Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

587. Dergâh Sohbeti — Allah’ın Sıfatları, Dua, Şeyhlik ve Dergâh Adâbı

587. Dergâh Sohbeti'nde Allah'ın sonsuz sıfatları ve rahmetin genişliği, cehennem ehlinin durumu, müminlere dua ve kâfirlere hidayet dilemek, ahirette Allah'ı görmek, rüya ile hareket, şeyhliğin babadan oğula geçip geçmeyeceği, Ebû Derdâ hadîsi, helal-haram hassasiyeti ve dergâh hiyerarşisi anlatılmaktadır.


1. Bölüm

Allâh’ın bir rahmet derecesi var. Ve rahmet derecesinde birçok insan bundan faydalanıyor. Hatta birçok, biz olumsuz, zalim diye bildiğimiz insanlar rahmetten yararlanabiliyorlar. Bu rahmetin sınırı nedir? Allâh’ın rahmeti madem bu kadar genişse, biz niye ibadet ediyoruz, zikir yapıyoruz, namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz? Madem böyle geniş bir rahmet var, biz o zaman bu fiilleri neden icra ediyoruz? buradaki amacımız ne? O da rahmetin içerisine girecekse veya Allâh’ın rahmet şemsiyesi bu denli genişse, o zaman aradaki farkı oluşturan temel unsur ne veya sınıflandırma nasıl oluyor? Sonuçta biz de burada Allâh’ı zikredip, Allâh’ın rahmetini istiyoruz, merhametini istiyoruz. Acaba içten içe insanların sınavları mı farklı veya tez, Salı günü söylediğimiz gibi, insan evvel alemde bir anda o rızayı kazanıp burada sadece kendini o noktaya getirmek gibi bir görev maddediyor kendine. kendini mi arıyor, burada ne olmuş oluyor yani, burunun içerisinden biz çıkamadık.

Ben şahsım olarak da bunu söyleyeyim. Allâh’ın sıfatları sonsuzdur. Allâh’ın cemali sonsuzdur, celali sonsuzdur, kahrı sonsuzdur. Bu noktada Cenab-ı Hakk’ın bütün sıfatları sonsuzdur. O sonsuz sıfatlar sonsuz bir şekilde tecelli eder. Bu manada Allâh’ın Rahman ismi şerefini veya Allâh’ın rahmetini düşündüğümüzde o da sonsuzdur. Cenâb-ı Hak sıfatsal olarak sonsuz sıfatlara sahiptir. O normalde evveli yoktur, evveli yoktur derken bu manada el evvel ismi şerefi, başlangıcı yok yani. Allâh’ın başlangıcı yoktur, Allâh’ın sonu da yoktur. Öyle olunca Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarının da başlangıcı yoktur, aynı zamanda sonu da yoktur. Biz O’nun rahmeti sonsuzdur derken rahmeti hiç bitmez. Ebediyen hiç bitmeyecektir.

Ama aynı zamanda da O’nun kahhariyeti de sonsuzdur. O’nun kahhariyeti de hiç bitmeyecek. Ve celaliyeti de sonsuzdur. Celaliyeti de hiç bitmeyecek. Cemaliyeti de sonsuzdur. Cemaliyeti de hiç bitmeyecek. Veya Cenâb-ı Hak’ın rabli, rab ismi şerifi, rab sıfatı da sonsuzdur. O sonsuz bir şekilde rab olarak kalacaktır. Veya hatta aklınıza gelen kudret sıfatı, kuvvet sıfatı, ilim sıfatı, bunların bütün aklınıza gelen sıfatlarının hepsi de sonsuzdur. Ve aynı zamanda da başlangıcı yoktur. Başlangıcı olmadığı gibi sonu da yoktur. Peki, biz normalde o zaman günlük fiiliyatlarımızda işlerimize bakarken biz O’nun sonsuz rahmetine bakıp günah işleyicilerden mi olacağız? Ama O’nun kahhar ismi şerifi de sonsuzdur.

Günah işleyicilerini Cenâb-ı Hak cehennemde kahhar ismi şerifiyle kahreder. Cehennem atar, cehennem de sonsuzdur. Bakın cehennem de sonsuzdur. Ha bütün ismi şerifleri O’nun, ismi şerifleri, bu noktada bütün varlığa nimettir. Cehennem ehline celaliyet ve kahhariyet nimettir. Cehennem ehli, onu da nimetlendirir Cenâb-ı Hak. Neyle? Kahhar ismi şerifiyle. Neyle? Celal ismi şerifiyle. Onu cezalandırır. Onlar için cezalandırılmak nimettir ama. Bakın onlar için cezalandırılmak nimettir. Nasıl böyle bir leştir, akbabaya nimettir. Leştir ama akbabaya nimet olur. Veyahut da leştir kurtlara nimet olur. Leş ama kurda nimettir o. İçin o kurtçuklar ne yapar? Onunla nimetlenirler. Veyahut çok özür dilerim ama bizim o tarafta bok böceği derler. o habire çok affedersiniz, necaset yuvarlar.


2. Bölüm

Enteresan bir şeydir. Meşe gibi necaset yapar, onu yuvarlar boyuna. Ve bütün necasetleri toplar. Bir bakmışsınız yuvasına bir sürü yuvarlamış yuvarlamış getirmiş. Orada gübre haline gelmiş onlar. Onun için necaset, onun için nimettir. Onun için nimettir ama. Bizim için nimet değildir. Veyahut da akbabı için o leş nimettir. Bizim için nimet değildir. O zaman Cenâb-ı Hak leş, kam, örneğin domuz eti bizim yenilmesi içilmesi haram olan şeylerle ne yapar? Cenâb-ı Hak diğer mahlukatlara nimet olarak vermiştir. Veyahut da cehennem ehline cehennem nimet gibidir. Bakın cehennem ehline cehennem nimet gibidir. o kendince cehenneme intibak sağlar. Onun için orada hayat devam ettirir. Bir bakarsınız birisinin hayatına, hayat standartını sizin hayat standartınıza uymaz.

Ama onun için köprünün altında durmak nimettir. Köprünün altında bir kartonun üzerine durmak onun için nimettir. Siz onu eve götürseniz bir gün sonra tekrar oraya gelir. Siz onu normalde örneğin, çok özür dilerim. siz ona götürseniz bir döner kestirseniz koysanız koy oraya diyor. Koyuyorsun döneri oraya. Bir iki lokma yiyor. Yediyorsun ona tamam mı? Böyle bakıyor sana. Yemiyor onu. O normalde takvalından filan değil. Onun için nimet değil o. Onun için nimet değil o. Ya o böyle çöpten alacak, toplayacak onu yiyecek. Onun için nimet o. Onu siz hayat standartını değiştirmeye çalışsanız değiştiremiyorsunuz. Bakın değiştiremiyorsunuz. O kimse kendi kültürünce, kendi seviyesince o yaşadığı hayat onun için nimet.

Bir başkası için nimet değil, onun için nimet ama. Bir başkası için zulmet olan, bir başkası için nimet oluyor. Bir başkası için kahır olan, bir başkasına selametlik oluyor. Bakıyorsunuz ilaç, zehir öyle değil mi? Çok acı ama öbürküne hastaya ne olmuş oldu? Nimet oldu, şifa oldu. Oysa acı zehirden yapılma. Bazı ilaçlar var, hayvani zehirlerden yapılma. Bazı ilaçlar var, bitkisel zehirlerden yapılma. Ama o hastaya ne oldu o zehir? Şifa oldu. Normal şartlarda o kimse onu yemiş içmiş olsa şifa olur mu? Olmaz, zehir. Onu yese bir kimse ne olacak? Ölür, zehirlenir gider. Ama o zehir gördüğümüz şey kahhar ismi şerifi gibi tecelli eden şey içinde Rahman ismi şerifi, Rahim ismi şerifini barındırdı. İçinden ne çıktı onun?

Bir başkasına nimet çıktı, bir başkasına şifa çıktı. O yüzden biz çıplak gözle baktığımızda birisini zarar gibi görürüz. Veya birisinin normalde bu noktada ne kadar kötü, ne kadar sıkıntılı, ne kadar problemli deriz. Ama onun için o hayat nimettir. Bakarız şimdi bir kimsede hastalık var. Devamlı olan bir hastalık var, baktığımızda sıkıntı gibi. Öyle değil mi? kim hasta olmayı ister? Hiç kimse istemez. Ama hastalık eğer o kimse gerçekten uyanık bir kimse ise, kalbi uyandıysa hastalık onun için bir nimet oldu. Devamlı ise o hastalığı onun, devamlı nimetin içinde olduğu. Devamlı ona sabrederekten, devamlı onu severekten, onu okşayarakten ne yaptı? O ebedi hayatını kurtardı o hastalıkla. Çünkü bir başkası için zulmet gibi görünen şey, onun anlayışıyla, onun idrakıyla, onun bakış açısıyla o zulmet olmaktan çıktı.


3. Bölüm

O nur oldu ona, ona rahmaniyet oldu. Ona bir şekilde lütuf oldu. O yüzden normalde biz siz bilmezsiniz Allâh bilir diyor ya, biz bilmeyiz. Biz Kur’ân ve Sünnet tarihisinde, biz Cenab-ı Hakk’ın emrettiği Kur’ân’a ve Sünnet’e uymaya gayret ederiz. Üzerimize farz olan, vacip olan, Sünnet olan ibadetlerini yerine getirmeye çalışırız. Ama normalde birisi yapmıyordur. Cehenneme gidecektir, cehennem onun için yuvadır, nimettir onun için. Orada o zakkumun suyunu içerekten, ne bileyim cehennemde dikenlerin içerisinde durmaktan mutluluk duyacak. Veya da ondan tat alacaktır, lezzet alacaktır. Onun için o bir nimettir. Nasıl bok böceği boktan lezzet alıyorsa, o da cehennemden lezzet alacaktır. Ve o da cehennemde durmaktan dolayı nimetlenecektir.

Biz ona kalkıp da, ya cehennem ehli bu, ona nimet. Veya da bakıyorsunuz bir kimseye, hepimizin başından gelmiştir geçmiştir. Burada normalde medreseden gelen çok yok bizim kardeşlerden. Var mı medreseden dini tedrisat alıp da gelen buraya? Yok elhamdülillah. Elhamdülillah. Şimdi öyle bir şey olunca, normalde şimdi herkes belli şeyleri tattı da geldi buraya. Şimdi bakıyorsunuz acı, öyle değil mi? zehirli bir şey ama ondan ne yapıyor o insan o esnada? Zevk duyuyor, acıdan zevk alıyor. O normalde söz konusu olan o sıkıntılı işlerden zevk alıyor kimse. bakıyorsunuz siz sigara içmeyin, her şeyinize zarar diyorsun. Adam sigarayı öyle bir keyifli üfettiriyor ki dudandan düşürmüyor. Hem bir de o bir sigara içiyor adam, bir duman çekiyor.

Allâh Allâh. Onun için o ne olmuş oldu? Diyor ki kendince ya sigara bırakılır mı diyor. Sigarayı nimet gibi görüyor o kimse. Allâh affetsin. Demek ki bu alemde sıfatların değişik cilveleri var, değişik tecelliyatları var. Sıfatların değişik işleri var. O yüzden o işlerini saymak mümkün değil. O işlerinin normalde hepsini akıl verdirmek mümkün değil. Hepsiyle böyle bir tamam bilmek de mümkün değil. O zaman biz ne yapacağız? Biz bilmeyiz, Rabbim bilir diyeceğiz. Ama onun normalde merhameti geniştirir, rahmeti geniştirir. Onun lütfu geniştirir, ikramı geniştirir, ihsanı geniştirir. Biz onun rahmetine, ihsanına, lütfuna, ikramına doğru koştuğumuzu koşacağız. Ve o doğru noktaya doğru koştuğumuzu göreceğiz.

Bence doğru olan bu. O yüzden normalde Allâh’ın rahmeti sonsuz mu? Sonsuz. Allâh’ın gazabı da sonsuz. Onun gazabı da sonsuz. Gazab, gazaba düğçar kalacak ameller isteyen insanlar gazaba düğçar kalacaklar. Ama gazab da onlar için rahmet. Bakın gazab da onlar için rahmet. Cenâb-ı Hak rahmeti nesirgemesin cümlemize. Âmîn. Var mı devamı? Şimdi bazı durumlar var. Adam insanları katletmiş, öldürmüş, dine, diyanete savaş açmış, Allâh’a resulü, savaş açmış, Allâh’a resulüne savaş açmış. Mesela sizin bir örneğiniz var. bir gün bir dervişin ya gayrimüslim mezarlığına dua etmesinin onun üzerindeki tecelliyatlarından örnek verirsiniz. Bu durumda dervişlerin dua silahını nasıl kullanması eftel olur? her şeye rahmet mi dilememiz gerekiyor?


4. Bölüm

Veya rahmet dileyemiyorsak bu bizim kendi eksikliğimizden mi? Mü’min mü’mine dua eder. Mü’minin Müslümanlara, mü’minin mü’mine duası müstecaptır. Duanın sınırı nedir? Bir insan için hangi kıstasları göz önünde bulundurup biz onun mü’min olup olmadığına dair nasıl hükmedelim? Biz şahıs olarak şahıs perestlik yapmayız bu konuda. Ya şahıs perestlik yapacaksak bildiğimiz kardeşlerimizi yaparız. Örnek mesela? Ben örnek halit için özel dua ederim ama. O halit ben oluyorum değil mi? He. Öyle oraya baktınız da başka halit mi var? Ben her yerden göremem mi? Şimdi görebilirsiniz. Görmek için illaki bir kimsenin yüzünü mü çevirmesi lazım? Bedenini mi çeviririz? Bir halit geldi de benim var. Oradaki halit senden daha iyi zaten.

Biz o haleti tanıyoruz zaten. Mü’min mü’mine dua eder. Allâh’ım Müslümanlara dua eder. Müstecaptır bu. Biz bütün Müslümanlara dua ederiz. Allâh hepsine de merhamet etsin. Allâh hepsine de lütfetsin. Allâh hepsine de ikram eylesin. Allâh hepsine de ihsan eylesin. Rabbim hepsinin sıkıntısını def eylesin. Hepsine derman eylesin. Hepsine şifalar versin. Hepsinin sıkıntılarını giderdiği gibi isteklerini de yerine getirsin. Cenâb-ı Hak onların hepsinde kalbine ilham eylesin. Kalbine feraset nuru koysun. Bütün Müslümanları doğruyu ve hakikati göstersin. Bütün Müslümanları doğruyu ve hakikati yaşasın. Müslümanın işi bu. Biz dua ederiz. Kötülere dua eder miyiz? Biz normalde kolay kolay, ben Müslüman bir kimseye beddua etmek istemem.

Kötü yani. Müslümanlık alameti yok adamın üstünde. Ben Müslüman bir kimseye beddua etmek istemem. Ben birey şahıs olarak bir kimseye karşıma alıp da beddua ettim hatırlamıyorum. Benim işim değil. Ama Cenâb-ı Hak Müslümanlara zarar veren, nerede varsa, Müslümanların yoluna set çeken, Müslümanların Müslümanlıklarını yaşamasına engel olan varsa, Cenâb-ı Hak hepsini de kahre eylesin. Âmîn. Bu benim geniş bir duam. Çünkü Cenâb-ı Hak. Müslümanlıkla sınırlı duamızın çizgisi. Cenâb-ı Hak diyor ya, Allâh’ın zikrini yasaklayandan daha zalim kim vardır? Ben Allâh’ın zikrini yasaklayanlara dua edecek değilim. Allâh’ın zikrine düşmanlık yapacak olanlara dua edecek değilim. Benim dilim dönmez onlara. Ancak hidayeti mümkünse, hidayet eylesinlerim.

Âmîn. benim yapabileceğim başka bir şey yok. Ama mesela kafirlere dua edilmez bu manada. Onlara hidayet dilenir. Derler ki ya Rabbi, bütün inanmayanlara hidayet eyle. Âmîn. Bitti. Müslümanın duası bu olur. Biz inanmayanlara, müşriklere, şirkin içerisinde yüzenlere, Cenâb-ı Hak hepsine de imanı kamil nasip eylesin. Âmîn. Ölmüşse, küfür üzerine ölmüşse? Küfür üzerine öldüyse, Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Bedir de hepsini de öldürtürdü. Bedir de meydana önce bir serdi hepsini, sıralattı. Sıralattıktan sonra hepsini de bir kuyunun içerisine attı. Bir kuyunun içerisine attıktan sonra başlarına da gitti, başına da gitti. Başladı, ey utbe, şeybe, isim isim zikretmeye. Şimdi Allâh’ın varlığını, birliğini, benim de onun resulü oldu mu, kulu oldu mu, gördünüz mü, şahit oldunuz mu dedi.


5. Bölüm

Onlar için dua etmedi. Bir münafık için dua ettiydi ya. Dedi ki Allâh isim verirse sen şefaat edebilirsin. Bu münafıkla alakalıydı. Bunu alıyorlar şimdi, Peygamberin de şefaat hakkı yok deyip bu âyet-i kerimeyi oraya kullanıyorlar. sallallâhu aleyhi ve sellem için. O meselenin, o âyet-i kerimenin sebebi, nüzulünü söylemiyorlar. O âyet-i kerime kimin için indirildi, kime dua etmişti Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri onu söylemiyorlar. Onu diyorlar ki işte, bak Peygamber ne de böyle dedi, sen istediklerine şefaat edemezsin dedi, onun şefaat yetkisi yok diyorlar, değil. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin, Müslümanların günahkarlarına şefaati haktır.

Allâh bizleri de onun şefaatine nail eylesin. Âmîn. O yüzden Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, kafirlerin iyiliği için, ölen kafirleri için, ölen kafirlerin iyiliği için öyle bir duada bulunmadığı için sünnette yok. Ve deyip ben okumadım. Bir soru daha var. Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdular ki, Siz ayın böyle karanlık bir gecede, ayın, dolunayın parladığı zaman söylüyor bunu. Siz diyor ahirette, Allâh’ı böyle göreceksiniz. Allâh’ı böyle göreceksiniz. Allâh’ı burada bir tanımlama ve betimleme var. Şimdi biz, Teşbih. Teşbih var. Şimdi biz, dünyadaki yaşamımızın amacını Allâh’ı tanımak ve bilmek olarak en üst perdede nitelersek, o zaman ahirette, Allâh’ı zihnimizce ve tanımlayıp, bildiğimiz zaman, orada bizi yaşatacak olan hayal ne olacak?

Yemek içmek için mi var olacağız? Yoksa, hadi burada Allâh’ı tanımama ve bilme yolunda yürüyoruz. Neden? Allâh tek bir varlığın veya tasvir ve tabir edilebilir bir yerde değil, bu bizi devamlı arayışa yöneltiyor. Ama öteki alemde, hem Allâh’ın cemalini görüp, hem dolunayı gördüğümüz gibi çok net bir şekilde, Allâh’ı tanımladığımız zaman, bizim iştiyakımız, bizi orada yaşatacak olan heyecan ne olacak? O hiçbir şeye benzemez. O her an ayrı bir içtedir, ayrı bir tecelliyattadır. Ama mesela bu dünyada Hz. Peygamber Efendimiz, diyor ki benden sonra resmimi görürseniz yırtınatın. Tasvir ve tanımlamada, muhakkak bir Hz. Peygamberin suretine de dahil olmak üzere, sallallâhu aleyhi ve sellem, şey var, engel var.

Çünkü insanların zihinlerindeki Allâh algısını, tek bir noktaya bağlamama, bu sayede onların iştiyaklarını daima ileriye götürebilme. O zaman ahirette biz Allâh’ı görüp, o bu gördüğümüzü sabitlediğimiz zaman ne olacak? Müteşabih ya, müteşabih olunca istediğin tarafa çekmek serbest. Tahtışmak yok, müteşabih. Ben şöyle yorumlayabilirim, gecenin karanlığında dolunayı görürsün, ama normalde gündüz olduğunda dolunay kalmaz. Ondan sonra geceyi tekrar beklersin dolunay olsun diye. Demek ki, ayın dolunay olması, geçicidir, mecazdır, kalıcı değildir. Mecaz, bugün dolunay olur, yarın dolunaylıktan çıkar. Ertesi’nin biraz daha çıkar, ertesi’nin biraz daha çıkar, ertesi’nin biraz daha çıkar, ertesi’nin biraz daha dolunaylıktan çıkar, tersine hilal olur.


6. Bölüm

Çünkü ayın dolunay gibi görünmesi mecaz. Allâh’ın bu noktada görünmesi de mecaz. Ben böyle bu hadisi kutusunun içerisinden böyle çıkabilirim. Direkt net olarak görmeyecek miyiz? Göreceğim. Konuşabilecek miyiz? Konuşacaksın. E o zaman nasıl mecaz? Ama ne gördün o, ne de konuştun o. Onunla konuşup gördüğümüze kalbimiz ve imanımız kani olacak mı? Kani olacak. Burada niye olmuyor? Burada neden olmuyor? Oluyor mu? Oluyor, neden olmasın? Sorudum sadece. Ama hemen orada teşbih, tenzih, o hiçbir şeye benzemez diyor. Zaten teşbih, tenzih, bir de Hz. Peygamber Efendimiz ayı işaret edip birliyor ya, Allâh’ı birlemek de bu noktada sıkıntılı bir durum oluyor yani. O da teşbih. Çünkü Allâh iki de yok mu? İki de de var, üçte de var, dörtte de var.

O da teşbih. Peki burada insanlar dünyanın çeşitli yerlerinden aya baksalar, birisi turuncu görür, birisi bulutların arasından farklı görür. Hepimizin Allâh’ı görüş açısı, niteliği, tanımlaması farklı mı olacak? Öyle, teşbih, öyle. Evet, güzeldi. Şahsım adına akli dengesinin bozuk olduğunu düşündüğüm, İslam ile alakadar olmaya çalışırken, İslam’ı alaşağı eden, Türklüğe dil uzatıp Yunan’ın işgalini isteyen ve kendisini Üstad olarak adlandıran Kadir Mısırlıoğlu denen zata, Diyanet tarafından yapılan ziyaret hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Saygılarımla. Sözcü de neydi o adamın adı? Sonar Yarçın. Kadir Mısırlıoğlu için bir bağlantı kurmuştu. Ben o yazısını okumuştum onun. Onun yazısını telin etmediler, mahkemeye de vermediler.

Yazısı bir delil gibi kaldı. normalde bir telin etselerdi, onu mahkemeye verselerdi, böyle olmadığını iddia etmiş olsalardı. Ha diyecektim ki ya böyle böyle bu konuda şey oldu, mahkeme açtılar. Sonar Yarçın o yazısında diyordu ki, biz medyadan, gazetelerden okuduk. Kendisinin İngilizce olduğunu, 12 Eylül’de İngiltere’de durduğunu, İngiltere’nin orada yaşamasına müsaade ettiğini, ondan sonra yurda döndüğünü, kendisi de zaten söylüyor Kıbrısiyenin iyi bir şey olduğunu. Kızı da Kıbrısiyede müritmiş. Kıbrısiyede, Kıbrıs’ı hakkında da sonar Yarçın, İngilizlerin kurduğu bir dergâh diyor. Zaten o şeyin de Kıbrıs’ının de açıklaması var. Prens Charles’ın ondan sonra Müslüman olduğuna dair. Sonradan bir açıklama daha yaptılar.

Onlar çıkardılar bu açıklamayı. İngiliz Kraliyet Ailesi’nin de Ehlibeyt olduğunu. Bunlar tabi şey, böyle derin ilişkiler. Bunları ben çok şey yapmıyorum, şaşırmıyorum. Bunları gerçekten şaşırmıyorum. Daha önce bir çeçen şey vardı, mücahit vardı komutan. Bir gün haberlerde böyle bir şey gibi böyle basit bir haber gibi geçti. İngiltere oturuvermiş, İngiltere’ye geçmiş, oturmuş. İngiltere’de hayatını devam ediyor. oradaki mücahitleri bırakmış, oradaki askerlerini bırakmış. Gitmiş İngiltere’ye, İngiltere’ye bir pasaport vermiş. Bir de ona oradan bir villamsı bir ev vermiş. Demiş sen burada vazifeni yerine getirdin, Çeçenistan’da. Gel artık demiş, biz Rusya’yla anlaştık. Gel şimdi burada rahat et gibisinden, onu almış.


7. Bölüm

Şimdi böyle yabancı devletlerin, onun olsan da böyle değişik dışarlarda, değişik insanlar olur. Bu bir tarikat şeyhi olur, bu bir cemaat lideri olur, bu bir parti lideri olur. Bir partinin önemli organında önemli bir vazife olan bir kimse olur. Bu bir bürokrat olabilir, bu askeri sivil bürokrat olabilir, bu adli bir bürokrat olabilir. Bunlar normalde mesela herhangi bir yerde büyük bir iş adamıdır. Bir bakmışın Londra ona bir paye vermiş, bir madalya takmış. Bunlar olur. sonuçta bu tip şeyleri böyle çok artık şaşırmıyorum. Aha demiyorum hiç. O yüzden benim için Kur’ân sünnet ölçüsüdür. Şahıslar ikinci derecededir. Birisi gelip bizi satabilir, birisi gelip bizi hançerleyebilir, birisi gelip bizi aldatabilir.

Bizim çok Müslüman mümin gördüğümüz kimse bir bakmışın herhangi bir yerin ajanı çıkabilir. Bunları çok yaşadık. Dergahın içinde de yaşadık biz bunları. Yaşamadık değil. O yüzden Kadir Mısırlıoğlu öyle yapmış. Sıkıntı değil. Veyahut da Diyanet İşleri Başkanı gitmiş, ona ziyarette bulunmuş. İnsani bir ziyaret diyor kendince. Sıkıntı değil bunlar, problem değil. Bir meselede karar vermekte güçlük çektiğimizde zahiren Üstad’ın sessiz kalması, rüyada ise bazı açıklamada bulunmasına bakarak rüya ile bu noktada hareket edebilir miyiz? Normalde insanın kendi şahsını ilgilendiren bir konuysa, bir kimse kendince ben rüyamla hareket edeceğim diyorsa hareket edebilir. Biz ona kalkıp da sen neden rüyanla hareket ediyorsun deme noktamız yok.

Bir kimse der ki ben rüyamda gördüm, ben böyle hareket ediyorum. Rüyanda kalktın, örnekliyorum. Abdullah’a tabanca ile vurdunu gördün. Gidip vuracak mısın? Rüyanda dediler ki bütün mal varlığını infak ettin. Gidip infak edecek misin? bunlar böyle küçük şeylerde insan ben rüyama tab olayım, ben rüyama göre hareket edeyim diyebilir de, bunlar basittir çünkü. bir insanın cebindeki bir lirayı tasa tüketmesi kolay gelir. Ama yüz milyarı tasa tüketmesi kolay gelmez. bir trilyonun tasa tüketmesi kolay gelmez. deseler ki bütün mal varlığını, evini, barkını, adamın diyelim ki on dairesi var, on tane iş yeri var. Rüyasında gördü hadi bunların hepsini tasa tüket dedi, ertesi sabahleyin onların hepsini tasa tüketmek.

Her babayiğidin işi değil. bunlar böyle bir ölçüsü olmayan şeyler. Rüya neden tevvile muhtaçtır? Bu yüzden tevvile muhtaçtır rüya. Mesela Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin dedesi rüyasında Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin babasını kurban ettiğini görüyor ya İbrahim gibi. İbrahim aleyhisselâm hiç tevil etmeden yürüyor İsmail’i kurban etmeye. Ama mesela şey dedesi Abdülmuttalip tevil ettiriyor rüyayı. Şimdi bir kimse ben rüyama tabiyim, istediğimi yaparım diyemez. Kendisini bağlayan talih meselelerde bir kimse rüyasına uyacakmış uyar. Bunda bir sıkıntı yok. Burada bir de üstadın sessiz kaldığı demiş. Zahiren üstadın sessiz kaldığı. normalde bazı meseleler vardır.


8. Bölüm

Ben karşıdaki kimseyi incitmek istemem, kırmak istemem, sessiz kalabilirim. Ve hatta o kimse üzülmesin dedim sessiz kalabilirim. Şahsı ilgilendiren bir şeydir. Ama ben dergahın hiyerarşisini ilgilendiriyorsa, dergahın geleneğini ilgilendiriyorsa sessiz kalmam. Bakın ona sessiz kalmam. Onu söylemişimdir ben. Söylediysem o söylediğim şeyi bir sefer söylerim biter. Uyumazsa bir kimse derim ki kendi kendime bu benim söylediğim. Uyumuyor. Neden ona ikincisini söyleyeyim? Dergahın içerisinde hepinizin de gözünün içine baka baka konuşuyorum. Kimisinin mesela neler söylüyorum değil mi her sohbette? Öyle söylememe rağmen yapanlar var mı? Var. Ben neden ona bir daha söyleyeyim? Mesela yapmayın dediklerim var.

Öyle değil mi? Yapmayın dediklerimi normalde bile bile yapan kardeşler var mı? Var. Hata yapacaklar mı? Yapacaklar. Yapmayın dediğimiz halde yapacaklar mı? Evet. Bir de öyle nitelendiriyor muyum ben? Hem yapma diyorum yapıyor hem bir de gelip ön öne oturuyor diyorum. Ne yapayım? Boğazını mı sıkayım adamın? Veya kadının? Bu dergahı ilgilendiriyorsa, hierar şeyi ilgilendiriyorsa, yok. Bir iki dışarıda anlatıyorsun onu. Söylüyorsun. Devam ediyor gene. o böyle o mesele de döndürüyor onu kendince. Arkadaşlar bir şey söyleyeyim mi size? Sûfî hayatı, sûfîlik yarına bırakmaz işini. Sen yarına kaldı zannedersin. Sen bu geçti zannedersin. Aa bu gömüldü üzerine biraz daha toprak atayım. Öyle zannedersin.

Ne gömülür ne kalır. Ben her zaman derim ya bu dergahda haklılığını savunma. Sûfî hayatta ben haklıyım deme. Otur. Ya burada da mı hakkımız yenecek? Hiç hak yenilmeyecek yer burasıdır. Bir şey çıktıysa orta yere buna hamd et. Neden biliyor musun? O dervişliğinin sonu olurdu senin. O orta yere çıkmasaydı senin dervişliğinin sonu olurdu. Hatansa hatan. Çıktı mı orta yere? Çıktı. Kalk özür dile. Helallık iste. De ki burada ben yanlış yapmışım. Hakkınızı helal edin. Özür dilerim. Kardeşlerden de özür dilerim. Üstadım sizden de özür dilerim. Bu mesele bitti. Kapandı. Bu rahmettir. Berekettir bu. O yüzden sakın ha. Ben de öleceğim gideceğim. Ha bu ya bu kaydı orta yerde. Düşünme. Kaymaz. Çıkar bir gün orta yere.

O yüzden normalde dergahın hiyerarşisi ise, dergahın geleneği ise bu. Ben sözümü söylerim. Uyumuyor. Ne yapayım? Uyumuyor. Ne yapayım derviş mi kıyayım? Kıymam derviş. Kolay kolay. Ama o kimse kendi kendine der ki aman geldi geçti. Gelip geçmez o. Bir gün çıkar meydana. Olmaz. Bu tecrübe. O yüzden derim ya hiyerarşi. Arkadaşlar başlarınızda hepinizin de birer tane zâkiri var. Herkes zâkirine tâbi olsun. Ders yaptıran kardeşler var. Nerede olursa olsun. Herkes ona tâbi olsun. Dergahın bir oturma hiyerarşisi vardır. Zikrullah hiyerarşisi vardır. Herkes uyusun ona. Bakın herkes ona uyusun. Ya ben gider en öne otururum. Yok öyle bir şey. Dergahın hiyerarşisi var. Zâkiri var, çavuşu var, vazifeleri var.


9. Bölüm

Zâkiri var, çavuşu var, vazifeleri var. Böyle. Bu benim koyduğum kral da değil. Yok ben gideceğim Adnan hocanın oraya oturacağım. Yok böyle hiç kimsenin hakkı yok. Dergâh böyle bir yer değil. Böyle bir yer değil dergâh. Olsa o yüzden hiyerarşisi, adabı, erkânı oturmuştur. Oturmadıysa da zamanla oturuyordur. Sen öğrendikçe uyarsın inşâAllah. Öyle ben rüyamda şunu gördüm. Şöyle gördüm ben bunu böyle yapacağım. Öyle bir kimsenin hakkı yok. Allâh rızası affeylesin. Mehtalâ Resûl yaşıyormuş. Gaybetteymiş. Bu gaybet dönemi nasıl bir şey efendim bilgi verir misiniz? Bunu söyleyene soracaksanız. Bizim böyle bir iddiamız yok. Zaman zaman ümmet-i Muhammed’in içerisinde böyle sözler atıyorlar. Müslümanları gevşetiyorlar.

Mehtalâ Resûl yaşıyor. İyi. Siz yaşıyor diyorsunuz. Bana geldi, görevini yaptı, tamamladı, gitti. Sen ne mehtisi bekliyorsun diyenleri biliyorum. Ben yeni Müslüman olduğumda yeni Asyacılar, Risale-i Yeni Asya grubu bana şunu söylüyorlardı. Mehti geldi, vazifesini yaptı gitti. Sen ne mehtisi bekliyorsun diyordu. Onlar mehti olarak Bediüzzaman Sayyidi Nursi’yi görüyorlardı. Ve geldi, vazifesini yaptı gitti. Bediüzzaman’da normalde risalelerinde kendisinin o beklenen mehtinin olmadığını ama ona zemin hazırladığını, onun yolunda çalıştığını söylüyor. Ama normalde ondan sonra gelen risaleciler diyorlardı ki, mehti o ya kendini sakladı öyle diyerekten. Ama mehti kendini saklamayacak ki. Kendisini saklamayacak.

Belli Mekke’de gidecekler ona biat etmek isteyecekler. O Medine-i Münevvere’ye gidecek. Medine-i Münevvere’de biat etmek isteyecekler. Bu sefer Mekke’ye dönecek. Mekke’de herkes biat edecek. Biat edince de Deccâl’ın ordusunu kaldıracak. Mekke’ye doğru yürüyecek. Hadîs-i Şerif bu. Şimdi de ki, Mekke’ye dönmek isteyecekler. Şimdi de ki mehti çıktı, kaybette veya mehti çıktı vazifede. İsa nerede dediğimde vazifede ise, İstanbul sokaklarında kendini bilmez halde dolaşıyor. Laf mı bu? İli mi bu? Din bu mu? İstanbul mu? Allâh bizi muhafaza eylesin. Bunları hızla geçeyim, olmaz mı? Bir konu var. Hadisten devam etmek istiyorum inşâAllah. Şeyhleri ve Mürşid-i Kamil’leri kim seçer? Nasıl görevlendirirler?

Tariqat ve tasavvuf velilik, şeyhlik babadan oğula geçer bir yol mudur? Şeyh Efendi, babadan oğula geçen bir yol değil derdi. Mürşid-i Kamil’i. Şeyhlik babadan oğula geçer. Doğuda, güneydoğuda komple şeyhlerin büyük bir çoğunu babadan oğuladır. Hatta birisi şeyhtir. Onun dört oğlan var, dördü de şeyh olur. Onlar ölürler, onların oğlanları şeyh olur. Onlar ölür, onların oğlanları şeyh olur. Böyle babadan oğula, babadan oğula, babadan oğula, oğuldan oğula geçer. Kabile şeyhliği gibi bunlar. Bunu hem Çorum’la Hacı Mustafa Efendi, hem Nevşeh’le Abdullah Gürbüz Efendi bu şeyhliklerin mutaber olmadığını, bunların gerçek manada şeyh olmadığını söylerlerdi. Benim bildiğim doğru bu ama bu şeydir, genel kaidedir.


10. Bölüm

Ha bir kimsenin oğlu yetişir derganın içerisinde. Gerçekten millet onu rüyasında görür, halbuki oğullarında görür. Rüyasında görür, halinde görür. o da şeyhin oğlu olmaz deyip de kapı kapanacak değil. Böyle bir şey yok. Ama velakin Şeyh Efendi sağlığında benim oğlum da şeyhtir diyecek. Veyahut da torununu diyecek ki gelecek şeyh budur diyecek filan filan. Bunlar böyle sıkıntılı şeyler. Allâh bizi affetsin. Kim seçer? Allâh seçecek. Hadîs-i kudsi var ya Allâh bir kulunu severse Cebrail’e söyler. Ben bunu sevdim gök halkına söyle. Cebrail aleyhisselâm gök halkına nida eder. Allâh onu sevdi siz de sevin. Gök halkı da mümin kulların kalbine ilham eder diyor melekler. Allâh seçecek. Mürşid-i kâminlerin müridlerini seçme ruhsatı var mıdır?

Yoksa müridler mürşidini mi seçerler? Normalde bir mürşidin önüne bir kimse gelecek ben seni rüyamda gördüm. Böyle böyle intisap etmek istiyorum diyecek de o kimsenin ona hayır mı diyecek? Sıkıntılı. Üstadı tarafından ders verilen müridin bu dünyada seyri sülükünü tamamlamıyorsa bu yolda ölen müridin sülükü tamam olur mu? O kimse nefes yetiştiremezse derviş oldu derviş olduktan sonra nefesi yetmedi. Öyle ya. E onun böyle bir hakkı olur ama sen 30 yıl dergahta otur hiçbir şey yapma. Ben öldükten sonra benim sülüküm tamamlanacaktı. Biraz tembellik. Şehvet nedir kurtulmak için oruç dışında ne yapılabilir? Şehvetten kurtulunmaz. Şehvetten kurtulmak için de mücadele edilmez. Şehvet doğru yola sevk edilir.

Nedir? Bu eğer kadınla erkekle alakalıysa cinsellikle alakalıysa evlenecek. Evlenemiyorsa oruç tutacak. Evlenecek. Evlenmek fıtrıydır. Bir kimsenin şehvetiyle mücadele etmesi fıtrı değildir. Geçici bir zaman olabilir. Ama o evlenmesi lazım. En doğru yol o. Kadınlar da Ramazan ayında özel durumlarda tutamadıkları oruç borçları varken nafile oruç tutabilirler mi? Hanefiye göre tutabilirler. Ama normalde nafile tutacakları zaman o borçlarına niyet etseler daha iyi olur. Alkol alan kimsenin vücudundan alkolün etkisi kaç zamanda çıkar? Genel olarak haramla ilgili bilgiler nelerdir? Yiyecek içeceklerde haram yiyen içen bir kimse kırk gün vücudundan çıkmayacağına dair hadîs-i şerîfa. Ailemin kardeşlerimin durumu hem maddi hem manevi çok kötü.

Elimden duadan başka bir şey gelmiyor. Kabul olmayan dua yoktur. Ama başkalarına ettiğim dua kabul olduğuna şahit olurken ana baba kardeşlerime ettiklerim olmuyor. Hem daha kötü oluyor. Ne yapayım? Allâh’ın zât için dualarınızı rica ediyorum. Normalde elimden duadan başka bir şey gelmiyor. Demek duayı küçümsemektir. Duayı küçümseyen bir kimsenin duası kabul olunmaz. Ne yapalım? Elimizden duadan başka bir şey gelmiyor. Bu ne demek ya? Dua en büyük silah. Sizin duanız olmasaydı siz ne işe yarardınız? Dua edin. Ve duanızın kabul olacağını iman ederekten dua edin. Öyle bir şey yok. Ağlayın. Gözüye şakıtın. Allâh’tan isteyin. Yalvarın. Dua zikirdir. o gizlice Allâh’ı sessiz bir şekilde anarlar dediği şey dua edenlerle alakalıdır.


11. Bölüm

Allâh’a dua etmek gizlice, tenhalarda. Hiç kimsenin olmadığı yerde. Gösteriş için değil. O dua müstecaptır. Göz yaşıyla yapılan dua müstecaptır. Cenâb-ı Hak onu geri çevirmez. Secdede yapılan dualar, göz yaşıyla yapılan dualar, Beytullah’ta yapılan dualar, Medine-i Münevvere’ne Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin kabr-i şerifine yapılan dualar, cuma günü cuma saatinde yapılan dualar, seher vaktinde yapılan dualar, gece yarısından sonra yapılan dualar, onlar vakit olarak seher olarak müstecaptır. Dua edin. Dua’nızı da küçük görmeyin öyle. Ben bir senelik evliyim. Eşimin ailesi nişanlıyken çok iyidiler. Ya da rolleri öyleydi. Düğün oldu, bitti. Bunlar kendi gerçek yüzlerini çıkardılar ortaya.

Evde babaanne maaşımızı alıyor. Eşimin halaları karışıyor her şeye. Çok mutsuzum. Şu an babamın evindeyim. Ve bu ilk gelişim değil. Eşim uyma akıl. Hiç benim yanımda değil. Hep halaları, babaannesi, babasının dediği onun için önemli. Hocam ne yapmam gerekiyor? Benim babam bu sefer geri göndermek istemiyor beni. Allâh yardımcın olsun. Zor şeyler bunlar. Zor şeyler. Bir kadının iki kocası olmayacak. Bir kadının bir kocası olacak. O da kocasıdır kadının. Ama adam bu noktada evine, eşine, bir başkasının eline bırakmayacak. Evine ve eşine sahip çıkacak. En büyük handikap bu. Erkek evde erkek gibi olmalı. Bu böyle eşine başkaları da karışıyorsa bu sıkıntı. Huzur bulunması mümkün değil. Kimisi ne yazık ki böyle muktedir olmuyorlar.

Erkekler eşlerinin üzerinde ve evlerinin üzerinde muktedir olmuyorlar. Muktedir olamamak o normalde eşine herkes karışıyor. Veyahut da o kimsenin üzerinde herkes karışıyor. Geliver ayoğuzum, gidiver tingozum. O evlilik düzgün olmuyor. Allâh bizi affetsin. Ebu Derda anlatıyor. Dimeş Camii’nin karşısında her gün 50 dinar kazanıp Allâh yolunda harcayacağım bir ticarethanemin olmasını cemaatte namazı kaçırmamaya tercih etmem. Allâh’ın helal kıldığını haram kılacak değilim. Fakat ben Allâh’ın şu ayetinde belirttiği onlar ne ticaretin ne de alışverişin kendilerini Allâh’ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoyduğu insanlardır. Onlar kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.

Nur suresi âyet 37 diye beyan ettiği kimselerden olmamayı da istemem. demek ki bir sûfî için dünyevi meşgaleler ne kadar hak ise dünyevi meşgaleler ne kadar caiz ise de o yine o dünyevi meşgaleleri onu namaz kılmaktan onu zekat vermekten onu Allâh’ı zikretmekten alıkoymaması gerekir. Demek ki ne kadar dünyevi meşgale miz olursa olsun, ne kadar biz dünya olarak işimiz çok olursa olsun bizim namaz kılmaktan oruç tutmaktan, zekat vermekten Allâh yolunda cihâd etmekten Allâh’ı zikretmekten bu meşgalelerimiz bu dünyanın içerisinde olan şeyler bizi bu yoldan alıkoymaması lazım. O yüzden şunu düşünmeyin bir sufinin dünya ile işi olmaz, yok hayır. Sûfî dünya ile işi olur, alır, satar ticaret yapar, işine gücüne bakar ama o bunları yaparken Kur’ân ve sünnetin doğrusundan asla ayrılmaz, harama dalmaz ve aynı zamanda da onun normalde dünyevi meşgaleleri günlük, haftalık, aylık, yıllık ibadetlerini engellemez.


12. Bölüm

Ramazan’dan Ramazan’a oruç tutmak örneğin yıllık ibadettir. Bir kimsenin pazartesi, persenbi oruç tutması haftalık ibadettir. Cuma günleri, cuma namazı kılması haftalık ibadettir. Bir kimsenin beş vakit namaz kılması günlük ibadetidir. Bir kimsenin günlük üyirdiğini çekmesi, zikrini yapması haftalık ibadettir. Haftanın bir günü veya iki günü toplanıp cemaatle Allâh’ı zikretmesi haftalık ibadettir. O zaman normalde insanlar bu günlük, haftalık, aylık, ne bileyim yıllık ibadetlerini terk etmeyecekler. Kendilerine virt ettikleri ibadetleri, dünyevi meşgalelerden dolayı terk etmeyecekler. Ya ben namazı ya ne yapayım bugün işim çok sıkışıktı kılmadım. Böyle olmayacak. Böyle olmayacak. Ya perşembe gün ders var, zikir var ama olmadı işte.

Olmayacak. o derse gideceksin. mahallelerde, Salı günü, Çarşamba günü, Cuma günü, değişik mahallelerde değişik dersler var. Ya olmadı ya gidemedik. Onu demeyeceksin. Ona gideceksin derse. O Allâh’ın zikrini günü ve Allâh’ın zikrini yapmaktan seni bir şey alıkoymayacak. Büyükleriyle alakalı bu. Her gün toplu bir şekilde burada ders olmuyor. Haftanın bir gün oluyor. Haftanın bir günü geleceksin. mahallede de bir güne gidiyorsan veya nasıl yapıyorsa iki gün. O virt gibi onu takip edeceksin. Hiçbir şey seni engellemeyecek buna gitmekten. Senin beş vakit farz namazı kılmanı bir şey engellemeyecek. Senin otuz ramazan oruç tutmanı bir şey engellemeyecek. Engellediği anda Allâh muhafaza eylesin. Şeytana uydun, nefse uydun, heva hevese uydun, gaflete düştün.

Rabbim muhafaza eylesin cümlemizi. O yüzden normalde bir kimse bir dairesinde kendisine ait bir yol çizecek. Kendinize kesinlikle bu yolları çizerken helalları haram etmeyin sûfîlik adına. Bir kısım sûfî topluluklar var. Allâh muhafaza eylesin. Birkaç tane böyle kardeşler filan görüyorum ben böyle bazen. kendilerini haram etmişler helalları. Yasaklamışlar kendilerine helalları. Hadi bir kimseye riyazat yaptırırsınız. Bir şey olur. Dersiniz ki onu sen böyle yemek ye. Veyahut ona dersiniz ki sen böyle davran. Ve ona dersiniz ki sen böyle kendine istikam edeceğiz. Bu şahsa aittir. Ama topluluğa ait sen din adına bir kimseyi helalları haram edemezsin. Haramları da helal edemezsin. Bu din değil. benim şeyhim helalları haram etse ben yapmam.

Boş laf. Senin şeyhin helalı sana haram ediyorsa şeyhim cahil bir kimsesin. Benim şeyhim ee haramı helal etse ben helal görürüm onu. Cahil laf bunlar. Bunlar insanı Kur’ân ve Sünnet’ten dışarı çıkaran laflar. Bunlar dervişlik lafı değil. Bunlar sûfî lafı değil. He ben şeyhimi çok seviyorum. Bana helalı haram etse ben kabul ederim. Laf. Sen şeyhini çok sevsen böyle kelama benim kızdığımı bilirsin söylemezsin. Sen şeyhini çok sevmiş olsan şeyhinin Kur’ân ve Sünnet’in dışında bir şey istemeyeceğini bir şey söylemeyeceğini Kur’ân ve Sünnet’in helal ettiğini haram etmeyeceğini haram ettiğini de helal etmeyeceğini bilirsin bu tip boş lafları kullanmazsın. Bunlar bir kimsenin dervişlik göstergesi değildir.


13. Bölüm

Bunlar o kimsenin cahillik göstergesidir. Cahildir o. Desen ki şeyhim bana dağa tırman dese tırmanırım eyvallâh. Dağa tırmanmak zor geliyor. Yolda gitmek de zor geliyor. Yolun kurallarına uymak da zor geliyor. Edebiyat kolay ama. Şeyhim bana helalı haram etse ben haram ederim. Bunlar yola laf getiren şeyler. Bunlar yolumuza laf getiren şeyler. Bunlar Kur’ân ve Sünnet’e laf getiren sufiliye laf getiren, haddi aşan sözler bunlar. Kardeşler ağzımdan Kur’ân ve Sünnet’in dışında bir şey çıkarırsa uyarın beni. Deyin ki bu sözün Kur’ân ve Sünnet’in dışında. Sizin uyarmanızdan mutluluk duyarım. Kendimi değiştiririm. Hemen tövbe ederim. Sözümü geri alırım. Sözümü geri alırım. Bir Müslümanın ağzından Kur’ân ve Sünnet’in dışından bir şey çıkmaz din adına.

Kimin ağzından Kur’ân ve Sünnet’in dışında bir şey çıkıyorsa hata yapmıştır, yanlışlık yapmıştır, yaptığı şeye göre günah kebar yapmıştır, söylediği şeye göre küfre bile düşmüştür. İnsanlar sûfî topluluklarda dinin inceliklerini öğrenirler. Bunlar dinin inceliklerinin dışında şeyler. Bunlar dinin derinliğinin dışında olan şeyler. Bunlar süreye kurt getiren şeyler. Bunlar dervişlik sözleri değil. Bunlar sûfî sözleri değil. Bunlar bizim sözlerimiz değil. Bizim yolumuz bu değil. Bizim tarzımız bu değil. Biz Kur’ân Sünnet için yaşarız. Kur’ân Sünnet içerisinde yaşarız. Bunu ben ta yolun başında söyledim. Benim şeyhimin şeyhimin şeyhi böyle yapardı. Benim şeyhim böyle yapardı. Kur’ân ve Sünnet’in dışındaysa benim için hedef değildir o.

Benim için ölçü değildir o. Benim için ölçü değildir. Benim şeyhimin şeyhi böyle yaparmış, biz de böyle yapıyoruz. Ölçü değil kardeşim. Bizim ölçümüz değil. Bizim ölçümüz direkt Kur’ân Sünnet imamların iştah adı direkt. İlk sufilerin yolu. Senin şeyhinin şeyhi öyle yapıyormuş. Beni ilgilendirmiyor. Adam şallarını diktirmiş dizine kadar cebi var. Şeyhinin şeyhi de öyle diktirmiş, şeyhi de öyle diktirmiş, halife kendisi de öyle diktirmiş. Dedim neden? Cuma mübareğinde bizde harçlık verilir dedi. Ne yapıyorsunuz dedim ben? Böyle bir zikir yaptıkları bir yer düşünün. Cuma’yı orada kılıyorlarmış bütün cemaat olarak. Herkes cuma’ya gelecek burada kılacak. Cuma’dan sonra herkes cuma mübarek olsun, şeyhin elini öpcek, cebine de 1 lira koyacak, 5 lira koyacak, 10 lira koyacak.

Cemaat olarak olacak. Adamlar bunu görmüşler. Dedim yok böyle bir şey. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Âyet-i kerime. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Zakirler sizden borç isterlerse vermeyin. Çavuşlar borç isterlerse vermeyin. Ben sizden borç istersem vermeyin. Ben, zakirler, çavuşlar beni şuraya götürün dediklerinde götürmeyin. Bana yemek yedir, beni içir, beni gezdir, beni dolaştır. Yapmayın. Bu kim olursa olsun. Bu kim olursa olsun, bayan erkek. Yolu bozmayın. Sözlerinize dikkat edin. Sözlerinize dikkat edin. Tavır ve davranışlarınıza dikkat edin. Yolu bozmayın. Yer her şeyi bozmayın. Ben zakiri tanımam, ben şeyhi tanırım. Seni hiç tanımam. Seni hiç tanımam. Kadın erkek.


14. Bölüm

Ben çavuşu tanımam, ben şeyhiye bağlayayım. Hiç bana bağlı değilsin. Hiç tanımam. Kimse yolun adabını, erkanını, hiyerarşisini bozmayacak. Burası nefis terbiye yeri. Burası hacı baba tekkesi değil. Yol geçen anı da değil. Burası herkesin nefsine göre hareket edeceği bir yer değil. Değil kardeşim. Al dersini git. Değil. Ya tabi olursun, uyarsın. Ya da çeker gidersin. İkisinden biri. E dervişsindir. Buranın hiyerarşisine, adabına, erkanına uyarsın. Ya da çeker gidersin. Sakirlerimizin arkasından gıybet ve dedikodu edecek olanlar, tövbe etsinler, derslerini alıp gitsinler ya da tövbe etsinler, kalsınlar. Ders yaptıran çavuş kardeşlerimizin arkasından dedikodu gıybet edecek olanlar, alsınlar derslerini gitsinler.

Ya da otursunlar dosdoğru, derslerine, yollarına devam etsinler. Ya tabi olursunuz, nefsinizi terbiye eder, yol yürürsünüz. Ya da dersiniz ki bana ağır geliyor, ben yapamayacağım. Ne oldu? X zakire ben uyamayacağım. Ben X çavuşa ben uyamayacağım. Eyvallâh. Ben sufili böyle dangola zaftar olarak biliyorum. Yok kardeşim böyle bir şey. Herkes Kur’ân Sünnete sımsık yapışacak. Herkes Kur’ân Sünnet içerisinde yaşayacak. Ve herkes bu topluluğun adabına, erkanına, hiyerarşisine tabi olacak. Tabi olacak. Edep edecek. Ahlakını güzelleştirecek. Dedikodu etmeyecek, gıybet etmeyecek. Laf dolaştırmayacak. Kur’ân ve Sünnet yolunda yol yürüyecek. Hizmet edecek, çalışacak, mücadele edecek, gayret edecek. Ben bazen diyorum ya, bir civciv bak bakalım diyor.

Bir çiçek büyüt. Bir kuş bak. Bir böcek bak. Birini yetiştir ya. Bir şey yetiştir. Bir şey yetiştir. O zaman anla. Kimse harvuru parmağın savurmayacak. Zakirler de ben zakirim deyip, harvuru parmağın savurmayacak. Ama onların hesabı bana ait. Derviş kardeşlere ait değil. Kimse hesap kesmesin. Kimse kendi kafasına şeyhlik yapmasın. Kimse zakir değiştirmeye kalkmasın kendi kafasından. Kimse kendi kafasına çavuş değiştirmeye kalkmasın. Bugün çavuş değiştirmeye kalkan, yarın zakir değiştirmeye kalkar. Ertesi gün şeyh değiştirmeye kalkar. O yolları gördük biz. Onları yaşadık. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden helalı haram etme. Haramı helal etme yolu sûfîlik değildir. Ne diyor Ebu Derda? Ben diyor helalık haram edemem.

Allâh’ın helalını kimse haram edemez. Allâh’ın haramını da kimse helal edemez. Edemez. O yüzden topluluğumuzun içinde de hiç kimse böyle lafları kullanamaz. Kur’ân ve sünnetin dışında lafları. Ve herkes o hiyerarşisine uyar. Allâh bizi onlardan eylesin. Rabbim cümlemizi muhafaza eylesin. Cenâb-ı Hak cümle kardeşlerimizi her türlü beladan, musibetten, sıkıntıdan korusun inşâAllah. Cümle kardeşlerimizi Kur’ân ve sünnet yolunda devam eder seni. Burada bir son soru geldi onu da okuvereyim. Benim eşim çok cümri, korkumdan bir şey harcayamıyorum. Çocuğun okuluna para bile harcasam, bunun hesabını soruyor. Bir TL bile harcasam bana hesap soruyor. Bazen çok yoruluyorum. Kimsem olmadığı için de boşanamıyorum.

Bazen o kadar çok bunaltıyor ki eve almamak için kendimi zor tutuyorum. Eve almasam günahı vebali bana sorulur mu? Yapma. Eve almamazlık etme. Allâh muhafaza eylesin. Allâh ne cümri olanlardan ne de israf edenlerden eylesin. Rabbim cümlemizi bu noktada israftan koruyup cömert kullarından eylesin. Lâ ilâhe illâllah. el-Fâtiha ma salavat Allahumma salli ala Seyyidinâ Muhammed ve ala Ali Muhammed. Âmîn.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, İhsân, Kalb, Sünnet, Şeyh, Salavât, Hamd. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı