Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

713. Dergah Sohbeti | Allah’a Yönelenden Başkası Zikretmez — Mümin 13

48. Nasihat: Mümin 13 — "Allah'a yönelenden başkası zikretmez." Enfüs ve âfâkta Allah'ın delilleri, münib kavramı ve tefekkürün zikrullahla ilişkisi.


Açılış Duası

Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Aynızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Hakkı, hak gülüp hakkı yaşayan ve haykıran, batılı, batıl bilip batılı karşı cihat eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine tecavüz ediliyorsa, nerede Müslümanlara haksız ve hukuksuz davranılıyorsa, Cenab-ı Hak hepsinin de intikamını alsın. İsrail’i ve destekçilerini yerle yeksan eylesin. Davutsun, batırsın. Doğu Türkistan’a özgürlük nasip eylesin. Özgürlüklerini yitirmiş olan bütün Müslümanlara Cenab-ı Hak özgürlük nasip eylesin. 48. Nasihat, Mümin Suresi ayet 13. Euzu billahi mineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Ve ma yetezzekkeru illa meyynib Sadaqallahul azim Amin. Mümin Suresi ayet 13. Allah’a yönelenden başkası zikretmez. Evet yine köken olarak bir zikir geçen ama onu mealcilerin farklı bir şekilde meallendirdiği veya tefsircilerin farklı bir şekilde tefsir ettiği ayetlerden birisi. Tabi ayetin başlangıcında size ayetlerini gösteren. Cenab-ı Hak o zaman ayetleri insanlara gösteriyor ve normalde delillendiriyor. Allah kendi varlığıyla alakalı bütün insanlara delillerini apaçık sunuyor. O yüzden eski tefsirciler, selef alimleri, seleftan sonrakiler bunların hepsi de Allah’ın varlığıyla alakalı herhangi bir konuya girmemişler.


713. Nasihat — Dergah Sohbeti

Çünkü hani bir kimse Allah’ın varlığıyla alakalı inkar ediyorsa bu konuda varlığını kabul etmiyorsa onların akıllı olmadıklarına hükmetmişler. Yani o kimsede az bir şey akıllı olmuş olsa, az bir idrak olmuş olsa Allah’ın varlığıyla alakalı şüphe düşmez Allah’ın varlığını kabul eder. Bu hükme varmışlar ve Cenab-ı Hak’ta bütün insanlara sadece inananlara değil bütün insanlara ayetlerini gösteriyor. Ayetlerini açıklıyor ve yine Fusület ayet 53’te bunu böyle ilk dervişliğimin başlangıcında. Melami meşrepli olan Bayındır’daki melamiler bu ayet-i kerimeyi çok söylerler konuşurlardı. Ehl-i Sufi bu ayet-i kerimin üzerinde çok konuşur. Fusület ayet 53. Kur’an’ın hak olduğu onlar için apaçık ortaya çıkıncaya kadar biz onlara delillerimizi hem dış alemde hem de kendi iç alemlerinde göstereceğiz. Rabbinin her şeye şahit olması yetişmez mi? Yetmez mi? Şimdi Cenab-ı Hak o zaman hem dış alem dediğimiz varlık aleminde hem de bizim kendi iç alemimizde Cenab-ı Hak kendi ayetlerini gösteriyor. hem zahirde hem de batında Cenab-ı Hak kendi ayetlerini, delillerini insanlara gösteriyor. Dışarıdaki delili anladık. Gözümüzün gördüğü, kulağımızın duyduğu, elimizin tuttuğu, dilimizin tattığı, burnumuzun kokladığı varlıkla alakalı bu.

Ama eski dilde enfüste ve afakta Cenab-ı Hak kendisini gösteriyor enfüste ve afakta. Hatta biz onlara delillerimizi hem dış alemde hem de iç alemde onlara göstereceğiz. Yani hem içimizde hem de dışımızda. Bir de burada insanları ayırt etmiyor. Mü’mindi, münafıktı, kafirdi, mürtettir, hristiyandı, Yahudiydi ayırt etmiyor. Ve Cenab-ı Hak bütün insanlara hem iç alemde, enfüste ve afakta kendi varlığının delillerini insanlara gösteriyor. Böyle olunca bir kimsenin Allah’ın varlığını inkar etmesi mümkün değil. O zaman hem dış alemde hem de iç alemde Cenab-ı Hak kendi varlığıyla alakalı delilleri sunuyor. İkinci ayet-i kerime, gökten rızık indiren odur. normalde gökten yağmur yağdıran, kar yağdıran, dolu yağdıran, güneş ısıtan, güneşten belli bir enerjinin gelmesi, toprağın böyle bitkileri bitirmesi komple. Komple eski yine tefsirciler bunu böyle tefsir etmişler. Ve yine Nahl-i Sûresi 65’te, gökten su indirip onunla öldükten sonra yeryüzünde hayat veren Allah’tır. Şüphesiz ki bunda işiten bir millet için büyük ibret vardır. O zaman bütün Zariye Sûresinde de rızıklar semadadır der. Zariye Sûresinde de normalde rızıklar semadadır der.

Rızıklar semadadır. Ayet-i Kerimin önünde var da rızıklar semadadır der. O zaman bize asıl rızkı zahir olarak bize rızkı indiren de Allah. Ama bir de işin bâtini tarafı var. Rızık sadece zahir değil çünkü. Yani bir kimsenin hidayete ulaşması da rızıktır. Bir kimsenin Allah’a yaklaşması da manevi rızıktır. O yüzden senin kalbine gelen ilham da manevi rızıktır. Senin kalbine gelen hikmet manevi rızıktır. Hidayetin inmesi manevi rızıktır. Senin normalde seher vakti Allah’ı zikrederken tevhid çekerken senin kalbine inen veya zikrullah yaparken senin gözünün önüne serilen manevi haller veya halak-ı zikrullahda yaşadığın manevi haller de manevi rızıktır. Bunların hepsini biz evet manevi hal rüya filan bunlarla tarif ederiz. Ama bunların hepsi de nedir? Manevi rızıktır ve bu Cenab-ı Hak’tan sana gelir. Hadis-i şerifte de Hazreti Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kim bildiği ile amel ederse Allah ona bilmediğini öğretir der. İmam-ı Hanbel’den bu hadis-i şerif. kim bildiği ile amel ederse Allah ona bilmediğini öğretir. Bu da manevi rızıktır. Yani sen Allah’a yaslanır, Allah’a dayanır, onunla olan irtibatını kuvvetlendirirsen sen normalde bildiklerinle de amel edersen Allah senin kalbine bilmediğini sana öğretir.

Allah senin gözünün önüne bilmediğini getirir. Allah senin kulağına bilmediğini üfler. Kulağına üfler senin. O yüzden sen bildiklerinle amel edersen bilmediklerini Cenab-ı Hak sana öğretecek. Ayet-i kerimede kim Allah’tan hakkıyla korkarsa Allah ona bilmediklerini öğretir der. O zaman o kimse Allah’tan hakkıyla korkmak haramlara düşmemektir. O zaman o kimse o zaman ne yapacak? Cenab-ı Hak ona bilmediklerini öğretecek. Hud Suresi. Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın. Ve yeryüzünde gördüğünüz maddi manevi canlıların hepsinde rızkı Allah’a aittir. Bu noktada Cenab-ı Hak rızkı kendi üzerine vacip kılmıştır. Hem manevi rızkı vacip kılmıştır hem de maddi rızkı kendi üzerine Cenab-ı Hak vacip kılmıştır. O zaman manevi rızık olarak kim bana bir adım yaklaşırsa Allah ona on adım yaklaşır. Kim on adım yaklaşırsa Allah ona yüz adım yaklaşır. Kim ona yüz adım yaklaşırsa yüz adım yaklaşırsa Allah ona koşarak gelir. O zaman bu bir maddi manevi rızıkla alakalıdır. Bir kimsenin Allah’a yaklaşması onun maddi manevi rızkına kefildir. E şimdi Allah’ı muhafaza eylesin.

Kimisi de ne yapar? Onları Cenab-ı Hak der ya onlara bir kimse Allah’ın zikrini terk ederse Allah da yok ona bir geçim darlığı verir. O zaman bir kimse zikretmezse zikirden uzak durursa maddi manevi ona Cenab-ı Hak bir geçim darlığı verir. Onu rızıkla alakalı demiyor bakın geçim darlığı verir. O zaman o kimse Allah’tan uzaklaştıkça da bir geçim darlığı verecek. Allah’a yönelenden başkası da Allah’ı zikretmez. Burada Allah’a yönelmesidir. O yüzden normalde Cenab-ı Hak varlığıyla birliğiyle alakalı delillerini gösterdi. Cenab-ı Hak hem içsel alemde hem dışsal alemde ayet-i kerimeleri ve kendi bilinmeklerini insanların önüne attı. Ve aynı zamanda da insanların bütün rızıkla alakalı şüphelerini rızıkla alakalı endişelerini Cenab-ı Hak kendi üzerine aldı. Şimdi bir ayetlerini maddi manevi size açıkladı ve delillendirdi kendisinin var olduğunu. İki ve sizin insanların en fazla burada şüpheye düştüğü ayağının kaydığı yer rızıkla alakalı. Ve Cenab-ı Hak rızkını da dedi ki bana ait rızkınız. Rızkınız da bana ait. O zaman üçüncüsü, üçüncü ayet-i kerimin üçüncü maddesine Allah’a yönelenden başka bir kimse Allah’ı zikretmez.

O zaman burada kula düşecek olan şey Allah’ı zikretmesi, Allah’ı tanıması, Allah’ı bilmesi bu yolda yürümesi o kimsenin. Çünkü normalde Cenab-ı Hak üzerine hani kendi üzerinde ayetlerini sergiledi içsel ve dışsal ve rızkı kendi üzerine aldı. Senin yapacak olduğun Allah’ı zikretmek. Burada ayet-i kerimede Allah’a yönelme olarak münip sözü geçer ayet-i kerimede. Münip iman eden, ibadet eden, zikreden, istiğfar eden, tevbe ve dua ederek Allah’a yönelmek anlamında kullanılıyor. Münip birkaç tane daha biraz böyle araştırırsanız münip sözünün geçtiği 6-7 tane ayet-i kerime bulursunuz şeyde Kur’an-ı Kerim’de. Ama burada bir tanesini ben örnek olarak aldım. İbrahim Suresi ayet 75, şüphesiz ki İbrahim çok halim, selim, çok duygulu ve Allah’a yönelen bir kimseydi. oradaki münip Allah’a yönelmek. Yani Allah’a münip olan bir kimseydi. Burada Allah’a yönelmek. Ama bakın bunun öncekini çok halim ve selim. İbrahim Aleyhisselam’ın en önemli özelliklerinden birisi halim, selim bir şey olması ve duygulu bir kimse. Allah’ı seviyor. Allah’a karşı sonsuz bir duygusu var. Ve insanlara karşı çok halim ve selim.

Ve üçüncü, İbrahim Aleyhisselam’ın üçüncü özelliği münip. Allah’a iman eden, ibadet eden, Allah’a yakın olmaya çalışan, Allah’ı çokça zikreden bir kimse. Yani münitti dediğimizde o kimse Kur’an-ı Kerim’le söylediğimizde imanla, ihlasla, samimiyette, aşkla, muhabbetle Allah’a yaklaşan, Allah’a yakın olmaya çalışan. Enfal ayet 2. Müminler ancak o kimselerdir ki Allah zikredildiği zaman kalpleri ürperir. İşte bu normalde Allah’a münip olan, yaklaşmaya çalışanlar Allah’ı zikrederler. Enfal suresinde de Cenab-ı Hak diyor ki müminler o kimseler ki Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer. o münip olan, o müminler Allah’ı zikrederler. Münip olmayanlar, Allah’a yakın olmayanlar Allah’ı zikretmezler da münafıklar Allah’ı az zikrederler. Çünkü başka bir ayeti Kerime’de de münafıklar Allah’ı az zikrederler der. Sahabe sorar Hz. Peygambere sallallahu aleyhi ve sellem’e. biz nasıl çok zikreden oluruz? O da ayeti Kerime’yi söyler. Namazlardan hemen sonra, o iman edenler namazlarını kıldıktan hemen sonra ayaktayken, otururken, yanlarının üzerine yatarken Allah’ı çokça zikrederler. Bu ayeti Kerime’yi söyler ve Hz. Abbas’ın oğlu Abdullah der ki Bir kimse ayaktayken, otururken yanların üzerine yattığında bu Allah’ı çokça zikredenlerin sınıfına girer der.

Ve yine Ebu Derda’dan nakledilen hadis-i şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Size amellerinizin en hayırlısını, sizin derecenizi en çok arttıracak, melikiniz nezdinde en temiz, sizin için altın ve gümüş boyuştamanızdan daha hayırlı, sizin için düşmanlarınızla karşılaşıp onların boyunlarını vurmanızdan, onların da sizin boyunlarınızı vurmalarından daha hayırlı amellerinizi haber vereyim mi? Bu nedir ey Allah’ın Resulü dediler? Allah’ı zikretmektir buyurdu. Tirmizi’de, İbn-i Macide, İmam Hammel’de geçiyor. Ve o zaman Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri burada normalde altın ve gümüş boyuştamanızdan dediği zekat, sadaka. Ardından düşmanlarınızla karşılaşıp boyunlarını vurmanızdan dediği cihat. Yani çıktın savaş meydanına düşmanın boynunu vurdun. İkincisi, düşman senin boynunu vurdu, şehit oldun. Bakın ikincisi ne? Düşman sizin boynunuzu vurdu, şehit oldun. Bundan daha evla, daha kıymetli, daha faziletli amellerinizi söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah, Allah’ı zikirdir. Demek ki Allah’ı zikretmek, Allah’ı zikretmek. Zekat vermekten de, cihat etmekten de, cihat meydanında düşmanın boynunu vurmak veya senin boynunun vurması şehit olmandan da daha faziletlidir Allah’ı zikretmek.

O yüzden bütün ibadetler Allah’a yaklaşmakla alakalıdır. Namaz Allah’a yaklaşmakla alakalıdır, zekat Allah’a yaklaşmakla alakalıdır, oruç Allah’a yaklaşmakla alakalıdır. Ama normalde bu bütün cihat Allah’a yaklaşmakla alakalıdır. Hepsi de bakın, yapılan farz ibadetler veya nafile ibadetler bütün hepsi de Allah’a yaklaşmakla alakalı ibadetlerdir. Ama bunların en yükseği Allah’ın zikirdir. Allah’ın zikirdir. Allah’ın zikrederken zikrin en faziletlisi de La ilahe illallah’dır. Zikrin en faziletlisi. Ve bütün sahabe, bütün tabiin, teba’i tabiin, bütün arifi billah olan bütün zatların hepsinde ortak buluştukları nokta tevhiddir. La ilahe illallah’dır. Ve Cenab-ı Hakk’ın peygamberleri göndermesi, peygamberlerle beraber kitap ve hikmet göndermesi hepsi de yeryüzünde tevhidin hakim olması ile alakalıdır. Yani Allah’ın bilinmesi, Allah’ın tanınması, Allah’ın zikredilmesi ile alakalıdır. Ve bütün peygamberlerin çağırdığı nokta tevhiddir. La ilahe illallah’dır. Kurtuluş ondadır çünkü. O yüzden normalde aslında İslam’ın hakikati, İslam’ın özü durduğu nokta tevhiddir. İslam’ın özünü, özü tevhiddir. Bütün İslam çarkı tevhidin üzerinde döner. Tevhidsiz bir İslam çarkı düşünülemez. Zikirsiz bir Müslüman düşünülemez. Bakın düşünülemez. Bir Müslüman zikirsiz düşünülemez.

O yüzden münafıklık alamet-i hükmüne koymuş. O münafıklar var Ayet-i Kerime, Allah’ı az zikrederler. Münafıklık alamet-i Allah’ı az zikretmek. Çünkü İslam burada o tevhidin üzerinde döndüğü için, la ilahe illallah’ın üzerinde döndüğü içindir. Bütün ibadetler, bütün hayır hasenetler, bütün yapılacak olan işler tevhidin üzerine kuruludur. o tevhid içerisinde imanı alır, tevhid içerisinde ameli alır, tevhid içerisinde ahlak alır. Tevhid bütün ibadetleri içinde alır. Ve bütün ibadetlerin bütün Allah’a yaklaşma sebeplerinin, yollarının buluştuğu merkez tevhiddir. La ilahe illallah’dır. Ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri yeryüzü la ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum der. Bunlar bize unutturulan hadisler. Bakın Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri yeryüzü la ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum diyen peygamberdir. O zaman ümmet kendisine hedef olarak yeryüzü la ilahe illallah deyinceye kadar mücadele etmek, cihat etmek, tebliğ etmek bununla alakalı hedefe bunu koyup koşmakla mükelleftir. Hayatın merkezi budur. Dinin nasıl merkezi la ilahe illallah ise senin bir müminin de hayatı la ilahe illallah’dır. Ve yeryüzü la ilahe illallah deyinceye kadar mücadele etmekle memurdur Müslüman olan kimse.

O yüzden ben sufili kenara çekilip Allah’ı zikretmek olarak nitelendirmem. Yok hayır. Tüm sufi kardeşler kendi bulundukları alanda kendi bulundukları mahalle tevhide davet edecekler insanları. İslam’a davet edecekler. Allah’ın zikrine davet edecekler. Bakın tarikatınıza davet edin demiyorum. Şeyhinize davet edin demiyorum. Mehsebinize meşrebinize yolunuza davet edin demiyorum. Bütün insanları tevhide davet etmekle mükellefiz. Nasıl İslam tevhidin merkezinde tevhidin etrafında o çarkta yürümekse dönmek ise o çarkın içerisinde biz mümin olarak müslüman olarak tevhidi kendi merkezimize alıp o merkezin etrafında dönmekle mükellefiz. Zikirsiz bir hayat, zikirsiz bir gün, zikirsiz bir yatak, zikirsiz bir gündüz veya gece, zikirsiz bir yürüyüş o kimsenin hesabını veremeyecek. Veya da sonuçta hesap vereceği bir şeydir. O yüzden gününüz, ayınız, yılınız, ömrünüz o tevhid üzerine olup zikrullah ile geçmek zorundadır. O yüzden o zikrullah ister dil ile olsun, ister kalp ile olsun, ister sır ile olsun, ister ruh ile olsun. Bütün her şeyiyle sende tecelli etmesi gerekir. Hem fiiliyatta yani senin dışarı karşı olan fiiliyatlarında afakta hem de iç alemde, enfüste o tevhidin sende oturması lazım.

Yani sen hem dışsal dünyada hem de içsel dünyada o tevhidi ve o tevhid düşüncesini o tutturman lazım. dil ile zikretmen lazım bu muhakkak. Yani bunu küçümsediğimi zannetmeyin çünkü zikrullah dil ile başlar. Bırak küçümseyenler küçümsesin seni. Sen otur dil ile tevhid çek. Sen kendin de bunu küçümseme. Şeytan sana vesvese verir yıllardır sen zikrullah gidiyorsun hala da dil ile zikrediyorsun der. Bu şeytanın vesvesesidir. Vallahi de billahi de tillahi de dil ile Allah’ı zikretmekte cihattır. Bu konuda şeytanın vesvesesini kır. Yok hal göremedin, yok rüya göremedin, yok bunca yıldır dervissin bir eremedin. Bu normalde şeytan sana bu vesveseyi verir. Elhamdülillah ben hiçbir şeye eremedim de kendini hiçliğe at tevhide devam et. Bazen arkadaşlar böyle işte bir şey oluyor ben tevhide devam et diyorum. Çok özür dilerim bazen onu küçümsüyorlar. Musa aleyhisselamın kıssası gibi hani Musa aleyhisselam demiş ki nasıl ibadet edeyim, ne yapayım, nasıl zikredeyim. Tevhide devam et demiş. Demiş ya Rabbi bunu herkes yapıyor. Musa kendine özel bir istiyor.

Bakın Musa kendine özel bir şey istiyor. Özel bir esma istiyor. Bazen derviş kardeşler de şu var, bu var, şu var, bu var böyle anlatıyor. Ben tevhide devam et diyorum. Hani onu ben içsel dünyada o diyor ki ya bunu herkese söylüyorsun. Musa’laşma. Cenab-ı Hak Musa’ya dedi, peygamberine dedi. Kelimullah’ına dedi tevhide devam et deyince Musa dedi ki bunu herkes söylüyor, herkes yapıyor. Musa tevhidimi hafife mi alıyorsun? İkaz geldi anında. Tevhidimi hafife mi alıyorsun? Bütün varlığı dedi. Bir kefeye koysan, tevhidimi bir kefeye koysa tevhidimi ağır basardı dedi. Kardeş Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hastalığına birisi hastayım dedi. Ona dedi ki bal şerbeti iç. Geldi. Dedi ki geçmedi. Dedi ki o bal şerbeti iç bir daha. Üçüncüsünde bir daha geldi. Yine bal şerbeti iç deyince hani ben içiyorum deyince bu sefer onun midesine göbeğine elini uzattı. Dedi ki bu mu yalan söylüyor, ben mi yalan söylüyorum dedi. Ya bu yalancı ben yalancıyım dedi. Bu sefer sahabe tövbe etti.

Evet şifası geldi. Şimdi tevhide devam et deyince sakın ha bir başkası da olabilir. Sana şakadan da birisi öyle söylese Allah razı olsun kardeşim de. Bu uyarı Allah’tan de o tevhide devam et. Çünkü tevhid her şeye ağır basar. Allah’ı zikir her şeye ağır basar. En fazileti ibadettir. Rabbim o ibadeti bizleri edenlerden eylesin. Son kelam Anku bütayet 45. Ey Muhammed sana vah yolundan kitabı oku. bazen derler ya böyle itiraz edecekler namaz da zikirdir. Otur edepsizlik yapma cahil adam. Biz namazın zikir olduğunu bilmiyor muyuz? Ve hatta işte der ki namaz da zikir. İyi kardeş namaz da zikir kabul ettik. Bakın ayet-i kerime ne diyor? Küstahlık yapma. Kendi kendine bilgisilik taslama. Otur oturduğun yere. Sen Allah’ı zikretmek istemiyorsun. Sen Allah’ı zikretmek istemiyorsun. Münafıklık alameti var senin üzerinde. Zaten münafıklar Allah’ın zikrine karşı çıkar. Münafıklar Allah’ı az zikreder. Münafıklar hem zikir yapanı, zikredeni hem de zikrullah’a karşı hem zikre karşılardır hem de zikredene karşılardır. Onlar Müslümanız derler münafıktır onlar. Düşman olan kafirdir.

Ve bir kimse zikre ve zikredilene düşman olarak ölürse kafir olarak ölür. Bakın zikre ve zikreder, zikredeni. Bir zikir var bir de zikreden var. Zikreden neden düşman? Zikrettiği için düşman. Kafir olarak ölür. Yaklaşın böyle yanaş. Kımıldan kımıldan kımıldan kımıldan. Yaklaşın yaraçın yeni gelen kardeşlere. Şimdi Ankevut ayet 45’te Ey Muhammed sana vahiy olundan kitabı oku. Yani Kuran-ı Kerim’i oku. Buradaki okumak ne? Sadece okumak değil ya onu yaşamak. Evet oku dur devam ediyoruz. Çünkü ayet-i kerime de oku diyor. Burada okumayı da hafife alma. Hani çıkıyor bir kısım ilahiyat profesörleri namazda siz bu ayet-i kerimi okuyorsunuz. İşte ayet-i kerime faizden bahsediyor. Orada hacı amca ağlıyor. onun ağlaması Kur’an’dan ilahi bir kelam. Anlamadan ağlıyor. Ya bırak anlamadan ağlasın. Sen anladın da ne oldu? Sen anladın küfre düştün. Sen anladın da ne oldu? Anlayıp akılsızlardan oldun. Anladın da ne oldu? Münafıklardan oldun. Allah muhafaza eylesin. Alay etme. Bu Müslümanlar Kuran-ı Kerim ilmi vardı da öğretiliyordu da öğrenmediler mi? Daha düne kadar Kur’an kursları yasaktı bu ülkede.

Hatta çıktı siyasetçinin birisi dedi ki bu Kur’an kurslarını kapatacaksın, bu medreseleri kapatacaksın, bir tane bulldezar alacaksın hepsini de yıkacaksın dedi. Müslümanlar bir ses çıkarabildi mi ona? çıksaydı bir Müslüman siyasetçi yok da görmedik daha. Çıksaydı deseydi bu genelevlerini yıkacaksın bulldozerle. Bu meyhaneleri bulldozerle yıkacaksın, bu genelevilerini bulldozerle yıkacaksın. Desen ne olurdu acaba Türkiye? Birisi çıkıp dedi mi yıllardır Manukyan bu memleketin kadınlarını gitti pazarladı sattı, vergi rekortmeni oldu. Birisi kalkıp da bu Manukyan’ın kerhanelerini yıkacaksın, bir bulldozer bulacaksın hepsini yerle yeksan edeceksin dedi mi? Ne? İmam Nika’nın kim kıydıysa atacaksın içeri diyor. İyi bir tanesi de çıkıp diyor mu fuhuş yapanı kim fuhuş yaptırdıysa, fuhuşa ne açtıysa atacaksın içeri diye biliyor mu? Diyemiyor hiç kimse. Müslümanlar Şamaraoğlu’nun gibi o diyor ki bütün medreselerini yıkacaksın olmadı zaten 28 Şubat’ta ne yaptılar gittiler el koydular. Herkes sustu. 28 Şubat biz devam ediyor dediğimizde kızdı herkes bize. İstediği zaman el koyar gene. Evet değişmez bir Allah bizi affetsin. Ayet-i Kerime’ye dönüyoruz Ankebüt ayet 45.

Sana vah yolundan kitabı oku namazı dost doğru kıl. Şüphesiz ki namaz insanı fuhuş ve kötü şeylerden alıkoyar. Bakın Kuran-ı Kerim okumayı ayırdı namaz kılmayı da kılmayı da ayırdı. Ey benim cahil Müslüman kardeşim. Ey profesör unvanlı cahil Müslüman kardeşim. Profesör unvanlı cahil Müslüman kardeşim. Okuduğunu anlayamayan profesör ilahiyatçı kardeşim. Okuduğunu anlamaktan uzak olan, uzak olan, diyanetçi, ilahiyatçı profesör kardeşlerim. Okuduğunuzu anlamaktan mı istemiyorsunuz yoksa anlamıyor musunuz? Siz Allah’ı az zikrettiğinizden dolayı sizin kalbi aklınız zaten çalışmaz vaziyette. Allah’ı zikrettiğinizden dolayı aklınız da çalışmıyor normal aklınız da çalışmıyor. O da donmuş bu vaziyette çünkü akılsızsınız. Akıllı gibi görünseniz de. Ayeti Kerim’in sonunda diyor ki Allah’ı zikretmek elbette en büyük ibadettir. Alın bu ayeti kerimeyi böyle kendinize böyle bir muska yapın. Muska yapın. Bu cahil kısma söylüyorum. Asın boynunuza bunu. Bu ayeti kerimi boynuna assan bu boynuna astın o muska dair senin kurtuluşuna sebep olur. Öyle kalkıp da televizyonlarda orada burada bunu söyleyenler decyalizme hizmet eden, emperyalizme hizmet eden, tahta hizmet eden kimseler.

Başka bir şey değil. Bunlar direkt münafık insanlar. Allah’ın zikrine düşman olan savaş açan kimseler kafirden başka bir değildir. Başka hiçbir şey değildir. Zikredenleri horhakir görenler. Münafıktan başka bir değildir. Zikredenlerle alay edenler. İmansız bu dünyadan göçüp giderler. İmansız göçerler. Bu dünyadan imansız kur’anla alay edenler. Hani bir arada dedi bakara takara tukara diye birisi. İmansız göçer gider. Siz kur’anla alay edemezsiniz. Siz Hz. Muhammed Mustafa’yla sallallahu aleyhi ve sellemle ve onun sünnet seneyesiyle alay edemezsiniz. Onun hadisleriyle alakalı alay edemezsiniz. Dinin herhangi bir rütnünü yaşayan bir kimseyle alay edemezsiniz. Gidip orada taş atıyorlar şeytan taşlıyorlar. Sen o rükünle alay edemezsin. Bu senin münafıklığını gösteriyor. Ne buluyorsunuz beytullah’ı gidip tavaf etmekte? Tavaf etmekte taş. Sen bunu küçümseyemezsin. Hac ibadetini küçümseyemezsin. Beytullah’ı tavaf etmeyi küçümseyemezsin. Küçümsersen kafir olarak bu dünyadan göçüp gidersin. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Allah’ı zikretmek en büyük iştir. Allah’ı zikredenlerde mü’nip olan insanlardır. Yani Allah’a yakın olan insanlar Allah’ı zikreder. Allah’tan uzak olanlar Allah’ı zikretmez der. O Allah’tan uzaktır.

O kendince kendi haklılığını söyler durur ama. Yıllardır dinliyorum ben de onların hepsini de. Onlar kendilerince kimisi der ki Hz. Peygamber böyle zikretmedi. Öyle ya. Bir sürü hadis koyarsın önüne. Bu sefer der ki bu hadisler doğru mu? Bu hariden müslümden, tırmızıdan indirirsin aşağı. Onlara da inanmaz. Çünkü o inanmayacak. Rabbim bizleri inananlardan eylesin. Cenab-ı Hak bizleri her daim zikredenlerden eylesin. Ezmâin. Kur’an-ı Kerim ve al-i tefsir, ilm-i hal ve hadis kitabı olarak hangi kitapları okumamı tavsiye edersiniz? Bunları zaman zaman Telegram sayfasında paylaşıyorum. Ama tekrar mesela meâl okacaksınız. hangi meâl tavsiye edeyim ki ben size? Yani okuyun bir meâl de. Gidin işte elmalının meâlini okuyun. Örnekliyorum onu. Onu dahi çevirenler bazı yerlerinin kafalarına göre çevirerekten, değiştirerekten sadeleştiriyorlar. meâl gerçekten sıkıntılı bir durum. Ama okumayın diyemem. Yani böyle bir şey söylemem. elmalının meâlini okuyabilirsiniz sıkıntı yok. Tefsir olarak taberi tefsirini ben çok eski bir tefsirdir. Genel olarak taberi tefsirine bakıyorum. bir mesele, bir sohbet falan hazırlayacaksam ona bakıyorum genel olarak.

Ona bakabilirsiniz. Hadis kitabı da burada da normalde mali durumunuz uygunsa gidin Kütüb-i Siddî’yi alın İbrahim Cana’nın. Veyahut da Rudani’yi alın Cemülfeyvayit’i alın 16 için. Tirmizi’yi alabilirsiniz. Diyanetin bastırdığı Riyâ-i Sâlim var Üç Cilt Nevevi’nin. Hani mali durumunuz yetmezse onu alabilirsiniz gibi. Tergip var. Terhif ve tergif var. Yedi cilt. Normalde o tergif ve terhibi yazarı şafidir kendisi ama onda da böyle hadis olarak doyurucu bir kitap onu alabilirsiniz. Hadis kitap olarak. Başka ilmihal demiş. İlmihal olarak da eğer mümkünse hani Kuduri tek cilt var ona bakabilirsiniz. Bir de El-Hidaye var dört cilt. Ona bakabilirsiniz. Yani daha geniş istiyorum derseniz İbn-i Abidin’i alabilirsiniz. Fetavayı Hindi’ye alabilirsiniz. Serahsinin mepsutu var. Onu alabilirsiniz daha geniş. Biraz daha geniş. Bu kadar. Üç erkek çocuk annesiyim eşim. Eşim çocuklarımla beni çok aşağılayarak konuşuyor. Çocuk babanın çok zor olduğundan yakınıp, boşanıp, emekli olup başka yere gitmek istediğini söylüyor. Sonra da çok iyi bir şekilde derse gelip mülayim oluyor. Öyle oluyorlar genelde. Evet. Emekliliğini beklemesin. Şimdiden başansın, alsın çocuklarında gitsin o zaman.

Öyle buraya gelince herkes mülayim. Burada mülayim herkes. Allah bizi affetsin. Allah bizi affetsin. Bunlar burada oturan kimseyi derinden yaralayan meseleler. Şimdi bir mücadele veriyorsunuz. Ve yani şimdi diyeceksiniz herkesin sevabı günahı kendine. Evet eyvallah. Biz isteriz ki herkes iyi olsun. Şimdi biz arkadaşları kardeşleri böyle kendi kardeşimiz, canımız, evladımız gibi görüyoruz. Böyle olunca şöyle düşünün. İşte bir çocuğunuz var. Çocuğunuzun eksikliğini veya kusurunu gelip birisi sizin yüzünüze söylüyor. Örnek. E o anne baba nasıl üzülüyorsa, çöküyorsa e burada oturan da çöküyor. Bunun daha ağırları var. ben yıllardır bangır bangır bağırırım eşlerinizi dövmeyin, sövmeyin, hakaret etmeyin, sulmetmeyin. Normalde bazen öyle diyorum bunu rüyanızda görseniz ertesi gün şakülünüz kayar. E görüyorsun bunu. Görüyorsun. Uyanıyorsun veya uyanırsın. Görüyorsun. Uyanıyorsun veya uyanırsın. Dua ediyorsun, yalvarıyorsun, yakarıyorsun. Bazen böyle tekrar konuları burada konuşmaya artık ben bile utanıyorum. Neden? Ya bunu defalarca söylüyorum. Bunu defalarca anlatıyorum. Yapmayın diyorum. Yapmayın. Nasıl söyleyeyim yani bedduam edeyim, o vuran elin kurusun mu diyeyim. bir üstad konumundaki bir kimse böyle bir beddua eder mi?

Etmez. Ama canı yanıyor insanın. Canı yanıyor. Yani senin kız kardeşinin birisi kafasını gözünü kırsa ne yaparsın? Senin kızının birisi kafasını gözünü kırsa ne yaparsın? Cenab-ı Hak Ayet-i Kerime’de eşleriniz size Allah’tan bir emanettir demiş. Ne yaparsınız? Ne yaparsınız? Allah muhafaza eylesin. Gerçekten üzücü şeyler. Hatta daha ilerisine söyleyeyim zaman zaman bunları böyle gördüğümde yaşadığımda böyle bizatihi kendi kendime şunu dediğim zamanlar çok. Mustafa Özbah hani seni dinleyen yok, eden yok. Çekil kenara. yapacak bir yok. Yani sen demek ki dinlenilecek bir insan değilsin. Sözün de geçerli değil. Gerçekten bunu zaman zaman düşünmüyor değilim. Çekil kenara diyorum. Yani diyorum ki tamam. Ben diyorum ki tamam. Kenara çekilmek de sünnet-i seneye de var çünkü. bir kimsenin Darülharpte yani tebliği bırakıp bir köşeye çekilmesi de sünnet-i seneye de var. Ha benim yolum mu? Değil. Ben hiçbir zaman böyle bir en şedid zamanda dahi böyle bir şey düşünmedim. Ama bu tip şeyler insanı üzüyor. Beni üzüyor. Ben derinden etkileniyorum. Etkilenmiyorum desem yalan söylemiş olur.

Ve hatta böyle İslam’ın adabına, erkanına, ahlakına verdiğimiz mücadeleye uygun olmayan bir davranış. Bu ne olursa olsun. Bunları böyle dervişlerden görünce gerçekten üzülüyorum. ben onu böyle çabuk atlatabilen bir kimse değilim. Duygusal bir insanım ben. Dışım kaba gibi görünür ama ben fazla etkileniyorum. Bu sefer diyorum ki hatta kendi kendime işte bir yerde bir şeye şahit oluyorum. Bir daha diyorum düğün, dernekte, nişan, nikahtı gitmeyeyim diyorum. Üzülceğime gitmeyeyim diyorum. Veyahut da bir oluyor, görüyorum diyorum ki bundan sonra diyorum işte bundan uzak durayım. Veyahut da elinle birisini evlendiriyorsun, problem çıkıyor bir bakıyorsun adam dövmüş onu kadını. Diyorum ki bundan sonra kimsenin evliliğine karışmayın. Bundan sonra diyorum yapma Mustafa Özbağ’a, geri çekil diyorum. Sebep kardeş ya o kızı sana dövesin diye mi verdik? Ne diye verdik sana? Zulmedesin diye mi verdik? Ağzını burnunu kırasın diye mi verdik? Neden verdik? Bunlar üzücü şeyler Allah bizi affetsin. Veyahut da işte kadını aşağıladın. Ne geçti eline? Boşa. Sen o kadını aşağılayacağını boşa kardeş. Sen onu dövacağını boşa.

Yeminle söylüyorum boşa. Valla da billa da tilla da yediğimden yedireceğim içtimden içireceğim ya. Boşa. Boşa. Rezzet olan Allah. Ben onu duymayayım yeter. Allah muhafaza eylesin. Allah anıldığı zaman kalplerin ürpermesi nedir? Kalbin ürpermesinin fiziksel belirtileri nelerdir? Kalbin ama sevinç de huşu içerisine bürünmesi ama hayret noktasında debdebeyi yaşaması, hayret perdesinden hayret perdesine geçmesi. Rabbim Allah’ı öyle zikredenlerden eylesin.


Kaynakça

Tirmizi

Hakim

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, Kalb, Sünnet, Hayret, İstiğfâr, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı