MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 3 • 2/46
757-759. Beyitler Şerhi
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“Her kimin talihi o yıldızlardan olursa, o kimsenin zatı kâfirleri taş-
Hani bu sönmeyen, kaymayan, bozulmayan yıldızlardan bahsediyordu ya geçen hafta Hz.Pir, bunlarda bozulma yoktu, bunlarda sönme yoktu, bunlar da kayma kaybolma yoktu. Biz bunları kime bağladıydık? Bunları zamanın büyük velilerine, mürşid-i kamillere bağladıydık. işte Hz.Pir devam ediyor:
“Her kimin talihi o yıldızlardan olursa, o kimsenin zatı kafirleri taş-
Her kim bu yıldızlardan olursa yani büyük velilerden olursa, o büyük velilerin etrafında yanı başında olursa, o velilerle beraber olursa, bunlar ne yapıyormuş? Bunlar kâfirleri taşlayıp yakıyor. Çünkü başka bir hadis-i kutside, Allah dinini bunlarla ayakta tutar diyor. Allah dinini bu velilerle ayakta tutar. Katede naklediyor: ‘Bu yıldızlar üç maksatla yaratıldı.’ Bu mevcut yıldızlarla alakalı söylüyor. ‘Bir, Allah onları semaya, ziynet ve süs kıldı.’ Bu bildiğimiz yıldızların yaratılış maksatlarından birisi neymiş? Bu semaya süsmüş. ‘ikincisi, şeytanlara atılacak taş kıldı.’ Demek ki ne yapıyormuş bu semadaki yıldızlardan, şeytanlar taşlanıyormuş. ‘Üçüncüsü, geceleri istikamet tayin etmede işaretler kıldı. Kim yıldızlar hakkında bunların dışında bir tevil ileri sürerse, hissesine hataya düşer, nasibini kaybeder, manasız bir yükün altına girer ve hakkında bilgisi olmayan peygamberler ve meleklerin bile bilmekte aciz kaldıkları bir şeye burnunu sokmuş olur. Allah’a yeminle söylüyorum. Allah hiç kimsenin ne hayatını, ne rızkını, ne ölümünü herhangi bir yıldızla irtibatlı kılmamıştır. Aksini iddia edenler Allah hakkında
yalan söyleyerek iftira ediyorlar.’ Rezin. Şimdi bu yıldızların ne görevi varmış? Üç. Birincisi neymiş? Bunlar gökte, semada birer süs, birer ziynetmiş. ikincisi ne? Yıldızda, bu yıldızlarla Cenabı Hak ne yapıyor? Şeytanları taşlıyor. Üçüncüsü neymiş? Geceleri istikametini kaybedenlere yol gösteriyor.
işte gökteki yıldızlar gibi yeryüzünde de insanların içerisinde yaşayan, Allah’ın velileri dostları vardır. Bu veliler, bu dostlar; bir yeryüzünün süsü ve güzellikleridir, eğer onlar yeryüzünde yürümemiş olsalar, yeryüzü ne yazık ki hiçbir nimet üretmez bahşetmez. Hadis-i şerifte dedi ki Hz Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ‘Yağmur bu zatlar yüzüsuyu hürmetine yağar, yine bu zatlar yüzüsuyu hürmetine topraktan nebadat biter. Bu zatlar yüzü suyu hürmetine Cenabı Hak hayatı devam ettirir. Bu zatlar yeryüzünden kaldırıldığında kıyamet kopar. En son Allah diyen nefesini verdikten sonra, kıyamet kopar.’der başka bir hadis-i şerifte. işte ‘nasıl gökteki yıldızlar insanlara gece karanlıkta kalıp yol yordam bilmeyen insanlara yol gösteriyorsa, bu yıldız hükmünde Allah’ın dostları, verileri, alimler, yolunu kaybetmiş olan insanlara manevi yol göstericileridir.’ Yolunu kaybetmiş, sapkınlığa düşmüş, çok özür dilerim küfre düşmüş, bataklığa düşmüş, yolunu kaybetmiş, izini kaybetmiş, istikametini kaybetmiş, ne tarafa gideceği belli değil, ne yapacağı belli değil, kararsız, her an için bataklığa düşebilir, bataklığa düşmüş insanlara ne yaparlar? Bunlar Allah’ın izniyle insanlara yol göstericidir. Sufiler insanların içerisinde yol göstericidir. Her türlü zorluğa, her türlü sıkıntıya, her türlü derde, hertürlü çileye, her türlü probleme göğüs gererekten insanların içerisinde, insanların karanlıktan aydınlığa ulaşması eyrilikten doğruluğa ulaşması yanlışlıktan, eksiklikten, tamlığa doğru yürümesinde onlar birer yol göstericidir. Onlar aynı zamanda da şeytanla her daim savaşan, Allah’ın askeri hükmündedirler. Onlar yeryüzünü şeytan ve şeytani düşünceler, duygular, hareketler, yeryüzünü işgal etmesin diye şeytanla ve kafir cinniler ile amansız bir savaşın içindedirler. Onlar her daim şeytanla ve kafir cinnilerle ve kâfirlerle savaş halindedir. Bir sufi, bir Allah’ın dostu, bir Allah’ın velisi, kâfirlerle savaş halindedir herdem. Herdem!
Öyle ‘bu gavurcuklar da bizim dostumuz’ mürşidi kamillerde yoktur. O böyle kendi kendine hümanizmin kendince büyülü bir dünyası varmış gibi ordaki hevaya hevese kaptıranlar, işte biz bütün herkesle dostuz. Kimle dost olacaksın? Sivil insanların üzerine olanca bombasını, kurşununu yağdıran gavurlarla mı dost olacaksın, kiminle dost olacaksın? Müslümanların her gün, her an kanını akıtanlarla mı dost olacaksın? Ramazan mübarek gün Müslümanları aç açık meydanda, şanını, şerefini kaybetmiş, namusuna haysiyetini kaybetmiş bir hale getiren gavurlarla mı dost olacaksın? Kiminle dost olacaksın? Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyen, Allah’ın indirdikleriyle
hareket etmeyen, Allah’ın vahyine tabi olmayıp şeytana heva ve hevesine tabii olanlarla mı dost olacaksın? Bir kimse ya mümindir, ya da değildir. Mümin ise onun dostu Allah, peygamber ve müminlerdir. Onun başka bir dostu yoktur. Bakın onun başka bir dostu yoktur mümin ise. O yüzden bu Allah dostları, Allah’ın velileri, Allah’ın mürşidi kamilleri ancak Allah’a peygambere ve iman edenlere dost olurlar ve iman edenlerin içerisinde yolunu şaşırmış, yolunu kaybetmiş, hasbel kader gözü kararmış, onlara yol gösterirler. işte o yüzden her dönemin, her zamanın velileri ve mürşidi kamilleri vardı. Her şehrin, her şehrin bir manevi kutbu vardır. Her mahallenin, her kazanın, her köyün bir manevi kutbu vardır. Her evin bir manevi kutbu vardır. Onlar evin içerisinde mesela Kur’an ve sünneti doğru olanı tebliğ eden bir kimse vardır evde. O der ki bu haram, bundan uzak durun. insanların nefislerine bu acı gelir. Her mahallede, her toplulukta, her şehirde bu tip insanlar vardır ama biz tanıyamamışızdır, görememişizdir, bulamamışızdır, bu ayrı meseledir ama vardır ve onlar insanların doğru yola ulaşması için gayret gösterirler. iyilik yolunda koştururlar. iyilik yolunda, hidayet yolunda koştururlar. Hidayet yolunda. Siz onları şeytanın yolunda göremezsiniz. Siz onları şeytanla kolkola göremezsiniz. Siz onları şeytanın direktiflerini dinlerken göremezsiniz. Böyle onlar Kur’an ve sünneti seniyeye sımsıkı yapışıp fisebilillah Allah yolunda cenk ederler. işte bunlar hem şeytanın düşmanıdırlar, şeytan da bunlara düşmandır hem bunlar yeryüzünün ziyneti, süsü hükmündedir. Allah’ın öyle kulları vardır ki onlar görüldüğünde Allah hatıra gelir. Onlar yeryüzünün bu noktada süsü hükmündedir, onlar yürüdüklerinde sanki bir peygamber yürüyormuş gibi olur. Sünneti seniyyesi ile ahlakıyla simasıyla, her şeyiyle peygamberin yolunda giderler. Allah bizi onlarla beraber eylesin.
“Onun hışmı, bazen galip gelen, bazen mağlup olan ve tesiri böylece değişerek yürüyen Mirrih’in hışmına benzemez. Galip nur, noksandan ve karanlıktan emindir.”
işte bu mürşidi kamiller, bu veliler, bu peygamberler tamamı Adem’den, Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’e gelinceye kadar ve bu peygamberlerin varisi hükmünde olan Allah’ın dostları veliler, evliyalar, bunlar hiçbir zaman kah o tarafa kah bu tarafa kah maluptu, kah galipti değildir. Bunlar Cenabı Hakk’ın Kur’an ve sünnetinden hiç sapmayan, bunlar Kur’an ve sünnetten ödün vermeyen, Kur’an ve sünneti yaşamaktan ve yaşatmaktan geri dönmeyen kimselerdir. Can verilecekse can verirler, mal verilecekse mal verirler, nefes verilecekse nefes verirler ama onlar kendi hayatlarını bu noktada Kur’an ve sünnetin dışında istihdam etmezler. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine Mekkeli müşrikler geldiler dediler ki ey Muhammed Sallallahu
Aleyhi ve sellem ‘e ne istiyorsan söyle, bu Mekke’de hangi kadını istiyorsan söyle, onu sana nikahlayalım. Evli ise boşaçacaklar yani. Hangi kadını istiyorsa dikkat edin. Söz konusu olan devletin başına geçmekse aha dediler, geç devletin başına, bizi idare et. Dikkat edin buraya, burası imanın kemal noktası. Bir mü’minin, bir Müslümanın olması gereken nokta. Üçüncüsü, dediler ki derdin hazine ise para ise aha dediler sana Mekke devletinin hazinelerinin anahtarı ve tarih boyunca Adem’den itibaren bozulma üç şeyden olmuştur: Bir kadın, iki para (menat), üç devleti yönetmek. Lat, Menat, Uzza. Lat, Menat, Uzza. Kur’anda geçer ya üç tane put ismi. Tarih boyunca Adem’den itibaren inananları bozan üç şeydir.
Bir, kadın derken evdeki eşleriniz değil, kadın derken nikahlı eşleriniz değil, burdaki kadından kasıt, zina etmek. Burdaki kadından kasıt, rüşvet olarak verilen kadınlar. Burdaki kadından kasıt, bir işini göstermek için peşkeş çekilen kadınlar. Burdaki kadından kasıt heva ve heves nefsaniyet, burdaki kadından kasıt aman şu ihalemiz şöyle olsun aman buramız böyle olsun, aman şu işe girsin, aman bu işten çıksın, aman şu bürokratik olarak biz şu noktaya gelelim. Ne lazım, kadın lazım. Verelim paşam padişahım demek. Tarih boyunca bozulmanın ana faktörleridir. ikincisi menat, para. Helal kazanca hiç kimsenin söyleyecek bir lafı yoktur. islam, Müslümanlık, mü’minlik, helal kazanca düşmanlık değildir. Bir Müslüman helal bir kazanca düşman olamaz. Alın teriyle kazanılmış bir para kadar helal ve hak olan bir para yoktur. Bir kimse alın teri ile kazanmış, çalışmış, ticaret yapmış, helalinden kazanmış, buna söyleyecek hiç kimsenin bir sözü yoktur. Burdaki paradan kasıt, haram kazançtır. Haram paradır. Rüşvetten, kayırmacılıktan, üçkağıtçılıktan, beşkağıtçılıktan, çabuk köşeyi dönmekten, onu bunu kayırmaktan, ona buna peşkeş çekmekten kazanılan paradır. Tarih boyunca islam toplumlarını bozan, hatta islam’ın dışında bütün toplumları bozan en önemli nesnelerden birisidir. Bundan nefsini terbiye etmeyenler, bununla nefsini terbiye etmeyenler, devlet kademelerinde veyahut da sivil kademelerde nereye gelirlerse gelsinler, ne yazık ki harama bulaşırlar. Bir ülkenin batışıdır haram para. Bir ülkenin batışıdır zina. Bir ülkenin batışıdır ne halde, nasıl, ne şekilde olursa olsun, idarenin başına geçme, zulümle, zalimlikle, hainlikle, darbeyle, bir ülkenin idaresinin başına geçme ve o gücü, o gücü kendi zalimliğini, kendi zulmünü, kendi iktidarını götürmek için kullanma. Uzza. Allah muhafaza eylesin.Bunlar tarih boyunca islam ümmetinin ve diğer ümmetlerin handikapı olmuştur.
Hangi devlet yönetimi, hangi iktidar, hangi sistem olursa olsun, eğer orda eğer o memlekette, eğer o sistemin içerisinde rüşvet alıp götürdü ise kayırmacılık alıp götürdü ise insanlar işlerini görebilmek için bürokrasiye,
üst kademedeki kimselere rüşvet vermek zorunda kalıyorlarsa ve insanlar arasında hukuk değil de, kayırmacılık galip ise ve o topluluklar bunlara dur demiyorsa, bunları suskun bir şekilde kabulleniyorlarsa, o topluluklar batmaya mahkumdur. Bir toplulukta kadınlar, herhangi bir işin olması için tabakların içerisinde erkeklere sunuluyorsa ve bir toplulukta kadınlar etlerini pazarlıyorlarsa ve o toplulukta kadınların etlerini pazarlamalarına hiç kimse ses çıkarmıyorsa ve kadınlar bu noktada insanların önünde peşkeş çekilecek bir nema haline geldiyse ve o toplulukta namus kavramı yok oluyorsa, zina serbesr olduysa ve herkes zinaya makul, malum, olabilir gözüyle bakıyorsa, o topluluk batmaya mahkumdur. Bunlar tarih boyunca toplulukları batıran en önemli meselelerdir.
işte Hazreti Peygamber’e sallallahü ve sellem hazretlerine dendi ki gel sen eğer kadın istiyorsan Mekkeli istediğin kadını al kendine. Para istiyorsan al Mekke devletinin hazinesini sana verelim. Yok, sen yönetmek istiyorsan, iktidar olmak istiyorsan, al Mekke devletinin iktidarını da sana verelim. Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin çağlar aşan cevabı, çağlar aşan ve bütün çağlara ışık tutan cevabı ve bütün her şeyi yerle yeksan eden ve her şeyi bir merkezde toplayan cevabı: ‘Bir elime ayı verseniz, bie elime de güneşi verseniz, ben la ilahe illallah demekten vazgeçmeyeceğim.’ Bir elime ayı, verseniz bir elime de güneşi verseniz! Biz aydan ahiret alemini kastetti diyelim, şeyden güneşten ahiret alemini kastetti diyelim, aydan da dünya alemini kastetti diyelim, ne ahiret için ne de dünya için ikisini de bana verseniz, ben la ilahe illallah demekten vazgeçmeyeceğim. işte bu peygamberlerin, bu velilerin, bu evliyaların haleti ruhiyeleri budur. Onları siz kadınla, onları siz parayla, onları siz makamla, davalarından vazgeçittiremezsiniz.Onlar bir gün dünyaya yönelik, ertesi gün ahirete yönelik, bir gün ona kanmış, birgün buna kanmış, bir gün o kandırmış, bir gün bu kandırmış bir noktada göremezsiniz. Onlar her daim Kur’an ve sünnetle dipdirilir.
Necm Suresi ayet 2,3,4: ‘Arkadaşınız Muhammed(s.a.v.) sapmadı, azmadı. O hevadan yani arzularına göre konuşmaz. Onun konuşması kendisine vahyedilenden başkası değildir.’ Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.) heva ve hevesinden hiç konuşmadı, hiç azmadı, hiç sapmadı. Sapmak fikridir, fikri plandadır azışlar. Azmak ise zahirdir, fiili plandadır azmak. O kimse azar fiili plandadır. Azgın ve sapkın. Azmak fiili planda, gidip zina etmek, gidip kumar oynamak, gidip haram işlemek, haramı helali hiç dikkat etmeden önüne gelene hiç önemli değil, hayatını devam ettirmek. Bu azmış insandır. Adam rüşvet yemiş, azmış. insan kayırıyor, azmış. Haram işliyor, azmış. Haramların içerisinde dolaşıyor, azmış. Sapkın, felsefi noktada. Hadisleri inkar etmiş, sapkın. Peygamber(s.a.v.) hazretleri de haşa günah işlemiş
olabilir, sapkın! Kadere iman yoktur, sapkın! Sapkın. Bu ayetlerin bazılarının değişmesi lazım, sapkın, sapkın! Kur’an ve sünnetin içerisinde hükmedilmiş bir şeyin üzerine hüküm koymaya çalışmak, sapkın! Sen kimsin kardeşim hüküm koyacaksın ya! Sen kendini ne zannettin iki kitap okumakla! Vahiyle mi yarışıyorsun! Sapkın!O heva ve hevesinden konuşmaz dedi, ayetle sabit. Hazret i Muhammed i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin komple hadislerini inkar edenler, sapkın, sapkın! ‘O sapmadı, o azmadı da, o heva ve hevesinden de konuşmadı. Ne konuştuysa vahiy.’
işte bu veliler vahye tabi olurlar, kimsenin heva hevesine değil. Bu evliyalar vahye tabi olurlar. Ahmet’in, Mehmet’in hevasına, hevesine değil. Bu peygamberler Allah’ın emrine tabidirler, hiç kimseye değil. O zaman bunlar bir gün kuvvetlenip birgün zayıflamazlar. Bir gün ışığını çok verip yarın az vermezler. Beş gün çok kuvvetli ışık verip, üç gün sönük olmazlar. O velilerin nuru her daim aydınlatır gece gündüz, yıl üçyüzaltmışbeş değil, ömür boyunca. Onlar bir gün fersiz, bir gün ferli, bir gün maneviyatlı, bir gün maneviyatsız değildir. Hani dervişler zannederler ki ham olan dervişler, ya üstat bizden feyzini kesti herhalde. Üstat feyzini kimseden kesmez. Sen heva ve hevesine kapılmışsındır. Sen kendi kendini perdelemişsindir. işi gücü yok üstat seninle mi uğraşacak. Bizim ipimizi kesti canım, sen kendi kendinin ipini kesersin. Sen kendi kendinin ipini kesersin. Bu ara herhalde ya maneviyatı düştü galiba efendinin! Ne? Bunlar geçmiş dönemden bize konuşulan laflar. Tecrübe. Oğlum sen ne diyorsun! Şeyh efendinin maneviyatı mı kesilirmiş? Ne bileyim abi ya, önceden rüyamda görüyordum da bu ara göremiyorum. Kendine bakmıyor.
Hani meşhur bir kıssa var ya dervişin birisi gelmiş, efendi hazretleri, öyle bir hal oluyor demiş. Çok özür dilerim ama ben sizi merkep suretinde görüyorum, demiş. Evladım demiş, yanında hiç çakı bıçağı yok mu? Var efendim demiş. Bir daha o öyle bir hal olduğunda benim kulağımı kes de getir demiş madem merkebe dönüyorum ben. Emredersiniz efendim demiş. Derviş’in kibirlisi böyle olur. Gitmiş, tabii gece gene aynı hal olunca, rabıta ediyor ya arkadaş, rabıtada la ilahe illallah, ne çekiyorsa çekmiş. Bir bakmış ki şeyhi gene merkep suretine döndü. Çıkarmış hançerini cart kulağını kesecek, yandım Allah, kulak elinde. Koşa koşa, kendi kulağı, efendim ben sizi merkep suretinde görüyorum dediydim. Kulağını kes dediniz, ben kendi kulağımı kestim. Evladım, sensin merkep suretinde manasında, ona bir cevap vermiş. Derviş’in safı, dervişin cahili, dervişin kibirlisi, üstadının feyzinin düştüğünü zanneder. Cahildir o. Oysa onlarda sönme olmaz. Onlarda değişme olmaz. Onların nurları, floresan lambası gibi yanar Allah’ın izniyle. Sen perdelenmişsindir. O yüzden Hz. Peygamber sallallahü ve sellem
hazretlerinin üzerinde de böyle hata yapmıştır, günah işlemiştir diyenlere cevap, Necm Suresi: ‘O, heva ve hevesinden hiç konuşmadı.’
Enfal, ayet 29: ‘Ey iman edenler! Allah’tan korkarak hareket eder ve takva dairesinde bulunursanız, Allah size hakkı batıldan ve doğruyu eğriden ayıracak bir kabiliyet, bir nur verir. Peygamber azmadı, sapmadı, heva hevesinden konuşmadı. iman edenler! Siz de Allah’tan korkaraktan takvaya ulaşırsanız, haramlardan uzak durur, farzları yerine getirir, sımsıkı Kur’an ve sünnete bağlı kalır, Allah’ı çokça zikrederseniz (bakın devam ediyor), Allah size hakkı batıldan ayıran, doğruyu eğriden ayıran bir nur verir size.’ Sen, Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışır, haramlardan uzak durur, tövbeyle, zikirle hayatına devam edersen, iyiliklerde bulunur, iyi insan olursan, sen şeytanla, hevahevesle mücadele edersen, sen yanlışta değil doğruda durursan, sen hakikate doğru yol alırsan, Cenabı Hak senin kalbine, senin kalbine bir nur verir. Feraset nuru dediğimiz nur bu. Senin kalbine bir nur verir. Sen bu nurla görürsün, bu nurla duyarsın. Benimle duyar, benimle işitir, benimle yürür, benimle konuşur, dedi. Hadis-i kutsi bu. Bu Cenabı Hakk’ın sana altıntepside bir lütfu artık. Sen öylesine sımsıkı Kur’an ve sünnete yapışmışsın, sen öylesine Allah’ın ipine tutunmuşsun, sen öylesine sünneti resulullahı yaşıyorsun. Artık senin Allah kalbine bir nur verdi. Bu nurla sen görmen gerekeni görürsün. Bu nurla sen, duyman gerekeni duyarsın. Bu nurla sen, konuşman gerekeni konuşursun. Cenab ı Hak, bu nurun üzerinden sana ye yeme, iç içme, git gitme, sev sevme, doğruya doğru seni ne yapar? Sevk eder. Artık sen o nurla nurlanırsın. Senin kalbinde o feraset nuru bir müddet sonra hakikat nuruna dönüşür.
Bir müddet sonra hakikat nuruna dönüşünce, artık sen hakikatin yeryüzünde yürüyen bir misali olursun. Senin döndüğün yere hakikat döner. Senin baktığın yere hakikat doğar. Senin tutunduğun yer, hakikat olur. Artık sen, hakikat üzerine yürürsün ki Allah senin üzerine nurunu tamamlamış olur. Arık sen hakikatin bir perdesi olursun. Hakikatin perdesi! Sana bakan, hakikati görür. Seni dinleyen, hakikati dinler. O zaman öyle bir kimseyi dinleyen kimse eğer kalbinde münafıklık var ise bir,eğer hüsnü zan beslerse, onun kalbindeki münafıklık giderilir, o mü’min olur ama onda hüsn ü zan yok ise onu münafıklığı artar, mühürlenir gider. O yüzden o hakikat nuru ile nurlanan Allah’ın velileri, dostları, yeryüzünde delildir. Ona bakanlar ya hidayete ulaşırlar, hidayet nurları artar ya da ona bakanlar küfrün en şedid noktasına giderler ki mühürlenirler. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kim bu noktada Kur’an ve sünnete sımsıkı yapıştı, haramlardan uzak durdu. Heva ve hevesinden uzak durdu. Onun kalbine bir feraset nuru tecelli etti. Allah bizi onlardan eylesin. Buhari: ‘Kulumun farz kıldığım şeylerle
bana yaklaşmasından iyisi yoktur. Kulum bana nafilelerle yaklaşmaya devam eder. Öyle olur ki artık onu severim. Onu sevdim mi işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli ve yürüdüğü ayağı olurum. Benden isterse kesin kes veririm. Bana bir sığınsın, onu muhakkak korurum.’ Allah bizi böyle kullardan olan, böyle kulların yanında olan kullarından eylesin. Böyle kullarla hemhal olan, o salihlerle beraber olanlardan eylesin inşallah. Önümüzdeki haftaya Allah izin verirse burdan devam edeceğiz. ‘Allah nurunun iki parmağı arasındadır’dan devam edeceğiz. Hakkınızı helal edin. Geceniz hayırlı olsun. Selamünaleyküm.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları