Halkın: Halkın İçinde Durmak: İnsanlardan Kaçmamak
Bir kardeşimiz insanlardan sıkılıp uzak kalmak istediğini, içinde bir sıkıntı hissettiğini sormuş. Bu, nefis ve şeytanın insanları birbirinden uzaklaştırma taktiğidir. Kur’an ve sünnet öğretisi kendi kendinize yalnız kalıp toplumdan çekilmeyi öğretmez. İnsanları beğenmemek, kötü görmek, sıkılıp kendi başına hayat kurmaya çalışmak Kur’an ve sünnetin içerisinde olan bir öğreti değildir.
Bazı hadis-i şerifler fitne zamanında dağlara çekilmeyi, çobanlık yapmayı bildirmiştir. Ancak bu, yapabileceği hiçbir şey kalmamış bir kimse içindir. Bir kimse bir kelime bile anlatabiliyorsa, namaz kılabilecek gücü varsa, La ilahe illallah diyecek kadar gücü varsa, bir doğru biliyorsa ve aktarabilecek kapasitesi varsa kenara çekilmesi, İslam dünyasının kalbine vurulmuş bir hançer gibidir.
Bizim yolumuz halkın içerisinde durup, halkın eziyetlerine katlanarak Kur’an ve sünnet dairesinde yaşama ve yaşatma mücadelesi vermektir. Küstüm gittim, darıldım gittim, beni anlamadılar — hepsi heva hevesi ve şeytanın aldatmacısıdır. Şeytan o kimseyi yutmuş, midesinde dolaştırıyor. Hadis-i şerifte sıddıklık tarif edilmiştir: gelmeyene giden, selam vermeyene selam veren, kendisini aç bırakanı doyuran kimse.
Allah’ı Tanıma ve Zan Meselesi
Cennette de Allah’ı kendi zannımızca göreceğimiz söylenmiştir. Kim Allah’ı tanıdığını iddia ederse kendi zannınca tanımıştır. Olduğu gibi tanımak mümkün değildir. Kimisi bir bardak suda boğulup orayı derya zanneder, kimisi Marmara’yı okyanus zanneder. Çocuk okyanusunu görmediyse Marmara kenarında onu okyanus sanır.
Bu, İbrahim aleyhisselamın kıssasına benzer: gece mağaradan çıkıp yıldızları gördüğünde ‘Rabbim budur’ dedi, ay çıkınca ‘Bu olmalı’ dedi, güneş doğunca ‘Bu olsa gerek’ dedi; ama akşam o da batınca ‘Ben batanları sevmem’ deyip hepsinden kurtuldu. Sufilik yolunda da bir kimse bir tecelliyata mazhar olduğunda onu bütünün tamamı sanır, ardından daha büyük bir tecelliyat gelince öncekinin sadece bir parça olduğunu anlar.
Bir kimse bildim diyorsa iki ihtimal vardır: ya sarhoşluktan söylemiştir — gerçek sarhoşluk, Allah demiş, kendinden geçmiş, ayılınca ne dediğini bilmiyordur — ya da kendi kapasitesince bildiğini zannetmektedir. Her iki halde de bütünlüğü içerisinde bilmek kullar için mümkün değildir.
Sufi Bozuntuları
Üç beş kelime öğrenip namazı hafif alan, orucu hafif alan, haram-helal çizgisini hafif alan kimseler sufi bozuntusudur. Başında sarığı, üzerinde cübbesi olsa da İslam’ın olmazsa olmazlarını hafife alıyorsa o kimsenin sufi kıyafetlerinden soyulup gerçek haliyle ortaya çıkarılması gerekir.
Bir kimsenin Kur’an ve sünnet dairesinde şeriatı muhkem ve sağlam olacak, şeriattan sapması olmayacak. Tarikatın kendi içindeki kaideleri sünnet-i Resulullah’tan alınmış olarak o kimsenin üzerinde tesis edilecek. Geri kalan takvası, iç alemi Allah ile kendisinin arasında kalır, bizi ilgilendirmez. Ama şeriatın muhkemliği olmazsa olmaz şarttır.
Af Meselesi: Allah’ın Hukuku ve Kul Hakkı
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem af peygamberidir. Cenab-ı Hak ona ‘Sen af yolunu tut’ diye emretmiştir. Efendimiz kendi nefsine yapılan bütün hata ve kusurları affetmiş ve ashabına da af yolunu tercih ettirmiştir.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Allah’ın hukuku ile kul hakkı farklıdır. Namazın kılınmaması, farzların terk edilmesi Allah’ın hukukudur; bunu affedecek olan yalnızca Allah’tır. Kulların farzları hafife alma, sakıt etme hakkı yoktur. Ama kişinin kendi şahsına yapılmış hata ve kusurları kendisi affedebilir ve bu af müstehab sayılmıştır.
Kadın-Erkek Adabı: Kaç Göç
Dergâha gelen genç kızlarımızın kaç göç yapması eleştirilmiş. Bu eleştiri çok yanlıştır. Kaç göç yapmak Allah’ın emridir. Bir kimsenin Kur’an ve sünnet dairesindeki davranışını küçük görmek, horhakir görmek insanı küfre götürür. O kızlara aferin ki kaç göç yapmışlar, konuşmamışlar.
Erkek dervişler asla bayan kardeşlerle gerekmedikçe haşır neşir olup konuşmak için fırsat kollamayacaklar. Sosyal medyada, Facebook’ta konuşma fırsatı aramak yanlıştır. Bayanlar da erkek dervişlerle samimi olmamaya gayret edecekler. Herkes adabını, erkanını koruyacak, Kur’an ve sünnet dairesinde kalacak.
Hizmet edenler çok dikkatli olacaklar: erkekler bayanların işlerine burunlarını sokmayacak, onlara tepeden konuşmayacak, onları angarya gibi görmeyecek, kendi kafasından sevk ve idare etmeye kalkmayacak. Herkes disiplinini elden bırakmayacak.
Zikrullahın Değeri: Bire Bin Hesabı
Bir kimse burada 3 saat sohbet ve zikirle vakit geçirmiş olsa, 3 saat kendini günahtan korumuş olur. Cenab-ı Hak bire bin verir. 3 saat, 3000 saatlik ibadete bedel olabilir. Keyfiyetini Cenab-ı Hak tayin eder; isterse bire sayısız verir, bire 10 bin verir.
‘Bire bin’ ifadesi, o dönemde Arap dünyasında en yüksek sayının bin olmasından kaynaklanır. Cenab-ı Hak bir kimsenin bir saatlik ibadetine bin saat verse, bu 25’e bölündüğünde 40 güne denk gelir. Adam bir sohbete gelmiş, bir zikrullaha oturmuş; onun bir saatlik ibadeti 40 günlük ibadetine bedel olabilir.
Zikrullaha gelenleri horhakir görmeyin, küçük görmeyin. Haftada bir gelsin, ayda bir gelsin; başım gözüm üstüne. Kim gelirse gelsin, nereden gelirse gelsin, nasıl gelirse gelsin; zikrullah halkasına gelmiş, sohbete gelmiş. Adam sarhoş bile olsa getirin buraya; bir saat otursa 40 gününü kurtaracak.
Kaynakça
- Âyet: “Af yolunu tut” — A’râf Sûresi, 7:199
- Hadis: “Halkın içinde olup eziyetlerine sabreden mümin” — Tirmizî, Kıyâme, 55 (Hadis No: 2507); İbn Mâce, Fiten, 23 (Hadis No: 4032)
- Hadis: “Fitne zamanında dağlara çekilmek” — Buhârî, Îmân, 12 (Hadis No: 19); Müslim, İmâre, 121 (Hadis No: 1888)
- Hadis: Sıddıklık — “Gelmeyene giden, vermeyene veren, kendisini mahrum bırakana ihsan eden” — Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/233
- Hadis: “Sevenin gözü kör, kulağı sağır olur” — Ebû Dâvûd, Edeb, 116 (Hadis No: 5130); Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/194
- Kıssa: İbrahim aleyhisselamın yıldız, ay ve güneşe bakması — En’âm Sûresi, 6:76-79
- Hadis-i Kudsî: “Her sultanın bir sınırı vardır” — Buhârî, Îmân, 39 (Hadis No: 52); Müslim, Müsâkât, 107 (Hadis No: 1599)
- Hadis: Cenab-ı Hak’ın iyilikleri bire bin vermesi — Buhârî, Îmân, 31 (Hadis No: 42); Müslim, Îmân, 204 (Hadis No: 129)
- Âyet: “Kim bir iyilikle gelirse ona on katı verilir” — En’âm Sûresi, 6:160
- Hadis: “Dua edin, duanıza icabet edeyim” — Mü’min (Gâfir) Sûresi, 40:60
Bu sohbet, Mustafa Özbağ Efendi’nin 385. Dergâh Sohbeti’nden derlenmiştir. Sohbetin tamamını yukarıdaki videodan izleyebilirsiniz.
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi