1. Bölüm
Selamun aleyküm. Hem çaylarınızı için hem sohbete başlayalım. Sohbeti yetiştirmiş olalım hem de vakit olarak kazanalım. Çaylarınızı da için içmek isteyenler içebilirler. Çayları kesmeyin. Nuşid-i Kamiller veliler hata günah işler mi? Yoksa peygamberler gibi günahsızlar mıdır? İsmet sıfatı günah-i kebar işlememe, küçük günahlardan korunma en yüksek derecede peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine aittir. O hatadan, kusurdan, küçücük zelirlerden dahi münezzehtir. Çünkü Cenâb-ı Hak onu hususi manada korumuş, hususi manada muhafaza altına almıştır. Geçmiş peygamberlerde küçük zelleler vardır. Bu zelle günah da değil. Mesela Yûnus aleyhisselamın Allâh’ın emrini beklemeksizin beldeden ondan sonra çekip gitmesi gibi.
Bunlar böyle haram değil. İtaatle alakalı bir vahiy beklemeden, bir emir beklemeden kendince hareket etmesi, kendince. Bunlar zelle. Âdem aleyhisselamın unutması gibi. Zelle. Bunlar da geçmiş peygamberlerde görülür. Ama onların, yine de o peygamberlerin günah işledi diyemeyiz. Allâh muhafaza eylesin. Onların peygamberliklerine leke getirecek şeyler değildir. Peygamberler bu manada masumdurlar. Gelelim velilere. Veliler, bunlar zaman içerisinde, Ümmet-i Muhammed’in içerisinde ifrat tefrit noktasına konmuş. kimisi demiş ki günahsızlardır. Yok günah işlemezler. Bunlar biraz fazla şata hata giriyor. Açık konuşmak gerekirse. Hiçbir kimse yoktur ki bir günah onun pençesinin altına almamış olsun. Hatta Hadîs-i Şerif’in başında diyor ki, Ümmetimden hiçbir kimse yoktur ki bir günah onun pençesinin altına almamış olsun.
Günah işleyenlerin en hayırlısı günahına tövbe edenlerdir. Günahına tövbe edenler de hiç günah işlememiş gibidir. Hadîs-i Şerif. Şimdi bir veli günahsız görmek, bir veli bu noktada İsmet sıfatıyla sıfatlanmış görmek, insanı küfre götürür. Çünkü hiçbir veli bu manada Hz. Peygamber’in salallahu aleyhi ve sellem hazretleri veya geçmiş peygamberler mesabesinde değildir. Onlar peygamberlik mesleği ve peygamberlik makamı noktasında hiçbir zaman velilerle eşdeğerde değillerdir, velilerden yukarıdadırlar. Şimdi bazen zaman zaman Gazalin’in ihyasını aldığı, Tirmizi’nin de rivayet ettiği, İmam-ı Hanbel’in rivayet ettiği, Ümmetimin velileri beni İsrail Peygamberlerim’in hesabesindedir. Hadîs-i Şerif’ine bakaraktan velileri günahsız görmek doğru bir analiz değil.
Bu hadisler velilerin vazifeleriyle alakalıdır. Peygamberlik mesleği bitmiş, peygamberlik yolu kapanmış, bir daha peygamber gelmeyecektir. Hz. Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ne olur bu insanların hali, bu ümmetin hali ne olur deyince velilerle alakalı hadîs-i şerifler sudur eder. Der ki, ümmetimin velileri, peygamberlerin vazifesini yapacaklar. Bu manada. Vazife ne? Allâh’ı tebliğ etmek. Vazife bu. Vazife ne? Kur’ân ve sünneti tebliğ etmek. İnsanları, insanları Allâh’a davet etmek. Allâh’a çağırmak. İnsanları Kur’ân ve sünnete çağırmak. O yüzden buradaki velilerin vazifesi, geçmiş peygamberlerin vazifesi mesabesinde, niteliğinde. Bunu İsmet sıfatıyla sıfatlandırmak, bunu günahsız görmek haddi aşmaktır.
2. Bölüm
Allâh muhafaza eylesin. Bu kim olursa olsun, hangi şeyh efendi, hangi veli, hangi mürşidi olursa olsun. Benim sözüm de yanlış anlaşılmaz. Ben bazen, Allâh rahmet eylesin, şeyh efendi için derim ki, ben bir kusurunu görmedim benim yanımda. Ben şahit oldum, bir şey olmadı. Ama muhakkak var mıdır? Vardır. Ben yoktur deyip kapıyı kapatmam. Ben şahit olmadım, öyle söyleyeyim. Sevinin gözü kör olurmuş ya, kulağı sağır olurmuş. O esnada o kimseye o hataymış, günahmış, kusurmuş gibi görünmez. Sonradan da bunları analiz etmeye kalkarsa insan yine hata yapar. Olmuş, bitmiş, yaşanmış bir hayat. Defterini durmuş, koymuşuz kenara. Cenâb-ı Hak herkese, bir üstada, bir velin onun yanında durmaya nasip ve müessir eylesin.
Âmîn. Kolay şeyler değildir çünkü. O yüzden herkesin hatası, kusuru, eksikliği noksanlar vardır. Velilerin de vardır. O yüzden kardeşler, arkadaşlar, yolun, düsturlarını konuşsunlar. Meseleyi şahıs noktasında tutup bizim üstadımızdan günahı yok, kusuru yok. Böyle şeyler söylerlerse bizim de hakkımıza girmiş olurlar. Biz de Allâh’ın bir kuluyuz. Peygamber’in ümmetiyiz. Kur’ân ve Sünnet’e iman ettik, o imanımızı yaşamaya gayret ediyoruz. O yüzden kalkıp da normalde bunun üzerinde bir şey, bir iddiamız yok. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Bureyder Radel-Lahu An anlatıyor. Bazen zaman zaman bazı kimseleri duyuyorum, soru soruyorlar, işitiyorum. Şeyhleriyle alakalı. Hayır o günah işlemez, o hata işlemez.
Yok onun nasıl hata işler dersiniz filan. Veya bizim şeyhimiz böyledir filan. Ben başka yerlerden de duyuyorum bunu. Bunlar abartı. Allâh muhafaza eylesin. Bir insanın Allâh için şeyhini sevmesi haktır. Allâh için şeyhinin olumlu yönlerini, olumlu taraflarını dile getirmesi haktır. İyiliklerini anlatması haktır. Ama onu peygamberler seviyesine çıkarması, peygamberlerden üstün görmesi ve hatta üstün tutması hak değildir. Bu da Allâh muhafaza eylesin. Ümmetin içerisinde sıkıntı var. Bilhassa Türkiye’de de sıkıntı var. Bazı Türkiye dışındaki Sûfî gruplarda da problem var. Biz Sûfî düşüncesini Kur’ân, Sünnet, imamların iştah adı ilk Sufilerin bulunduğu dairede tutmaya ve yaşamaya gayret edeceğiz inşâAllah.
Bu Reydel Radıyallâhu Anh anlatıyor. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. Münafığa efendim demeyiniz. Eğer o efendi olursa muhakkak yüce olan Rabbinizi öfkelendirmiş olursunuz. Nevevi Riyâs-ı Salih’in Ebu Davud. Yukarıdaki hadise göre biz bir kimsenin münafık olup olmadığını nasıl anlayabiliriz? Özellikle iş yerinde, devlet tarihlerinde nasıl anlayabiliriz? Münafıkların bir amelde işaretleri vardır. Biz ona amelde münafık deriz. Bir de itikatta münafıklık vardır. Biz onlara itikatta münafık deriz. İtikatta münafıklar, mesela onlar Allâh ve Resûlü’ne inandım derler, Kur’ân’ın herhangi bir yerini inkâr ederler. Veya ta sahih hadislerle ve ümmetin ittifak ettiği bir şeyi kabul etmezler.
3. Bölüm
Bunlar itikatta münafıktır. Bir kimse bunu söylerse, diliyle ikrar ederse, biz deriz ki bu itikatta münafık. Ancak oradan geri döndüğünü duymamız lazım. Basına sosyal medyaya açıklama yapıyorlar ya, böyle bir açıklamada bulundu. O kimse ondan geri dönmüyorsa, o noktada duruyorsa o itikatta münafıktır. Sıkıntılı olan yer orasıdır. Amelde münafıklık vardır. konuştuğunda yalan söyler, emanete ihanet eder, sözünde durmaz, münafıklığın alameti üşütür diye hadîs-i şerif var ya, bunlar amelle alakalıdır. Bir kimse amelde, amelinde, bu oradaki imamların ortak noktası şu. Diyorlar ki bu günah kebar işlemiş. Bir kimse konuştuğunda yalan söylüyorsa günah kebar işliyor. Emanete hıyanet ediyorsa günah kebar işliyor.
Verdiği sözü yerine getirmiyorsa günah kebar işliyor. O kimse dinden çıkmadı. Bakın, bu noktada o kimse dinden çıkmadı. Onu dinden çıktı gibi görmek, insanı dinden çıkarır. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Asıl dinden çıkma itikatta münafıklıktır. O da nedir? Mesela herhangi bir kimse öldükten sonra hesaba çekileceğine inanmıyor. Ama kendisi konuşurken Kur’ân ve Sünnet’e iman ettiğini, Müslüman olduğunu söylüyor. Hem Müslüman olduğunu söylüyor, hem bir de öldükten sonra hesaba çekileceğine inanmıyor. Bu itikatta münafık. Veya mütevatir hadisler var ki kadere iman farzdır. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kadere imanı farz kılmıştır. Ama mesela diyelim ki geri dönmedi. Mustafa İstamoğlu kadere imanın farz olmadığını, kadere iman diye bir şeyin olmadığını söyledi.
Bu itikatta münafık olmuş oluyor. Ya itikatta münafık, o kimse aynı zamanda küfür noktasında. Ama o itikatta münafık diye ince bir perde koymuşlar oraya. çünkü Laila Hilal’a Muhammed’e Resûlullâh diyen bir kimseye biz küfür ehlisin diyemiyoruz. Öyle olunca itikatta münafık ama sonuç itibariyle o da küfür ehli. Veya tabi kimse diyor ki bu zamanda İstam hukukuyla hukuklanmak mümkün değil. İstam hukukunu icra etmek de mümkün değil. İstam hukukuyla yaşanması da mümkün değil. Bunu söyleyen bir kimse Müslüman ama Laila Hilal’a Muhammed’e Resûlullâh dedi. O itikatta münafık olmuş oldu. Bunu bir kısım uleman direkt küfür ehli olarak görüyor. Mesela bunu İmam-ı Şafi küfür görür, İmam-ı Malik küfür görür, İmam-ı Hanbelik küfür görür.
Hanefilerden İmam-ı Azam’dan sonra gelenler küfür görür. Bir tek burada İmam-ı Azam hazretleri siz iman ehlini Laila Hilal’a Muhammed’e Resûlullâh diyeni tekfir etmeyiniz. Hadîs-i Şerif’in üzerinden itikatta münafık olarak görüyor. Ama aynı İmam-ı Azam namazı kaslen terk eden bir kimsenin üç gün hapis tutulacağını, yine namazı kılmazsa tuzlu su içilenlikten katledileceğine de fetva veriyor. O yüzden burada bir tenakuz yok, burada bir herhangi bir karşı duruş yok veyahut da bir sıkıntı yok burada. Ama itikatta münafık, Kur’ân ve Sünnet’te sabit olmuş olan herhangi bir şeyi reddetmek, inanmamak. Allâh muhafaza eylesin. Böyle bir kimseye efendim denmez. Böyle bir kimseye itaat edilmez. Böyle bir kimse mesela bir kimsenin imamı olamaz.
4. Bölüm
Böyle bir kimsenin arkasında namaz kılınmaz. Böyle bir kimse mesela şeyse mesela müminlerin emri hükmünde olamaz. Böyle bir kimse Müslümanların bu noktada komutanı olamaz, emiri olamaz. Bunun gibi hükümler, hukuklar çıkar ortaya. Mesela itikatta münafık oldu, kesin imamın birisi çıktı hutbede, dedi ki, öldükten sonra hesap kitap denilen bir şey yok, onun arkasında namaz kılınmaz. Veyahut da birisi dedi ki, ne bu orucu dolaştırıyorsunuz ki, kışın tutuverin orucu, onun arkasında namaz kılınmaz. Veyahut da birisi, bunlar Türkiye’de konuşulan şeyler. Bunlar Türkiye’de çok rahat konuşuluyor. Fikir özgürlüğü adı altında bunlar konuşuluyor. Adam diyor ki, ben fikrimi beyan ettim. Mesela Kur’ân’ın hukukla alakalı ayetlerinin kaldırılmasını konuşuyorlar.
Bunlar Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde millet meclisinde konuşulmuş, tartışılmış. O zaman için cesaret edememişler. Bunları çok ayağım beğen konuşup tartışıp milletin önüne sergilemeye. Şimdi bunu mesela insanların arasında, ama profesör ismi, vianet işlerinden, pardon, ilayet fakültelerinden Veyahut da bir sosyolojici, bir psikolojici, bir ekonomist, bir normalde ilahiyatçının herhangi bir kimse bunu fikir özgürlüğü adı altında, bunu koyuyor orta yere. Konuşabiliyorlar bunu. Cesaretliler. Çünkü bir tepki koymak mümkün değil. Demokratik, layık, sosyal hukuk devletinde bir kimse bunları konuşabilir. Atatürk’ü hakaret edemez. Onu eleştiremez. Örneğin. Ama Hz. Muhammed’i Mustafa’ya hakaret edebilir.
Onu eleştirebilir. Kur’ân’a hakaret edebilir. Onu eleştirebilir. Şeriat’a hakaret edebilir. Onu eleştirebilir. böyle bir şey var. Olgu var orta yerde. bunları normalde karşı çıkarsanız gerici, ilticacı olursunuz. sıkıntı yaşarsınız. O yüzden bu ülkenin, bu memleketin mukaddesatına, inancına, değerlerine saldırmak serbesttir. Bunda bir sıkıntı yoktur. fikir özgürlüğü adı altında her şeyi yapabilirsiniz. Gavurluğun hepsi de serbesttir. Fikir özgürlüğü ve normalde insanların hayat standartlarının özgürlükleri var. Gavurluk olunca her şey serbest. Bunda bir problem yok. Hiçbir sıkıntı yok. Ama Müslümanım, ben Müslümanca yaşayacağım, Müslümanca konuşacağım derseniz sıkıntı var. Gerçekten sıkıntı var. bu böyle bir aldatmacaya arkadaşlar kanmasınlar.
Ben yıllardan beri söylüyorum. Söylemeye devam edeceğim. bir kimse, lâ ilâhe illâllah Muhammed’e Rasûlullah diyorsa arkasından gelecek olanlara dikkat edecek. Allâh muhafaza eylesin cümleyi. Kolay şeyler değildir. O yüzden normalde bir kimse itikatta münafık ise o kimseye efendim denmez. Eyvallâh. Allâh muhafaza eylesin. 50-60 yaşında bir bayan ikinci evliliğini yapmış. Beyinin aynı evde yaşayan 24 yaşında bekaroğlu varmış. Evde mahremiyet açısına nasıl davranması gerekir? Bir erkek bir kadını nikahladı da onunla cinsel ilişkiye girdi ise bir erkek bir kadını nikahladı. Onunla cinsel ilişkiye girdi ise o erkek kadının o erkek kadının kendi kızı kızının kızı. O kadının annesi annesinin annesi yukarı kadar yaşaması mümkün değil de erkeğe haram olur nikahlayamaz bir daha.
5. Bölüm
Bir kadın bir erkekle nikahlandı. Onunla cinsel ilişkiye girdi o kadının o erkeğin oğlu oğlunun olduğu oğlunun oğlu o erkeğin babası babasının babası ona hiçbir zaman nikah düşmez. Buradan hareket ederekten bir kimse nikahlı kocasının oğullarının yanında kendi oğlu hükmünde miş gibi davranabilir. Küfür etme alışkanlığında nasıl kurtulabiliriz? Küfür etmek çok bayığı bir şeydir. Ancak bayığı ağızlara yakışır. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden hiç kimseye küfür etmeyin. Mesela hadîs-i şerif bir Müslümanın annesine küfür edersem bütün inananların annelerine Müslümanların annelerine küfür etmiş gibisin. Mesela bir kimse bir Müslümanın annesine küfür etti öyle değil mi? Bütün Müslümanların annelerine küfür etti.
Bundan kıyas yapabilirsiniz. Bir kimsenin babasına küfür ettin bütün Müslümanların babasına küfür ettin kıyas. Bir kimsenin eşine küfür ettin bütün Müslümanların eşine küfür ettin. Kıyas yapıyoruz ya. Bir kimsenin o zaman normalde bir kimseye küfür ettin bütün Müslümanlara küfür ettin o zaman. Allâh muhafaza eylesin. Küfür etmek dervişlerin ağzına hiç yakışmaz. Müminlerin ağzına yakışmaz. Dervişlerin ağzına hiç yakışmaz. Bakın hiç yakışmaz. Müslüman odur ki dilinden diğer Müslümanlar emindirler. Müslüman odur ki dilinden diğer Müslümanlar emindirler. Sizin dilinizden insanlar emin olmalı. Dervişler küfrü unutmalı. Eşlerine, çocuklarına, etraflarına hiç kimseye küfür etmemeli. Allâh muhafaza eylesin.
Allâh muhafaza eylesin. Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünnet ve ahlakını öğrenebileceğimiz hadîs kitaplarından önerileniz hangilerdir? Ahlakla alakalı edebil müfret var. Çok güzel böyle İmam Buhari’nin hazırlamış böyle harika. 700 kusur tane hadîs var içerisinde. Edebil müfreti muhakkak bütün derviş kardeşler ellerinin altında bulundurmalı, okumalı ve onunla amel etmeli. Ellerinin altında bulunmalı, okumalı ve onunla amel etmeliler. Sonra diğer hadîs kitabı. Riyâ-i s-salîm. Bütün derviş kardeşlerinin ellerinin altında olmalı, hatta onu mümkünse ezberlemeliler ve yaşamalılar. Riyâ-i s-salîm. Bakın size iki tane hadîs kitabı öneriyorum. Bir, edebil müfret. Evde, yolculukta, otobüslerle yolculuk giderken, bir yerlere giderken, ders yaparken.
Ya ben okudum, dön bir daha oku hayatına tatbik et. Dön bir daha oku hayatına tatbik et. İkincisi ne? Riyâ-i s-salîm. Muhakkak herkesin elinin altında, kitaplığında olacak. Bilhassa hanefiye göre ibadet edenler. Çünkü Riyâ-i s-salîm, hanefi mezhebine uygun olan hadislerden kurulu bir hadîs kitabıdır. İmam Nevevi de hanefidir kendisi. İmam Nevevi de hanefidir kendisi. O yüzden özellikle o hadîs kitabı bütün kardeşlerde bulunmalı. Bütün kardeşlerde. Ve kardeşler bunu okumalı, aynı zamanda da hayatlarına uygulamalılar. Okumuş olmak için değil. Birine cevap vermek için değil. Biriyle laf dalaşı yapmak için değil. Birisine ilim satmak için değil. Müslümanların handikapları bunlar şimdi. Birine cevap vermek için hadîs okuyor, âyet okuyor.
6. Bölüm
Neymiş de tartışacakmış okulda, otobüste, orada burada. Geç canım kardeşim ya, sen dinini yaşa. Sen dinini yaşa. Ümmet-i Muhammed’in en büyük sıkıntılarından birisi bu. Bize hep dediler ki okuyun, ikra oku, ikra oku. İyi biliyorsun kardeşim. Yaşayan kim? Bunca okuyor insanlar. Sabah namazına kaç kişi kalkıyor? Okuyor insanlar. Bunca okuyor gene heva hevesine uyuyor. Bunca okuyor yine nefsine uyuyor. Bunca okuyor yine şeytanlaşıyor. Okuyor ama herkes âlim. İmam Hatip mezunları namazı terk etmiş. İlahiyet fakültesinden mezun olanlar namazı terk etmiş. İlahiyattaki docentler, asistanlar, öğretim üyeleri namazı terk etmiş. Ne okuması kardeşim? Diyanetteki imamlar namazı terk etmiş. Ne okuması ya?
Herkes okuyor. Biz neredeyse kütübü siddeyi hıfz edeceğiz, ezberleyeceğiz. Hadislerin hepsini ezberleyeceğiz. Yaşayan yok ama. Ele geleni yersin, dile geleni dersin. Böyle dervişlik dursun, sen derviş olamazsın. Yûnus nasıl söylemiş ya? Kitabın tam ortasından söylemiş. Okuyor o zaman. Herkes bir bilgili, bir bilgili, bir bilgili. Ne kadar bilgili? Bilgi yığılıyor. Biliyor. Herkes biliyor. Birisine nasihat edecek, birine bir şey söyleyecek noktan yok. Neden? Biliyor ya adam. Biliyor. Ama yaşamıyor. Yaşamıyor. Sahâbe bilmiyordu. Ama yaşıyordu. Sahâbe bilmiyordu. Ama yaşıyordu. Bakın yaşıyordu. Ya meşhur ya kadının birisi geldi beni nikahla dedi Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine.
Sustu, ikinci gün bir daha geldi. Üçüncü gün bir daha geldi. Susunca oradan sahabeden bir kimse dedi ki, sen nikahlamayacaksan bana nikahla dedi. Ona dedi ki, mehir ne vereceksin? Hiçbir şey yok. Git akrabalarına danış, danıştı geldi. Hiçbir şey yok. Hiç kimsede hiçbir şey yok. Dedi ki, hıfsında kaç âyet var? Ne âyet var? İki âyet mi, üç âyet mi ne biliyor? Hıfsında. Bakın sahabenin hıfsında iki veya üç âyet var. Diyor ki, bunu ona öğretmen karşılığında, mehir olarak seni buna nikahladım. Ya sahâbe üç âyet bilmiyor canım kardeşim ya. Sahâbe üç âyet bilmiyor. Bizde hafızlar dolu, dolu, okuyanlar dolu, dolu. Bu ümmet ne halde? Bu ümmet ne halde? Bunca televizyon. Şimdi bu akşam gidin eve, buradan ders edin.
Şimdi bu akşam gidin eve, buradan dersten çıkın. Atv’de, Kanal D’de, Fox’da, Star’da, her tarafta şey var. Ne o? Dini sohbet var. Hepsinde. Yığılıyor, yıkılıyor. Ramazanlarda, bütün kanallarda. Her yerde dini sohbet var. Her yerde dini sohbet var. Harika. Her biri ellişar, altmışar, yetmişar, seksener, yüzer, milyar, yüz yirmi milyar. Geceliği beş milyarmış. Murtaza söyledi ya, beş milyar. Adam gelip iki saat sohbet ediyor, beş milyar alıp gidiyor belediyeden. Alıyorlar, gidiyorlar. Bu kadar din anlatılıyor. Ya bu kadar din anlatılan yerde, on beş yılda, on beş yılda bu kadar din anlatılan bir ülkede ya fuş yüzde yedi yüz yirmi beş artar mı? Devlete, devletin tespit etti. Bir o kadar da devletin tespit etmediği vardır, yüzde bin beş yüz.
7. Bölüm
Radyolar, televizyonlar, din anlatıyor boyuna. On yılda yüzde bin beş yüz fuş artmış bu ülkede. Herkes okuyor. Okuyor herkes. Herkes okuyor. Uyuşturucu on yılda yüzde dört yüz otuz beş artmış. Herkes okuyor. Herkes okuyor. Tuik var ya, Tuik. Evet, oradan okuyor bende. İstatistik kurumu. Adalet Bakanlığı’nın açıkladıkları var. Adalet Bakanlığı’nın açıkladıkları. Kaç? Yaktan araştırmalarda adalet bakanlığı değil. Yüzde bin yedi yüz seksen dört işte. Son on yolda. Dedim ya. Yedi yüz otuz demiştim, devletin tespit ettiği. Bunu bir katta daha dedim. Bin beş yüz, yüzde bin yedi yüz seksen. Araştırmaya göre. Artmış. Okuyor insanlar boyuna. Dinliyor ulan. Evet okuyor. Herkes okuyor. Bize de boyuna diyorlar.
Oku. Yaşa diyen yok. Habire okuyun diyorlar. Yaşayın diyen yok. Yaşayın diyen yok. Hiç yaşayın diyeni duydunuz mu? Okuyun. Ne? Kitap yüklü eşekler olun. Oku, amel etme. Oku, amel etme ama. Namazın farzını bil. Ama kılma. Kılma. Millet zaten bir namaz kılsa camiler iflas edecek. Millet bir namaz kılacak. Diyanet kapıyı kapatır camilerin kapısını. Der ki ya bu kadar iş bize fazla. Grev eder imamlar. böyle cemaatlere, tarikatlara hepsini atıp tutuyorlar ya. Kimler? Profesörler. Bazen zaman zaman aklıma gelmiyor değil ha. Diyorum bir çılgınlık yapayım. Bütün herkesi toplayayım gidelim ilahiye atalım. Selamın aleyküm, aleyküm selâm. Biz dini öğrenmeye geldik. Kaç kişi? Bin kişi. Nasıl? Basbayağı.
Soracağız cevap verin bize. Atarlar bizi tutuklarlar. Siz bir camiye gidin. Beş kişi on kişi. Her namazdan sonra imama deyin ki hocam sorularımız var. Bize beş hadîs okuyun mu? Katmaz sizi camiye bir daha. Ya da bırakır camiyi sana. Ulan siz lan mı uğraşacağım derler. Ya biz duyacaksın ki ehli sen ne olursan ol dedi birisi bana. Siz ne olursanız olun kardeşim. Alın cami sizin ya. İkide bir de bana hadîs diye gelmeyin dedi. Baktılar. Dediler ya biz bu imamı böyle tanımıyorduk. Ya dediler Mustafa hocam sen gelince böyle oldu bu. Yok dedim ya boş verin siz ya o imam iyi bir insandır. Siz gene akşam namazdan sonra toplanın. Deyin ki dedim ya hocam beş tane hadîs oku bize. Gidin kardeşim demiş ya hadîs madis okumam size.
Kim öğrettiyse size bunu demiş ya. Nereden çıktı bu demiş ya. Siz ne güzel kahvede demiş kağıt oynuyordunuz ya köyde. Ben tabi yaklaşık iki. İki ay geçti. İki ay sonra filan orada gene bir akşam namazına gittim. Ben sarık filan sarmıyorum hiç haydari giymiyorum normal. Bana soruyorlar ne iş yapıyorsun tüccarım diyorum ben. ne alıp satıyorsun ucuz bulduğumu alırım. Pahalı bulduğumda satarım diyorum aldığım malı. Pahalı bulduğumda satarım. Hiç önemli değil diyorum ben. Neyse bakıyorlar şimdi ne alacak ne satacak belli değil. Gelin bakalım oturuyoruz biz şimdi. Hadi bir sohbet hadi bir oradan bir buradan ondan sonra. Şeyde var ya camilerde orada hadîs kitapları. Getirin bir hadîs kitabı oradan getiriyorlar.
8. Bölüm
Bir iki üç hadîs okuyoruz şimdi. İmam demiş ki bu adamı bir daha buraya camiye katmayın. Bu demişler dayiş olabilir. Bir dahaki gittiğimde soruyorlar. Selamünaleyküm aleyküm selâm. Bakıyoruz diyorlar çok hoş sohbetsin tatlı dilirsin. Hocam dayişle bir bağladın var mı? Dedim günaha gireceğim ama kalbim patlayacak dedim. Söyleyeyim mi dedim ben? Söyle dediler. İmam mı söyledi dedim ben? Herkes boynunu büktü. Dedim böyledir. Ya neden? Okuyun siz ya yaşamayın. Bakın okuyun yaşamayın. Yaşamadığınız müddetçe okumanızdan hiçbir sıkıntı yok. Yahudiler de aynıydı. Hristiyanlar da aynı. Şimdi Müslümanları da aynıleştiriyorlar. Okuyun kardeşim. Ne geldiyse başınıza cehaletten geldi. He? Okuyalım iyi okuyalım ben okudum faiz aram.
Sen ne yapıyorsun? Okuduk kardeşim. Kumar haram. En büyük kumarbaz devlet. Okudum faiz aram devlet. En büyük faizci devlet. Kumar haram. En büyük kumarcı devlet. He? Fuhuş haram. Ulan devlet çalıştırıyor. Okudukça öğreniyorum. Ben diyorum ya boyuna televizyonlarda gelin kardeşim. Kur’ân’ın Türkçesini mi öğretseniz? Öğretin ama yaşayın. Yaşa kardeşim. Namaz farz. Nasıl gidecek adam mesai saatinde namazı? Nasıl kılacak? Ben orman işletmesinde çalışıyorum. Namaz farz. Ben atıyorum secdadeyi. Allâh’a ekber farzını kılıyorum dört rakatta. Öğlen namazının. Bütün daire öğrendi ben namazı kılıyorum şeyde. Ne o? Bir oda. Müdür geldi. Dedi sen namaz kılıyormuşsun. He kılıyom dedim. Burada kılıyomuşsun dedim.
Burada kılıyom dedim. Ben kılıyom. Bu millet dedi burada dedi. Şeyde bir oda namaz kılmaya başlarsa ne olacak dedi. Başlasınlar Allâh’ın emri dedim. Bu millet dedim. Çay içerken bir şey olmuyor. Hatunlar gelince sohbet ederlerken bir şey olmuyor. Dedim kaydırgıpak muhabbet varken bir şey olmuyor dedim. Namaz kılarken mi bir şey olacak? Müdür de eskül kücülerden. hala da MHP’li ülkücü ama bizim ülkücülüğümüzden eser yok. Nerede hoplatacak zıplatacak gübretecek işler var onlara uğraşıyor. Akçeli işler. Yolu ihale etmişler. Kaç bin metre? İki bin iki yüz metre. Benim elimde şerit metre ben ölçüyom. Ne iki bin iki yüzü? Bin beş yüz bin altı yüz de bırakmışlar. Bin altı yüz imzalamam diyorum ben.
Biraz daha zorluyorlar. Bin sekiz yüz de çıkıyorlar imzalamam diyorum. Dört yüz metre kalıyor orada. İmzalayacağım ben arkadaş parayı alacak. Müdür diyor imzayı atsana. Atmam dedim. Kim açacaksa atsın burada. Zaten yapmışlar yapacaklarını. İlk ihaleyi çıkarırken üç yüz metre, dört yüz metre çıkarıyorlar. Ondan sonra iki bin iki yüz metreyi çıkarıyorlar. Yutacaklar ya. Hep ihaleler öyledir. Büyük bir çoğunluğu. Devlet ihalelerinin büyük bir çoğunluğu böyledir. Altını çizin. Herkes yalar yutar oradan. Hepsi de. Hepsi de. Bakın müteahhitlerin sonuna sonunda iflas ederler. Neden? Yetimin hakkı var onunla. Yetimin hakkı var. Adam olmazlar. Neden? Yetimin hakkı var. Haram. Haram. Ben namaza başladım orada.
9. Bölüm
Bu sefer olmadı. Dedi ki herkese bulaşır bu. Ne olacak dedim ben o zaman. Ben namazı kılacağım. Camiye git o zaman dedi. İyi ben camiye giderim. Şimdi ezan okunuyor. Ben tam dairenin tam karşısında parkın ortak öbenden dosdoğru gidiyorum. Orada Hacı Mehmet Camii var. Hacı Mehmet Camii’nde namazı kılıyorum. Geliyorum tekrar geriye. Bir hafta öyle gittim. O da uçlarına gitmedi. Olmaz dedi. Nasıl olacak? Nasıl olacak? Bu sefer merdivenin altında kıl dedi. Bodrum katva olur. Hemen tahtadan bir secde de yaptırdım ben. Merdivenin altında namaz kılıyorum. Tahtadan bir secde de. Birdim iki oldum, üç oldum, dört oldum. Ben orada da devam ediyorum ben. Haydi birisi bir tahta daha yaptırdı. Dedim secde adını yaptır gel tahta.
Ya burada dedim merdivenin altında mı namaz kılacağız? Ne yapalım dedim. Müdür buraya attı bizi dedim. Burada kılıyoruz. Bir, iki, üç, dört. Erkek olarak namaz kılmaya başladık. Bunu da duydum müdür. Bana bir şey de diyemiyorum. Tam bana bir şey diyecek. Sağ sağ kulaklar için nasıl öldü mü bilmiyorum. Nefret eylesin öldüyse. Bizim Sop var. Hasan Sop. Benden büyük. Ama kardeşi benim sınıf arkadaşım. O zaman o da böyle eski ülkücü abilerden. O da şeyde orman genel müdürlükte iyi bir vazifede. O zaman için personel şube müdür mü ne bir şey müdürü oldu hatta genel müdür yarıncılığı filan yaptığı Amerika’da eğitim filan gördü. Ondan sonra böyle genel müdürlüğe oynuyor filan böyle gidiyor geliyor genel müdür olacak o ara.
Ben çok daralırsam böyle sıkıntı çekersem ona telefon açıyorum. Abi sen bir telefon aç diyorum ben buraya. Tamam Mustafa’cım diyor kapatıyor telefonu. Aradan iki saat geçiyor müdürün odasından telefon açıyor. Müdürün odasından. Bizim Mustafa’yı bir çağırır mısın diyormuş. Hemen o çalışan kimse geliyor müdürün şeyi müdür beyi çağırıyor diyor. Ben biliyorum ki ne olduğunu iniyorum ben aşağıya. Buyurun müdür bey diyorum ben. Sop arıyor sop diyor. Sop arıyor. Ben alıyorum telefonu. Selamun aleyküm. Vay abi nasılsın iyi misin? Öyle miydi böyle miydi? Bir muhabbet. Bu esas duruş da yanında. ne yapıyor bedeller filan iyiler mi iyi abi geçen gün oradan geçiyordum. Gerçekten de babayla selamlaştım filan valide şöyle böyle tamam muhabbet.
Var mı bir emrin isteğini estağfirullâh abi senden emrimiz isteğimiz mi olur abi ya. Ne demek Allâh senden razı olsun. Burada her şey gayet iyi. İyi de, iyi de diyorum. İyi de. Burada her şey iyi abi. Bir sıkıntı yok mâşâAllah. Bir problem yok abi görüşürüz. Selamun aleyküm. Kapatıyorum ben şimdi telefonu. Böyle yapıyor. Allâh’ım diyor ya. Böyle duruyor şimdi. Valla ne yapayım müdürüm çok seviyor beni diyor ben şimdi. Gerçekten bu çok sever bizi. Abimi de çok sever o. Hatta bu normalde Bursa’ya filan gelip gittiğinde uğrardı. Bu ara görüşemeyiz. Abimle görüşürken de mahallenin çocuğu. Öyle tutuyoruz adamı. Yoksa yapacak yapacağını bize. Bu sefer baktı gördü diş geçiremeyecek. Ondan sonra dedi ki merdivenin altını mescit yapın o zaman dedi.
10. Bölüm
Biz merdivenin altını ahşaptan lan ormanda ağaç mı öyler? Hrabıtadan bir mescit yaptık. Muhteşem. Bir daha kimse çökemez onu. Bilmiyorum hala daha duruyor mu orada. Biz başladık tabii mescidi yapmışım öyle tutar mıyım? Öğlen namazından sonra 3 sefer tamam mı? Hepsi de soruyor. Dersler çekildi değil mi? Çekildi diyor. Sıkıntı yok. 3 sefer cemaatle dersler çekiliyor. Bütün hepsi toplanıyor. Dersi bedavaya getirecek. Ondan sonra çok alıştılar. Dedim böyle olmaz ya. Gene de evde çekin dersinizi. Namaz farz. İyi herkes kılsa ne olacak? Okuyun yaşamayın. Dertleri ne? Okuyun yaşamayın. Bilin yayın. ilahiyat mezunu ünlü bir siyasetçi geldi büroya. Böyle bir şey konuşacak oldu. Dedim konuşurum batarsın.
Yok söyle hocam dedi. Namazı bile kılmıyorsun dedim ya. Neren ilahiyatçı senin dedim. Handikap bu. Allâh bizi affetsin. Yalanın 3 yerde mübah olduğu ile ilgili bir hadîs okuduk. Bununla alakalı bir âyet bulamadık. Bu hadise dayanarakten yalan söylemede kapı aralanabilir mi? Bu hadîs hadîs-i şerifi nasıl yorumlayabiliriz? Halkın söyleyip durduğu yalanlardan sadece üçüne izin verildiğini işittim. Bir savaşta düşmanı aldatmak. İki iki kişinin arasını bulmak maksadıyla üç kocanın karısına karının da kocasına aile düzenini korumak düşüncesiyle söylediği yalanlar. Bu üçüne müsaade edilmiş zaten. Bunun dışında bir yalana müsaade edilmemiş. Bir, savaş halindeysen düşmana, Darülharpte harbine savaş halinde düşmana deyince Darülharpte harbi de giriyor.
İki, iki kişinin arasını bulmak için. İki arkadaş, iki kardeş. Ya o seni sever aslında filan. Üç, karı koca arasında ikisinin arasını bulmak için. Kadın diyor ki adamı gördüğümde domuz görmüş gibi oluyorum. Ben ne yapacağım onu diyor. Adama diyorum ki, bak diyorum ya senin hakkında ne kadar olumlu şeyler söylüyor. Adam da diyor ki gerçekten mi? Tabi diyorum ya. Seni gördüğünde diyorum ben bütün tüyleri diken diken oluyormuş heyecandan diyor. Ne yapayım? Dervişlere yapmıyorum bunu. Allâh muhafaza eylesin. Ama karı kocanın arasını bulmakta ne? Büyük sevap. Birinin olumsuz sözünü öbürküne yetiştirmeyeceğim. Senin hakkında böyle böyle dedi, demeyeceğim. Ona, ona şöyle ya set size, ya bu adamın hiç mi iyi tarafı yok?
Başlayacak, şu si iyi, bu si iyi, bu si iyi, bu si iyi, onlar cımbızlıcan. Diyeceğim ki ya senin eşin dedi ki cömerttir evine bakar, çocuklarına bakar adam şişiyor. Güzel şeyler bunlar. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Avon, farması gibi firmaların çalışma sisteminde çalışan kişiler yeni üye kazandırdıkça gelen yeni üyelerin sattığı ürün üzerinden prim kazanç elde ediyor. Bu şekilde çalışma sistemi uygun mu? Uygun? Neden uygun olmasın ki prim sistemi? Ya geçen haftada bununla alakalı sohbet edemedik kağıt eskidi artık bir haftadan beri taşımaktan. İnşâAllah. Bu uzun biraz mesela ama bunu kısaltayım inşâAllah. Cabir bin Abdullah’tan şöyle rivayet edildi. Allâh’u Teala’nın o zaman içinizde iki bölük bozulmaya yüz tutmuştu.
11. Bölüm
Halbuki Allâh onların yardımcısı idi. Ayeti bizim hakkımızda Beni Harise ve Beni Seleme hakkında inmiştir. Bu ayetin inmemiş olmasını isteyemezdim. Hem de bu ayette Allâh onların yardımcısıdır ifadesi verdi. İfadesi vardır. Şimdi Sufilerde şöyle bir şey vardır. burada Cenâb-ı Hak teykit ediyor. diyor bu iki bölük bozulacaktı. Birbirine düşman olacaktı. Burada bir durum tespiti yapıyor ve bunu da ikaz ederekten söylüyor. teykit ederekten söylüyor. Ardından da diyor ki Allâh onların yardımcısıdır. Bunu ikaz ederken teykit ederken arkasından da müjdeyi veriyor. Allâh onun yardımcısıdır. Şimdi bir sahâbe ikide birde içki kullanırdı ya Allâh Resulü de birkaç kez de onu böyle şey yapmıştı. Hat uygulamıştı.
Yine ikincisinde mi üçüncüsünde mi ne hat uygularken sahabeden bir kimse gene böyle içti gene böyle bu şeyi yaptın gibisinden laf söyleyecekken Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri birden ona döndü dedi sus o Allâh ve Resulünü sever. Şimdi sufilikte bir terbiye vardır. Allâh terbiye eder kulunu. Kulunu Allâh terbiye ederken gerekirse onu ikaz eder, teykit eder. Veya bir üstat bir müridi terbiye eder. Ona gerekirse teykit eder, tehdit eder. Bu caizdir. Bu onu sevmediğini göstermez. Hatta bu onu sevdiğini gösterir. Asıl kıskançlık budur. Asıl koruma sevmek budur. Bir kimse sevdiğinin hatasını kusurunu göz göre göre boş geçmez. Onu ister ki daha iyi olsun. Onu ister ki daha güzel olsun.
Onu ister ki daha iyi bir yere gelsin. O yüzden onu ikaz edilmesi gerekiyorsa ikaz eder. Teykit edilmesi gerekiyorsa teykit eder. Ona bir ceza verilmesi gerekiyorsa ceza verir. Bu onun sevmediğini göstermez. Allâh muhafaza eylesin. Başı boş bırakıldıysa sıkıntılıdır. Cenâb-ı Hak burada teykit ediyor ama ardından da diyor ki Allâh onların yardımcısıdır. Cenâb-ı Hak onların üzerinden elini kaldırmadı. Cenâb-ı Hak onun üzerinden yardımını kaldırmadı. Yine Tövbe Suresi âyet 121. sen müminleri savaş için duracakları yere yerleştirmek üzere erkenden ayrılmıştın. Allâh semidir alimdir. O zaman sizden iki takım bozulmaya yüz tutmuştu. Normalde bu âyet-i keriminin geldisi bu. Halbuki onların dostu Allâh idi.
Müminler yalnız Allâh’a güvenip dayansınlar. And olsun ki siz düşkün bir durumdayken Allâh size katil bir zafer vermişti. Allâh’tan korkun ki şükretmiş olasınız. Ya normalde burada şimdi Cenâb-ı Hak bu özür dilerim alimranda bu 121 122 123 Cenâb-ı Hak burada diyor ki siz düşkündünüz bir de zayıftınız ama Bedir de diyor Allâh size katil bir zafer verdi ve burada da diyor Bedir de siz neredeyse birbirinizden ayrılacaktınız. Siz birbirinize düşecektiniz birbirinizden de ayrılacaktınız. Ama Allâh sizin yardımcınızdı. Allâh burada onları hem ikaz ediyor hem teykit ediyor hem de aynı zamanda onları ne yapıyor? Onların yardımcısı olduğunu söylüyor. Elini onların üzerinden kaldırmıyor. Tevbe Suresi âyet 25-27 anda olsun ki Allâh size Huneyn gününde yardım etmişti.
Burada da bir ikaz var. çokluğunuz sizi böbürlendirmişti de size bir faydası olmamıştı. Huneyn’de Müslümanlar kalabalık çocuk çokluklarından dolayı böbürleniyorlar. Ama diyor size faydası olmamıştı. Âyet-i Kerime’nin sonunu okuyorum. Allâh Gafurdur Rahim’dir. Hatta Âyet-i Kerime’nin ortası yeryüzü genişliğine rağmen size dar gelmişti. Sonra gerisin geri dönüp gitmiştiniz. Bilare Allâh Resulüyle dinlerin üzerine sekînetini indirmişti. Görmediğiniz orduları de indirmişti ve kafirleri azaba uğratmıştı. Siz aslında geri geri döndünüz. Çokluğunuza inandınız. Çokluğunuza bakaraktan böbürlendiniz. Çokluğunuza bakaraktan nefsinize uydunuz. Ama Allâh size yardım etti. Melekleriyle yardım etti. Şimdi burada söz konusu olan mana şu.
Bir kimse terbiyeye girince dervişlik noktasında el bebek gül bebek büyümez. Yol el bebek gül bebek yolu değildir. Yok bana sert davrandı. Tabi sert davranacak. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri cenk meydanına çıkmayan sahabeye dedi ki selamın sabahı kesin bunlarla. Onlarla selamın sabahı kesti. Bütün sahabeye de emir verdi. Yasakladı. Hiç kimse onlarla selamlaşmayacak dedi. Ta ki onların tövbelerini âyet-i kerimeyle kabul edildikleri tespit edilinceye kadar. O zaman bir kimsenin ikaz edilmesi bir kimsenin bu noktada yolun içerisinde şunu şöyle neden yapmadın bunu böyle neden yaptın denmesi yolun gereğidir. Bunun olması gerekir. Hatta meşhurdur ya büyük zaatler kendilerini cehennemlik görmüşler.
Ona rağmen kulluğa devam etmişler. Demişler ki başka gidecek kapı mı var? Allâh bizi hayırlı eylesin inşâAllah. Rabbim muhafaza eylesin. O yüzden normalde yolun içerisinde kardeşlerin ikaz edilmeleri tehdit edilmeleri haktır. Mesneviden bir beyit ey sevgili sen kızıyorsun. Bu benim hoşuma gidiyor. Canım sana feda olsun. Benim sevgilim biraz kızıyor. Allâh bizi o sevgiliye sevgili olanlardan eylesin. Âmîn. Lâ ilâhe illâllah. el-Fâtiha. Âmîn. Destûr.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Dervîş, Ashâb-ı Kirâm. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı