Dergah Sohbetleri Serisi

418. Dergah Sohbeti – İyilik Önceliği, Kalp Zikri, Borç Yönetimi ve Zamanın Müceddidi

Zamanın: İyilik Önceliği: Anne, Baba, Kardeşler ve Yakın Daire

Anana, babana, kız kardeşine, erkek kardeşine, bunu takip eden azatlığına ve yakınlarına iyilik etmek haktır ve vaciptir. Birincisi iyilik yaparken insan annesine, ikincisi babasına, ondan sonra kız kardeşine — enteresan — ondan sonra erkek kardeşine. Kadınlar önden, pozitif ayrılıyor. Önce anneye, sonra babaya, sonra kız kardeşine, sonra erkek kardeşine. Ondan sonra evinin altındaki kimselere.

Nefis insanı buradan vurur. Mesela annesine babasına yardım etmeyin, annesine babasına gözetmeyin. “Desinler” diye etrafını gözetenler annesine babasını gözetmeyin. Annesine babasına, kız kardeşini gözetmeyin. “Iyi desinler, cömert desinler” diye etrafındaki insanları gözetiyor. Nefis buradan vurur insana.

Veya etrafında yakın dairesinde ihtiyacı olanları bildiği halde gidip de memleketinde hava olsun diye bir kamyon pirinç gönderiyor. Allah muhafaza eylesin. Birinci derecede iyilik yapacaksa insan önce annesine babasına, ondan sonra kendi kız kardeşine, oğlan kardeşine, ondan sonra yakın dairesinde elinin altında bulunduğu insanlara.

Yanında bir kadın çalışıyor, temizlik işlerine bakıyor, bir lira maaş veriyor ona ama etrafta gidiyor, gösteriş yapıyor, para yiyor, para yediriyor ama yanında çalışana bakmıyor. Yanındaki çalışan kimsenin sigortasını yapmıyor. Bir verecekse yanında az maaşla çalışan kimselere verecek, bunlara vermiyor. Gidiyor o büyük toplulukta onu baş köşeye oturtuyorlar diye oraya veriyor.

Hz. Peygamber’in Davet Usulü: Önce Yakın Çevre

Yine Ebu Hureyre (radiyallahu anh) anlatıyor. “Resulüm, önce yakın akrabalarına uyar” (Şuara, 214) ayeti indiği zaman Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kalkıp şöyle seslendi: “Ey Kureyş, ey oğulları, kendinizi ateşten kurtarın! Ey Abdülmenaf oğulları, kendinizi ateşten kurtarın! Ey Haşim oğulları, kendinizi ateşten kurtarın! Ey Muttalib oğulları, kendinizi ateşten kurtarın! Ey Muhammed’in kızı Fatıma, kendini ateşten kurtar! Zira ben senin için Allah tarafından gelecek felaketi önlemeye muktedir olamam. Ancak sizin bana akrabalığınız vardır, ben de ona riayet ederim.”

Demek ki önce insan kendi etrafını uyarmaya başlayacakmış. Önce kendi evini düzeltecek. Önce kendi dilini düzeltecek. Ondan sonra evini düzeltecek. Ondan sonra mahallesini, sokağını, ilini, ilçesini düzeltecek. Siz önce kendi evinizi düzeltemiyorsanız hiçbir yeri düzeltemezsiniz.


Güzel Ahlak ve Tebliğ: Önce Yaşamak, Sonra Anlatmak

Eğer siz güzel ahlaklı iseniz evinize o güzel ahlakı koyarsınız. Eviniz o güzel ahlakı kabul eder. Siz güzel ahlaklı olursanız etrafınızdaki insanlar sizin güzel ahlakınızı kabul eder ve sizin o güzel ahlakı öğrendiğiniz yeri merak eder, yürür oraya. Eğer siz güzel ahlaklı evinizde davranmazsanız oraya doğru yürüyemezsiniz, o tebliği yapamazsınız.

Allah için yanan insan sonuçta etrafına ışık verir. Allah için yanıyorsan ışık verirsin etrafına. Allah için yanmıyorsan etrafına verebilecek hiçbir şey yoktur. Eğer sende güzel ahlak varsa etrafının güzel ahlakın nüktelerini anlatırsın, yaşarsın da.

Ağzında küfür olan bir kimse ne anlatabilir? Çalışmayıp evine bakmayan bir kimse evine ne anlatabilir? Sabah erkenden kalkıp eşine hizmet etmeyen bir kadın ne anlatabilir? Kendi vazifelerini kenara atmış, kendince din yaşıyorum diyen etrafına ne anlatabilir?

Eğer Hazreti Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) insan olarak değerli ve kıymetli bir insan olmamış olsaydı etrafına hiçbir şey anlatamazdı. Etrafındaki kabilelerin hiçbirisi de onu dinlemezdi. Yemek verdi, herkesi davet etti. Herkes bu davetini icabet etti. Onun yemeğini icabet etmeleri onun iyi ahlakındandır, iyiliğindendir, dürüst olmasındandır, emin olmasındandır. O peygamberliğinden önce de kamil bir insandı.

Nefsin Aldatmacası: Başkasını Suçlama Tuzağı

Şununla sakın kendinizi unutmayın: Nuh aleyhisselamın hanımı da ona iman etmemişti. Bazı peygamberlerin de eşleri peygamberlere iman etmemişti diye kendinizi haklı ve doğru noktaya koymayın. Bu nefsin aldattığı yerdir. Müslümanlar kendi ahlakına, kendi faziletlerine, kendi noksanlıklarına bakmadan kendilerini Nuh aleyhisselamla aynı seviyeye çıkarıp “Nuh’un da hanımı inkar etmişti” diye kendini Nuh aleyhisselamla eş değerde görme gafletine düşüyorlar.

Hep suçlu karşımızdaki, hep hatalı karşımızdaki. Bizim annemiz yanlış, babamız yanlış, eşimiz yanlış, çocuklarımız yanlış. Herkes yanlış, ancak biz doğruyuz. Biz tevazuyu, aciziyeti, mahviyeti hiç terk etmeden hayatımıza devam etmekle mükellefiz. Acziyet olmadan, mahviyet olmadan, fakriyet olmadan, tevazu olmadan bu yolun içinden çıkamayız.


Malı Saçıp Savurma: İsra Suresi’nin Uyarısı

İbn Abbas aşağıdaki ayetleri şöyle açıklamıştır: “Akrabaya, yoksula ve yolcuya haklarını ver. Elindeki malını saçıp savurma.” (İsra, 26). İbn Abbas dedi ki: “Cenab-ı Hak, hukukun en gereklisiyle emrine başlamıştır. Müslümanın yanında maddi bir şey olduğu zaman onu en faziletli amele sevk eder.”

Cenab-ı Hak buyuruyor: “Eğer Rabbinden ümit ettiğin bir rızkı beklerken onlara yüz çevirecek olursan, o zaman onlara tatlı bir söz söyle.” Güzel vaatte bulunur, “Olacağını ümit ederim, inşallah olur” şeklinde sözler söylenir.

“Eli boynuna bağlanmış gibi cimri olma, onu büsbütün açarak israf etme. Sonra kınanmış, pişmanlık içinde kalırsın.” (İsra, 29). İbn Abbas şöyle dedi: “Elini büsbütün açma. Zira bundan sonra sana gelip senden maddi bir şey bulamayan kimse seni kınar.”

Demek ki elimize bir şey geçtiğinde saçıp savurmayacağız. Çoluğumuzu, çocuğumuzu, ondan sonra gelecek olan binlerce ihtiyacını belirtecek kimseleri de düşüneceğiz. Bin lira param var, bir gecede yüz lira yiyemezsin. Çoluğunun çocuğunun, akrabalarının bir zaruret halinde arkandan gelenleri de düşünmek zorundasın.


Kalp Zikri Nasıl Olur?

Normalde kalp zikri yapacağım diye kalp zikri olmaz. Bir kimse dil ile Allah’ı zikretmeye başlar. Bütün fiiliyatını Kur’an ve sünnete tabi eder. Sadece dil ile zikretmek bir kimseye bu noktada bir yerde durmasına yetmez. O kimsenin ibadetleri yerine getirmesi gerekir. İbadetleri yerine getirdiği gibi haramlardan uzak durması gerekir. Aynı zamanda kendisini güzel ahlakla ahlakladırdığı mükellefiyetlerini yerine getirmesi gerekir.

Eğer ahlakınız düzgün değilse, dilinize hakim değilseniz, gözünüze hakim değilseniz, doğru bir şekilde yaşayamıyorsanız o zikrullah kalbe yerleşmeyecek.

Kendi Kendine Vird Çekmek

Bizden dersli olan kardeşler sadece verilen virdleri çekecekler. Birincisi bu. İkincisi sünnetle sabit olan virdleri çekecekler. Ayriyeten fazladan çekeceklerse, kendi kendilerine vird belirlerlerse, onlar kendilerinin şeyhi olmuşlardır. Bizde maddi manevi bir bağları kalmamıştır.


Yalandan Korunma: Her Yalana Yüz Rekat Namaz

“Allah’ım beni yalandan muhafaza et” diye dua ediyorum ama bu yalanlar birden ağzımdan çıktığı için fark edemiyorum. Ne yapmalıyım? Kendimi yalandan nasıl muhafaza ederim?”

Yalan söylediğinde yüz rekat namaz kıl gecesine. Her yalanına gece yüz rekat namaz kıl. Ama bu konuda disiplin et kendini. Bir yalan söyledin, gece yüz rekat namaz. Bir yalan daha söyledin, iki yüze çıktı. Bir yalan daha söyledin, üç yüze çıktı. Namaz insanı kötülüklerden alıkoyar. Bulunmaz ilaçtır. Bir kadına baktın, yüz rekat namaz gecesine. Namazı bilerek, kasten terk ettin, gecesine yüz rekat namaz. Kendini disiplin et.


Hanefi-Maturidi İtikadının Temeli

Hanefi Hazretlerinin itikadı ayrıdır. Normalde Maturidi itikadı İmam Azam’ın itikadıdır. Sonradan bunu böyle tefavvuratlandırmışlar. İmam Maturidi, İmam Azam’ın itikadla alakalı ana meselelerini almış, o ana meselelerini açmış, tabiri caizse deşifre etmiş. “İmanın Eseri” de o deşifre edilenleri dizayn etmiş, arkasından gelen talep etmiş. Böylece bir itikat yolu çıkmış.

Ama o itikat yolunun ana hükümleri İmam Azam’dadır. O yüzden İmam Maturidi’nin itikadına sahibiz derken biz kendimizi Kadiriye’den, Cebriye’den muhafaza ettiğimizi gösteririz. Rafızilikten, Haricilikten kendimizi muhafaza ettiğimizi gösteririz. Çünkü sapık itikat noktaları var. O sapık itikat noktalarından kendimizi koruduğumuzu gösteririz.


Aşk, Teslimiyet ve İmanın Kemali

“Bu aşk havuzunun içine düşünce bütün varlığını ona ver, kendini tamamıyla ona bırak. Yüzgeçlik taslayarak, ellerini arkana tutarak oradan çıkmaya uğraşma.” Kişi neden bütün varlığını ona veremez? Veremez, nefis var. Bu ancak nefis terbiyesiyle mümkün. Bu ancak çok sevmekle mümkün. Çok seven kendisini sevdiğine teslim eder ve ondan uzaklaşmak için çırpınmaz.

Teslim olunca da nedenin içi kalmaz. İman edinin de gerçekten imanı kemale eren kimsenin iman noktasında nedenin içi kalmaz. Bu aşıklık demek imanın kemale ermesi demektir. İman kemale ererse o kimsenin kendince —bakın kendince, burası tuhaf gelebilir size— kendi düşüncesi ve fikri kalmaz. O iman etmiştir, iman ettiği yeri de sevmiştir. İman edip sevdiyse onun kendi düşüncesi kalmamıştır.

Akıl: Pozitif ve Negatif Yönü

Ama insanlar aşık olmaktan korkarlar. Aşık olmak teslim olmayı gerektirir çünkü. Aklımız bizi teslim etmez, aklımız bizim eteğimizden çeker. Herkes aklın imana götüreceğini söyler, akıl habire bizi nedenin içine sürükler.

Nedenin içini kaldırıp tamamen teslim olmuş olan akıl, imanın kemaline erer. Ama o akıl hep nedenin içinde bocalanıyorsa ve o bocalama devam ediyorsa —bir kimsenin ilmi şüphede bulunması bir müddet mubahtır— ama ilmi şüpheleri giderildiği halde hala şüphe dünyasında dolaşıyorsa bu sufi bir kimse için muhal bir şey değildir.

Akıl negatife düşünce küstahlık eder, şeytanlık eder. Akıl negatife düşünce şeytan ilişir, sorgular. Der ki “Ya benim şeyh olmam lazım.” Negatife düşünce der ki “O değil, bana şeyhlik etmesi lazımdır. Ben derviş olmam lazımdır.” Allah bizi affetsin.


Evde Aşırı Takva: Eşler Arası Denge

Bir kardeş anlatıyor: “Eşimle evlendim. O kadar takvalıydı ki kendimi eksik görüp ev işleri, çocuklara bakma, yemek yapma, hizmetlere koşma gibi aklınıza gelen her şeyi yapmaya çalıştım. Ama eşime yaranamadım. Ondaki bu aşırı takva beni boğmaya başladı. Müzik dinlemez, dinletmez. Duygu yok. Cilve sıfır. Kısa konu giymeye başladı yanımdan, elinden gelse yorganla dolaşacak. Ben mutlu değilim, eve girmek istemiyorum.”

Kadınların eşlerinin yanında tesettüre riayet etme zorunlulukları yok. Ama bu bir din algısı. Bu hakkı var mı bu kimsede? El-cevap: var. Bir kadın isterse evin içerisinde feraceyle dolaşır, bu onun hakkı. Takvayı bu noktada anladıysa, bir saplantı halinde ona söylenecek söz yok. Çünkü işlediği şey kendince ibadet.

Türkiye’de bu tip cemaatler var mı? El-cevap: var. O yüzden onlar kendi cemaatlerinden, kendi tarikatlarından bir kimseyle evlenmeleri uygun. Ama erkekler gidiyorlar dışarıdan başka bir kadın alıyorlar, sonra o kadını kendi cemaatine benzetmeye çalışıyorlar. Bu onların ruh hallerini, psikolojilerini bozuyor.

Evin içerisinde feraceyle dolaşan kadınlar var. Ev feracesi yaptırmışlar. Adam ağlıyor telefonda, yılların evlisi ama hanımının yüzünü bile görmemiş. Bu insanların meselelerinin sebebi Kur’an, sünnet ve imamların içtihadı dairesinde bakmamasından kaynaklanıyor.


Ticaret Tavsiyeleri ve Borç Yönetimi

Tecrübe ile Öğrenmek

Hiç ticaret yapmayan bir kimse iyi bir ticaret erbabının yanına gidip ticaret yapacak. Onun yanında iş öğrenecek, onun yanında ticareti öğrenecek, onun yanında iyice pişecek. Ondan sonra yavaş yavaş kendine iş yapmaya başlayacak. Bu işin doğru tarafı.

Ama kim işi böyle yapmaz? Bodozlamasına girer bir yere. Debelenirken etrafa temelli zarar verir. Gider babasına der ki “Şuraya imza at, kredi alayım.” Gider kayınvalidesine, gider kayınpederine. Arkadaşına gider “Bana bir çek ver” der. Etrafına zarar verir.

Borç Yönetiminde Altın Kural: En Zayıfı Önce Öde

Bu tip zorluğa düşen insanlar ticaret yaptıkları kimselerle gidip oturacaklar, borçlarını uzatacaklar. Bir yarına borç para alıp borç ödemek normalde en kolay tarafıdır ama ödeyemezler. Elli lira borcu var bir yere, o elli lirayı ödemek için gidip başka yerden seksen liraya bir şey alıyor. Elli liraya zaten ödeyemiyor, seksen lirayı nereden ödeyecek?

Benim meşhur tezimdir: Kaç kişiye borcun var? Altı kişiye? Altı kişide kalsın. Yedinci kişiye borcun geçiyorsa gidiyorsun. Sen giderken de farkında değilsin. Herkes senin için diyecek ki “Sen artık dolandırıcı oldun.” On kişiye borcun varsa on kişide kal. On bir yapma.

Önce en zayıf olanı ödeyeceksin. Bakacaksın, sen ödemesen adamın işi bozulacak; onu ödemeye gayret edeceksin. Öbür kocaman patron beklesin. Onun kasasında bekleyecek çeksen zaten. Senin ona olan borcun onun döner çarkını engellemiyor. Ama bizim insanımız önce kuvvetli olanı öder, önce korktuğunu öder, önce küfür edeni öder. Öbür taraf mazlum, “Ağabey ne zaman ödeyeceksin?” der, onu hep arkaya atar. Allah da ona yardım etmez. Önce zayıf olanı koruyacak, böylece işin içinden çıkacak.

Ticarette Dikkat Edilecekler

Birden ticarete geçenler çabuk şımarıyorlar. Adam bin-bin beş yüz lirada geçinmiş, bir yolunu bulmuş. Birden beş lira kazanmaya başlıyor. Hemen araba değiştirmiş, ev değiştirmiş, beyaz eşyalar değişiyor. Cebine üç beş kuruş geçince mala yatırım yapmıyor, kendi işine yatırım yapmıyor. Ayaklarını yorgana göre uzatacaklar.


Dergah Tarihi ve Zakirlik Silsilesi

Şu anda Abdullah Efendi Hazretleri’nin, Şeyh Efendi’nin zamanında da dergahın en eski zakiri benim. Bunu övünmek için söylemiyorum, bilinsin diye istiyorum. Benden daha eski bir zakir yok dergahta, Şeyh Efendi’nin dergahında.

Tire’de zakir vardı: Paşa Bahçe Abdullah Abdurrahman, Çorunlu Hacı Mustafa Efendi’nin zakiriydi. Sivas’ta Hacel Abi vardı, o da Çorunlu Hacı Mustafa Efendi’nin zakiriydi. Türe’de Abdurrahman bıraktı, ondan sonra Hacel Abi de vefat etti. Hacel Abi vefat ettikten sonra dergahın içerisinde en eski zakir ben kaldım.

Dergahın içerisinde ne kadar zakir varsa —neşeyi hariç— hepsi de benim atamamdır. Hepsi de benim zakir ettiğim kimselerdir. Ahmet Duran Abi dahi benden sonra zahirdir. O Şeyh Efendi’nin sağlığında Şeyh Efendi’den ders aldı ama benden sonra intisap etti.

Hacı Bekir Baba’dan Günümüze Silsile

Hacı Bekir Baba icazet bırakmasına rağmen Çorunlu Hacı Mustafa Efendi’ye bağlanan beş kişiymiş. Çorunlu Hacı Mustafa Efendi vefat edince Abdullah Efendi’ye bağlanan çok olmadı. Ben ilk zahirim Şeyh Efendi’nin. Çorunlu Hacı Mustafa Efendi’den kalma, olmayan ilk zahir benim. Zonguldak’ta, İstanbul’da, Kayseri’de, Malatya’da olanlarla da hepsiyle görüştüm.


Zamanın Müceddidi Tartışması

Zamanın müceddidi diye bir şey de yok aslında. Herkes kendi kendine zamanın müceddidi oluşturuyor. Cenab-ı Hak farklı yerlerde, dünyanın farklı coğrafyalarında —ama küçük ama büyük— dinini yenileyen, oradaki bölgede dinin anlaşılmasını ve yaşanmasını sağlayan kimselere vazifeler verir.

Zamanın müceddidi deyip de o zamanın içerisinde diğer alim, ulema, diğer muvahhidleri, hadisçileri veyahut orada Allah adına bir şeyler yapanları hor ve hakir görmek çok uygun bir dil değil. Aynı dönemde Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’ni zamanın müceddidi olarak görürken, aynı dönemde Mısır’da Hasan el-Benna’yı küçültücü bir noktaya koymak doğru değil.

Her Mürid Kendi Şeyhini Kutbul Aktab Görür

Bir mürid mürşidini zamanın kutbul aktabı görür. Bu onun hakkıdır. Ama mürid derse ki “Bir tek benim şeyhim kutbul aktab, başka hiçbir şeyh değil” —sıkıntı var burada. Her mürid kendi şeyhini kutbul aktab görür ve her müridin de kendince kendi şeyhiyle alakalı delili vardır. Onun için doğrudur. Nasıl benim için zamanında Abdullah Efendi Hazretleri kutbul aktabıysa, bir başkası için de kendi şeyhi odur. Onun doğrusu da ona doğru.

Ama bu noktada şatahat yapıp bir başkasının şeyhini küçültmek veya laf söylemek, şatahat edip kendi şeyhini en zirveye koyup başka yok demek veya “mürşid-i kamil gelmeyecek” demek hoş şeyler değil.

Zamanın müceddidi deyince Gazali aklıma gelir. Zamanın müceddidi deyince İbn Hacer aklıma gelir. Fıkıhta, hadiste, kelamda, tefsirde bunları cem etmiş, çığır açmış bir kimse aklıma geliyor.


Kadınların Zaruriyeti: Zaruret Kişiye Göre Değişir

Ahzab 33: “Ey hanımlar, zorlu bir ihtiyacınız olmadığı sürece evden çıkmayın.” Yani kadınlar zaruriyet olursa çıksınlar dışarı. Zaruriyetten ne anlıyorsunuz? Ekmek, süt, açlık, topluk ihtiyacı olduğunda dışarı çıkacak. Bundan beş yüz yıl önce, bin yıl önce zaruriyet buydu. Doğru söylüyorsunuz.

Şimdi bu zaruriyeti bu olarak anlayan bir erkeğe de sormak lazım: Altı yüz yıl önceki zaruriyetlerle mi hayat yaşıyor? Burada kim bin yıl önceki zaruriyetlerle yaşıyor? Adam günde elli adım atıyordu, elli adıma göre bir zaruriyet dairesi oluşturmuş. Şimdi hayat standardımız farklı, zaruriyetimiz de farklı.

Erkekler de zaruriyetinin dışına çıkmasınlar o zaman: işinden evine, evinden işine. Eşlerine haksızlık olmaz mı? Bizim hayatımızda her gün gitmemiz gereken bir yer olduğu için dolaylı olarak eşlerimizin de zaruriyeti artıyor. Zaruriyet kişilerin şahsiyetine göre değişir.


Fişleme Meselesi ve 28 Şubat Tecrübesi

“Hükümet tarikatlara bağlı olanları fişleme yasası çıkaracakmış, bu konuda ne düşünüyorsunuz?” Biz daha önce fişlendik, bizim sıkıntımız yok. Fişlenecek olanlar düşünsün. Yirmi Sekiz Şubat’ta fişlenmeyenler şimdi bunun telaşına düşüyorlar.

Biz fişlendik kardeşler. Karakollarda adımız, resmimiz asılı. Gittiğimiz, geldiğimiz her yer belli. Gelsinler buraya bir kamera koysunlar, hepimiz de kimliğimizi çıkarıp söyleriz. Biz ne gayri İslami ne gayri hukuki bir iş yapıyoruz. Cebimizde bir tane çakı bile yok. İhalelerin peşinde değiliz. O imtihanı atlattık daha önce, Cenab-ı Hakk’a hamdolsun.

Bunlar algı operasyonu hepsi de. Hükümete karşı siyasi olarak cephe açmak isteyenlerin kendi kendine uydurdukları şeyler. Bunları kendileri sokağa çıkmaktan korkan kişiler yapar, sadece provokasyon ederler. İngiliz oyunu bunlar.

Papa’nın Türkiye Ziyareti

Herkes bizi gelir ziyaret eder. Türkiye büyük ülke. Biz Osmanlı’dan kalmayız. Papası da gelir, Putin’i de gelir. Hepsi gelecek Türkiye’nin ayağına. Bunu memleket adına düşünün. Demek ki Türkiye önemli bir ülkedir. Önceden gidip beş kuruş için elli gün kapılarında duruyordu bu memleketin insanı, şimdi geliyorlar.

Bizim topraklarımızda Ortodoks Kilisesi’nin en baş papası var. Biz Hristiyan dünyasının en kalabalık ikinci gücünü topraklarımızda barındırıyoruz. Bak ne güzel, ikisini barıştırdı: Ortodokslarla Katoliklerin arasında barış oldu. Nerede oldu bunun temeli? İstanbul’da. Dünyanın merkezi İstanbul.


Kaynakça

  • Şuara Suresi, 214: “Önce en yakın akrabalarını uyar.” — Hz. Peygamber’in yakın akrabalarına ateşten kurtulma çağrısı. Buhari, Müslim rivayet.
  • İsra Suresi, 26: “Akrabaya, yoksula ve yolcuya haklarını ver. Elindeki malını saçıp savurma.” — İbn Abbas tefsiri: hukukun en gereklisiyle emre başlanması.
  • İsra Suresi, 29: “Eli boynuna bağlanmış gibi cimri olma, onu büsbütün açarak israf etme.” — İbn Abbas: eli büsbütün açanı senden maddi şey bulamayan kınar.
  • Ahzab Suresi, 33: “Ey Peygamber hanımları, evlerinizde oturun.” — Kadınların zaruriyet dairesi meselesi.
  • Yunus Suresi, 62-64: “Bilesiniz ki Allah’ın velilerine korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.” — Velayetin devamı ve el-Veliyy isminin tecellisi.
  • Ebu Hureyre (r.a.) rivayeti: Şuara 214 nazil olunca Hz. Peygamber’in Kureyş kabilelerine seslenişi. Kaynak: Buhari, Kitabu’t-Tefsir; Müslim, Kitabu’l-İman.
  • İmam Azam Ebu Hanife: el-Fıkhu’l-Ekber — Hanefi itikadının ana kaynağı, İmam Maturidi tarafından açılmış, İmanın Eseri ile dizayn edilmiştir.
  • İmam Maturidi: Kitabu’t-Tevhid — Ehl-i Sünnet Maturidi itikadının temel eseri. Kadiriye, Cebriye, Rafızilik ve Haricilik gibi sapık fırkalara karşı konum.
  • Mesnevi-i Şerif, Cilt 1, Beyit 244 şerhi: Mevlana Celaleddin Rumi — “Ölmüş at” ve “kırık ayakla köprü geçme” metaforu: ölmeden önce ölmek ve nefse uymamak.
  • Bediüzzaman Said Nursi: Risale-i Nur Külliyatı — Zamanın müceddidi tartışması bağlamında zikredilen 20. yüzyıl müceddidi.
  • Hasan el-Benna: Müslüman Kardeşler hareketi kurucusu — Aynı dönemde Mısır’da İslami mücadele veren lider olarak anılmıştır.

Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi