1. Bölüm
O yüzden söylediğim bir şey var. Var olan enerji yok edilemez, yok olan bir enerji veya olmayan bir enerji de var edilemez. Genel olarak bilmem adama söylediği bu dünya üzerindeki enerjinin kaynağı güneş. Biz peki sûfî mantığında da baktığımızda bu enerjinin nasıl kaynağı yani? Sonsuzluktan beri var olan enerji nasıl kaynağı? Hazreti Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazreti’nin ruhaniyetine, buraniyetine. Enerji mi? Enerji. Modern bir ruh enerji dediği kavramı. Allâh kün dedi bir şey yarattı. O yarattığı ilk şey kendi ruhundan ve nurundan. Bu müteşkabı. Allâh’ın sıfatlarına şudur dememiz, Allâh’ın ruhunun ve nurunun budur dememiz mümkün değil. Onlar tabi Bing Bang teorisi üzerinden giderekten enerjiyle alakalı konuşuyorlar.
Bing Bang teorisi daha teori. Bunun bir arkası veya önü dolu değil. Hazreti Pir, sen bu alemi hayal üzerine yürür gör demiş. Ve normalde Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri bütün varlığın bir rüyadan ibaret olduğunu söylemiş. Böyle olunca da var olarak gördüğümüz şeyin gerçek mahiyette gerçekçilikle alakasının sûfîler olmadığını iddia ediyorlar. Bu bir normalde heligramik yapı gibi düşünülüyor. Bu heligramik yapı da değil. Bu tamamiyetle varlığın bütünü hayalden ibaret. bizim var gördüğümüz şey, biz var görüyoruz onu. Biz onu gerçekmiş gibi beynimiz öyle algılıyor. Aldanmış var burada. Bu alttan beynimizle alakalı. böyle filmler izliyorsunuz ya sanal gerçeklik diyorlar ya. gerçek ama sanal gerçeklik.
Bu normalde şimdi, bu Abdülkadir Geylân Hazretleri yaşamış mı? Yaşamış. Ama hâlâ da görünüyor mu? Evet. Hâlâ da konuşuyor mu? Evet. Hâlâ da günün meseleleriyle alakalı bir şey söylüyor mu? Evet. Şimdi biz bunu manevi olarak bizim için gerçek mi? Evet. Ama bunun pozitif bilim, bunun sanal gerçeklik olarak görüyor. Sanal gerçeklik. Ama o normalde gerçek mi? Evet. Enerjiye bu meseleyi yönlendirdiğimizde biz onu enerji olarak adını koymuşuz. İlim adamları normalde o gerçekliliğin üzerinde çalışma yapıyorlar, gayret ediyorlar. Bu meselede üzerinde çözümlenmeye çalışıyorlar. Ve onun adına enerji koyuyorlar. Doğru mu? Kendi dairelerinde doğru. Ama normalde şimdi kendi dairesinde bu masayı biz böyle var olarak kabul ettik mi?
Evet. Ama bunu var olarak kabul ederken duyur organlarıyla biz bunu var olarak kabul ettik. Ama aynı şekilde burada şimdi birisi manevi bir hal görmüş olsa, şu duvarın üzerinde bir zikrullah alakası seyrederse onun için var mı? Evet. Ama normalde gerçeklik açısından var mı? Hayır. Hangisi gerçek şimdi? Sufilerce o gerçek. Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri diyor ki, ben herhangi bir kimseyle görüştüğümde onun ruhaniyetine rağut ederdim. Çağırırdım onu diyor. Onunla görüşürdüm. Bu sözü söyleyip söylemediğini ona danışırdım. Şimdi hem de istediği kimseyle, ben istediğim kimseyle de konuşurdum. Kimi istersem onunla konuşurdum diyor. Şimdi kimi dijesi yalan söylüyor. Diyemiyoruz. Doktora sorarsan şizofrenik bir vaka diyecek.
2. Bölüm
Bugünkü tıp ne diyor? Şizofrenik vaka diyor. Bu şizofrenik diyor bu mesele de. Bu uyutuyor o kimseyi. Ama normalde ona baktığımızda o şimdi bunun gerçek olduğunu görüyor mu? Görüyor. Mesele enerji. Biz adına enerji koyduk. Biz adına enerji koyduk. Ben toptancılıkla yaklaşayım. Yok aslında. Yok. O da var diyecek şimdi. Neye göre var? neye göre var? Biz ışığı gördük. Beynimiz öyle algıladı. Beynimizin algılayışı o. Bu ışık mı? Beynimiz algıladı. Onu kırmızı olarak algıladı. Sarığı onu yeşil olarak algıladı. Renkleri var mı? Gerçeklik açısından var ama gerçekte yok. Gerçekte hiçbir şeye rengi yok. Yok. Normalde bir karanlığa gitsek. Karanlıkta şimdi bu masayı görmedik. Karanlıkta bu masayı görmediğimizden biz bu masayı var diyebilecek miyiz?
Masa var mı? Görmediğimiz için yok diyeceğiz. Normalde gözümüzle hükmedeceğiz. Şimdi dokunursak dokunduğumuz bir şey var diyeceğiz. Ama dokunmadığımız müddetçe o masayı var olarak görecek miyiz? Hayır. Normalde çünkü duyu organlarıyla baktık. Duyu organlarımıza bakınca ya gözümüzle görmemiz lazım ya elimizle dokanmamız lazım. Ya da dilimizle tatmamız lazım ya da kulağımızla sesini duymamız lazım. Normal aklımızın algısı duyu organlarına bağlı. Duymayan niçin konuşamıyor? Duymayan bir kimse hiç konuşmuyor. Çocukluktan sağır olan bir kimse konuşabiliyor mu? Hiç konuşamıyor öyle değil mi? Hiç konuşamıyor. Çocukluktan sağır. Hiç konuşamıyor. Çocukluktan sağır ve çocukluktan görmeyen bir kimse olsa.
Onun için bu dünyada var diye bir şey var mı? Yok. Dokunması olmasa, tat duygusu da olmasa onun için var diye bir şey var mı? Yok. Çünkü dokunma duygusu da yok. Dokunma duygusu olmayan bir kimse görme duygusu yok. Duyma duygusu da yok. Ona bir şey yedirirsen ancak yiyecek. Yedirmezsen veya yemezse ona var diye bir şey söylemek mümkün mü? Yok. Bunu tersine çevir. Kalp gözüyle görüyor onu ilk etapta. Onun algıladığı mekanizma onu kalp görüyor, akıl hafızaya alıyor. Akıl hafızaya almamış olsa onun için gerçek dünya orası olacak. Bir kimse kendince bu aleme gözünün kaşını her şeyini kapatmış olsa öbür tarafı açacak. hep manevi hayali görmüş olsa o kimsenin bu tarafla herhangi bir bağlantısı kalacak mı?
Kalmayacak. Onun için var olarak görecek mi onu? Görmeyecek. Şimdi dünya üzerinde şöyle bir algıyı yerleştirmeye çalışıyorlar. Bu dünyada bu dünyayı bu kâinatı yaratan bir Allâh yok. Bu dünya bir enerjiden ibaret. Enerjinin değişik boyutları var. Bu enerjinin değişik boyutlarıyla değişik tecelliyatlar oluyor. Dünyanın kendine ait bir bir kısmı bunu kabul ediyorlar. Matematiği var. Tanrı diye bir şey yok kendi kafalarında. Bu kendi kendine oluşan bir şey. O zaman insanların içerisinde üstün zekalı, üstün fikirli ara sıra insanlar çıkmış. Bunlardan birisi Muhammed Mustafa, bunlardan birisi İsa, bunlardan birisi Musa. Biz bunu peygamber olarak adlandırmışlar. Kendilerini peygamber olarak adlandırmışlar.
3. Bölüm
Bunlar normal insanlardan üstün zekalı olduklarından dolayı kendi kendilerine böyle bir ilahi nizammış gibi bir nizam koymuşlar. O yüzden dinlerin bir anlamı yok. Ya bütün dünya enerjinin üzerine kurulu, bu enerji bakın burada enerji var olan şey yok olmaz dediğinde de bu kâinatın yok olmayacağına savunuyor. Var olan bir şey yok olmayacak. O zaman kıyamet denilen bir şey yok. Var olan bir şey yok olmadığına göre o zaman peygamber de yok. Peygamber de yok olmayacak. ona hiçbir şey yok olmayacak mı? Hiçbir şey yok olmayacak. O zaman bütün insanlar var. Peygamber de var onun tezini çürütmekle alakalı. Hiçbir şey yok olmayacaksa ben de yok olmayacağım. Yok olmayacak tamam. Şekil değiştirebilir iyi.
Yok olmayacaksa peygamber de yok olmadı o zaman. O zaman melekler de yok olmayacak. Cennet cehennem de yok olmayacak. O zaman bir enerjiden sahipse enerji dönüşüm halindeyse enerjinin dönüşümünü kabul ediyorum. Bu noktada enerjinin dönüşümünü kabul etmiyor noktasında değil mi yanlış anlaşılmasın? Ben normalde bir şeyin bu noktada yok olmayacağını da kabul ediyorum. Ben onları kabul etmiyor değilim. Orada onların gittikleri nokta yalnız onların vardıkları nokta Allâh yoktur noktasına gidiyorlar. Ben o yüzden oraya şart düşerekten yürüyorum. Yoksa evet hiç kimse yok olmayacak. İslam da yok olacağını söylemiyor zaten. Bu dünyadan geçersiniz kabir alemine. Kabir aleminden mahşere yürürsünüz. Mahşerden cennetlik cehennemlik olur.
Ebedi cennette ve ebedi cehennemde yaşarsınız diyor. Bunda yok oluş yok. Eyvallâh. Enerji dönüşebilir mi? Dönüşebilir. Bir kimsenin de normalde kendince kendisi de dönüşüyor mu? Evet. Biz anne karnındaydık anne karnında durduğumuz gibi durmadık. Dönüştük. Ruhlar aleminde durduğumuz gibi durmadık. Dönüştük. Eğer normalde bireylerin hepsinde bir enerjiden ibaret görürsek evet dönüştüler. Hâlâ da dönüşüm devam ediyor. Dünkü ile bugünkü Mustafa Huzur’un arasında fark varsa dönüşüm devam ediyor. Bunda bir sıkıntı yok. Bunda bir problem yok. Zaten bunu ben insanların yok olmayacağına ebedi olduğunu zaten söylüyorum. Bunda bir problem yok. Onlar evet. Onlar enerjiyi Allâh yerine koyuyorlar. Allâh yerine de koymuyorlar.
Onların Tanrı inanışları yok çünkü. Allâh’ın inanışları yok. Onlar enerjiyi Allâh olarak görmüyorlar. Allâh olarak da görmüyorlar. Bu kainatı var edici bir Allâh bir Tanrı olgusu olduğunu kabul etmiyorlar. Burada sıkıntı o zaten. kainatı yaratıcı bir Allâh inancı olmuş olsa ortak noktada buluşacağız. Bir kısmı kainatı yaratan bir güç olduğunu kabul ediyor. Ama bunu normalde Allâh merfumunu insanların doğmatik bir unsuru olduğunu ileri sürüyor. siz diyor bu gücü Allâh olarak tanımlıyorsunuz. komple bu kainatı var eden bu gücü siz Allâh olarak tanımlıyorsunuz diyor. Onlar Allâh olarak tanımlamıyorlar onu. Bir güç var bu kainatı var eden güç. O gücün merkezinin ne olduğunu nereden kaynaklandığında ne olduğunu tespit edemediler.
4. Bölüm
Bilemediler. Bilemedikleri için daha doğrusu varlığın başlangıcına gidemediler. Aslında belki de varlığın başlangıcına gittiler. Varlığın başlangıcına gittiklerinde bir hayalden ibaret olduğunu aslında olmadığını gördüler belki de kendi kendilerine yapmış oldukları şeyin sonunu gördüklerinden bu sonucu kabullenmek istemiyor olabilirler. Ben buna da ihtimal veriyorum. olamaz böyle bir sonuç çıkmaması lazım bir daha deneyelim bir daha biz bunu hesaplayalım kitaplayalım diyebilirler. Çünkü o kadar çok bunun üzerinde yoğun çalışmalar oluyor ki o yoğun çalışmaları işin doğrusu ben de bekliyorum. Benim bekleyiş sebebim şu bunlar eninde sonunda kendi elleriyle kendi ilimleriyle bir yaratıcının var olduğunu kabul edecekler.
Bunun eğer bir yaratıcı var deyip bunu gürbü seda ile haykırdıklarında mesele bitecek o zaman bir yaratıcı varsa hiçbir şey boş bedava değil hiçbir şey böyle neonu serkeşçesine değil hiçbir şey kendi kendine oluşmuşcasına değil. Onlar şimdi bütün varoluşu enerjinin üzerine yükleyip enerjinin değişik boyutlarda değişik tecelliyatları olarak görüyorlar. Eyvallâh bunlar hiç itirazım yok benim. Bakın hiç itirazım yok. Sonuç olarak bu varoluşu neye bağladın? Benim durduğum nokta bu. Biz bu varoluşu Allâh’a bağladık dedi ki Allâh yarattı Allâh var etti. Hiçbir şey yok iken o var idi bir şey yarattı. O yarattığı şeyden her şeyi yarattı. Bir şey yarattı o yarattığı şeyden her şeyi yarattı. Bizim inancımız bu.
Bakın bir şey yarattı yarattığı şeyden de her şeyi yarattı. Bizim temel inancımız bu. Bunu kabul etmedikleri müddetçe biz onların normalde ilimlerini reddetme noktasında değiliz. Sonuç olarak nereye götürüyorsun bizi? Sen onu söyle bana. Benim söylediğim şey bu. Enerji değişirmiş değişir yok olmazmış yok olmasın. Evet bu varlığın içerisindeki bir döngü var. O döngüye göre bir şeyin yok olduğu zaten düşünülemez. Zaten yok oldu dersek biz bir şey yok oldu dersek hiç sıkıntılı. şu yönden sıkıntılı. O zaman o kimsenin hesabı kitabı da yok oldu. Şu yönden sıkıntılı o zaman hesapları hızla görürüz dediğinde o kimsenin hesabı yok olursa ne olacak? Hiçbir şey yok olmaz bu alemde eyvallâh. Kainat kün lafısının ne zaman söylendiğini bilmiyoruz.
Bakın kün lafısının ne zaman söylendiğini bilmiyoruz biz. Bunu zamansal olarak yakalamamız, zamansal olarak bunu görmemiz mümkün değil. Çünkü varlığın başlangıcına gitmek lazım. Varlığın başlangıcına şu anda varılabilmiş değil hesaplanabilmiş değil. Sıkıntı bu. Evet modern bilim olarak. Bunun varlığın başlangıcını görebilir bunda bir sıkıntı yok. varlığın başlangıcını görebilir görebilirse. Ama bir sûfî için varlığın başlangıcını görmek işin enteresan noktası şu. Sufiler bir müddet sonra varlığı bırakıp var edene yöneliyorlar. baktığımız zaman sufilerin gidişatına varlıktan var edene doğru bir yürüyüş var. Bunu Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin miracından örnekleyebiliriz bunu. dünya seması, varlığın seması, cehennem katları, cennet katları, arç ala lef-i mahfuz, kürsü ardından baş başa. bu normalde bu yürüyüşe baktığımızda varlığın bir müddet varlığın içerisinde yürüdükten sonra varlıktan geçip direkt var edenle yüzleşme söz konusu oluyor.
5. Bölüm
Bu seyir üsüllük noktasında o kimse dönüp bir daha varlığa bakmıyor. eğer varlığa bakanlar da yolda kalıyor. o varlıkta takılanlar yolda kalıyor. Nasıl mesela sufiliğin başlangıcında bir kimse bir yerde takılıp kalıyor ya. Mesela burada hep beraber amacımız ne? Allâh’a vuslat olmak. Amacımız ne? Kur’ân ve sünneti yaşamak. Amacımız ne? Bir sufinin amacı Kur’ân sünneti yaşarken Allâh’a dost olmaktır. Allâh’a yakınlık peyda etmektir. Bakın burada hedef otomatikman Allâh’a yakınlık peyda etmek, Allâh’a dost olmak, hedef. O zaman böyle olunca varlıkta kalmak ne o zaman? Birisi dünya makamına takıldı kaldı. Birisi ahiret makamı dediğimiz zakirlikte, çavuşlukta, nakiplikte, nükabbalıkta, şehirlikte takıldı kaldı.
Birisi dünya nimetlerinden bir yerde takıldı kaldı. Bakın bunların hepsi de varlıkta takılmak. lazım mı? Lazım kardeşim. Lazım mı? Lazım. Abdest almak için su lazım. Abdest olmamız lazım. Onun için su lazım. Varlık burada ne oldu bize? Lazım olmuş oldu. Amaç olmadı. Abdest almamız için suya ihtiyacımız var. Abdest almamız için toprağa ihtiyacımız var. Su bulamazsak toprakta teyemmüm edeceğiz veya toprak cinsi bir şeyle teyemmüm edeceğiz. Varlığa ihtiyacımız ibadet için, Allâh’a yakınlık için, Allâh’a dostluk için lazım oldu. biz varlığı sûfîler üzerine basılması gereken merdiven olarak gördü. Varlığı hedef olarak görmedi. Varlığı hedef olarak görmüş olsa varlığın üzerinde ince detaylarının üzerinde oturacak, konuşacak, düşünecek, onun üzerinde tefekkür edecek.
Sûfî mantelitesinin en önemli durduğu noktalardan birisi bu. bir kimsenin hali açılmış olsa, iki de birde kabir halini görmüş olsa gözü kapalı yürümeye başlıyor. her kabristanın yanından giderken gözü kapalı yürüyor o kimse. Bir kabristanın yanından geçerken gözü kapalı gidiyor. Şimdi zikrullah esnasında bir kimse, maneviyattan bir kimseyi görmüş olsa bir dahaki zikrullah da gözünü açtıramazsın onun. Normal. zikrullah esnasında Uhud esnantenesini görse, kim gözünü açar burada? Adam gece rüyasında şeyhini görmüş olsa birden birisi uyandırsa ya ne amma uyandırdın beni? Ben ne güzel rüya görüyordum. Bir daha yatar ben rüya görmeye devam edeyim diye. E ne oldu? Varlığa gözünü kapattı. var olanın, normal mevcut olana gözünü kapattı.
Başka tarafa doğru gözünü çevirdi. E şimdi yolda yürürken Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’nin birisi görse gözünü kapattı kapattığı anda gördü. Açar mı gözünü? O görüntü kaybolunca kadar gözünü açmaz o. Açmaz. Gözünü alamaz oradan. Gözünü alamaz oradan. O normalde çıplak gözle gördüğünü düşünür. Bunu kapattığımda görüyorum diye düşünür. Normal böyle düşünmesi. Çünkü gözünü açtığında karşısındaki kimseyi gördüğünde akıl devreye girer. Akıl devreye girince bu sefer kalp yolları senkarizasyonu bozar ilk etapta. O zaten bir sefer gözünü açar baktı kayboldu bir daha gözünü açmaz artık o. Hatta böyle bir sefer görse gözünü açsa bir daha bir müddet göremese gözünü açtığı anı bin bir okur.
6. Bölüm
Ben ne yapmaya gözümü açtım, ne yapmaya gözümü açtım, ne yapmaya gözümü açtım diye. Mesela gece zikrullah yapan kimseler zikrullah esnasında bir ses duysa veya bir görüntü olsa korksa o görüntü kaybolsa o ses kaybolsa korktuğuna çok kızar. Nasıl korktun diye? Kızar. Neden? Oradan almak istemez kendini. Orası ona çok tatlı gelir çünkü. Halbuki normal gözüyle gördü mü? Hayır kalbiyle gördü. Normalde diliyle konuştu mu? Hayır. Neyle? Kalbiyle konuştu. Dille konuşmadı. O halden hiç çıkmak istemez. Kimse örneğin cenneti görse gözünü ayırmak istemez oradan. Bakın gözünü ayırmak istemez oradan. Sûfî cenahın bu normalde ben bunu sıkıntı olarak görmüyorum. Bu varlıkla alakalı problemleri çözmede en büyük noktası bu onu geçiyor.
Var edene yükleniyor. Var edene çeviriyor. Bu da ama peygamberin yolu salallahu aleyhi ve sellemin. Diğer peygamberlerin yolu üç aşağı beş yukarı bütün peygamberlerin miraçları vardır. Velilerin yolu onlarda da miraç değil, uruç etmek, yükselmek olarak nitelendirirler. uruç etmenin karşılığı yükselmek olarak dönüyor. Yükselmek değil o tabii. Uruç etmek o da bir yürüyüş. O yürüyüş esnasında o kimse varlığa bakmıyor çok. o uruçtan sonra mesela bir üstat, bir mürşid mecburi istikamet olarak geri döndürülmemiş olsa dönmez hiç kimse geri. Hiç kimse dönmez. O mecburi istikametten döndürülüyor. Ya neden bırakın beni diye feryat ediyorlar? Hazreti Mevlânâ diyor ki bırakın beni. Düşün artık yakamdan.
Hatta enteresan bir, bıktım diyor seni seviyorum diyen de Allâh diyen de. Bıktım diyor seni seviyorum diyen de Allâh diyen de. Bırakın beni diyor. şey, sultan selam gönderiyor, haber gönderiyor. Kendisini seviyoruz, yeniden sağlıklı olması için dua ediyoruz deyince. Bırakın diyor. sebep geriye dönmek istemiyor artık bir daha. Hatta diyor ya bir adım daha atayım da. Bir adım daha atayım da diyor. Bir daha dönüşüm olmasın. Bir adım daha atmak. varlığa dönüp bakmamış hiçbiri. O yüzden normalde onların o enerjinin değişmesini, enerjinin değişik boyutlarda değişik haller almasını kabul ederim. Bunda bir sıkıntı yok. Ama enerjiyi Tanrı olarak görüyorlar onu kabul etmiyorum. O yüzden biraz fazla yol yürüdük hakkınızı helal edin.
Bir merhum hocanın bozunda mı 1931’deki tarih kitabının 1931’deki tarih kitabının 2. cilt 89. ve 90. sayfalarında Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur’ân denir. Ve bunun gibi tevşirme bilgiler ile 17-25 yıl liselerde okutulmuş dinsiz bir nesil yetiştirme tebessümü olmuştur. Bu konuyla ilgili bilgilerinizi aktarır mısınız? Ne olacak normal böyle şeyler. bunları pişirip pişirip kendi kendimize kendi önümüze koymanın bir anlamı var mı? Biz ne yaptık? Bunları çok dinledik arkadaşlar hala la dinliyoruz hala da var böyle şeyler. Bunları tarihten söküp çıkaracak o kadar çok şey var ki düzeltilmesi için ne yaptık? Burası soru. Bütün normalde bu 100 yıllık süreç içerisinde 150 yıllık süreç içerisinde hatta 200 yıllık süreç içerisinde Müslümanlar ne yaptılar?
7. Bölüm
Asıl sorulması gereken soru bu biz ne yaptık? Kendi nefsimize soralım biz ne yaptık? Geçmişten şikayet etmek ve hatta geçmişe küfretmek geçmişle alakalı evet yavrum vay namussuz insanlar şöyle yapmışlar böyle yapmışlar şu kafirdir bu mümindir bu münafıktır bu mürtettir iyi biz ne yaptık? Bu soruyu soralım. Biz bunları düzeltmek için ne yaptık? Biz doğru Kur’ân ve Sünnet’i öğrenmek için ne yaptık? Doğru ve doğru Kur’ân ve Sünnet’i anlatabilmek için ne yaptık? Doğru Kur’ân ve Sünnet’i araştırdık mı? Doğru Kur’ân ve Sünnet yolundan gittik mi? Doğru Kur’ân Sünnet yolundan gidenlere destek olduk mu? Onlarla beraber olduk mu? Biz ne yaptık? Burayı biz kendi kendimize soralım. biz desek ki normalde kendi kendimize.
Oturalım kendi kendimize diyelim biz ne yaptık? Bakın burası önemli olan şey. Allâh bizi affetsin. Sıkıntılı şeyler bunlar. Şimdi otururuz biz Cumhuriyet’ten önce hatta. Biz bunu Cumhuriyet’in ilk yıllarında olan şeyler gibi söylüyoruz. 1931’de tarih kitabı yazan bir kimse, Cumhuriyet’in yetiştirdiği bir kimse değil ki. Cumhuriyet’in ilk kurulduğu zaman 1935’e kadar, 40’a kadar Cumhuriyet’in yetiştirdiği bir ilim adamı mı var? Bir öğretmen mi var? Bir bakan mı var? Bir meclis üyesi mi var? Bir milletvekili mi var? Cumhuriyet kurulmuş 23’te. normalde 40 yaşından önce milletvekili seçilmiyordu zaten 40 yaş vardı daha öncesinde. 23, 40 yaşın olmuş olsa 63’te o kimse milletvekili seçilecek. peki 35’e kadar, 40’a kadar, 50’e kadar bu ülkeyi yöneten insanlar, Cumhuriyet’in yetiştirdiği insanlar değil ki. biz tarih hesabı yapalım biraz. 1935’te ülkenin yönetiminde olan, 40’ta ülkenin yönetiminde olan kimseler Cumhuriyet’in yetiştirdiği, Cumhuriyet’in okullarında yetiştirilmiş insanlar değiller ki.
Hepsi de Osmanlı’dan kalma, Osmanlı’nın yetiştirdiği kimseler. bu insanlar, bu insanlar, bu insanlar, bu insanlar, kimseler. Mustafa Kemal Osmanlı’nın paşası, İnönü Osmanlı’nın paşası, Kazım Karabekur Osmanlı paşası, Cumhuriyet’i kuran askeri zevat komple Osmanlı’dan kalma. Cumhuriyet’in birinci meclisi Osmanlı’dan kalma, ikinci meclisi Osmanlı’dan kalma insanlar. ilk anayasayı koyan insanlar Osmanlı’dan kalma. Osmanlı’dan kalma. İslam hukukunu ortadan kaldıran kimseler Osmanlı’dan kalma. Osmanlı’nın eğittiği kimseler. Kimi söylerseniz söyleyin. Hepsi de Osmanlı’dan kalma. Bunlar değilsiz, tamam, kim yetiştirdi? Kim yetiştirdi? Mustafa Kemal Atatürk Osmanlı paşası. Sıralayın hepsi de Osmanlı paşası.
Sıralayın hepsi de Osmanlı paşası. Bizde şöyle bir şey var, Osmanlı muhteşem, Cumhuriyetçiler perperişan. Canım kardeşim, bu Cumhuriyet’i ilk kuranlar, Cumhuriyet’i ilk meydana çıkaranlar, bunun ormada ilk devleti kuranların hepsi de Osmanlı’dan kalma. Ben paşa yapmadım onları. Bakın burada durulması gereken bir yer var. Bunların hepsini de Osmanlı yetiştirdi. Şimdi bir şeye bakıyoruz biz, onun nereden geldiğine bakalım. Nereden geldiğine bakalım. Biz şimdi bugünkü devlet bahçeliğe bakarken örneğin siyasi olarak nereden geldi bu adam? MHP’nin içinden geldi, öyle değil mi? Türkiyeş’in başındaki adamlardan birisi. Biz şimdi bir şey derken ne diyeceğiz biz ona? Diyeceğiz ki ya Türkiyeş’in başındaydı, merkezdeydi, genel merkezdeydi.
8. Bölüm
Taşra bunu pek tanımazdı ama genel merkezde duranların hepsi de tanırdı. biz şimdi devlet bahçeliği yargılarken veya severken veya sorgularken geldiği yere bakacağız. Geldiği yere baktığımızda bizim ne çıkacak önüme? O kimsenin geldisi çıkacak. Şimdi AK Parti’ye baktığımızda bugün Cumhurbaşkanı nereden gelme? Vefa Partisi’nden gelme. Veya da o kadrolar nereden gelme? İlk kadrolar Vefa Partisi’nden gelme. O zaman geldiği yere bakacağız biz o kimsenin. Nerede, kim yetiştirmiş ona bakacağız. Şimdi bir Sûfî silsilesine bakıyoruz şimdi. kim? Abdullah Efendi. Ondan önce kim? Çorumlu Hacı Mustafa Efendi. Ondan önce kim? Hacı Alaydar Efendi. Ondan önce Hacı Bekir Efendi. İyi, geldisi bu. E şimdi otur 1930’da tarih kitapları böyle yazmış.
Demek ki Osmanlı öyle öğretmiş onlara. Ya nasıl, ya o adam nerede yetişti ben nereden bileyim? Osmanlı’nın zamanında yetişmiş. Bir kimse 1930’da öyle bir tarih kitabı yazmış. Ya bu ama 1930’da basılmış. İyi, şimdi de basılan kitaplar var. Ne yapıyorsunuz? Ne yapıyor İslam dünyası? Ya Türkiye’deki Müslümanlar ne yapıyor ki? Birbirlerine eleştirip birbirlerini yiyip yiymekten başka. Malik İbni Enes rivayetleri Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem. Malı sonra teslim edilmek üzere peşin para ödeyerek yapılan alışveriş yasakladı. Bu hadise açıklar mısınız? İslam’da kaparonun hükmünü nedir? Kapora ayrı. Normalde malı sonra teslim edilmek üzere satın almak ayrı. Ama bunu normalde bu hadîs-i şerifleri imamların iştahatleri dairesinde bakmakta fayda var.
O yüzden bu tip hukukla alakalı hadislere bakarken, hukukla alakalı hadislere bakarken imamların iştahatleri neticesinde bakmakta fayda var. Bunlara böyle bakarsanız yanılırsınız. O yüzden normalde açın bir örneğin ticaret alakalı el-hidayenin ticaretle alakalı babını okuyun. Ondan sonra bu hadisleri değerlendirin. Sizin için daha iyi olur. Âdemoğlunun zinadan nasibi yazılmıştır. Hiç şubesiz ki o buna mutlaka erişir. Gözlerin zinası yabancı kadına bakmaktır. Kulakların zinası parantez içinde yasak sözleri ve şarkı seslerini dinlemektir. Dilin zinası harama doğru adım atmaktır. Kalp ise arzu ve temenneder. Avret ya bunu tahsil eder, gerçekleştirir ya da yalanlar yapmaz. Nevevi, Riyâs-ı Salim, Buhârî-i Müslim yukarıdaki hadise göre âdemoğlunun zinadan nasibi yazılmazsa zina nasıl haram oluyor anlayamadım.
Aynı hadiste kulakların zinası anlatımında şarkı dinlemeyi kulakların zinası şeklinde bahsedilmiş anlayamadım. Normalde şimdi bunlar parantez içerisinde gözlerin zinası parantez içine koymuşlar yabancı kadına bakmaktır diye. Parantez içindeki olanlar hadîs-i medninde var mı yok mu bakmak lazım bir. İkincisi normalde bu biraz böyle düşünürseniz cebriyeye gider insan. Bu Cenâb-ı Hak sizin ne yapıp ne yapmayacağınızı biliyor bu bununla alakalı. Dergâhta ders vermeye ve ders almaya yetkili kişiler kimlerdir? Dergâhta ders vermeye herkes yetkili ya. Benim meşrure bir gün ben İsmail Hakk’ın tekkesinde sohbet ederken böyle bütün ordakınları ben böyle sohbetin bir noktasında Hepiniz de dediğimi çok iyi biliyorum.
9. Bölüm
Çavuşsunuz. Her yerde ders verebilirsiniz. Herkese ders verebilirsiniz. Çalışın dedin mi? Tabi o zamanki çavuşlardan birkaç tanesi Şeyh Efendi’ye Allâh rahmet eylesin. Yetiştirmişler demişler ki böyle böyle herkesi çavuş yaptı. Aradan fazla bir zaman geçmedi Şeyh Efendi geldi. biz derse gidiyoruz İsmail Hakk’ın tekkesine. Mustafa Efendi dedi böyle böyle yapmışsın dedi. He yaptım efendim dedim. Herkesi çavuşma ettin dedi. Evet efendim dedim. Yorum yok durdu ondan sonra mâşâAllah dedi. Çalışsınlar efendim koştursunlar Allâh için dedim. Şimdi Allâh rahmet eylesin bana dediydi ki Sen istediğini çavuş eden, istediğini zâkir eden, istediğinin dersini verin, istediğin dersini alın, istediğin gibi istediğin şekilde Allâh’ı zikrettirirsin.
Sıraladı bana. Öyle sıralayınca e demek ki dedim ben bunu sonradan o bana söyledikten sonra yorumladım kendi kendime. E bana dedim istediğini çavuş edersin dedi. Ben de çavuş ettim herkesi. Herkes koştursun Allâh rızası için ders versin. Allâh’ı zikrettirsin herkese. Şimdi tabi ders alma denilince bu hak bir tek üstadla halifelere aittir. Bir kimsenin dersini geri alma. O yüzden Şeyh Efendi Allâh rahmet eylesin bana verdiydi o hakkı. İstediğinin dersini alın diye o hakla biz istediğimizi çavuş ettik, istediğimizi zâkir ettik, istediğimizin dersini aldık, istediğimize ders verdik. O yüzden ben şimdi tekrar söyleyeyim bunu. Bizden ders almış olan bütün arkadaşlar ders verebilirler başka bir arkadaşa.
Bunda bir sıkıntı yok. Ders yaptırabilirler evlerinde. Çalışsınlar yeter ki. Birisi desin ki ben evimde ders yaptıracağım. Allâh’a mübarek etsin kardeşim. Yaptır. Topla milleti. Aç evini. Ders yaptır. Ama Perşembe gün burada ders var. Sen Perşembe gününe ders koyma. Mehmet Ali ne günler ders yapıyorsunuz Yunak’ta? Salı Cuma. Sen Yunak’ta Salı ve Cuma gününe ders koyma. Alternatif ders gibi yapma. Toplamışın üç kişi, beş kişi arkadaşlarına çaydır, kahvedir, yemektir. Bir de böyle zâkirliğe özenme. Yemeğini yiyin, oturun, çayınızı, çorbunuzu için. Oturduğunuz yerde bir de zikrullah yapın. Kim burada en eskisi? Ahmet. Ahmet kardeş. Dersimizi yaptır. Bir güzel dersimiz yapalım. Harika. Muhteşem.
Yeter ki Allâh’ı zikresin insanlar. Burada o kimsenin amacı, burada o kimsenin amacı Allâh’ı zikretmek. Amacı Allâh için hizmet etmek. Buradaki amacı Allâh için bir şeyler yapmak olsun. Derdi o olsun onun. Ya benim Mehmet Ali’ye canım sıkkın zaten. Ee sen normalde Perşembe gün ne gidiyor? Salı Cuma mıydı? Salı Cuma gün. Sen derse gitme Mehmet Ali’ye. Benim evimde nasıl olsa dersi var da. Oo oraya topla milleti. Yemezler. Yok. Yok. Veyahut da sen orada kendi kendine. Ya Mehmet Ali zaten bu ara çok bizde ilgilenemiyor zaten. Arkadaşlar biz Mehmet Ali’yi severiz bak ama. bu ara zaten biraz sıkıntıları var herhalde işte. Yok olmadı yok. Yok. Veya X yerde bir bayan zakir var orada. o bayan zakir.
10. Bölüm
Ya çok çalışamıyor zaten. Ee siz gelin burada toplanın. Aa yok olmadı. Yok. Zakirliğe özenirse bir kimse. Yok olmadı makama düştü. Şeyhlik yapacaksa şeyhlik koltuğu boş bu dergahta. Kim şeyhlik yapmak isterse koltuk boş. Hemen şeyhlik koltuğuna oturabilir. Hem böyle kim yapmak istiyorsa nereden gelmek istiyorsa. Şeyhlik yapmak isteyenlere ben daha en başta söyledim. Kim şeyhlik yapmak istiyorsa gelsin dedim. Bu dergada şeyhlik yapsın dedim. Şeyhlik yapmak isteyen olursa açıktan söyleyecek. Ben şeyhlik yapmak istiyorum diyecek. Bizde eli öpülmesi gerekiyorsa elini öpeceğiz. Yok haydarisinin ucundan mı öptürür sarının ucundan mı öptürür. biz sarını haydarisini öperiz sıkıntı yok. Onu da şeyh diye kabul ederiz hiçbir problemimiz yok.
Bu konuda bir sıkıntımız yok yani. Ne bakıyon sen öyle benim söylediğimi. Hoşuna gitmedi mi söylediğim şeyi? Sen sen. Yok yok senin arkandaki. Nasıl Allâh’ın ilmi kabul edemiyosun. İçinden öyle diyodun. Adam duydun değil mi? Sakın özeneyim deme bakalım. Ona göre bakalım. Ağzının burnunun fıtıldığını görürsün. Hah. Bizimkinden normal değil. Allâh bizi hepimizi cümlemizi iyi eylesin inşâAllah. O yüzden arkadaşlar kardeşler. Derdimiz ders vermekse hepiniz ders verebilirsiniz. Hiç sıkıntı yok. Ders yapmaksa hepiniz evleriniz açın. Harıl harıl çalışın. Ama böyle şu değil tamam mı? Arkadaşlar bu akşam benim evde. Onlar zaten derviş onlar zaten ders almışlar. Onlar zaten derse gidiyor. Ne işin var senin onlarla?
Bir işin yok senin onlarla. Buradakiler zaten derse geliyor. Millet almış dersini devam ediyor. Sen burdakilerden götüreceksin öyle bir şey yok. Sen nerede oturuyon? X apartmanda. Apartmanda kınları davet et bir göreyim ben seni. Tamam oraya davet ettin yan tarafta da birkaç arkadaş var. Onları da davet etsen. Bir kavurmalık olun. Apartmanda bir zikrullah yapın. Bir dakika haftaya kimliğe çekin. Sonra apartmana girerken çıkarken seni gözlediklerine. Ulan şu bir geçsin ne olsun sonra girelim. Şimdi gene yakalacak bizi. Gene akşama ders var bize buyur gel diyecek. Vay abi gel çay içelim. Vay abi gel. Ders sonra ona gidelim. Ulan şu ondan bir sıyrılalım ya. Ya millet evini mi satıyor gidiyor. Yoksa oradan başka bir yere mi geçiyor.
Onu bir gör. Ama bizim arkadaşlar genelde öyle yapmıyorlar. üç beş kişi böyle samimi olduğu arkadaşlar var. Arkadaşlar benim evde ders var. Kim var? Sen ben bizim ola. Zaten var onlar. Oturun çay için çorba için. İçin köfte yoğurun. Bu muhabbet edin. Tamam eyvallâh. Ama bu böyle ders çalışması değil. Çalışma şu. Allâh için çalışacaksa bir kimse böyle normalde çok affedersiniz. Yolunu şaşırmış karıştırmış. Karanlık girdamlarda dolaşan bir kimseyle samim olmuş. Gel kardeşim. Allâh’ın zikrini öğretmiş ona. Tövbe ettirmiş. Gel yetirmiş ders aldırmış. Muhteşem. Çalışma o. Adam bir şeye intisap etmiş. Bir dergaha bağlı. Kim olursa olsun. Sen nereye gidiyorsun? İlk sıraya. Oraya mı gidiyorsun ya? Ya sana ne?
11. Bölüm
Gitmiş oraya. Doğrucu başı sen misin? Bırak o bir yol bulmuş kendine. Gitsin nereye gidiyorsa. Senin onunla işin yok. Senin işin. Senin işin hiç bu işlerle ilgisi alakası olmayan bir kimse. Git onunla uğraş. Ama yok dergâh çatıştıracaklar. Dergâh yarıştıracaklar. Şeyh yarıştıracaklar. Cemaat yarıştıracaklar. Yarıştıracak. Senin şeyhim benim şeyhimi döver. Sizin cemaat bizim cemaatı döver. Sizin tarikat bizim tarikatımızı döver. Onunla işleri. Bırak. İlgilenme onunla sen. ne hangi dergaha bağlıysa bağlı. Allâh yoluna çık etsin. Boş der. Hangi cemaate gidiyorsa gitsin. Allâh’a mübarek etsin kardeşim. Devam et yoluna sen. Adam testisini doldursun. Yürüsün gitsin. Onlarla uğraşmayın zaten. Hiç uğraşmayın.
Adam bir sohbete gidiyorsa bir zikrullah gidiyorsa bir üstadı varsa bir cemaatı varsa. Bırak uğraşma onunla. Gerçekten uğraşma. Allâh mübarek eylesin. Allâh yoluna çık etsin kardeşim. Allâh’a vuslat oldu. Bitti. Sen git. Nasıl sen bir yer bir dergaha mı gidiyordun? Hayır. Bir tekkeye mi gidiyordun? Hayır. Bir şey he mi intisatlıydın? Hayır. Öyle buldun. Sen de öylelerini bul. Topla onları. Arkadaşındır, kardeşindir, etrafındaki kimselerdir. Harika. Hizmet et. Buna söylenecek bir laf yok. Buna denecek bir laf yok. Eyvallâh. Tablanın. Allâh’ı zikredin. Sohbet edin. Muhabbet edin. Allâh için bir şeyler yapın. Bunda hiç gocuncak bir şey söyleyecek laf yok. Allâh bizi affetsin inşâAllah. Bunları böyle söylüyorum ya.
Bunları bir de sonradan şerh etmeye kalkmayın. Ya orada öyle dedi ama öyle demek istemediydi. Aynen benim demek istediğim bu. Demek istedim bu. X kimse. Abdüla’yım. Abdüla’yım. Gitti evde dedi ki beş on kişi topladı. Onlara o çay çorba devam ediyor hizmete. İşlerinden birisi rüya gördü. Ben dedi ki ya böyle böyle rüyamda şöyle gördüm. Anlatır adam zaten ona. Ona desen ki ya anlatma anlatacak o. Ha tamam. Ben ders alacağım kardeş. Al kardeş sana ders. Sonra üstadımızdan bir atlaş. Bitti. Bunda bir sıkıntı yok. Tasavvufen de yok. Sûfîlik noktasında da yok. Yok. Şimdi bazı tarikat toplulukları vardır. Orada şahıs perestlik vardır. Onları yaşamış insanım ben. Bakın onları bire bir yaşamış insanım.
Ya X abi olmazsa olmaz olur kardeşim. Olur. Ya ama o arkadaşın evinde toplanıyorlarmış. Sen de git. Sen de git kardeşim. Sana yasak mı var? Şimdi Mehmet Ali’den göründük ya Mehmet Ali’den devam edelim. Salı cuma gün ders var. İyi. Yunak’ta başka bir arkadaş kalktı. Dedi ki ya arkadaşlar örneğin atıyorum. Çarşamba gün gelin çay içelim bizim evde. İyi. Şimdi Mehmet Ali ben zakirim oraya gitmem diye mi düşünecek? İşi müsaitse gitsin orada çay içsin, çorba içsin orada da otursun. İşi yok. İşi müsait değilse arkadaşlar Allâh mübarek eylesin. Bakın işinize gücünüze. Ne güzel toplanmışlar çay çorba içiyorlar. Bu kadar basit. Kendi zakirliğine kendi zahirliğine çay içiyorlar. Kendi zahirliğine kendi çavuştuğuna kendi çalışmasına güvenmeyen kimse elinin altından birileri gidecek diye korkar.
12. Bölüm
Sen dosdoğru üstatlık yaparsan dosdoğru zahirlik yaparsan dosdoğru çavuşluk yaparsan dosdoğru abilik ablılık yaparsan insanları üzmez kırmaz incitmez itmezsen herkes seni bir büyük tanır bir büyük olarak bilir senin dizinin dibinde oturur. Sen insanlara mesafeli davranırsan insanlara tepeden davranırsan insanları ayırt edersen ötelersen ikilersen üçlersen beşlersen kendi nefsine onları etrafında toplamaya çalışırsan maneviyat senin üzerinden muhabbeti kaldırır. Bir insanın derdi Allâh ise Allâh onun yardımcısıdır. Bir insanın derdi nefsi ise o kendi perişanlık yolunu kendisi açmıştır. Derdiniz nefsiniz olmasın. Derdiniz Allâh olsun. Derdiniz Allâh ise rüzgarda eser fırtınada biçer boran da olur kar da olur her türlü her şey olur.
İster Türkiye’de olun ister Almanya’da olun isterseniz Mekke’de olun isterseniz Beytullah’ın göbende olun. Derdiniz Allâh ise başınıza muhakkak bir şey gelir. Gelir. Bir sıkıntı gelir bir bela gelir bir müsibet gelir bir dert gelir gelir. Derdiniz Allâh ise. Derdiniz nefsiniz ise gelip geçici yönün böyle parlayan sönen yıldızgınsız şeyler yaşarsınız. Sonu perişanlıktır. Sonu perişanlıktır. Derdiniz nefsiniz olmasın. Sufiliğin derdi nefsi değildir. Sufiliğin derdi nefsi değildir. Derdiniz nefsiniz olmasın. Size nasihatım. Derdi nefsi olanları bu fakir gördü hep. Derdiniz Allâh olsun. Hedefiniz Allâh olsun. İşiniz gücünüz o olsun. Sûfîlik ise ticaret yapınız helal dairesinden yapın bir yerde çalışıyorsunuz helal dairesinde çalışın.
Kimsenin malında mülkünde parasında pulunda gözümüz yok. İşinize sahip çıkın. Dergâh için işinizi terk etmeyin. Açık ve net söylüyorum size. Dergâh için işinizi terk etmeyin. Bir yere semaya gidilecekmiş. Bırakın işiniz varsa kim gidiyorsa gitsin. Ciddi ciddi söylüyorum onu. Bir yerde bir problem varmış. İşin varsa gelme kardeşim. Bir yerde sohbet varmış. İşin varsa gelme kardeşim. Gelme. İşine sahip çık. Bir yerde çalışıyorsun. İşi bırakıp gelme kardeşim. İzin de alıp gelme. Gelme. Zakir kardeşler işi olan insanların işlerini göz önünde bulundurun. Onlara işleri var ise bir vazife vermeyin. Bay bayan herkes için geçerli. Bu konuda hiç kimseden fedakallık istemeyin. Hiç kimseden. Adam kendi elinden ne yapıyorsa yapıyor beni ilgilendirmez.
Ben istemem. Kimse işinin gücünü bırakmasın kardeşim. Kimse. Bırakmasın. Ben istemem. Hiç kimseden yapmış olduğunuz dini hizmetin karşılığını beklemeyin. Para, pul, saygı, sevgi bekleme kardeşim. Sen insanlar sana saygı duysunlar diye mi sohbet ediyorsun? Sen insanlar sana ayağa kalksın diye mi sohbet ediyorsun, ders yapıyorsun? Beklemeyin. Kendi nefsinize hiçbir şey beklemeyin. Kendi nefsinize hiçbir şey beklemeyin. Hiçbir şey beklemeyin. Eğer nefsinize bir şey beklerseniz dergahı kendinize basamak yapmış olursunuz ki Allâh muhafaza eylesin. Sıkıntı büyük olur. Sıkıntı büyük olur. Hiç kimse içinde bulunduğu sûfî topluluğu kendi nefsine basamak etmesin. Hiç kimse. Bakın hiç kimse burada herkes Allâh için bulunsun, Allâh için sevsin.
13. Bölüm
Hadîs-i şerif Ebu İdris el-Havlani anlatıyor. Dimesk Camii’nde girdim bir de baktım dişleri parlak güler yüzü bir genç ve etrafında insanlar toplanmış bir şeyler hakkında İttilaf edince ona müracaat ediyorlar ve onun sözünü kabul ediyorlardı. O kişinin kim olduğunu sordum da bu Muaz bin Cebel dediler. Ertesi gün erkende mescide gittim. Onu bulduğumda benden erken gelmiş namaz kılıyordu. Namazını bitirince kadar bekledim sonra huzuruna vardım selam verdim ve dedim ki Allâh’a yemin olsun ki ben seni Allâh rızası için seviyorum. Vallahi mi dedi? Vallahi dedim. Tekrar vallahi mi dedi? Vallahi dedim. Yine vallahi mi dedi? Yine vallahi dedim. Bunun üzerine elbisemden tuttu beni yanına çekti ve şöyle dedi.
Sana müjdeler olsun. Ben Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin şöyle buyurduğunu işittim. Allâh şöyle buyurdu. Benim rızam için birbirini seven, benim rızam için bir arada oturan, benim rızam için birbirini ziyaret eden ve kendilerini benim rızama adayan kimselere sevgim vaciptir. Demek ki nasıl olmamız gerekiyormuş? Allâh’ın rızası için birbirini seven. Bir kimse bir üstadı sevecekse Allâh rızası için sevecek. Bir derviş kardeşini Allâh için sevecek. Allâh için sevecek. Bir şey olmayacak, bir şey beklemeyecek. Onun bir şeyine gözünü dikmeyecek. Diyecek ki bu benim Allâh için kardeşim. Kardeş olacak onunla. Kardeş olacak. Kardeş olun birbirinizle. Ve birbirinizi Allâh için sevin.
Birbirinize Allâh için yan yana durun. Allâh için. Nefsiniz ve nefsimiz için değil. Benim rızam için bir arada oturan. Biz Allâh rızası için, Allâh için bir arada oturacağız. Allâh rızası için toplanacağız. Allâh rızası için dağılacağız. Yürüyüşümüz Allâh için olacak. Yürüyüşümüz Allâh için olacak. Yürüyüşümüz Allâh için olacak. 30 yıl önce söylediğim şeyi aynı söylüyorum. Bir gün Allâh için yürüyoruz derken sizin önünüze milletvekili adayı, belediye başkan adayı olarak gelmeyeceğim dedim 30 yıl önce bizim arkadaşlara. Aynı şekilde söylüyorum. Bir gün sizin önünüze milletvekili adayı veya belediye başkanı adayı olarak gelmeyeceğim. Bir gün sizin paranız, pulunuz, malınız, mülkünüz için sizin önünüze gelmeyeceğim.
Sizden bir bardak su istemeyeceğim. Sizin kendinize ait bir bardak suyunuzu istemeyeceğim. İstersem vermeyeceksiniz. Yolun en başında söyledim bunu. İstersem dilim kopsun dedim. İstersem vermeyeceksiniz. Borç istersem borç da vermeyeceksiniz. Borç istersem borç da vermeyeceksiniz. Borç istersem borç da vermeyeceksiniz. İçinizden bir kişiyi hariç tutuyorum, bir kişiyi hariç tutuyorum. İçinizden bir kişiyi hariç tutuyorum. Geri kalanlar ben istersem vermesinler, verirlerse hakkım helal değil. Burada içinizden bir kişi hariç tutuyorum. O da kendini biliyor zaten. Geri kalan istersen vermeyin. Verirseniz hakkım helal değil. Olur mu olur yanılırım yenilirim. Allâh için buradayız. Allâh için. Aranızdaki ilişkiler kendi şahsınızla alakalıdır.
14. Bölüm
Dergahla alakalı değildir. Bu toplulukla alakalı değildir. Vermeyin kardeşim. Verdiysen de ağlama. Verdiysen dedikodu etme, gıybet etme. Vermeseydin verme. Yardım mı ettin? O zaman konuşma. O zaman konuşma. Sus. O zaman konuşma sus. Benim rızam için birbirini ziyaret eden birbirlerinizi ağlama. Benim rızam için birbirini ziyaret eden birbirlerinizi Allâh için ziyaret edin. Bu sûfî adabındandır. ilk ziyarede ders var. Hadi arkadaşlar bir gidelim Allâh için onları ziyaret edelim. Bir derslerine gidelim. İstanbul, Çanakkale, Gelibolu, Ankara, Yunak, Akşehir, Gazemir, Bayındır, nerede varsa İzmit, Adapazarı, Keşan, Tekirdağ, nerede varsa bir yerde ders yapılıyor. Allâh için ziyaret edin. Allâh için gidin.
Gidin. Birbirlerini Allâh için ziyaret eden. Bunu sûfîler tabi direkt üstada bağlamışlar. Bir alime, bir ilim öğrenmeye bağlamışlar. Bir de derviş demişler Allâh için gider, üstadını ziyaret eder. O yüzden gelmek isteyenlere biz bütün Türkiye’deki herkese dedik perçembeleri ders koymayın. Kendi beldelerinize, mahallerinize. Neden? Gelmek isteyen gelsin kardeşim. Adam zikrullah’a katılmak isteyen gelsin katılsın. Allâh için birbirini ne yapacak? Ziyaret edecek. Kendilerini benim rızama adayan kimselere sevgim vaciptir. Siz her şeyi onun rızası için yaparsanız, Cenâb-ı Hak’ın size olan sevgisi vacip olur. Allâh bizi onlardan eylesin. Sûfî toplulukların birbirlerini aşırı derecede sevmeleri, sûfî toplulukların birbirlerini böyle normalde, birbirlerini yakın görmeleri, sûfî toplulukların Allâh için birbirlerini gözetmeleri, Allâh için birbirlerine destek çıkmaları, Allâh için birbirlerine yakınlık peydah etmeleri bununla alakalıdır.
Bu hadiste alakalıdır, hadisi kutsiyle alakalıdır. O yüzden Allâh birbirimize olan sevgimizi kendi sevgisi için olanlardan eylesin. Birbirlerimize olan yakınlığımızı kendi sevgisi için olanlardan eylesin. Cenâb-ı Hak kendi rızası için yaşayan, kendi rızası için koşan kullarından eylesin cümlemizi. Lâ ilâhe illâllah Âmîn Bu daha başındaki ders vermeyle alakalı mesele de hiyerarşi ve geleneği yıkmak olarak algılamayın. Hiyerarşi yıkmak şudur. Sufilin kendi içerisinde bir geleneği ve hiyerarşisi vardır. Bu geleneği ve hiyerarşiyi yıkmak, geleneği ve hiyerarşiyi yok kabul etmek sûfî topluluğun tabiri caizse dibine kibri suyu dökmek gibidir. Bir yerin zakiri vardır. Bütün dervişler o zakire dergâh adabı erkanı içerisinde itaat ederler.
Zakiri saymamak, zakiri hiç görmek, o dervişin de sayılmamasına ve hiç görülmesine sebeptir. O yüzden dergahta bütün bu konuda hiyerarşide bir eksiklik yoktur. Her yerin bir zakir sorumlusu, her yerin bir çavuşu, her yerin bir ders yaptıranı vardır. Bütün derviş kardeşler Allâh için o kimseye Kur’ân Sünnet Dadesi’ne, Sufilin Adabı Dadesi’ne itaat ederler. Öyle biz onu tanımıyoruz, biz onu bilmiyoruz, onun da tanınmadığına, bilinmediğine işarettir. O kimsenin nefsine uyduna işarettir. Biz zakirimizi tanımayan, bizi de tanımamıştır, dersini alsın gitsin. Kendi bulunduğu yerde, bölgede, tekrar söylüyorum bunu, bay bayan, kendi bulunduğu bölgede zakirimizi tanımayan, bizi de tanımamıştır, dersini alsın gitsin.
15. Bölüm
Çok açık ve net. Mıtırbanın ve semazenlerin bütün Türkiye’deki, bütün Türkiye’deki, bütün Mıtırban ve semazene karışacak olan kimse Adnan’dır. Bölgelerde semazenler, Mıtırbanlar var mı? Var. Onlar orada kendi zakirlerine tabi. Ama genel programlar, genel meselelerle alakalı herkes Adnan’a tabi. Ali Semazen Başı, bütün Türkiye’deki semazenlere karışma yetkisi var. İstanbul’da semazenler var, başında zakiri var, onlarla ilgilenecek. İzmir’de semazenler var, ilgilenecek, Çanakkale’de var, her yerde var, bir şey varsa ilgilenecek. Şebarız var, Şebarız’da herkes itaat edecek, ilgilenecek. Tekke’yle alakalı, bütün resmi işlemler, Cafer’le alakalı, vakıfla alakalı, Tekke’yle alakalı, derneklerle alakalı, bütün resmi işlemler.
Herkes ona itaat edecek. Hiyar arşiyi reddetmek yok. Gazemir’de, Hacı Mehmet orada, Zakir ders yaptırıyor. Gazemir’deki bir derviş kardeş, Hacı Mehmet’i tanımıyorum, yok olmalı. Çanakkale, Gelibolu, Halit orada, birisi diyecek ki ben tanımıyorum, yok hayır. Efendim, herkesin hanımı var, Halit. Nefis yapma. İstanbul’da Barbaros var, herkes ona itaat edecek. Mehmet Ali, Yunan’a gidiyor, Akşehir’e gidiyor, Nide’ye gidiyor, Konya’ya gidiyor. Gittiği yerdeki bütün arkadaşlar, ona itaat edecek. Kendi kendine adam, ben Adnan Hoca’yı tanımıyorum. Şimdi al dersini git kardeşim. Ben ilk Zakir’i tanımıyorum, al dersini git. Hiç, hiç. Bakın bu kadar net. Herkes ders verebilir. Kardeş, herkes ders verebilir demek, senin hiyerarşi ve geleneği tanımadığını, hiyerarşi ve geleneğe ters gelmeni gerektirmez.
Otur, oturdu, yere bak işine. Bir kişi de kalsa burada sufiliğin hiyerarşisini ve geleneğini yıktırmam. Bir kişi de kalsa. Bir kişi de kalsa. Bir kişi de kalsa hiçbir Zakir’i, tekrar söylüyorum bunu, bir kişi de kalsa hiçbir Zakir’i siz beğenseniz de beğenmezseniz de isteseniz de istemeseniz de hiç kimsenin önüne yem yapmam. İster beğenin, ister beğenmeyin. İster kabul edin, ister kabul etmeyin. Efe’lerden sorumlu Hac Erkan, Lokma’dan da sorumlu. Birisi diyecek ki ben kabul etmiyorum. Kardeş, al dersini git. Bu hiyerarşi hiçbir zaman, hiçbir zaman yok olmayacak, yıkılmayacak. Bu geleneği ve hiyerarşiyi ayakta tutacağız. Gelecek nesillerimiz için. Bakın gelecek nesillerimiz için. Sakın ha, tekrar söylüyorum, sakın ha hiçbir kardeş kendi kendisine, kendi kendisine Zakir tayin etmesin, kendi kendisine de Şeyh tayin etmesin.
Zakir hatalı da olsa, var ya, sizin diyor burnu kesik, kulağı kesik bir kimsede diyor başınıza amir olsa ona itaat edin. Ona itaat edin kardeşim. Şimdi Halit Hoca dayanamadı. Lafımın sonunda söyleyeceğim şeyi ortasında da yaptı. Bu aynı şey bayanlar için de geçerli. Normalde bayanlar burada mı? Onları cumartesi gün hepsini de topladım, istişare ettim. Herkesle alakalı meseleyi onlarla orada konuştum. Burada şimdi sadece sizlere hoş bayanlar yan tarafta. Onların da hiyerarşileri belli. Onların da ne? Hiyerarşileri belli. Kim Zakir? Kim ders yaptırır? Kim ders yaptırmaz? Kim nereden sorumlu? Hepsi de kendi içlerinde belli. Onlarla da cumartesi gün aynı sohbete ettim. Dedim ki hiyerarşiyi ve geleneği kimseye yıktırmam.
Bu konuyu da inşâAllah bu tabii herkes çavuş meselesi olunca bunu da söyleyemiş olayım. Kardeşler bir kimsenin ders alınmasını dersini almak da dergamızda hiç kimsede yok. O yüzden hiç kimse kendi kafasından dersi almasın. Bazı yerlerde mesela Adnan’a diyorum ki Adnan burada seni dinlemeyen birisi varsa tekkeden kapının önüne koyacaksın diyorum. Cafer’e diyorum ki Cafer sizi burada dinlemeyen bir kimse varsa kapının önüne koyacaksınız diyorum. Bu ders alınacak manası değil. Allâh bizi affetsin. Destûr.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Nefs, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Mîrâc, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı