Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 755-756. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 755-756. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 3 • 1/46

Mesnevî-i Şerîf 755-756. Beyitler Şerhi Hakkında

755-756. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Onlar bu meşhur, yedi kat gökten başka diğer göklerde seyir ve hareket ederler. Birbirlerine bitişik ve birbirlerinden ayrı olmayan bu yıldızlar, Allah’ın nurlarının ışığında dururlar.”

Hani geçen derste, ‘bu yıldızların ardında yıldızlar vardır, onlar sönmezler, onlar bozulmazlar’ deyip zamanın mürşidi kamillerini, velilerini anlatmıştık. Aynı şey, aynı şey devam ediyor, aynı konu. ‘Onlar bu meşhur yedi kat gökten başka diğer göklerde seyir ve hareket ederler.’ Hazreti Pir böyle söyleyerekten aslında sekizyüzelli yıl önce Samanyolu’nun dışını anlatıyor bize. işin zahir tarafı. Güneş sisteminin dışında sistemler olduğunu, Samanyolu’nun dışında değişik samanyolları olduğunu anlatıyor bize. Onlar meşhur yedi kat gökten başka, yedi kat gökten başka, diğer göklerde seyir ve hareket ederler. Demek ki öyle yıldızlar var, öyle gezegenler var, bu yedi kat gök dediği, bu güneş sistemi. Bunun dışında, bunun dışında, diğer göklerde, gökte değil, Samanyolu’nun dışında bir saman yollarında ne yapıyorlar? Seyir ve hareket ediyorlar. Birbirlerine bitişikler, birbirlerine bitişik ve birbirlerinden ayrı olmayan bu yıldızlar. Şimdi bunlar hem böyle birbirlerinden ayrı değil, birbirlerine de bitişik, sistem olarak. Sistem olarak, bunlar böyle ne yapıyorlar? Orda devam ediyorlar ve bunlarda yanma olmuyor. Değişme olmuyor. Bunlarda bozulma olmuyor. Yani güneş sisteminde bozulma söz konusu olmuş olsa, güneş sistemi komple kıyameti yaşar. Çöker güneş sistemi. Güneş, kendi yörüngesinden milim kaymış olsa, komple güneş sistemi çöker. Güneşte ısı bilmem kaç derece. Bilmem kaçta

kaç eksilmiş olsa, dünya buzhaneye döner. Bildiniz buzhane olur. Ay, buz kesilir anında. Dünya buz kesilir anında. Anında, bakın anında. Dünyaya dışardan herhangi bir etki olmuş olsa, dünyanın bütün yörüngesi, bütün çalışma sistemi bozulur. Çünkü dünya tek başına bir şey değil, bağlantılı. Bağlantılı olan yıldızlar, bağlantılı oldukları noktaya göre hareket ederler ama öyle yıldızlar vardır ki onlar bağlantısı yoktur. Onlar başlı başına kutuptur.

Hz. Pir diyor ki o başlı başına kutup olanlar, Allah’ın nurundan alırlar. Zamanın kutupları, zamanın kutupları, direk Allah’ın nurundan alırlar, direk, Allah’ın nurundan. Bir kısım veliler vardır, o veliler bir velinin nurundan alır. Bir pirin nurundan alır. Bir sufi, şeyhinin nurundan alır. Şeyhinin nurundan alır. Sufinin hamı, sufinin bilmeyeni, yetişmemiş olanı, nerden aldığını bilmez ama sufi, direk şeyhinin nurundan alır, direk. Başındaki şeyhi kutupsa, o direkt Cenab-ı Hak’tan alır. Eğer başındaki şeyhi kutup değil ise, o bir kutuptan alır. Hani Hz. Pir yine başka bir beyitinde der ya, bir mumdan yanmaya bakma. Hangi mumdan yanmışsın, önemli değil der. Bir mum öbür mumdan yanar. O öbür mumdan yanar. Bunların arasında bir fark var mı der. Yoktur. istersen şeyhinden al, ister hazreti Peygamber sallallahüve sellem den al, istersen sen Cenab-ı Hak’tan al. Bu senin istidadınla alaka. Bu senin onu kaldırıp kaldırmamanla, buna yetişip yetişmemenle alakalı. Bu normalde işte ampul, kaç volt? iki yüz yirmi volt. iki yüz yirmi voltla yanan bir ampule sen bakabiliyor musun, atmışlık, yetmişlik, seksenlik, yüzlük bir ampule bakıyorsun. Gözün buna dayanıyor mu? Evet. Peki oraya beşyüzlük bir ampul koysak, sen ona çıplak gözle bakabilecek misin? Hayır. Ne olacak? Gözlerin kamaşacak, gidecek. Hiçbir şey görmeyeceksin sen. Bakın, hiçbir şey görmeyeceksin, hiçbir şey tanımlayamayacaksın. Bu onun gibi bir şey. Hiçbir şey tanımlayamaz o manevi olarak. Bazen sufiler böyle hal görürler, hal gördüklerinde mesela Hazreti Peygamber sallallahüve sellem hazretlerini gerçeğine yakın bir maneviyatta görürlerse, gözleri kamaşır, göremezler. Bu noktada mesela direkt nur olarak tecelli ederse hiç bakamazlar zaten. Bakın hiç bakamazlar.

Kafasını kaldırıp bakamaz bile. Ama kalben bilir mi o Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in nuru diye? Bilir. Kafasını kaldırıp bakamaz ama bakın tekrar söylüyorum, kafasını kaldırıp bakamaz. Gözünü kaldırıp bakamaz ona. Sebep? O daha henüz o hale gelmedi ve yine Hz Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin gerçek nur tecelliyatı ile bir Müslümanın kaldırması çok zordur, onun bakması yine zordur, o ayrı mesele. işte bunlar nedir? Bunlar bildiğimiz evliyaların üstünde olan kimselerdir. Evliyaların üstündedir bunlar. Evliya nedir? Dördüncü, beşinci makamdakiler evliyadır. Üçten sonra evliyadır, altıda veli olur o kimse. Nefis meratibi olarak altıncı

makamı geldiğinde o kimse veli olur. O yedinci makama geldiğinde Mürşidi Kamil olur. ‘Ey Muhammed de ki, ey mülkün sahibi Allah’ım! Mülkü dilediğine verir, dilediğinden de o mülkü alırsın. Dilediğini aziz, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz ki sen, her şeye kadirsin.’ Ali imran, ayet 26. Bir kimse böyle olduysa, onu hasislenme. Onu bu hale Allah getirmiştir. Dilediğine verir. Dilediğine hikmeti verir. Dilediğine veliliği verir. Dilediğini peygamber yapar. Yapmış. Sen neden o veli oldu, ben olmadım diye hasislenme. Neden o evliya oldu, ben olmadım diye hasislenme. Sen çalış gayret et. Yürü sen. O normalde eğer onu aziz ederse, bir kimseyi Allah aziz edecekse, bütün dünya insanları toplansa, onu zelil edemez hiç kimse. Allah bir kimseyi de zelil edecekse, bütün insanlar toplansa, onu aziz edemez. Hani yine bir ayeti kerime var ya, ‘Allah sana yardım edecekse diyor bütün insanlar onu engellemeye kalksa, onu engelleyemez.’ Allah sana yardım etmeyecekse, bütün insanlar sana yardım etmeye çalışsa, hiçbir kimsenin yardımı sana dokunmaz. Dokunmaz, edemezler. Yardımın, gerçeği, hakikati, sahibi Allah’tıt. ‘iyya kenabüdu ve iyya kenestain’ ancak sana ibadet eder ancak senden yardım dileriz. Cenab-ı Hak sebepler dairesinde insanların üzerinden yardım ettirir ama onun arkasında gerçekte Allah vardır. Biz bu noktada Allah’ı göreceğiz.

Hz. Enes naklediyor: ‘Yeryüzünde alimler, gökteki yıldızlar gibidir ki kara ve denizlerin karanlıklarında onlarla yollar aydınlanıp bulunur. Yıldızlar batınca, rehberlerin yolu şaşırmaları an meselesidir.’ Ahmet bin Hanbel’den nakletmiş. Demek ki yer yüzündeki alimler, yeryüzündeki veliler, yeryüzündeki kutuplar, yeryüzündeki Allah dostları, bunlar nedir? Gökteki yıldızlar gibidir. Bunlar, güneş karanlığa gömüldüğünde, çekildiğinde, dünya karanlığa gömüldüğünde nasıl ki yıldızlar karanlıkta kalan bir kimseye yol gösterici hükmünde ise, alimler Şeyhler, bunlar da Ümmeti Muhammed’e yol gösterici yıldız hükmündedir. Onlarla yollar aydınlanır, onlarla insanlar yönlerini bulur. Yönsüz, yolsuz insan, bir yeri bulamaz ama islam toplumunu dejenere etmek için islam toplumunu Kur’an ve sünnetten ayırmak için içerdeki batıcılarla, dışardaki gavurlar bir oldular. Bizim nezdimizde şeyhleri, alimleri, yol göstericileri, tukaka ilan edip onların hepsini de gözümüzden düşürdüler. Bir kısmını bu kimselerin kendileri de sebep oldu. Nasıl sebep oldu? Nefislerine uydular. insanlar, insanlardan şeyenlillah dediler. insanlardan istediler. Yaptıkları amellerinin karşılığını insanlardan para, pul, makam, mevki olarak istediler. Alimler bozuldu. Şeyhler de bozuldu. Şeyhler de dünyaya tamah ettiler. Şeyhler de etrafındaki insanların mallarına, mülklerine tamah ettiler. Onlar da bozuldular. Zaten dışardan bozmak istiyorlar, içerden bozmak istiyorlar, Bunlar da kendi kendilerini

bozdular. Hepsi de böyle tevafuken, bozuklukta birleştiler ve böylece toplumun nezdinde değer kaybettiler. Toplum nezdinde değersiz. Kimler? Alimler, şeyhler, hocalar, din adamları, toplum nezdinde itibarsızlaştırıldılar. Yol gösterici hükmünde olan kimseler ne yazık ki itibarsızlaştı. Farkında değil toplum. Böylece din, itibarını yitirdi. Siz hiçbir kimseye yavrum tıp okumana gerek yok, evde kitabı oku, doktor olursun diyeni duydunuz mu? Siz hiç evladım senin kalkıp da böyle işte eğitim fakültesinde okumana gerek yok. Al sen kitaplarını oku, öğretmen çıkarsın. Hiç duydunuz mu böyle bir laf? Sen hukuku evden çalışarakdan mı kazandın? Okula gitmedin mi? Gittin. Birisi demedi sana değil mi oku kitapları sen avukat olursun? Demedi. Hiç kimse demez bunu bakın.

Siz birisine gitseniz, ben kendi kendime bütün tıp kitaplarını okudum, doktor oldum kardeşim, gel bana tedavi ol, gel bana ameliyat olsa dese, kim burda ameliyat olur? Kimse olmaz. Kim tedavi olur? Kimse olmaz. Hatta klasik otla çöple tedavi edeceğiz diye uğraşanlara da yükleniyorlar. Siz gitmeyin, onlara yapmayın, etmeyin, oto çöpe gitmeyin… Ya, bu deccalilerin kurduğu bu hapları yutun boyna. Neden? Onlar bu işin ilminde değil. Ala!Ya tıp olunca ilmine gideceksin, okuyacaksın. iktisat olunca okuluna gideceksin, okuyacaksın, ne bileyim işte herhangi bir meslek sahibi olunca, gideceksin bir yerde okuyacaksın ya da gideceksin bir yerde çalışacaksın, çıraklık yapacaksın, öğreneceksin, bütün dünya ilimleri için bütün bilimler için bu geçerli. Bir tek islam dini için geçerli değil! Kitabını oku sen evde. Öğrenirsin evde, oku Kur’an’ını evde! Ha sen Kur’an alimi olursun! Elif’ten haberi yok benim gibi ‘be’den haberi yok, bir tane meal alacak arkadaş eve, dini öğrenecek. Ya buna alim lazım değil mi? Değil. En güzeli de şuydu, Ne o, işte aracı kullanmayın, bilmem kimsenin işte hiç kimseye şey yapmayın diye reklam var, bilmem kimin kitapları, bilmem kaç tane, yirmi beş bin lira. Gece saat üç. Kendi kendime dedim ya şu adamlara bakın, Kur’an yeter diyorlar dedim ben, bilmem kimin kitapları bilmem kaç tane yirmi beş lira. Lan Kur’an yeterse sen ne yapmaya yirmi beş tane kitap yazdın, yetmedinde mi yirmi beş tane kitap yazdın sen! Hem Kur’an yeter dedin, ee, sen neden kitap yazdın o zaman? Ne kitabı yazdın sen? Roman mı yazdın? Yok. Ne yazdın? Dini kitap. Kuranı öğrenme, Kurana tabii olma, gönderilmişti, indirilmişti…Oooo, birsürü ismi var. Sen ne yapmaya yazdın ya? Ne yapmaya yazdın sen? Aaa, yok, burdaki amaç ne? Aslında amaç şu, dini hiç kimse gerçek manada anlamasın. Gerçekten! Siz o derdi Kur’an mı zannediyorsunuz onların? Bana öyle gelene diyorum. Diyor doğru söylüyorsun. Faiz haram. Alan, veren hepsi de haram. Kur’an haram etmiş mi diyorum ben, etmiş. Bağırsana ya dedim ben faiz haram diye, bakıyor şimdi bana. Kur’an yasak etmemiş mi kardeş! Biz faiz haram derken helal mi diyoruz

dedim. Biz de Kur’an’a tabiyiz. Arkadaşlar, faiz haram, fuhuş haram, kumar haram, fal okları haram, domuz eti haram, kan haram, leş haram. Yemiz yiyecekler helal. Paketlenmiş yiyeceklerin hiçbirisi de temiz deyil. Kur’an diyor. Helal yetmiyor, size temiz ve helal yiyecekler size diyor emredildi ve bir de tehdit var. Eğer bundan saparsanız diyor yani siz temiz ve helal yiyeceklerden saparsanız, tehdit var. Evet, büyük tehdit var. Allah insanı koruyor. Dertleri bu değil.

Dertleri ne? itibar kaybettiriyorlar ve insanlar dini öğrenmesin. Dini tam manası ile anlamasın. Bakın islam dünyasına, buna Türkiye’de dahil. Buna Türkiye de dahil. Bütün dinini yaşamaya çalışan, yaşayan biraz mürekkep yalamış, biraz böyle bir şeyler söyleyen kimselerin hepsi de itibar kaybına uğratılır. Hepsi de. Hepsine de laf söylerler. islam dünyasında en rahat laf söylenecek insanlar alimlerdir, şeyhlerdir, sufilerdir. En rahat. En rahat! Neden? itibarsızlaştırırlar. islamla mücadele eden gavurlar, itibarsızlaştırır. Müslümanlarla uğraşan gavurlar, onları itibarsızlaştırır. Onların aleyhinde konuşur. Onların aleyhinde yazarlar. Televizyonda, basında, yayında, her yerde onların aleyhine konuşulur. Onların aleyhine konuşulur ve insanlar bilir bilmez ne yazık ki onlara düşman olur. Onların aleyhinde konuşmaya başlarlar. Hiç tanımalarına gerek yok. Bilmelerine gerek yok. Ben bir dükkana girdim. Selamünaleyküm, Aleykümselam. işte ooo, Mustafa abi hoş geldin filan. Böyle baktı. Mustafa hoca dedikleri senmisin dedi. Ben hoca değilim dedim. Böyle baktı bana, senin hakkında çok şeyler konuştum da dedi. Allah’a verirsin hesabını dedim. Hakkını helal et. Etmiyorum dedim. Böyle baktı şimdi bu. Dedim, beni tanıyor musun? Hayır dedi. Böyle hafif sakallı da var. Dedim ya sakallı Müslüman dahi tanımadığı bir kimsenin arkasından konuşuyorsa, vay bizim dinimize dedim. Vay bizim Müslümanlığımıza. Vay bizim dindarlığımıza! Neyse ya, hakkını helal et. Bak nasıl tepeden davranıyor bir de! Ya ben sana etmiyorum dedim. Sen daha hakkını helal et diyorsun bana dedim, bir de kibirlenerekten söylüyorsun dedim. Tepeden bakaraktan söylüyorsun dedim. Sen kimsin dedim ya?

Bu böyle baktı. Sen kendini ne zannediyorsun dedim ya. Ne zannediyorsun sen kendini dedim. Sen benim normal böyle dedim vasıfsız, kimliksiz, kişiliksiz kimselerle karıştırdın herhalde dedim. Mahşerde dedim böyle senin gırtlağından tutacağım, kaldıracağım böyle dedim havaya dedim. Mahşer dedim bana ait dedim. Senin dedim böyle gırtlağından tutacağım kaldıracağım, silkeleyeceğim böyle dedim. Diyeceğim ki dedim ben ya Rabbi ben bunlardan davacıyım. Bunlar çünkü benim namusuma, şerefime, haysiyetime, benim kızlarıma, damatlarıma, çocuklarıma, aileme, bunlar laf söyledi. Bunlar benim namusuma, şerefime, haysiyetime laf söyledi. Bunlar benim dinime, imanıma, yoluma, laf söyledi. Bunlardan davacıyım

diyeceğim dedim. Rengi gitti. Mahşerde dedim beni bekle. Zaten bekleyeceksiniz de dedim ama ben dedim büyük bir ihtişamla geleceğim oraya dedim. Benimle olan hesabımı dedim toplayacaklar böyle dedim. Sizin hesabınız bekliyor. Neden? Mustafa Özbağ gelecek diyecekler dedim. Böyle kaldı bu şimdi. Siz dedim dünyanın kralısınız şimdi, dünya size güzel dedim. Filanca kimse at, fişmanca kimse at, fişmanca kimse at, at arkasından dedim. Benim arkamdan söylediklerinin yüzde birini benim yüzüme söyleyebilir misin sen dedim ben.

Böyle baktı bana. Bak söyleyemiyorsun dedim. Sen delikanlı, yiğit adam değilsin ki dedim sana hakkımı helal edeyim. Mahşer benim dedim. Şimdi o kimse, o kimse tanımadığımız, bilmediğimiz Müslümanların arkasından konuşmayı neden biz kendimize distur ediniyoruz? itibarsızlaştırma yolu çünkü. Bu bütün islam dünyasında Osmanlı’dan sonra oldu, Osmanlıda başladı bu. Siz Mısır’da, Mısır’daki şeyhlerin ilaçla uyutulup kadınlarla fotoğraflarının çekilip gazetelerde basıldığını bilir misiniz? Evet. itibarsızlaştırma adına. Siz Suriye’deki şeyhlerin böyle olduğunu bilir misiniz? Böyle yapıldığını? Bunu bana söyleyen Suriye bir iki önceki diyanet işleri başkanı Ahmet Kehftari. Ve bütün islam dünyasında oynanan bir oyun. Bakın, önce şeyhleri itibarsızlaştırdılar, ardından mezhepleri itibarsızlaştırdılar. Bir mezhepsizlik ürettiler. Ardından hadisi şerifleri itibarsızlaştırdılar. Sahih midir de değil midir de, sahip değildir de…Atalım hadislerin hepsini. Ben otuz yıldır bağırıyorum ya, sıra Kuran’a gelecek, uyanın diye. Bundan otuz yıl önce ben kendim için konuştuğumu zannettiler. Birincisi birileri bunları bana dedi ki ya seni itibarsızlaştıracaklar diye sen böyle söylüyorsun dedi. Dedim ki Kur’an’ın üzerinde itibarsızlaştırma hareketi başladığında, beni hatırla dedim. Bunu çünkü cumhuriyetin ilk yıllarında mecliste bunu tartıştılar. Kur’an’ın içerisinden bazı ayetleri kaldıralım diye bunu beceremediler, yapamadılar.

Şimdi kim söylüyor bunu? Elin fransızı söylüyor. Ne diyor? Kur’an’ın içindeki belli ayetleri kaldıralım diyor. incil’deki ayetleri kaldıralım demiyor, incil, aynı cezalar incil’de de var, Kur’an’daki cezalar var ya, fazlasıyla incil’de var. Neden, biliyorsunuz, fazlasıyla Tevrat’ta var. Kim bunun tartışmasını yapıyor? Kimse yapmıyor ama ne diyorlar? Kur’an’da belirli ayetleri kaldıralım. Neyin tartışmasını yapıyorlar? Kur’an’a tarihsel mi bakacağız, evrensel mi bakacağız? Evrensel bakalım, tarihsel bakmayalım. O zaman, evrensel bakınca Kur’anın hukukla alakalı bu ayetlerini geçersiz kabul edelim. Bunu tartışıyorlar şimdi. Bakın, itibarsızlaştırma nereye geldi dayandı. Biz şimdi ilk önce alimleri, ardından şeyhleri, ardından mezheb, mezhepleri yani, ardından hadisleri itibarsızlaştırdılar. Şimdi sokakta onsekiz yaşındaki çocuk diyor hocam hadisler sahih mi? Oğlum sen kaç yaşındasın

dedim. Onyedi yaşındayım dedi. Sizin evinizde hiç hadis kitabı var mı dedim. Yok amca dedi. Oğlum hadis kitabı yok evinizde dedim. Sen hadislerin sahih olup olmadığını nerden tartışacaksın? Tartışamazsın. Ondan söylüyorlar. Herkes din alimi. Adam ordan bir meal okuyor, Kur’an-ı Kerim’de böyle ayet var. Kardeşim o ayet nerde indirildi, niçin indirildi, hangi olayın neticesinde oldu, esbabı nüzulünü biliyor musun? Hayır. Ya, esbabı nüzülüne bakmadan o ayete nasıl mana vereceksin sen? Kur’an, kendi kendini temsil eder hocam, ben başka ayetlere baktım, onu tefsir ettim.

Ya kardeşim, Kur’an muhakkak kendi kendini de tefsir eder ama esbab ı nüzülüne bak. Sebebine bak. O ayetin sebebi ne? Ona göre Hazreti Peygamber sallallahüve sellem hazretleri, o ayetin hükmünü nasıl vermiş, ona bak. Yok bakmayacak. O mealden okudu bitti. Allah bizi muhafaza eylesin. işte böyle alimler, alimler, şimdi ta başa geldim, alimler insanların karanlıkta kaldıkları zaman yol göstericileridir. Asıl alim odur. Vak’aya içtihat eder. O esnada o kimse ne yapacağını, ne edeceğini, ne tarafa gideceğini bilemez. O esnada yaşayan bir veliye, yaşayan bir alime, fıkıhla alakalıysa, o kimseye danışır. O kimse ona yol gösterir. Işık hükmündedir. Işık hükmünde. Eğer onlar olmazlarsa o zaman zaten kıyamet kopar. Hani, en son Allah denilen de vefat ettikten sonra kıyameti bekleyiniz, hadisesi tecelli eder. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Ben yine Hz. Pir’ den bunu şerh ederekten bitireyim. ‘Ben de yaradılışta sizin gibi karanlıktım. Fakat vahiy güneşi bana böyle bir nur verdi. Güneşlere nisbetle biraz karanlığım fakat insanların karanlıklarına nisbetle nurluyum. (Dikkat edin.) Tahammül edebilsin diye nurum zayıf. Çünkü sen parlak güneşin eri değilsin. Balla sirkeden meydana gelen sirkencebun gibi ben de nurlu zulmetten meydana geldim ve bu suretle kalp hastalığına yol buldum, faydalı oldum. Hasta adam hastalıktan kurtulunca sirkeyi bırak, bal yeyiver. Gözü tahammül edemediği için çipile, yıldız ışık verir. O da bu suretle yol bulur. Peygamber sallallahüve sellem in Zeyd’e bunun sırrını faş etme, gözet demesi, peygamber sahabem yıldızlar gibi yola gidenlere ışık, şeytanlara taştır dedi. Herkes uzaktan görebilseydi gökyüzündeki güneşle nurlanırdı ve ey aşağılık kişi! Güneşin nuruna delalet etmek üzere yıldıza ne lüzum kalırdı. Ay, buluta toprağa ve gölgeye der ki ben de sizin gibi insanım ancak bana vahiy geliyor. Allah bizi hayırda buluşup, hayır da ileriye doğru koşanlardan eylesin. Selamünaleyküm.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı