Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 1712-1714. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 5 • 36/38

1712-1714. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamunaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammedî hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Amin. Ecmain. En son: ‘Bu eyvah demeler, bu acınmalar, onu görmek, peşin ve elde olan kendi varlığından kesilmek hayaliyledir’, burayı okumuştuk. Burdan devam edeceğiz. Hafif bir hatırlatma gibi bir giriş yapalım. Hani bir tüccar vardı. Tüccar Hindistan’a doğru mal almaya yola gidiyordu ve normalde ev halkına herkese sordu ne istiyorsunuz diye. Ev halkının normalde istediklerini aldı. En son bir, eski dilde tuti, eskiler dudu kuşu derlerdi, papağan. Ona sordu, senin isteğin var mı diye. O da dedi ki orda benim akrabalarım var. Oraya gittiğimde benim dedi halimi onlara arz et, söyle. Benim hayatımı anlat. Onlara benim bu durumumu, burda nasıl yaşadığımı anlat dedi. O da gitti, Hindistan’daki, ordaki o papağanların veyahut da duduların veyahut da tutilerin, hangisini kullanırsanız, bir bölgeye vardı. Orda onları görünce onlara normalde kendi dudusunun nasıl yaşadığını anlattı. Öyle olunca o anlattığı dudu kuşu kütdek öldü. Döndü, tabi çok üzüldü tüccar ona ve eve geldi. Eve geldiğinde işte bütün herkesle görüştü, konuştu. Son dakika işte duduya nasıl söyleyeceğim ben bunu diye kendi kendine düşünürken duduya bunu söyledi. Dudu da öldü. Dudu ölünce, ondan sonra Hz. Pir dudunun ölümünün üzerinden hikayeyi devam ettiriyor. Tabi yine hatırlatma olsun babından söylüyorum, geçen hafta çünkü sohbet kesildi, aşure vardı. Birkaç haftadır da böyle aşure gerginliğinden dolayı meseleyi unutmuş olabilir arkadaşlar, o yüzden. Bu

sefer dudu ölünce başladı feryada figana tüccar. O feryat devam ediyor, Hz. Pir diyor ki:

“Bu kuşun ölümüne sebep Allah’ın gayreti kıskanması idi. Hak’kın hükmüne çare bulunmaz. Nerede bir gönül ki Allah’ın hükmünden yüz parça olmamış olsun.”

Tabi Hz. Pir, bu tacirin bu hayıflanmasından, ondan sonra, bu derin üzüntü duymasından, teessüfünden sonra, her Müslüman gibi mümin gibi hükmü ilahiye teslim olunmasını söylüyor ve diyor ki ‘Hak’kın hükmüne çare bulunmaz’ ve normalde buna teslimiyetten başka da yapılabilecek bir şey yoktur. Ondan sonra, e tabi, bu ölenler, Enam suresi, atmış iki: ‘Bu ölenler, gerçek sahipleri olan Allah’a döndürülürler.’ Dikkat! “Haberiniz olsun ki hüküm ancak Allah’ındır ve hesap görenlerin en çabuğu da Allah’tır.’ Bütün herkes ölümü tadacaktır ve normalde o canları alınan da ne yapacak? Gerçek sahibi olan Allah’a döndürülecek. Bakın, her öldürülen, ölen insan, gerçek sahibi olan Allah’a döndürülecek ve hüküm de Allah’a yani bunun hükmü bir başkasına ait değil. Her nefis ölümü tadacak ve o ölümü tadanlar da gerçek sahibi olan Allah’a döndürülecek.

Hani başka bir ayeti kerimede: ‘Siz yoktunuz. Sizi var eden Allah’tır’ der. O zaman gerçek sahibimiz bizim Allah. Ölenin de gerçek sahibi Allah, dirinin de gerçek sahibi Allah ve bu manada, bu hükmü ilahi tecelli edince o zaman Allah’tan razı olmak, Allah’ın kazasına boyun eğmekten başka hiç kimsenin yapabileceği bir şey yok. islam’ın en güzel taraflarından birisi şu, yani bir kimse kendi cüzzi iradesinin dışında olan bir şeyi sonuç itibariyle, bu Allah’tan geldi diyor, hüküm Allah’ın. Ölüm, hüküm Allah’ın. Yani normalde bu noktada Müslüman bir mümin için kafasında herhangi bir şey kalmadı. O öyle olunca da sufiler bu meselede, bu dairede daha böyle Allah’ın rızasını kazanma noktasında dururlar. Öyle olunca, sufiler her şeyde Allah’ın hükmü var mı? Var. Allah’ın hükmü varsa kendi üzerlerine olan Cenab-ı Hakk’ın tasarrufuna razı olurlar. Onu sükunet içinde, onu böyle tatlılık içinde kabullenirler. Sufi o yüzden başına gelen bir musibeti, başına gelen bir sıkıntıyı, başına gelen herhangi bir şeyi sükunetle karşılar. Çünkü o Allah’tan razı olacak. Allah’tan razı olacak ki Allah da ondan razı olacak. Sufilerin dışındaki insanlar Allah’ı razı etmeye çalışırlar. Sufiler işin kestirmesine giderler. Derler ki biz Allah’tan razı olalım. Yaratıcı olan biz değiliz çünkü. Yaratıcı olan Allah. O yüzden normalde kader tecelli eder, o kaderin acı tecellisinin karşılığında sufi sükunet ve huzur içerisinde o tecelliyata ram olur, tecelliyatı kabullenir. Der ki bu Rabbimin bir cilvesi, bu Rabbimin işi, bunu Cenab-ı Hak gönderdi der, bunu kabullenir. Mesela islam’da o yüzden bir kimsenin yakını veya uzağı vefat ettiğinde yırtınmak,

bağırıp çağırmak, böyle yakasını paçasını yırtmak yoktur. Çünkü o Hak’tan razı olmadığını gösterir. Ona can veren Allah’tır. Ona ruh üfleyen de Allah’tır. Vakti saati gelince onu aldı. Onu alacak da zaten dünyada bıraktığı kimi kimse yok. Vakti geleni ne yapıyor? Alıyor.

O yüzden onu ne yapacak? Onu huzur içerisinde kabullenecek. O yüzden bu manada hani genel olarak sufiler kendi üzerlerindeki Allah’ın tasarrufunu kabullenip ona teslim olurlar ve sufilerin duasıdır hani ‘ Ya Rabbi, bizden razı ol’ diye. Allah cümlemizden razı olsun. Razı olduğu kullardan eylesin. Razı olacağı şekilde ameller işletsin inşallah. Huzuruna da razı olmuş olarak çıkartsın. Önemli olan Allah’ın bir kuldan razı olmasıdır. Önemli olan budur. Kul eğer ki Allah’tan razı olursa Allah da ondan razı olur. Bakın kul Allah’tan razı olursa Allah ondan razı olur. Bu ne demek? Başına ne gelirse gelsin isyan etmemek. Başına ne gelirse gelsin, küfre düşmemek. Başına ne gelirse gelsin bu mu benim başıma gelecekti, bu böyle mi olacaktı deyip Allah’la yarışmamak. Varsa mücadele edilecek bir yer, mücadele edilir ama Allah’la yarışılmaz. O yüzden işte tüccar da dedi ki bu Allah’ın takdiridir ve bu da Allah’ın gayreti, kıskanmasıydı. Ha bir de ne var, Allah kıskançtır. Gayret, kıskançlık, her şeyden gayri olan vasfı söze ve sese sığmayan Allah gayretidir. Kendisinden başka her şeyi kıskanır. Burdaki gayretin karşılığı sufilikte kıskanmaktır. Hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki ‘Allah kıskançtır. Ben de sizin en kıskancınızımdır.’ Allah kıskançtır, kıskanç olanları sever. Burdaki kıskançlık yalnız avamın kıskançlığı değil. Avamın kıskançlığı nedir? O insanı Allah muhafaza versin, geçimsizliğe götürür. Evet, insan eşini kıskanır veya sevdiğini kıskanır, çocuğunu kıskanır, onu korur, kollar, muhafaza eder. Bakın onu korur, kollar muhafaza eder. Onu tabiri caizse kanatlarının altına alır, onu himayesine alır. Allah’ın kıskançlığı da normalde bu manadadır. Kulunun harama gitmesini istemez, kulunun yanlış yerlere gitmesini istemez, kulunun kendi rızasının dışına çıkmasını istemez. Allah da bu manada nedir? Kıskançtır ama bunun başında da diyor ki ‘her şeyden gayri olan vasfı söze ve sese sığmayan Allah’. Burda Hz. Pir, Cenab-ı Hakk’ın tabiri caizse zati sıfatlarını koyuyor orta yere. Diyor ki o hiçbir şeye benzemez ve onun normalde vasfı yoktur. Söze gelmez vasfı. Yani vasfedilemez. Ya? Onu vasfetmek için sesler yetmez, kelimeler yetmez, cümleler yetmez. Nedir zati sıfatları Cenab-ı Hakkın kısaca, bakın bu zati sıfatları hiçbir zaman yarattıklarının üzerinde tecelli etmeyen sıfatlardır.

Cenab-ı Hakk’ın diğer sıfatları, sayısı sonsuz, bunlar yarattıklarının üzerinde tecelli eden sıfatlardır ama Cenab-ı Hakk’ın zati sıfatları, zati sıfatları, yaratılmış olan hiçbir şeyin üzerinde tecelli etmez. Bunun birincisi nedir?

Vücuttur yani var olmaktır. Allah vardır. Varlığı başkasından değildir, zatının gereğidir, var olmasının gereğidir ve varlığı Allah’ın zorunludur ve Allah’ın bu vücudunun zıddı yoktur. Yarattığı her şeyin zıddı vardır, Allah’ın kendisinin zıddı yoktu. Bu manada bir şey var ise sünni kelamcılar, akayitçiler, bir şey varsa muhakkak onun da bir vücudu vardır derler ama biz onu düşünebilir miyiz? Hayır çünkü normalde peygamber sallallahu ve sellem hazretleri, ‘Allah’ın yarattıkları hakkında düşünün ama zatı hakkında düşünmeyin’ deyip çizgiyi orada çizer. Yine Meryem suresinde: ‘Hiç ona denk ve adaş olacak başka birini biliyor musun? Hayır, yoktur’ der. Yine Şura’da: ‘Onun benzeri gibi hiçbir şey yoktur’ der. (Şura,11) O zaman Allah zat olarak, vücut olarak vardır ama bu kelama gelmez, bu dile gelmez ve bunu tarif etmek için kelam yoktur ve bunu düşünmemiz, bunu kendi kendimize tefekkür etmemiz de haramdır. Bu bize yasaklanmıştır ama bunu özellikle bu akşam bu derse koydum. Yani Cenab-ı Hakkın vücudunun olmadığını iddia eden bir kısım topluluklar çıktı veyahut da bu komple yaratılmış olan bu varlığı Allah’ın parçası, vücudu gibi görenler var, yani bu zat noktasında, bunu önlemeye çalışıyorum. Allah muhafaza eylesin.

İkinci zati sıfatı kıdemdir. Kıdem ezelidir. Başlangıcı olmamaktır Türkçesi. Allah’ın başlangıcı yoktur. Allah şurda başladı diyemeyiz. Allah zati sıfat olarak ezelidir, Cenab-ı Hakk’ın başlangıcı yoktur. Yani Allah’ın başlangıcı, yarattıklarıyla başlamaz. Allah ezeli olarak vardı. Biz milyon, milyar yıl veyahut da işte bugünkü rakamsal olarak matematikçilerin ulaştığı sıfır nokta kaç sıfır hocam? Kırk sekiz. 0,48 sıfır mı? 48 basamak. Evet. Ben onu çoğaltıyorum da! Bizim hoca da diyor nerden buldu bu matematiği diyor, değil mi? E öyle dedin ya o gün, dedin ki yok bu matematik literatüründe değil mi? Yok hocam, kitap okuma alışkanlığımız yok. Var mı o eserlerde, geçiyor mu öyle bir matematik? Karşılaşmadın daha, karşılaşacaksınız inşallah sonra, inşallah. Matematik güzel bir ilimdir. Evet ama bizimki tabi zahiri matematik değil. Zahiri matematik dört işlem bizim, iki kere iki dört yapar. Tabi. Dedem, anne dedem, anneme soruyordu: ‘Neriman’, ‘buyur baba’, ‘ dört kere dört kaç?’, ‘on altı baba’ Bizim Kuyucu Mehmet’in babası da onun adı da Mehmet. Duydun mu? Ona diyor Onum okur yazarlığı yok. O dört kere dört kaç olduğunu bilmiyor ama benim diyen müftüyü cebimden çıkarırım diyordu dayım. E ben onun yeğeniyim sonuç olarak. Evet, ikincisi ne? Kıdem, yani başlangıcı yok, bakın bunun matematik burda iflas ediyor. Bunun matematiksel bir karşılığı yok. Bunun fiziksel bir karşılığı yok. Bunun felsefik bir karşılığı yok, batı felsefesi açısından, batı felsefesi bunun karşısında batıyor. Bunun karşılığı yok. Yani bir Allah mevhumu var. Allah kendisini tanıtırken de diyor ki ‘ben ezeliyim’, yani benim başlangıcım yok.

Bunu tefekkür ettiğimizde, böyle çok bunu tefekkür etmeyin. Bunu da açık açık söyleyeyim. Yani bu böyle boğar insanı. Bu aklın alacağı bir şey değil çünkü, akıl mat oluyor burda. Bu ancak kalple yürünecek bir yol. Neymiş? Ezeli. O zaman zaman diyeceğiz, zamanı yaratan da Allah, zaman da zaten Allah’ın sıfatı. Öyle olunca hani herhangi bir zaman birimi konuşmak da mümkün değil. Buna ancak iman ederiz. En kolayı bu. Biz Cenab-ı Hakk’ın ezeli olduğuna, başlangıcının olmadığına iman ederiz.

Üçüncüsü ne? Beka. Yani varlığının sonu olmamak. Az önce varlığının başlangıcı yoktu. Ezeliydi. Şimdi ebedi, beka. Yani sonu yok. Allah’ın sonu yok. Sonsuz bir Allah var. Hem başlangıcı yok hem sonu yok. Başlangıcı ve sonu olmayan bir Allah var. Başlangıcı ve sonu olmayan Allah’ın biz zavallı kullarıyız, kendimizi ne kadar çok fazla önemsiyoruz. Yani bunu insan düşündüğünde başlangıcı ve sonu olmayan bir Allah’ın kulusun. Yarattığısın ya! Ama başlangıcı ve sonu olmayan bir Allah’la insanlar yarışıyorlar. Hangi hadlerineyse! insanlar ona isyan ediyorlar. Yani yoktunuz, sizi ben var ettim diyen Allah’la yarışıyor, onunla çatışıyor insanoğlu. Senin başlangıcın var. Senin başlangıcın var, sen yoktun, seni yoktan var etti. O var etti seni, bir başkası değil. Seni annen baban var etmedi. Annenden babandan sudur ettin sen. Seni var eden Allah ve bu Allah’ın ezeli ve ebedi, ezeli ve ebedi olması bir daha Allah için zorunluluk. Bir de işin bu tarafı var. Vücut zorunluluk. Yani onu Hanefiler çok güzel söylüyorlar. Çok hoşuma gidiyor. Yani diyorlar ki bir şey varsa vücudu mutlak vardır. Onlar buradan hareket ediyorlar ama diyorlar biz onun vücudunu bir şeye benzetemeyiz, burası çok cezbediyor beni. Yani vücudu reddetmiyor ama diyor onu diyor herhangi bir şeye benzetmek, onu ayeti kerimeden yola çıkarak söylüyorum, onu bir şeye benzetmek mümkün değil. O hiçbir şeye benzemez ve vücut bu noktada hak, ezeli olması hak, ebedi olması da hak. Hani bazen Türkiye Cumhuriyeti Devleti için beka problemi diyoruz. Ya bu ne demek? Türkiye Cumhuriyeti Devleti ebedi olacak demek, beka deyince. Aslında beyin gerisinde yani beka olan Allah, sonsuz olan o. O zaman sen bir devleti sonsuz yapabilir misin? Yeryüzünde sonsuz bir devlet mi var? Gördünüz mü? Nice devletler yıkılmış, yerine yeni devletler kurulmuş, nice hanlıklar padişahlıklar yıkılmış. Yıkılmaz denilen Nemrut’un padişahlığı yıkılmış. Yıkılmaz denilen firavunun padişahlığı yıkılmış. Neler yıkılmamış! Yıkılmaz denilen Kureyş devleti yıkılmış. E yıkılmaz denilen islam devleti yıkılmış. Yeni bir devlet kurmuşlar Şam’da, yıkılmaz demişler, onun yerine Abbasiler gelmiş. Yıkılmaz demişler, onun yerine bir sürü devlet çıkmış. Türkler çıkmış sahneye. Yıkılmaz demişler kendi devletlerini Orta Asya’da kendileri yıkmışlar defalarca, kendilerinin yıktıkları devleti yeniden kendileri

yapmışlar, yeniden kurmuşlar. Türklerin böyle bir şeyi var, hali var. Yani devlet yıkmak, devlet yapmak, onlara böyle yeni bir ev yapıp yıkmak gibi basit. Kaan ölmüş, oğlanlar birbirlerine düşmüşler, savaşmışlar, ayakta kalan bir daha devlet kurmuş. Sonra o ölmüş, onun oğulları bir daha savaşmışlar. Bir daha birbirlerini kırmışlar, ayakta kalan bir devlet daha kurmuş. Bilmem kaç tane devlet kurmuş Türkler. Neden? Kendileri yıkıyorlar. Dışardan birisi gelip de Türklerin devletini yıkamamış hiç. Osmanlı’yı da yıkamadılar. Osmanlı’yı da kendi içinden yıktılar. Bakın dışardan birisi yıkmadı Osmanlı’yı. Biz kendi elimizle yıktık, kendi elimizle biz bertaraf ettik Osmanlı’yı. Halifeliği de kendi elimizde bertaraf ettik, Osmanlı’yı da kendi elimizle bertaraf ettik. Evet, biz de böyle bir özellik var, evet.

Dördüncüsü, sonradan olan şeylere benzememek. Yani ‘muhalefetün lilhavadis’ deniliyor ya buna, bunun Türkçesi sonradan olan şeylere benzememek. Allah’ın haricinde her şey sonradan olmuştur. Allah’ın haricindeki her şey sonradan olmuştur ve Allah sonradan olanların hiçbirisine de benzemez. Bakın, sonradan olan hiçbirisine benzemez. Allah neye benzer? Allah kendine benzer. Kendisinin ne olduğunu bilmiyoruz.

Beşincisi, vahdaniyet yani Allah’ın zatında ve sıfatlarında ve fiillerinde tek olması, eşi ve benzerinin olmaması. Bakın; zatı, sıfatları, fiilleri, yaratması. Bu vahtaniyetini Cenab-ı Hak paylaşmaz hiçbir şeyle. Allah zatını paylaşmaz. Allah sıfatlarını paylaşmaz. Allah yaratmasını paylaşmaz. Her şeyde tektir. Fiillerinde tektir, sıfatlarında tektir, zatında tektir. Cenab-ı hak vahdaniyetini yani Allah’lığını hiçbir şeyle ve hiç kimseyle paylaşmaz. Allah o Allah’tır ki ne zatını ne sıfatını ne yaratmasını ne de fiillerinin işleyişini asla hiçbir şeyle paylaşmaz. Allah zatını, sıfatını, yaratmasını Cebrail’le paylaşmaz, meleklerle paylaşmaz, peygamberlerle paylaşmaz, velileriyle paylaşmaz, paylaşmaz! Yaratan Allah’tır. Senin üzerinden keramet sudur etse dahi onu yaratan Allah’tır, onu sen yapmazsın. Onu sen yapamazsın. Yaratma tamamıyla Allah’ın kendi zat-ı uluhiyetindedir. Kulların bu konuda yapabileceği hiçbir şey yoktur. Kullar sadece kulluk ederler, kulluklarının gereği ‘iyya kena’ büdu veiyyâ kenestain’ derler, ‘ancak sana ibadet eder ancak senden yardım dileriz’ derler, kulsa.

Altıncısı neymiş? ‘Kıyami binefsihi’, yani varlığı kendiliğinden olmak, var olmak, varlığının başka bir şeye muhtaç olmaması. Ne yazık ki bu ilimler önceden islam toplumunda okullarda verilen ilimlerdi. Bütün okullar bu ilimle ilimlenirlerdi. Normalde okuyan çocuklar veyahut da cami imamına dahi gitseler cami imamları bu ilimleri o çocuklara öğretirlerdi. islam dünyası ne yazık ki ilmi olarak kısır. Dinlerini öğrenemiyorlar, dinlerini de öğrenmeleri için sistem müsaade etmiyor. Global bir baskı rejimi var, siz dininizi

tam olarak öğrenemiyorsunuz. Öğretmek istemiyorlar çünkü Kuran’ı Kerim’i öğrenme, okumasını öğrenebilirsiniz, abdest almayı, namaz kılmayı öğrenebilirsiniz, oruç tutmayı öğrenebilirsiniz, oje orucu bozar mı bozmaz mı, saç boyasından gusül olur mu olmaz mı, dudak boyasından abdest bozulur mu bozulmaz mı, kot pantolonla namaz kılınır mı kılınmaz mı, kot pantolon dar giyince erkekler için abdesti bozulur mu bozulmaz mı, namazda kulaklarının içine mi değecek kulak memesinin dışına mı baş parmaklarınız değecek, kadınların göğsünün neresinde duracak eller…Bunları öğrenebilirsiniz. Orucu yok işte hangi sakız bozar hangi sakız bozmaz, sakızın şeker oranı ne kadardı, içinde nasıl bir şeker vardı, kolonya abdesti bozar mı bozmaz mı, etil miydi, hangi kolonyaydı, hangi kolonyayı kullanırsanız abdestinizi bozmaz, hangi takunyayı giyerseniz ayaklarınızı cehennem ateşi yakmaz, hangi kefeni alırsanız kabre girdiğinizde kabirdeki ateş size bulaşmaz, bunları öğrenebilirsiniz, evet. Ciddi ciddi söylüyorum, kızılay haftasını, bilmem ne haftasını kürsülerden, cami vaazlarından öğrenebilirsiniz ama Allah’ın zati sıfatlarını, subuti sıfatlarını öğrenemezsiniz. Cenab-ı Hakk’ın hukukunu, Allah bize ne demiş, neyi emretmiş bunu öğrenemezsiniz. Bunu öğrenemezsiniz! ‘Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir’, bunu öğrenemezsiniz. ‘Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler münafıkların ta kendileridir’, bunu öğrenemezsiniz. ‘Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler fasıkların ta kendileridir’, bunu öğrenemezsiniz’ asla! Allah’ın hükmü nedir, nerde hükmü geçer, nerde hükmü geçer, bunu bilemezseniz. Hükmünün geçmediği yerler var mı, sorsam şimdi size desem ki Allah’ın hükmünün geçmediği yer var mı, yok diyeceksiniz, değil mi? Öyle diyeceksiniz değil mi? Böyle inanırsınız değil mi?

O zaman bu ülkede faizi serbest bırakan kim? Fuhuşu serbest bırakan kim? Kumarı serbest bırakan kim? Her türlü haramı serbest bırakan kim? Bak, sustunuz, hani Allah hükmediyordu her şeye? Sakın Allah’ı aciz noktasına koymayın. Bunları öğrenemezsiniz, bakın bunları öğrenemezsiniz. Namazın vaktine, namazın vaktine hassas olduğu kadar islam toplumu Allah’ın neye hükmettiğini bir bilse, namazın vaktini hassas olduğu kadar haramlara hassas olsa! Abdestte aman parmaklarının arasına nasıl su değsin, yüzüğünü ovala al çıkar! Hele bir gün birisini gördüm, sakallarını yırtacak altına su değsin diye! Omzuna vurdum, sakalların altına su değecek kadar hassasiyetini Allah’ın haramlarına karşı da kullanmanı isterim dedim, bizim dervişlerden. Kaldı!

Sen sakallarının altına su değdirecek kadar hassas davran, böyle suyu geçireceğim diye uğraş, eve git, hanımına iki tokat çek, edepsiz! Eve git hanımına küfret! Nerde kaldı sakalının altına su değdireceğim diye uğraşman!

Onda hassas olduğun kadar Resulullah sallallahu ve sellem hazretlerinin ahlakında hassas ol. Resulullah sallallahü ve sellem hazretlerinin sünnetinde hassas ol ama bunlar öğretilmez ve Cenab-ı Hak kendiliğinden vardır. Onun var olması için başka bir şeye ihtiyaç yoktur. ihlas suresi, ‘doğmamış, doğurmamıştır’ ve işte o Hazreti Pir de bu mevzuda diyor ki başlangıçta, beyitin başında, ‘vasfı söze ve sese sığmayan Allah gayretidir’ yani Allah’ın kıskanmasıdır ve onun kıskanması, onun kıskanması sese gelmez, heceye gelmez, kelimeye gelmez çünkü hiçbir şeye benzemez. Müslim’deki hadis: ‘Allah’tan daha kıskanç hiç kimse yoktur. Bundan dolayı kötülüklerin açığını da kapalısını da haram kılmıştır.’ Bakın Cenab-ı Hak kıskançlığını, haramların üzerinde tecelli ettiriyor. Diyor ki gizlisini de açığını da haram kıldı Cenab-ı Hak. Kullarını haramdan koruyor. Kullarının harama gitmesini istemiyor, kullarının haramla iştigal etmesini istemiyor çünkü kullarını seviyor. Kullarını sevdiği için kullarının harama gitmesini istemiyor. Yine başka bir hadisi şerif: ‘Allah kıskanır. Allah’ın kıskanması, haram kıldığı şeyi kulun işlememesi içindir.’ Yine Cenab-ı Hak bu kıskançlığını, peygamberlerin üzerinde ve aynı zamanda da velilerinin üzerinde de tecelli ettirir. Kıskanır ya ‘kim benim velime savaş açarsa bana savaş açmış gibidir’, bakın onu da kıskanıyor ve kendi velisine savaş açılmasını, kendisine savaş açılmak olarak algılıyor ve diyor ki benim velime savaş açan bana savaş açmış gibidir. O zaman kıskançlığını velilerin üzerinde de tecelli ettiriyor. Kıskançlığını müminlerin üzerinde de tecelli ettiriyor. Diyor ki Allah iman edenlerin velisidir.

Yani Allah iman edenleri korur, muhafaza eder. iman edenleri kendi emanına alır. iman edenleri, iman edenleri, burasını dikkatli dinleyelim. iman edenlerin, şu anda Müslümanların, ben bunu böyle konuşmak istemiyorum, çok hani sayıyı azaltmak istemiyorum ama Müslümanların büyük bir çoğunluğunun imani zaafiyeti var şu anda, imani zaafiyet geçiriyorlar. Yani haramı haram görmemek gibi helali haramlaştırmak gibi ibadetleri böyle yok saymak gibi…‘Ya bu zamanda namaz böyle olmaması lazım’, olur! Sen gel burda bir kürsü var, o kürsü ilahlık kürsüsü, otur, bu zamanda nasıl namaz olması gerekiyor tarif et bize! Var ya, televizyon televizyon dolaşıyorlar ya, bu zamanda böyle olmaması lazım! Bak, bu kürsü boş. Ne kürsüsü? ilahlık kürsüsü. Otur, ilâhlığını sergile orda! Nemrutlar bitmedi, firavunlar bitmedi, Utbeler bitmedi, Şeybeler bitmedi, Ebu Cehiller bitmedi… Bitmedi bunlar! Bunlar her dönem, her dönem muhakkak ki yaşayanları var, elçileri var. Nasıl peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin varisleri varsa firavunun da Nemrut’un da varisleri var. Nasıl veliler kendilerinden sonra bir halife bırakıp velilik müessesesi hiç bitmiyorsa, e bunların da bu firavunluk,

nemrutluk müesseseleri bitmiyor ve Cenab-ı Hak bu kıskanmış olduğu peygamberleri nasıl emanına aldıysa velilerini de emanına alır, onları da mahremiyet dairesine alır, o velileri de ne yapar? Korur, muhafaza eder. Allah bizi, cümlemizi onlardan eylesin.

“Ahh keşke gözyaşım deniz olsaydı da o güzel dilberimin yoluna sa-

Tabii o tüccar artık kendince ahu efgan ediyor. Tûtisi öldü ya, diyor ki keşke gözyaşım deniz olsaydı da o güzel dilberimin yoluna saçaydım. Ağlayabilmek, ağlamak büyük nimettir, gözyaşı dökmek büyük nimettir. Allah için ağlamak, gözyaşı dökmek Allah’ın lütfu, keremi, ihsanıdır. Cenab-ı Hakk’ın kendi emanından, kendi katından, lütfudur. Kendi katından lütfudur ağlamak, gözyaşı dökmek, günahların için Allah için gözyaşı dökmek büyük lütuftur, büyük ikramdır ve kalbin yumuşaklığının, kalbin merhametli oluşunun, kalbin Allah’a karşı muhabbette oluşunun göstergesidir gözyaşı dökmek. Kim Allah için gözyaşı dökerse o kurtuluşa ermiştir aslında. O kurtuluşa ererken Allah onu kendi emanına, kendi hidayetine, kendi lütfuna almıştır çünkü Allah istemedikçe Allah o kulunu sevmedikçe o gözyaşı dökemez. Ancak Allah’ın sevdiklerinin kalpleri yumuşak olur. Allah’ın sevdiklerinin kalbinde zikrullah olur. Allah’ın sevdiklerinin kalbinde tövbe olur. Allah’ın muhabbet besledikleri ancak Allah’ın yolunda olur. Sufi kardeşlere bu sohbetim. Ey sufi kardeşler! Üzerinizdeki hayırları, üzerinizdeki iyi amelleri, kendi nefsinizden bilmeyin. Bu sizi küstahlığa ve kibirliliğe götürür. Allah’ı zikir halakasına oturduysan o seni zikrettiğinden dolayı orda oturuyorsun. Eğer orda iki damla gözyaşı döktüysen o sana merhamet ettiğinin göstergesidir ve sen zikrullah halakasında duruyorsan Cenab-ı Hakk’ın sana lütfu ikramıdır, ihsanıdır. Allah’ın senin üzerindeki muhabbetinin tecelliyatıdır. Allah’ın senin üzerindeki sevgisidir. Sakın onu kendi nefsinden görme. Sakın kendini bu noktada iyilerden görme. Sakın kendi kendine, kendini kibir dünyasına atma. Sakın! Bu Allah’ın büyük lütfudur.

Bir kimse Allah için gözyaşı döküyorsa günahları için gözyaşı döküyorsa ve o kimse Allah için ağlayabiliyorsa o kimse Allah denildiğinde yüreği ürperiyorsa, titriyorsa ve Allah demeyi, Allah’ı zikretmeyi seviyorsa muhabbet besliyorsa namaz kılmak ona sevgili geliyorsa, ey bayan kardeşler, örtünmek size sevgili geliyorsa örtünmek size kutsal geliyorsa, erkek kardeşler sakal bırakmak size sevgili geliyorsa sünneti seniyyeyi işlemek kadın erkek size sevgili geliyorsa bir sünneti seniyyeyi işlemek için yüreğiniz kıpır kıpır atıyorsa Allah’ı zikredeceğiniz zaman tüyleriniz diken diken oluyorsa ve Allah’ı zikre oturduğunuzda Allah’tan gayri her şeyi, gözünüzün önünden atıp kalbinizden söküp çıkarıp sadece Allah’ı Allah’la zikrediyorsanız

vallahi Allah’ın arif kulusunuz. Allah size lütfetmiş, ikram etmiş, ihsan etmiş. Bu, sizin cüzzi iradenizin karşılığı değil. O, başlangıcı ve sonu olmayan Allah’ın, size çok büyük bir lütfu, ikramı, ihsanı. Bunu öyle görün ve gözyaşını kıymetlendirin. O kadar kıymetlendirin ki Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki: ‘ağlayamazsanız, ağlıyormuş gibi yapın, ağlayanlara benzeyin.’ Bakın bu ne demek? Ağlayamazsanız dahi ağlıyormuş gibi yapın. Ağlıyormuş gibi yapın ne demek? Onlara benzemek. Bakın kime benziyorsun alıyormuş gibi yaparak? Allah sevgisiyle, Allah muhabbetiyle, Allah zikriyle ağlayanlara benzemeye çalışıyorsun. Diyorsun ki ben Allah için ağlayanlardanım, ben Allah sevgisi için gözünden yaş akıtanlarla beraberim, ben onlara benzemek istiyorum, ben onlarla beraber olmak istiyorum. Hani hadisi kutsi var ya ‘bir kimse bir ameli işlemese dahi işleyenleri severse ben onlardanım derse Allah da onu işlemiş gibi sevap verir’ diyor ya, aynı şekil halamlarla alakalı. Sen haramları seversen, sen eşcinselleri seversen, eşcinsellik yapmana gerek yok, ‘sen kişi sevdiğiyledir’, sen de eşcinsellerle beraber hâlkolacaksın. Neyi seviyorsan o ameli işlemesen dahi onlarla beraber hâlkolacaksın.

işte ağlamak, Allah affetsin beni şatahat yapıyorsam, Allah’ın kendi katından kuluna özel bir damar açmasıdır. Allah’ın kendi katından onu tabiri caizse sulaması gibidir onu böyle kendi katından manevi rızıklandırması gibidir. Ağlayabiliyolsan ne mutlu sana. Ağlayabiliyorsan ne mutlu sana. O ashab, peygamber sallallahü ve sellem hazretleri sohbet ederken, o Kuran-ı Kerim okurken, oturur hıçkıra hıçkıra ağlarlardı. O yüzden hani bakın ne muhteşem hadisi şerif: ‘Allah korkusundan dolayı gözyaşı döken kişi sağılmış süt memeye dönmedikçe cehenneme girmez’, yani bir kimse Allah için gözyaşı döktü, sağılan süt memeye tekrar girer mi? Girmez değil mi, mümkünatı olmayan bir şey. Allah Resulü tarif ediyor, diyor ki bir kimse Allah için gözyaşı dökerse o cehenneme girmez. Allah bizi onlardan eylesin. Yine hadisi şerif: ‘Allah katında hiçbir şey iki damla ve iki izden daha sevimli değildir. Allah korkusuyla akıtılan gözyaşı damlası ve Allah yolunda dökülen kan damlası. iki iz ise Allah yolunda çarpışırken alınan yara izi ve Allah’ın emrettiği farzlardan birini yerine getirmekten kalan kulluk izi.’ Hani namaz kılıyor alnında iz kalıyor, namazda oturuyorsunuz, oturduğunuz zaman sol ayağınızın bilekliğinin orda nasır oluşuyor. Ehli zikrin iki ayağında da nasır oluşur. Bir bakın, eğer iki ayağınızda da nasır yok ise siz ne iyi namaz kılanlardansınız ne de iyi zikir yapanlardansınız. iki ayağınızın ikisinde de, o tam bileğinin üstünde nasır olacak, yoklayın bakalım nasırlarınızı. Evet, bakın bakalım bir, ben çıkarıp gösteremeyeyim şimdi,

böyle şatahat yapıyormuş gibi olacak. iki ayağında da ikisinde de nasır olacak. Nasır olması için oturma ha zikrullahta veya namazda! Evet! Demek ki kulluk izi lazım.

Ağlamanın çok çeşidi yalnız. Ona da bir dem vurayım. Bir ağlamak vardır, gözü ağlar insanın. Gözün ağlaması, tövbe edip Allah’a yönelenlere aittir. Hani ben böyle ilme’l yakîn, ayne’l yakîn, hakka’l yakîn derim ya, bunun gibi. Bir de kalbin ağlaması vardır, kendisini böyle Allah yoluna adayanların, müridlerin ağlamasıdır. Bir de özün ağlaması vardır. O artık marifet ehlinin ağlamasıdır. Allah hepimizi onlardan eylesin. 1715. beyitten devam edeceğiz Allah’tan bir şey gelmezse inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun, geceniz hayır olsun. El- Fatiha maassalavat. Selamunaleyküm

TASAVVUF VAKFI BURSA

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 5 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-8-3 • Tasavvuf Vakfı Yayınları