Taklid: Taklid ve Tahkik Meselesi
Sufilerin önemli meselelerinden biri taklid ve tahkik ayrımıdır. Bazı sufiler taklidi terk edip tahkike geçeceğim derken dinin olmazsa olmazlarını terk ederler. Bu, dinin hukukunu bozmak demektir. Taklidi sağlam olanın tahkiki sağlam olur, taklidi çürük olanın tahkiki sağlam olmaz.
Televizyonlarda sufi düşüncesinin felsefesini yapan bazı kimseler taklidi yerden yere vururlar ve önemsemezler. ‘Biz işin hakikatindeyiz, siz zahirindesiniz’ derler. ‘Biz her zaman sevgiliyle muhabbetteyiz, o yüzden bize namaz farz değil’ veya ‘biz o hali geçtik’ gibi sözler söylerler. Bunların hepsi boş laftan ibarettir. Bir ömür boyu sapkınlıkla yaşamaktansa bir ömür boyu taklidde yaşamayı tercih ederiz.
Bizim için zahir de önemlidir. Gönül arzu eder ki zahirde kalmayalım, işin hakikatine doğru yol alalım. Ama zahir de hakikatin içindedir, taklid de hakikatin içindedir. Yol başından sonuna kadar Kur’an ve sünnete uygun olmalıdır: içiyle, dışıyla, zahiriyle, batınıyla, maddesiyle, manasıyla.
Abdülkadir Geylani Hazretleri ve Şeytanın Aldatması
Abdülkadir Geylani Hazretleri dervişleriyle bir Ramazan günü yolda seyahatteyken bir nida duyarlar: ‘Ey Abdülkadir, senden ve dervişlerinden razı oldum. Orucunuzu bozun, size ikram ettim.’ Abdülkadir Geylani Hazretleri ‘Eûzübillahimineşşeytanirracîm Bismillahirrahmanirrahim’ deyip yerden taşı aldı ve o tarafa fırlattı. ‘Gidin, o şeytandır’ dedi. Bazı dervişler ise oruçlarını bozmuşlardı.
Dervişler sordular: ‘Efendim, bunu şeytandan olduğunu nereden anladınız?’ Abdülkadir Geylani Hazretleri cevap verdi: ‘Üç ilimle bildim. İlmel yakîn, aynel yakîn, hakkel yakîn.’ Şeriat ilmiyle bildim ki Cenab-ı Hak bugüne kadar hiçbir peygamberine böyle bir şey vermedi, farz oruçta böyle bir şey olmaz. Tarikat ilmiyle bildim ki şeytan bir yönden hitap etti, Allah’ın hitabı yönden değil, her yerdendir. Hakikat ilmiyle bildim ki o hitap sadece zahir kulağıma geldi, halbuki Allah’ın hitabı bütün vücudu sarar.
Farzdan Hakikate: Üç Merhale
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i kudsîde buyurmuştur: ‘Kulum farzları yerine getirmekle bana en sevimli işi yapar. Nafilelerle de bana yaklaşır. Ben onu severim.’ Bu dört adımlık yol çok açıktır: Farzları yerine getirmek → Nafilelerle Allah’a yaklaşmak → Allah’ı sevmek → Allah da onu sever.
Bu üç merhale farklı isimlerle ifade edilir: Farzları yerine getirmek şeriattır, ilmel yakîndir. Nafilelerle Allah’a yaklaşmak tarikattır, aynel yakîndir. Allah’ı sevmek hakikattir, hakkel yakîndir. Mesaj çok açıktır, kargacık burgacık bir şey yoktur. Din açık ve bellidir. Hz. Peygamber insanların anlayamayacağı dilden konuşmamıştır.
Kırk sabah namazını kılan kimsenin kalbine ilham gelir. Bu sufilere özel bir hal değil, bütün ümmete açık bir mesajdır. ‘Eğer siz de benim gibi olsaydınız meleklerin size kanat açışlarını görürdünüz.’ Dilinize sahip çıksaydınız kabirdeki kimselerin halini görürdünüz. Bunlarda gizli saklı bir şey yoktur.
Salih Rüyalar: Sufinin Korunma Kalkanı
Taklid ehli olan kimse kolayca aldanabilir: birisi gelir ağlatır, paranızı alır gider; birisi din anlatır, sizin emeğinizi alır gider. Bu taklidle alakalıdır. Ama sufinin elinde mana vardır: bir elinde zahir, bir elinde batın. Batın kısmı salih rüyalardır.
Hadis-i şerifte buyurulmuştur: ‘Hayır zamanında ümmetimin mübeşirat kapısı salih rüyalardır.’ Salih insanlar salih rüyalar görürler. Bu rüyalar sufiyi korur, muhafaza eder. Hz. Peygamber, geçmiş veliler, şeyhler, pir efendiler rüyalarda görülerek cemaatin içinden insanlar uyarılır. Bu, o kimsenin iyiliğinden değil; Cenab-ı Hak onun üzerinden doğruyu gösteriyor, birisini sapkınlıktan kurtarıyor.
Ümmetin Malı
Cemaatlerin kurduğu okullar, yurtlar, dershaneler, hastaneler, televizyonlar — bunların hiçbiri cemaatin değildir, hepsi ümmetindir. Ümmetin parasıyla, gözyaşıyla, emeğiyle, zekatlarıyla, fıtralarıyla, sadakalarıyla kurulan her şey ümmete aittir. Köy köy zeytin toplanırdı, salça toplanırdı, zeytinyağı toplanırdı; hep ümmetin himmetiyle.
Ümmete ait olan müesseseler ümmete zarar verecek şekilde kullanılamaz. Karanlık güçlerin eline geçmesi engellenmelidir. CIA’nın, Mossad’ın operasyon alanı haline getirilemez. Ümmetten toplanan paralarla kurulan okullardan ümmete karşı sapkın fikirler dayatılamaz. Ümmet bir şekilde bu müesseselerin gerçek sahiplerine ulaşmasını sağlamalıdır.
Tevazu ve Şeyhlik İddiası
Ben hiçbir zaman şeyhim demedim, demeyeceğim. Şeyh Efendi Hazretleri bana söylemiştir: ‘Sakın oğlum, ben vefat ettikten sonra ben oldum diye çıkma.’ Ben de söz verdim. Herkese istihare yapmasını söyledim, rüyalarında kimi görüyorlarsa ona gitsinler dedim.
Bir gün bir arkadaşlara söyledim: ‘Bugüne kadar size şeyhlik yaptım, ben şeyhim dedim diyen varsa söylesin, yoksa hakkım helal değil.’ Herkes sustu. ‘Bugünden sonra eğer size ben şeyh oldum, kamil oldum dersem, sakalımdan tutup yüzüme tükürün; tükürmezseniz yine hakkım helal değil.’
Hz. Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri gibi son nefesimde dahi ‘kulu oldum, kulu oldum, kulu oldum’ diyerek gözümüzü yummak istiyoruz. Ben kul olmaya çalışan, Hz. Peygamber’in ümmetinden olmaya çalışan bir kimseyim. Şeyh Efendi’nin sözüyle: ‘Ne görüyorsanız oyuz, ne biliyorsanız oyuz.’
Zuhr-ı Ahir Namazı
Zuhr-ı ahir namazı Osmanlı ulemasının verdiği bir fetvayla kılınmaktadır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu namazı kılmamıştır. Bu namaz sadece Anadolu’da, bilhassa İstanbul’da uygulanmıştır; Suriye’de, Irak’ta, Pakistan’da, diğer İslam coğrafyalarında yoktur. Ümmetin toplandığı bir nokta olarak görmemek gerekir.
Osmanlı uleması bu konuda risaleler yazmış, buna karşı risale yazanlar da olmuştur. Devlet erkanında duran ulemanın etkinliği daha fazla olduğundan bu namaz yaygınlaşmıştır. Bir kimse kılmaya devam edebilir, bu konuda bir sıkıntı yoktur. Ancak sünnette olmayan bir namazı kılmak zorunlu değildir.
Kaynakça
- Hadis-i Kudsî: “Kulum farzlarla bana yaklaşır, nafilelerle de yaklaşır” — Buhârî, Rikâk, 38 (Hadis No: 6502)
- Hadis: “Benden gördüğünüz gibi ibadet edin” — Buhârî, Ezân, 18 (Hadis No: 631)
- Hadis: “Kırk sabah namazını cemaatle kılan” — Tirmizî, Salât, 47 (Hadis No: 241)
- Hadis: “Eğer siz de benim gibi olsaydınız melekleri görürdünüz” — Müslim, Zühd, 12 (Hadis No: 2965); Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/470
- Hadis: “Mübeşirat salih rüyalardır” — Buhârî, Ta’bîr, 5 (Hadis No: 6990); Müslim, Salât, 207 (Hadis No: 479)
- Kıssa: Abdülkadir Geylânî ve şeytanın oruç bozdurma girişimi — İbn Receb el-Hanbelî, el-İstihâre; Şa’rânî, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, 1/126-128
- Hadis-i Kudsî: “Her sultanın bir sınırı vardır” — Buhârî, Îmân, 39 (Hadis No: 52); Müslim, Müsâkât, 107 (Hadis No: 1599)
- Âyet: “Rabbimiz, bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan göz aydınlığı nasip et” — Furkân Sûresi, 25:74
- Âyet: “Her nefis ölümü tadacaktır” — Âl-i İmrân Sûresi, 3:185
- Fıkıh: Zuhr-ı ahir namazı — İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, Kitâbü’s-Salât, 1/468-470
- Tasavvuf: Hz. Mevlânâ’nın “Kulu oldum” sözü — Şems-i Tebrîzî, Makâlât; Eflâkî, Menâkıbü’l-Ârifîn, 2/619
Bu sohbet, Mustafa Özbağ Efendi’nin 384. Dergâh Sohbeti’nden derlenmiştir. Sohbetin tamamını yukarıdaki videodan izleyebilirsiniz.
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi