Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak cümlemize ve cümle Ümmeti Muhammede Kur’an ve sünneti seniyyeye sımsıkı yapışmayı nasib eylesin. Cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammedi hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip Hak yolunda mücadele eden batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Rabbim cümle Ümmeti Muhammedi ve bizleri kuvvetli eylesin. Ferasetli eylesin. Kafirlere karşı galip eylesin. Mürtetlere karşı galip eylesin. Münafıklara karşı galip eylesin. Rabbim nerede bir zalimin zulmü altında inleyen Müslümanlar var ise nerde zalimlere karşı cihat eden Müslümanlar var ise Rabbim o Müslümanlara yardım eylesin. Onlara katından ikram eylesin. Onlara zafer bahşeylesin. Rabbim israili batırsın, batılıları batırsın. Müslümanlara zulmedenleri batırsın. Müslümanların kanlarını, şereflerini, haysiyetlerini yerle bir edenleri Cenab-ı Hak yerin dibine batırsın. Ecmain. Evet, kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah. En son: ‘Halkın onun için döktüğü gözyaşları incidir, halk onu gözyaşı sanır.’ Onu okumuşuz. Bugün de inşallah:
“Ben canlar canından şikayetçi değilim, hikâye etmekteyim.’
Allah izin verirse burdan devam edeceğiz. Evet, Hz. Pir bir önceki beyitte, ‘halkın onun için döktüğü gözyaşları incidir, halk onu gözyaşı sanır’ demişti, burdan devam ediyor şimdi Allah’ın izniyle. Bunlar, bütün beyitler öyle ama bu beyitler biraz daha tel yakanlardan. ‘Ben canlar canından şikayetçi değilim. Hikaye etmekteyim.’ Belli bir hale gelen sufilerin, bilhassa aşıklık yolunda olanların maşukundan şikayet etmesi kerih görülmüş. Başına
ne geldiyse gelmiş o aşıklar hiçbir şeyden şikayet etmemişler. Başına gelen bela, müsibet, dert, sıkıntı, gam, kasavet her neyse bunlardan şikayet etmemişler. Aslında şikayet etseler de onların o şikayetleri başlarına gelen hadiseden bıkkınlığından dolayı değil, Allah’a yalvarma, yakarma, ona münacat etme, ona yakın olmaya sebep olduğu için ve Cenab-ı Hak da dua edilmesini, kendisinden istenilmesini sevdiği için yapmışlar. Onların şikayetleri avamın şikayeti gibi böyle bir isyan niteliğinde veyahut da serzeniş niteliğinde değil, onların şikayetleri dostla daha fazla dost olmak, daha yakın olmakla alakalı. O yüzden onların şikayetlerini avamın şikayeti gibi görürsek meselenin içinden çıkamayız. ‘Ben sevgiliyle konuşuyorum aslında, onunla konuşmaya bahane arıyorum. Ben dertten şikayet etmem. Aşk yolunda zahmet çekmeyen rahata kavuşamaz. Bu zahmet aslında bana da acı gelmez. Gönlüm lale gibi gül gibi nasıl kanlarla dolmasın. Sevgili bir kez olsun gözünün ucundan bile bakıp iltifat etmedi. Bu can yakan derdi kime söyleyeyim, kimlere gideyim de anlatayım kime şikayet edeyim. Benim gönlümü yakan yıkan, beni kahırdan kahıra sürükleyen yine benim sevdiğim. Ben hem aştan aşıklıktan dem vuracağım hem de sevgililer sevgilisinden de şikayet edeceğim. Vallahi olmayacak bir şey, billahi olmayacak bir şey. Ben yalancı aşıklardan değilim ki! Bu ancak şikayet etmek, yalancı aşıkların işidir. Hz Pir öyle demiş ya ben de böyle diyeyim. Devam ediyor hazreti Pir:
“Gönül ‘ben ondan incindim’ dedikçe gönlün bu asılsız ve ehemmiyet-
siz nifakına gülmekteyim.”
Gönül, yani kalbi, ben ondan incindim diyor. Hazreti Pir diyor ki ben buna gülmekteyim gönlün bu feveranına, ben ondan incindim demesine ben diyor gülüp geçiyorum. Öyle demiş hazreti Pir. Biz de onu şerh etmeye, kendimizce okumaya çalışıyoruz işte. Gönül çektiği ıstıraplardan dolayı kendi kendine incindiğini söylemekte. Bu gönlün nazı niyazı. Hakikatte ise gönül sevdiğinden böyle söylemekte. istiyor ki her an sevdiğiyle sohbet etsin. Gönül aşkın eziyetinden incinme, Rabbine dayan çünkü aşk onun yolunda incinmek ve incinmekten şikayet etmek kâfirliktir. Ahh sevgili! Bir nazar et de şu gönlüme bir bak. Bu perişan haliyle bile yine yüz binlerce sağlam gönüle değer. Meczuptur, sarhoştur, rezil rüsvadır diye kınama beni. Senden hiç ümidimi kesmedim senden ayrı olsam da hep seni sevmedeyim. Hazreti Pir devam ediyor:
“Ey istikametin medarı iftiharı! Sen de istikamette bulun.”
Bu beyite baktığımızda iki hal olabilir. Bir; hani gönülden şikayeti var ya, gönülden şikayeti olduğu için bunu hazreti Pir kendi gönlüne de söylemiş olabilir. Yani sen aslında istikametin medarı iftiharısın. Yani senin istikametin sağlamdır ve yine kendine söylüyor bunu, sen de istikamette bulun
ya da bunu direkt sevgilisine söylüyor, sevdiğine söylüyor. Diyor ki sen istikametin medarı iftiharısın, sen de istikamette bulun bize karşı. Hani bana karşı, aşığına karşı sen de istikamette bulun. Ben biraz bunu bu tarafa doğru yordum. Yani ikisini de düşündüm kendimce. Dedim ki kendi gönlüne mi söylemiş bunu yoksa sevgilisine mi söylemiş. Ben sevdiğine söylediğine kani oldum. Tabi işin manevi tarafına sonra geleceğim ama istikamet ne? Biz işin bu tarafına bakalım önce. Sufiler istikametle alakalı çok konuşurlar, buna çok ehemmiyet gösterirler. Yani kerametten fazla istikamet ehemmiyetlidir derler. Allah rahmet eylesin, üstadım Nevşehirli Abdullah Gürbüz efendi hazretleri, istikamete çok önem verirdi. Yani o öyle çok istikamete önem verirdi ki istikamet onun için sufilik yolunun en önemli unsurlarından birisiydi. Tabii bütün sufiler bu istikameti önemsemişler çünkü bir kimsenin istikameti düzgün değilse varacağı yol da düşkün değiller. Menzili de düzgün olmaz ve doğru menzile ulaşmaz. Doğru adrese ulaşmak için doğru yolu takip etmek gerekir. Doğru adrese yanlış yoldan ulaşmak mümkün değildir. islam merkezi bellidir, ulaşılması gereken yer de bellidir. O merkeze gidilecek olan yol da bellidir. Başka bir yoldan gidemezsiniz siz. Cennete gidilecek yol bellidir. Başka bir yol arama. Başka yollar seni sapkınlığa götürür veyahut da Allah’a dostluk yolu bellidir. Başka bir Allah’a dostluk yolu arama. Başka bir Allah’a dostluk yolunun bulunduğunu söyleyen kimse sapkındır, yoldan çıkmıştır. Yani yol Kur’an sünnettir sonuçta ve o Kur’an sünnet dairesinde bir istikametin olması gerekir senin. O yüzden tarih boyunca istikameti bozuk olanlar dağılmışlar. istikameti bozuk olanlar yolun sonunu görememişler. istikameti bozuk olanlar kendileri dağıldıkları gibi peşlerinden gidenleri de dağıtmışlar. Kendileri helak olduğu gibi etrafından, peşinden gelenleri de helak etmişler. Bakın Adem’den itibaren insanlık tarihi bu tip sapkınlıklarla kendilerini helak etmiş, etrafındakileri helak etmiş hatta bu tip sapkınlıklardan dolayı kendi etrafındaki askerlerini helak etmiş komutanlar. Kendi devletini helak etmiş devlet başkanları. işte içinde bulunduğu yolu perişan etmiş, o yolun içerisindeki insanları perişan etmiş insanlarla doludur ve bunlar yola çıktıklarında da kendi kendilerine bu işlerin kendilerince doğru olduğunu, böyle olması gerektiğini söylerler. Oysa Adem’den itibaren islam dini bellidir. Tüm peygamberler hangi kurallara uyacağını ümmetlerine söylemişlerdir.
Bizim peygamberimiz de sallallahu ve sellem hazretleri Muhammedi Mustafa, bize dinin ne olduğunu, istikametinin ne olduğunu, din denilince neye tabi olunması gerektiğini bize beyan etmiş: ‘Size iki şey bırakıyorum. Kim bunlara sımsıkı yapışırsa kurtuluşa erer. Bunun birisi Allah’ın ilahi kitabı Kur’an, diğeri de benim sünnetlerimdir’ demiştir. Başka bir hadisi
şerifte de: ‘Size iki şey bırakıyorum, birisi Kur’an birisi de ehli beytimin yoludur’ demiş. O zaman ordaki ehli beyitten de kasıt sülale, silsile olarak değil, ordaki ehli beytten kasıt istikameti düzgün, Kur’an ve sünnete uygun yol demek. Bunun dışına çıkanlar sapkınlığa uğramışlar ve bunun dışına çıkanlar etrafındaki insanları da cehennemlik etmişle veyahut da hem dünyaları harap olmuş hem ahiretleri harap olmuş hem paraları harap olmuş, pulları harap olmuş, aileler dağılmış, bir sürü, bir sürü eziyetler çekilmiş. Devletler yıkılmış, askerler ne yazık ki canlarından olmuş. Neden? Komutanın istikametinin bozuk olmasından. Neden? Devlet başkanının istikametinin bozuk olmasından. Neden? O cemaatin başındaki o tarikatın başındaki ehliyetsiz kimsenin istikametinin bozuk olmasından. Bu islam dünyasında istikametsiz insanlar çok fazla çünkü ne yazık ki salt Kur’an ve sünnete uyan, salt Kur’an ve sünnete uyan, bu konuda çok azalmış hatta ümmet de salt Kur’an ve sünnete uyan insanları kerih görmüş. Demiş ki bu böyle hani batının diliyle söyleyeyim, işte ne? Radikal Müslüman, radikal islamcı. Ne? Terörist. Ne? işte bunlar gerici. Ne? Bunlar yobaz. Ne? Bunlar işte irticacı. Bunlar hep böyle batının Müslümanların üzerinde, Müslümanların üzerinde oynamış olduğu oyunlar ve ne yazık ki bizim içimizdeki Yahudi bozmaları da altını çizerek söylüyorum, korkmuyorum, bizim içimizdeki Yahudi bozmaları da Mossad bozması, cia yosmaları da bu sözleri almışlar, burdaki yerel halkın dinini yaşamaya çalışan Müslümanların üzerine bu elbiseyi giydirmeye çalışmışlar.
Birisi sünnet sakalı bırakmış, irticacı demiş, yobaz demiş sünnet sakalı bıraktı diye ne o dirgen sakallı, sünnet sakalı bıraktı diye olmadık hakaretleri söylemişler. Hâlâ daha söylüyorlar mı? Evet. Birisi sünnet sarık sarmış, ona bütün hakaretleri söylemişler mi? Evet. Birisi ben demiş bir sufi dergaha gidiyorum, işte bir cemaate gidiyorum, olanca hakaretleri söylemişler mi? Söylüyorlar mı? Evet. Bunların hepsi de Yahudi ağzı. Hepsi de ingiliz bozması bu ağızların. Bakın hepsi de! Bir Müslümanın sünnetine laf söylüyorsan bir Müslümanın farzına laf söylüyorsan ingiliz bozması mossad yosmasısın, başka bir şey değilsin. Cahil diye nitelendirmiyorum bunları. Bunlar din cahili aslında ama bunlar bilinçli münafık! Bilinçli münafık! O yüzden islam, istikamet dinidir. istikametin üzerinde olması gerekir. Bir Müslümanın, bir Müslümanın en fazla dikkat edeceği şey istikametidir. Eğer bir Müslüman kendi istikametine veyahut da gittiği yolun istikametine veya bulunduğu cemaatin istikametine bakmıyorsa Allah muhafaza eylesin, sadece kendini sıkıntıya koymaz, etrafındaki insanları da sıkıntıya koyar. O yüzden istikamet demek dini, ahlaki hükümlere uygun bir hayat sürmektir. Hem dini hem de ahlaki hükümlere, kurallara uyaraktan hayat
sürmektir. Her türlü aşırılıktan. Buna din dahil. Her türlü aşırılıktan ve her türlü çizgi dışında olmaktan sakınmaktır istikamet. Evet, istikamet Allah’a itaat etmek, Resulüne itaat etmek, Kur’an ve sünnet dairesinde hem fiiliyat olarak hem akli olarak hem de kalbi olarak Kur’an sünnet dairesinde yürümektir, yaşamaktır. Bakın hem aklî olarak. Bu ne demek? Bu işin akaidi demek. Hem de fiili olarak. Bu ne demek? Bu da bu işin ameli demek hem de kalbi olarak bu da bu işin nesidir? Takvasıdır. Sufiliğidir. istikamet üzerine olmaktır. Yani bunlara dikkat etmektir. Bu böyle istikamet noktasına girince senin sabah yataktan kalkman, uyuman, işin, aşın, eşin, çocukların, günlük hayatın, bütün hayatının, bütün alanını Kur’an ve sünnet dairesinde yaşamandır. Yani bir yerde Kur’an ve sünnete uyup öbür tarafta Kur’an ve sünnetten taviz veremezsin. istikamet ehli hayatının bütün alanını, gününün bütün saatlerini, Kur’an ve sünnete göre ayarlar ancak istikamet öyle düzelir.
O yüzden diyebilirsin ya ne içiyorsun, çay içiyorsun. Kardeş, çay içerken de istikametine dikkat edeceksin. Ne içiyorsun? Su içiyorsun. Su içerken de istikametine dikkat edeceksin. Ne yapıyorsun? Tuvalete giriyorsun, tuvalette de istikamet lazım. Banyoya giriyorsun, banyoda da istikamet lazım. Abdest alacaksın, abdeste de istikamet lazım, oruçta da istikamet lazım, namazda da, zekâtta da istikamet lazım. Yolda yürüyorsun, istikamet lazım. Yolda da düzgün yürüyeceksin. Müslüman yolda yürürken de düzgün yürür. Orda da istikamet lazım. En önemli istikamet ne? Dilde istikamet lazım. En önemli istikamet ne? Fiiliyatta istikamet lazım. En önemli istikamet ne? Kalbi olarak da sen istikamet ehli olman gerekir. Rabbim o, o noktada bizleri inşallah muhafaza eylesin. O zaman istikamet dediğimizde ifrat ve tefritten uzak, ifrat ve tefritten uzak bir dini hayat yaşamak. Bu ne demektir? Yani sen sapkınlıktan uzak, Kur’an ve sünnetin koyduğu kaidelerden uzak bir dini hayat kurgulama. Kendi heva ve hevesinden bir dini hayat kurgulama. Hani meşhur ya, bu hadisi şerif din psikolojisi için muhteşemdir. Hani üç kişi kendi kendine niyet etti. Birisi dedi ki cima etmeyeceğim, birisi dedi ki hiç uyumayacağım, öbürkü dedi ki her gün oruç tutacağım, devamlı oruç tutacağım. Cebrail aleyhisselam geldi, bu konuyu Hazreti Peygamber’e söyledi. Allah Resulü dedi ki sizlere ne oluyor? Allah’tan en fazla korkanınız benim. Yer, içerim uyurum, cima da ederim dedi. Demek ki istikamet ne? istikamet fıtratınla hem dinin fıtratı ile, insanların fıtratları dinin fıtratıyla insanların fıtratları barışıktır. Din insan fıtratının dışında bir şey emretmez. Din, insan fıtratının üzerinde de bir şey emretmez. Ayeti kerimede ne diyor? Biz size kaldıramayacağınız yükle yük yüklemeyiz. insana kaldıramayacağı bir yük yüklenmez. Sen fıtratının dışına çıkma. Sen fıtratınla
hareket et. Husulet, ayet 30: ‘Muhakkak ki Rabbimiz Allah’tır deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanların üzerine melekler iner. Onlara korkmayın, üzülmeyin, size vaad olunan cennetle sevinin derler. Demek ki bir kimse Rabbim Allah deyip dosdoğru bir istikamet üzerine olursa Cenab-ı Hak onun başına melek görevlendiriyor. Bakın, dikkat edin, daha ahirete gitmedi, daha dünyada. Cenab-ı Hak ona melekler görevlendirip ona tabiri caizse melekler ona konuşuyor. Diyor ki korkmayın, üzülmeyin. Size vaad olunan cennet verilecektir.
Evet, bu ayeti kerime aslında tabiri caizse çok ümitvar olan, insanı ümitvar eden, insanı bu noktada daha da böyle coşturan bir ayeti kerime. insanı daha da fazla Allah’a yakın, Allah’a dostluk peyda ettiren bir ayeti kerime ve insanı tabiri caizse korkmaktan, yeisten, ümitsizlikten uzaklaştıran bir ayeti kerime. Burda ümitsizlik söz konusu değil çünkü. Korkma, vadettiği verilecek ama öndeki şart ne? Öndeki şart şu, Rabbim Allah’tır diyecek. Evet, bir hadis i şerif: ‘Ey Allah’ın elçisi, bana islam’da öyle bir şey emret ki senden sonra onu kimseye sormayayım’ demişti. Allah Resulü cevap veriyor. ‘Allah’a iman ettim de ve dosdoğru ol’ buyurdu. Allah’a iman ettim de ve dosdoğru ol. O adam dedi ki en çok sakınacağım şey nedir diye sordu da Allah Resulü sallallahu ve sellem hazretleri dilini işaret buyurdu. Dilini, yani dilinden sakın. imam Ahmet, Tırmizi, Nesai, başka kanallardan da işte diğer hadis imamları da bunu normalde nakletmişler. Hani bir yerde denk gelirseniz diğer hadis imamlarından aaa başkası da nakletmiş diye, evet. Birkaç kanaldan bu hadisi şerif nakledilmiş. Bu hadisi şerifi almamın sebebi şu; istikametle alakalı, istikametle alakalı bütün istikamet fiyatlarını ve unsurlarını kendi içerisinde toplamış. Ne yapacak? Bir; Allah’a iman ettim diyecek, iki; dosdoğru olacak, üç dilini muhafaza edecek. Dil. O zaman bize istikametle alakalı bir yol çizdi. Üç istikamet çıktı bizim önümüze. Bir; yani sondan başlasak dilde istikamet lazım. Dilde istikamet. O zaman ikincisi ne? Dosdoğru ol diyor ya, dosdoğru ol deyince o zaman o kimsenin fiiliyatta, amelde, istikameti çıktı ve başında da ne dedi? Dedi ki başında da Rabbim Allah’tır de. Allah’a iman ettim. Evet, Allah’a iman etti, dosdoğru olacak ve dilini muhafaza edecek. Üç istikamet merhalesi çıktı bize. Dilde istikamet, fiiliyatta istikamet ve aynı zamanda da kalpte istikamet. Çünkü iman neyle alakalı? Kalple alakalı. Neydi iman? Kalp ile tasdik dil ile ikrardı. Bakın dil ile ikrar, kalp ile tasdikti.
O zaman bir Müslümanda aranılması gereken üç önemli istikamet çıktı. Bir Müslümanda bir müminde bir sufide olması gereken istikamet. Dilde istikamet, fiiliyatta, amelde istikamet ve kalbinde, kalbi istikamet. Bir mümin için bunlar olmazsa olmaz istikametlerdir. O zaman önce biz nerden
başlayalım? Önce nerden başlayalım? Ümmeti Muhammed’i helak eden, Ümmeti Muhammed’in kazandıklarını aynı anda sarf ettiren, hani Hazreti Pir diyor ya senin havuzun neden dolmaz? Havuzunda delik var diyor. Senin havuzun o yüzden dolmuyor. Başka bir beyitte de diyor ki senin diyor ambarın neden dolmaz? Ambarda diyor delik var. Yani bir taraftan sen ambara atıyorsun ama o delikten çıkıyor. Bu ne? Ümmeti Muhammed sevap işliyor, namazını kılıyor, orucunu tutuyor, kendince ibadetler ediyor ama haramlarla, yanlışlıklarla, eksikliklerle topladığını harcıyor. Hani çok özür dilerim sözümden dolayı, hovarda adamlar vardır ya, o sene mahsulü kaldırır, üç ay sonra elinde hiçbir şey kalmaz. Ne oldu? Barda yedi, pavyonda yedi, gece aleminde yedi, orda burda yedi. Hani derler ya, o para tutmaz. Sebep? Adam hovarda adam. Ona bayağı para yakışır mı o kazandı, anında verecek, anında. Bu normalde gayrimeşru hovarda. Bir hovarda daha vardır, meşrudur o. O da meşru hovarda. O ne? O da bayat, o da bayat para yemiyor. O da kazandığını tasadduk ediyor. O da normalde meşru hovarda. Gayrimeşru hovarda değil yani, meşru hovarda. Ne yapıyor? O da tasadduk ediyor. O da biriktirenlerden değil. ikisi de biriktiriyor. Birisi hayra harcıyor birisi şerre harcıyor. Yani bir kimse, bunun altını çizeyim, cömertse her yerde cömerttir. Cimriyse her yerde cimridir. Sen git meyhaneden bir adam al gel, meyhanede adam başkalarının masasında otlanmıyorsa, gelin bilader, hesaplar bizden diyorsa o adam Müslüman olsun, yani o adam iman etsin, bir yola girsin, hesaplar benden der. O başkasının eline bakmaz. O yüzden böyle kimi sarhoş da vardır onlar cimridir ama o sarhoş sünepenin tekidir, yancıdır o, bakar kimin masasına oturayım diye, öylelerinden uzak duracaksın. Bakar, kimin masasına oturayım, kim böyle kendini gösterir, o içeri bir bakar, birisi desin ki gel bilader, buyur filan. Tabi, yancı o. Olmadı gider böyle gene oturur, bir masaya sıkışır o. O ne yapıyorsunuz ya filan der. Ulan sana laf atan oldu mu? O yancı o. Onlardan uzak dur.
Bir kimse elini cebine atmıyor, uzak dur. Onla dostluk kurma. Onla arkadaşlık kurma, onla yolculuk yapma. Onla yolculuk yapma. Elini cebine atmayanla yolculuk yapma. Elini cebine atmayanla bir sofraya bile oturma. Hastalık bulaşır sana. Manevi hastalık bu, cimrilik manevi hastalıktır. Deseler ki en çok neden korkarsın? Cimrilikten korkarım. Cimri insan Allah muhafaza Allah’ın sevmediğidir. Cimri insanla beraber olan Allah’ın lanetini yanında taşıyor. Altını çizerek söylüyorum, cimri kimseyle yolculuk yapıyorsun ya, arabaya aldın gidiyorsun, cimri, Allah’ın laneti ile yürüyorsun. Evet, Allah muhafaza, Allah’ın hiç sevmediği insandır cimri insan. Cömert ise Allah’ın sıfatıyla sıfatlanmıştır. Paraya pula bakmaz onlar. Paralı adam, cömert adam diye bir kaide yok. Cömertlik, Allah’ın sıfatı. Kimde tecelli
edecek belli değil. Cenab-ı Hak ona lütfetmiş, ikram etmiş. Şimdi meseleyi toparlayalım, dilde istikamet, dilde istikamet ne? O kimse Allah’ın varlığını birliğini ikrar edecek. Hani iman etmek neydi? ikrar etmekti. Dil ile ikrar edecek, dil ile söyleyecek, ben Müslümanım diyecek. Ben eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resulü dedim, dil ile ikrar ettim, ben Müslüman olduğumu söyledim. Bakın, Müslüman olduğumu söyledim. Bu dil ile ikrar önemli, bakın dil ile ikrar önemli. Sebep? Diyorsun ki ben Müslümanlardanım. Ben islam hukukuna tabiyim. Ben Müslümanım. Benim önüm, ardım, sağım, solum, altım, üstüm, Kur’an ve sünnete tabi diyorsun. Dil ile ikrar ettin ama bitti mi? Bitmedi. Ondan sonra ne olacak? O kimse böyle bunu söyledi. Ona bunu söyledikten sonra o kimsenin dilinden bir zemin alacağız. Ne dedi hadisi şerifte Allah resulü sallallahu aleyhi vesselam hazretleri ne dedi? Müslüman odur ki dilinden diğer insanlar emindirler. O zaman senin dilinden emin olacak. Evde eşin emin olacak, çocukların emin olacak, arkadaşların emin olacak senin dilinden, senin dilinden etrafındaki insanlar emin olacak.
O zaman ne demek? Sen dilin afatlarından uzak duracaksın. Dilin afatı ne? ilk önce küfür, şirk. Allah muhafaza eylesin. Bundan uzak duracaksın ve yalan söylemeyeceksin, yemin etmeyeceksin, gıybet etmeyeceksin, dedikodu etmeyeceksin, iftira etmeyeceksin, insanların gizlediğini sen açığa vurmayacaksın, onun bunun açığını araştırmayacaksın, onun bunun açığını bulduysan bunu dile koymayacaksın. Dilinle fitne çıkarmayacaksın. Dilini muhafaza edeceksin. Dilini koruyacaksın ve dilde istikameti koyacaksın. Dil Allah’ı zikretmek için yaratıldı. Dil insanlarla hoş muhabbet kurmak için yaratıldı. Dil Kur’an ve sünneti seniyyeyi tebliğ etmek için yaratıldı. Dilin yaratılış sebebi bu. insanlarla anlaşasınız diye. Allah’ı zikredesiniz diye. Kur’an ve sünneti tebliğ edesiniz diye dil yaratıldı. Sen dili şeytani yollara götürürsen o zaman dilde istikameti kaybettin. Dilde istikameti kaybedenler amelde de kalpte de istikameti kaybederler. O yüzden dili başa koydum, dildeki istikameti. Dilin istikameti yok ise dilin istikameti yok ise amelin de kalbin de istikameti olmaz. Kalbin istikameti olmazsa amelin de dilin de istikameti olmaz. Bunların üçü de böyle birbirine bağlı bir hadise. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberlik mucizesi bu sözleri, peygamber mucizesi hadisi şerifler. Baktığınız zaman ciltler dolusu yazılacak olan kitabi bilgileri üç cümlede toplamış. Üç cümlede! Ancak bir peygamber bunu yapabilir. Bakın, biz bu üç cümleyi otursak, günlerce tefsir ederiz. Günlerce. Otursak dilin afatlarıyla alakalı bir sürü madde çıkarırız, bir sürü madde çıkarırız. Bir başlarız şirki konuşmaya, on gün, on beş gün şirk konuşuruz. Dilin afatı! Bakın on, on beş gün şirk konuşuruz.
Neden? Bugünün insanı farkında değil. Her an dinden çıkıyor dille alakalı. Dille alakalı! O kadar ki o kadar ki dille alakalı bir şarkı söylüyorsun, herhangi bir kimsenin şarkısından, gittin, dille alakalı. Bir şarkı dinliyorsun aaa dinledin onu, oh ne kadar güzel dedin, gitti, dille alakalı, farkında değilsin. ‘isyan ederim ben bu kadere’, olur, et hadi bakalım! Oh ne güzel de efkârlandık! Ne oldu ama? Olmadı! Onunla beraber cehenneme gidermiş! Sen cehennemden bir tane iğnenin ucu kadar delikten ateşini görsen gözün kör olur. Gözü kör olmayasıca! Cehennem ateşinden haberi yok. Dille olan hadise bu kadar sıkıntılı. Eee? Bize şimdi Allah Resulü sallallahu ve sellem hazretleri böyle üç cümlede böyle ciltler dolusu kitap yazılacak şey söylemiş bize.
O zaman ne yapacağız biz? Dilin afatlarından uzak durup dilimizi istikamete alacağız. Kur’an ve sünnet dairesinde tutacağız dilimizi. Ardından ne geliyor? Ardından fiilde istikamet. Müslümanların en büyük sıkıntıları bunlar. Dilde istikamet, fiilde istikamet. Fiilde istikamet ne? Sufilerin, müminlerin, dervişlerin, bütün fiiliyatlarını hal ve hareketlerini Kur’an ve sünnet dairesinde tutma, fiilde istikamet. E namaz kılmak fiilde istikamet, oruç tutmak fiilde istikamet, zekat vermek fiilde istikamet, hacca gitmek fiilde istikamet. Fiilde istikamet. E baktın, davranışlarını kontrol edeceksin, yürüyüşünü kontrol edeceksin, bakışını kontrol edeceksin, kaşlarını dahi kontrol edeceksin. Kaşını çatıp birisine böyle bakmayacaksın. Fiilde istikamet. Mümin güler yüzlü olacak. Mütebessim, güler yüzlü olacak. Neydi Arapçası, mütebessim, evet, dil karışıyor benim de bazen, evet. Yani mümin bütün fiiliyatlarını zapturapt altında tutacak. Bütün fiiliyatlarını. işte aslında hani ribat dedikleri, rabıta dedikleri, bir kimsenin bütün her şeyiyle kendini kontrol altında tutması. Dilini kontrol altında tutması hareketlerini kontrol altında tutması, hareketlerini. Bu büyük ribat bunlar, büyük rabıta bunlar yani bilhassa sufilere şunu söylüyorlar şimdi. Muhakkak faydası var, oturacaksın, on beş dakika şeyhinin kaşının, iki kaşının arasını iki kaşının arasına getireceksin rabıta edeceksin. Gez, göz arpacık yapacaksın. Kalkacaksın sonra onbeş dakika sonra ağzına geleni söyleyeceksin! Olmadı! Bu sufilik değil. Sufi her daim ribattadır yani o nöbettedir. Yani her daim kendi üzerinde, kendi üzerinde titizlikle durur sufi. Dilinde, fiiliyatında, kalbinde her daim o uyanıktır. Hani demiş ya peygamberine: ‘Ey Davut, uyanık ol!’ Uyanık ol, o uyanık olmak zorunda. Bu da ne? Bu fiiliyatta istikamet.
O zaman yapman gereken ibadetleri, yapman gereken ibadetleri dosdoğru yapman ve o fiiliyat içerisinde durman. O fiiliyattan asla asla uzaklaşmaman ve onları yaparken de istikamet ya, dengeli yapman, dengeyi bozmaman. E o işte yeni dervişlerde vardır o bazılarında, oturacak, işte okumuş ya
bir yerde, işte gecede bilmem kaç bin tevhit okuyormuş o! Bir yerden okumuş, oturacak bilmem kaç bin tevhid okuyacak ya o gece o! O gece okumaya çalışıyor bilmem kaç bin tevhid, sabah namazı yok! Ne oldu? Neden kalkmadın sabah namazına? Sen gece o kadar tevhit çekeceğine sabah namazına kalkaydın! Sabah namazının farzını kılmaklığı, dünya ve dünya ve içindekilerden daha hayırlı dedi hadisi şerifte. Sen gece oturdun beş bin tevhit çekeceğim üç bin tevhit çekeceğim, e güzel rüya göreceksin bir de. Bir de böyle kaşını, gözünü çatacaksın! Güzel rüya görmek için mimiklerini böyle değiştireceksin! Zikrullahta da böyle sıkıyor adam, hal görecek! Ya öyle hal görülmez! Sen kendini sıkmakla dişini sıkmakla, gözünü kaşını sıkmakla hâl göremezsin, öyle bir şey yok! istikametle görürsün. E ne yaptın sen gece iki bin, üç bin tevhid çekmek için sabah namazını vaktinde kılmadın. Ezanlar okundu, saatler çaldı, kurdun bütün elektronik cihazları, e cebinizde bir de herkesin cebinde akıllı telefon da var, alarmı da var. O akıllı telefonu olup da sabah namazına vaktinde kalkamayanlar, hesabı vereceksiniz. Kaydırın siz gece, akıllılar var ya! Tabi, videoları kaydırın, küfredin, hakaret edin, yok ne yapmışlar deyin! Kadınlar, bakın yemek tariflerine, tabii ya! Kim ne yapmış? Ondan sonra adama liste ver, ben bir tarif aldım, eee, şundan şu kadar gram bundan bu kadar gram. Ya ne arar bizde onlar? Bilmem ne peyniri tarifte.
Zaten şu peynirler, bilhassa bu eriyen peynirler olmamış olsa hiçbir yemek olmayacak! Lan bundan yirmi yıl önce anamda eriyen peynir yoktu. Kadıncağız bir çökelek peynirini biliyordu, bir tulum peynirini biliyordu, bir de bizim orda çamur peyniri var, çamur peynirini biliyordu. Biz bundan otuz yıl önce, kırk yıl önce Bayındır’da, ne o, kaşarı bilmezdik. Yok çeçil peyniri, yok bilmem ne peyniri, yok hellim peyniri, yok bellim peyniri… Ulan peynirden bol bir şey yok, bir sürü peynir var. Ya altı üstü tulum peyniri veyahut da keçi peyniri ikisinden biri, lan al ye! Otantik, orijinal, natürel! Yok bir sürü peynir çıkardılar, her yemeğin üzerine rendele peyniri, at fırına! Ulan ekmeğin üzerine dahi rendele peyniri, at fırına. Onu ben de yaparım ama yok! Bakacaklar ordan, bilmem ne peyniri Hollanda’dan gelsin. Nerden, Fransa’dan gelsin, düşünebiliyor musunuz? Bu ülke peynir ithal ediyor ya, bu ülke peynir ithal ediyor. Peynir, bildiğiniz peynir ithal ediyor bu ülke. Otur saçını başını yol ya. Otur saçını başını yol. Bu ülke peynir ithal ediyor. Bu ülke tereyağı ithal ediyor. Bu ülke yurt dışından süt ürünleri ithal ediyor. Süt ürünleri ithal ediyor! Adını bilmediğim veya söyleyemeyeceğim, dilimin dönmeyeceği envai çeşit peynir, ondan sonra rendele üzerine. Ne o, işte bakacak ordan ya, ne o, yemek tarifleri. Tamam, sabah namazı noldu?
Sabah namazı yok! Dizi seyret, sabah namazı yok. Muhakkak onun bir dizisi var, seyredecek onu. Sabah namazı noldu? Yok. Bakın, yok. Gençler, bilhassa genç kızlar, ne o, Güney Kore dizisi. Neymiş? Bir de dil öğreniyorlarmış ordan, sorudan soruyorlar bana. Diyorlar Güney Kore dizilerinden dil öğreniyoruz, seyretmemiz caiz mi? E dil öğreniyoruz deyince ne diyeceğim? Seyredin diyeceğim. Sabah namazı nerde? Yok. işte fiilde istikamet. Allah bizi muhafaza eylesin ve o kimsenin yolunu, yolunu islam’la bağlaması, islam’la çevrelemesi, dosdoğru yolda yürümesi. Ne dedi ayeti kerimede sıratı mustakim ile alakalı? En’am suresi ayet 153: ‘Doğrusu bu benim müstakim yolumdur. Buna tabi olun. Başka yollara meyletmeyin. Zira onlar sizi Allah’ın yolundan saptırır. O zaman biz fiiliyatta istikamet için dosdoğru Allah’ın yolunda gideceğiz. Başka yollara gitmeyeceğiz. Bu dosdoğru yol ne? islam dini. ‘Bugün size din olarak islam’ı seçtim ve dininizi tamamladım.’ Kendine başka yol arama. Kendine başka bir şey arama. Yok işte uzak doğudan mistik bilmem neymiş! Ummm yapacak! Be kardeş, ordan bir şey olmaz.
Gel otur Allah’ı zikret. Sabahtan akşama kadar ummm desen bir faydası yok. Sabahtan akşama kadar Allah desen Allaha vuslat olacaksın. Başka yol arama. Başka din arama. Başka sıratı müstakim arama. Allah muhafaza eylesin. islam’ın dışındaki bütün dinler batıldır. Bütün dinler, islam’ın dışındaki bütün dinler batıldır. Batıldır, seni Allah’a yaklaştırmaz. Seni cennetlik etmez. Aldanma bugünün bu gevşek insanlarına. Aldanma bugünün deccalistlerine. Neymiş de, Hristiyanlar da cennete gideceklermiş! Değil. Evet, isa aleyhisselamın zamanındaki Hristiyanlar, bozulmamış olan iseviler evet, cennete gidecekler ama isa Allah’ın oğludur diyenler cennete gitmeyecekler. Musa aleyhisselamın zamanındaki Museviler evet, cennete gidecekler veya Yakup aleyhisselam zamanındaki Yakubiler cennete gidecekler. Yusufiler cennete gidecekler, eyvallah. Bunda bir sıkıntımız yok bizim. Davut aleyhisselam zamanındaki Yahudiler cennete gidecekler. bunda bir sıkıntımız yok ama doğru yol islam, Kur’an ve sünnet. O zaman biz bu noktada istikametimizi, bu noktada dizayn edeceğiz. Fiiliyatlarımız, yolumuz dosdoğru olacak. Allah bizi onlardan eylesin. Kalpte istikamet, ‘sizde bir organ vardır. Orası iyi ve doğruysa bütün vücut iyi ve doğrudur. Orası doğru değilse bütün vücut doğru değildir. O da kalptir.’ O zaman bizdeki en önemli bu manevi organlardan birisi ne? Kalp. Zahirle işimiz yok. O zahir kalp, emme basma tulumba gibi ne yapıyor? Kanı deveran ediyor ama bizde hani kalp dediğimiz, ikinci gönül dediğimiz bir manevi olgu var. O da ne? Bu göğüs boşluğunda duruyor. O gönül dediğimiz şey, göğüs boşluğunda. Onun merkezi ne? Göğüs boşluğu, tam o göğsümüzün ortası, onun merkezi o. Onun
merkezi kafada değil. Onun merkezi göğüste, göğüs boşluğunda ve işte bu da ne? iman. Kalbin işi iman. Kalbin işi teslimiyet. Kalbin işi ihlas. Kalbin işi bunlar. En önemli şey kalbin işi, niyet. Ameller niyetlere göre. O zaman kalpte istikamet lazım ve kalbin üzerindedir amel, hayat ve bütün doğru ve yanlış davranışların merkezi hükmünde nedir? Kalp vardır. O zaman kalpte istikamet gerekli ve en sıkıntılı istikamet de kalbin istikametidir. En sıkıntılı. Çünkü kalp her tarafa yönelebilir. Her tarafa kayabilir.
O yüzden hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretleri diyor ya, ya Rabbi benim kalbimi senin dininde sabit eyle. Bakın peygamber aslında bunu bizim için söylüyor. Diyor ki bu kadar önemli, bu kadar, bu kadar ciddiyet isteyen bir şey. Neden? O kalp istikameti bütün her şeyi bozan veya her şeyi düzelten bir nokta kalbi insanın. insanın kalbi ve o kalpte bir bozulma var ise bütün vücut, bütün akıl, bütün fikriyat, bütün davranış bozuluyor. Eğer o kalpte bozulma söz konusuysa. Eğer kalp istikametini buldu düzeldi ise bütün vücut düzeliyor. Aklın, fikrin, için, dışın her şey ne oluyor? Düzeliyor. O yüzden normalde kalbin istikameti biraz da o yüzden sona bıraktım bunu, kalbin istikameti bütün istikametleri yönlendiren bir şey. Kalbinde ne var? Kalbinde ne var. Otur tefekkür et, kalbinde ne var? Kayıtsız, şartsız iman edip Allah’a teslim olmak mı var yoksa soru işaretleri mi var, acabalar mı var? Yoksa ya bu da bu zamanda olmaz şimdi mi var? Kalbinde ne var? Bu aslında bütün islam dünyasının en fazla rabıta etmesi gereken yeri bu, kalpte ne var? Kimin sevgisi var? Neyin sevgisi var? Ne ağır basıyor kalpte, bu önemli ve o yüzden hani Rabbimiz Allah’tır dedik, dilimizle söyledik bunu ama kalben biz Rabbimiz Allah’tır dedik mi kalben? Kalben dediysek Rabbimiz Allah’tır dediysek biz nerdeyiz fiiliyat ve fikriyat olarak, fiiliyat ve fikriyat olarak kalbimiz Rabbimiz Allah’tır dedi. O zaman fiiliyat ve fikriyat ve dil aynı merkezde olması lazım ama kalp Rabbimiz Allah’tır deyip iman ettiyse dildeki bozukluk ne? Kalp iman ettiyse ameldeki bozukluk ne? Sen Rabbimiz Allah’tır dedin, namazı taca attın, fiiliyat bozuldu. O zaman kalbindeki Rabbimiz Allah’tır sözü boşa çıktı haşa, sende boşa çıktı. Sen şimdi kalben Rabbimiz Allah’tır dedin, e eşine sinkaflı konuştun, küfrettin, hani nerde kaldı senin kalbin Rabbimiz Allah’tır dediği? Eşine ne yapmaya küfrettin, ne yapmaya vurdun, çocuğuna ne yapmaya küfrettin? Kimden öğrendin küfrü? Haşa peygamber mi öğretti sana küfrü? Şeytan öğretti. Hani kalbin Rabbimiz Allah’tır dediy, kalbin Rabbim Allah’tır dedi. E, sen haramın göbeğindesin, nerde kaldı kalbin Rabbim Allah’tır dediği? Bakın nasıl bozdu fiiliyatla.
O zaman kalbin Rabbim Allah’tır dediğinde fiiliyatın da dilin de Kur’an ve sünnet dairesinde dursun, kıypıttırma, kıypıttırma Allah muhafaza
eylesin. O zaman o kimsenin bir de Rabbim Allah’tır demeyi son nefese kadar götürmek var. Son nefese kadar Rabbim Allah’tır. Kalpte istikametin en önemlisi. Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri vefat etti. Vefat ettikten sonra sahabeymiş gibi görünenlerin bir kısmı dinden geri döndü. Evet, Muhammed öldü dediler, dinden geri döndüler. Bakın onlar, o kalbin istikametini devam ettiremediler. Daha ilerisini söyleyeyim. Bazı Arap kavimleri Müslümanmış gibi görünüyorlardı. Hazreti Muhammedi Mustafa (s.a.v) vefat edince o günü şenlik günü yaptılar. O günü şenlik günü yaptılar! Düğün dümbek vurdular Muhammed öldü diye sallallahu ve sellem için. Hani şimdi pis israilli askerler diyorlar ya Muhammed öldü diye, bayram yapıyorlar ya, eğlence düzenliyorlar değil mi ve ne diyorlar? Kızlarınız kaldı bize diyorlar. Kime diyorlar? Ümmeti Muhammed’in kızlarına diyorlar. Sen diyorsun ki kızım benim yanımda. Eeee, Gazze’deki kız kimin? Senin değil mi? Gazze’deki kadın kimin? Müslüman değil mi, mümin değil mi? Gazze’de aç duran Müslüman değil mi, mümin değil mi? Sen nasıl düşünmezsin? Sen nasıl üzülmezsin? Sen nasıl kederlenmezsin? Sen nasıl kendince çözümü nerden ne buluruz diye düşünmezsin? Hiç olmazsa idrakini genişlettir. De ki Ümmeti Muhammed’in başındaki sistemlerin hepsi de Yahudileşmiş de. itiraf et. Neymiş? islam işbirliği teşkilatıymış. Yalan! Müslümanları durdurmak için kurulmuş bir teşkilat. islam işbirliği teşkilatıymış! Kalbin acımıyor mu? Kalbin istikameti ve sen kalbinde bunun acısını hissetmiyorsan kalbinde bunun hüznü yoksa kalbinde bunun acısı yoksa sen müminliğini tartış. Kendince kendi imanını, inancını tartış. Sen Çin’deki adını Doğu Türkistan dedikleri yerdeki zulmü görmüyorsan, sen Hindistan’daki Müslümanların uğramış olduğu zulmü görmüyorsan islam dünyasının neresinde olursa olsun Müslümanlara olan zulme sen gözünü kapatıyorsan kalbini kapatıyorsan, sen kardeş, kalbinde istikamet bozulmuş senin! Ne dedi Allah resulü sallallahu ve sellem ? ‘Müslümanlar, müminler bir vücut gibidir.’ Bir yerine dedi bir yerde bir şey olursa nasıl o acıyı bütün vücut hissederse bir Müslümanın başına bir şey gelirse sen o acıyı hissedeceksin. Kalpte istikamet!
Sen Gazze’yi düşünmüyorsan, sen doğu Türkistan’ı düşünmüyorsan, sen Suriye’de, Irak’ta, Suriye’de, Irak’ta zulüm gören, işkence gören Müslümanları düşünmüyorsan, dünyanın herhangi bir yerinde zulüm gören Müslümanları, hatta daha ileri, zulüm gören insanları, kim hangi dinden, hangi ırktan olursa olsun! Bir sistem, bir devlet eğer ki kendi tebaasına zulmediyorsa ordaki insanlara zulmediyorsa Müslümansın, bundan sorumluyum diyeceksin. Bunun acısını yaşayacaksın. Bunun sıkıntısını, bunun derdini, bunun gamını hissedeceksin ve kendi kendine çok gülmeyeceksin. Kendi
kendine bu bunlar, bu sıkıntılar, bu zulümler devam ederken böyle eğlence meğlence koşmayacaksın. Bu sıkıntılar, bu zulümler devam ederken kalben, kalben hüzün noktasında duracaksın. Fazla sevince yer vermeyeceksin. Allah muhafaza eylesin. Buna dikkat edeceksin. Müslümanlar zulüm altındayken, Müslümanlar inim inim inlerken ve çocuklar, kundaktaki çocuklar, yeni doğmuş bebekler, yeni doğmuş bebekler, yeni, daha yürüyemeyen çocuklar, üç yaşında, beş yaşında, on yaşında çocuklar, çok özür dilerim ama böyle katliam yaparcasına öldürülüyorsa, canlı canlı ölüme terk ediliyorsa ve bunlar dinleri yüzünden bu acıyı çekiyorlarsa, dinleri yüzünden, senin sevinmeye hakkın yok kardeş! Senin kahkahayla gülmeye hakkın yok! Kalbinde istikamet var ise. Sen bir kötülüğü hiç olmazsa buğuz ederekten önlemeye çalış. Bu da imanın en zayıf noktasıdır diyorsun ya, bütün islam dünyasının kalbi, bütün islam dünyasının kalbi, zulüm gören Müslümanlarla alakalı kalbi oraya hareket etmeli ve kalben o zulmedenlere buğuz etmeli. Dil olarak o zulüm altındakilere dua etmeli, dil olarak da o zulmedenlere dua etmeli. Evet, Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun. Allah’ın laneti Müslümanlara zulmedenlerin üzerine olsun. Bu Müslüman’ın istikametidir. Korkmayın, korkmayın çekinmeyin. Korkup çekinmeyin. Bu dünya geçip bitiyor. Geçip bitiyor, merak etmeyin. On altı yaşında ben babasız kaldım. Biz ayakta yaşamayı öğrendik.
Sensiz de bu dünya yaşanır. Sensiz de yaşanır. Dünyanın da çoluğun da çocuğun da eşin de sahibi Allah. Korkup çekinip, tırsmayın. Hakikati, hakikati söyleyin, anlatın. Kalben buğuz edin. Dilinle ona lanet oku. Oku! Müslüman’a lanet okuma. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kafirlere lanet okudu, Müslümanlara okumadı. Müslümanlarla alakalı ben lanet edici değilim dedi. Bedir’de lanet etti, Uhut’da lanet etti, Hendek’te lanet etti müşriklere. Evet, Allah lanet ediyor yahudilere. Yahudilere Allah lanet ediyor. Sen neden lanet etmeyeceksin? Kimden korkuyorsun? Yahudi bozmalarından mı korkuyorsun, korkma. Bu korkuyla biz, korkuyla hakkımızı savunamıyoruz. Hak ve hakikati haykıramıyoruz. Gidersiniz mahkemede ifade verirsiniz, bu kadar. Suç, Yahudilerle alakalı hakaretvari konuşmak suç, var ya anlaşma onlarla, evet! Ha işletilmiyor, ayrı mesele. işletilmiyor. Tabii, biz onun da farkında değiliz. Antisemitzm var ya, evet antisemitizm, evet! Ne yapıyorlar şimdi Avrupa’da? Antisemitist maddeleri harekete geçiriyorlar. Konuşanları derdest ediyorlar. Neredeymiş özgürlük? Yokmuş demek ki. Yoktu ki zaten hiç. Neredeymiş demokrasi? Yokmuş demek ki! Yok zaten, aldatmaca. Demokrasi, insan hakları, bilmem ne, bunların hepsi de aldatmaca. Hepsi! Hani nerde demokrasi, insan hakları, hani nerde Birleşmiş Milletler kararları, hani nerde? israil’de çalışıyor mu bir şey? Çalışmıyor!
Toplanıyor Birleşmiş Milletler, ne karar aldı yine? Ateşkes kararı aldı. Onu birleşmiş milletlere kinaye eder gibi! O orda karar alıyor, o hastane bombalıyor aynı anda. Adam ne Birleşmiş Milletleri ya, dinlemiyor! Birleşmiş Milletler, israil için değildir. Birleşmiş Milletler, batı için değildir. Birleşmiş Milletler. Müslümanlar içindir. Müslümanlara karşı kurulmuş bir örgüttür. Siyonist bir örgüttür. Siyonist bir örgüttür Birleşmiş Milletler. Nato siyonist bir örgüttür, Nato! Bildiğiniz siyonist bir örgüttür. Ne o, paracı dünya bankası, siyonist bir örgüttür. IMF siyonist bir örgüttür. Bakın örgüttür diyorum, kurum demiyorum, örgüt! Kurum dersen kurumun bir kuralı vardır böyle kendince, o kurallara uyar. Örgüt dersen örgütün hiçbir kuralı yoktur. Örgütün kuralı kuralsızlıktır. Ne diyoruz biz, PKK terörist örgütü, değil mi? Örgüt! Siyonist bir örgüttür o da. PKK da siyonist bir örgüttür. Evet, açık açık söylüyorum bakın bunları. Bunları bilin. PKK siyonist bir örgüttür, DAEŞ siyonist bir örgüttür, siyonist bir örgüttür, dev genç siyonist bir örgüttür, dev sol siyonist bir örgüttür. Bizleri böyle kandırıyorlar!
Düşünebiliyor musunuz? Yani Birleşmiş Milletler siyonist bir örgüttür diyorum, ister yani bunu böyle arzu ederseniz böyle bir çalışma yaparım, birleşmiş milletlerin siyonist bir örgüt olduğunu sizin önünüze belgelerle koyarım. NATO’nun siyonist bir örgüt olduğunu belgelerle koyarım orta yere. islam dünyasının başındaki liderlerin siyonist örgütün, siyonist örgütün birer elemanı olduğunu sizin önünüze koyarım. Siyonist bir örgütün elemanları olduğunu, elemanı bakın, elemanı! Önünüze koyarım. Evet ve mason teşkilatlarının siyonist örgütün bir kolu olduğunu önünüze koyarım ve dünya üzerindeki bakanların, başbakanların, cumhurbaşkanlarının yüzde doksanının üstündekilerin hepsinin de mason veya siyonist örgüte üye olduğunu önünüze koyarım belgelerle. Belgesiz değil, belgelerle koyarım! Allah bizi affetsin. O zaman ne olmuş oldu? Kalpte istikamet! Bakın, siz bir siyonist örgüte müntesip bir kimseyi sevemezsiniz. Kalpte istikamet! Siz siyonist bir örgüte müntesip, siyonist bir örgütün elemanını sevemezsiniz. Kalpte istikamet! O yüzden derim sevdiklerinizi sıralayın kalbinizde. Sen siyonist bir örgütün elemanını sevdiğin müddetçe o kalpten iman bekleme sen. Neden? Hani Musa’ya dedi ya, Musa dedi ki ne yapayım bana söyle. Ya Musa, benim dostumla dost, düşmanımla düşman oldun mu ki dedi ona. Dikkat edin hadisi kutsiye, benim dostumla dost, benim düşmanımla düşman oldun mu ki? Kalbin istikameti! Sen Allah’a dostsan Allah dostuyla dost olacaksın. Allah’ın düşmanına düşman olacaksın. Biri de yazmış bana, ne olursan ol gel diyen insan! Ben ne olursan ol gel diyenlerden değilim. O söz Mevlana Celalettini Rumi’ye ait değil. Mevlana’ya da iftira atıyorlar. Ne olursan ol gel demiş. Ne alakası var?
‘Ben Kur’an’ın kuluyum, Muhammedi Mustafa’nın yolunun tozuyum. Bunun dışında bana söylenenlerden ben uzağım. Söyleyenden de o sözden de uzağım.’ Hazreti Mevlana’nın söylediği söz bu. Tutturmuşlar dünya üzerinde şimdi, ne olursan ol gel! Yok kardeşim öyle! Tövbe et gel! islam ol gel! Allah’a düşman olup da sen benden dostluk bekleme. Sen Allah düşmanısın, Allah’a düşmansın, Allah’a düşman olanla mı dost olayım? Olmam. Allah peygamberine dedi. Sen dedi gözünü onlara çevirirsen seni onlardan yapıveririm dedi. Peygamberine dedi, peygamberine. Dedi sakın gözünü müminlerden çevirme. O gece gündüz Allah’ı zikredip Allah’a dua edenlerle beraber ol dedi. Onlarla otur dedi peygamberine. Allah düşmanlarıyla oturup kalkmayacaksın. Kalpte istikamet! Allah düşmanıyla işin yok. Allah düşmanıyla muhabbet ettin, kalpte ikametin kalmadı. Sevdiğine dikkat et. Seviyorum dediğine dikkat et. Kalpte istikametin en önemli şey. En önemli! Kimi sevdin, neyi sevdin, bu önemli. O zaman kalbin istikameti neyle? O istikamet zikrullah ile. O istikamet Allah dostlarıyla. O istikamet iyi amelle. Kalbi koru, kalbi muhafaza et, kalbi muhafaza et. Neyle? Zikrullah ile. Şimdi kalbi istikamete sokacağız ya, iman ettik, amel ettik, o kalbin istikamette durması lazım. Kalbin yalpalamaması lazım. Kalbin oraya buraya kaymaması lazım. Neyle? Dikkat edin, haberiniz olsun, kalpler ancak Allah’ı zikirle mutmain olur. Ayeti kerime bu. Kalpler ancak zikrullah ile mutmain olur. Kalbin istikametini istiyorsan o kalp Allah’ı zikredecek. Kalbi zikrullah ile hemhal edeceksin. Kalbi zikrullah ile hemhâl edeceksin. Allah resulü sallallahu ve sellem hazretleri ne buyurdu? Dedi ki kalpte zikrullah var ise şeytan kalbin kapısının dışında durur, hadisi şerifin başı bu. Şeytan diyor kalbin kapısında durur, içerde zikrullah var ise şeytan oraya giremez ama diyor kalp zikrullahtan kesilince şeytan hemen oraya oturur. Tabiat, fıtrat boşluk kabul etmez. Bir şey ordan çıkarsa başka bir şey gelir oturur. iman kalpten çıkarsa küfür oturur. Küfür kalpten çıkarsa iman oturur. Allah sevgisi kalpten çıkınca şeytani şeylerin sevgisi oturur. Zikrullah sevgisi kalpten çıkınca şeytan sevgisi oturur. Zikrullah kalpten çıktı, şeytan geldi oturdu.
Kalp senin sarayın, manevi sarayın. Manevi sarayda padişah kimse, orda onun hükmü çıktı. Bir padişah, bir ülke padişahı, bir sarayın padişahı, hükmü kim koyuyor? O padişah koyuyor. E zikrullah çıktı, şeytan geldi oturdu oraya. Kalbin istikameti bozuldu. Kalpler ancak zikrullah ile mutmain olur. Devam ediyor ayeti kerime: ‘Ey nefis, ey insan! Rabbine mutmain olarak dön. Rabbine mutmain olarak dön. Senin dönüşün Allah’a. O zaman Allah’a dönerken mutmain olmuş bir kalple dön. Mutmain! Emmare, levvame, mülhime, mutmaine, dördüncü makam. Dördüncü makam, sen bir sufi olarak en az dördüncü makamda vefat edeceksin. Kalbin mutmain
olacak. Allah bir, Allah var, iman ettin ve kalbin Allah Allah Allah Allah diyecek. Sen yakazada kalacaksın. Ders çekiyorsun ya, hani yarı uykulu çekiyorsun ya, aman şu dersi bitireyim ya ne yapayım şimdi, bu dersi de çekmem lazım, yani hiç olmazsa bin tevhid çekeyim ya! iyi hadi bir çek ya! Ha böyle bir çek ya. ‘Lailaheillallah Lailaheillallah Lailaheillallah’ kaldı! Ulan film olsa uyumuyorsun, maç olsa uyumuyorsun, oyun eğlence olsa uyumuyorsun, düğündembek olsa uyumuyorsun. Lan zikrullahta mı uyuyorsun! ‘Ben şimdi başladım efendim, uyuyamıyorum.’ Tevhid çek, lailahe illallah çek, şeytan uyutacak zaten seni. Hiçbirisi de geri dönmüyor, ben lailahe illallah demeye başladım, hiç uyku tutmadı beni demiyor. Vallahi efendim, Allah razı olsun. La ilâhe illallaha başladım, uyudum. Uyuyacaksın tabi! Şeytan lailahe illallah dememen için hemen mışıl mışıl uyutmak için zaman ayırır zaten! Tabi, bir bakmışsın horlamış lailahe illallah derken! Bir de o hani zikrullah yaparken uyudu ya, ne kadar güzel, tabii! Hele bir de küçücük böyle bir yeşillik gördü, Allah, değme keyfine! Zikrullah yaparken yeşilliklerin içinde dolaştı, hemen yazması lazım bir de onun! Saat üç, selamun aleyküm Efendim! Şimdi az önce yakaza halindeyken yeşilliklerin içerisinde dolaştım, anlamı nedir? Tabi bakıyor saat üç, ben okuyorum onu cevap yazmıyorum ya, bir soru işareti gönderiyor.
El bombası o, fitili çekiyor atıyor. Hani ne oldu? Ben koskoca rüya anlattım buraya, yazdım, e yeşillikler içerisinde de dolaştım, e saat üç, e bir de okudun sen, ayaktasın uyanıksın. Eeee? Nerde cevap? Cevap yok. O zaman bir çaldırmak lazım, hatırlat kendini, cınnn kapatıyor, bir çaldırıyor. Dervişler muhteşem ya! Şikayet etmiyorum, şikayet değil. Hazreti Pir diyor ya, şikayet etmeyelim diyor. Aşk yolunda şikayet yok. Muhteşem, yeşillik görmüş, tamam! Onun için o şey oldu değil. Kardeş! Şeytan seni uyuttu. Neden? Virdini bitirmedi senin. Sen vird çekiyordun, böyle la ilahe illallah, la ilahe illallah, lâ ilahe illallah, lailahe illallah, la ilahe illallah derken kalbin ‘Allah’ dedi baktın bu ses nerden geldi gecenin bu vaktinde! Dinliyor şimdi derviş, bu Allah sesi nerden geldi. Kalbine bakmıyor. Daha yeni, çömez daha. Ya korkuyor yavaşça kimseyi uyandırmadan şurdan yatağın içine bir gireyim veyahut da yavaşça şuraya divana uzanıvereyim ya! Ya böyle de bakıyor etrafına. Ya bakma işte, kalbinden geldi o ses, Allah’tan geldi o ses. Yok, öyle korku dağları deliyor, yapacak bir şey yok. Hatta kimisi yavaşça tesbihi kenara bırakıyor, göstermiyor. Göstermiyecek onu. Ya ses dahi çıkarmıyor. Yavaşça kenara koyuyor.
Benim kalbime geleni söyleyeyim. Şimdi diyorum bunun kulağına hu diyeceksin, pat ölecek ya da korkudan düzelecek, sabah gelecek, efendim şu tespihi al, şu dersi de al, çok değişik sesler duydum ben. Ben dayanamayacağım
bu seslere diyecek. O kalbin Allah diyecek. Veya sen başlayacaksın la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah… Her lâ ilahe illallah, sen dilinle yerleştiremezsin bunu çünkü, ardından söyleyeceğim. Sen lailahe illallah, lailahe illallah diyorsun, o da Muhammed Resulullah, Muhammed Resulullah, Muhammed Resulullah, Muhammed Resulullah diyor. Aaaa! Sen lailahe illallah dedikçe o da Muhammed Resulullah diyor. Sen lailahe illallah diyorsun, o Muhammed Resulullah diyor. Sen veya işte şeyhin dedi ya sana, sayısız hu çek, öyle ya veya hu hu hu Allah de. Sen şimdi oturdun hu hu hu Allah, hu hu hu Allah, hu hu hu Allah derken kalbinden hay esması geldi. Bu ne demek biliyor musun? Meratip olarak ‘hu’dan ‘hay’a geçiyorsun yavaş yavaş. Nefis merâtibi olarak veyahut da sen hu hu hu Allah, hu hu hu Allah…Bir an gitmişsin, hay hay hay hay…Kendiliğinden geliyor, kalbinden geliyor. Bu senin bunda istikamet vermen yok, senin ihtiyarın yok bunda. Kalpte istikameti anlatıyorum size, suficesini anlatıyorum. Sen üstadın sana bir esma verdi, bunu çekiyorsun sen ama kalp, kalp bir çıt üstünü söylüyor. Harika! Bakın harika, kalbinde istikamet var veyahut da sen hani vardır böyle derviş kardeşler, sen mesela tevhide başlamışsın, bir kendine geliyorsun hay esmasını çekiyorsun kendi kendine ama bu böyle ya kolayıma geldi, hay hay hay hay… Öyle değil bu. Bu aklın işi değil, bu kalbin işi olacak. Bu ne? O zaman? kalbin istikameti.
O yüzden sufi kalbini nefsi mutmainneye getirecek. Nefsi mutmainneye getirecek, kalbin istikamette olması için. Bu da ne? Bu da kalbin istikameti. Daha çok böyle şeyler yazmışım, ondan sonra, ooo bayağı bayağı yazmışım. Evet, şimdi hani dilde istikamet var, amelde istikamet var, kalpte istikamet var. E istikamet daha ilerliyor, orda kalmıyor. Bu işin böyle hani işte has, has’ül hasa bir de yaklaştı artık. Bu dördüncü makam, has makamı. Has’ül hası var bir de daha ileriye doğru. O zaman ne? O zaman bir de sırda istikamet var. Sırdan sonra ruhta istikamet var. Orda da kalmadı iş. O zaman sırda istikamet lazım. Kalpte istikamet oturunca sırda istikamet. Ooo, iş büyüdü! hani hazreti peygambere diyor ya Cenab-ı Hak, emrolunduğun istikamet üzerine ol. Hud suresi. Sonra da hadisi şerifte Allah resulü diyor ya, bu ayeti kerime okunduktan sonra, bu geldikten sonra beni diyor bu Hud suresi bu ayet ihtiyarlattı, kocattı beni diyor. Emrolunduğun gibi istikamet üzere ol. Şimdi bu artık kalbi istikametin üstünde, emrolunduğun gibi. Yani burda işin içerisine sır perdesi oldu. Sır perdesindeki emrolunduğun üzerinde. Burda artık senin ihtiyarın kalmadı. Hazreti Pir’in bahsettiği yer burası olması Allahu alem.
Peygamberine emrolunduğun üzerine ol demiş ya, o zaman burdaki mesele biraz daha kalbi istikametin üstüne çıktı, kalbi. Aslında bu akşam
konuşacağım şey, kendimce kalbi istikamete kadardı ama laf lafı açtı derler ya, sırda istikamet. O zaman o kimse artık sufi kemale erdi. Kalbi istikametten ileri girdi. Kalbi istikametten ileri geçince o kimse artık böyle kemale erdiğince, vahdeti müşahede etmeye başladı. Vahdet, yani birliği müşahede ediyor. Birliği müşahede ettiğinde çokluğa gözü kör oldu. Çokluğu müşahede ettiğinde birliğe gözü kör oldu manevi olarak. Bu o kimsenin sırda istikameti. Henüz daha ruhta istikameti var ve o çünkü bir perdeye geçtiğinde öbür perdeden, öbür perdeden bihaber oldu. Öbür perdeden bir şey göremez oldu. Öbür perdeden göremediğinden dolayı sırda istikamet, bir taraftan müşahede etti, öbür tarafta müşahededen uzak oldu, perdelendi. Sırda istikamet! O kimsenin öyle bir noktaya geldiğinde iki perdeden de birden haberi olması gerekir. O zaman sırda istikameti yakalamıştır. Ruhta istikamete geçer. Eğer bu sırda istikamette kalanlar ne oldu? Ondan sonra bir tarafa geçtiğinde bir taraf kör oldu, bir tarafa geçtiğinde bir taraf kör oldu. Asıl makam sahibi olursa o zaman bir tarafa geçtiğinde bir tarafı kör olmaması lazım. Makam sahibi olduğunda her iki tarafa da aynı müşahede altında oldu. O zaman o kimse ne oldu? O zaman ruhta istikamete geçti. Burası seyrü sülûkun son aşamaları, sufiliğin yolunda son aşamalar. Bunları kitaptan okuyacağınız bir kitap yok. Bazıları böyle bunları kitaptan bulabilir miyim diye arıyorlar, aramasınlar bunları. Bu sırda istikamet olan kimse, kalbî istikametten bir çıt yukarı, çıktı. Bir çıt yukarı çıktı artık mesela birliği, vahdeti müşahede ediyor. Her şeyi bir görüyor. Eyvallah ama çokluğu görmüyor. Çokluk perdesine geçtiğinde birlik perdesine kör. Birlik perdesini gördü, bu zaman dedi ki birlik perdesi bu, onun da kendi içerisinde onun rumuzları vardır. Onun da kendi içerisinde delilleri vardır, kendi içinde. Bunu senin şeyhin ya da pirin ya da sahabelerden bir kimse ya da geçmiş peygamberlerden bir kimse öğreticin olur. Eğer normalde sen kurmay olacaksan, daha da açığını söyleyeyim, eğer sen mürşidi kamillik yolunda yürüyorsan, mürşidi kamillik yolunda yürüyorsan ve mürşidi kamilliğinin seviyesi ne olacak, ordaki peygamberin öğretisinden bilirsin. isa aleyhisselam mı Musa aleyhisselam mı ibrahim aleyhisselam mı kim sana bu sırda istikameti öğretiyor? O senin mürşidi kamillik tacını giyip giymeyeceğini belirler, o peygamber ise. Ha, sahabelerden bir kimse de olabilir. Örneğin sahabelerden kimse mesela Ciharı Yâr-i Güzin ise evet, bir mürşitlik tacı giyeceksin sen. Açık açık konuşuyorum bunları.
Öleceğim gideceğim, hiç kimse öğrenmeden gideceğim ben, acı bir şey, benim için de acı bir şey, ben buna da üzülüyorum. Ben buna da üzülüyorum. En büyük üzüntülerimden birisi de bu. En büyük üzüntülerimden birisi bu. Bu son zamanlarda iyice vurmaya başladı bana. O yüzden defteri,
kitabı attım artık kenara. Bu, sırrın istikameti. Şimdi bunun üzerinde bir tecelliyat daha, ruhun istikameti. Ruhun istikametini o kimse ruh olarak oraya ulaştığında yani orda da ayrı bir tecelliyat yaşanır. Allahu alem hazreti Pir efendimiz şimdi konuşacağım hali belki de işaret etti. Ordaki hal şudur. O kimse kâh Cemal perdesine geçer kâh Celal perdesine geçer ne Celal perdesi onun için durak noktasıdır ne de cemal perdesi onun için durak noktasıdır. O yüzden bu hususi bir nokta, hususi bir dairedir ve emrolunduğun gibi ol, orda o kimsenin artık kendi idraki ve kendi iradesi yoktur. Onun orda ayanı sabitesi devreye girer. Ayanı sabitesinde celaldense celalden cemaldense cemalden, ne celale sözü geçer ne cemale sözü geçer. O kâh celal perdesinde durur kâh Cemal perdesinde durur. Celal perdesinde durduğunda cemaliyetin hüznünü yaşar, cemal perdesinde durduğunda celaliyetin kahrını yaşar. O kimse bir türlü bu noktada tam bir istikamet sahibi bu manada değildir. Artık o celalle cemal arasında bir o tarafa döner celal, bir bu tarafa döner cemal. O celalle cemal arasında habire gider gelir ama buradaki bunun durumu bunun hali ayanı sabiteyle alakalıdır.
Artık o ayanı sabitesinde neyi istediyse ayanı sabitesinde, o istediğini aslında kendi istediğini yaşar ve hakikatte insanlar kendi ayanı sabitelerine koşarlar. Bu belki de cüzzi irade yokmuş gibi gelir insanlara ama burada cüzzi iradesiyle ayanı sabitedeki iradesine koşar ve insanoğlu ayanı sabitedeki iradesine koştuğunu bilmez ama ayanı sabitesinde ne yaşadıysa neyi istediyse kendi cüzzi iradesiyle bu dünyada da oraya doğru koşar. Bu ayanı sabitede senin aklın vardı yoktu, kalbin vardı yoktu bu ayrı bir meseledir ama belli bir hale gelen insanların burdaki ayanı sabitedeki idrakleri kendi idrakleri değildir. O idrak elbisesi ona giydirilmiştir. O seçilmiştir çünkü. Peygamberler ayanı sabitede seçilmiştir. Büyük mürşidi kamiller ayını sabitede seçilmiştir. O elbiseler onların kendi isteyerekten giydiği elbiseler değildir. O elbiseler onları giydirilmiştir. O yüzden hazreti Pir durur, hazreti Pir der ki ‘ey istikametin medarı iftiharı sende istikamet, sen bize istikamet çiz’ der. Çünkü kendisinin idraki değildir. Kendisinin isteği değildir. O istikamet ama celalde durmak ama cemalde durmak, o zatın kendi isteği değildir. O zatın kendi idraki de değildir. Onun kendi idraki ve isteği olmadığından ayanı sabitedeki istek ve ayanı sabitede giydirilen elbise onda tecelli ettiğinden dolayı hazreti Pir ama hüznün içinde ama kederin içinde ama sevincin içinde ama gamın içinde o sevgililer sevgilisine feryat eder. Der ki ‘istikametin medarı iftarı sensin, sen bizde istikamette bulun’, bizim istikametimizi sen seç. Bizim istikametimizi önümüze sen koy. ister celal perdesine koy buna razıyız ister cemal perdesine koy buna razıyız ister bizi rahmet perdesine koy buna razıyız ister bizi kahır perdesine, kahhar perdesine
koy, biz buna razıyız. O istikamet artık o zatın değildir. Bu da ruhta istikamettir, dilime geldiği müddetçe kalbimdeki. Bu hâle gelen bir kimsenin artık bazı şeylerden sorumluluğu kalkar. Celal ama cemal, onda sorumluluk kalmaz. Bu onun idraki değil. Bu onun ihtiyarı değildir. O yüzden kahır da sevinç de keder de mutluluk da onun için iki eli gibidir. ister celalden cemale çevirir ister cemalden celale çevirir. Bu da ruhun istikameti olsun. E burda bırakalım ya. Hakkınızı helal edin. El-Fatiha maassalavat. Amin. Ecmain. Huu huuu! Atmışın orta yere bir beyit, arkandan gelenler neylesin ya! Atmış bir beyit orta yere, hadi demiş çıkın işin içinden çıkabilirseniz! Evet. Selamünaleyküm.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 6 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-9-0 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Vird, Zikir, Tevhîd, Nefs, Sülûk, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı