Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

592. Dergâh Sohbeti — Din Özgürlüğü, Adalet ve Tokalaşma Meselesi

592. Dergâh Sohbeti'nde tüp bebek meselesi, yılbaşı ikramları, din özgürlüğü ve Diyanet, katılım bankacılığı, tokalaşma hadisleri, Şeyh Bedrettin, İslâm'da adalet kavramı, tekke ve zaviyeler ve çocukları dergahta yetiştirmek ele alınmaktadır.


1. Bölüm

Hem çaylarınız için hem de sorular biraz fazla. Bunlar da yavaş yavaş bitirmiş olayım. Ben de çayımı kahvemi içeceğim çünkü. O yüzden. Eşim ve tüp bebek çalışmasına başladık. Ancak bu çalışmada birden fazla yumurta olgunlaştırılıyor. Eşim ise tek çocuk istiyor. Baya’nın söz hakkı var mıdır? Hanefilere göre rahim erkeğin ayıptır. Ama bu noktada bu meselede kimsenin sözü geçmez. Şöyle sözü geçmez. ben tek çocuk istiyorum deyip de kadın ikiz doğrursa ne yapacak herkes ki? Birini boğacak değil ya. Bu tip meselelerde de normalde tek çocuk istiyor herkes ama ikiz değil, üçüz bile oluyor. Dört yüz bile oluyor. bunu normalde doktorların tanzim etmesi, doktorların bunu tertip etmesi bu kadar çok müdahaleye açık değil bildiğim kadarıyla.

Öyle mi doktor? Fazla müdahale edemiyorlar değil mi? Tüp bebek de edemiyorlar. Evet. Ya normalde İslam hukukunda genel bir şey vardır. Bir manteli de vardır. Siz bir şeyi normalde kabullendiğinizde onun sonuçlarını da kabullenirsiniz. mesela evlenmek, nikahlanmak onun sonuçları vardır. Onun sonuçlarını da kabullenirsiniz. Ve hatta ben zaman zaman derim mesela ticaret. Sen bir senet aldın mı? Aldın. O senetin sonuçlarını sen kabul etmiş olursun. Bir çek aldın. Çekin sonuçlarını kabul etmek zorundasın. o çek ya vadesinde ödendi. Ödendi, ödendi. Ödemedi, kaybettin. Sen onunla alakalı bir şey diyemezsin karşıdaki kimseye. Ve hatta o çeki kabul ettiğinde çekin hukukunu kabul ettin. Senet aldığında senetin hukukunu kabul ettin.

Evlendin gittin, resmi nikahı kıydın, resmi nikahın hukukunu kabul ettin. Gittin dinen bir kadını nikahladın, dini nikahın hukukunu kabul ettin. Ben bilmiyordum, anlamıyordum. Tiyansın ben böyle değil. Bunu İslam hukuku kabul etmez. Bir kimse bir şey yapıyorsa yapmaya ehliyetlidir. Sonuçlarına da ehliyetlidir. Katlanacak, katlanmayacak, yapacak, yapmayacak. Bunun gibi. O yüzden tüp bebek, sonuçlarına da o kimse katlanacak. bunu ben böyle istiyorum. Demen lüksüne sahip değil. Yılbaşı dolayısıyla iş yerimiz çikolata paketi veriyor. Ve bunun gibi ikramları almakta bir sıkıntı var mı? Darül Harp’te yok. kendinizi Almanya’da görün. Almanya’da, bunun herhangi bir iş yerinde çalışıyorsunuz. Almanya’da bir iş yerinde çalışırken orada Noel tatili yapılıyor.

Siz Noel tatilini reddetmenin lüksüne sahip değilsiniz. Alman hukukuna göre. Çünkü Noel tatili var mı? Var. Ve Avrupa Noel tatiline giriyor. Avrupa Noel tatiline girince Avrupa’nın veya Amerika’nın veya herhangi bir X ülkenin vatandaşısınız. Orada onlar böyle bir tatil yapıyorken yok hayır ben gideceğim Mercedes fabrikasında çalışacağım. Yok hayır ben gideceğim fiyat fabrikasında çalışacağım. Diyebiliyor musunuz hayır? Oranın hukuku ne? Oh, oranın hukukuna göre vay Noel geldi. Herkese kredi dağıtalım, para dağıtalım, maaş dağıtalım, hediye çekiverelim dediklerinde siz orada hayır ben bunu kabul etmiyorum lüksüne sahip değilsiniz. Değişen bir şey diyor. Yok. Ya normalde ne zaman bizim burada şimdi Noel tatili? 31’i Salı gün tatil mi?


2. Bölüm

Salı gün Noel tatili değil mi? Salı gün Noel tatili. E Salı gün Noel tatili olunca ne yapacaksınız şimdi? Normalde resmi dairelerde çalışanlar. Yok kardeşim ben Hristiyan değilim. Ben Müslümanım, ben Salı gün, ben Noel tatili yapmam deyip gidip devlet dairesinde mi çalışacaksınız? Hayır. Veya Noel tatili yapmışlar ya Noel resmi tatil adı bizde. Adı Noel tatili. Noel tatil olunca normalde korunma kuruluşlar hayır biz bu tatili yapmayacağız diyebilirler mi? Türkiye’deki Hristiyanlar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Hristiyan vatandaşları da var. Nasıl Müslüman vatandaşlar var, Müslüman vatandaşlar için Kurban var, Ramazan bayramlarına tatil yapıyor. Hristiyan vatandaşlar var, Hristiyan vatandaşlar için de Noel bir bayram onlar için de bir tatil yapıyor. aslında Yahudilerin de bir tatil yapıyor. aslında Yahudilerin de günleri var, yılda bir gün öyle.

Aslında o günün de tatil olması lazım. O haftalık onlar, o ayrı. Onlar haftalık canım benim ya. Onlar haftalık. Biz haftalıktır demiyoruz, yıllık. Onlar haftalık tatiller, onlar ibadet etsinler rahat diye. O yüzden onlar Cumartesi günleri tatil, pazar günleri de Yahudiler için tatil. Onların, pardon, Cumartesi Yahudiler için pazar günü de Hristiyanlar için tatil. Normalde mesela hiçbir yerde Cumartesileri tatil yapmaktan çıkaramazlar. Antisemitizm. O velvelesi var ya, onu koyarlar orta yere, dumanını çıkarırlar insanı. Siz şey yapamazsınız. Halkın değil. Bunun gibi normalde mesela Hristiyanların da bir yıllık tatilleri var. Onların bir günlüğüne bayramları, pardon, Yahudilerin geçenlerde Cumhurbaşkanı kutlamıştı.

Yahudilerin şu gününde mübarek olsun diye. Bunlar insanların doğal dini hakları, insani hakları. Bunları küçümsediğimi düşünmeyin. Öyle bir şeyim yok. Biz bu ülkede Hristiyanların ve Yahudilerin veya dinsizlerin dinlerini özgür bir şekilde yaşamasından yanayım ben. Benim derdim şu. En az Hristiyanlar ve Yahudiler kadar biz de dinimizi özgür bir şekilde yaşayalım. Benim derdim bu. Benim başka bir derdim yok. Biz en az bir Hristiyan’ın din özgürlüğü kadar bizim de dinimiz özgür olsun. Bir Yahudi’nin din özgürlüğü kadar bizim de dinimiz özgür olsun. Mesela siz bir Yahudi tarikatına baskı yapabilir misiniz? Sıkıntı çıkarabilir misiniz? Bir Hristiyan tarikatına sıkıntı çıkarabilir misiniz? Bir laf söyleyebilir misiniz?

Siz bir papaza, bir hahama, bir laf söyleyebilir misiniz Türkiye’de? Söyleyemezsiniz. Siz İncil’i eleştirebilir misiniz? Ki eleştirmeyin zaten. İnsanların kutsalı. Siz uyduruk diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. İnsanların dini inancı. Veyahut da siz bir Tevrat’ı küçümseyip Tevrat’la alay edebilir misiniz? Edebilsiniz. Ne kadar tahrif edilirse edilsin içerisinde tahrif edilmemiş âyetler vardır. Bütün olarak siz onunla alay ederseniz bir bütün olarak siz onunla alay ederseniz Allâh’ın ayetleriyle alay etmiş olursunuz. Siz İncil’le alay edemezsiniz. Tevrat’la alay edemezsiniz. İslam hukuku içerisinde de bunu alay edemezsiniz. Siz İsa Aleyhisselâm’la, Musa Aleyhisselâm’la alay edemezsiniz. Küfre düşmüş olursunuz.


3. Bölüm

Allâh muhafaza eylesin. Biz en az onlara tanınmış özgürlükler kadar özgürlük istiyoruz. siz bir kiliseye hangi papazın tayin edileceğine devlet mi tayin ediyor? Hayır. Bir havranın başına hahamı devlet mi tayin ediyor? Hayır. Kendi içlerinde bir sistemi var. O sistem içerisinde onlar kendilerince uygun olan hiyerarşiyi tayin ediyorlar. Ama bizde öyle değil. Bizde Diyanet İşleri Teşkilatı devletin elinde. Dini kurum ve kuruluşların hepsi de devletin elinde. Devlet istediğini atıyor, istediğini alıyor, istediğini çarpıyor, istediğini sekize bölüyor, dokuza katlıyor. Siyasi iktidarın hoşuna giderse Diyanet İşleri Başkanı onu tutuyor, hoşuna gitmezse değiştiriyor. Olmadı, canını sıkacak bir açıklamada bulunursa bir daha değiştiriyor.

Kafasına göre takılıyor. Diyanet İşleri Teşkilatı sonuçta devletten maaşını alıyor çünkü. Mesela kiliseler devletten mi maaş alıyor? Hayır. Havrular devletten mi maaş alıyor? Hayır. Ama camiler devletten mi maaş alıyor? Örneğin. Bunlar layıklığa aykırı şeyler aslında. Bu normalde iş farklı bir noktada. E tabii o zaman için devleti kurarlarken böyle bir teşkilat kurmuşlar. Allâh iyi etsin. O yüzden yapacak bir şey yok. Ziraat Bankası’nın faizsiz kar zararı, katılım bankacılığına para yatırmak caiz midir? Dine, dinimizde. Ne bu? Banka var mı? Dinde bank olup olmaması önemli değil. Bugün şeyde, ne o? Akşam böyle bir yazı okuyorum. Dili bakım, bir yazısını okudum. Neydi o? Oltasında din mi? Oltasına din takıp Müslüman avlamak.

Ha, oltasına din takıp Müslüman avlamak. Aha bu. Oltaya din takıp Müslüman avlamak. Oltaya din takıyorlar. diyorlar ki faizsiz bu banka size gelin paralarınızı buraya yatırın. Ha, faizsiz. Banka ne? Faiz yuvası. Evet. Ben de ona o yazıyı paylaştım. Ben de ona o yazıyı paylaştım. Ben de ucuna bir şey ekledim onun. Oltasına bir şey ekledim. Şu dedim, oltasına din ekleyen siyasilleri ve bürokratları dedim. Dili bakım tanımaması, bilmemesi mümkün değil. Bunları isim olarak açıklasın cesareti varsa bu halkonları tanısın. Aldanmasın. Oltasında kim din koyup da insanları siyaseten, bürokraten aldatıyor. Oltasına kim din koyaraktan bu Müslümanların gözyaşını, emeğini, parasını, malını, mülkünü, mesaisini harcıyor, ütüyor.

Şimdi bangır bangır bütün bankalarda bu var. Benim de emekli maaşı halk bankasına yatıyor ya, onlar da bütün müşterilere gönderiyorlar. Halbuki ben güvenilir bir müşteri değilim onlar için. Tabii ben bankalar açısından hiç güvenilir değilim. Bankalar açısından kim güvenilir biliyor musunuz? Bankalardan kredi alan, kredi kartı olan, onun sona böyle kredilerin içerisinde dönen, dolaşan bunlar bankalar için güvenilir müşteri. Benim gibi bankada ticari hesabı olmayan, hiç çeki olmayan, hiç kredisi olmayan, bakın, kredi hiç olmayan, çeki hiç olmayan, bankalarla hiç borcu harcıyor, borç-harç ilişkisi olmayan kimseler bankalar için güvenilir insanlar değil. Bankalarla hiç borcu harcıyor, borç-harç ilişkisi olmayan kimseler bankalar için güvenilir insanlar değil.


4. Bölüm

Banka girince Mustafa Özba olarak bir bakıyor adamın kredi kartı yok, kredi borcu yok, ticari hesabı yok, çek yok, senet yok, sepet yok, hiçbir şey yok. yaşıyor mu? Bir TC’si var, yaşıyor kağıt üstünde. Öyle olunca güvensiz. E şimdi bütün banka, ona geleceğim, Halk Bankası beni güvensiz görmesine rağmen bana mesaj çekmiş. yastık altında altın, salkım ne varsa, ondan sonra toplayın. Eee ayın kaçıydı? Bu aralığın 24’ünde, 25’inde Ankara’dan ekspertizler gelecek, altınlarınızı tartacak, ölçecek, batacak kaç ayar, ondan sonra sen bankaya yatıracaksın. Allâh Allâh, bankaya yatırılacak kadar altın var demek ki bizde. Herhalde karıştırıyorlar, öldükten sonra evinde 100 kilo, 120 kilo altın çıkan dini liderlerle.

Öldükten sonra İsviçre bankalarını orada burada milyon dolarlar çıkan siyasi liderlerle karıştırabiliyorlar. Bazen de böyle geliyorlar, Hacca Ömre’ye getirecek olanlar, bunlar çok hoş oluyor. Hocam, bu sene sizin arkadaşlarınızla talibiz. Allâh razı olsun canım kardeşim. bütün arkadaşları Ömre’ye götürelim. Şöyle yapalım, bunu yapalım. Harika. Fiyat olarak ne yapacaksınız? şöyle hocam, üç kişilik yataklar böyle, iki kişilik yataklar böyle, dört kişilik yataklar böyle, sunumlar filan, harika. Araya kıstırıyor şimdi. Hocam Ramazan’dan önce sizi maa aile misafir etmek isteriz. Nasıl diyorum ben? maa aile hocam. diyorum eş, çoluk, çocuk, damat, torun hepsi değil mi diyorum ben? Tabii hocam diyor.

Diyorum yavrum sen neyle karşılaştığının farkında değilsin diyorum ben. Nasıl hocam diyorum ben? Ben saymıyorum diyorum ben. O işi şaka zannediyor. Hocam başımız üstüne. Lan oğlum dedim ben birine. Ben ey evlatlar Ömre’ye götürüyor bu arkadaş desem dedim, bir dakikada dedim sürmez iflas edersin. Hepsi evlat bizim dedim. Kaldı. Ben öyle demek istemedim dedi. Ya dedim ben aile olarak, aa yine kalırsın dedim ben. Neden dedi? Odu çok bende dedim ben. Neden dedi? Odu çok bende dedim ben. Ama şey değil, bu illaki iş alacak ya benden. İnatla götürüyor da. Kendi kendime diyorum ki ben şimdi. O an diyorum demek ki böyle yapıyorlar bunlar bu işleri diyor. Sonra böyle olunca, ya hocam diyor ya. Biz diyor alışmışız ya diyor.

Her gittiğimiz yerde böyle oluyor, bununla karşılaşıyoruz diyor. Özür dilerim diyor. işte ben sizi herkes gibi zannettim diye. Böyle baktım dedim. Herkes gibi zanneden bir firmayla gidemem. Hakkını helal et dedim. O en son Ömre’ye gittiğimiz şey vardı ya firma. Neydi o? Ekrem. Ekrem. Ekrem’in asıl sahibinin havaalanına kadar gelip bizi uğurlamasının sebebi buydu. adam havaalanına kadar uğurladı, gelirken de karşıladı ya. Sebebi şu. demiş ki, ben demiş böyle bir adam görmedim. Başkası olsa demiş muhakkak bir şey alırdı bizden. kendisine bir şey alırdı. Alışmışlar. Allâh muhafaza eylesin. Olteye din takıp Müslüman avlamak. Evet bunlar da bu bankalarda ne yapıyorlar? Olteye din takıp Müslüman avlıyorlar.


5. Bölüm

Siz bir borcunuzu ödemeyin bankaya da görün siz. Görün siz, enseniz de boza mı pişiriyor yoksa sizi tavasota mı yapıyor? Görün. Allâh muhafaza eylesin. Müzik dinlemek günah mı? Müzikle ilahi dinlemek günah mı? Bizi bilgilendirir misiniz? Şiirle alakalı hadîs-i şerif paylaşıyorum. Ama bununla alakalı mesela ashabın çalgı aletleri kullanıldığı, onları dinlediklerine dair rivayetler var. Bu konuda ifrat ve tevrit var. Haram diyenler de, komplesine helal diyenler de doğru noktada durmuyorlar bence. Bazen bayanlar tokalaşmak için elini uzatıyor. Bu gibi durumlarda ne yapmamız gerekir? Peygamber efendimiz namahrem bir bayanla hiç tokalaşmış mıdır? Bir sefer Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetlerinin zamanında, ah hoş geldin, tokalaşalım, böyle bir adet, usul, gelenek yok zaten. bu Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetlerinin zamanında icra edilmesi için böyle bir usul, gelenek yok.

Bu son 50-60 yılın, 100 yılın meselesi. Bu aslında Avrupa’da da böyle bir gelenek yok. 100 yıl öncesine kadar Avrupa’da da kadınların erkeklerle tokalaşma geleneği yok. Fransız sosyetesinde, İngiliz kraliyetinde ve hatta Avrupa kraliyet ailelerinde şöyle bir şey var. Sosyete de yüksek standarttaki bayanlar ellerini lütfederlerse herhangi bir erkeğe, erkeğe ellerini uzatıyorlar. Erkek de ellerinin üzerinden öpüyorlar. Tokalaşmak yok yine. Bu sonradan avamın içerisinde, avamda kadın erkek tokalaşmaya başlıyor Avrupa’da. Avamın işi bu. Bu entelektüellerin işi değil. Avam, kadın ve erkekler tokalaşıyorlar. Ama kendilerini bilen kadınlar Avrupa’da tokalaşmıyorlar. Yine ellerini uzatıyorlar, erkekler büyük bir saygıyla eğilip kadınların ellerini öpüyorlar.

Bizde de kadın-erkek tokalaşma kültürü yok. Bizde de kadın-erkek tokalaşma kültürü yok. Bizde el öpme kültürü var. Kimlerin eli öpülür? İmamlar sıralamışlar, iştahat etmişler. anne babanın eli öpülür. Amcaymış, dayıymış bunların eli öpülür. Annenin annesinin, onun annesinin, babanın babasının, onun babasının babasının elleri öpülür. dayı, büyük dayı, onun büyük dayısı, onun büyük dayısı, hepsinin büyük dayısı, elleri öpülür. teyze, eli öpülür. Teyzenin teyzesi eli öpülür, büyük sıralıya göre. Hanefiler demişler ki, bir bayan için karşısındaki erkek babasının yaşındaysa eli öpebilir. Bir erkek için demişler ki, karşındaki bayanın annesinin yaşındaysa onun eli öpülebilir. El öpülmeyle alakalı bizde şeyler var.

Ne o? Gelenek var, kültür var. İslam’ın bu noktada dinin iştahatı var, el öpmekle alakalı. gelin kayınpederinin elini öper, gelin kaynanasının elini öper, damat kayınvalidesinin elini öper. Sarmaşmak yok. damat kalkıp da kayınvalidesiyle sarmaşmaz. Yok. Veya da kayınpeder geliniyle sarmaşmaz. Yok. Bunlar el öpme. Bakın, el öpme. Elini öper. Eyvallâh. Bu oturmuş, yerleşmiş. bu son cumhuriyetle beraber tokalaşma var şimdi. biz Avrupa’nın entelektüellerinin veyahut da oradaki Avrupalılarca saygınların kültürlerini almıyoruz. Avamın kültürünü alıyoruz. Biz mesela batıdan ne alıyoruz? Düşük bel modası alıyoruz. Tamam. Bir bakıyoruz. Bütün herkeste düşük bel var. O modanın nereden geldiğini kimse bilmiyor.


6. Bölüm

Düşük bel modasına baktığınızda şeyin Amerikanın cezaevlerinden çıkıyor. Nereden çıkıyor? Amerikan cezaevlerinde kendilerini kadın gören mahkumlar donlarını düşük giyiyorlar. Düşük bel modası Amerikan Lutilerinin modası. Bunu kim getiriyor ülkeye? Tarkan getiriyor. Örneğin biz bunları alıyoruz. siz Avrupa’nın entelektüellerinin modasını almıyorsunuz. Siz Avrupa’nın entelektüellerinin modasını almıyorsunuz. Size avamın düşük seviyedeki kimselerin modalarını veriyorlar size. Siz onlarda satın alıyorsunuz sonuçta. siz derken diğer ülkeler. E şimdi bir bakıyorsun kadınların hepsinde düşük bel modası bütün arkaları meydanda. Erkeklerde düşük bel modası onların arkaları meydanda. Herkesin arkaları meydanda.

Dolaşıyor herkes öyle. Sandalyeye oturuyorlar tabureye oturuyorlar görünüyor arkaları. erkek kadın görünüyor hepsi de. Bunları alıyoruz biz böyle şey olarak. Şimdi tokalaşmayı da almışız. Şimdi tokalaşmayla alakalı fetva arayanlar yok. son 50 yıla kadar 60 yıla kadar tokalaşma diye insanların içerisinde bir kültür yok. Bunu nereye döneceğiz bakacağız. Bir atlaşmaya bakacağız. Bununla alakalı bir tek bir atlaşma hadisleri var. Bir atlaşmayla alakalı olan meseleler var. Onlara baktığımızda iki türlü hadîs var. Bir Hz. Ayşe annemizin söylediği Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetinin eli hiçbir mahrem kimsenin eline değmedi. Onun sözü. Onun sözü. Bu Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetinin sözü değil.

Hz. Ayşe annemizin tespiti. Ama öbür tarafta diğer sahabelerin tespitleri var. Mesela Mekke’nin fetih günü. Sufyan’ın hanımı geliyor Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetinin elini yüzünü, yüzlerinin gözünü sarıyor, elini uzatıyor bir atlaşmak için. Bu el kadın elimi erkek elimi diyor. O da diyor ki kadın eli dedi. Bu hiç kadın eline benzemiyor diyor. Gidiyor elini kına yakıp geliyor. Orada yalnız elini tuttu tutmadı bir söz yok. Bir atlaşmak için geliyor elini uzat diyor yine tekrar. O da ona dedi erkeklerin önüne o çocuklarınızı öldürmeyeceğinizi. Çocuk mu bıraktın ki diyor öldürülecek. Tebessüm ediyor. Öbür taraftan da Hz. Ömer efendimiz bu sözü duyuyor. O da tebessüm ediyor. Hint kendini saklamış ama tanıyorlar onu.

Bunun gibi mi mesela? Veyahut da Medine-i Münevvere’de Hz. Ömer radıyallâhu anh hazretlerini. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri biatlaşmak için Medineli kadınlar toplanmışlar bir evde oraya gönderiyor. Ensar kadınlar diyor ki Hz. Ömer elini uzattı pencereden içeri. Neden elini uzatır pencereden içeri? Yorum. Madem kadınlar onun elini tutup biatlaşmayacaklardı neden elini pencereden uzattı? Öyle ya. Siz bir pencereden neden elinizi uzatırsınız içeri? Gibi böyle birkaç tane daha. Bu meseleyle alakalı böyle milletin söylediği gibi söylemek istemiyorum. Sayfada bir küçük bir risale var. bu meseleye haram diyenlerin dayandıkları argümanlar. Ve da bu hadisleri de koydum oraya. O yüzden bu meseleye böyle direkt haram deyip kestirip atmak biraz güç bence.


7. Bölüm

Hadisler ışığında. Ama arkadaşlara tavsiyem şu siz elinizi uzatmayın. Erkeklere söylüyorum. Kadınlara da söylüyorum sizler ellerinizi uzatmayın. Hiçbir erkeğe. Erkeklere de diyorum siz ellerinizi uzatmayın. Öfkelendiğimizde çok seneli olduğumuz zamanlarda sakinleşmek için hangi esmayı çekmeyeniz? Tevhit benim kalağımdır. O ne güzel bir kaladır. Şeyh Bedret’inin bilim aşkının yanında adalet arayışını eklemesi ve bunu bir tutku haline getirmesi yaşadığı toplumdaki toplumsal gerçeklerin payı elbette büyüktür. Emir Buhari’nin de dergahından geçmiş ve tedizatına vakıf olmuş Bedrettin için Muhyiddin Arabi’nin ışığı ondadır. Büyük mutasavvufi olacaktır demesinden yola çıkacak olursak, Buhari İbn-i Haldun Şeyh Hüseyin ahlatı gibi önemli zatlardan etkilenmiş ve dergahlarında bulmuş Bedrettin, önemli zatlardan etkilenmiş ve dergahlarında bulmuş Bedrettin, Bedrettin’in hocası ahlatinin tabiriyle Enel Hak diye Mansur gibisin.

Sonuç olarak Türk-İstanbul toplumunda Bedrettin’in yeri sizin açınızda nedir? Mansur ve Arabi ile bağdaştırabilir miyiz? Bedrettin’in sonunu getiren de Musa Çelebi ve Mehmet Çelebi arasında tah çatışmaları olduğu gerçeğini düşünürsek, hakikati söyleyen mutasavvufların Allâh kavramında ortak paydada buluşmaları ve toplum dışı görülüp katledilmelerine bakış açınız nedir? Ona sıkı sıkı bağlı olan Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’in Anadolu’da oluşturduğu özellikle köylü halkta yarattıkları bilinç, günümüzde Bursa köylerinde de devam ettirilen bağır şenliklerine dede denmesinin bu zatlarını o dönemde köylerde yaptıkları toplantılarla bağdaştırabilir miyiz? Saygılarım mı? İsim de var burada mı? Okuyayım mı?

İsim sahibi burada mı? Okuyayım mı? Yavuz, Bağrı, Buğrak, Güçlüler. Evet. Bu tarihi şahsiyetlerle herkes kendi baktığı pencereden bakıp kendince değerlendirip, burasında şu su vardı, burasında bu su vardı diyebilir. Bu böyledir, şu şöyledir diyebilir. Bunların hepsi de tarihi şahsiyeti. Kendi zamanlarında hatalarıyla, kusurlarıyla yaşamışlar. Ama iyilikleri galip gelecek, ahirette mükafatlarını alacaklar. Ama varsa niyetleri, kötülükleri galip gelecek, onun cezasını çekecekler. Bu noktada bizim buradan oturup da onları iyi veya kötü diye eleştirmemiz, doğru veya yanlış diye eleştirmemiz çok doğru olacağı kanaatinde değil. Ama şunu unutmamakta fayda vardır. Bütün dinler imanın yanında adaleti taşır.

Bütün dinler. Din bir sistemdir, bir açıdan. Dünya zahiri olarak o sistemin üzerine kurgular. Aslında metafizi de bir sistemdir. Onu da metafizik olarak, manevi olarak da bir sistemin üzerine kurgular ve kurar. Bu normalde zahiri olarak kurmuş olduğu, kurgulamış olduğu sistem, en ince adalet anlayışının üzerine kurulmalıdır. Yoksa dini kabuk olarak tutar da içini biz imanla, adaletle, ihlasla, samimiyetle, doğrulukla, dolayı da ilaçla, dolduramazsak o zaman hem bireysel manada hem toplumsal manada hem de devletsel manada çökmeye mahkumdur. Burada din çökmez. Kendilerini dindar görenler kendilerini din üzerinde hareket ettiğini zannedenler çöker. Şimdi biz burada bir topluluğuz kendi içimizde.


8. Bölüm

Eğer biz kendi içimizde, kendi dairemizde, kendi adalet olgumuzu yerleştiremezsek biz de dağılmaya ve batmaya mahkum oluruz. Siz isterseniz havada uçun. Eğer elinizin altındakilere davranamıyorsanız onlara adaletli onlara ihlaslı, samimi davranamıyorsanız siz de çökmeye mahkum olursunuz. O yüzden din muhakkak ki altın bilezik gibi bütün dinler Adem’den itibaren adaleti kollarına takmışlar. Bakın dini inancı aldık, çok özür dilerim ama bir kenara koyduk. Adalet var ise Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretleri Müslümanları hicrete gönderirken ne dedi? Hristiyan devlet adamı Habeşistan’daki devlet adamı için ne dedi? O adaletli bir kraldır dedi. Dikkat edin. O adaletli bir kraldır dedi.

Bakın bir sürü Hristiyan var ama o adaletli bir krala gönderdi hicrete Müslümanları. Demek ki burada birinci derecede bir sistemde aranacak olan en temel özellik adalettir. Birinci derecede bir şahısta aranacak olan özellik adalettir. Bir toplulukta birinci derecede aranacak özellik adalettir. Bakın elinizin altındakinlerden sorumlusunuz. Elinizin altındakinlere adaletle davranmak zorundasınız. Sizin babalığınız, sizin kocalığınız, sizin işverenliğiniz ancak adaletle mümkün. Beni ilgilendirmiyor senin hangi dine inandın. Sen adaletli davranıp dost doğru mu iş yapıyorsun yoksa adaletsiz mi davranıyorsun? Sen adaletsiz davrandığı müddetçe dinine ve yoluna en fazla leke getirecek olan, laf getirecek olan sensin.

Evde adaletli davranmazsan eşin şunu diyecek. Sen nereye gidiyorsun? E filanca Şeyh Efendi’ye bağlayayım da oraya gidiyorum. Size bunu mu öğretiyor? Baba sen nereye gidiyorsun ya? filanca yere zikrullah gidiyor. Baba sen kardeşime on lira harçlık veriyorsun, bana iki lira veriyorsun. Bunun nesi adalet? Bakın küçücük bir yerde, bir iş yeri, siz adaletle davranmak zorundasınız. O yüzden bunu bunu özellikle koyun orta yere. Zakir kardeşler, Çavuş kardeşler, şey efendiler, hoca efendiler adaletle davranmak ve hükmetmek zorundalar kendi dairelerinde. Biz devlet değiliz. Bir devletin organı da değiliz. Bizim adaletimiz ne olur? Bizim adaletimiz maddi manada insan kardeşlerin hukuklarını korumak topluluk içerisindeki uyumu sağlamak bu noktada toplulukun içerisindeki adaleti oturtturmaktır.

Aile olarak ailenin adaletini oturtturmaktır. Iş yaran olarak iş yaran kendi iş yerinin adaletini oturtturacak. Şimdi devlet olarak da devlet kendi adaletin oturtturacak. Bakın bir baba evde adaletle davranmazsa baba serkeş olur. Serkeş bir baba, serkeş bir koca olur. Bir iş yaran iş yerinde adaletle davranmazsa müflis bir iş adam olur. Serkeş bir iş adam olur. Sevilen bir iş adam olmaz. Ama bir devlette adalet yoksa devlet eşkıya olur. Asıl sıkıntı budur. Bakın tarih boyunca asıl sıkıntı budur. Şimdi bu ülkede iki yüz elli yıldan beri var olan sıkıntı da budur. Bakın bu ülkede iki yüz elli yıldan beri var olan sıkıntı da budur. O yüzden kimileri adaletsizliklerden dolayı Ege Bölgesi vurmuş dağa kendini.


9. Bölüm

Asmış tüfe çapraz tüfek çıkmış dağa. kim ona adaletsizlik yaptı? Kaymaka mı? Kaymaka mı indirmiş? Bolu Bey ne yapmış? Gibi çıkmış bu tip insanlar. Doğu’da, Güneydoğu’da çıkmış bu tip insanlar. Kimisi eşkıya demiş kendi bulunduğu yerde. Kimisi Efe demiş, kimisi Zeybek demiş. Kimikisi Ağa demiş, kimisi Aga demiş. Bir şeyler demişler. Zaman zaman Osmanlı bin altı yüzlerden sonra kendi oradaki bölgesel bugünkü manada valilerin kadıların kaymakamların yapmış olduğu hatalardan dolayı insanların böyle yaptıklarını tespit edip bunlara af çıkarmışlar. Şimdi ben Ege’li bir kimse olarak bunların tarihçelerini üç aşağı beş yukarı bilirim. Ama bazen şimdi bunları da konuşmakta fayda var. af çıkardık, inin dağdan demişler.

Dağdan indikleri yere de devlet tuzak kurmuş. Sonra bunları katletmişler. Bu sefer bir daha inin deyince devlete inanmamışlar. Bakın herkes yalan söyleyebilir, devlet yalan söylemez. İnsanlar haksızlık yapabilir, devlet haksızlık yapmaz. İnsanlar zalimce davranabilir. İnsan zalimce davranır, devlet zalimce davranmaz. İnsanlar hukuksuz davranır. Devlet hukuksuzluğa uğrayanın hukukunu korur, muhafaza eder. Devlet hukuksuz davranmaz. Bakın devlet hukuksuz davranmaz. Böyle olunca tabii hep bunlar devletlerin yıkılış sebebi olmuş. İçleri çürümüş. Veyahut da dergahların, tarikatların yıkılış sebebi olmuş. İçleri çürümüş. Ben mesela sorarlar ya zaman zaman böyle ııı dışarıdaki salon toplantılarında kimisi kastı sorar.

Der ki tekke ve zaviyeler kanunuyla alakalı görüşünüz nedir? Ben de gerçek görüşümü söylerim hep. Arkadaşlar bir şey mi adını doldurduysa bir şey kendi kendini çürüttüyse ona birisi gelir yapar, söner o. Biter işi. Bakın Osmanlı’daki mevcut tekke ve zaviyeler işlevlerini yitirmişler demek ki. Işlevlerini yitirmişler. Püf deyince sönmüş hepsi de. Tekke ve zaviyeler olarak söylüyorum. Ama o veliler, o metafizik aleme ayak basanlar, metafizik aleme ayak basanlar, o peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin manevi soyundan gelenler, onların manevi olarak dergahları kapanmamış ki. Onlar devam etmişler. Bakın onlar meselenin fiziki boyutunda kalmamışlar. bir tekke varmış, tekke kapandı, dükkan kapandı, iş bitti, selamünaleyküm dememişler.

Onlar yollarına devam etmişler. Onlar işlevlerine devam etmişler. Ama tabiri caizse kabaca işi bitenin çöplüğe atmışlar. Ben neden bu böyle yıkıldı, neden kapandı? Allâh kahretsin kapatanlar. Bunlar tek gözlü Deccâl filan. O terene ne de değilim ben. Kardeşim, belki de o kadar çok katı bir zorluk yaşamadık ama biz de tırmalaya ötelene ötelene yıkıla yıkıla hançerlene hançerlene sorgulana sorgulana öyle geliyoruz. Ya neden bu kapatırlar buraya da? Ne yapacağız? Dükkan kapandı paydos deyip evde mi oturacağız? Ben öyle bir insan değilim yirmi sekiz Şubatta evde oturmadık biz. O zorluklar, sıkıntılar çekildi mi? Çekildi. Kalanlar kaldı yanımızda. O zorluya, o sıkıntıya katlananlar kaldı. O çileye, o derde müştak olanlar kaldı.


10. Bölüm

Haklı parasını düşünen, malını düşünen, mülkünü düşünen, rahatını düşünen aman kardeşim biz basılmayalım. Biz aman bizi karakola götürmesinler. Işimizden, eşimizden, aşımızdan olmayalım diyenler? Çekildiler kenara. Ben hiç onlara neden çekiliyorsunuz demedim. E ben de böyle söyleyince canları sıkılıyormuş. Ne canını sıkılıyor kardeşim? Siz de devam edin evde paranızı sayma. Aman eşlerinizin yanından ayrılmayın. Aman olur mu olur evinizi elinden alırlar, dükkanınızı elinizden alırlar. Oturun bu işler bitmez Türkiye’de. Ben açık açık konuşuyorum. Bir rüzgar eser haydi bizi taparlarlar. Bir rüzgar eser haydi başkalarını taparlarla. Olur Türkiye burası. Bir bakmışsın siyahi eğiciler derdest ediliyor Türkiye’den çıkıyor.

Bir bakmışsın neydi Avrasiyacı mı bunlar? Avrasiyacıları derdest ediyorlar Türkiye’den çıkarıyorlar veyahut da kapatıyorlar. şeyin bizim Halit Hoca’nın tezi var. Avrasiyacılarla siyahi eğiciler diyor savaşı. NATO’yla Avrasiyacılar. Evet. Ben bunu latife gibi söylüyorum ama değil gerçek bu. Türkiye’de bir pasıl kol güreşi, kuvvet güreşi var. İnsanlarda bakıyorlar. Ulan bunlar neci? Bunlar NATO’cu. Hüra’yı alıp götürüyorlar. Neci? Ulan bunlar Avrasiyacıymış. Ben neydim? Avrasiyacı mıydım ben? Ben Ergun Okoncu’yum. Halit Hoca’ya göre ben Ergun Okoncu’yum. Bir de Halit Hoca öyle diyor. Sen diyor baba diyor Ergun Okon’un neyim ben? O beyin diye yetiştirilmişim ben. Tabii. Yarın öbür gün ben de tavcılığın karşısındayım ulan.

Nasıl Ergun Okon buradaymış. Gel bakalım. Hoş geldin 23 Nisan. Senin yanındaki adam söyledi. Al bakalım. Tabii bu işler böyle. Bunlar delil hepsi de. Benim korkum çekintim olmadığından ben böyle sesli seslendiriyorum. Ya bir şey örülecekse örülür senin başına. Merak etmeyin. böyle söylüyorum. Kendimi aklamak, paklamak için değil. Ben olmayan faturadan cezayı atmış insanım. Mahkemeye yazı yazdım. Bana ceza kestiniz. Faturaları bana fotokobillerini gönderin diye. Arkadaşlar şahit mahkeme dedi ki söz konusu faturalar yok. Türkiye burası. Anladınız mı? Bana diyor ki devlet sen katilsin. Ben diyorum cesedi göster, yok. Silahı göster, yok. Ya ceset olmayınca ne olur zaten? Hiçbir şey yok. Bakın ben katilim, ceset yok.

Bakın ben katilim, ceset yok. Türkiye burası. Öyle kendi kendinizi. Ulan bizim başımıza bir şey olmadı. Gelir kardeşim ya Allâh Allâh. Sen leblebi yerken seni alır. Sen ne yiyorsun? Leblebi. Ne? Leblebi yiyorsun ha? Evet. Ya nasıl her yerde satılıyor? Yiyemezsin kardeşim sen leblebi der. Söz konusu kimseyi leblebi derken yakaladık. Leblebi’den kasıt dikkat edin buraya. Leblebi’den kasıt uyuşturucu. Bunlar kendi aralarında böyle bir dil üretmişler. Leblebi aldın mı? Leblebi’yi getirdin mi? Leblebi’yi anneannene götürdün mü? Leblebi’den anneannene aldın mı? Bu şifreli söz. Al sana uyuşturucu. Uyuşturucu nerede? Yok. Ulan oğlum aldattın mı bak beni? Ben bunu derste konuşacağım. Bak bunu bana söylüyorsun.


11. Bölüm

Ben bunu derste anlatırım. Hacı baba vallahi de böyle billahi de böyle. Ben sana kayıtları getireyim. İyi getir. Bana kayıtları getirttir. Adam kayıtları getirtirdi bana. Adam yeğenine telefon açmış. Hem yeğeni iki bunlar iki kız kardeşi iki kardeş almışlar. Anladınız mı? Iki kardeş iki kız kardeşi almışlar. anneannesi aynı zamanda şey ikisinin anası onun da nanesi. Oğlum gittin mi Diyarbakır’a? Gittim amca. Hem amcası hem eniştesi. Oğlum anneannene uğradın mı? Uğradın amca. Oğlum anneannene Diyarbakır’a meşhur bir tatlı tahinli bir şey varmış. Böyle ekmek gibi şey. Oğlum giderken anneannene ondan götüreydin. Çok severdi. Götürdü mü amca? Ha iyi. Oğlum gelirken birkaç tane de bize getir. Adam bu konuşması.

Allâh Allâh. Oğlum bundan mı seni vurdular cezae? Ha hacı baba. Oğlum lan sen kendine avukat tutmadın mı? Tuttum hacı baba. E ne oldu? E beni içeri attılar. Sen uyuşturucu bulundu mu senin üzerine hayran baba. Yok zaten uyuşturucu bulunmamış. Adam bu tek yeğeninle bu kadar konuşmamış. Bu kadar. Buna inanmıyorsunuz değil mi? Ben söylediğim için inanacaksınız şimdi. Başka söylese inanır mısınız? Mümkün değil inanmazsınız. Ben de inanmadım sizler gibi. Dedim ki ya bu bana şirin görünmek için mi söylüyor bu çocuk acaba dedim ya. Dedim ya bana getir. Bir dedim avukat bulalım. Şunu yapalım, bunu yapalım. Bakalım baktıralım bu davayı. Adam bir klosör getirdi. Hanımına demiş ki hacı baba var burada.

Her tarafta sözü geçiyor. Astı astı kestiği kestik. Vallahi matkapı sallıyor burada. Bir dahaki çarşamba bir klosör geldi. Lan oğlum bu ne? Dava dosyası baba. Oğlum bu ne? Bakacağım baba tanıdıklarım vardır senin Yargıtay’da orada burada. Ben boyuna dilekçe yazıyor muyum içeride bir şey olacakmış gibi. Ben de büyük bir hırsla dilekçe yazıyorum. Faturaları ver. Yoksa mahkemeye düşür. Yok şöyle böyle. Hiç kazayan yok bize. Eee? Adamı okudum. Baktım. Mustafa Özbah. Sen dedim ucuz kurtulmuşsun ya. Adam sana dedim olmayan faturadan ceza vermiş. Ya olmayan uyuşturuculardan ceza verseydi sana dedim. Ne yapacaktın? Bakın adalet herkese lazım. Devlete en baştan lazım. O yüzden zaman zaman Şehbedet’inin zamanında da olmuştur bu.

Muhyiddin İbn Arabi’nin zamanında da olmuştur. İbn Haldun’un zamanında da olmuştur. İbn Haldun’un devletle alakalı sistemle alakalı meşhur tespitleri vardır. Muhyiddin İbn Arabi’nin devletlerle alakalı meşhur tespitleri vardır. Mesnevî’de tespitler vardır. Biz Mesnevî’yi sadece böyle başka gözle bakarız. Mesela Mesnevî’de hukuk, Mesnevî’de adalet. Biz bunlara bakmayız. Siz hiç Türkiye’de veya Mevlevi topluluklarında Mesnevî’de hukuk, Mesnevî’de adalet anlayışı, bunların dile getirildiğini gördünüz mü? Biz dile getireceğiz ama merak etmeyin. Mesela Mesnevî’de Mesnevî’de akait, Mesnevî’de fıkıh. Bunlar Mesnevî’de var tespitler. Öyle ince tespitler var ki. Muhteşem. Allâh izin verirse inşâAllah hepsine de bakacağız onlar.


12. Bölüm

O yüzden Şeyh Bedret’inin zamanında veya Anadolu’da zaman zaman devletin sistemin adaletsiz davranan valilerinden veya güvenlik güçlerinden veya hatta değişik unsurlarından dolayı rahatsızlıklar olmuş. İnsanlar bu konuda rahatsızlıklar yaşamış. Bu Anadolu toprakları bunlarla hep mücadele etmişler. Şimdi biz kendi kendimizi öyle öz eleştiri yapmıyoruz. Mesela şimdi ben ırkçı değilim. Bunu hepimiz herhalde benden iyi biliyorsunuz şimdi. Kürtler elini kaldırsın. Kaldır, korkmayın. Evet. Hiç bugüne kadar benim böyle bir ikinci sınıf vatandaşlık gibi hissediyor musunuz burada kendinizi? Hayır. Evet. Şimdi zaman zaman mesela nerede Yunaklılar var mı Yunaklılar? Evet. Kaldırın ellerinizi. Siz Yunan Kürtü değil misiniz?

Evet. Yunan’a gittim ben. Yunak’ta Kürtler var. Yunak’ta Kürtler var. Bunlar buradaki yaşayan kardeşler vatandaşlar ya hiçbir şey yok şöyle bir çıkalım bir dolaşalım mı dediler de çıktılar. Yunan’a geldiler. Polatlı’da Kürtler var. Bakın derse gittim yerlerden. Ya bunlar hiçbir şey yoktu. Polatlı’ya elini kollarını sallaya sallaya mı geldiler? Evet. Ertan neresi? Babanın memleketi? Üsküp. Senin? Selanek. Senin? Özgür. Nereli? Üsküp. Ne yaptılar ya bunlar şimdi Üsküp’ten. biz bir gidelim Anadolu’ya mı yerleşelim dediler. Veya Selanek’ten aa bizim ya bunların çok havası hoşumuza gitmedi. Biz Bursa’ya mı yerleşelim dediler. Veya benim baba dedim. dedi ağaçtan ya şöyle gideyim İzmir’e bayındıra yerleşeyim diye mi geldi.

Herkes sonuçta oradaki bir adaletsizlikten oradaki bir sıkıntıdan devletin mevcut olan devletin baskısından ve zulmünden ve hatta oradaki devletin yanlış tutumlarından dolayı bir taraflara gitti. Ya Polatlı’ya namaha gelsin veya Yunan namaha gelsin veya Akşehir’e namaha gelsin. Neden bağını bahçesini bıraksın gelsin. Bakın neden bağını bahçesini yurdunu bıraksın gelsin. Eşini dostunu akrabasını bıraksın gelsin. düşünebiliyor musunuz? Bizim şimdi baba tarafından hiç kimsemiz yok Şülale olarak. Kimseyi tanımıyoruz biz. Bakın kimseyi tanımıyoruz. Babamın bir tane daha oğlan kardeşi vardı benim isim sahibim. Aynı zamanda dedemin babasının ismi. Dedemin babasının ismi Mustafa. Onun babasının adı Ahmet.

Ya normalde isimler böyle gelmiş bizde. Dedemin adı Ahmet. Birinci olan oğlanı Ahmet koymuş. Ay ikinci ben Mustafa olunca bu seferde amcamın ismi Mustafa. Aynı zamanda dedemin babasının adı Mustafa. Benimkini de adımı Mustafa koymuş. kimse yok. Oradan akrabaları vardı ama bizim. biz normalde çocukluğumda daha yeni yetişirken daha on iki on üç on dört yaşlarındayken biliyorum babam ölmezden önce bir oradan akrabalar geldi bir tane de kız getirmişler evlendireceklerdi. Ben kurbanlık koyun gibi ilk önce beni sürdüler orta yere fıs konuşuyorlar. Sonra ben abime evlendirin deyince oyun bozuldu. Gittiler uşağa gittiler bir daha geri dönmediler. Onlar bir daha gelmediler değil mi abi hiç gelmediler bir daha hiç gelmediler.


13. Bölüm

Bir daha hiç gelmediler. Bu de işin enteresan noktası. Ben evin küçüğüyüm beni evlendiriyorlar. Abime değil. Ben kurbanlık koyuyorum ya. Sonradan babam ölünce anam gene bir coştu. Beni evlendirecek. Allâh Allâh. Ben geldim öğlen de eve. Hayır teyzem de seni bekliyorlar. Gittim. Teyzem bir kız var iğne oyası yapıyor. Böyle yapıyor. Bak buna hani. Ben ne işliyorum ben şimdi. İşaret ediyorlar. Sen bak. Ben bakacağım zamanında kızın örtüsünü kulağının arkasını şey yapıyorlar. yüzünü sen gördün. Ulan dedim bunlar tezgah kurmuşlar. Ben gene gidiyorum dedim ben. Satıştayım ben gene. Kız da orada iğne oyası yapacağım diye uğraşıyor. Annem sonra patladı. Babam öldükten sonra oluyor. Ben de ölüveririm diye dedi.

Mürüvvetinizi göreyim istiyorum dedi. Ulan dedim ben mi varım dedim hedef tahtasında. Mürüvvet göreceksen ağamı evlendirsene dedim ben. Ağ yok o okuyor ya dedi. Hep yırttı bu hayatta. Hep yırttı. Hep arkamda benim. Hedef tahtasında ben varım. Kurşunlara gelen Mustafa Hızba. Hançerlere gelen Mustafa Hızba. Ne varsa. Ama bir ara böyle sessiz sakin duruşundan cesaretlenmişler. Sonra bir rez çektim. Evlendirecekseniz ağabeyime evlendirin diye. Öyle kurtulduk diye düşünüyorduk. Askerden sonra yine Galatasaray’a geldik. Evet. Ve nasıl kelam? Şeyh Bedretli’nden çıktı. zaman zaman herkes bu tip adaletsizliklere düçar olmuştur. Olur. Ama işimiz, derdimiz, vatanımız, milletimiz, insanlarımız pes etmek yok.

Pes etmek yok. Geri çekilmek yok. Yenilgiyi kabul etmek yok. Mücadeleye devam. Eşimiz, çocuğumuzun ya da sevdiğimiz kişilerin doğum gününü kutlamak günah mı? Ya günah diyemeyiz bunlara. Nasıl günah diyelim? kendi kendilerine böyle doğum günü kutluyorlar. Bu bizim adetimiz değil. Geleneğimiz, görenimiz değil. Ama anılmak sen geçmiş peygamberlerin kısalarını an. Onları an. Eyvallâh. Biz sevdiğimiz kimselerin böyle çocuklarımızın günlerini böyle anabiliriz. Olabilir. Ama bunda da böyle bir hristiyan adeti önde. pastalar, mumlar, ne o yanıp sönen yakılan şeyler? Konfeti değil böyle. Maytap mı? Pastaların üzerine böyle alevlendiriyorlar, kıvırcım saçıyor. Ne o Halit Hoca? Maytap mı adı? Bunlar tabi hristiyan adeti.

Bu husus çok önemli bir husus mu? Valla ben hiç daha doğum günü kutlamadım. Kendim değil, bu başkasının da çocukları da dahil buna. Hiç benim alışkanlığım değil. Bana bazen soruyorlar doğum günün diye. Ben diyorum anama sordum. Ana beni ne zaman doğurdun? Perşembe’yi cumaya bağlayan gece diyor. Peki. Perşembe’yi cumaya bağlayan gece. Bir tane ahiretlik vardı benim. Onu da Mustafa koymuşlar. O benden üç gün mü büyüktü? Öyle bir şey değil. Aşağıda yapıcı şey vardı ya onun oğlu Mustafa. Ahiretlik. o pazartesi mi salı mı ne doğmuş. Ben de Perşembe’yi cumaya bağlayan gece doğmuşum. Hesapladım hesapladım. Ana on dördümü on dördümü yirmi biri mi? On dördümü yirmi biri mi? İkisinin arasında kaldık. Ondan sonra sonradan o çocukla benim konuşmalarım aklıma geldi.


14. Bölüm

Yirmi biride ben kanaat getirdim. Tahmini. Anama dedim bu kadar da hiç mi istemiyordun beni dedim. Doğum günü müdaye dedim. Bütün tarihleri biliyorsun dedim. Barış Manço’nun ölüm tarihini, ölüm sebebini bile biliyorsun dedim. He annemde öyle bir şey vardı. Allâh rahmet eylesin. yazıyordu Barış Manço’nun ölüm sebebi. Kemal Sunal’ın ölüm sebebi ve ölüm tarihi. Sor ona. Kemal Sulal neden öldü tamam mı? Uçak korkusunda şu tarihte. Barış Manço neden öldü? Şu tarihte şundan öldü. Annemde öyle bir şey vardı. Ne diyordum ben onu? Özellik diyelim. Enteresan bir aile bizimki. Normal değil. Ama benim doğum günümü yazmamış. Dedim neden istemedin oğlum dedi babaannen de ne oldu dedi. Allâh rahmet eylesin.

Düşürmek için çok uğraşmış ama ben de inanççıyım ya düşmemişim. Eş ve çocuklarımızın geleceğini düşünerek onlara bir ev, araba ya da birikim yapabilmek için çoğu zaman krediye borçlanarak da maddi sıkıntı içine giriyoruz ve bu durum bizi birçok şeyden mahrum ediyor. Ömre yapmak, haç yapmak, şehir içi ve dışı sohbetleri gidememek gibi bu konuda bize tavsiyelerinizi lütfedilermişsiniz. Bunlar ailelerin özel işleri. Bir kimsenin hayata kendince baktığı daire, hayata bakış açısı, hayata verdiği ehemmiyet, önem veya bunlarla alakalı ehemmiyeti, önemi. Bunlara ben şimdi şöyle yapın deme noktasında değilim. Ben böyle şeyler yaptım mı? Hayır. ben bir şey böyle borçlanarak almak, böyle taksitlere bağlanarak bir şey yapmak.

Benim hiç hayatımda yaşadığım bir şey değil, böyle bir şey de yaşamaktan korkuyorum. ben taksitle bir şey ödeyemiyorum hiç mesela. Bir arkadaş kredi kartını ver dedi bana, dedi ki ara sıra çek bundan. sıkıştığında. Bizim Said geldi, bir şey lazım. Kredi kartı var ya, para dolması. Al Said çek. Said gidiyor çekiyor. Onu çek, bunu çek. Birinci ay bir milyar geldi. İkinci ay iki milyar geldi kredi kartı. Onu düşünmeye başladım ben. Üçüncü ay üç milyar mı ne geldi? Dördüncü ay mı? Beşinci ay mı? Ne böyle? Dört milyar mı? Beş milyar mı ne geldi? Kredi kartı ödemesi. Ulan bu ne dedim ya. Halbuki her ay o para gidiyor bizden. Gitmiyor değil mi? Dedim yok bu bizi bu batıracak dedim ben. Ben aldım kredi kartını kırdım.

Sonra o arkadaşı aramış bankadan. Bankacılar demişler ya. Böyle böyle kredi kartı devam etsin. Valla demiş şu telefon numarasını arayın. O kullanıyordu. Aradılar beni. Biz filanca bankanın genel merkezinden arıyoruz kredi kartı. Dedim yok kardeşim kullanmak istemiyorum. Allâh razı olsun. Allâh razı olsun. limitinizi indirelim. Hayır. beş liradan limiti dört liraya indirelim. Hayır üç liraya indirelim. Hayır iki liraya indirelim. Hayır bir liraya indirelim. Hayır ben kullanmak istemiyorum. Onu ödemek çok zor geliyor bana. Bana hala da böyle bir şey borçlanıp ödemek bana çok zor geliyor. Bunu nasıl yapıyorlar nasıl ediyorlar bilemiyorum. Bir tane kamyon aldım. Ticari hayatımda banka kredisiyle ödeyince kadar göbeğim düştü.


15. Bölüm

O yüzden arkadaşları bu konuda bir şey diyemem. Sûfîlik yolunda ve kardeşlerle birlikte olmakla çocuklarımızı kötülükten, haramlardan, sapmalardan koruyabilir miyiz? Onların üzerinde hükmünüz nedir? Ben bu konuda kendimce olanı söyleyeceğim. Arkadaşlar çocuklarınızı dışarıda korumanız mümkün değil. Kız ve erkek çocuklarınızı. Bu benim kendimce. Dışarıda korumanız mümkün değil. Benim gördüğüm bu. Çocuklarınızı genç yaştayken, daha ufakken dergaha alıştırın. Erkek çocuklarınızı erkeklerin arasında. Burada semazen başlarına, mutruman başlarına çok iş düşüyor. O çocuklara normalde, ona göre müşrik davranmak, onlara iyi davranmak, onlarla ilgili ilgilenmek, alakadar olmak. O çocukları bu noktada iyi eğitmek çok önemli.

Yaptıkları iş gerçekten çok önemli. Bir çocuğu kaybederlerse bir aileyi kaybedeceklerini, bir sürü aileyi kaybedeceklerini düşünerekten, hissederekten bu vazifelerini yerine getirmeler lazım. Erkeklerin de, bayanların da. Ve burada gelen, mesela çocuklar burada şimdi ses yapıyorlar değil mi? Ben onlardan rahatsız değilim. o çocuklar, bunu ben dinlemişimdir hep. Bizim dedemiz dervişti, evde toplanırlardı. Sizin gibi zikrederlerdi. Bakın o çocuk, çocukluğunda o kimse dedesinin, arkadaşlarının zikrinden etkilenmiş. Haberdar ondan. ben zaman zaman anlatıyorum ya böyle anılarından, hikaye değil ders alınsın diye anlatıyorum. diyorum ya, ödemiş de bir camide zikrullah yapıyorduk, basıldık. Aldılar götürdüler, iyi.

Hemen müftü yasakladı bizim orada dersimizi. Ben hemen caminin altındaki doğru yolcuydu o adam. Doğru yol ilçe başkanlığı yapmış ama çok düzgün bir adam. Bütün ödemiş seviyordu adam. Dediler ki müftüyü durduracak olana. Ben gittim selamın aleyküm aleyküm selâm. Dedim biz burada yukarıda camide ders yapıyoruz. Pazartesi ve dedim, o zaman pazartesi perşembe yapıyorduk. Pazartesi perşembe burada ders yapıyoruz dedim. Müftüyü yasakladı dedim ben, basıldık demedim. Müftüyü yasakladı dersimiz bizim dedim. Ne yapıyorsunuz dedi, dedim hadîs okuyoruz, ardından tevhid çekiyoruz dedim, zikrullah yapıyoruz dedim. Ne gün dersiniz dedi? Dedim perşembe günü, ben geleceğim dersinizi. Müftüyü yasakladama dedim.

Ben konuşurum müftüyle dedi. Buyurun gelin dedim ben. Biz perşembe günü yasak ya müftüyü yasakladı ama o adam her tarafa sözü geçiyor adamın. Adam beş vakit namazında, beş vakit gündüz namazında camide kılıyor, yukarıda kılıyor. O caminin böyle şey gibi, zaten o dernekleri filan oluyor, oradan dernek başkanı, caminin bütün ihtiyaçlarını o görüyor. Hali vakti yerinde zengin ödemiş eşrafından. Adam geldi orada müezzinliğe oturdu. Biz perşembe gün zikrullah dersi yaptık, her şey bitti, kalktık. O da en arkada müezzinlikte bizi seyretti, dinledi onu o zaman. Ya siz dedi dedem gibi zikrullah yapıyorsunuz dedi. Benim dedem Rufa’ydı dedi. Siz Rufa’yı mısınız dedi, evet dedim ben. Biz dedim hem Kadiri’yiz, hem Rufa’yız, hem Bedevi’yiz, hem Dosiki’yiz, hem Şazili’yiz, hem Evli’yiz, hem Bayram’ıyız, hem Bektaş’ıyız ben şimdi böyle biraz şiirsel oldum.


16. Bölüm

Öyle baktı bana, gençlik de var ya böyle. Sizin yaptığınızda bir sıkıntı yok dedi ya benim dedem de böyle zikrullah yapıyordu dedi. Müftü kimmiş ya dedi. Aynen böyle müftü kimmiş dedi. Sen dedi yarın gel benim yanıma Cumadan sonra dedi. Ben tık Cumadan sonra gittim. Müftüye bir telefon. Müftü bey bu arkadaşlar orada ders yapıyorlar. Hadîs okuyorlar. Ben de dün akşam katıldım. Bunlara bir şey söyleme. Bizim arkadaşlar buradan zaten bir esnafın yanında müdür bu arkadaş. Bir sıkıntı yok bunlarda. Tabii efendim, tabii efendim. Türkiye’nin en acınası hali bu. Türkiye’nin en acınası hali bu. Tabii efendim, tabii efendim. Telefon kapandı bana şöyle yaptı. Mustafa oğlum dersinize devam edin bize de dua edin dedi.

Allâh razı olsun dedim. Ben hala da derim ki o adamdan Allâh razı olsun. Biz dersimize devam ettik. Zekullaha devam ettik. Ne polis basıyor bize ne bir şey. Ardından orada ders yapmamıza o vesile oldu diye orada iş çamaşır firması İmer var. Fabrikası var adamın. Bakın şeye doğru giderseniz ödemişten Birgi’ye doğru giderken sol tarafta. Allâh rahmet eylesin ona da. Cenâb-ı Hak varsa onun da taksiratını affetsin. Âmîn. Bunlar benim yolun yol yürürken benim için önemli insanlar bunlar. Bizi almıyor. Normal şartlarda biz orada pazartesi perşembe ders yapıyoruz. Ama mesela Şeyh Efendi geldiğinde bizim orayı caminin dışında kullanabileceğimiz bir yer yok. Ben bunun sıkıntısını yaşıyorum ödemişte. kendi kendimize ders yapıyoruz sıkıntı yok.

Ama Şeyh Efendi geldiğinde çoğalıyor büyüyor. Bir de böyle şey vardır her yerde vardır bu. sorarlar Şeyh Efendi geliyor mu? Sanki Şeyh Efendi gelmese o ders ders olmayacak zikrullah zikir olmayacak sanki. Hayatta sevmem bunu ben. Ben o yüzden derim. Bir kimse mahalle dersine kendi bulunduğu bölgesinin dersini takip edecek. Şeyhçilik yapmayacak. Şeyhçilik yapmayacak. Bunun sıkıntısını yaşayan insanı mı? Şeyh Efendi gelince tabi toplanıyor. Tireliler geliyor bayındırılar geliyor. Ondan sonra ödemiş zaten var. Çevreden duyanlar geliyor. Bir de böyle şey ben o Şeyh Efendi’yi çok seviyorum diye böyle bahadırlar olur böyle. nerede Şeyh Efendi Hazretleri? ödemiş de. Gidak kardeş. Allâh Allâh. Ulan oğlum kendi memleketinden ne gitmiyorsun?

Sen ne ama böyle davranıyorsun veya gittin dön geri. Bir de bu da hastalıktır. Bunlar da geliyorlar tabi. Neyse bize büyük yer lazım. Vela asıl kelam onunla konuşurlarken bunlar. Demiş ki yahu. Benim demiş fabrikada da ders yapsınlar onlar. Allâh. Adam da ödemişler böyle onunla bir şey konuşurken korkarak konuşuyorlar. Çok sert, agresif, sinirli diyorlar. Herkes öyle söylüyor. Selamünaleyküm, aleykümselam. Onun da fabrikasının kapısındaki bekçi Melami Şeyh’i. Babasının arkadaşıymış o. O böyle işi gücü yok diye. Babasına hürmeten. O demiş gitmiş demiş. Bana demiş burada bir iş ver. Beğendin inşâAllah demiş. Ben burada kapıda bekçi olayım. Gece bekçisi demiş. Allâh’ı zikrederim orada. Olur demiş.


17. Bölüm

O da kapıda gece bekçisi. Lazım değil ama oraya koymuş onu. Hey. Neyse konuştuk onunla biz. Dedi. Benim dedi yemekhaneye bak. Hoşuna giderse dedi. Orada yapın ders dedi. Olur abi dedi. Gittim yemekhaneye baktım. Kocaman yemekhane. Ama masa sandalye var. Abi dedim masa sandalye var burada. Orası bana ait dedi. Şu gün lazım dedi. Ben orayı mescid haline getireceğim dedi. Allâh’ım dedim ya. Kimlerden ne çıkarıyorsun ya Rabbi dedim. Şeyh Efendi geliyor dedim. Bu cumartesi oradayız abi. Ben şimdi üç gün öncesinden söyledim. Tamam dedi. Sakın dedi çay may meselesi yapmayın. Çaylar bana ait. Orası kendime hayır dedi. Çay da bana ait. Hizmeti de bana ait dedi. Allâh sizi inandasın o koskoca fabrikator adam.

Çay ocağının başına geçti. Bütün herkese çay dağıtıyor. Kendisi. O baktı o fabrikator çay dağıtıyor ya. O gece bekçisi. Melami şeyhi de ona demiş ya. Demiş böyle tek başına kazanmak var mı demiş. Böyle dervişlere demiş kendin hizmet ediyorsun. Ben çay dağıtacağım demiş. Ya bu demiş. Şeyh işi değil demiş. Ondan sonra sen ne yapacaksın demiş. Ondan sonra. Şeyhler çay mı dağıtırmış demiş. Sen şeyhsin demiş. Ya biz Mustafa Efendi’nin mühredi dahi olamayız. Sen bakma bize milletin şeyh dedine demiş. Yok demiş ona söyle demiş. Bu geldi. Mustafa Efendi ben çay dağıtacağım burada dedi. Allâh söyletecek ya bana. Dedim ya bir şeyh dedim. Çay mı dağıtırmış. Bana hizmet edelim. Sen bizim başımızın tacı ol dedim.

Ondan sonra. İmer senin kulağına bir şey mi söylet dedi. Hep söylüyor o benim kulama dedim ben şimdi. Ben de dedim ya dedi. Bunun kalbi açık diye dedi. İmer ten için. Kulağına eğildim. Dedim açık olmamış olsa dedim. Bizim sıkıntımızdan haberi olur muydu dedim. Kalbi açık ki dedim. Cenâb-ı Hak bizim sıkıntımızı dedim. Onun üzerinden çözdürdü bak dedim. Bir toplanıyor tabii yüz elli iki yüz kişi. Habire bu çay demliyor. Bir zikurla, bir zikurla jandarmanın işi yok. Gelsen orayı bas. Bana adam çarpılacak yer arar ya. Han demiş ya Geylan Hazretleri bizim kılıcımız havada durur. Aptallar gelir çarpar. Lan jandarma lan komutan. Lan başka işim mi yok. Ödemiş de başka basacak yer mi yok. Ödemiş tek ihracat şampiyon adam.

Vergi dairesi müdürü teşekkür etmeye gelirken on sefer telefon açıyorlarmış. Teşekkür etmeye gelebilir miyiz diye. Bir bağırıp çağırıyormuş. Bir yıl sonra geliyorlarmış ancak. Sen bunun kulağına fısıldamışlar jandarma geldi bastı diye. Allâh. Tabii Şeyh Efendi de susturamıyor bunu. Bakmış bahşoğuş da ya yiyecek mi lan sinirle. Demiş o karakolu ben yaptım. Yarın geleceğim yıkacağım demiş. Karakolu demiş ben yaptım oraya. Yarın geleceğim yıkacağım oraya demiş. İzmir’den komutan özür telefonu açmış ona ertesi gün. Jandarma alay komutanı demiş ki. Efendim hakkınızı helal edin. Bizim demiş. Komutanlar bir saygısızlık yapmışlar size. Ben bir zati size uğrayacağım demiş. Öylesi sükun yeter dedi. Şimdi Bir kimse çoluğunu çocuğunu etrafını Bir kimse çoluğunu çocuğunu etrafını en iyi şekilde benim bu kendi kastım dergahda yetiştirir.

Başka bir yerde değil. Yol uzun. Allâh bizi affetsin inşâAllah. Âmîn. Bir fabrikada çalışırken her daim zikirle hemhal olabilirken kendi işimizde çalışırken aklımızda her daim iş ve alışveriş gelmekte. Öyle olur. Başkasının işinde gelmez aklınıza. Kendi işinizi yaparken alırsınız satarsınız. Allâh bizi affetsin. Saat 11 olmuş. Saat 11 olmuş. Allâh bizi affetsin. Saat 12. Saat 13. Saat 14. Saat 15. Saat 16. Saat 17. Saat 18. Saat 19. Saat 20. Saat 21. Saat 23. Saat 25. Saat 26. Saat 27. Saat 28. Saat 29. Saat 30. Saat 31. Saat 32. Saat 33. Saat 34. Saat 35. Saat 36. Saat 37. Saat 38. Saat 39. Saat 40.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, Kalb, Şeyh, Çile, Tekke. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı