Soru-Cevap: Eşine İlgisiz Erkek — «Yorgunum, Belim Ağrıyor»
Soru: «Erkeğin evde eşine uzak durması, herhangi bir temasta bulunmaması; eşi yaklaşınca ‘of, çok yorgunum, çok sıcak, belim ağrıyor, kolum ağrıyor’ deyip sürekli söylenmesi hoş mu?»
Hoş bir şey değildir. Bu, o erkeğin bir bakıma kadınlaştığının işâretidir. Bugün böyle, eşine düşkün olmayan, kendisini eşinden uzak tutan erkekler var; bu hâl kadın için hoş bir şey değildir.
Bu, yediklerimizden de olur, etraftan da olur, değişik duygu ve düşüncelerden de olur. Bunun ayrıca tıbbî bir tarafı olabilir — erkek hastadır, rahatsızdır; bir iki defâ olur, mes’ele değil. Ama makul dâirede — ki bu konuda herkesin makuliyeti kendine göredir — erkek eşine cevap vermiyorsa, orada bir hâl vardır.
Hakkın İki Tarafı Vardır: Hadîsin Kadına Bakan Yüzü
Burada mühim bir denge var. Nasıl ki erkek eşini çağırdığında, kadın makul bir mâzereti yokken gelmezse — hadîs-i şerîfte bildirildiği üzere — sabaha kadar melekler ona lânet ederler; hüküm tek taraflı değildir.
Yâni bu mes’elede hak sâhibi yalnız erkek değildir. Kadının da eşi üzerinde hakkı vardır ve bu hak, dînimizde açıkça korunmuştur. Bir tarafın hakkını dile getirip diğer tarafınkini görmezden gelmek, meseleyi baştan yanlış kurmak olur.
Onun için bu bahsi konuşurken iki tarafı birden konuşuyoruz: Erkek eşinin hakkını gözetecek, kadın da eşinin hakkını gözetecektir.
Hz. Ömer’in Fetvâsı ve Hanefî Ölçüsü
Bu konuda Hazret-i Ömer Efendimiz’in bir fetvâsı vardır. Bir kadın gelir, eşinin kendisiyle yeterince ilgilenmediğinden şikâyet eder. «Ne kadar zamanda bir?» diye sorulur; «üç ayda bir» der. Hazret-i Ömer Efendimiz kadına «bu sana yeter» buyurur.
Hanefîler buradan hareketle bir ölçü koymuşlardır: Kişinin yaşına, konumuna ve durumuna göre üç ayda bir olması, o hakkın yerine getirilmiş sayılması için yeterlidir.
Burada gözden kaçırılmaması gereken şudur: Ölçü mutlak değil, kişinin yaşına, konumuna ve durumuna bağlı olarak konulmuştur. Yâni herkese aynı şekilde uygulanacak tek bir rakam değil, hâle göre değerlendirilecek bir çerçeve söz konusudur.
Muktedir Olmayan Erkek ve Kadının Boşanma Hakkı
Peki üç aydan da uzun aralıklarla oluyorsa? Eğer kişi yaşlanmışsa, ihtiyarlamışsa, hastalanmışsa — halk dilimizde denildiği gibi vakti geçmişse — ona söylenecek bir lâf yoktur. Belli bir yaşa gelmiştir, hastalanmıştır; bu bir kusur değildir.
Ama mes’ele orada bitmez. Diyelim kadın elli yaşındadır, dinçtir; altmış yaşındadır, sağlığı yerindedir. Erkek ise buna muktedir değildir. O zaman erkek eşine açıkça diyecektir: «Ben buna muktedir değilim; benden boşanabilirsin.»
Bu durumda kadının boşanma hakkı doğar. Burada kadının hakkı gasbedilmiyor — İslâm onu gasbetmiyor. Dînimiz bu hakkı tanımıştır; kimsenin onu ortadan kaldırmaya salâhiyeti yoktur.
Evlilik Problemlerinin Büyük Kısmı Buradan Çıkıyor
Bu tip mevzûları insanlar konuşmuyorlar. Oysa bu, erkeklerin içerisindeki büyük hastalıklardan birisidir; erkekler artık eşlerine eskisi gibi düşkün değiller.
Hâlbuki hem erkek hem kadın, evlilik dâiresi içinde birbirlerine karşı bu hakkı gözetecekler. Bunun bir de ma’nevî hayâta bakan tarafı vardır: Kişinin ibâdet hayâtı bundan etkilenir. Hem kadının hem erkeğin ma’nevî hayâtını etkiler, evliliğini etkiler.
Ben yıllardan beri dinlerim: Eşler arasındaki problemlerin büyük bir çoğunluğu — yüzde elli-altmışı — bu mes’eleyle alâkalıdır. Ya erkek eşinden aradığını bulamıyordur, ya kadın eşinden aradığını bulamıyordur.
Konuşulmayan Mesele Başka Yerden Patlak Verir
Bu meseleyi normalde birbirleriyle konuşamazlar. Konuşsalar da halledemezler. O zaman ne olur? Başka bir yerden patlak verir.
Adam der ki: «Sen bu tuzluğu neden doldurmadın?» Kavga oradan patlar. Hâlbuki tuzluk boş olsa ne olacak, dolu olsa ne olacak? Asıl mesele başka bir şeydir.
İşte bu tip meseleleri konuşurken asıl meseleyi kimse konuşmaya cesâret edemez. Konuşamaz onu; edep, âdâb, terbiye deyip önüne koyarlar ve konuşmazlar. Doğru değildir. İslâm bu konuda konuşmuştur.
Bir Kitap Tavsiyesi: «İslâm’da Cinsel Hayat»
Ali Rıza Demircan Hoca’yı seversiniz ya da sevmezsiniz — o ayrı bir mes’eledir. Ama İslâm’da Cinsel Hayat adlı eseri ilk çıktığında bir cilt hâlindeydi ve büyük bir cesâretle yazılmış bir eserdir.
Şunu açık ve net söyleyeyim: Aslında hoca kendinden bir şey yazmış değildir. Hadîsleri toplamıştır, başka bir şey değil. O hadîsler zâten Kütüb-i Sitte’nin içindedir, diğer hadîs kitaplarının içindedir. Yâni ortada olmayan bir şey uydurulmuş değildir; Ali Rıza Demircan Hoca dışarıdan bir şey getirmemiştir. Mevcut hadîs kitaplarından derlediklerini söylemiştir.
Bunu açıkça söylüyorum: Evli olan veyâ evlenecek olan kadın-erkek herkesin bu kitabı alıp okuması lâzımdır. «Biz evlendik, geçti bu iş» demeyin — evli olanlar da dâhil, alacaklar ve okuyacaklar.
Netîce olarak kadınlar da erkekler de evliliklerindeki bu tarafa dikkat edecekler; birbirlerinin isteklerine ve hâline dikkat edecekler.
Bahaneler ve Karşılıklı Dikkat
«Yok başım ağrıdı, yok yorgunum, yok belim ağrıdı, yok çok sıcak» — bu sözleri genelde kadınlardan duyarız. Onun için baştaki soruya «bunu söyleyen erkek biraz kadınlaşmış» dedim; çünkü bunlar genelde kadınların bahâneleridir.
Ama meselenin öbür yüzü de var: Erkek de bu bahânelere büsbütün kulak asmayacak. Nereye kadar baş ağrısı geçmeyecek? Nereye kadar yorgunluk geçmeyecek?
Bunlar evlilik içerisinde hoş olan şeyler değildir. İki taraf da birbirini anlayacak, birbirine karşı ölçülü ve dikkatli olacaktır.
Soru-Cevap: Dervişin İş Yerindeki Hanımlarla İş Hâricî Görüşmesi
Soru: «Erkek dervişin iş yerindeki kadınlarla iş hâricî görüşmesi, berâber yemeğe gitmesi uygun mu? Erkeğin sınırı nasıl olmalı?»
Sonuçta mecbûr kalındığında gidiliyor. Bunu bir yere kadar önleyebiliyorsunuz, bir yerden sonra önleyemiyorsunuz. Bâzılarının iş hayâtının gereği olarak bâzı şeyleri yapmak zorunda kaldıkları oluyor.
Meselâ bir şirkette çalışıyor; şirketin müdürü veyâ patronu «herkes akşam yemeğinde toplanacak» diyor. Herkes toplanmak zorunda kalıyor. Bu konuda değişik durumlar var.
Evet, çok uygun değildir — ama bâzen kaçamayacakları noktalar oluyor. Ölçü şudur: Mecbûriyet varsa o mecbûriyetin sınırında kalınacak, o sınır keyfî olarak genişletilmeyecektir.
Soru-Cevap: «Kocam Bize Zaman Ayırmıyor»
Soru: «Kocamın sürekli başkalarıyla program yapıp eve, çocuklara ve bana zaman ayırmamasından çok rahatsızım. Benim de ilgiye, konuşmaya ihtiyâcım oluyor. Bütün gün eve gelmesini bekliyorum, giyiniyorum; sarılıp öpmek, iltifât etmek çok mu zor? Yoruldum artık.»
Evet, çok zor değildir. Bu noktada erkekler — bilhassa dervîş erkekler — eşlerine ayırdıkları zamanı ve iltifâtı gözden geçirmeliler. Biraz evlerine zaman ayırmaları lâzımdır.
Kendi arkadaşlarıyla haftanın bir günü, iki günü buluşsun — buna bir diyeceğimiz yok. Ama dervişler için söylüyorum: En az üç gece derse gidiyorsunuz.
Nitekim sohbet esnâsında Çanakkale’deki kardeşimize sordum: «Kaç gece ders var?» Pazartesi gecesi ders var, geri kalan gecelerde de kurslar var. Yâni haftanın önemli bir kısmı zâten yolun hizmetine ayrılmış durumda. Üstüne bir de kendi husûsî programlarınızı koyarsanız, geriye eve ne kalıyor?
Öyleyse ölçü şu olsun: Bir gece, iki gece de eş ve çocuklarınıza ayırın.
Telâfî Kolaydır: Gece Bir Çay, Bir Muhabbet
Aslında bunu telâfî etmek basittir. Dersten eve kaçta geldin? On ikide geldin, birde geldin. Peki: On ikide, birde hanım da bir çay doldursun.
Otur, sohbet et. «Benim uykum geldi» dersen, tamam, o zaman yatalım. Yâni bunu telâfî etmek kolaydır. Mustafa Özbağ taktikleri bunlar: Gece ders bitti, bir-iki gibi geldin. Hadi meyve getir, hadi çerez getir, hadi çay getir; hadi muhabbet muhabbet. Tamam, bitti.
Zâten daha ikincisini içerken eşlerimizin büyük bir çoğunluğunun uykusu gelecektir. Yâni mesele uzun saatler değil, ilgiyi göstermektir. Zaman ayırın — problem değil.
Soru-Cevap: Peygamberlerin Uzun Ömürlerinin Hikmeti
Soru: «Hazret-i Âdem aleyhisselâm ile Peygamber Efendimiz arasında yaşamış birçok peygamberin yaşları yüzlerin üzerinde; bunun hikmeti nedir?»
Neden hikmet arıyorsunuz? Dokuz yüz yıl yaşayan var — ne güzel! «Neden yaşları hep böyle fazla?» diyorsunuz. İnsanları yola getirmek kolay mı?
İnsanoğlu enteresan bir varlıktır: Nefsine çabuk uyuyor, şeytana çabuk uyuyor. Öyle olunca Cenâb-ı Hak peygamber göndermiş — «dosdoğru yolda gidin» diye.
İnsanoğlu Cennette Bile İsyân Etti
Düşünün: İnsanoğlu cennette isyân çıkarmıştır. «Yaklaşmayın» denilen yere yaklaşılmıştır; ve bu, yalnız bir kişiyle kalmamış, eşine de sirâyet etmiştir. Sonuçta insanoğlu cennetten çıkarılmıştır.
Şimdi düşünebiliyor musunuz: Cenâb-ı Hak onca peygamber gönderiyor — insanlar düzelsinler, doğru yolu bulsunlar diye. Peygamberlerin hâricinde velîler, evliyâlar gönderiyor; sâlih kimseler gönderiyor, yine insanlar doğru yolu bulsunlar diye.
Yine de insan sapıtıyor. Yine Kur’ân ve sünnet çizgisinden uzaklaşıyor. Yine gıybet ediyor, yine dedikodu ediyor, yine iftirâ ediyor; yine nâmûslu insanların nâmûsuna dil uzatıyor. Kolay değil. İşte o uzun ömürlerin hikmetini burada aramak gerekir.
Soru-Cevap: Dersini Aksatanın Kalbi Mühürlenmiş midir?
Soru: «Dersini, namazını, tevhîdini çekemeyen birinin kalbi mühürlenmiş midir? Uğraşıyor ama hâlâ aksatıyorsa kalbi mühürlenmiş midir?»
Biz bilemeyiz kimin kalbi mühürlenmiş, kimin mühürlenmemiş. Bu, bize verilmiş bir bilgi değildir; bir kul hakkında böyle bir hükmü kesip atmak bize düşmez.
Ama şu ölçüyü koyalım: Bir kimse namazı kılmıyorsa kalbi mühürlenir. Namaz önemlidir; namazı olmayanın dîni olmaz. Uğraşıp da aksatan ile hiç kılmayan bir değildir — birincisi mücâdele hâlindedir, ikincisi ise temeli terk etmiştir.
Soru-Cevap: «Bana Halîfelik Veriyorsun» — Rüyâ mı, Hakîkat mi?
Bir kardeşimiz ismini de yazarak sormuş: «Bana halîfelik veriyorsun; hep gözüm açıkken bu işi anlamak istiyorum. Hayâl mi, gerçek mi bilmiyorum.»
İsmini burada okumayayım. Cevâbım şudur: Ben böyle bir şey verdiğimi hatırlamıyorum. Biz kolay kolay vermiyoruz.
Veren yerler var — gitmek isteyen gidebilir, onlar veriyorlar. Ama bu kapıda o iş öyle kolay değildir.
Soru-Cevap: «Her Ay Bir Elbise Alacaksın» Şartı
Soru: «Evlenme niyetinde olan bir hanımın, evleneceği erkeğe ‘evlendikten sonra bana her ay bir elbise alacaksın’ demesi ne kadar doğru?»
İsteyebilir; bunda bir beis yoktur. İsteyen ister — bunu evlenmeden önce kendince bir ön şart, bir evlilik şartı olarak koyabilir.
Ama şunu da unutmayalım: Erkek de ona pekâlâ şunu diyebilir: «Bunu almam için babana söyle, her ay benim hesâbıma on bin lira yatırsın.» Öyle ya — şart koymak karşılıklıdır.
Mantık Terazisi: On İki Ay, On İki Elbise
Şimdi buraya biraz da Gazâlî’den kalan mantığı koyalım. Bir hanım elbisesi ne kadardır? Cemaatimizden bu işin esnâfı olan kardeşimize sordum: Toptan alışta en az üç bin lira; normal bir dükkândan alınsa dört-beş-altı bin lira.
Şimdi hesap edelim: Her ay bir elbise alındı — on iki ayda on iki elbise oldu. İkinci sene yirmi dört elbise oldu. Bu size mantıklı geldi mi? Var mı mantıklı gelen? Var mı «böyle bir kızla evlenirim» diyen? Böyle cesâretli bir delikanlı aranıyor — ben de dâhil, yok.
Yâni mesele sâdece «istenebilir mi» değildir; istenenin makul olup olmadığıdır. Bir şart, taşınabilir olduğu ölçüde şarttır; taşınamayacak bir yük hâline geldiğinde o artık şart değil, evliliğin önündeki engeldir.
Soru-Cevap: «İsrâf Değil, Gerekliliktir» Diyen Haklı mıdır?
Soru: «’Sizin giyeceğiniz bir gömlek, bir pantolon; ama bizim elbiselerimizin olması lâzım. Bu isrâf değil, bir gerekliliktir’ diyen bir hanım haklı mıdır?»
Yavrum, bunları bana sorarsan evlenemezsin.
Ölçüyü koyalım: Hanefî’ye göre — kadın veyâ erkek fark etmez — üç tâne yazlık, üç tâne kışlık elbise bu işin farziyetini yerine getirmiş olur. Diyeceksiniz ki «Türkiye dört mevsim»; iyi, üçer taneden on iki tâne olsun. Hâlbuki o bile fazladır — «yazlık, kışlık» demişler, üçer tâne demişler. Hadi beşer tâne olsun.
Ama «yok, sizinki bir pantolon bir gömlek» denirse — bu işin sonu yoktur. Bu ölçü konulmadığında talep kendi kendini büyütür.
Erkekler de Aynı: Mavinin On Tonu
Bu hastalık yalnız bir tarafa âit değildir. Bir kimse çıkar, kendine yüz tâne, iki yüz tâne gömlek alır: Mâvinin on tonu, siyahın beş tonu, grinin on tonu — örnekliyorum. Ne olacak? Aldıkça alır; bunun sonu yoktur.
Hattâ almış olduğu rengi unutur, bir daha alır. Erkek milleti böyledir. Hoş, kadınlar da bu konuda erkekleri geçiyor. Allâh bizi affetsin.
Bir de soruda «haklı mıdır» deniyor. Şöyle bakalım: Evliliğe böyle bir listeyle giriliyorsa, orada evlenme niyetinden çok başka bir niyet var demektir.
Soru-Cevap: Mehirde Bir Kilogram Altın İstenirse
Soru: «Mehirde kadın bir kilogram altın veyâ daha fazlasını isterse, erkeğin durumu orta hâlliyse veyâ yoksa, fakirse — erkeğin bu durumda ne yapması lâzım?»
Hızla kaçacak oradan; arkasına bile bakmayacak. Çayı, kahveyi orada bırakacak.
Diyelim bir yere gittiler, orada çay içiyorlar; çay yarım kalsın. Diyecek ki: «Allâh’a emânet ol, işin gücün rast gelsin.» Yürüyecek, gidecek. Başka yapacak bir şey yoktur.
Çünkü mehir, evliliğin önüne konulmuş bir bedel değil, kadının hakkı olarak tâyin edilmiş bir ölçüdür. Tarafın gücünü aşan bir talep, o hakkı korumaz; evliliğin kendisini imkânsız kılar.
Soru-Cevap: Gruplarda Âyet ve Hadîs Paylaşımı
Soru: «Bâzen bir hadîs-i şerîf okuyorum ve kardeşlerimin de faydalanması için erkekler grubunda paylaşıyorum. ‘Üstâdın, pîr efendilerin ve Peygamberimiz’in sözlerini paylaşabilirsiniz’ dediğiniz için bunu esas alıyorum. Fakat bir abimiz ‘dergâhta bir tâne şeyh var, o paylaşıyor; paylaşacaksanız kendi gruplarınızda paylaşın, bu uygun değil’ diyor. Bu konudaki tensipleriniz nedir?»
Erkeklerin erkek sayfasında, hanımların hanım sayfasında âyet, hadîs, imamların içtihâdı, eski sûfîlerin sözleri ve üstâdının sözlerini paylaşmakta bir beis yoktur.
Buna şerh düşen kimse üstâdını dinlememiş veyâ duymamıştır; çünkü biz bunun paylaşılabileceğini söyledik.
Ancak bunların dışında başka şeyler paylaşmak uygun değildir; onlara müsâade etmiyoruz. Onları paylaşmak isteyenler kendi sayfalarında paylaşsınlar — İstanbul grubu İstanbul grubunda, İzmit grubu İzmit grubunda paylaşsın. Haklarınızı helâl edin.
Kaynakça
▸ Hadîs-i Şerîf — Eşin dâvetine icâbet — Erkeğin dâvetine makul mâzeret olmaksızın icâbet edilmemesi hakkındaki rivâyet: Buhârî, Nikâh 85 (no. 5193); Müslim, Nikâh 120 (no. 1436). Sohbette hakkın karşılıklılığını göstermek için zikredilmiştir.
▸ Hz. Ömer radıyallâhu anh’ın Fetvâsı — Eşine ayrılan süreye dâir kadının şikâyeti üzerine verilen hüküm; Hanefî fıkhında «yaşa ve duruma göre üç ayda bir» ölçüsünün dayanağı olarak nakledilmiştir.
▸ Hanefî Fıkhı — Nafaka ve giyim ölçüsü — Kadın-erkek ayrımı olmaksızın üç yazlık ve üç kışlık elbisenin farziyeti yerine getirmiş sayılmasına dâir ölçü; sohbette isrâf sınırını belirlemek için zikredilmiştir.
▸ Ali Rıza Demircan, İslâm’da Cinsel Hayat — Sohbette bütün evli ve evlenecek olanlara tavsiye edilen eser. Müellifin kendinden bir şey eklemediği, Kütüb-i Sitte ve diğer hadîs kaynaklarındaki rivâyetleri derlediği belirtilmiştir.
▸ Kur’ân-ı Kerîm, Bakara 2/35-36 — Hz. Âdem ve eşinin cennette yaklaşmamaları bildirilen yere yaklaşmaları ve cennetten çıkarılmaları; «insanoğlu cennette bile isyân etti» bahsinin dayanağı.
▸ Kur’ân-ı Kerîm, Bakara 2/228 ve Nisâ 4/19 — Eşler arasındaki karşılıklı hak ve ma’rûf ölçüsü; «hakkın iki tarafı vardır» bahsinin Kur’ânî zemîni.
▸ Kur’ân-ı Kerîm, Nisâ 4/4 — Mehrin kadının hakkı olarak gönül hoşluğuyla verilmesi; mehirde ölçü bahsinin dayanağı.
▸ Kur’ân-ı Kerîm, A’râf 7/31 — «Yiyin için, isrâf etmeyin» — giyim ve harcamada ölçü bahsinin zemîni.
▸ Kur’ân-ı Kerîm, Ankebût 29/14 — Hz. Nûh aleyhisselâm’ın kavmi arasında kaldığı uzun süre; peygamberlerin uzun ömürleri bahsiyle ilgili âyet.
▸ Mustafa Özbağ Efendi, «721. Dergah Sohbeti | Evlilikte Karşılıklı Haklar, Mehir ve İsrâf» — mustafaozbag.com — 06.08.2026 târihli dergâh sohbetinin tam metni.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
Ek kaynaklar:
- Kur’an: Bakara 2/228; eşlerin birbiri üzerindeki karşılıklı hakları.
- Kur’an: Nisa 4/19; eşlere marufla, güzellikle muamele emri.
- Kur’an: Nisa 4/4; mehrin kadının hakkı oluşu.
- Kur’an: Rum 30/21; eşler arasındaki meveddet ve rahmet.
- Kur’an: A’raf 7/31; israfın yasaklanması.
- Buhari, Nikah bölümü; evlilik hukuku ve eşler arası muamele rivayetleri.
- Müslim, Nikah ve Rada bölümleri; aile hayatına dair rivayetler.
- Tirmizi, Rada ve Birr bölümleri; eşlere iyi davranmaya dair rivayetler.
- Gazali, İhya-u Ulumi’d-Din, Nikah Adabı kitabı; evlilik adabı ve ölçüleri.
- Nevevi, Riyazü’s-Salihin, aile hukuku ve güzel geçim bölümleri.
- İbn Abidin, Reddü’l-Muhtar; nafaka, giyim ve mehir bahisleri.
İlgili Sözlük Terimleri: Mehir, Nafaka, İsrâf, Dervîş, Halîfelik, Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Edep. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı