Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammedî hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakça yaşamak, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Ecmain. En son 1704. beyiti okumuşuz: ‘Ey aman bilmez! bana hiç aman vermiyorsun. Sen yayını beni öldürmek için kurmuşsun.’ Burayı okumuşuz. Yani tüccar diliyle hesaplaşıyor, diline diyordu ki sen aman vermiyorsun, bu konuda hiç bana müsaade etmiyorsun. Sen işte beni öldürmek için bütün tezgahını kurmuşsun diyordu. Devam ediyor tüccar:
“İşte benim kuşumu uçurdun. Zulüm ve sitem otlağında az otla! Ya bana cevap ver yahut insafa gel yahut da bana neşe ve sevinç sebeplerinden birini an.’
Tüccar diyor ki ey dil! Ya kusurunu itiraf et, otur, de ki ben hata yaptım, kusur ettim, yanlışlık yaptım, özür dile, helallik al. Çünkü o kusurunu söylemez, kusurunu itiraf etmezsen o da kibirliliğe giriyor. Çünkü hadisi şerifte Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki ‘Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir’ diye buyurdu. Başka bir hadisi şerifte de der ki bütün insanların, mümin, mümini ayırır, ‘Müslüman diğer insanların elinden, dilinden emin olduğu kimse, mümin ise canından da emin olduğu kimse.’ Ona can koyar. işte o ya sen dilsin, senden bir eminlik olsun ya benden özür dile, af dile, hatanı kusurunu kendince itiraf et ya da eskilerden beni mutlu edecek, beni mesut edecek, beni mesrur edecek bir şey söyle.
“Eyvah benim karanlığı yakıp mahveden nurum. Eyvah benim gündüzü aydınlatan sabahım! Vah benim güzel uçan; ta sondan başlangıca kadar uçup gelen kuşum!”
Burda tüccar artık kendisinden uçup giden kuşa yanıyor. Eyvah beni karanlıklardan aydınlığa çıkaranım, eyvah beni nurlu sabahlara çıkaranım, vah benim var oluşun başlangıcından ebediyete koşanım. Çünkü bu şeyin Türkçesinde başlangıç ve sonuç ama kendi dilinde mebde ve mead olarak geçiyor.
Yani bu ister varlığın başlangıcı olarak alın ister ruhların yaratılması, başlangıcı olarak alın ve o yüzden diyor ‘vah benim güzel uçanım’, ta sondan başlangıca uçanım. Yani sondan dediği bir şeyin sonu var, hayatın sonu var, sondan başlangıca uçanım diyor. Böylece öyle olunca şey yapıyor, ne o, başlangıçtan sona dönüş yapıyor, daireyi tamamlıyor. Hani, o normalde, onu sufiler şöyle tarif ederler, bir elinize bir ışık alsanız, fener alsanız veyahut da bir ateş alsanız, onu hızla çevirmiş olsanız, üçyüz atmış derece, o üç y0z atmış derece sanki komple bir daire olmuş gibi yanıyormuş gibi görünür bize. Ama o değil. O bir ateş parçasıdır o komple o daire yoktur. O zaman o ateş parçasını hızla döndüğümüzde, o dairenin sonu ve başı belli olmaz. işte hazreti Pir de hani bunu normalde ben duduyu ruha atfettiydim ya, tabii o dudu öldü, ölünce normalde, şey, tüccar, onun arkasından feryat ediyor artık. Diyor ki vah! Eyvah çekiyor. Diyor ki o benim güzel uçanım, sondan başa uçanım diye onun arkasından tâbiri câizse ağıt yakıyor. Çünkü elinden çıktı gitti artık o. Öyle olunca ağıt yak.
‘Cahil insan ilelebet mihnete aşıktır.’
Cahil insan, mihnete aşık olur. Hep mihnet duyar, herkese ve her şeye. Çünkü cahildir. O kendince karnını aç görür, açlığını geçirmek için işte lokantacıya mihnet, ekmeği elinde tutana mihnet, maaşı elinde tutana mihnet, hayatını mihnetin üzerinde geçirir. Hiçbir zaman özgürlüğünü elde edemez, hiçbir zaman hür bir şekilde hareket edemez çünkü o cahildir. Cahil olunca o kimse özgürlüğünü yitirir.
“Kalk, ‘Fi kebed’e kadar ‘Lâ Uksimu’yu oku”
La Uksimu, malum, şey Beled suresi olması lazım. O Beled suresini diyor la üksumudan şeye kadar oku. O hani ‘şüphesiz biz insanı zorluk ve sıkıntılar çeken bir varlık olarak yarattık’ diyor ya, senin için de önce yemin ediyor: ‘Senin içinde bulunduğun şehre, babaya ve ondan doğana yemin ederim ki biz insanı güçlüklere katlanacak şekilde yarattık.’ Yani normalde cahil insansın, sen kalkıp da etrafa minnet etme. Sen güçlüklere dayanabilecek bir şekilde yaratıldın. Başına nasıl bir güçlük gelirse gelsin senin yaradılışın,
fıtratın güçlüklere dayanabilecek şekilde. Çünkü Kuran’ı Kerim’de de o Beled suresi birden dörde kadar diyor ki: ‘Biz insanı güçlüklere katlanacak şekilde yarattık. insanoğlu güçlüklere katlanabilir. Minnet etmeye, minnete düşmeye, mihnete düşmeye gerek yok. Sen o güçlüklerle mücadele edebilirsin. Onlara dayanıklı bir şekilde yaratıldın.’ Açlıktır, tokluktur, sıcaktır, soğuktur, işte ormanda, karda, kışta, ovada, denizde, bir insan hangi şartlarda olursa olsun, ne durumda olursa olsun, o zorluklara dayanabilecek, zorluklara katlanabilecek bir fıtratta yaratıldı insan. Hani ayeti kerimede, Tin suresinde olması lazım, ‘biz insanı ahseni takvim üzerine yarattık’ diyor ya, sonra başka bir ayeti kerimede de ‘onu aşağılardan aşağıya aldık’ diyor. Şimdi o zaman insan, ahseni takvim üzerine yaratıldı. Ahseni takvim üzerine yaratılınca güçlüklere, zorluklara katlanabilecek bir fıtratta yaratıldı ama insanlar ne yazık ki minnete düştüklerinden, minnete düştüğü için ufacık bir güçlükten kendisini dağıtıyorlar. Ufacık bir sıkıntıdan kendisini dağıtıyorlar. Böylece yaratılış fıtratlarının dışına çıkıyorlar. Oysa insan bütün zorluklara katlanabilecek bir şekilde yaratıldı. Hiçbir zorluk kolay kolay insanı yenmez. Hiçbir zorluk. Cenâb-ı Hak zaten kaldıramayacağınız yükle yük yüklemeyiz dedi. Öyle olunca herhangi bir zorluk seni yenmez, herhangi bir sıkıntı seni yenmez, herhangi bir problem seni yenmez, sen o sıkıntıyla, o problemle nasıl baş edebileceğinin matematiğini bulamamışsındır. Onun matematiğini bulamadığından dolayı bir sıkıntı seni sahip eder. Bir sıkıntı sana sahip olur, senin kralın olur. Bir hastalık senin kralın olur. Varlık senin kralın olur, yokluk senin kralın olur, bir dert, bir gam, bir kasavet senin kralın olur. Bakın bu senin zorluklara katlanma mücadelenin, senin kendinde fıtratını meydana çıkarmayışındandır. Bu fıtrat sende var.
Allah seni halife olarak yarattı. Sen zorluklarla mücadele edebilirsin, zorluklarla mücadele etmelisin ki imtihanı geçebilesin. Zorluklarla mücadele etmelisin ki sen mihnete düşmemelisin. Bakın, mihnete düşmemelisin. O zaman yiyeceğine, içeceğine, alacağına borçlanacağına, evleneceğine, boşanacağına, her şeyine dikkatli davran. Boşluğa düşme, nefsine uyma, heva hevesine uyma, ne zorluk olursa olsun sen o zorluğun altından kalkabilecek kapasitedesin. Sen o sıkıntının üstesinden gelebilecek kapasitedesin ama ne yazık ki insanlar kendi fıtratlarında var olan bu gücü görmüyorlar. Kendi fıtratlarında var olan bu istidadı görmüyorlar. Küçücük bir zorlukta dağılıyorlar. işte borçtur, sıkıntıdır, gamdır, kasavettir, eştir, çocuktur, annedir, babadır, varlıktır, yokluktur, anında dağılıyor insanlar. Hele bugünün insanı hiç zorluklara gelemiyor. Oysa zorluk insanı kemale erdirir. insanın manevi kuvvetini arttırır, mücadele gücünü arttırır. Zorluk görmezse bir
kimse hayatı bilmez, hayatın tadını da almaz. O kimseyi pişiren zorluktur, sıkıntıdır, gamdır, kasavettir. Neden çocuklarımız şimdi bizim biraz daha böyle şey, hani rahatlar, zorluk görmediler. Ben yaştakilerin büyük bir çoğunluğu zorluk gördü. Ailesi zengin değilse zorluk gördü, sıkıntı çekti, problem yaşadı, yokluk gördü. Hâlâ daha vardır. Benden küçüklerde de vardır ama bu zorluk o kimsenin direncini arttırır. Herkes dağılırken o zorlukla mücadele eden kimse dağılmaz. Herkes yenilirken o zorluklara dayanan kimse yenilmez. Bu sefer karşıdaki kimseler patinaj eder. Senin gözlerinde daha da büyütürler, daha da büyütürler. Yenilgiyi baştan kabul ederler, bakın yenilgiyi baştan kabul ederler. Bu isterse eş, anne, baba, çocuk, arkadaş, kardeş, dost, kim olursa olsun bu. Sistem! Evet, bu ne olursa olsun, hastalık, borç, harç, alamadım, veremedim, hepsi de dahil bunun içine. Sen zorluğa katlandıkça büyürsün. Zorluğa katlandıkça, yürüdükçe, zorlukla mücadele ettikçe kemale erersin. Zorlukla mücadele ettikçe sen kendi kendine güçlenir, büyür, etrafındaki insanlar da çünkü insanın fıtratında gücün peşine gitmek vardır. insanlar etrafında toplanmaya başlar. Neden? O kimse güçlü bir karakter oluşturdu. Allah insanı ahseni takvim üzerine yarattı. O zaman bu eksiklik bizim nefsimizden. Eğer ki biz mihnete düşmez de zorluklarla mücadele edersek o zaman durumumuz bizim farklı olacak. Allah bizi onlardan eylesin. insan normalde meşakkatlere maruz kaldığından mücadele edecek, sıkıntılara maruz kaldığında mücadele edecek. insan bu tip şeylerle yaşadıkça ne yapacak? Bunlarla mücadele edecek ve bunlarla mücadele ederekten ne yapacak? Kendini kemale erdirecek ve kemale erdirdikten sonra o insan insan olacak ve baktığımız zaman da ayeti kerimenin sonunda diyor ki ‘biz insanı güçlüklere katlanacak şekilde yarattık.’ O zaman biz ne yapacağız? O güçlüklere katlanacağız. Tabii burda o tüccar hayıflanıyor. Hayıflanırken de diyor ki cahil insan ilelebet mihnete aşıktır. Sen diyor ‘la Uksimu’yu oku, Hz. Pir. Yani insan zorluklara katlanacak şekilde yaratıldı. O zaman sen gel otur, mücadele et. O mücadeleyle ne yap? Sen kendi zorluklarını aşmasını bil. Allah bizi onlardan eylesin.
“Senin yüzünü gördüm de mihnetten kurtuldum. Senin ırmağında kö-
pükten, tortudan arındım.”
işte o yine Hz. Pir tutinin üzerinden yürüyor. O zorluklara katlandı ya zorluklara katlanınca nefis mücadelesi yaptır. Nefsiyle aldı verdi, o zorluklara katlandı, sıkıntılara katlandı. Tabiri caizse seyri süluk çıkardı. Seyri süluk çıkarınca artık o gücü kuvveti yerinde oldu, maneviyatı yerinde oldu. Hatta ve hatta o ‘ölmeden önce ölünüz’ün yolunu buldu. O şiara mazhar oldu. O sırra mazhar oldu. Artık onun dünyayla işi, bağlantısı kalmadı. Çünkü o
zorluklar, o sıkıntılar onu o hale getirdi. Devam ediyor, ‘senin yüzünü gördüm de mihnetten kurtuldum, senin ırmağında köpükten tortudan arındım.’ Yani diyor ki senin yüzünü gördüm. Kim yüzünü gördü ruh gördü. Kimin yüzünü gördü, onun yüzünü gördü.
Bir kez yüzünü gören, sözünü duyan senin: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim’ hitabına erişen nasıl da senin sözünü, yüzünü unutur. Bütün aşıklar meclis kurmuşlar, senin yüzünün güzelliği için tarifler, tarifler üzerine sözler söylerler. Sevgilinin zülfünün arasından yüzünü gördüm diye kafası koparılmış kuşlar gibi çırpınıp dururlar. Senin cemalinden ayrı düşen bülbül gibi feryadına feryat eklemekte. Sevgili senin sevginle benim gibiler harabat olmuş perişan bir hale gelmişler. Yüzünün hayali gönlümü gözümü kanlara gark etmede, zülfünün rüzgarı ömrümü yerlere savurmada, yüzünün güzelliği bütün varlığa tecelli etmiş. Ne tarafa dönsem cemalinleyim. Her nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır sırrının sahibi! Ne gözüme görünürsün ne de gözümden uzaksın. Senin yüzünün güzelliğini görmek, aşıklara vaciptir, haktır. Aşıkların senin yüzünü görebilmek için bu dünyaya gözlerini yumup ahirete gözlerini açanlardır. işte o yüzü görünce o kimse mihnetten kurtuldu. Onun ırmağına daldı, tortulardan, köpüklerden kurtuldu. Onun rahmet ırmağına daldı, rahmet ırmağına dalınca günahlardan, kusurlardan, karanlıklardan kurtuldu. Allah bizi onlardan eylesin.
“Bu eyvah demeler, bu acınmalar, onu görmek, peşin ve elde olan kendi
varlığından kesilmek hayaliyledir?
Benim eyvahlarım bu ihtiyar başıma bir genç sevdasıdır düştü. Ondandır. Gönlümde gizlediğim sır açığa çıktı, bu eyvahlar, bu acımazlar ondandır. Eyvah ki o kara gözlü, Kâbe kokulu Medine gülü yüzünden ciğerime nice gönül kanları damladı. Bu hayalle ömrümün gençliği sona erdi. Hâlâ gözüm zülfünü gözetlemekte, an be an. Hasreti sona ermedi’ dedik. Bu gecelik biterdik. Evet. Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah.
Tabii bu hani bu zorluklarla, katlanmayla alakalı daha geniş tutabilirdim, daha geniş yazmışım buraya, baktım şimdi. Buraya yazdığıma bağlı kalmayınca kısa oldu. Herkesin yanıldığı, yenildiği, tuşa geldiği yer, zorluklara katlanmak ve zorluklarla nasıl mücadele edilir, bunun matematiğini bulamamak, uğraşmamak. Rabbim cümlemizi iyi eylesin, cümlemizi affeylesin. Allah’tan bir şey gelmezse önümüzdeki cumartesi bahçede aşure yapacağız inşallah. Son dakika golü olmazsa. inşallah olmaz, önümüzdeki hafta cumartesi günü inşallah şeyde olacağız, aşurede olacağız. Tabi orda küçük bir aşure sohbeti belki de yaparız inşallah. Ondan sonra aşureyi dağıtacağız.
Orda semaya izin verirler mi vermezler mi bilmiyoruz, son noktada ne olacak. izin verirlerse inşallah sema da ederiz. izin vermezlerse biz devletle, emniyetle karşı karşıya gelmeyiz, yürür geçeriz inşallah. O zaman sadece aşuremizi dökeriz. Allah yardımcımız olsun. Bu da bir zorluk. Bununla mücadele etmek, sabretmek, bununla hukuk dairesinde kalaraktan hukuk içerisinde gayret göstermek mücadele etmek, bu da bir zorluk. Kolay değil Türkiye’de öyle bizim gibilerin bir şeyi kolayca yapması. inşallah Rabbim kolaylaştırsın. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Ya Allah. Selamunaleyküm.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 5 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-8-3 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kâbe. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı