1. Bölüm
Arkadaşlar, hem çaylarınızda için kendi kendinize sıkıntı yapmayın. İnşâAllah. 19. adesi. Ahnef bin Kays anlatıyor. Kureyş’ten bir cemaat içerisinde bulunuyordum. Derken Ebuser Gifare oradan şunları söyleyerekten geçti. Mal biriktirenlere sırtlarının dağlanmasını müjdeliyorum. Bu dağlanmanın etkisi yanlarından çıkacak. Bir de kafaları tarafından dağlanacaklarını müjdeliyorum. Bunun etkisi de yüzlerinden çıkacak. Sonra Ebuser Gifare bir kenara çekilip oturdu. Ben yanında bulunanlara bu zat kim diye sordum. Bana Ebuser’dir dediler. Ben hemen kalkarak onun yanına gittim ve az evvel dediğini işittiğim şey nedir dedim. Ebuser radıllahu anh söylediğim şeyler ancak Hazreti Peygamber’den sallallâhu aleyhi ve sellem’den işittiğim şeylerdir dedi.
Ben verilen bu bağışlar hususunda ne diyorsun diye sordum. Ebuser de onları al. Çünkü bugün onlarda bir yardım var. Yapılan bağışlar dinin karşılığında verilirse onları bırak şeklinde cevap verdi. Malum Ebuser Gifare dini Mekke-i Mükereme’de açıktan tebliğ eden ilk kimsedir. Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışık ve kendince üsüphesiz bir şeydir. Ve kendince züht ehli, takvâ ehli bir kimsedir. Öyle ki Hazret-i Osmân radıllahu anh Hazretleri’nin halifeli döneminde Hazret-i Osmân Efendimiz’in etrafındaki insanların sefahatini, onların bu noktadaki lükse düşkünlüğünü, mal biriktirmeye düşkünlüğünü görmüş, onları eleştirmiş ağır bir şekilde. Bu sefer de o Hazret-i Osmân Efendimiz’in etrafındaki insanlar onun Medine’de bulunmasını istememişler.
Şam’a göndermişler. Şam’da da Muaviye istememiş. Tekrar Medine-i Münevvere’ye geri dönmüş. Ama Medine-i Münevvere’nin içinde de yaşamamış. Medine’nin dışında, tabiri caizse, hurma dallarından, hurma yapraklarından bir çadır gibi bir şey kurmuş, terek gibi, onun altında yaşamış. Orada garip bir şekilde ölmüştür. Bu sözler sûfîler için bir delildir, ölçüdür. Sufilerin büyükleri bu sözlerden hareket ederekten kendini bilen âlim, kendini bilen sûfî, kendini bilen takva ehli ve bildikleriyle amel edenler dinlerinin karşılığını herhangi bir şeyle değiştirmemişler. Bu bütün dönemlerde Adem’den itibaren Müslümanların en büyük handikaplarından birisidir. Hazreti Peygamber, sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de benden sonra size üç büyük fitne.
Dünya, mal ve kadın. Bazı yerlerde makam, kadın, para. Bu üçüyle alakalı hep uyarmış. Ve amirler bozulmazsa âlimler bozulmaz, âlimler bozulmazsa halk bozulmaz diye hadislerde de beyan edilmiş. Kıymetli kardeşler, Adem’den itibaren müminlerin takvasını bozan, ihlasını bozan dinin karşılığıdır. Dinin karşılığı. Dinin karşılığı. Bütün insanlar buradan bozulmuşlardır. Bütün topluluklar buradan bozulmuştur. Bütün dervişler buradan bozulur. Bütün cemaatler, tarikatlar, bürokratlar, siyasetçiler buradan bozulurlar hep. Bakın hepsi de buradan bozulur. Bozulma yeri burasıdır. Bizi ilgilendiren şey din anlatanlardır. Din anlatanların bozulduğu yer anlattıkları dinin karşılığında bir şey beklemeleri ve almalarıdır.
2. Bölüm
Bu sevgi olabilir. Bu karşıdan muhabbet bekleme olabilir. Bu alkış olabilir. Bu bir yere tırmanmak için basamak olabilir. Bu iktidar olmak için basamak olabilir. Kendisini dindar gösterir. Ticaret yapmak için kendisini dindar gösterir. Bir mal almak için kendisini dindar gösterir. Bir mal satmak için kendisini dindar gösterir. Evlenmek için kendisini dindar gösterir. Boşanmak için kendisini dindar gösterir. Sonuçta insanlar kendilerini dindar gösterirler. Bir yere sohbete gider orada onun en iyi şekilde yemek yemesini ister. Yatmak, kalkmak ister. Bir yere sohbete gider arabasının eksikliklerinin tamir edilmesini bekler, ister. Bir yere sohbete gider arabasının lastiklerini değiştirmek ister.
Bir yere sohbete gidecek ya telefon açar, beni götürün der. Bir yere sohbete gidecek ya o önemli bir kimse o sohbete giderken ona hizmet edilmesi gerekir. Bir yerde sohbete gidecek orada zikrullah yapacak, zikrullah yaptıracak ya bu önemli bir şey. Ona hizmet edilecek bir fil ona hürmet edilecek bir fil onun bütün istekleri yerine getirilecek. Biz ilk önce sûfî cenahı konuşuyoruz. Önce iğneyi değil çuvaldızı kendimize batırıyoruz. Eğer dervişliğimizi bir metaya dervişliğimizi bir duyguya dervişliğimizi bir alkışa dervişliğimizi bir bizi sevsinlere değişiyorsak buradaki yapılan bağışlar dinin karşılığında verilirse onları bırak emrini yerine getirmemiş olduk. Size birisi bağışlarken dininizin karşılığında size bir bağış yapıyorsa ve siz onu alıyorsanız ve siz onu tüketiyorsanız o zaman sufiliğinizi sorgulama sufiliğinizin ihlasını sorgulama sizin önünüzdedir.
Bunu sorgulamanız lazım. Bunu kendinize sormanız lazım. Her nerede olursanız olun. Dinin karşılığı yoktur arkadaşlar. Dini hizmetin karşılığı yoktur. Sufiliğin karşılığı bu dünyada yoktur. Sufiliğin karşılığını bu dünyada bekleyenler ahirette onun meyvasını yiyemezler. Bizim orada göklü yedin derler. Bayındır’da. Göklü yedin şu. Meyva oldu daha olgunlaşmadı. Sen olgunlaşmadan gökken yedin onu. Ben şimdi muhtarı gördüm. Armut daha henüz gök olgunlaşmamış. Sen alıp yiyorsun. Olgunlaşmamış meyva ağzında yapşak yapşak durur. Meyvasına göre ekşi durur. Tat vermez, lezzet vermez. Bu dinle alakalı sufilikle alakalı meyvaları dünyada yemeye çalışır gayret ederseniz bunlardan tat almazsınız. Midenizi bozmakla kalmaz.
Bağırsaklarınızı da bozar. Onunla da kalmaz. Vücudunuzu bozar. Onunla da kalmaz. Maneviyatınızı da bozar. Bu büyük sıkıntıdır. Sufilerin yıkıldığı yer sufiliklerinin karşılığını bu dünyada almalarıdır. Tekrar bunun altını çizerekten söylüyorum. Sufiler sufiliklerinin karşılığını bu dünyada almayacaklar. Bu dünyada karşılığını almaları onların bütün her şeylerini bozar. Her şeylerini bozar. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden Ebu Zerri Gifari yapılan bağışlar dinin karşılığında verilirse onu bırak. Onu alma. Dinin karşılığında verilirse. sen dindarsın diye birileri sana bir şeyler yapmaya çalışıyorsa onu bırak. Sen zakirsin. Sen çavuşsun. Sen nakipsin. Sen nükabbasın. Sen şeyhsin. Sen mürşidsin.
3. Bölüm
Sen dervişsin. Sen iyi bir müridsin. İyi bir mürşidsin. Bunun karşılığında sana bir şey yapılıyorsa onu bırak. Bu senin ihlas ve samimiyetini bozar. Sen azameti tercih et. Birisi ben seni sohbete götürüvereyim diyorsa onu bırak. Kendince gitmeye çalış. Kendince yürümeye çalış. İsteme hiç kimseden. Burayı tekrar başa alıyorum. Birisi seni götürmüş. Hediye. Buna söyleyecek bir söz yok. Sen isteme. Sen isteme. Sen beni götür deme. Millet rağbet eder. Sen o rağbetten kaç. Millet hizmet etmek ister. Sen ondan kaç. Uzaklaş. Şeytandan uzaklaşır gibi uzaklaş. Şeytandan uzaklaşır gibi uzaklaş. Çünkü senin sufilinin karşılığı bu dünyada yok. Senin dervişliğinin karşılığı bu dünyada yok. Senin Allâh’ı sevmenin karşılığı bu dünyada yok.
Senin Allâh’a aşık olmanın karşılığı bu dünyada yok. Senin Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ayak izlerine, zahiren, nefesine, batına takip etmenin bu dünyada karşılığı yok. Bu dünyada bunun karşılığını bekleyenler ahirete hiçbir şey bulamazlar, hiçbir şey göremezler. Çünkü Cenâb-ı Hak Hadîs-i Kudsi’de de, Hadîs-i Şerif’te de beyan buyrulmuş. Diyor ki biz size dünyada bunun karşılığını verdik. Ahirette ne karşılık bekliyorsunuz şimdi? Bunun ahirette karşılığı olmaz. Bu dünyada karşılığını alanlar öbür tarafta karşılık bulamazlar. Bu dünyada alkışlanmışsın. Bu dünyada hürmet görmüşsün. Bu dünyada hizmet edilmişsin. Bu dünyada seni sevmişler, saymışlar, başlarına tac etmişler.
Sen öbür dünyada bunu bekleme. Bakın öbür dünyada bunu bekleme. O yüzden Sûfî Allâh için yaşayandır. Sûfî Allâh için seyahat edendir. Sûfî Allâh için sohbet edendir. Sûfî Allâh için zikredendir. Sûfî Allâh için mücadele edendir. Allâh için mücadele eden. Sufinin gözünde Allâh’tan başka hiçbir şey olmaz. Sûfî başka hiçbir tarafa bakmaz. Birisi hediyeleşmek sünnettir. Buradan hareket ederekten hediyeleşmeye bu sünnete karşı geldiğim düşünülmesin. Bir kimsenin hukuku vardır. O hukuk kendi hukuk dairesindedir. Kendi hukuk dairesinde arkadaşıdır onun. Kardeşidir. Bazen örneklerim ya benim Nuri’yle olan arkadaşlığım dervişlikten önce. Benim Oktay’la olan arkadaşlığım dervişlikten önce. Örnekliyorum şimdi bunu.
Onlar derviş değildi. Ben normalde son dönem Bayındır ülke ocakları yönetim kulunundaydım. Onlar da okullarda ülkücü çocuklardandı, gençlerdendi. Onlar bir ekip Bayındır’da. Benim onlarla olan hukukum ta oraya dayanıyor. Benim onlarla olan hediyeleşmem dini değildir. Bir dostumuz var, bir arkadaşlığımız var, bir kardeşimiz var çok öncesinden. Onlar yaşça da benden ufak zaten. Örnekliyorum bunu. Bir arkadaşınız var sizin. Bir kardeşiniz var. Siz onunla hediyeleşirsiniz. Bunda bir sıkıntı yok. Bunda bir problem yok. Bunda hediyeleşme sünnetinin icra edilmesinde bir problem yok. Ama örnekliyorum. Bizim derviş olarak tanıştığımız arkadaşlar var, kardeşler var. Benim konumumdan dolayı bana hediye etmeye çalışsalar, olmaz.
4. Bölüm
Ben dervişliğimi kullanmış olurum. Ben dergahdaki hiyerarşimi kullanmış olurum. Olmaz. O yüzden derim bana getirmeyin diye. O yüzden derim bana hediye de getirmeyin. Bana bir şey de getirmeyin. Bana bir şey de söylemeyin. Sebebi? Arkadaşlar, biz bu dergahta tanıştık sizlerle. Bu kapıyı açarsak herkes eline bir şey alır gelir mi? Gelir. Herkes bir şey yapmaya çalışır mı? Çalışır. Yok bu kapıyı aralamayacağız. Bakın bu kapıyı aralamayacağız. Bu kapıdan geçmeyeceğiz. Bu acı gelebilir bize. Bu sıkıntılı gelebilir. Bu problemli gelebilir bize. Bu gönlümüze acı dökebilir. Ne olmuş ya? Bir gömlek getirseler değil mi? Hediyeleşsek. Bir pantolon, bir takım elbise değil mi? Bir ayakkabı. Bunun sonu gelmez.
Allâh muhafaza eylesin. Bu bizi ve sufilere ilgilendiren şeyler. Bizim sufilimizin karşılığı bu dünyada yok. Bu işin âlim tarafı var. Çıkıyorlar ya sohbetlere gidiyorlar, televizyonlarda konuşuyorlar. Bunlar din tüccarı. Ne alıp satıyorlar? Din. Televizyonlara çıkıyorlar. Duyuyoruz yalan doğru medyadan takip ediyoruz. Bir ramazan programı bir ay boyunca bilmem kaç milyar liralar dönüyor. bugün de yok yarın akşam da Yıldırım’a geliyorlarmış. Selam sana ya Resulallah diye. Bir de Yıldırım Belediyesi’nin şeyi var. Afişi var. Bir arkadaş dedi ki menajeriyle görüştüm dedi. Yıllar dedi beşer milyar alıyormuş dedi bir gecede. Bizim Harun söylemişti. Harun mu söyledi? Harun’un yanındaki bir arkadaş mı?
Ne söylemişti? Bayındır’da bir kutlu doğuma gelmişti. O dön gel mi döndür gel mi ne onun adı? O 7500 lira olmuş o gece. 20 dakika konuştadı. 20 dakikası 7500 lira. Şimdi bugün bir arkadaş ben böyle buna eleştiri koyunca bir arkadaş bana WhatsApp’tan yazdı. Menajeriyle görüştüm dedi. Ne o? Hocalar dedi beşer liralıyorlarmış. Beş milyar. Canım kardeşlerim 10 yılda bakın iki gündür Adalet Bakanlığı’nın istatistiklerine bakıyorum. Biz nereye gidiyoruz diye. 10 yılda 2017’ye kadar Türkiye’de yüzde 450 suç oranı artmış. Yüzde 450 10 yılda Türkiye’de suç oranı yüzde 450 artmış. Bu ne demek biliyor musunuz? Yüzde 450 suç oranının artması. 10 yıl içerisinde yüzde 450 suç oranında artma var. FUŞ’ta yüzde 400 kusur FUŞ hırsızlık yüzde 400 kusur.
Mala zarar vermek olarak geçiyor. Açın Adalet Bakanlığı’nın istatistikleri var. 2017 istatistikleri. Ne kadar o davalar artmış. Ne kadar yargıtayda dava var. Ne kadar hakimlerde dava var. Ne kadar savcılıklarda dava var. Adalet Bakanlığı’nın verileri Adalet Bakanlığı’nın verileri başka bir yerden değil. Yüzde 400’ün üzerinde yüzde 450’ye yakın suç oranı artmış Türkiye’de. Canım kardeşlerim bir ülke düşünün. Yılda suç oranı yüzde 450 artmış. Bir ülke düşünün. O ülkede FUŞ yapan kadınların oranı 10 yılda yüzde 420 mü? Yüzde 427 mi? Ne artmış? Yüzde 400’ün üzerinde FUŞ yapan kadın adedi %400’ün üzerinde 10 yıl içerisinde 10 yılda Türkiye’nin nüfusu %400 mü arttı? 10 yılda Türkiye’nin nüfusu %400 artmadı.
5. Bölüm
Ama suç oranı %400’ün üzerinde. 450’ye yakın. 450’ye yakın. Bugün ben o ilanı görünce beşer lira parayı da görünce dedim ki bu kadar din tutçarının önünde bu insanlar hangisinin anlattığı dine inanacak ki? Hangisinin anlattığı sohbet insanların üzerinde tesir edecek? Hangisinin anlattığı din insanların üzerinde tesir edecek? Bunlar sahne sanatçısı gibi. Çık, beş tane türkü çağır, parayı al git. Bunlar da çıkıyorlar, beş tane hadîs okuyacak, beş tane âyet okuyacak, parayı alacak, git çekin. Bir saat iki saat en fazla olsa program iki saatte beş milyar alacak, git çek. Sahne sanatçısı. Sahne sanatçısı. Ve bunları belediyeler destekliyor bir de. Belediyeler destekliyor. bunlar yapılan bağışlar dinin karşılığında oluyor. bunlar yapılan bağışlar dinin karşılığında olursa alma hükmünün tersini yapıyorlar.
Dinin karşılığında bunlar bağış aldıklarından dolayı bunların sözleri tesirli olmuyor. Bunların anlattıkları tesirli olmuyor. Bunlar televizyonlara çıkıyorlar, radyolara çıkıyorlar, basın yayına çıkıyorlar, belediyeler bunları davet ediyor, belediyeler bunlara para veriyor. Değişik kurum ve kuruluşlar bunları çağırıyor, bunlara para veriyor. Bunlar anlatıyorlar orada böyle. Bunlar söylüyorlar, ağlıyorlar orada, anlatıyorlar. Ama halkın üzerinde bir tesiri olmuyor. Sebeb bunlar çünkü ses sanatçısı gibi. Bunlar sanatçısı gibi. Bunlar gerçekten Kur’ân Sünnet dairesinde bir âlim hükmünde değil. Bunlar Kur’ân Sünnet dairesinde bir hoca hükmünde değil. Öyle olmadığından dolayı insanların üzerinde tesiri olmuyor.
Öyle olmadığından dolayı ülkede bunca din anlatılmasına rağmen suç oranı 400 %450 artıyor. %450 artıyor. Tesir etmediğinden dolayı düşünebiliyor musunuz? Bizim ülkemiz çocuklarda cinsel istismarda neredeyse dünya birincisi olacak. Dünya birincisi olacak. Altı on bir yaş erkek çocuklarında, altı on bir yaş kız çocuklarında cinsel istismarda acı şeyler bunlar. Dünya birincisi olacak. Kadınlara zorla tecavüzde biz neredeyse dünya birincisi olacağız. Bu âlim ulema takımı, bu televizyonlarda orada burada paraya pula kendini satan cinselerden dolayı ne yazık ki biz dünya birincisi olacağız suç ortalamasında. Ücret almalarından dolayı ilimlerini parayla satmalarından dolayı ülke ne yazık ki büyük bir karanlığa doğru gidiyor.
Bu konuda. Uyuşturucu yüzde dört yüz artmış. Uyuşturucu. Fuhuş yüzde dört yüz artmış. Çocuk istismarı cinsel istismarı yüzde üç yüz yetmiş mi ne artmış. Kadın cinsel istismarı kadınlara cinsel saldırı. On yılda yüzde dört yüzün üzerine çıkmış. Gönlüm arzu ederdi ki burada bunları konuşmayayım ben. Gönlüm arzu ederdi. Ve iki üç gündür bugün on dokuzuncu hadîs bir okudum böyle bunu. En sonunda yapılan bağışlar dinin karşılığında verilirse onları bırak hükmünde kaldım. Dedim ki Mustafa İncelik burada. Dinin karşılığında bir şey alıyorsan dinin karşılığında bir şey talep ediyorsan dini geçinme yolu ettiysem dini kendine basamak ettiysem şahıs olarak rezil olmaya mahkumsun topluluk olarak rezil olmaya mahkumsun.
6. Bölüm
Şahıs olarak hem dünyanı hem ahiretini perperişan etmeye mahkumsun. Bir topluluk olarak cemaattır, tarikattır adına ne derseniz deyin eğer dine yapmış oldukları hizmetleri dünya üzerinde metaya çevirdilerse onların helakı yakın. Evet. Çünkü o Müslümanların paralarını o Müslümanların gayretlerini heba ediyorlar. Müslümanların ümitlerini Müslümanların umutlarını Müslümanların geleceklerini heba ediyorlar. Müslümanların çocuklarını Müslümanların tertemiz inançlarını ve imanlarını heba ediyorlar. Müslümanları kandırıyorlar. Müslümanları kandırarak paralarını alıyorlar. Müslümanları kandırarak oylarını alıyorlar. Müslümanları kandırarak enerjilerini boş yere harcatıyorlar. Müslümanlar habire kandırılıyor.
Müslümanlar habire kandırılıyor. Kimi herkes Müslümanların üslümanların üzerine basamak yaparaktan bir yerlere çıkmaya çalışıyor. Babalarını taşıdık oğulları çıkıyor. Oğullarını taşıdığı torunları çıkıyor. Çıkıyor. Bir yerlere taşı taşıyacağız hep biz. orada hasta yatağında yatıyor Şeyh Efendi benim oğlum benden son olacak diyor. Ondan sonra da diyor onun oğlu var ya diyor evet o olacak diyor. Getirin bana icazetleri, icazetlerini yazıyor. Biz taşıyoruz boyuna Müslümanlar olarak. Biz o Şeyh Efendi’yi taşıdık. Onun oğlunu da taşıyoruz. Onun oğlunu da taşıyoruz. Böyle giderse onun oğlunu da taşacağız. Böyle giderse onun oğlunu da taşacağız. Biz taşıyoruz. Alimleri taşıyoruz. Bu büyük âlim diyoruz.
Bu muhteşem bir âlim diyoruz. Araba ile taşıyoruz onları. Onları sohbetlere götürüyoruz. Onları ev sohbetlerine götürüyoruz. Onlara para topluyoruz. Onların ev kiralarını ödüyoruz. Olmuyor evlerini alıyoruz. Olmuyor altlarını arabalarını alıyoruz. Olmuyor biz onların çoluğuna çocuğuna da hizmet ediyoruz. Olmuyor her şeylerine hizmet ediyoruz. Basamak olarak kullanıyorlar. Müslümanları basamak olarak kullanıyorlar. Türkiye dahil bütün dünya üzerine Müslümanlar basamak olarak kullanılıyor. Aldatılıyor Müslümanlar. Herkes Müslümanların bir şeyine gözünü dikmiş. Herkes Müslümanlardan ne koparacağız, ne alacağız, ne ütceğiz, nesini kullanacağız diye sabahtan akşama kadar hesap kitap ediyorlar. Biz gene aldanıyoruz.
Yine aldanıyoruz. Yine aldanıyoruz. Yine aldanıyoruz. Yine aldanalım din uğruna. Yine aldanalım. Razıyım. Din adına aldanalım. Ama sonu yok kıymetli dostlarım. Sonu yok. Iki yüz yıldan beri aldanıyoruz. Sonu yok. Sonu yok. Yine aldanıyoruz. Yine önümüze geliyorlar bizim. Yine anlatıyorlar bize. Yine pembe rüyalar gösteriyorlar. Biz bir daha aldanıyoruz. Biz bir daha alacağım, aldanacağız. Çünkü en mahrem yerimiz aldandığımız yer. çoban gelmiş ya demiş ey pir şemsen sana selam getirdim demiş cübbesini vermiş. Demiş yalan söyledim. Biliyorum demiş yalan söylediğini. O yüzden cübbemi verdim demiş. Doğru söyleseydin canımı verirdim sana demiş. Biz yine cübbeyi kaptıracağız böyle ederse. Biz yine aldanacağız.
7. Bölüm
Bizi aldatacaklar. Bizi aldatacaklar. Çünkü bizim aldandığımız en mahrem yer sevdiğimiz yer. Insan sevdiğinden aldanır. Insan sevdiği yerden kandırılır. Insan sevdiği yerden ısırılır. Insan sevdiği yerden zehirlenir. Sevdiği yerden. Biz yine kandırılacağız. Bunu söyleyen benim. Belki de ilk kandırılacak olan da benim yine. Bunu söyleyen Mustafa Özba belki de ilk önce ben kandırılacağım gene. Yine ben kandırılacağım. Ama bir şey burada ana nokta. Biz kandıran olmayalım. Biz basamak yapan olmayalım. Biz kendimize buradan bir paye çıkaran olmayalım. Biz kendimize buradan bir menfaat sağlayan olmayalım. Ben bütün kardeşlerimle beraber Arşalan’ın gölgesinde gölgelenmek istiyorum. Benim derdim bu.
Ben o yüzden bir tane kardeşimin dahi orada eksik olmasını istemiyorum. Kim? Biz de beraber yol aldı, hareket etti. Biz de kardeşlik bir atı yaptı. Ben bir tane eksiksiz, noksansız, haddim değil ama Arşalan’ın gölgesinde gölgelenmek istiyorum. Benim derdim bu. O yüzden hiçbirinizle hiçbir derdim yok. Hiçbir kimseyle de bir derdim yok kardeşlerimin. Benim bir tek derdim bu. Biraz bu konudaki hiddedimin sebebi de budur belki de. Arkadaşlar, kardeşler, yolu basamak yapmayın hiçbir şeyinize. Varın tersi anlaşılın, bir çay dahi içmeyin. Varın tersi anlaşılın, bunlar ne tersi insanlar ya? Yemek daha yemiyorlar desinler. Ya bunlar ne tersi insanlar ya? Ne varmış oturup bir yemek yeseydik? Öyle desinler.
Biz gözümüzü öteye dikelim. O yüzden neydi hadisi kutsi? Onlar akraba olmadıkları halde bir birileriyle alışverişleri olmadıkları halde birbirlerini Allâh için severler. Toplandıklarında da Allâh’ı zikrederler. bunlar hiçbir gölgenin bulunmadığı arşalanın gölgesinde gölgelenirler. Mahşer halkı bunlara bakar ve der ki bunlar hangi peygamberlerden bir münaadi melek cevap verir. Der ki bunlar peygamber değil. Çünkü peygamberler dahi onlara gıpta ile bakarlar. O mahşer halkı yine sorar. Bunlar hangi şehitlerden? Yine bir münaadi cevap verir. Bunlar şehit de değil. Bu sefer o mahşer halkı yine sorar. Bunlar tim. Bunlar dünyadayken akraba olmadıkları halde birbirleriyle alışverişleri menfaatleri olmadıkları halde sırf Allâh için birbirlerini sevip ve toplandıklarında Allâh’ı zikredenlerdir.
Allâh bizi bunlardan eylesin. Âmîn. Allâh bizi arşalanın gölgesinde gölgelenenlerden eylesin. Âmîn. Allâh kardeşliğimizi, arkadaşlarımızı, biatımızı arşalaya gözümüzü dikerekten yapanlardan eylesin. Âmîn. Kardeşliğini, sufiliğini, dergahtaki duruşunu dünya ve dünyanın içindeki bulunanlardan dolayı değil, direk Cenâb-ı Hak’ın gölgesinde gölgelenme üzerine Kur’anlardan eylesin. Âmîn. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşâAllah. Cenâb-ı Hak cümlemizi Kur’ân ve sünnet yolunda devam eden Kur’ân ve sünnet yolunda gayret eden kardeşlerden eylesin. Âmîn. ilahe illallah Hak Muhammedün Resûlullâh, cemiyene, fülayına, ve elhamdülillah Ya Rabbi’l Alameen. el-Fâtiha ma salavat Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin ve ala alimuhammed Allâh Allâh Âmîn, ecmain.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Salavât, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı