ı yönetmez. Hazreti Şemsik’i yukarı yatırmaya başlar. Hazreti Şems sohbet etmeye başlar. Öyle olunca Hazreti Mevlânâ’yı sever, seviyormuş gibi görünen meselenin hakikatine ve özüne vakıf olmayan dervişler dedikodu etmeye başlarlar. Hasislenmeye başlarlar. Kıskanmaya başlarlar. Bunu yaptıklarının da kendilerince Hazreti Mevlânâ’yı çok seviyorlar kendilerince.

Hazreti Mevlânâ’nın kimi sevdiğine bakmazlar. O yüzden Şemsette’nin ilk Tebriz’i evet bir şeyh aramaya çıktım diye söyler kendince. Şimdi bir de sohbetlerde bir karşıdaki kimse o da şeyh eş değerin senin. Siz nasıl Hazreti Peygamber Savuller ve Selam Hazretleri çok mededirince Hazreti Yusuf’la alakalı diyor ki ya o çok güzeldir. Onun güzelliğine denk hiçbir kimse yoktur. Yok ki beni ondan daha güzel göstermeyin. Tevazu ediyor ya bakın. Ve hatta diğer peygamberlerden kendisinin üstün olduğunu söylemiyor. Neden? Eşdeğer de gösteriyor. Tevazu ediyor kendisi. Arkasından Hazreti Ayşe Anneniz diyor. Eğer Yusuf diyor, Hazreti Yusuf benim sevgilimin cemalini görmüş olsaydı, ebediyen diyor başını bir daha kaldırmazdı. o o kadar Hazreti Muhammed Mustafa güzeldir manasında savuller ve selam.


10. Bölüm

Bu bir peygamber ahlakıdır. Karşıdaki kimseyi mi? O da şeyhtir. Onu eşdeğerde tutma. Bakın onu eşdeğerde tutma. Ondan kendini daha faziletli görmemi. Ondan kendini daha faziletli görmemi. Bu peygamber savuller ve selam hazreti’nin ahlakıdır. O yüzden Şemsetli’nin tevzisi Hazreti Mevlânâ şeyh diye davranır. Öyle ona hürmet, iyi bir alaka gösterir ki Hazreti Mevlânâ şeyhtir. Hazreti Mevlânâ da Şemsetli’nin tevzisiye şeyh diye şeyhiymiş gibi davranır ki edebi, adabı budur. Ama bu edeb, bu adab ne yazık ki ehl-i sufim içerisinde kaldırıldı. Şimdi bir şey efendi başka bir şey efendi gelince ona hürmet göstermiyor. Ona saygılı davranmıyor. O ham oldunlar. Bakın o ham oldunlar. Şeyhin hamı. Eğer o kemal ehli olmuş olsa o bir veli olmuş olsa Hazreti Peygamber savuller ve selam hazretinin ahlakına tabi olacak.

Onun şeyhinin faesini verecek. Ona şeyhmiş gibi. Şeyh diye davranacak. Tabiri ise ona müriklik yapacak. Şimdi bir şeyhin dergahına gittiğinizde orada şeyh var mı vakti? Şeyhinize göstermiş olduğunuz itibarı şeyhinize göstermiş olduğunuz saygıyı ona göstermiyorsanız siz kemal ehliymiş bir dergisiyse ve ona göstererekten siz almış olduğunuz terbiye ve edebi göstereceksiniz. Biz yirmi sekiz Şubat’tan önce şehler toplantısı olurdu. Bu böyle ifşa edilen toplantılar değildi. Bizce değildi. böyle her ait bir şeyhin şehrinde toplantılıyordu. Bir toplantıda Bursa’da olmuştu. Oradan eskiler haberi vardı. Hüseyin senin haberinin var. Başka kim var? O zaman için hizmet edenlerin haberleri vardı. Biz o zaman da ondan biz o arada da keşiflenmişlerdi.

Sonra biz toplantıdan sonra bir dağa çıkardık onları falan böyle bir gün yaşandı. O böyle her ay bir ile gidiniyordu. Bir derken bir şeyhin tayin etti. yok eski şehir. Doğu’da, Ankara’da. Ondan sonra Bursa’da böyle toplantılıyordu. Tabii şehirler yanında bir tek harifelerini getiriyorlardı. Eğer arada kullanılmazsa bir de şoförleri var. Başka kimse getirmeyecekler. Öncü öyleydi. Bu yirmi sekiz Şubat’tan önce olan şeyden açtı. Sonra zaten beş altı ay sonra yirmi sekiz Şubat fırtınası koptu. Toplantılılardır. Ben ııı Avrupa kutuna kopmazdan önce başka bir sebepten ben bırakmış taktım. Şeyh Efendi Allâh’a emanet eylesin. Bir Bursa’ya da olan toplantıya geldi. Bir de Bolu’da olan toplantıya geldi.

Ondan sonra Mustafa Efendi, bundan sonra benim derime sen git oğlum dedi. ben gidiyorum o zaman için. Ben de iki üç toplantıya gittim. Sonra da Ankara’ya gittim. Nereye gittim? Eski şehir’e gittim. Ondan sonra bir yıl daha beşmiş beş yıldır üç toplantıya meclisliği bıraktım. Tabii o zaman normalde şoför geliyor. Halifeler de var yanlarında. Ben her şeyle bizim adımız terbiye o. Şeyh Efendi ben onu arıyorum. Mustafa Efendi onun karşıdaki şey ne olursa olsun. Sen ona şeyhiymiş gibi hizmet et. Hürmet et. Ben ödemiş derken mesela İzmir’den birkaç defa herif Efendi geldi. Dışarıdan geldi. Biz de tabii onları hizmette, hürmette, saygıda, kusur etmiyoruz. Ondan tabii böyle bakıyorlar şimdi. Çok hoşlarına gidiyor.


11. Bölüm

Aynen herkese halifelik yazacağım diye uğraşıyorum. Allâh razı olsun. Benim şey. Teşekkür ederim. Şey yok. Şeyh Efendi’ye kadar söyledi. Biz buna halifelik verelim müsaade et diye. Şeyh Efendi sustu. Kendisi bile dedi. O gene söyledi. Allâh’a sağlık sağ ol. Bana tekrar söyleyeyim ki şeyhimin sustuğu yerde ben nasıl konuşayım efendim? Ya Allâh’ı seversen bu nasıl böyle yani? Ondan sonra şimdi bir şeyhe kim olursa olsun. Beğen beğenmezse bir şey, kim olsun, ne olsun. Ona bir şey. Bir bir şey. Ona edeple, taklide, saygıda, hürmette, kusur edilmez. Mesela biz ben yine bir şeyhe getiririz. Onun yanından önüne çıkarken eski adab odur. Normal değil. Bir ayarını atarsın. Sağbaş parmağının üzerine koyarsın.

Bir boyun kesersin. Bir adım daha atarsın. Bir boyun daha kesersin. Bir adım daha atarsın. Bir boyun daha kesersin. Edeb her yerde insanları edebe çağırır. O Allâh rahmet eylesin. Koltuğa böyle bir oturdu ki böyle yemek de fazla oldu. Göbeği dişişti. Elinde böyle koltuğun kenarını atıyordu. Herkes geliyor, elini öpüyor, gidiyor. Elini öpüyor, gidiyor. Böyle koltukta böyle duruyor. Ondan sonra kocaman bir düğüsü var. Güzel bir düğüsü vardı. Allâh rahmet eylesin. Öpüyor gidiyor. Şimdi benim arkamda iki tane derviş arkadaşlar var bizim. Ben de içimden diyorum ki şey bunun içinden başka kimseyi öpmem diyor içimden. Şey efendiye diyorum. Saygıda, edeptedir, büyük kusur etmem. Efendim hakkınızı helal edin diyorum.

Elini de öpmem. Gençlik de var ya. O zamanlar otuz iki, otuz üç, otuz iki, otuz üç yaşlardır. Ben çok genç bir şey söyleyeyim. Otuz iki, otuz üç. Ne lazım? Ne yapayım? Hemen edep imdadına yetiştim. Ben bir üç adım yaptım, bir adım attım, bir adım kestim. Böyle geriye doğru bir doğruldum. Ben bir adım daha yaptım. Bu sefer iyice doğruldum. Bir adım daha yapınca koltuğun ucuna geldi böyle durdu. İçimden dedim ki edep dedim. Her yerde lazım. Şeyh’e de lazım, dervişe de lazım. Ben boynum büktüm. Hiç eline uzatmadım, öpeceksin diye. MâşâAllah. Sen dedin. Nerenin gülüsü bu? Ben ne işe yarattım? MâşâAllah. MâşâAllah. Böyle bak bu. İyi yetiştir bu sizinle. Estağfirullâh Sağ olun. Şimdi öyle bir sistem kurmuşlar ki gelenler belli yabancılar var, gelen yabancı. yeni gelmiş, bir iki gelmiş.

Ondan sonra böyle şey değil. burada şimdi kim derse kim dersiz? Bunu çıkarmak mümkün değil. Orada çıkarmak mümkün. Herkese alamet farikası üstünde. Bakın herkesin alamet farikası üstünde. Tak tak öyledir zaten. Üzerinde alamet farikayı taşırsın. Sûfîlik öyle değil. Sûfîlik de sunfilerse dışarıda, avamın içinde alamet harikadan kaçarlar. Taşmalarının sebebi şudur. Olak ki elinden, dilinden, gözünden, kulandan, ayağından, miniklerinden istenmeyen bir şey çıkar da yoluna laf getirir diye düşünürler. bir şey olduğunda bu sakalların hepsi böyle değil mi? Demiyorlar mı? Bak sakal bir alamet farika oldu. Tak gel. Bir farklılık oldu. Sarık farklılık oldu. Bu kimse dikkat edecek. Ondan bazen diyorum sigara içenler kızıyor ama bir çuval sakal var.


12. Bölüm

Elinde cigara tütre tütre yapıyor. Yapma. Örtülü doyar ne kadar güzel mestole. Elinde sigara çarşıda dolaşıyor. Yapma. Yapma. Kadın mestole ne var? Elini almış bir tane simit yiyerekten toha çay yiyerekten yolda yürüye yürüye yitiyor. Yapma. Adamın kafasında tak ya altında şalvar üzerinde almış bir tane bir ayıp söylemesi bir börek almış tutmuş ağzından yiye yiye gidiyorsa dedi ne yapıyorsun? Hele baktı. Dedim sakal, cübbe, sarı dedim şalvar elinde dedi börek olmadı. Ben şimdi böyle baktım. Doğru söylüyorum hacı ya dedim. Dedim katla, git caminin bahçesinde ye. Git bir banka otur ye. Git bir kenara otur ye. Böyle yapma. İslam bir medeniyet çünkü. Bakın medeniyet. Örgütü de İstanbul’da o meşhur yer ne şişirdeki?

Tam indirin geçtiği. Istiklal caddesi. Istiklal caddesi. O da istiklal caddesinin otomuş kafasında koymuş su içsem diyor. Biz de orada ders yapıyorduk her şeyden istiklal caddesi. Allâh’ım bak bak Ahmet Hanım’la. Dedim şu hale bak. Kendi içimden dedim ya bu caddede de her türlü her şey var. Ne diyeceksin adam? Yapma. Yapma. Allâh muhafaza eylesin. Alamet kişi. Millette de alamet var. Bizde alamet yok. Biz belli. Oğlan değiliz biz. Öyle mütehennedim. Mütehennedirmek istemiyorum ama benim arkamdan gelenler de hiç siz der. Herkesi diyorlar ki bu olmadı gelenler. Bak herkes süre girecek. Şerif Efendi’den herkes ders alacak. Münafıkların ağzına sakız vermeyin, siz de basın. Bize dedikleri şey bu.

Ya sufilikte yok böyle bir şey. hiç kimse de ders almaya bilir. Münafıkların ağzından sakız olsun. Bunu söyleyeni dedim. Burada münafık mı var diyor. Böyle baktı şimdi. Burada münafık var ise dedim önce o münafığa atalım dışarıda. Yok o gene dedi ki aman ne olursun dedi. Sen dedi havayı bozma. Eee? Herkes sırayı giriyor şimdi. Elini öpüyor, vuruyor arkasına. Hemen dersini almış oluyor yani. Öyle ders alıyor. Ben tabii üç adım yapınca kaldım. Nereni görüyorsunuz? Abdullah Efendi’nin. Tamam. Böyle biz kaldık. ayaktayız böyle. Şöyle oturun, böyle oturun diye. Yok. O ders alanına böyle otur. Ders alanına şöyle otur. Ondan sonra tarikatlar dağında. Ondan sonra ya boş bir yere gideceğim. Otursan. Eee misafiriz.

Ondan sonra bir an böyle bir durdum tercih ettim. Oradan birisi malat yaptı. Hangi ve yanımıza geldi oturuyor. Neyse gittik. Onun yanına oturduk. Selamünaleyküm. Aleykümselam. Bursa’lı mısınız? Evet. Burada oturuyorum. Evet İzmir’den böyle dedi. Tabii genç, böyle sakaldı, siyah yapımda. Ara sıra çıkıyor işleri. İstan atıyorum. MâşâAllah. Ne iş yapıyorsunuz dedi bana? Çorbacıyım diyorum. Siz ne iş yapıyorsunuz dedim ben? Bilmem nerede tören tabağıyız yani. MâşâAllah. Yemek faslı başladı. Atıyorlar böyle küçük ekmekler. Ben Bursa’da gördüm. Böyle sandviç ekmekler atıyorlar. Atıyorlar ekmekleri böyle. Biz tam dermatta nerede öyle ekmeği atacağız biz de. Öyle bir şey olacak. Bence biz de izinliği var.


13. Bölüm

Bari şey yok. Biz bakıyoruz şimdi bir tane de şeyden Tire’den bir su bir derviş. O da eski soruculardan. Ta şeyden tanışıyoruz. Okuldan tanıştık. O benim hatamda. Benden şey oldu Yaşık. Bana abi diyor. Ondan sonra. Önceden çok dayak yedik. Yemek yememek için önünden kaçtık benimle. Abi ne yapacağız diyor. Oturuyor oturuyor. Sakin ol. Neyse yemekleri yedik. Ondan sonra dediler. Herkese müsaade. Herkese müsaade. Hiç kimse kalkmıyor. Herkes oturuyor. Ben şimdi sanırım ki herkese müsaade. Ben otursam herkes otursam yeni gelen bir kimse bize müsaade edip gidelim de. Biz üç tane kereyle kuşa gidiyor. Bütün cevapların saldığında müsaade edilince biz çıktık. Başka kimse çıkmadı. Şimdi orada da o zata bir şehir muamelesi görünce oza mecbur toparlanmak zorunda kalıyor.

Bu sufilikte adattır. zaman zaman bize de ziyarete geliyorlar. Biz ziyaretlerine gidiyoruz. Bizim kardeşler de mesela Allâh razı olsun hepsinden. Hiç bu konuda bölümlü fahsiyon. Gelen şey efendilerin hepsine bir hürmet ediyorlar, saygı gösteriyorlar. Onlar zaten bu saygı, bu hürmeti böyle bunun da altına paranteza olarak kendi dervişlerinden görmüyorlar zaten. Zaten olması gereken de bu ama. O yüzden kardeşlere de teşekkür ediyorum bu konuda. Gerçekten bu noktada hiç söylenecek laf yok. Mesela zaman bu normalde bir derdahta bir derdahanın kendine bir özgüveni olmazsa bunları yapamaz. siz altı tane, yedi tane, sekiz tane şey getirirseniz onlara hizmet edeceksiniz, hürmet edeceksiniz. Ondan sonra beraber programlar yapacaksınız.

Bu her derdahanın yapabileceği bir şey değildir bu. Bu elhamdülillah bizim kardeşlerin pişkin olduğunu gösteriyor bu konuda. Ve nasıl? Ve Hazreti Mevlânâ Cevat-i Rumaz defteriyle Şemsettinli Tebriz’in arasındaki ilişki de bu. Ikisi de şey, ikisi de birbirine aşırı derecede muhabbet gösteriyor, ikisi de birbirine aşırı derecede saygıdılar. Ama Hazreti Mevlânâ Celaletin Rumaz Hazretleri tabi Şemsettinli Tebriz’inin aşk noktasındaki onun tabiri caizse kendi şimdiden o gün için daha faziletçe yukarıda olduğunun farkında bilinceler. O yüzden ona daha fazla ehemmiyet gösteriyor. Allâh bizlerden öyle ehemmiyet gösterenlerden emredersin. Arap’i sevsulük ile Allâh’ın velik kullarında nadir olarak gerçekleştiğini söyle.

Kütüphan. Kendisinde bunlardan, kendisini de bunlardan görür. Sülükü olmayan veli var ise anlattıkları bilme ne kadar güvenilir. Farkı nasıl anladın? Ve idrakla asıl olan his ve ilham ise vahiy önce his olarak değil de rüya ile başlamıştır. Sen arabayı okumaya devam edersin. Çok az. Çok az. Eyvallâh. Her veli de kemalen bir veli de müşahede ve idrak var. Bütün velilerin müşiklik yapacak olanlarla ailekten sevsülük var. Veliler kendi içlerinde derece derecedir. kiminizi kimisinden üstün bulduk derken, kimi peygamberler de kimi peygamberlerden üstün bulduklar. Veli de ama şeyhimin tabiriyle elinden generaline kadar evliya vardırlardı o. Elinden generaline kadar evliya vardırlardı. Şimdi bunların normalde kurmay olanları biz askerlerde erkekler, güzeller kurmaysa onun general olma yolu açıkçası.


14. Bölüm

Normalde mesela teğmendir ama kurmaylık sınavlarına girmiştir. Kurmaylık sınavlarına gelince onun teğmenlik rütbesi kırmızıdır. Üst teğmen olunca kırmızı rütbe takar. Kurmayların rütbe rengleri kırmızıdır. Şimdi ikisi de teğmendir. Ama onun kırmızı rütbesi olan ondan daha böyle etkili, yetkili, havalıdır. Onun havasından yanından geçemezsin. O da teğmen, o da teğmen. Ama o kurmaylık imtihanı girmiş, kazanmış. Bu üst teğmen yüzbaşı olunca kurmay üst teğmen. Kurmay yüzbaşı. Değişti. Artık o kurmaylık yolunda gidiyor. Veli’lerin de böyle kurmay olanları vardır. O böyle daha tabiri caizse teğmenliğinde belli olur kurmaylığının. Bu tabiri caizse gözüne batar gibi batar. Onu yol açıp kurmayın. Onun bakışı farklı, düşüncesi farklı, tağrı farklı, tarzı farklı, tecelliyatı farklı, idraki farklı, müşahadesi farklı, istidadı farklı.

Bunların hepsi de istidadın içinde saklıyor. Istidadı elme alın, alıntı olmaz. Onun istidadı yoksa o tarafa doğru yürür o. Onun şartlar, durum, tarz, tavır. Onu çalkılaya çalışırlar. Evet. Onu o tarafa doğru yürütür. Istidadında o var çünkü. Bu normalde müşahadeden de idraften de seyri sülükün de müşadenin de idrakin de seyri sülükün de bağlandığı yan asıl istidattır. Asıl bunun üçünün de bağlandığı yan istidattır. Aslında dervişlik bile istidada bağlanır. Bu perlenin arkasındadır onun. Perlenin arkasındadır. O kimse derviş olacağım diye uğraşıp duracağım. Ama istidat yok. Onu buradan kalkıp buraya oturuyorsun. Neden buradan kalkıp buraya oturuyorum ben diyor. Ha. Dursun ki yok. Yok. Istidat. bir çırak geliyor ya dükkanı.

Şimdi Cevdet bakıyordur ama istidatı var mı yok mu diye değil mi? Istidatı yoksa bakayım adamın ııı ne on diyorsun ki on on iki getir adam on altı on sekiz getirmiş. Istidat. Alıyorsun çünkü. Bulaşı iki kamak öyle değil mi? Ben şimdi bulaşık dükkanında iyi geç bir tabak yıkadığım. Olmuyor. Bulaşık yıkayamıyor adam. Hadi bir gün, iki gün, üç gün, dört gün bulaşık yıkayamıyordunuz. Bulaşık. Oğlum böyle yıkayacaksın, şöyle yıkayacaksın. Bulaşık yıkayamayı terbiye ediyorum. Adam bulaşık yıkayamıyor. Biraz bir şey yok ya. Olmayacak bu. Ha olur mu? Olur. Ama iş var. Iş koşuyor bizim. Iş koşuyor. Iş bizi beklemiyor. O olduğun nasılsın diye beklemiyor iş bizden. Bakın bunların hepsi de bu istidatta saklıyoruz.

Bir kimsenin sevgisi yok. Istidatında saklıyorum. Adam oturtur orada üç gün aç bekler. Dördüncü gün kuzuyu yaksın. Birinci gün bir dilim yiyecek. Ikinci gün yarım dilim yiyecek. Üçüncü gün bir lokma veya iki lokma ne kaldıysa onu yiyecek. Eee dördüncü gün yok. Dildiğimiz yok. Ekmek yok. Yemek yok. Yiyecek yok. Zeytin yok. Peynir yok. Tereyağı yok. Dildiğimiz yok. Var yok. Var yok. Bir adım ilerimizde var mı? Var. Dervişler geliyor gidiyor oraya geliyor gidiyor. Birine de sayıp bir tas çorba getirecek mi? Getirecek. Var yok. Ona sabır, ona katlanma. İstidat. o gün yok. İyi. Akşam oldu iftar edeceğim. Neyle? Suyla. Eğitare ettin. E çay serbest iç içebildiğin kadar. Şimdi çay serbest şeker atıyorum içine iki tane, üç tane, dört tane.


15. Bölüm

Ben de diyorum ya çayın ne olacak? Serbest zaten çay içebilirsin de iç bakalım çayı içine iki şeker, üç şeker. Hayır ki ben çay yiyip o zaman içiyorum şeker içiyorum. Serbest yiyin. Uyanın senden başka uyanın kurnaz yok mu Mustafa Eczema? Gecenin yarısı takır bir taraflardan geliyorlar. Lan öyle mi oluyor böyle mi oluyor? Sen üç tane şeker fazla atarsın ha. Ha evet iyi. Kaldı bu tarifin şekeri tamam mı? Dedim bir şeker fazla gördün sen de aha dedim bir şeker var. O bana istidat lazım. Ona sabır çökürsün. Şimdi birisine öte gidiyor. Onun birisi diyor ki bunu böyle yapma. Sizin derdi anında herkes böyle sert bir davranıyor. Sabret. Yok. Bakın o seri sülükü de seri sülük istidat var. Ama bilmiyoruz istidarlığı bu noktada.

Elimizde bir tohum var. Tohumun çıkıp çıkacağını bilsen de ekcen toprağı. Kendi istidarlığın kendisi olsun. E şimdi müşahade ve idrakin açılımı zaten o veli kurmayı olacaksa ona hem müşahade verecek hem idrak verecek. Ama bunu seri sülükün neticesinde verecek. Seri sülüksüz olmaz. Ama bu tabii bu da bu noktada istidatla alakalı. Şimdi bir kimsenin seri sülükü, müşahadesi, idraki ve istidarı hepsi bir yere toplandı mı o zaten kamil bir mürşidir. Bakın o kamil bir mürşidir. Bunların hepsi de toplamışsa. E müşahadesi olmazsa o veli olur gibi ama mesela Allâh affetsin. O bir dergâh yönetemez. Onun hem müşahadesi hem idrak verecek ki o bir dergâh yönetsin. Eğer müşahadesi idrak vermezse o velidir.

Seri sülük de çıkarmıştır. Bir şey demeyiz biz. Ama ona dergâh teslim etmezler. Neden? Dergâh müşahadesi ve hatta bir zakir dahil bir ders yaptığı çavuşun dahil müşahadesi, idraki ve seri sülükü olması gerekiyor. Bu bir mehildeki gibi beklenmez ama olması gerekiyor. Sebep o etrafındaki insanları sevgidaretçe etrafındaki insanları sonuçta şeyhinden almış olduğunu onlara aksettirse. O yüzden bir çavuşun da bir zakirin de hatta bir dersin dahil bunlara saygılması gerekiyor inşâAllah. İstikamet ara keramet arama. Mefsin keramet için hareket eder. Rabbim ise senden istikamet ister. Ali cüzdani. Yakınlık istikamet için teşvik midir? Kul istikamet için hangi yolları tercih etmelidir? Biz ne kerameti ne keşfi ne ihamı, ne müşahadeyi, ne idraki reddedenlerden değiliz.

Bir kimse bu tarifçisi içerisinde burayı iyi dinleyin. Bir kimsenin şeyhinden keramet araması şeyhinden keramet görmesi haklısı. Bir mürşid voliden o kerametin de zuhur etmesi gerekir. Bir şey şimdi yerli yerine koyacağız. Bir mürid, mürid olacak olan bir kimsenin mürid olacağı şeyhden nefsini keramet görmekten ve keramet beklemekten arındırmasını beklemek hamlık olur. Şimdi bizim kızcağız yanlış anlamayacağı için rahat konuşacağım. Çocuk geliyor, onu çocuğa terbiye edeceğim diye uğraşıyor. Soru soru yapmam, şunu yapmam, bunu yapmam. Örnekleyeceğim şimdi. Siz çocuğa buranın kıymetini anlatabilir misiniz? Anlatamazsınız. Yeni gelmedi mi kimse? Yeni geldi mi? Bilmiyor mu? Bilmiyor. Olken onu ne dediler?


16. Bölüm

Gel seni berzabı törelim, iştahın üzerinde törelim. Şöyle yaşanır, böyle yaşanır, şu olur, bu olur. Ben bunu yaşadım, ben bunu gördüm. Ben rüyamda şöyle gördüm. Filanca rüyasında böyle gördüm. O bunlar güvenlikten gelir oraya. Onun çocuk, avam bilmiyor. Onun keramet beklemesi, onun dairesinde haktır. Bakın, onun dairesinde haktır. Şimdi keramet ihsan etmek için söylemiyor. Şimdi görünce aklıma geldi. Ne? Ev istiyordun değil mi? Çöpünce aklıma geldi. İlk geldiği geceyi unutmayacağım. Şimdi yeni gelen bir şey, şöyle bir şey. Bak gidiyorsun oraya. Bu keramet görcen bir uğraşma. Neden? Görsün bana keramet. Gelen kimse keramet görsün, görsün otursun orada. Zarar mı? Bir kimsenin kendisinden keramet zuhur ettiğini söylemesi yanlıştır.

Ben de böyle keramet gösterdim demesi yanlıştır. Böyle bir şey zuhur etse dahi o kimsenin kendi kendisini dinlendirmesi yanlıştır. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, ben şöyle mucize gösterdim demedi. Spontane gelişen, bugünkü tabirler. işte Ebu Cehil amcası yabancısı değil ki. Doğduğunda yüz tane koyu, yüz tane deve, yüz tane inet, yüz tane şunlar kurban edip, fakire fukaraya dağıtan kimse. Kardeşimin yetimi oldu diye Mekke’deki fukaraları doyuran, onları harçlık dağıtan kimse. Ve Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bakımının kendi üzerine üstlenmek isteyen kimse. Öyle seviyor Muhammed Mustafa’yı sallallâhu aleyhi ve sellem. Ebu Cehil kuyuya düşüyor, kuyuya düştüğünde o kadar uğraşıyorlar, uğraşıyorlar, çıkaramıyorlar.

Diyor ki gidin Muhammed’e söyleyin, gelsin beni çıkarsın buradan. Bakın, onun her hilade, hallere sahip olduğunda bilincinde olan kimse. Tabii hadîs-i inkarcılar bunları inkar ediyorlar şimdi de. Ben de imamına söylüyorum böyle şeyleri. Mucizeleri de inkar ediyor şimdi hadîs-i inkarcıları. Öyle şimdi profesörler var, hocalar var, mucizeleri de. Dedim ya, mucizeleri inkar ediyorlar. Dedim Mirac’ı ne yapacaklar? Onu da kılıfına uydurmaya çalışıyorlar. Neyse, diyor ki o beni buradan çıkarır Allâh’ın izniyle. Ona haber verdim, geliyor. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke’de o kadar yükler sarkıtmışlar, o kadar merdivenler sarkıtmışlar, kuyudan çıkaramamışlar. Tabii oradaki kuyular bizim buradaki gibi 5 metreden su çıkmıyor.

Burada şimdi yavaş yavaş Bursa’da da çekiliyor su var. Önceden Eşediyordu, su çıkıyordu değil mi? Köylerde öyleydi değil mi? Su çıkıyordu, güne güldür. Şimdi? Kuyular bitti şimdi. Şimdi öyle kuyu dediğimizde böyle bunlar da ki 5-6 metre aklımıza gelmesin yani. Ee geldi Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke’nin başına. Dedi ki seni buradan çıkarırsan beni Peygamberliğine iman edecek misin? Evet dedi. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Hemen kalktı iki rekat namaz kıldı Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri. Bakın Mekke’de namaz farz değil. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri namaz kılıyor. Onun gece namazı çünkü teheccük var sıkılın. Teheccük bir tek Hazreti Muhammed Mustafa’ya hazır. sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri namaz kılıyor.


17. Bölüm

Hemen iki rekat namaz kıldı. Şimdi bunu söyleyince namaz farz değildi diyor. Namaz farz değildi. Hazreti Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri teheccük ona farz kılmıştı. O kılıyordu. Namaz farz değildi. O şimdiki hadisin karşısında söyledikleri şey o. İki rekat namaz kılıyordu günümüzde Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri. İbrahim’den kavma gelen etti. İki rekat namaz kılıyordu. İbrahim’iler kılıyordu. Elini uzattı çıkardı Ebu Cehil’in dışarı. Dedi ki kardeşim olur. Gerçekten muhteşem bir şey yaptı. Senden bir şey daha istiyordu. Eğer onu da yaparsan vallahi seni tasdik edeceğim. Dedi ne istiyorsun? Şu ay var ya bunun diye dedi ikiye döver misin? Hemen tekrar namaza dövdü Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem.

Namaz bitti Ebu Cehil dua etti ya. Ali ikiye dövdü ya. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Yarın sol tarafa gitti. Ebu Cehil bunu gördü. Dedi ki vallahi de billahi de şimdi inandım. Tasdik ediyorum sen bir büyücüsün. Şimdi keramet istemenin bir bu tarafı var. Bir tane sırtı gibi. Keramet beklemek ve keramet istemenin bir bu tarafı var. Ama bir de öbür tarafı var. Mesela kim K.K. Geldi. Müslüman olacak. Daha Müslüman olmadı. Yoldan gelen bakın bizim medeniyetimiz bizim imanımız bu. Misafirin gelmiş. O dinliydi, dinsizdi. Başı açıktı, değildi. Sakalıydı, sakasıydı. Bizim tarikattan da değildi. Bizim dergattan da değildi. Bizim dergattan da değildi. Yok böyle bir şey. Hürmet et, hizmet yap. Şefkat göster, merhamet göster.

Emine gelmiş, dergahına gelmiş. Misafirin o senin yanına gelmiş. Merhametli ve şefkatli ol. Merhametli ve şefkatli ol. Derviş kardeşine merhametli ve şefkatli ol. Kur’ân’ı bozmuş olabilir. Sana merhametli ve şefkatli davran. Harfut yapma. K.K. Radıyallâhu anh hazretleri geldi. Çorumdan meftudu. Ufuzunda. Kavruyu. O ata bindiğinde ayakları bir toprağa değer kimse. Geliyor. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri. Yiyecek bir şeyler getirecek. ne varsa. Bir tane yumurta var. Kırın getirelim böyle bir yumurta. Biliyor musun? Ey merhamet, ben atıldığımda bir kuzu yiyelim. Bir yumurta verin deriz. Ona diyorum ki sen besmele ile başla. Besmele ile başla. Besmele ile başla. Besmele ne diyeceğim?

Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm diyecek. Müslüman değil ama Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm der. Ona öyle söylüyor. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri besmele çekiyor. O başlıyor. Yiy Allâh yiyin, yiy Allâh yiyin, doyuyor. Yumurta yiyor. Yok ey Muhammed. Bu nasıl bir şey? Bir kuzu yiyip de aç kalkan bir kimse diyor. Bir yumurta yiyor. Müslüman diyor. Müslüman diyor. Hem de kazıyor var ya. Ne yapıyor burası? Bir taş süt getiriyor, süt. Bu görevi diyor öyle açtım gibi. Öyle diye baktım diyor hani. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri besmele çekiyor. Bir içti diyor. Ben içimden konuştum bana kaynayacak mı acaba tadım diyor. İçimden. İçti diyor. Ondan sonra diyor dedik diyor.


18. Bölüm

Yavru hürriyeler iç. Ben diyor içtim. Ondan sonra dedik diyor. Arkadaşlardan başladı. Hem dek de ne kadar sahâbe varsa hepsinde diyor. O bir taş süt dolaştı diyor herkes diyor. Herkes içti. Sonra diyor kendisi bir daha içti. Ondan sonra bana dedi ki diyor iç yavru hürriyeler içtim diyor. Ondan sonra dedi ki diyor iç. Bir daha içtim diyor. Ondan sonra dedi ki diyor bir daha iç. Bir daha içtim diyor. Ondan sonra dedi ki diyor bir daha iç. Vallahi bir doydum ya Resulallah. Doydum. Dedik diyor. Kadınlara götür. Kadınları dolaştırıyor. Ebu Hüre Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin emrinden. Ondan sonra tekrar getirdi diyor süt daha henüz bitmemiş dedi. Bakın bu peygamberden bir mucize.

O zaman kerametler dervişlerin dervişliklerini sıkılaştırır. Ümitlerini arttırır. Kardeşliklerini arttırır. Ha evet. Sonra derviş bir rüya görür. Bir tecelliyata mazhar olur. Bir şey olur otururlar. Der ki tamam unutmayın. Burası hak diye. Eyvallâh. Artık onun keramet araması. Onun keramet araması. Ya cahiyindendir yaman körbündendir. Allâh muhafaza eylesin. Ama evet keramet istemem. Kim istemeyecek? Derviş kendisinden keramet istemeyecek. Kendisinin bir keramete nail olmasını istemeyecek. Kendisini istikamete sokacak. Kendisini istikamete sokacak. E bir veli ise o bir mürşid veli ise. Mürşid veli ise. Evet ondan kerametini zuhur etmesi lazım. O kendisinin kerametini ishar etmeyecek. Bak gördün mü?

Ben gece böyle kaldırdım. Böyle bir şey yok. Ama gece onun üzerinden Cenâb-ı Hak bir keramet gösterdi. Birini kaldırdıysa. O da diyecek ki. Hamdolsun. Şey yaptım da akşam böyle geldi. Namaza kaldı. Hamdolsun. Geldi böyle böyle oldu. Hamdolsun. Fülencelerde böyle bir kerametini gördüm. Buna masal oldu. O da dervişi. Dervişini sıkılaştır. Bunu böyle. Konuşulmaz böyle şeyler. Yok kardeşim ya. Senin üzerinden bir şey tecelli etmese sen konuşma. Ben bir dua ettim. Ekmek arttı. Bunu deme. Biz bir nazar ettik. Böyle oldu. Bu yanlış. Allâh muhafaza eylesin. Bu yüzden. Ne olur? Keramet artır. Ama bir kimse kendi üzerinden benden keramet sudur etsin diye istemez. Bakma. Sudur ettiyse de bunu konuşmaz.

Allâh rızası affetsin. Osman Mağribi ve Sûfî ile Melami arasındaki fark. Melami halkın amelinden ve halinden çıkarmıştır. Halk mı? Halkın ana. Halkı diye yazıyor. Evet. Halkı diye yazıyor. Halkı amelinden ve halinden çıkarmıştır. Fakat nefsini ortak yapıyormuştur. Sûfî ise nefsini amelinden de halinden de çıkarmıştır. Tıpkı başkasını çıkardığı gibi. Bunun nedeninde o ihlaslıdır. Gerçek ihlas ile ihlaslar arasında fark çoktur. Düneytur adellahu anh ise Melami’liğin hali ihlas, ihlasın halisliği ise Sûfî’nin halidir. Melami’li bir meşrek olarak tanınamıştınız. Sizce Sufilerin Melami’likten farkı bu mudur? Evet. Ben Melami’li bir meşrek olarak, bir zevk olarak çok güzelim. Çok güzelim ama mesela bir tısıl da ben bizim oradaki Melami’leri seviyorum.


19. Bölüm

Bizim oradaki Melami’ler Sufili’nin üstünde gördüler Melami’yi. Ben İzmir Bayındır’lıyım. Bizim orada o çukurda da çoktur Melami. Benim Melami kültürümde vardır. Ben Melami’liyi reddedenlerden değilim. Ama bizim oradakinden mesela sen bir gün bana öyle derler. Sonunda bize geldi. Ben dedim gittim yolda. Tırı vuruyor yolda. Sonunda oraya geldi. Hiç unutmuyorum bir gün Melami’nin hadisinden camiye var. Merkez camiye, camisi. Ben Bursa’dan Tırı Bayındır’a gittim de o Melami Şeyh’i var. Tanışıyordu onu. Tabii onlar da aslında beni sevmiyorlar fazla. Çünkü o böyle o şimdi şeyhlik yapan o kimseyi müstahade olan şeyhlik görmüş. Onu bana dediler ki Şeyh Efendi’yle bize özel görüşler. Ben de bu özel görüşmeleri teknolojiliğim ben.

Çok böyle istemiyorum yani. Gelmiş ya şeyhim oraya. Dervişlerin hepsini görürsün, sohbet etsin, konuşursun. Ama o böyle özel ya. Birileri çıkar buraya. Benim özel görüşmem var. Ben özel görüşmem vardı. Bin arabaya git de bir şey konuş. Sen ayağına gelince mi özel konuşman aklına geldi? O kime geldi? Bütün dervişlere geldi. Sana özel mi geldi? Şimdi derviş bunu bilemeye bile avanmadı der. Sen şeyhsin şeyhlik yapacaksın. Senin özel görüşmen varsa otobüse gitmemişler. Görüşler kardeşim. Yoktur orada bekle. Edebiyata gelince yapıyormuş ya. Yolunuz kapalı bekledi 18 yıl boyunca diye. Sen 18 saat bekle. 180 dakika bekle. 18 dakika bekle ya. Yok. Beklemeyecek. Telefonu açacak orada mısın? Buradayım sana beyefendi.

Ben geleceğim de olur. Tabii emrindeysem ne zaman istiyorsan gel. Hazır asker burada duracağız. Ne zaman geleyim? Ne zaman aranjörü verirsin? Ne zaman orada olayım? Gel bulamazsan git ya. Yok o özel. O geri dönmeyecek hiç. Bu sefer bu endere geldi özel görüşler. Canım sıkılıyor benim. Ben bir şey demedim şeyh efendi. Bu sefer o imam, eski imam o. Bizim bir imandı arkadaş var Çoluş. Onu söylemiş bir şeyh efendiyle özel görüşler diyor. O da demiş tamam görüştür. Gidinmiş şeyh efendi. İyi Mustafa efendi gelsin gideriz demiş. Neyse ben o zaman orman ışıtmasın demeyeyim. Ben çıkayım. Sana söylemişler dedi. Söylediler efendi. Sustu hani. Efendim sizinle özel bir görüşmesi varsa. Bilsin otobüse gelsin bir şeyde görüşsünler.

Doğru söylüyor Mustafa efendi. Bizim kardeşlerimize de bir sorusu varsa gelsin kardeşlerin otobüsüne sorsun. Biz de ilminiz. Doğru söylüyor Mustafa efendi. Benim böyle daha dayımlardaki sakinliğimden itibaren şeyimdir. bu konuda tikliğindir. Senin özel bir şeyin var mı? Tik kardeşler. Görüş neymiş evde? Sabahtan akşama kadar görüş. Bana ne? Yat orada bana ne yap? Beni ilgilendirmez. Ama gelmiş bulursa ya. Efendim özel görüşsem o. Kardeş bunca derviş yok. Onu bekliyorum. Yok o gelecek evvel hususi görüşecek. Allâh Allâh. Efendim benim hususi görüşmem lazım. Mustafa efendi. Oğlum bir oda boşaltın. Emredersin efendim. Ya iki oda bir salonda oturuyor zaten. Bir odanda kadınlar var. Bir odada da salonda da erkekler var.


20. Bölüm

Bir oda boşalt yatak odası. Haydi. Beyefendi özel görüşsek o. Allâh’ım yarabbim ya. Kendi kendime bir savaş. Mustafa efendi. Ya özel görüşsem ne işleri biliyor musun? Yolunu biliyor musun? Biliyorsun. Paran var mı cebinde? Var. Altında sormadan araba var. Bin arabanı git görüşsek sen. Dervişlik bu değil. Onlarla görüşeceğiz. Söylemişler. Şey efendi dedi ona. O normalde görüşme yerleri. Sen kal dedi ona. Sen gidiyorsun. Onlar da, o da bir tane birisini mihimandar etmiş. Birinin evine gitmiş. Otur. Efendim yok. Onların derdini. O şehirlik yapacak olan. Efendim dedi. Bir muhabirat var. Benim şeyhim bana dedi. Şehirlik yapacak. Bunu kabul edeyim mi etmiyorum dedi. Size tanışmak istedim dedi. Şey efendi ona dedi ki.

Evlatmış peygamberi almış. Salonlar vesairelerle. Görüştün mü? Hiç konuştun mu? Hayır efendim dedi. Hiç bir yanlı gördün mü? Hayır efendim dedi. Abdülkadir Keynan Hazretleri bir yanlı gördün mü? Hayır. Pir efendilerden birini bir yanlı gördün mü? Hayır. Şehirini bir yanlı gördün mü? Hayır. Şehirini bir yanlı gördün mü? Hayır. Bir sefer gördüm efendim sır sırdaydı dedi. Şey efendi böyle dedi. Böyle tak tak sordu. O böyle abonemi oldu şimdi. Oldu gibi cevaplandırdı şimdi saklayamadı. Şey efendi son böyle vuruş yaptı. Oğlum senin şeyhini de kabul edeyim. Kaldın. Oğlum şeyhin kamindeyse nasıl şeyhlik yapacaksın dedi ona. Sessiz. Durun. Yapacağım diyor sana dedi bir şey. Bu ateşten gömüldü. Bu dedi ateşten gömüldü.

Birisi bir soğuk soğuduğunda ne diyeceksin? Birisi bir rüya anlattığında ne diyeceksin? Birisi bir hal anlattığında ne diyeceksin? Ne diyeceksin? Şunu ne diyeceksin bunu ne diyeceksin? Başladığı süre olan her seferi yok. O zaten. Bakın bunu dedim şimdi. Ben tam böyle camiye gireceğim. O da camiye girecek. Hoş geldin. Hoş bulduk. Bizi gördün mü dedi. işte ne dedi o? Duyuyoruz dedi. Görüyoruz senin dedi hani. Hallerini gibisin. Bizde görüyor musun dedi. Hayır dedim ben. Kaldı şimdi. Nasıl görüyorsun dedim. Hiç görmüyorum seni dedim. Hiç bir şekilde görmüyorum seni dedim. Hiç bir halde de görmüyorum dedim. Hiç bir şekilde de görmüyorum dedim. Tam camiye giriyorsun. Tam camiye giriyorsun. Bunu rengi rengi her şeyi attı gitti böyle.

Şimdi bizim orada pomaklar vardır umursana. Pomaklar böyle çok şeydir yani. Ciddi insanlar bizim oradadır. Bu da pomak. Hatta böyle samimi arkadaş var. Anladın mı? Bu pomaktayı yapıyor. Böyle bir tekerlemin de var. Şimdi melami’ler kendilerini en zirve noktada görürler. herkes sonunda melami olur. Ben de onlara diyorum ki herkes sonunda sûfî olur. Herkes sonunda sûfî olur. Sen melami olabilirsin. Ama sûfî olur. Sen melami olabilirsin. Ama sûfî olmamışsın. Şimdi melami’ler üzerinde alınmasınlar bu konuda. Melami’lik evet tatlı bir zevktir. Bakın tatlı bir zevktir. Ama sûfî’lik kulunun en ince makamındır. Ben sûfî dediğimde. Bakın ben sûfî dediğimde. Kamil bir, müşiri kamil dahi sûfî olma yolunda da der ki. müşriktir ya ben dermiş olamak.


21. Bölüm

O kimse biz melamiyiz der. Ama sûfî der ki biz de sûfî olamak dermiş olamak der. Arasındaki tatlılar var. Arasındaki tatlıdır. Güzel tatlı bir meşrektir. Benim hoşuma gider onun arasına. Ve her sufinin muhakkak bir tarafı melami’dir. Olmalıdır da zaten. Bakın her sufinin bir tarafı melami’dir. En azından biz kendi adımıza söylüyoruz bunu. Ben onun arkadaşlarının içerisinde isim koymadan ince ince işlerime. Onu bu noktada reddetmem. Bir de bizim mahallemizde bir hoca bir kadıncağız vardı melami’dir. Biz ilk zikrullah yaptığımızda bize sahip çıkmış. Yukarıda kadınlar ne olursan böyle muhabbet edecek olan olmuş. Demiş susun. Bizim oranın şivesi Müslümanın yolu demiş doğru yol. Hepini zikredin bakayım demiş oradan.

Onlar bizi kültürmüş. Sonradan kadın Allâh razı olsun çok severdi beni. Önceden de severdi sıkıntı yoktu. Hem dervişlikten önce günümü de severdi. Dervişlikten sonra sevdi Allâh razı olsun inşâAllah. Arabiye göre insan unsuru dolayısıyla rüya görüyor. Bu yüzden melekler rüya görmez. İslami gelenekte rüya insanın ruhiyle gördüğü ve aklı ile idrak ettiği olaydır. Arabiye göre Hz. Yusuf rüya tabir edince biz seni imtihan ettik. Gerçekte biz bir şey görmedik dediler. Yorumunu sorduğunuz iş rüyada kesinleşmiştir. Hütehat. Salih rüya bir yönlendirme midir? Yoksa olacağın bir çeşit bırakmanındır. Bu noktada rüyalar Hz. Peygamber Salih ve Salih rüyalardadır. Salih rüyalar kendi içerisinde de ben 3’e ayırayım salih rüyalarda.

Bunlardan birisi peygamberlerin gördüğü rüyadır. Peygamberlerin gördüğü rüyalar apaçık tecelli eder. Hz. Muhammed Mustafa için söylüyorlar. sallallâhu aleyhi ve sellem için. Diğer peygamberlerin rüyaları vardır. Tevhile muhtaçtır. Salih rüyaların içerisinde bir de leylilerin gördüğü rüyalar vardır. Bunların bir kısmı tevhile ihtiyaç vardır. Bir kısmı apaçık görülür. Salih rüyaların içerisinde yine müminlerin gördüğü rüyalar vardır ki tevhile ihtiyacı vardır hepsinden. O yüzden normalde peygamber Salih ve Salih rüyaların gördüğü rüyalar peygamberlerin 46 cüzünden bir cüzdür. Hakikattir. Tevhile ihtiyacı yoktur. Kendilerince tevhile ihtiyacı yoktur. Dışarıdan bir kimse için tevhile ihtiyacı vardır.

Neden? O hakikat noktasında kendi gördükleri rumuzları kendileri bilirler. Ama dışarıdaki kimse, halk, avam, o rumuzları bilmediğinden tevhile ihtiyacı vardır. Hz. Peygamber Salih ve Selim Hazretleri bir rüya anlattı. Dedi ki gökten bir ip sakıtıldı. Ondan sonra Ebu Bekir ondan sonra Ömer ondan sonra Osman ondan sonra Ali ondan sonra ip koptu dedi. Hz. Ebu Bekir efendimiz dedi ki Ya Resulallah bunu ben tevhile edebilir miyim? Et dedi ona. Dedik yukarıdan sakıtılan ip Kur’ân’dır. Ondan sonra dedi senin vefatından sonra ona dedi ben tutacağım. Ondan sonra dedi Ömer ondan sonra Osman ondan sonra Ali. Sonra dedi ipin kopması sonra da fitne çıkması dedi. Hz. Peygamber Salih ve Selim Hazretleri Hz.


22. Bölüm

Ebu Bekir efendimizin bu rüyasına ne evet dedi ne hain dedi. Ona dedi ki isabet manasında bir şey söyledi. İsabet manasında bir şey söyledi. Orada ipi Hz. Ebu Bekir Hz. Kur’ân’a ve Sünnet’e İslam dinine tevhiyetti. Bakın o rumuzu öyle tecrübe etti. Mesela Miraç’ta süt ve şarap getirdiler ya. Bir rivayette Cebrail aleyhisselâm sütü tercih et manasında onu bir öyle derler ya. Ne yaptı? Sütü tercih etti. Süt neye rumuz olarak yoruldu? İmme. Bakın sütün rumuz olarak hakikati imme tevil edildi. Şimdi bir tevil eden kim? Yine sahâbe. Bu Hz. Peygamber Salih ve Selim Hazretlerinin kendisinin kendi rüyasının tevhidi değil. Bunu yine sahâbe tevil etti. Buradaki Peygamber Salih ve Selim Hazretlerinin süs konunun altını çizmek lazım.

O yüzden rüya görülür. Rüyanın içerisinde rumuzlar vardır bazı rüyalar apaçık gibi görünür onda dahi rumuz vardır. Bakın apaçık görünen rüyada dahi her şey meydanlardır. Onun içinde dahi rumuz vardır. O yüzden rüyanın tevilinde dahi hakikatin hakikati vardır. Salih rüyası bir hakikattir. Ben o yüzden hakikatin hakikati vardır diye iki söyledim. Onu da söyleyeyim. Çünkü salih rüya bir hakikattir. Salih rüya hakikattir. Salih rüyanın içerisindeki rumuzlar hakikatin hakikattir. Rumuzların idrak edilmesi, rumuzların şerh edilmesi de hakikatin hakikatidir. Eğer bu rüya rüyada tevil edilirse o rüya hakikatin hakikatin hakikati olmuştur. Bir Mürsül-i Kamil Beyli’nin dergahında bunların yaşanması gerekir.

Bunlarda öyle keramettir. O dergahda oradaki sufilerin, oradaki dervişlerin salih rüyalarının bu rüyalarında tevil edilmesi gerekir. Bu rüyalarında tevil edilmesi gerekir. Bu da o salih rüya hakikatin hakikati olmuştur. Rüya bahsede bu kadar olabilir. Mağruf kerhi tasavvuf gerçekleri almak ve halkın elinden ümidi kesmektir. Kim fakirliği gerçekleştirmezse tasavvuf edemez mi, tasavvuf edemez mi? Evet, buradaki gerçek şudur. Bir kimse halkın elindekinlerden ümidini kesmedikçe imanı kemal etmez. Asla. Eyvallâh. Ve hangi bir kimse halkın elindekinden ümidini kesti, onun ümidi Allâh olur. Halkın elindekinden ümidini kesmeyenin ümidi asla Allâh olmaz. Asla olmaz. O yüzden bir kimse muhakkak halkın elindekinden ümidini kesmesi gerekir.

Halkın elindekinden. Allâh biz onlardan alırız. Ve halkın elindekinden ümidini kesen, direkt ümidini Allâh’a bağlıcağından o Allâh elinde fukaralardan olmuştur. Asıl fukara odur. Biz fukarayı malsın mülksüz olanı görürüz. Ama mülk yoksa biz onu fukara deriz. Asıl fukara, direkt Allâh’tan ümid eden kimsedir. Neden? O Allâh’ın fukarasıdır. o Allâh’ın kapısındadır. O yüzden Cenâb-ı Hak dedi, hepiniz fukarasınız. Allâh dedi. O zaman bir kimse, eğer halkın elinden ümid ediyorsa, Allâh’ın ganiyemi gaflete düştü. Allâh muhafaza eylesin. Allâh’ın fukarası olur. Bu büyük makamdır. Bu büyük makamdır. Asıl makam, O’nun kapısında duran, O’ndan ümid etmez. Asıl makamdır. Allâh’a ihtiyacı, ihtiyacı olmamak.


23. Bölüm

Rabbine tam güvenmek, O’na az ihtiyaç bildirmez. Bu, Allâh’ın öyle kulları vardır ki, Allâh’tan, Allâh’ı zikretmekten kendi ihtiyaçlarının ona bildirmeye zaman kalmaz. Bu onlar anlatıyor. Allâh’ın öyle kulları vardır ki, Allâh’ın zikirden, Allâh’ın zikirden hayrete geçmişlerdir onlar. O yüzden onlar kendilerine kendi ihtiyaçları akıllarına gelmez. Kendi ihtiyaçları akıllarına gelmeyince, hadîs-i şerifte devam ediyor. Allâh onların ihtiyaçlarını meccanen kendisine verir. Allâh’ımız onlardan amin. Ebu Havz, Tasavvuf tamamı edeptir. Her vaktinde edebi makamı vardır. Buna riayet eden adam olur. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem onun kalbinde huşu olsaydı ormanlar da huşu ederdi demişti. Bu ifade göre göre sizce Tasavvuf nedir, nasıl yaşanmalı?

Edebimiz zaten edeptir diye. Allâh bize o edeptir olanlardan emreder. Âmîn. Yalnız son dönem insanlarda şöyle bir hal var. İnsanlar tarikatın, Tasavvufun edeptirine riayet edebine uğraşırlarken, Kur’ân ve Sünnetin olmazsa olmazlarını terk ediyorlar. Bu da büyük bir varta. Meselesi anladınız mı? Namazdan sonra 100 tane tehlif dersi var. 33 tane Subhanallah, 33 tane Elhamdülillah, 33 tane Allahu Ekber çekme. Namaz sonrası benim 3 tane tehlifim var. Önce Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adını bir dileyecek. Vardır. Tasavvufun adabını Erkan’da riayet edeceğim derken, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetinin sünnetini terk etmek doğumun tasavvufuyudur. Şeyhimiz bunu böyle yapardı. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetleri nasıl yapardı?

Sen onu yap da, ondan sonra şeyhin yaptığına gel. Önce sünneti işte. Sünneti terk edip, şeyhin sözünü yapacağım, şeyhin yaptığı gibi yapacağım diye uğraşmak vardır. Allâh muhafaza eylesin. Bir insanın fizyolojik ve biyolojik ihtiyaçları, toplumsal ve kültüler, etkiler, duyuları ile oluşan verneğini nasıl değiştirebilir? Bir insan sadece bu etkenlerden oluşan verneğe sahip olmayacağını görür. Bu ihtiyaç verneğine kurtulursa, bunda kalan şey nedir? Bu etkenlerden her kurtulan ayrı kere mi vardır? Kalan şey hep aynı mıdır? Bunlar hep felsefik olarak, kendince kendi dairesinde böyle insan bir böyle rüzgar savruntusu gibi savruluğu gider. Böyle olmaktansa, çok savruluğu dolaşmaktansa, kendinizi direkt kazına bağlayıp kuramına sünnet.

Direkt. Su kibir o zaman çok tatlıdır. Direkt kendisine o timse kuram ve sünnete bağlar, üstadının halafey dairesine bağlar, meselesi biter. Ben soruları bitirdim kendi kafamdan da. Saate baktın onu geçiyor çünkü. Bir daha kaya mı atarsın? Teşekkür ederim her şey için ve herkese. Allâh hepinizden de razı olsun. Gecenin hayır olsun inşâAllah. Böyle bir soru soran varsa yine sorunsun, 5-10 dakika buradan soruları cevaplamalı olurum. Soru bugün ne yapıyorsunuz genel olarak? Soru soran varsa yine sorunsun, 5-10 dakika buradan soruları cevaplamalı olurum. Soru bugün ne yapıyorsunuz genel olarak? Cuma günleri. Dediğin semaya çık mıydınız? Yok. Var mı? Oyun maaşları. İyi. Sor. Allâh’a huymunu ver. Sûfî nedir?


24. Bölüm

Sûfî nedir? Sûfî Allâh’a ince çizgidir kul olmaya çalışan kimse. Sûfîlik de o kulluk da olur. Sor. Efendim şimdi rüyadan bahsettik. Ben hepsinin bir hakikat olduğunu söyledim. Bu durumda rüyalar aslında bir hayali tecelliyatı mıdır? Yoksa direk hayal olarak titrelendirdiğiniz var mı? Rüyaları ben hayal olarak titrelendirmiyorum. Peki nedir o zaman? Hakikat. Hakikat dediğinizde direk ondan gelen şey mi? Yoksa yine onun. Sahil rüyaysa evet ondan gelen şey. O yüzden inli ilahiyete geri almıyor. O yüzden hakikattir. İnli ilahiyette her şeyin hakikat gözüleyen vakitlerden. Baba o çizgiye alayım ben. Müslümanlık bu Yağmur sualiyetiyle, Peygamber sınırlısılarına, gecelik teheccüd namazı kılınmadan, ertesi günün gündüz ilk 12 rekat.

Rüya namazının zaten zuhuru öyle. Burada hürmete bir öpüş çıkar mı? Çıkar. Bir de bir kişi gün içerisinde geçmiş, günün içinde bir umut, gece bir umut. nafile namaz kılıyorsa, bir rüya sahibinde fülvalis var mı? O yaptığı nafile ibadetini terk ederse Allâh ona buz eder diye oturur. Bu nafile de Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hiç terk etmedi. Sabah namazının sünneti, öğlenin ilk sünneti, öğlenin son sünneti, akşamın sünnetiyle. Yorgunluktan devcütü kılamaması alakası değil. Değil. Hatta Hanekeler’in büyük bir kısım der ki, bu sadece sabah namazının sünneti için geçer. Aziz Şerif var ya, bana dünyanın ve içindekilerin daha hayırlısı sabah namazının bazı namazının sünneti, iki rekat namaz kılmaması değil diye.

O yüzden hatta bir kısım Hanekeler o sabah namazının bu sünnet olan nafile namazı acı bükümde bile görenler olmuş. O yüzden mesela sabah namazından sonra bir gün yorgunlukta sabah namazını kılamadılar. Sabah namazını kılamayınca hemen hızlı orayı terk ederler. Terk edip gittikleri yerde sabah namazının sünnetine, tümmeye devam edene sünnetini kısınlar. En büyük işin yanında duran da en büyük iş yapmış henüz. O yüzden bir cemaatle zikredilen bir yada bir kimse gitse orada otursa yine oradan akılmış olarak kalkar. Hatta gitse orada uyusa, uyusa orada yine akılmış olarak kalkar bir şart. Sakalı uzatma sünnet, nafile, büyüdüğünde insan. Efendim, şiddet rüyalar için direkt hakikattir dedik. Rüyanın bilinç noktası da direkt insanın bilinci.

Aklı. Akl, peki bu akıl rüyaya algılayabilecek bir durumda değil. Çünkü biz on bir mesela tevhile ihtiyacını biliyoruz. Peki bu durumda neden tevhili kendisini algılayamayacağı bir şey Allâh korusun ya bizim üzerimize direkt aklımız üzerinde tecelli ettiriyor. Bunun bir şey nedir? Hakikattir. O kimse o rüyanın yorumunun peşine düşsün de hakikaten hakikatini bulsun diye. Ama onun peşine düşmesine sebebi nereden bir illa onun peşine düşmesini istiyor ki. Akıl öğrenmek isteyen bir oldudur çünkü. İşin içinden çıkamazsa akıl oraya takar kendi kendini. Onun inceliğini ilmini öğrenince kadar bırakmaz. O zaman bu durumda herkes rüyayı öğrenmek isteyecekti dolayı. İsteyecekti. O da o zaman ehlini bulacaktı.


25. Bölüm

Ehlini arayacaktı. Ehlini arayıp bulunca da bu sefer ben size beni tanısınlar beni bilsinler diye yarattım sırrını o kimse koşa koşa gidecek. o zaman beni yarattım beni bilin diye yarattım sırrına ulaşmak için rüyanın hakikatine ulaşması mı gerekiyor bir kişinin? O zaman bu durumda bütün rüyaları tevil ettirilmesi gerekir mi? Gerekir. Ya normal o rüyayı tevil ettirmesi gerekir. Etirilmese belki o rüya onunla duruyor ya. Orada onu durduğun tecelliye onun tecelliyeti onun üzerine zülirecekmiş. Buradaki tecelliattan pastamız rüyanın tecelliyeti değil mi? Rüyanın tecelliyeti. Tevil ettirildiğinde de mi gerçekleşecek olan tecelliye? Evet. Tövbe, toplu da yapılır, tek de yapılır. Tövbeni mi? En mahkum tövbe günahlı işler işlemesi yapılan tövbedir.

Topluca tövbe edecek kadar nefesimizin yüksek yeri bize nereden veriyor? Bir insan günahlılarına tövbe etmekte acele edecek. Namazı kurmakta acele edecek. Müzikten tövbe edecek kadar nefesimizin yüksek yeri bize nereden veriyor? Bir kimse normalde tövbe edecek kadar nefesimizin yüksek yeri bize nereden veriyor? Günahlı işlerinden tövbe edecek kadar nefesimizin yüksek yeri bize nereden veriyor? Beklemeyecek miyiz sabah? İkram miyiz hakikaten? Evet. Tamam. Sesini yükselt, mesafesini yükselt. Hazarlarla ilgili müsaade edin. Peygamber efendimizin azaltan çıkmıştı. Hz. Ebu efendimiz tevil etmek istediği ilk tevil etti. Peygamber efendimizin o zaman suçluluğu bu ya. aslında kendisi tevil edebilir miydi?

Neden sustu? Dünya tevvili de bir ilimdir. Hz. Ebu Vekir Radallah-ı An hazretlerinde o ilim vardı. Ama o ilim Hz. Peygamber Salih ve Selam hazretlerinin hakikatindeki gibi değildi. Asla olmasının ilmi değil. Ama onu bunu reddetmedi. Bu manada. Reddetmedi ki o da işaret şuydu. Ben bunu reddetmedim. Bu kendi uygul. bu muhaldir. Ama onu normalde reddetmiş olsaydı o zaman kendi hakikatini ortaya koyacaktı. O zaman kendi hakikatini ortaya koyacağından dolayı onu reddetmedi. Rüyaların hakikat olduğu zaten. Üspü Aleyhisselâm’ın kısasında geçtiği gibi. Üspü Aleyhisselâm’a verilmiş bir ayrı ilim. Doğru mu? Doğru. Bu ilim bütün peygamberlerde vardı. Ama Yusuf Aleyhisselâm da silverdi. Sağolun. Yoksa İbrahim Aleyhisselâm da rüya gördü.

Gördüğü rüyayı göre İsmail’i kurban etmeye gitti. Onu malmada o esnada o rüyayı temin yoluna tutmadı. Rüyayı numanada gördüğü gibi direkt uygulamaya gitti mesela. Ama mesela İbn-i Arab’a zettirme şartmışlar. Der ki İbrahim Aleyhisselâm rüyayı tevil etmesi gerekiyordu der. rüyayı tevil etmiş olsaydı o kurban etmenin, kurbanın farklı tecelliyatta olacağını söylerdi. Mesela tevil etmeninden dolayı gökten ona tevil olarak tersini rumuz oldu. Anlatabilir miyim? tersini rumuz dediğim şey şu. sen oğlunu kurban etmeyi rüyanda gördün. Allâh’a kurban ver. Allâh’a kurban kes. Onun tersini rumuzu buydu. Ama diyor İbrahim Aleyhisselâm diyor. İbrahim böyle yapmadı diyor. Direkt rüyasında gördüğü gibi. İbn-i Arab’a zettirme şart düşer.


26. Bölüm

Şeyden, kütül hakkında. Onu söyler ki böyle böyle. siz derdin kalma. Aklımda kalanı söylüyorum şu anda. Ben de çok böyle araba okuyamıyorum bir kimse değilim ama. Şart düşer. İbn-i Arab’a zettirme. O rüyayı tevil etmedi. Tevil etmedi, rüyayı gördüğü gibi hareket etti. Rüyayı gördüğü gibi hareket etti. Cenâb-ı Hak da diyor rüyanın gerçek manasını hakikatini ona gösterdi. dedi ki aslında rüyanın hakikati buydu. Rumuzlu rumuzun da tecelliyatı buydu diye. Onu gösterdi de. O yüzden. İbrahim Aleyhisselâm direkt rüyanın gördüğü gibi. Onu yerine getirmesi hak mıdır? Evet. Peygamberlerine bir leke müdür değil. Bir kimse gördüğü rüyayı kendince hiç tevil ettirmeden böyle hareket ederse. Hak mıdır? Sufiler derler ki hayır.

Sufiler. Derler ki sûfîler sen bir gördüğün rüyayı. Ondan sonra gideceksin, üstadına anlatacaksın. Eğer sen böyle enteresan, olağanüstü bir şey gördüysen üstadına anlatacaksın. Ancak üstadın teviline göre hareket edeceksin derler. Onu disipline ederler. Yoksa herkes kendince kendi rüyasını hakikat görür, sahip görür. Öyle yapmaya kalkarlar. Mesela o rüyayla amel edilmez kapıda hiç yoktur. Rüyayla amel ediyoruz zaten. Ezan, rüya. Ezan, rüya. Hem de sahabenin rüyası amel ediyoruz. Bunun gibi rüyalar var amel edilen. E şimdi rüyayla amel edilmez lafı rüya peygamberlerin 46. yüzyıldır. Hadîs-i şerifini inkar ediyor, küfre düşüyorlar. Farkında değil. Bir de bu hadîs-i şerif mütevatif. Çok sahabenin yanında söylenmiş.

Rüya peygamberlerin 46. yüzyıldır. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem dedi ki rüya peygamberlerin 46. yüzyıldır. Yusuf aleyhisselâm’ın rüyası var. İbrahim aleyhisselâm’ın rüyası var. Rüya ile alakalı. Peygamberlerin rüyaları var. Kıssaları anlatılıyor Kur’ân-ı Kerim’de. Bizim aklı evvellerden bazıları çıkıyor. Onlar diyorlar ki rüyayla amel edilmez dediğinde peygamberler rüyalarıyla amel ettiler. O zaman küfre düştün sen Allâh muhafaza eylesin. Salih rüyayla amel edilir. Ama hasreti peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetlerinin sünnetine uyacak. Ne yapacak? Hasreti peygamberin rüyalarını salih kimselere anlatır. Rüyam gökte bulut gibi durur. Nasıl tecrübelerse öyle tecrübeler. O zaman sen rüyanın salih bir kimseyi anlatacaksın.

Salih bir kimse sana rüyamdaki omuzlardan hareket ederken nasıl davranacağını söyleyecek. Ve sen o davranışını gerçekleştirmek zorundasın. Yapacaksın. Evet. Biz rüyayla amel edilmez sözünü kutubar etmeyiz. Bunu söyleyenler farkında değiller. Tehdit iman tecidini yıkat. İki onlarıncıyı yiyin. Afiyet olsun. Kendinizi bekletmeyin. Allâh korunacak. Yine bakalım. Rüyada salih kimselere anlatmaktan masut değil mi? Rüyayı anlattığında salih kimseyi onu devir ederken devirinde isabet etmeli veya etmeli olabilir mi? İsabet edip etmeli değil. Onun kendince kendi aynasını, omuzun tecelliyatına bakıyor. Senin aynanla onun aynası aynı parlaklıkta değildir. Ama sonuçta ki salih kimsedir. O kendi aynasının ne tecelliyatıysa onu söyleyecek.


27. Bölüm

Normalde rüya üçtür. Birisi böyle bir şeyin etkisinde kanlanmaktan görülen rüyadır. Mesela çok araba yolculuğu yapar, çok araba yolculuğu yapınca dahi arabada devam ediyormuş. Bir şeyin etkisinde kanlanıyor. Ve bir şey çok üzüldü, üzüldüğü şeyi rüyasında kanlanıyor. Çok sevindi. Bu etki altında görünen rüyada. Bir de normalde şeytani rüyalar vardır. Bu ayrı bir rüya kategorisi de. Sizler daha küçük şu şeytani rüyalar görmezsiniz. Anlaşıldı mı? Ama siz etki altında kanlanan rüyalar görmüyorsunuz. Mesela korku filmleri izlemeyin. Anneler, babalar, çocuklarınızla korku filmi izletmeyin. Yasaklayın. Bu da erkekler, evli olanlar, eşlerimize korku filmi izletmeyin. Yasaklayın. Korku filmlerini komple yasaklayın.

Çünkü insanların psikolojilerini bozuyorlar. Etki altında kalıyorlar. Ondan sonra adam uyandırıyor. Kalk, ne oldu? Oradan bir tıkırtı geldi. Yok oradan bir karaltı geçti. Yok orada bir şimdiyet var. Camda görmedin mi sen? Adam sabaha kadar diyor, perişan oldun diyor. Camda biri var ona, camda biri var. Sabahleyin gelmişler, saat on bir, on iki, dükkana gelmişler. İkisi de. Camda birisi var dedi. Kadını direkt sordu. Dedim, akşam ben böyle hangi korku filmi vardı, filanca yerde filanca var dedim. Dedim, tecelliatı bu işte. Sen dedim camda değil, evde odada bile görürsün. İçeride dolaşırsa böyle görürsün dedim. İzlemiyor. Salih rüyalar, salih insanları anlatabiliyor. Anlatacak kimse bulamazsa anlatmaz.

Biz normalde bir kimsenin istidabının ne olduğunu bilmiyoruz. Kendi istidabımızın ne olduğunu bilmiyoruz. İstidat bu yüzden perdenin gerisi dediğim şey o. Biz bir kimsenin istidabının, bir istidabının zahir tarafı var. Nedir zahir tarafı? Bir kimsenin erkekse erkeksel sıfatlarıdır. Bayan ise bayan sıfatlarıdır, zahirdir. Ama batın manada biz o kimsenin istidabını bilmiyoruz. Manayın manada biz onun istidabını bilmiyoruz. O yüzden neye elverişli neye elverişsiz bilemiyoruz. Biz deriz ki mesela bir kız çocuğu. Kız çocuğu küçüktür daha ama doğurmaya elverişlidir, istidadı odur. Erkek çocuğu da küçüktür daha ama babadır o. İstidadı babalıya elverişidir. Biz öyle görüyoruz. Biz öyle görüyoruz. Ama o kimse büyüdüğünde iyi bir baba olur, kötü baba mı olur, onun yetiştirilişi ile alakalı.

Ama sonuçta bir baba olur. Veya bir kadın sonuçta amin olur. Ama iyi mi anne, kötü mü anne olur, onu biz normalde onun yetiştirilişi ile alakalı. O yüzden bir kimsenin istidabını hangi noktada, hangi renkte, hangi nerede, nasıl olacağını kestirmek hiç kimsenin işidir. Hocam, mesela biz bana da bir şey aldık. Bir meyve aldık. Meyveyi de eksiksiz aldık. Adam da bize yalan söyledi. O zaman bir mi gelmiyoruz yoksa ondan gelmiyoruz. Bu normalde yalan söyleyerekten sana olsaken kimse güvenmiyor. Bir kadın anne olursa bu zahirde niyyat edeceğinde etmesi gerekiyor. Çünkü niyayetini dikkatledi. Rüya normalde salim. Rüyalardansa evdir. Zahirde de tecelli eder. Etmezse elmalin. Bu normalde bütün bu noktadaki görüşler şöyle.


28. Bölüm

Çoğunluğun görüşü salihse rüyası. Bunun normalde zahirde de tecelli edeceği. Orada çok az bir şey vardır. Çok azdır o. Lakin eğer o tecelli etmezse evet o normalde manaya aittir. Öteye bırakılmıştır denir. Ama o çok azdır. Sen soruyorsun. Onun bitmezse olur. Seversizlikler gayrı rüyasında görür demişler. Ben yanaşık bir oğlun geçti. Hiç söylemiyor bu rüyamlar. Bir kece sıkılmasam sonra bir heve böyle uyudum. Dedim Allâh’ım inşâAllah. Ama rüyamlığı tam vermişim dedi. Sabah rüyamlığında yine hiçbir şey yok. Onda çok uzun bir rüyam çıkacak. On gün olmuş bu. On ay dolu yani. Yarı yorup dolu. Herkesin kendi mevzii var efendim. Bir de ikincisi normalde bazen böyle tam. Çocuğu neşelendirmek için. Çocuğun sevdiği gibi bir şeyin düzarlık çabasın ya.

Çocuk neşelenir. Bazen çocuğu cezalandırmak için. Ağzına cübbes sürüyorum seni diye. Her şekerle sürenler acıyor. İkiside lazım. Hadi yiyin afiyet olsun. Kadıdan da başlayalım. Hadi yürüyün yürüyün. Ben bir tane de çakışayım. Ben bir tane de biraz böyle çığırtıyor ya. Çığırtıyor ya. Hıh ne yapıyor. Adı ne seyir? Allâh’ım inşâAllah. Çocuğum ne? MâşâAllah. Hadi yürüyün yürüyün. Adı ne? Bunlar şekerle aktılmaz değil mi? İnşâAllah. Tamam. İzmit’teki o melamilerin parçası. Şunu bekletelim mi? İzmit’tekiler bir kuruç geldi. Onlar o kadar çeşitli yok ki. Fraksiyon, fraksiyon. Kimisi mesela hiç ibadet etmiyor. Bizim namazımız kılındı, orucumuz sıkıldı. Diğerler de var. Gidiyor Kemal’e artık oğlum aşık.

Gitti diyor bizim işimiz. Ayetlerime var sana yakınlığı kasur olduktan sonra hani. İbadet lazım değil artık benim. Biz onu yakınlığı kasur olmayıp ölü bulmak yeter. Ama onlar diyor ki biz yakınlığı kasur olup bize ibadet lazım değil. Ne halt var? Mesela 23 yıl derzatta, savikatta kalmayıp. Biz 23 yıl, Peygamberlerin yılı 23 yıl, 23 yıllık biz sürpürük yaptık. Olgunlaştık, bitti diyor ibadet etmiyor. Benimle böyle bir durum gelişmiyor. Mesela işim çok, namazı kılamaz. Namazanın çok sıcak hava var. Allâh’ın alacağı bir ay, orucu kışın altı. Bizim orada traksiyon çok ağır. Kelimeden kelimeler öğretir. Takardan kasıt ne? Bilemedin. Olmamışız. Bu görmekten kasıt ne? Kim gördü? Sen mi gördün? Sen mi gördün?

Efendim? Efendim? Yok sen, sen mi gördün? Sen mi görüyorsun? Konuşan sen misin, uyan sen misin? Bunlara cevap veremedin değil mi? Cevap vermen için bana geldi. Bir ömrünü benim yanımda geçirdin. Konuşan kim, uyan kim, söyleyen kim, bakan bütün tutan kim? Sen mi gördün, ben mi gördüm, ben mi anlattım, sen mi anlattın? Senden bana mı keserler, benden sana mı keserler? Sen var mısın, ben var mıyım, yoksa ikimiz de yok muyuz? Uğraştır, iş yorursun. Bak böyle konuşmaya başladın, herkes susmuyor. Böyle teyze der, bir an yiyor. Var mı melan bulan kimse? Bulaktan sonra kimse melan mı indiremez. Hele bize şimdi sulhunu bilmiyor musun? Sulhunu bilmiyor. Hadîs bilmiyor, âyet bilmiyor, sünnet bilmiyor. Sulhunu bilmiyor.


29. Bölüm

Bu tip tasavvufî kelam veriyoruz. Okumayı şimdi bir yakalandın ona tamam gitti. Böyle ezan okunuyor, böyle diyor. Seni çağırıyor. Hadi hadi gidin, hadi. Sizi çağırıyor. Çınarını da bildiriyor. Millet namazı giydiriyor, oturup sıkılıyor. Namazı gidiyor, sıkılıyor. Bizi çağırıyor. Biz avımızda, bunlaşmamız lazım. O oturuyor, bir çay söylüyor, bir de cizareye yakıyor. Namazı çıkıyor, çıkıyor. Bakıyor, çınarını giyince böyle oturuyor. He, ne oldu? Yasir namazını kıldın mı? İsmail abi. Akşamı kıldın mı? Yoldaydı. Öğleyi kıldın mı, ikindi kıldın mı? İkindi kıldın mı? Kulamadın. Akşamı, yasliyi kulamadın. Önemli. Ne diyor? Ben öyle demedim. Ben diyeceğim ki sana şimdi eve gittim de, önce kildi, sonra kildi, sonra yasli yıkılmayacağım.

Öyle değil mi? Kıldın mı akşam namazını? Sen kıldın mı? Bir de, bir de sen kıldın mı? Kıldın mı? He? Kıldın mı diyorsun? Kim vardı oraya gidemem. Kıldıran kimdi? Yalnız kıldın mı? Kimseye, ona ne tarafa sevindin? Kübleye döndün mü? Kübleye döndün mü? Taşa döndün mü ya? Sen mi kıldın taşa döndün mı? İnan mı? Efendim..skola sorduğun soru aklıma geldi. Bunu sen mi soruyorsun? Yoksa içindeki sen mi soruyorsun? Bir tane daha var. Bunu sen mi soruyorsun ya? Sende ki sen mi? Yoksa onun içindeki sen mi soruyorsun ya? Kim tavada attı beni? Ben hızdan dolayı beş tane hızı açtım. Böyle ehliyeter koydum. Ehliyetsiz bir yıl nasıl geçirdiğini ben biliyorum. Şimdi devlet var yanımızda nasıl geçirdiğini söylemeyiz.

Mesela bir yıl bitti. Bu arada da abimin ehliyeti de gitti. İkimizin de ehliyeti gitti. Abimin bir iki laf söyledi. Hadi bütün masrafımı bana getirdin. Yürü gitirim alalım. Gittik. Fizikolar görmüyor bizde asılmış. Bekler. Gelen yok gider yok. Anam bir gün içeri bir baktı. Dedim gidiyor ki içinden. Dedim normal değil ben şimdi. Girdim. Oturduğum masaya. Evraklar. Elimde adım söylediğim her şey nasıl geliyor? Adım ne dedi? Böyle baktı. Adım ne dedi? Dedim insan mı soruyorsun? Sende ki sen mi soruyorsun? Senin içindeki şey mi soruyorsun? Öyle baktı. Kaş evi bastım. Neredeyse baktım. Çıktım ya. Benden sonra abim geldi. Bu kine verdi salam? Akıllı. Onca okul yalan bir şey gitmiş. Tam da böyle kapının aralığından görüyorum.

Karşımda böyle. İki dakika, üç dakika, beş dakika, on dakika. Konuşuyorlar mı? Ben dışarıdayım bir çay daha getirir. Bir çay daha. Vuruyorum ben. Anladın mı? Yok ya bana. Ben diyorum normal değil diyorum. Bir tek tamam. Ya vuruyorum saatten fazla kaldı içeride. Çıktı. Şimdi böyle pecrimde bir şekilde. Oğlum ne dedin sen bu adamın içerisinde? Bana dedin ki dedim. Bana dedi ki dedim ben. Adın ne? Ben de dedim ki dedim. Bunu sen mi soruyorsun? Sende ki sen mi soruyorsun? Yoksa onun içindeki sen mi soruyorsun? Dedim. Onuncunu benden çıkarttı. Onuncunu benden çıkarttı. Bunu onun gibi kapı kırıp hak ettin miydi bunlar? Normal değil. Onu sor. Bunun neden kafası gitmişler bunlar? Bunu dedi normaldi.


30. Bölüm

Buna akıllara cevap verirsen gittin dedim. Vardım zaten gittim. Akıl yok ki adamdan. Şimdi biz aklı olmayan insana akıllı cevaplar vereceğiz diye uğraşıyoruz. Ya adamın aklı. Sende de ona akıllı. Onun seviyesine göre. Akıl gitmiş adam. Sende gitmiş konuşacaksın ona. O geliyor böyle mesela geliyor. Ben burnundan yiyip içiyorum abiciğim. Senin bu ağzından yiyip içip içmiyor muyum ben? Saatlerce susuyor. O burnundan yemeği içmeyi düşünüyor çünkü. O normalde akıllı bir adama söylesen onu. Ben bizde oğlum. Sana ağzından yiyip içiyor. Nasıl yiyip içiyor burnundan da desen. Burnundan da desen. O bize kötü kafası kırdı. Çek çek git çek. Kafası kırdı adam. Ondan sonra seni saatlerce hiç rahatsız etmiyor.

Oturuyor orada. Neden? Onun için burnundan yiyip içmiyor. Büyük bir mesele. Melamiler da aynı. Eğer onlara kelam yapmazsan. Sen tavırsındır. O der ki tamamen olması keyif kaldı. O der ki hala da sen ben kadın dersin. O böyle. Ya sen olmamışsın daha. Ben kıldım diyorsa. Oğlum adam bu ne cevap verecek. Koca imam. Soruyorum sen mi kıldın ben kıldım diyor. Ben böyle kafamı sallıyorum. Bir daha soruyorum sen mi kıldın ben kıldım diyor. Yediremiyor. Biraz daha sorsam sen mi kıldın diyor. Evet ben kıldım diyecek ya. Bitti yok. Şey yok ya. O mimiğinden yapıyorum o. Hiç sıkıntı yok. Ama herkes dahil ki bunun. Ben böyle konuşuyorum ya şimdi. Böyle konuşarak daha söylesem dahil o kimse kendine takılır olsa.

İnsan mı? Sen mi kıldın diyorsan. Sen mi kıldın diyorsan. Ona mı? Yok. Onlar ne bekliyorlar? Cevap olarak neyi bekliyorlar? Onun video işi Nur’la benim bir şerhi var. Meşgul. Onu okuyorlar. Oradaki cevabı arıyor o seninle. Çevir sayfayı yapıyor. Onu daha abone edecek bir kelam bulacak. Ama o kültür yok zaten. O süper. Onun artık diyaletin. Onlar zaten diyaletin hocalarını yümen yüme atıyorlar. Çınarın imam. namaz kılıyormuş. Gelmiş. Şey der. Çınarın imamı. Gel bakalım. Ona şimdi. O böyle korkup korkup geliyor. Herkes birbirine Allâh kabul etsin diyor ya. Sen kabul ettin mi ki diyor. Neyi diyor? Namazlarını kabul ettin mi sen diyor. İnan ne cevabı var şimdi ona? Herkes sana tabi değil mi? Sen namaz kıldırıyorsun.

Öyle değil mi? Herkes sana tabi mi? Sen nerede tabisin? Kuranı tabisin. Önünde kuran mı duruyor senin? Ardından mı duruyor? Sen namaz kıldırıyorsun. Sana diyeceğiz ki biz uyduk imama. Uyduk hazır oluyor. Bir de değil mi? Hazır mısın? Hazır. Neye hazırsın? Namaz kılmaya ve kıldırmaya hazırsın. Ne diyorsunuz oradan? Namaz kılmaya. Bir de inan mı diyorsun? Kül yiyen gitti adam. sadece erkekleri, bayanları, ciğneleri. Şöyle işte. Sana tabi olunlar. Gördün mü hiç? Görmediklerinde nasıl imamlık yapıyor? Onlar bizi döverler. Ama çok güzel sohbetler oluyor. Onlar. Bu sohbette çok güzel daha var. Adam kendisine tabi olanları görmeden namaz kıldırıyor ya. Adamlar bir sesini bırakıp gider onların masazını.

Ben imam değilim bu saatte o kadar. Ama desem ki şimdi kıbleye yöneldim diyor. Görüyor musun her namazda durduğunda kıbleyi? Nereye yöneldin? Kıbleye yöneldiği yeri görüyor. Sana böyle söyleyince sen kalıyorsun. Abenden oluyorsun zaten. Söyleyecek laf yok ona. Bu diyor ki, bu göremezsin. Neden? Bu gülşidin yok. Harun ışık da sana gösteremez zaten. Sen onun yanında oturuyorsun bak. Başlıyor kahvede. Gelsin çay ver, bizim çay ver. Öbek öbek bizim orada böyle. Böyle bir kocaman çınarlı bir karşısında cami yanında kahvehane. Kahvehane ile caminin tam ortasında kocaman çınarlı. Yazın artık seyreder. Onu baş edemezsin. Koca kalan mı? Koca sınıfta kalan mı? Haklarınızı dilerim. Güzel bir gece. Ben gerçekten mutlu oluyorum.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Halife. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı