Şeytanın: Giriş: Zikrullahtan Yüz Çevirmek ve Şeytanın Musallat Olması
Selâmünaleyküm. Allah gecenizi hayır eylesin inşaAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü, ömrünüzü, nefeslerinizi hayırlı eylesin inşaAllah.
“Kim Rahmân’ın zikrine karşı kör olursa, ona bir şeytanı saldırırız. Artık o onun arkadaşı olur.” (Zuhruf Sûresi, 43/36). Geçen hafta yüz çevirenlerle alakalı konuşmuştuk. Bu hafta da kim Allah’ın zikrine körlük yaparsa, Allah’ın zikrine kör davranırsa, ona bir şeytan musallat ederiz. Ona bir şeytan veririz.
Bazı âyet-i kerîmelerden bazı Müslümanlar, sanki şeytanı Cenab-ı Hak dost doğru yolda giden bir kimseye musallat etmiş gibi gösteriyorlar. Halbuki zikrullaha körlük yaparsa, ona şeytan musallat oluyor. Bir kimse Kur’ân ve Sünnet dairesinden dışarı çıkarsa, Cenab-ı Hak onun kalbini mühürlüyor. Bir kimse haramda ısrar eder, inat ederse ve haramın içerisinde yaşamaya devam ederse, o af olmuyor.
Şeytanın Kalbdeki Hâkimiyeti: Ya Rahman Ya Şeytan
“Kim kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra peygambere karşı gelir, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse, onu döndüğü yolda bırakırız. Kendisini cehenneme koyarız. Ne kötü bir varış yeridir orası.” (Nisâ Sûresi, 4/115). Ona apaçık yol belli ve ona dosdoğru yol tebliğ edilmiş, söylenmiş, anlatılmış. Ama o peygamberin yolunu terk etmiş. O yüzden Allah onu cehenneme koydu. Allah kullarına zulmetmek istemez.
“Ama onlar yoldan sapınca Allah da onların kalplerini saptırmıştı.” (Saff Sûresi, 61/5). Yoldan saparsan Allah senin kalbini saptırır. Sen yoldan sapmazsan, sen dosdoğru yolda giderken Allah senin kalbini saptırmaz. Sen Kur’ân ve Sünnet dairesinde dosdoğru bir yol gidiyorsan, kendi dairende Allah beni saptırır diye Allah’ın üzerine su-i zan besleme.
Hadis-i şerîf müthiş bir şekilde bunu açıklıyor: Hazreti Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki şeytan kişinin kalbinin üstünde durur; ne zaman kalpten zikrullah kalktı, hemen oraya tecelli eder, hemen oturur. O zaman kalbinde iki hal var: Ya şeytan oturuyor ya da Rahmân oturuyor. Ya kalbinde şeytanın sevgisi var ya da kalbinde Rahmân’ın sevgisi var. Ortası yok.
Anlık ya sen Allah’a kulsun o esnada ya da şeytana kulsun o esnada. Ya Allah’ın hizmetisindir, Allah’ın taraftarısın ya da şeytanın taraftarısın. Ortası yok. Bir fiil işlerken, bir şey yaparken ya Allah’ı razı ettin ya da şeytanı razı ettin. Ya Allah’ın emrini yerine getirdin; eğer Allah’ın emrini yerine getirecek bir şey yapmadıysan belki şeytanın emrini yerine getirdin. Ortası yok. Keskin, keskin.
Rahmân’dan Yüz Çevirmenin Sonuçları
Eğer sen kendini Rahmân’dan yüz çevirirsen, bil ki yüz çevirdiğin yerde şeytana yüz çevirdin. Sen kökü gömeci olmayan, belirsiz karanlığa doğru yüz çevirdin. Eğer Rahmân’a yüzün dönükse, bil ki kurtulanlardan oldun.
Rahmân’ı her dâim görürsen, “Ne tarafa dönerseniz dönün, O’nun vechi (yüzü) oradadir” (Bakara Sûresi, 2/115) hâli ile halleniyorsan, o zaman şeytandan senin korkmana gerek yok. Ama Rahmân’dan yüz çevirdiğin an bil ki şeytan gelecek senin önüne oturacak.
Sen zikrullahtan yüz çevirince şeytan sana musallat oldu ve seni kuşattı. Çepeçevre seni sardı, sarmaladı. Artık sen o körlüğünün içindesin. “Şeytan onları kuşatmış, onlara Allah’ı zikretmeyi unutturmuştur.” (Mücâdele Sûresi, 58/19).
Şeytanın Verdiği Şeyler: Hırs, Kibir, Gaflet
Şeytan sana hırs verdi, kin verdi, nefret verdi, kibir verdi, gösteriş verdi, şatahat verdi, gaflet verdi. Sana yemek verdi, güzel kadın verdi, güzel erkek verdi, onların peşinden koşmak verdi. Haramı verdi, sana haram düşünceyi senin kalbine oturttu. Aklında fikrinde hep haram var artık. Su-i zanı verdi, dedikoduyu verdi, iftirayı verdi. Sana süsledi senin etrafına bunları. Ve sen artık bunlardan tat almaya başladın.
Önceden zikrullahtan tat alırdın. Önceden zikrullaha oturunca hüngür hüngür ağlardın. Önceden zikrullaha oturduğunda arş-ı âlâyı seyrederdin. Önceden zikrullaha oturduğunda Hazreti Resûlullah’ı (sallallâhu aleyhi ve sellem) görürdün. Önceden zikrullaha oturduğunda Beytullah karşına gelirdi. Allahü Ekber deyip namaza durduğunda Beytullah önündeydi. Ama sen yüz çevirdin.
Kibir ve Edebi Terk Etmek: Dervişin Düşüşü
Sen üstadına yüz çevirdin, pîririne yüz çevirdin, Hazreti Muhammed Mustafa’ya yüz çevirdin. Küstahlık geldi sana. Geylânî Hazretlerinden kendini daha hayırlı gördün. Üstadından kendini daha faziletli gördün. Kalktın Hazreti Mevlânâ’da kimmiş dedin. Kalktın İmam-ı Azam’da kimmiş dedin. Kalktın Ashâb-ı Resûlullah’ı küçük gördün. Kalktın geçmiş peygamberleri küçük gördün. Edebi terk ettin.
Geylânî Hazretleri demişti: “Bir tek edebime binlerce derviş fedâ ederim.” Sen edebi terk ettin, dervişleri hor-hakîr görmeye başladın. Oturduğun zikrullah halakasına üç beş gün, üç beş yıl geldin; “Hepsi de câhil cühelâ, bunların ne işim var benim bunların yanında” dedin. Halakayı terk ettin, kendini yükseklerde gördün ve zikrullahtan kendini müstagnî kıldın.
Şeytan seni çepeçevre kuşattı. Artık senin zikrullah aklına bile gelmiyor. O hâli de sen Allah’ın üstüne attın; “Benim aklıma getirmeyen O” dedin. Cebriyeye kaydın. Kendi kusurunu görmedin. Âdem’in yolunu seçmedin. “Ben nefsime zulmedenlerden oldum, ben yanlış yapanlardan oldum” deseydin Cenab-ı Hak seni mağfiret edecekti. Ama sen öylesine kibirlilik dünyasına düştün ki kendi hatanı, kusurunu da görmedin.
Fî sebîlillah Allah diyenleri küçük görenin Allah indinde hesabı bile sorulmaz. Allah yolunda çalışan, koşturanların, Allah için yaşayanların birisine tepeden baktın; Allah indinde hesabın bile görülmez, seni “Bu kimdi?” diye sormazlar.
Zikrullahla Hemhâl Olmak: Ev, Belde, Devlet
Evde namaz kılınmıyorsa bilin ki o evde şeytan kol geziyor. Şeytan o evi çepeçevre sarmalamış. Adam namaz kılmıyor, kadın da namaz kılmıyor; evde şeytan adamı da, evi de, çoluğu da, çocuğu da sarmalamış. Hiç kimsenin gözü görmüyor, hepsi de kör. O evde huzursuzluk, mutsuzluk, karanlık, mühtan, kıymet, dedikodu, iftira… Şeytan her şeyi kol gezdiriyor orada.
Aynı şey iş yerleriniz için geçerli. Aynı şey dergâhınız için geçerli. Aynı şey devletiniz için de geçerli. Zikrullah ile hemhâl olmayanların kalplerinin ferâseti gider, kalplerinin nûru gider, kalplerine ilham gelmez. Kötülüğü göremezsin, şeytanı göremezsin, nereden ne geleceğini göremezsin. Düpedüz körlük, düpedüz körlüğün içerisine düşersin.
Bir şehir zikrullahla hemhâl olacak. Beldeler zikrullahla hemhâl olacak. Zikrullah aydınlatacak; oradaki mümin kulların kalbine rahmet olacak. Halaka-i zikrullahlar çoğalması lâzım. O beldenin üzerinde bereketsizlik, nimetsizlik, rahmetsizlik, ticaret azlığı, fuhşkanlık, yanlışlıklar ve eksiklikler zikrullah ile duracak. Yoksa durmaz.
Şeytanın Hizbi Muhakkak Kaybedenlerden Olacak
Kardeşlerinize nasihat edin. Birisi şeytanın kucağına düşmüş olabilir, birisi şeytanın hizbi olmuş olabilir. Zikrullah halakasına onu oturtmak için ona tebliğ edin. “Kardeş bugün neredesin ya, derse gel” deyin. Şeytanın midesinden kurtarın Allah için.
Kendi kendinize “Nefsine uydu, helak oldu, at gitsin” deme. Allah rızası için elini uzat ona. Yolunu şaşıran bir kimseye yol gösterenin fazileti hadiste sâbittir. O zikrullah halakasını terk etmekle yolunu şaşırmış. Ona “Kardeş yapma etme, gel zikrullah halakasına otur” de. Yoksa şeytan onu çepeçevre saracak, sarmalayacak; şeytanın askeri olacak, şeytanın hizbinden olacak, şeytanın yandaşı olacak.
Âyet-i kerîmenin sonunda buyuruluyor: “Muhakkak ki şeytanın hizbi kaybedenlerden olacak.” (Mücâdele Sûresi, 58/19). Tarih boyunca şeytanla kim dostluk yaptıysa kaybetmiştir. İster birey, ister aile, ister dergâh, cemâat, ister devlet… Kim şeytanın tarafını tuttuysa, kim şeytanın arkasında saf tuttuysa kaybedenlerden olmuştur.
Osmanlı’nın Yıkılması ve İbret
Hazreti Mevlânâ der ki: “Edepsiz kendisini yakmakla kalmaz, âlemi ateşe verir.” Bir edepsiz, bir yolsuz, bir usulsüz, bir müşrik, bir münafık, müşrikle dost olan, münafıkla dost olan, onun peşine taklan kendini yakmaz sadece, bütün âlemi ateşe verir.
Ateşe verdiler, Osmanlı’yı yerle yeksân ettiler, yıktılar. İslâm adına yıktılar. İslâm adına koca Osmanlı’yı parçaladılar. Dışarıdan müşrikler, kâfirler; içeriden de müşriklerin kâfirlerin dost tuttukları; bir makam için, bir mevki için, bir polislik için, bir bakanlık için, bir valilik için, bir kadılık için… Jön Türkleriyle, masonuyla, Sebatî’siyle, döneğiyle hepsi de Osmanlı’yı yıktılar.
Şimdi Osmanlı topraklarında yüzyıldan beri kan var, gözyaşı var. Yüzyıldır kan ve gözyaşı bitmedi. Yüzyıldan beri namusların paçavraya dönmesi bitmedi. Yüzyıldan beri İslâm dünyasında göç var. Yüzyıldan beri sınırlar oturmadı, devletler oturmadı. Çünkü hepsinde o İngiliz melunu yaptı, hâlâ da İngiliz melunu iş başında.
Kiminle Dostsun? Hedefe Bak!
“Allah’a ve peygamberine muhalefet edenler, işte onlar en çok zillete düşenlerle beraberdirler.” (Mücâdele Süresi, 58/20). Ümmetin bir yere toplanmış. Hadis-i şerîfte Hazreti Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor: “Ümmetim yanlışta toplanmaz.” Sen kime muhalefet ettin? Ümmetin toplandığı yere mi?
Birinin namaz kılması sizi aldatmasın. Namaz kılaraktan gidip de şeytanlaşmış bir kimsenin koluna girdiyse; eğer ona nasihat etmek içinse ayrı. Mesela beraber yürüyorlarsa, evet o şeytanla kol kola. Muhakkak kaybedenlerden olacak. Onun namazı sizi aldatmasın. Sizdenmiş gibi davranması sizi aldatmasın. Kiminle beraber olduğuna bak, kime karşı durduğuna bak.
Dilinize sahip çıkın, hedefinizi kontrol edin. Kim La ilâhe illallah Muhammeden Resûlullah derse bizim kardeşimizdir. Sen kime taş attın şimdi? Hazreti Peygamber’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) kardeşine attın. Kimin gıybetini ettin? Hazreti Muhammed Mustafa’nın kardeşine. Kime iftira attın? Hazreti Muhammed Mustafa’nın kardeşine.
Soru-Cevap Bölümü
Şefâat Meselesi
Kıyâmet günü kadınlara sadece Hazreti Fâtıma annemiz mi şefâat edecek, yoksa Peygamber Efendimiz de mi şefâat edecek? Şefâatle alakalı böyle bir ayrışma yok. Hazreti Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmetine şefâatçi; kim ona ümmetse şefâat eder. Ayrıyeten ümmetin içerisinden bazı kimselerin bazı kimselere şefâatleri haktır. Meleklerin, peygamberlerin, şehitlerin, velilerin, ehl-i cennet olanların şefâatleri haktır.
Mehir Hakkı ve Ev İdaresi
Mehir hakkının önemini bildiği halde hâlâ mehir borcunu ödemeyen ve karşısındaki kadını her iki dünyada da hakkını helal etmiyorum diyecek kadar üzen insanlar var maalesef. Bayanların bu noktada mehirleri haktır. Bir kimse mehri söylerken o mehri vermekle mükelleftir. Mehri ödeyemeyecek olanların mehir kesilirken dikkat etmeleri lâzım. “Nasıl olsa ödenmeyecek ya, ben ne isterse vereyim” demek câiz değildir. Ödeyebilecekleri mehirleri bu noktada mehir olarak beyan edecekler.
Dinimizde evlilik hayatında erkek, evini şartlar ne olursa olsun geçindirmeli mi? Eğer normalde örf böyle ve konuşulmadıysa böyle olacak. Kadına zorunluluk yok, örf noktasasında kadına eve bakma zorunluluğu yok. Ama Türkiye’deki Anadolu’da gelenek görenek şöyledir: Kadın bulaşığı da yıkar, çamaşırı da yıkar, evi de temizler, yemeği de yapar, çocuğa da bakar, adama da bakar. Eğer hiç konuşulmazsa bu örf geçerli olur.
İslâm’da aldatmak yok. Erkek “Benim şu kadar maaşım var, bu halde benimle evleniyorsan evlen” diyecek. Kadın da kabul ettiyse, ondan fazlasını istemeye hakkı yok. Bunların nikâhta konuşulması lâzım.
Sürme Çekmek Sünneti
Sürme çekmek sünnettir, evet. Sadece erkeklere mahsus değildir; bayanlar da evlerinde sürme çekebilirler. Göze şifâ olduğu ve Cuma günleri çekilirse sünnete uygun olduğu rivâyet edilmiştir.
Astronomi ve İslâm
İslâm astronomiyi reddetmez. Yıldızlardan bahseden Kur’ân-ı Kerîm’i nereye koyacaksınız? “Sirius’un da Rabbi Allah’tır” (Necm Sûresi, 53/49) diyen âyet-i kerîmeyi nereye koyacaksınız? “Göklerin de yerin de nûru Allah’tır” (Nûr Süresi, 24/35) diyen âyeti nereye koyacaksınız? “İlim Çin’de de olsa gidip alınız” ve “İlim Müslümanın yıtık malıdır” diyen Hazreti Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) astronomiyi reddetmez.
Bazı şeyh efendiler, hoca efendiler, imamlar câhiliklerinden astronomiyi reddediyorlar. Onu gerçek mürşid-i kâmiller, veliler asla ve asla astronomiyi reddetmezler.
Tövbe ve Geçmiş Günahlar
Câhiliye zamanında hatasız bir hayat yaşarken İslâm’la tanıştıktan sonra büyük günahlar içine düşen, fark edip tövbe eden kimseye: “Tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir” (hadis-i şerîf). Tövbeni edeceksin, zikrullahına, dersine, Kur’ân ve Sünnet dâiresindeki hayatına devam edeceksin. Şeytanın sesine ve vesvesesine bakmayacaksın.
Büyük ve Küçük Kavramı: Yanılsama ve Hakikat
Mesâlâ: İnsan bedeni, içinde bulunduğumuz odaya göre küçük ama bardağa göre büyük. Dünya bize göre büyük ama güneşe göre küçük. Güneş dünyaya göre büyük ama Samanyoluna göre küçük. Her şeyin bir büyük ve bir küçük yanı var. Her şeyden büyük bir şey, her şeyden de küçük bir şey varken, büyük ve küçük nedir, neye göre bellidir?
Şekîsel olarak baktığınız zaman büyük ve küçüklerin hepsi de birer aldatmacadan, birer kandırmacadan ibarettir. Manâ olarak da hepsi aldatmacadır. Biz zâhir dünya ölçütlerine göre, şehâdet âleminin ölçütlerine göre birine göre küçük, birine göre büyük olarak onu isimlendirip adlandırıyoruz. Aslında o, bizim şehâdet âlemindeki dünya ölçütlerine göre gözün yanılmasıdır.
Sûfî Seyri Sülûk ve Yetmiş Bin Perde
Hadis-i şerîfte “Zulümâtta yetmiş bin perde vardır” buyurulmuştur. Her tevhid çekiş, her zikrullah bir zulmât perdesini kaldırır. O zaman seyri sülûkta yetmiş bin perde var. Siz yetmiş bin perdeyi geçtiğinizde ancak hakikate erebilirsiniz.
Buna yetmiş bin âlem de diyebiliriz. Her perdenin kendi içerisinde yedi mertebesi, bir daha yedi perdesi var. Yani siz bir perdeden bir perdeye geçerken arada yedi perde daha geçiyorsunuz, katman olarak. Ve her perdenin tecelliyâtı sizin üzerinizde farklı.
Bunu şöyle tefekkür edin: Duvarın sonuna kadar rengârenk perdeler olduğunu düşünün, ama hiçbirisi birbiriyle aynı değil. Hepsi farklı renkte. Siz sarıya geldiğinizde sapsari oluyorsunuz, yeşile geldiğinizde yemyeşil, kırmızıya geldiğinizde kıpkırmızı, beyaza geldiğinizde bembeyaz, siyaha geldiğinizde simsiyah oluyorsunuz. Bunu yetmiş bin perde olarak düşünün. Her perdenin üzerinde ilâhî ayrı bir sıfatın tecelliyâtı var.
Bunun bir de yetmiş bin küfr perdesi var, karanlık. Siz o tarafa doğru meylettiginizde karanlığın tecelliyâtları oluyor. O yüzden hiçbir kimse, hiçbir zaman aynı hâli bir daha yaşamaz. Bu, Allah’ın sıfatlarının hepsinin sayısız tecelliyâtında sayısız şekil ve semânında sayısız fark vardır.
Kaynakça
Âyet-i Kerîmeler
- Bakara Sûresi, 2/115 — “Ne tarafa dönerseniz dönün, Allah’ın vechi oradadır.”
- Nisâ Sûresi, 4/115 — “Kim kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra peygambere karşı gelir…”
- Nûr Sûresi, 24/35 — “Allah göklerin ve yerin nûrûdur.”
- Zuhruf Sûresi, 43/36 — “Kim Rahmân’ın zikrine karşı kör olursa, ona bir şeytanı saldırırız.”
- Necm Sûresi, 53/49 — “Şüphesiz şi’râ (Sirius) yıldızının Rabbi de O’dur.”
- Saff Sûresi, 61/5 — “Onlar yoldan sapınca Allah da onların kalplerini saptırdı.”
- Mücâdele Sûresi, 58/19 — “Şeytan onları kuşatmış, onlara Allah’ı zikretmeyi unutturmuştur.”
- Mücâdele Sûresi, 58/20 — “Allah’a ve peygamberine muhalefet edenler, en zelil olanlarla beraberdirler.”
Hadis-i Şerîfler
- Şeytan kişinin kalbinin üstünde durur; zikrullah kalkınca oturur — Nesâî, Amelü’l-Yevm ve’l-Leyle; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef
- “Ümmetim yanlışta toplanmaz” — İbn Mâce, Fiten, 8; Tirmizî, Fiten, 7
- “Kim La ilâhe illallah Muhammeden Resûlullah derse bizim kardeşimizdir” — Buhârî, İman, 17; Müslim, İman, 32
- “Tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir” — İbn Mâce, Zühd, 30
- “İlim Çin’de de olsa gidip alınız” — Beyhakî, Şu’abü’l-İman; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr
- Zulümâtta yetmiş bin perde vardır — Müslim, İman, 293; İbn Hibbân, Sahîh
- Yolunu şaşırana yol gösterenin fazileti — Tirmizî, Birr, 36; Müslim, Zühd, 18
Tasavvufî Kaynaklar
- Abdülkâdir Geylânî (k.s.) — “Bir tek edebime binlerce derviş fedâ ederim” — el-Fethu’r-Rabbânî
- Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (k.s.) — “Edepsiz kendisini yakmakla kalmaz, âlemi ateşe verir” — Mesnevî-i Şerîf, I. Cilt
- Muhyiddîn İbn Arabî (k.s.) — “Bütün âlem bir noktadır” — Fûtûhât-ı Mekkiyye
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Tevhîd, Sülûk, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı