Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

594. Dergâh Sohbeti — Tasavvuf Nedir, Adil Hükümdar ve Tebberrük Sünneti

594. Dergâh Sohbeti'nde tasavvufun tanımı, dua meselesi, süt anne hükmü, adil hükümdar kavramı, Makâsıdü'ş-Şerîa'daki beş temel emniyet, vücut temizliği, abdest suyu ile şifa hadisi, tebberrük geleneği ve Mesnevî'den fil yavrusu kıssası ele alınmaktadır.


1. Bölüm

Selamun aleyküm hem çaylarınızı için hem de soruları yetiştirmiş olalım yavaş yavaş başlayalım inşâAllah Allâh gecenizi hayırlı eylesin ayınızı yılınızı ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah Tasavvuf nedir? Tasavvuf’a girmek için ne yapmalıdır? Tasavvuf’a girenler ne yapmalıdır? Tasavvuf’la alakalı her dönemde her dönemin velileri, mürşitleri, o dönemin alimleri kellerince bir tarif yapmışlar. güzel ahlaktır demişler, ince ahlaktır, Allâh’ı sevmektir gibi tarif etmişler. Tabii onların kendi zamanlarında insanlar bir şekilde dini bir tamam yaşamaya gayret ediyorlarmış. Bu fakire tasavvuf nedir dediklerinde ben de iman edip farzlarla Allâh’a yaklaşma, farzları yerine getirme, nafilelerle Allâh’a yaklaşma ve Allâh’ı sevme olarak nitelendiriyor.

Çünkü bu son yüzyıldan itibaren böyle bir kısmı tasavvufu sadece ibadet etmek olarak algılamış, öyle lanse etmiş. Bir kısmı da ibadeti tamamiyetle kaldırmış, Allâh’ı bilmek, Allâh’ı sevmek olarak nitelendirmiş, ifrat ve tefrit noktasına düşmüşler. Oysa Hades-i Kutsi’de Allâh’ın en fazla hoşuna giden şey kulun farzları yerine getirmesidir, nafilelerle yaklaştıkça yaklaşır ve Allâh’ı sever. Burada normalde tasavvuf bir yol ise, ki yoldur, o zaman bunun ölçüsü bu nedir dediğimizde farzları yerine getirmek, nafilelerle yaklaşmak ve Allâh’ı sevmek olarak nitelendirebiliriz. Bunu böyle tasavvuf nedir’e cevap verince de normalde tasavvufa girenler ne yapmaladığını da cevabı çıkmış oluyor. O zaman normalde o kimsenin ne yapması gerektiği de ortaya çıkıyor.

O zaman tasavvuf yoluna giren bir kimseye eskiler sûfî olarak nitelendirmişler ya, o zaman o kimse tasavvuf yoluna girdiğinde bir farzları tamamiyetle yerine getirmeye gayret edecek. İki, nafilelerle Allâh’a yaklaşmaya gayret edecek. Üç, Allâh’ı sevecek. O zaman topluma karşı da görevleri var mıdır? Zaten insanlara Kur’ân’ın sünneti, güzel ahlakı, Allâh’ı sevmeyi, tebliğ etmek her Müslümanın üzerine farz. İnsanları kötülükten alıkoymak, onları kötülükten uzaklaştırmak farz. O zaman topluma karşı da görevleri çıkmış oluyor o meydana. Girmek için ne yapmalı? O zaman girmek için de sufiliğin üstadı yolun üstadı konumundaki Allâh dostlarından velilerden birisine intisap etmeli. İstihara yapmalı, istişara yapmalı, sormalı, soruşturmalı.

Bu konuda ehl-i sünnet vel cemaat noktasında duran Kur’ân ve sünnete sımsık yapışmış zahir olarak. Batın olarak da rüyada görecek. E o kimsenin de eğer bir de icazeti var ise mesele tamamlanmış oluyor. Böyle bir kimse bulursa gidecek, ona intisap edecek. Namazlardan sonra yaptığımız dualar nasıl olmalıdır? Sürekli aynı duayı yapmak doğru mudur? Yaptığımız tüm duaları nasıl dile getirmeliyiz? Dua bir açıdan farzdır. Bir açıdan vacip, bir açıdan sünnet, bir açıdan nafile bir ibadetdir. Bir açıdan zikirdir. O yüzden dua önemli bir ibadettir. Ama namazlardan sonra, ama zikirlerden sonra, ama namaz, zikir yapmasa dahi herhangi bir meselede dua etmek, Allâh’a yalvarmak, yakarmak o kimsenin kulluğunu hatırlamasıdır.


2. Bölüm

O yüzden normalde ya kalbine gelen bir şekilde dua eder bir kimse ya da bir sıkıntısı, bir mazuratı, bir problemi, bir derdi, bir çilesi vardır. Onun için dua eder ya da Allâh dua edenleri sever ya Allâh dua edenleri sevdiği için o kimse Cenâb-ı Hak’ın sevgisine mazhar olmak için dua eder. Gönül arzu eder ki bütün kardeşler Allâh’ın sevgisine mazhar olmak için dua etsinler. Namaz esnasında zikirde olsun gözlerimin önüne sürekli mezarlık ya da cenaze geliyor. Değişik suretler görünüyor. Anlayamadım. Olur, bu tip suretler görünür. Bunları anlamaya çalışmanın bir anlamı yok. Bir ibadet ediyorsunuz, ibadet ederken bir şey yapıyorsunuz. O yaptığınız şeye kendinizi odaklayın. Allâh’ı zikrediyorsunuz.

Zikrullah’a odaklayın. Bırakın gözünüzün önüne ne gelirse gelsin. Namaz kılıyorsunuz. Namazınızı kılın. Bırakın gözünüzün önüne ne gelirse gelsin. Bunlar sizi oyalar. Bir kimse istikametini odağını belirleyecek, o tarafa doğru koşacak. Yoksa namazda gördüğünüz o görüntülere doğru kendinizi yönlendirirseniz Allâh muhafaza eylesin. Nefsinize uymuş olursunuz. Bir yakınımız kanser hastası. Doktorun anne sütünün faydalı olabileceğini söylemiş. Sütümüzden vermemiz dediğine sakınca olur mu? Olmaz. normalde mezhepler arasında farklılık olmasına rağmen bir çocuk iki yaşına kadar veya iki buçuk yaşına kadar o süt anne hükmüne girer. Çocuk üç yaşına gelince süt anne hükmünden çıkar. süt anneliğin yaşı vardır.

Belli bir ayı vardır. Bazı mezhepler 16 ay, 17 ay falan diyenler var. O yüzden normalde biz hadi iki buçuk yıla en uzun süt emme zamanı en uzun iki buçuk yıldır. Hadi onu şimdi tam net mezhepler birisi şu demiş, birisi bunu demiş diyebilecek noktada değilim şu an. Ama normalde en fazla olsa iki buçuk yıldır. Ondan sonrası olan süt anne olmaz. Süt bağı kurulmaz. Mesela bir çocuk beş yaşına gelmiş olsa herhangi bir mesela kadını emse süt anne olmaz veya onun sütünü içse onun süt annesi olmaz. Mesleplerin arasındaki ay farkı var ama o öyle değil yani. Ya bir kimse anne sütünü veya herhangi bir kimsenin memesinden olan sütünü içmiş olmuş olsa bu şey olmaz. Ne o? Süt kardeş hükmüne girmez. Ebu Musa’dan rivayet edildiğine göre Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur.

Saçı sakalı ağırmış Müslümanlara Kur’ân’ın belirlediği sınırları açmayan ve ondan uzak kalmayan Kur’ân hafızlarını adil hükümdarlara saygı göstermek Allâh’a duyulan saygıdan ileri gelir. Nebevi Riyas Salih’in Ebu Davut. Saçı sakalı ağırmış Müslümanlar insanları incittiği halde yukarıdaki hadise göre saygı göstermek zorunda mıyız? Sûfî ahlakına göre evet. Biz normalde bir kimsenin saçı sakalı ağırdıysa, o normalde bize kırıcı bir söz söylediyse biz deriz ki nefsimize bu lazımmış. Onu kendimizce, sinemize çekeriz. Yaşlı bir kimse ise saçı sakalı ağırı parmaması önemli değil. Bizden yaşlı ise böyle o noktada kendince ahlaken düşük seviyede bir laf söylüyorsa biz maa selam eder yürür gideriz. Onunla tartışmaya onunla kavga etmeye gerek yok. o saçından başından yaşından utanmamış öyle bir laf söylemiş yürür gideriz.


3. Bölüm

Normalde sûfî ahlakı karşıdaki kimseyle Müslümansa, mümin ise veyahut da aynı dergan içindeyse onunla cederleşmeye gerek duymaz. Der ki ben bununla cederleşmeyeyim. Sonradan ona nasihat edebilir, ona söyleyebilir, ona tavsiyede bulunabilir. Böyle zaman zaman dervişlerin arasında da böyle şeyler olur. Derviş bakacak o Çavuş, o Zakir örneğin ona uymayan yakışmayan bir laf söyledi. Susacak diyecek ki ben ona aynı olayım. En fazla şunu diyecek örneğin ne kadar çok yakıştı bu sözler sizin ağzınıza. Ve bu davranış ne kadar güzel oturdu size. Öyle ya. Böyle bir şeyhin böyle bir Zakir olmalı zaten. Böyle bir şeyhin böyle bir Çavuş olmalı. Çok yakıştı bu sözler size. Bir laf. Cederleşmeye gerek yok. Cederleştikçe cederleşme gelir çünkü.

Yaşlı bir kimse böyle kaba saba konuştu. Ne kadar çok yakıştı bu sana. Senin yaşına başına uygun bir söz bu. Harika. Torunların senin bu sözlerinden dolayı alkışlarlar seni. Biz yine de edebimizi bozmayalım. Allâh muhafaza eylesin. Kur’ân’a hafızları muhakkak hafızlık çok önemli. Çünkü hafızlar mahşer kurulduğunda hafızların anneleri babaları dahi başlarında nurdan bir taç ile mahşere getirilecekler. Anneleri babaları hafızların bir rivayete hesaba çekilmeyecek. Öyle olunca hafızlık bu kadar önemli ve kıymetli olunca biz hafızlarla da ne yaparız onlarla da çekişmeyiz. Adil hükümdar ya adil hükümdarı bulsak başımıza tac edeceğiz. Dünya üzerinde en büyük handikap adil hükümdarlık olmuş. Tabi normalde şimdi hükümdarlıklar yok.

Var Türkiye’de yok. Şimdi adil hükümdar denilince İngiliz kraliçesi var. Veya İspanya kralı var. Adil hükümdar. Burada hükümranlık tek kişinin elinde. Şimdi hükümranlığın dünya devletleri üzerinde farklı farklı algıları var, farklı farklı tecelliyetleri var. Mesela Türkiye Cumhuriyeti devleti ne kadar hükümran. Ne oldu kızım? Elimi öpmeye geldin. Elimi öpmeye geldin. Baban söylemedi mi sana sohbetten son oluyor diye? El öpme, Mustafa konuşma. Kim senin baban? Hay mâşâAllah subhanallah. Hadi bakalım. Şimdi hükümranlık bu aslında ayrı bir sohbet konusu. Hükümranlıkla alakalı mesele. adil bir hükümdar deyince hükmeden kimse. O zaman hükmeden bir evde baba veya koca hükmediyor. Bir yerde Zakir, Çavuş, Nakip, Nugabba, Şeyh hükmediyor.

Adil olacak. Bir yerde devlet adil olacak. Seçilmiş devlet başkanı. Devletin adil olması ve adaletli çalışması için o hükümranlığın başı çalışacak, koşturacak, bunu sağlayacak. Veya da devletin organları adil olmanın yolunu arayacak. Bir hakim adil olacak. Bir savcı adil olacak. O bir kimse adil davranması, o zaman bir meselede adil olunabilmesi için Kur’ân ve Sünnet ile hükmedilmesi lazım. Kur’ân ve Sünnet ile hükmedilmeyen bir yerde de adillik ve adalet aramak hamlık olur zaten. Bir Müslüman ancak Kur’ân ve Sünnet’ten adalet bekler. Kur’ân ve Sünnet’in hükmü yok ise Kur’ân ve Sünnet adaleti uygulanmıyorsa orada zulüm vardır, neresi olursa olsun bu. Bir Müslüman öyle düşünür, öyle düşünmesi gerekir.


4. Bölüm

Bir yerin herhangi bir Pakistan, Pakistan’dan örnek verelim. Eğer orada İstanbul hukuku yok ise orada adalet yoktur. Orada adalet ile hükmedilmez. Hiçbir zaman. Tabi bu adalet ile hükmül olmakla alakalı, mesela ehveni aramak vardır. Mesela Müslümanlar hicret ettiler. Müslümanlar hicret ederlerken Habeş Kralı Necaşi için Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri o adil bir hükümdardır dedi. Oysa o Hristiyan’dı. Ama oradaki adil hükümran demesi bir insanın hakkına, bunlar normal değil, bir insan hakkıdır. İnsan hakkı, bir aklının muhafaza edilmesi, iki dininin muhafaza edilmesi, üç namusunun şerefinin, haysiyetinin muhafaza edilmesi, canının muhafaza edilmesi, malının muhafaza edilmesi.

Bunların normalde oranın en alt adil diyebilmemizi için bunların emanet altına alınması, emin olunması, bunların muhafaza edilmesi gerekir. Bunlar insanlığın ortak faydasıdır. Bir o kimsenin dini, dini inancı. Emin olacak, emanet altına alınacak, muhafaza altına alınacak, adamın aklı korunacak, muhafaza altına alınacak. O kimsenin canı korunacak, muhafaza altına alınacak. haksız yere hiç kimse onu öldürmeye tevessül etmeyecek. Öldürürse bunun karşılığı can olacak yine. O kimsenin namusu emanet altına alınacak. Namusu korunacak sistem tarafından. Ancak o zaman mesela adaletle alakalı, adillikle alakalı, en alt seviyede kabullene bilinir bunlar. Mal emniyet olacak, can emniyet olacak, akıl emniyet olacak, din emniyet olacak.

O zaman o kimse bu emniyetler alındıysa orada adillikten ve adaletten bahsedilebilir. E bu emniyetler yok ise orada adillikten ve adaletten bahsedilemez. O yüzden adil hükümdar herkesten önce cennete girecek ama öyle adil hükümdar bulmak zor. Bir kadın kocası kendisinden hoşnut olduğu halde ölürse cennete girer. Nevevi, Riyad-ı Salihin, Tirmizi. Yukarıdaki hadise göre Müslüman bir adamla evli olanın isteyen bir kadın cennete girer mi? Cennete girebilmesi için iman etmesi gerekir. lâ ilâhe illâllah Muhammed’e Rasûlullah diyecek o kimse. İş yerinde çalışan bayan arkadaşımızın ter koktuğundan onunla çalışan erkek patronumuz rahatsızlığını bana dile getirdi. Uygun bir dille onu uyarmamı söyledi.

Biz aynı ortamda çalışmasak da bir araya geldiğimizde ben de rahatsız oluyorum. Bu durumu uygun bir dille nasıl söyleyebilirim? Allâh bir bayana uygun bir dille sen kokuyorsun nasıl denir bilmiyorum ki ya. Şimdi bir kimsenin üzerinde devamlı koku varsa bu ter kokusu değildir. Mesela bir kimse sabahtan kokuyorsa bu ter kokusu değildir. Bazı insanların herhangi bir hormonal bozukluktan dolayı vücutları kokar. Bu erkeklerde de vardır, kadınlarda da vardır. Bu böyle bir hormonal dengesizlik olabilir. Tedavi edilecek rahatsızlık bu. Bu erkeklerde de bazen ben bazı derviş kardeşlerde mesela bu kokuyu alıyorum. O ter kokusu değil. Ter kokusu bir kimse duş alır geçer üstünü başını değiştirir geçer. Ama o kimse sabahtan da kokuyorsa o ter kokusu değildir.


5. Bölüm

Bazı kadınlarda kokar böyle. Vücutları kokar. Erkeklerinde de vücutları kokar. Hanefilerde fetva vardır bu konuda. Bir kimsenin vücudu kokuyorsa mesela boşanma sebebidir. Direkt ona belli bir tedavi zamanı verilir. O tedavi zamanda eğer hala da vücudu kokuyorsa kadının da erkeğinde boşanma sebebi çıkar ortaya. Bir kimsenin normalde ter kokusu mu değil mi bunu tespit etmek zor. Ama mesela sabahtan kokuyorsa her gün sabah ile kokuyorsa bir kimsenin vücudu gerçekten sıkıntılı. O zaman onun teninde var böyle bir rahatsızlık. O banyo yapmakla ve hatta kıyafet değiştirmekle geçmez. Tedavi olması lazım. Bizim kardeşlerden birisi sormuştu. Bana böyle böyle yanımda çalışan eleman var. Kokuyor ne yapayım diye. dedim durulmaz böyle bir kimseyle. etraftaki çalışanlar da rahatsız olur ondan. o bu işi bıraktırma sebebi olur.

Boşanma sebebi olduktan sonra işi bıraktırma sebebi de olur. İnsanlar bunları dikkat edecekler artık. Toplum böyle dağda yaşamıyorsun, ova da yaşamıyorsun. toplum içerisinde yaşıyor insanlar. Yakin duruyorlar. E şimdi buraya düşünün mesela. Burada herkes buraya gelip toplanıyor. Yanındaki bir kimse üzerinden kötü bir koku çıkmış olsa rahatsız olur. Ben hep zaman zaman derim sigara içen bir kadın veya sigara içen bir erkeğin eşi nasıl katlanıyor ona diye. Bir kadın sigara içiyor diyelim. Kocası nasıl katlanıyor onun ağız kokusuna veya bir erkek sigara içiyor. O kadın nasıl katlanıyor onun ağız kokusuna? Boşanma sebebi. Bir kimsenin ağzının necis kokması boşanma sebebi. Vücudunun kokması boşanma sebebi.

Tedavi edecek kendisini. Mesela şeker hastalarından ağızları kokar örnek. Şeker yükselsin. Şeker yükseldikten sonra bir müddet daha yüksek şekerle dolaşsın. Nefesi kokmaya başlar. Bazen benim şekerim yüksekken ben mesela uzak dururum insanlardan. Olur mu olur kokuyordur diye. Ben ellerimi böyle kapatıyorum bir hohluyorum ben kokuyor mu kokmuyor mu diye. Kokar çünkü normalde mesela şeker yüksekken o kimsenin nefesi kokar. Nefes kokusu yoktur onunla. Mesela şeker yüksekken kokar nefesi. Örnek. Biliyor muydun doktor sen bunu? Benim kokuyor mu doktor? Sen ne duysan da duymadım dersin doktora. Normalde şeker hastalarının böyle bir şeyi vardır mesela. Handikapı vardır. Şeker bilhassa yüksek seyrederse mesela 250’nin üstüne çıkarsa şeker bir kimsenin.

Ve 250, 270, 280, 290 250’den yukarı çıkarsa başlar nefesi kokmaya. Dikkat edecek onlar. o vücut temizliği, kokmaması, ağız temizliği kadınların ve erkeklerin kadınlık organlarından ve erkeklik organlarından veyahut da def-ı hacet yaptıkları organlarından da koku gelir. Bunlar da boşanma sebebidir. kadınlar da, erkekler de buna dikkat edecekler. erkek onun farkına varmaz belki de. işte ben yellenmedim ki koksun der, kokar. Allâh muhafaza eylesin. Rahatsızlıktan dolayı kokar. onun normalde ince bağırsaklarında, kalın bağırsaklarında bir rahatsızlık vardır. O rahatsızlığından dolayı kokar o kimse. Mesela böyle bir şey oluyor mu olmuyor mu diye tereddüt ederseniz mesela sabahları aç karnına birkaç diş sarımsak yiyin.


6. Bölüm

Aç karnına. Üzerine yedikten sonra bir su için mesela o sarımsak gitsin kalın bağırsakları, ince bağırsakları temizlesin. Orada varsa kurtçuklar veya kekik su için aç karnına. O da bağırsakları temizler. Oradaki kokuyu giderir. Orada küçük kurtçuklar solucanlar var ise mesela onları temizler. Koku varsa temizler. Veyahut da bal şerbeti yapın aç karnına. Sıcak bal şerbeti ishal etsin. Koku varsa çıksın. Orada hastalık varsa çıksın. Arada bunları yapın erkekler kadınlar herkes. Vücut sağlığı vücut temizliği. Normalde o kimse kendi vücuduna ve organlarına dikkat edecek. Mesela bir kimse üşütsün ayaklarını üşütsün ayaklarından mesela üşüten kimsenin nefesi kokar. Üşütmüş nefesi kokar dikkat edecek. evli erkekler de evli kadınlar da vücut kokularına ve ağız kokularına dikkat edecek.

Umursamamazlık etmeyecek. Kadın da erkek de. Mesela bu ten kokusunu gidermek için sık duş alacaklar. Zaman zaman söylüyorum ya normalde herkes her gün duş almaya gayret etsin diye. Kadınlardan da erkeklerden de şikayet adam yıkanmıyor. Şikayet kadın yıkanmıyor. Şimdi imkanlar var. Kadın bir gün iki gün üç gün yıkanmıyor. O yemek kokusuyla saçında başında üstünde başında yemek kokusu dolaşıyor ortalıkta veya küçük çocuklar olan kadınlar. o çocuklarla uğraşmaktan kendi bakımlarını yapamıyorlar. Zaman ayıracaklar. Evlilik uzun bir süreç. adam bir tiks inir Allâh muhafaza eylesin. Kadın göresi gelmez. Ondan sonra patinaj et artık. Adam bana neden bakmıyor diye. Veya kadın bir tiks inir adamdan. Onun yüzünü görmek istemez.

Kokuyor der. Veya hatta şunu yapıyor bunu yapıyor der. Evlilik ince bir sanat. Ben evlendim tamam bitti. Yok öyle bir şey. Uzun müddet yaşayacak insanlar. Uzun müddet yaşayacaklar. Bir kimse annesinin babasının evinde 20-25 yıl duruyor. Adam normalde 75 yaşında ölmüş olsa 50 yıl evli kalıyor. 50 yıl bir kadınla bir adamla evli kalıyor bir insan. 40 yıl evli kalıyor. Kendi annesinin babasının yanında 20 yıl yaşıyor. Anam babam diyor ama 20 yıl yaşıyor. Bir kadın normal şartlarda 20 yaşında evlenmiş olsa annesinin babasının yanında 20 yıl yaşadı. 70 yaşında ölse 50 yıl evli kaldı kadın. Az bir zaman değil bu. İnsanların evlilikleri anne babalarının yanında yaşadıklarından fazla. Öyle olunca insanlar evliliklerine saygı duyacaklar.

Eşlerine saygı duyacaklar. Benden olsa evlendim beni çekmek zorundadır. Bu demeyecekler öyle düşünmeyecekler. Ağız temizliklerine, vücut temizliklerine, organ temizliklerine dikkat edecekler. Allâh muhafaza eylesin. Özel bir kurumda çalışıyorum. Başka bir özel kurumdan da teklif aldım ama kendi kurumumdan memnun olduğum için bırakıp gitmeyi düşünmedim. Ama kurum sahibi ısrarla benimle çalışmak istediğini belirtti. Ben kendisine bir arkadaşımı tavsiye ettim. Arkadaşım maaşına kadar konuştum. Adamla anlaştım. Sonra benim arkadaşımla aramda bir problem çıktı. Hoşuna gitmeyen şeyler oldu. Kurum sahibi olsam o kişiyi çalışmak istemezdim. Aldanmışım dedim. Bu durumda kurum sahibi bana soruyor. O kişiyi alayım mı, almayayım mı diye.


7. Bölüm

Sen bilirsin dedim. Bir şey diyemiyor dedim. Bu durumda hem kurum sahibinin hem de o arkadaşının hakkına girmeden nasıl davranılmalıyım? Sen bilirsin demişsin. Orada kal. Allâh yardımcınız olsun inşâAllah. Sizin bir kimseye karşı olan kininiz, nefretiniz sizi adaletten ayırmasın. Bir kimseyi sevmiyor olabilirsiniz. Hoşunuza gitmiyor olabilir. Aranızda problem çıkmış olabilir. Ama sizi adaletsiz diye sevk etmesin bu hal. Allâh bizi muhafaza eylesin. 30. hadise gelmişiz şiirden. Onu öyle çıkardım. Cabir bin Abdullah radıyallâhu anh naklediyor. Hasta olduğumda Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, Hz. Ebu Bekirle radillahu anla beraber yürüyerek beni ziyarete geldiler. Derken ben bayıldım. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem abdest aldı.

Sonra abdest suyunu üzerime serpti. Bunun üzerine ayıldım. dervişler, sûfîler böyle şehirlerinden artan çayı içerler, suyu içerler, yemeği yerler. Şifa olsun, bereket olsun diye veya zikrullahdaki suyu içerler, şifa olsun diye. Bunun ölçüsü bu hadisler. Bunun gibi daha bazı hadîs-i şerifler var. Abdest suyunun içildiğine dair, kalan yemeğin yenildiğine dair. Bunlar böyle bir kimse, bir peygamber, bir veli, bir mürşid, bir büyük zat, bir âlim. Onun yediğinden, içtiğinden, artı kalanına yemek, içmek bereket olur, lütuf olur, ikram olur diye ehl-i sûfî bu sünneti devam ettirmiş. Şehirlerinden kalan suyu içmişler veya zikrullahda olan suyu içmişler. Şifa noktasında, bereket noktasında bunları takip etmişler.

Çok nazillili Nakşibendi Şeyhi, nazillili Ali Efendi Hazretlerinin bir dervişini ziyaret etmiştik. O çok eski böyle fukarayı sabirin ve çok eski bir evde, eski bir dervişti o. Onu ziyaret ettiğimizde, orada bir küpü var onun, su küpü varmış daha doğrusu, gittiğimizde öğrendik. O normalde devamlı o küpten suyu içermiş. Küpten suyu içmesinin sebebi de şuymuş, bir rahatsız olmuş, rahatsız olunca, Nazillili Ali Efendi Hazretleri, gelip gidenler haber göndermiş, bizi dua etsin rahatsızız gibisinden. O da bir suya okumuş onu, alın götürün bunu ona demiş, şifa olsun inşâAllah demiş. O da suyu su küpünün içerisine dökmüş. Devamlı o sudan içiyormuş. Bana dedi ki, Mustafa Efendi kardeşin dedi, elhamdülillah dedi, hiçbir ağır hastalığım yok dedi.

Tanıştığımızda 80 yaşında falan vardı, 80’e yakındı. Tek başına yaşıyordu kendisi, eşi vefat etmiş. oğlu var, kızı var filan ama kendi işini kendisi yapıyor. Ondan sonra ne oğluna, ne kızına hiç böyle kimseye de yük olmuyor, tek başına da yaşıyor. Böyle ufak tefek de iş yapıyor işte. Tabiri caizse şimdi geyser bilmez, önceden urgancılar vardı. Ondan sonra urgan örerdi, iplik örerdi onlar. böyle halat gibi, urgan gibi şeyler örerler, onunla geçimlerini sağlamlardı. O da böyle şey yapıyor, urgan örüyor, iplik örüyor. Böyle onlar çaprazlama iplikleri şey yapıyorlar, bağlıyor ipliği. Mesela 3 metre, 5 metre, 7 metre. Ondan sonra 10 metrelik böyle ipler örüyor. Mesela böyle düzün halinde 7 metrelik 12 tane, 10 metrelik 12 tane. diyelim ki 5 metrelik 12 tane, 3 metrelik 12 tane.


8. Bölüm

Bunları örerekten geçimini sağlıyor. Oğlu diyormuş ki baba yapmana gerek yok şöyle böyle ben senin ihtiyacını karşılarım filan. İstemiyor oğlundan da. İki tane oğlu vardı, bir tane kızı vardı ondan sonra. Onları diyormuş benim durumum iyi, bakıma da ihtiyacım yok. Ama bütün her şeyini o küpteki sudan hallediyor. İçme suyu, çay suyu, yemek suyu. üşenmiyor. işte biz çay koyalım, biz yapacağız diyoruz, biz yok diyor. Ben çayımı kendim demlerim. kalkıyor, oradan küpten suyu alıyor. çaydanlığın içine koyuyor, demliyor. su üşen, sürailere oradan dolduruyor suyu. Orada su azaldı mı, yine çeşmeden onun içine su dolduruyor gene. Çeşmeden dolduruyor onun içine. Kendi kendime düşündüm. Dedim ya şeyhinin bereketini nasıl taşıyor.

Bu büyük bir incelik. Çok hoşuma gitmişti o zaman için. Şimdi dışarıdan bir kimse bunu bakıp biz bu özelliklerimizi, bu hassasiyetlerimizi kaybettik. toplum bunları kaybetti. Bu geleneği, bu göreneği, bu ahlakı, bu inceliği biz kaybettik. Bunu kaybederken de bizi din adına eleştirdiler. siz böyle tapınıyorsunuz. Yok böyle o suda bereket mi olur, yok o sudan şifa mı olur. Siz böyle böyle dini bozuyorsunuz, ifsat ediyorsunuz. Bunlar böyle eleştirile eleştirile, eleştiriden bıkanlar, eleştirinin altında ezilenler, bunları terk ettiler. Bakın bunları terk ettiler. Oysa bunlar sünnetle sabit olan şeylerdi. Sahâbe Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri her türlü mirasını muhafaza etti, korudu.

Birisi Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ona bir şey hediye etmiş, bir eşya hediye etmiş veya bir şey hediye etmiş. Sahâbe onu sakladı hatıra olarak. Sahâbe onu korudu, muhafaza etti. Küçücük bir şey, onu muhafaza etti sahâbe. Dedi ki bu Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemden hatıra dedi. Ama biz ecdadın hatıralarını kendi ellerimizle yok ettik. Yol büyüklerimizin hatıralarını kendi ellerimizle yok ettik. Biz onları hovardaca harcadık. Tekkelleri kapattık, zaviyelileri kapattık. İçindeki had yazılarını mezarlarda sattık. Mezarlarda sattık. Düşünebiliyor musunuz Mustafa Özbağ Efendi tekkesinden kalan hiçbir şey yok ya. Oradaki yazıları tahtaları Cafer’in titizliği olmamış olsaydı onlar da gidecekti. o kubbedeki yazılar var ya o esmer olan yazılar.

Cafer’in titizliğiyle kurtuldu. İstanbul’dan bir profesör geldi perişan ediyor ortalığı. Vermişler onun kubbesini o profesöre ihale etmişler. Perişan ediyor ortalığı zaten kubbe perişan halde olmasının sebebi o. Biz teberrüken büyüklerimizin sözlerini bırakın kıyafetini eşyasını sözlerini de biz yok ettik. Onların o süzülmüş gelen erdemliliklerinden çıkan sözlerini de yok ettik. Oysa Cenâb-ı Hak Kur’ân’ında Hz. Muhammed Mustafa’ya söylerken sen Yusuf’u da an, Eyyub’i de an, Yakub’u da an, İbrahim’i de an diye emrederken biz geçmişimizi anmaktan intikap ettik. Utandık. Bizim şeyhimiz böyle yapardı demeye utandık. Bu şeyhimizin sarığı bana hediye etmişti. Onu saklamayı biz intikap ettik, utandık.


9. Bölüm

Utandık. Onunla beraber gezmeye utandık. Onunla beraber Ulu Cami’de görünmeye utandık. Onunla beraber Kapalı Çarşı’da dolaşmaya utandık. Kınanmaktan korktuk. Oysa Cenâb-ı Hak Sufiler için iman edenler için, Ehli Sûfî için onlar kınanmaktan korkmazlar dedi. Biz kınanmaktan korktuk. Biz kaybettik o yüzden. Biz birisi bir laf söyler diye biz büyüklerimizi savunamadık dahi. Savunamadık. Allâh muhafaza eylesin. Oysa sünnetti. O yüzden normalde sahâbe, peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden bir herhangi bir eşyayı, bir duayı, veyahut da onun, çok özür dilerim ama bir tükürünü, bir tükürünü, bir tükürünü, bir tükürünü, bir tükürünü, bir tükürünü, bir tükürünü, bir tükürünü, bir tükürünü, bir tükürünü, çok özür dilerim ama bir tükürünü dahi zayi etmedi.

Ama biz alay edildi, bıraktık. Laf söylenildi, bıraktık. adam devesi dinlen çıktı ondan sonra televizyona. Biz hiçbir şey diyemedik adama. Adam hadisleri inkar etti bunun üzerinden, alay etti. Türkiye sustu. Ondan sonra başka bir kimse kalktı. Ben kendim hecasetimi yedim dedi. O profesör ya o ilim adamı ya herkes alkışladı. Büyük erdemlilik görüldü. Veya başka bir sanatçı geçen gün radyoda dinliyorum. bebeği olmuş çocuğu olduktan sonra ne yaptınız ne ettiniz böyle onlar çok önemli ya. Dinliyorum ben de. O çocuğunun dışkısını yemiş. Ve sunucu ne muhteşem bir şey yapmışsınız. Ve sunucu ne muhteşem bir şey yapmışsınız. Aaa şaşırdım ay ne güzel bir şey. Necasetimiş çocuğunun dışkısı. Dışkıyı yer misin yemezsin.

Ama bir sanatçı klişesi adı altında yiyince muhteşem bir şey oluyor. Veya bir prof denilince o kendi dışkısını yiyince muhteşem bir şey oluyor. Avrupa kendi dışkısını yese hep beraber yiyeceğiz. dışkıdan sandviç yapsa Avrupa yiyeceğiz biz de. Hadisler çünkü siz adım adım onlara uyumadıkça kıyamet kopmaz. Biz de adım adım uyuyoruz onlara. Adım adım uyuyoruz her şeyde. orada bir moda çıksa dışkı yeme modası anında ilk önce Türkiye’de uygulanır. Ama Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin abdest suyunu içmiş sahâbe. Şifa bulmuş vay böyle hadîs mi olur? Abdest suyu içilirmiş mi? Sizler dini bu hale getirdiniz. Biz de aha içilir diyemedik. Hazreti Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri men etseydi o sahabeyi men edemez miydi?

Her şeyiyle vahiyle hareket eden bir peygamber her şeyiyle. Sözü, konuşması, susması, tebessümü bir şeye normalde müdahale edip etmemesi hepsi de vahiyle. Biz onu savunamadık. Biz onu savunamadık. Bakın kendisi abdest alıyor, kendisi kalkalan abdest suyuyla hastanın üzerine serpeliyor, hasta iyileşiyor. Ama biz bunu olmaz dedik attık kenara. Allâh bizi affetsin. Ya bir tane apranaksiyuttum mu mesele hallolur dedik. Zikrullah’taki okunmuş sudan bir yudum hiç şifa olurdu. Onu kabul etmedik. Ömreye gittiğimizde haccılar şaşırmışlar. Hastayım diye gitmiş Türk haccılardan birisi doktor demiş ki dua edeceksin sana ilaç vermiyorum. İlaç dua demiş, dua edeceksin Allâh’a. Nasıl haf vermez bana dua edeceksin diyor.


10. Bölüm

Ya dedim ne kadar güzel dua et. Evet dua şifadır. Arayan yerine dua et. Üç ihlas bir Fatiha oku. Biz duayı unuttuk. Allâh’tan istemeyi unuttuk. Allâh’la bağlantı kurmayı unuttuk. Allâh bizi affetsin. Rabbim cümlemizi korusun inşâAllah. Rabbim cümlemizi Hz. Peygamber’in sünnetini işleyenlerden eylesin. Onun sünnetine sahip çıkanlardan eylesin. Onun yolunda yürüyenlerden eylesin. Onun kokusunda izinde onun muhabbetinde duranlardan eylesin. lâ ilâhe illâllah. Âmîn. Bir şey söyleyeceğim. Burayı da normalde bu kaydedin bana da atın. Söyleyecek olduğum şeyi. Bütün arkadaşlara ve kardeşlere bunu canlı yayında da böyle yapıyorlar ya herkes duysun. Duymayanlar, pardon duyanlar, duymayanları da duyursun.

Bundan sonra sosyal medya üzerinde bir başkasının sayfasında benim hakkımdaki eleştirilere, benim hakkımdaki iftiralara hiçbir arkadaş, hiçbir kardeş cevap yazmayacak. Cevap vermeyecek. Tekrar söylüyorum bunu. Sosyal medya hesaplarının üzerinde hiç kimse, hiçbir kimsenin bir sayfasına gidip ve hatta onun adına kurulmuş bir Twitter hesabı, Facebook hesabı veya ne hesabıysa o kimseye beni savunma adına bana yapılan iftira, dedikodu, gıybet neyse onunla alakalı bir cevap yazmayacak. Savunmayacak. Bunu özellikle önce rica ettim olmadı, yapmayın arkadaşlar nasihat ettim olmadı. Şimdi emrediyorum. Hiç kimse beni savunma noktasında bir laf söylemeyecek. Bırakın iftira eden iftira etsin, gıybet eden gıybet etsin.

Kim ne söylüyorsa söylesin. Kim ne söylüyorsa söylesin. Siz Allâh için seviyorsanız yolunuzun edebine, ahdabına riayet edin. Allâh yolunda koşmanıza bakın. Allâh’ı zikredin. Hizmetlerinize koşuşturmanıza bir tamam devam edin. Bir başkasına eleştirirken biz bunlar klevi kahramanı diye bizim kardeşlerimiz klevi kahramanı kesilmesinler. Bırakın. Bırakın. Hiçbir zaman müşri münafığın kökü kesilmez ki. Bunun hiçbir zaman bir müşrik bir münafık eksik olmaz. Hem diyeceğiz ki nasıl Hz. Muhammed Mustafa’nın salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin karşısında Ebu Cehil var ise, Musa’nın Firavun’un var ise, bütün peygamberlerin karşısında, bütün peygamberlerin karşısında Firavun’un, Nemrud’un, Ebu Cehil’in örnekleri var ise, her Allâh yolunda koşan insanın da karşısında kendi gücü, kuvvetli koşturması, hizmeti karşılığında bir Ebu Cehil’i, bir Nemrud’u, bir Firavun’u olacak.

Bunun hangi birini yok edeceksiniz? Hangi birini susturacaksınız? Sahte hesapların üzerinden birisi bir hesap açıyor, bir laf söylüyor oradan. Kardeşler onlara cevap veriyorlar, buna üzülüyor. Bir şey yaptık zannediyorlar. Ben sizin adınıza üzülüyorum, size üzülüyorum ben. Seviyesiz, kendini bilmez, münafık, müşrik, mürtet adına ne derseniz deyin. O kimsenin oyununa düşüyorsunuz, tezgahına düşüyorsunuz. Karşınızda delikanlı, yiğit bir insan yok ki, çıkasın cenk meydanına, kozunu paylaşasın. Karşınızda münafık, müşrik, pısırık, ne idiği belirsiz kimseler var. Ne uğraşıyorsunuz onlarla? Gerek yok. Sûfîlik için gerek yok. Bir sûfî adabı, erkanı değildir bu. Müşrik müşrikliğini yapacak, münafık münafıklığını yapacak, gavur gavurluğunu yapacak, kafir kafirliğini yapacak, mümin müminliğini yapacak.


11. Bölüm

Müslüman odur ki diğer Müslümanlar onun dilinden emindir. Ya dilinden emin olmayan bir kimsenin dilinden emin değilsin. Onu nasıl Müslüman görecek? Değil. Senin aynı külonda değil o. Bakın senin aynı külonda değil. Sen burada Allâh’ı zikreden insansın. Allâh’ı zikreden bir kimsenin, Allâh’ı zikreden bir kimsenin. Bir münafıkla ne iş olur ya? Ona ne cevap verir? Bir gavur necistir. Bir münafık necistir. Bir müşrik necistir. Necis necis. Cenâb-ı Hak Âyet-i Kereme’de onları necis olarak nitelendirir. Bakın tekrar söylüyorum. Bir gavur necistir. Bir münafık necistir. Bir müşrik necistir. Necis necis. İnsan görünümünde necasettir o. Bir sufinin onunla ne işi olabilir? Sûfî ise nurdur. Sûfî nurdur.

Nur. Nur. Nuru gören münafık, mürtet, müşrik, gavur bütün dikenleri havaya kalkar. O bütün var gücüyle mümine saldırırız. Var gücüyle. Onun işi o. Onun işi o. Bir müslümana kim saldırır? Bir müminin düşmanı kimdir? Gavurdur. Ya münafıktır, ya müşriktir, ya kafirdir o. Bakın müminin düşmanı mümin değildir. Müminin düşmanı mümin değildir. Bir mümin mümine düşmanlık yapamaz. Altını çizin bunun. Bir mümin mümine düşmanlık yapamaz. Yapıyorsa imanını sorgulaması gerekir o. Kendi imanını sorgulacak. Ben kime düşmanlık yapıyorum? Lâ ilâhe illâllah Muhammeden Resûlullâh diyen, beş vakit namazını kılan, orucunu kılan, orucunu tutan, Kur’ân sünnet yolunda devam etmeye çalışan bir kimseye düşmanlık yapıyorum.

Ben mi mümin, o mu mümin? Bakın ölçü çok meydanda. Dillerinize sahip çıkın. Bu ölçü herkes için geçerli. Senin için de geçerli, benim için de geçerli, bir başkası için de geçerli. Bilmediklerinizin peşine düşmeyin. İşin hakikatini bilmiyorsun. Sus, hükmetme. Bize ne? E, ya kime düşmansın? Bana düşmanını söyle, senin dinini söyleyin ben. Tersi var ya, bana dostunu söyle, ben senin dinini söyleyeyim diye. Onun tersi ne? Bana düşmanını söyle, ben senin dinini söyleyeyim diye. Tersi var ya, bana dostunu söyle, ben senin dinini söyleyeyim diye. Onun tersi ne? Bana düşmanını söyle, ben senin dinini söyleyeyim diye. Düşmanın kim senin? Senin düşmanın kim? Bu senin dinin. Senin dostun kim? Bu senin dinin.

O yüzden canım kardeşler. Bir münafığın, bir müşriğin, bir mürtedin, bir Müslüman görünümündeki gavurun oyununa düşmeyin. Oyununa düşmeyin. Bırakın kardeşim ya. Hazreti Mevlânâ’nın mesnevisinde bir hikaye var ya, diyor üç beş kişi yola çıktı. Yola çıkınca diyor, bir baktılar ki bir fil yavrusu daha yeni doğmuş. O filin yavrusunu diyor, aldılar o beş arkadaş. Birisi dedi ki diyor, gelin yapmayın. Bu filin yavrunun anası vardır. Bu filin yavrunun anası vardır. Bunun intikamını alır. Bunu yapmayın, yemeyin, kesmeyin, öldürmeyin bunu dedi diyor. Öbür dört arkadaş diyor, o filin yavrusunu yakaladılar. Bir güzel kestiler, bir güzel onu kebap ettiler diyor. Ondan sonra kebap ettikten sonra yediler.


12. Bölüm

O yemeğin diyen diyor, yemeğin diyen ondan diyor hiç yemedi. Sonra bir müddet sonra diyor herkes uykuya daldı. Uykuya dalınca diyor, o yavrunun anası geldi. Fil. Ve diyor hordumunu uzattı. Önce diyor, ağızlarını kokladı. Kokladı diyor ağzını. Kokladı baktı, önce o yemeğe ne diyor? Ona o yemeğe ne anlatıyor? Ben diyor korkumdan. Hiç gözümü daha açamadım. Önce diyor benim ağzımı kokladı. Ondan sonra diyor öbür günlerin ağızlarını kokladı. Sonra büyük bir hırsla ve hınçla diyor. Ömür o dört kişiyi diyor, ayaklarının altında ezdi parçaladı. Kardeşler biz o fil yavrusuysak bizim sahibimiz var. Bizim sahibimiz var. Ağzında bizim etimizin kokusuyla yatsın uyusun. Siz sahibi olana sahiplenmeyin. Bırakın.

Biz mantar çıkar gibi orta yere çıkmadık. Biz kendi başımıza çıkmadık orta yere. Biz hadi ya arkadaşlarımın başına biz biraz şehrik yapalım. Bizim öyle bir derdimiz yok. Herkes burada. Ben hala daha diyorum. Rüyanızda kimi görüyorsanız gidin ona intisap edin. Rüyanızda kimi görüyorsanız gidin ona intisap edin. Kimi görüyorsanız gidin ona intisap edin. Rüyayı gösteren Allâh. Bizim oturup da sen şu rüyayı gör filanca kimse bu rüyayı görsün. Bizim öyle bir elimizde sihirli değnek yok. Aman biz şehrik yapalım. Biz şunluk yapalım bunluk yapalım böyle bir derdimiz de yok bizim. Benim yok kendi hesabıma. Ben bir günden bir güne sizin önünüze gelip de ben şeyhim demedim. Demeyeceğimi beyan ettim demeyeceğim de ölünceye kadar da.

Biz o işlerin ne olduğunu hamdolsun biliyoruz. O yüzden tekrar söylüyorum kim rüyasında kimi görüyorsa gitsin ona intisap etsin. Bu işin yolu yorda mı bu? Doğrusu bu. Biz kendi kafamızdan ortaya çıkmış bir kimse değiliz Allâh bizi affetsin. Sahibimiz var canım kardeşim. Sahibimiz var. Ben böyle inanıyorum. O yüzden bırakın sahibi düşünsün. Bırakın. O yavrusunu koruyamayacak aziziyette mi? O kulunu koruyamayacak aziziyette mi? Biz ona yaslanmışız ona dayanmışız. Biz ona güvenmişiz. Bizim işimiz onunla. Aziz edecek olandı o. Zelil edecek olandı o. O Hz. Muhammed Mustafa’yı sevmedin de mi Ebu Cehil’in ağzına sakız etti onu? Hz. Muhammed Mustafa’yı sevmedin de mi müşrikleri alay ettirdi? Kafirleri gavurları alay ettirdi?

Onun işi akıllı iş değil. Bırakın. İbrahim’i sevmiyor mu da ateş attırdı? Yusuf’u sevmiyor mu da zindan attırdı? Ebu sevmiyor mu ki şehirden bile attılar, çöplüğe attılar, çöplükte de tutundular, çöplükten de öte attılar. Dediler sen çöplükte de yaşamayacaksın. Gitti dağın başında bir mağaranın içerisinde yaşadı. O müşrikler onun çöplükte dahi yaşamasını istemediler. Çöplükte. Şehrin çöplüğü herkes çöpünü oraya atardı. O da oradan çöpten insanlarının artıntılarını alırdı. Onunla geçinirdi, onunla yerdi. Dediler ki sen bu çöplerden de yemeyeceksin. Çöplükten de sürdüler onu. Çöplükten de sürdü müşrikler onu. Dağın başında kimsenin gelip geçmediği. Derler ya kervan geçmez, kuş geçmez bir mağaraya gitti, girdi içeri.


13. Bölüm

Mağara da yaşamaya başladı. Hasta! Onu az mı seviyordu canım kardeşim ya? İşinize bakın. Yolunuza bakın siz. Bırakın. Hangi müşrik müşrikliğinden vazgeçmiş, hangi gavur gavurluğundan vazgeçmiş? Mesainizi onlar harcamayın. Mesainizi onlar harcamayın, bırakın. Bir başkasını, adam sayfasına ne yazıyorsa yazsın ya. Bırak adam müşriklik yapacak, gavurluk yapacak, kafirlik yapacak. Veya basamak yapacak bizi. Ne olacak ki gündemde kalmanın basit yolu. Mustafa Özba bir şey söyler. Nasıl olsa bütün dervişlerde onu savunacağım diye onun sayfasına gir, ona cevap yaz, adamı meşhur et. İşiniz ne? Bırak kardeşim ya. Bırakın. Allâh’ınızı severseniz bırakın. Bana bir saygınız varsa, değeriniz varsa, yolunuzda devam edin kardeşim.

Derslerinizi çekin, ibadetlerinizi yapın, farzlarınızı yerine getirin. Nafilelerle Allâh’a yaklaşın. Allâh’ı sevin. Kur’ân ve sünnete sımsıkı yapışın. Vatanınıza, milletinize sahip çıkın. Sımsıkı yapışın. Benim derdim bu. Benim başka bir derdim yok. Bakın benim başka bir derdim yok. Siz merak etmeyin, inceliyorlar onlar, soruyorlar, soruşturuyorlar. Dervişlerden para toplanıyor mu, para alınıyor mu? Veya tabi bu dergâh ona bir şey veriyor mu, bir şey ediyor mu? Osman Gazi Belediyesi’ne yazılar, yazıyorlar. Mustafa Özbabiş’e ödüyor musunuz, ödeneğin var mı diye. Büyükşehir’e yazıyorlar. Mustafa Özbabiş’e ödüyor musunuz diye. Yazacaklar onlar, yapacaklar. Ahmak onların her biri. Ahmak ahmak. Onlar Osman Gazi Belediye Başkanı, Mustafa’nın hınçlarından beni kullanmaya çalışıyorlar.

Onlar Mustafa’yı şimdi değiştirmeye çalışıyorlar. Mustafa da o nezire ilan reklam vermiyor. İlan reklam vermiyor diye o hapire ondan uğraşıyor. O nezirin avanesi de onlar da benim üzerimden belediye başkanına uğraşmaya çalışıyorlar. Siz de buna alet oluyorsunuz, yapmayın kardeşim. Yapmayın, bırakın. Adam, yazmış oraya adam veya kadın kimse işte. Ya kadın görünümünde adam. Kadın görünümünde adam yazmış oraya. Ne demiş Osman Gazi Belediyesi’nin den aldığı paralarla lüks bir hayat yaşıyor demiş. Ya adam da biraz kafa çalışmış olsa. Buna cevap yetiştirsen ne olacak, yetiştirmezsen ne olacak. Uğraşmayın. Allâh rızası için. Yolunuza bakın siz, işinize bakın. Müşriklerin, münafıkların, gavurların orası burası patlayıp çatlıyor.

Muhteşem işler yapıyorsunuz, güzel işler yapıyorsunuz. Kur’ân ve sünnet yolunda, hak adalet yolunda yürüyorsunuz. Bir partiye, herhangi bir partiye yalaklığınız yok, salaklığınız yok. Herhangi bir partiye angajeliğiniz yok. Herhangi bir klüye, angajeliğimiz yok, yok. Biz Kur’ân Sünnet yolunda Allâh’a koşmaya çalışan bir topluluğuz kardeşim. Bizim işimiz Kur’ân Sünnet vatan millet. Başka bir şey bizi ilgilendirmiyor. Başka bir şey bizi ilgilendirmiyor. Hiçbir belediyeden gidip de bir iş beklentimiz yok. Bir para beklentimiz yok. Hiçbir kamu kuruluşundan bir beklentimiz yok. Herkes işinde gücünde burada. Var mı işsiz olan aranızda, işe olmayan varsa iş bulalım ona kendi aramızda. Var mı işe olmayan?

Ciddi ciddi. Sen aşçısın. Dönercisin. Yeni geldin de. İnşâAllah Cenâb-ı Hak buldursun. Dönerciye ihtiyacı olan varsa koca usta burada. İnşâAllah. Öyle bakalak ye delek olun. Bir dönerci ustası lazım olursa bir tane ustamız var. Var mı başka? Dersten sonra telefonlarınızı alın birbirinize. Tamam. Biz bu kadarız abicim. İşimiz bu. Hakkınızı helal edin. O yüzden lütfen hiç kimseye cevap vermeyin. Uğraşmayın kimseyle. Bırakın. Allâh hesabını görsün. Lütfen bir daha böyle bir şeyler olmasın. Duyanlar duymayanları bunu iletsin. Allâh rızası için söylüyorum. Bizim işimiz benim savunulmam değil benim derdim. Benim derdim Kur’ân Sünnet. İnşâAllah Mehmet Ali ile de bir irtibata girin. Bu hadîs inkarcılarıyla alakalı mesele bu programlar girdi.

Bir inkıtaya uğradı. Ona devam edelim inşâAllah. Allâh razı olsun. Destûr.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Sünnet, Şeyh, Dervîş, Dergâh, Ashâb-ı Kirâm. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı