Derviş: Derviş ve Şeyh Profili: Önyargılardan Kurtulmak
Hayatınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı amellerle besleyin. O isterse kışı yaz eder, isterse yazı kış eder. Cenab-ı Hakk her şeye kadirdir. Biz ise bu ilahi hikmeti tefekkür etmekle mükellefiz.
İnsanların kendi kafasında kurguladığı bir derviş profili vardır. Kafamızdaki derviş profili ya okuduğumuz eski kitaplardan ya da gördüğümüz, kendimizce resmettiğimiz bir tahayyülden ibarettir. Eğer bizim kafamızın uydurduğu o profile uyuyorsa onu derviş olarak görürüz; uymuyorsa onun dervişliğini sorgularız. Aynı şekilde şeyhlere de bakış açımız böyledir.
Şeyh adam takım elbise giymez dersiniz mesela. Şeyh adam cübbeyle, sarıkla dolaşır. Şeyh adamın kapısı öyle açık olmaz. Şeyh adamla öyle pahalı küldür herkes istediği gibi konuşamaz. Şeyh adamla konuşurken herkesin belli bir düzende olması gerekir dersiniz. Bunların hepsi bizim kafamızda oturmuş, yerleşmiş profillerdir. O oturmuş yerleşmiş profil uymazsa karşımızdaki kimseye, biz ona deriz ki “ondan şeyh olmaz”, “bundan derviş olmaz”.
Ve bu arada bir hatasını görürüz, o hatasını gördükten sonra direkt imanıyla uğraşırız. “Müslüman böyle olmaz” deriz. Allah muhafaza eylesin. Bunların hepsi insanların kendi kurguladıkları, kendince yaptıkları şeylerdir.
Küpe Meselesi ve Dış Görünüş
Erkeklerin küpe takmasını yasaklayan herhangi bir nas yoktur. Herhangi bir hadis-i şerif yoktur. İmamların bu noktada bir fetvası da yoktur. Sahabenin içinde de küpeli olanlar vardır, bilhassa köleler. Önceden küpe kölelere takılırmış ve köleler küpe takarlarmış ki onların köle oldukları belli olsun.
Bu konunun en meşhur örneği Yavuz Sultan Selim Han Hazretleridir. Yavuz Sultan Selim Han Hazretleri kendince “Ben Allah ve Resulünün kölesiyim” diye küpe takmıştır. Sahabe de “Ben Allah ve Resulünün kölesiyim” diye küpe takıyordu.
Ben genelde derviş kardeşimin kendisi olmasını isterim. O kimse bir başka birisi olmasın. Sarık sarmak istiyorsa sarsın, sünnettir. Hangi renk istiyorsa o renk sarsın. Haydari giymek istiyorsa giysin. Bir erkeğin komple kırmızı giyinmesi yasaklanmıştır, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem tarafından. Ama tek parça kırmızı giymek serbesttir.
Farklılık ayrılık değildir, zenginliktir. Ben zenginlik olarak görüyorum. Asla da şöyle düşünmüyorum: bu arkadaşları belli bir tipe, belli bir şekle, belli bir şemale sokayım. Böyle bir derdimiz olmamalı.
İmtihan Meselesi ve Kur’an-Sünnet Ölçüsü
Bir derviş kardeş başka bir kardeşi kendi nefsiyle imtihan eder diye düşünmek doğru değildir. İmtihan eden Allah’tır. Biz hepimiz Kur’an ve Sünnet’in icma-i ümmet yolundan gitmekle mükellefiz. Hepimiz hata kusur işleyebiliriz.
Cenab-ı Hak buyuruyor ki annelerimiz de, babalarımız da, eşlerimiz de, çocuklarımız da, mallarımız da, canlarımız da, kardeşlerimiz de, etrafımız da her şeyimiz imtihan sebebidir. Bu noktada bize düşen vazife Kur’an ve Sünnet dairesinde kalmaktır.
Bize ölçü Kur’an, Sünnet, icma-i ümmet ve tasavvufi manada eski sufilerin yoludur. Ben Mevleviliğe bakacaksam Hz. Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretlerine bakarım. Sonra onun yolunda yürüyen Mevleviler oluşmuş, kendilerince kurallar manzumesi oluşturmuşlar. Onları reddetmek değil derdim, ama ben birinci derecede işin kaynağına bakarım.
Sohbet Sonrası Adabı ve Hususi Meseleler
Sohbet sonlarında dersten sonra genelde sıralama şöyledir: Birincisi dışarıdan gelenler, Bursa dışı ders hakkında bilgi almak isteyenler gelir. İkincisi dışarıdan gelen zakir kardeşlerin, oradaki sorumlu kardeşlerin, hizmet eden kardeşlerin bir problemi varsa onu halletme. Üçüncüsü gelecek durumla alakalı bir mesele varsa istişare etme. Bunların ardından eğer zaman kalırsa kardeşlerin özel problemleriyle ilgileniyoruz.
Bu işin adabı erkanı budur. Bu yeni de değil, Bursa’da yaklaşık 24 yıldan beri devam ede gelen bir usuldür.
İslam Dünyasının Hâli: Fitne, Bölünmüşlük ve Çıkış Yolu
Suriye Meselesi ve Mehdi Hadisleri
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurmuştur: “Sizlere benden sonra vuku bulacak fitnelerden sakınmanızı tavsiye ederim. Medine’den çıkacak, Mekke’den çıkacak, Yemen’den çıkacak, Şam’dan çıkacak, Şark’tan çıkacak, Garp’tan çıkacak fitneler olacaktır. Bir fitne de Şam’ın merkezinden zuhur edecektir ki işte bu Süfyaninin fitnesidir.”
Suriye’de yaşanan savaşın Mehdi aleyhisselam’ın zuhuruna işaret edip etmediği konusunda hadisler vardır. Ama o savaşın bu savaş mı olup olmayacağını bilmemiz mümkün değildir. Tarih boyunca bu hadisleri yorumlayan insanlar kendi dönemlerine, kendi zaviyelerine bakarak analizler yapmışlardır. Bizim de bu noktadaki analizimiz aynıdır; yanılma payı herkes için vardır.
Ümmetin Bölünmüşlüğü ve İlim-Kılıç Meselesi
İslam dünyası öyle bir noktaya gelmiştir ki değişik devletlere bölünmüş, parçalanmıştır. O devletlerin içindeki Müslümanlar da değişik cemaatlere, tarikatlara, değişik oluşumlara bölünmüş parçalanmıştır. Bu kaostan çıkmanın yolu ancak ilimle ve kılıçla mümkündür. İlim ile kılıç birleştiği an bu kaostan kurtulmak mümkündür; birleşmezse mümkün değildir.
İlim nedir? O insanlara doğruyu anlatmaktır. Kur’an, Sünnet, İcma-i Ümmet’i anlatmaktır. Herhangi bir devletten, herhangi bir güçten, herhangi bir siyasi oluşumdan, kafirlerin tasallutundan uzak; net Kur’an Sünnet’i İcma-i Ümmet’i anlatmaktır. Bir kimseye bu noktada “alim” diyebilmemiz için o kimsenin Kur’an, Sünnet, İcma-i Ümmet çizgisinden hiç sapmaması gerekir.
Demokrasi, İnsan Hakları ve Özgürlük Meselesi
Bazı İslam alimleri demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi kavramları savunuyorlar. Bunu bir siyasetçi söyleyebilir, siyasetçi siyaset yapıyordur. Ama bunu bir din adamı yapamaz. Yapıyorsa o da siyasetçidir. O zaman ona “alimsin, din adamısın” denemez.
Hiçbir Allah adamı siyasetçi değildir. Yapılmaz, mümkün değildir. O çünkü Kur’an ve Sünnet’i tebliğ etmek zorundadır. Kur’an ve Sünnet’i yaşayabildiği yere kadar yaşayacak, yaşayamadığı yeri yaşamak için mücadele edecek ve tebliğ edecektir.
Hz. Ali ve Muaviye Meselesi
Aşere-i Mübeşşere’den geriye üç kişi kalmıştı. Hz. Ali radıyallahu anh Hazretlerine biat ettiler. Onun biatını Muaviye kabul etmedi. Muaviye biat etmeyince kılıç girdi işin içerisine.
Hanefiler şöyle demişlerdir: Bir kimse kılıç zoruyla halifeliği alsa haklıdır. Ama o kimse kılıç zoruyla alamazsa kendisi küfür hükmüne düşer, askerleriyle beraber. Çünkü mevcut halifeye karşı çıktıkları için. Hz. Ali Efendimize ümmet hilafeti vermiş, Muaviye de kalkıp onun hilafetine karşı gelmiştir. Hangi din alimi Muaviye tarafında ölenlere şehit diyebilir?
28 Şubat Darbesi ve Yaşananlar
28 Şubat’ı yaşadık, gördük. Bizim dergaha baskın oldu mu? Oldu. Bizi götürdüler mi? Götürdüler. Şeyh Efendiyi götürdüler mi? Götürdüler. Kardeşlere polis arabası gönderip, polis gönderip onların derslerini iptal ettirdiler mi? Ettirdiler. Onlar da ürktüler, korktular, iptal ettiler.
28 Şubat’ta Selefilerden içeri atılan var mı? Yok. Sorgulanan var mı? Yok. Yere baskın uğrayan var mı? Yok. 28 Şubat’ta bazı kesimlerin evlerine, yurtlarına, okullarına baskın var mı? Yok. Baktığınız zaman 28 Şubat’ta kimlerin ortaklaşa olduğu meydana çıkar.
28 Şubat’ta kale arkasında saklananlardan Allah intikam alıyor şimdi. 28 Şubat’tan beri de bu fakir bağırıyor: “28 Şubat’ta bizi orta yerde bırakanlar, Allah sizden intikamımızı alacak.” 28 Şubat’ta dağılıp tuz gibi dağılanlar, bizi arkamızdan vuranlar, yanımızdan vuranlar… Allah hesabını görecektir.
Ama biz Kur’an ve Sünnet’i tebliğ edeceğiz, yaşamaya da yaşayabildiğimiz yere kadar devam edeceğiz. Uluslararası tezgahlara düşmemeye gayret edeceğiz. Bile bile, göz göre göre birbirimizi satmayacağız.
Edep: Dervişliğin Temeli
Edebin Tarifi
Terbiye, büyüklerle güzel sohbet etmektir. Her şeyin bir hizmetçisi vardır; dinin hizmetçisi de edeptir. Edep, hür olanların süsüdür. Edep; büyüklerle güzel sohbet, onların sözlerini kabul etmek, büyüklerin terbiyesine ve ahlakına uymak, onlara saygı göstermek, yaşıtlara ve arkadaşlara güzel ahlak ile muamele etmektir.
Sufiler edebe çok riayet ederler. Bu noktada edep birinci derecede o kimsenin bile bile haram işlememesidir. Biz hangi halde, hangi noktada olursak olalım göz göre göre bile bile haram işlemiş olmayacağız. Bu ehli şeriatın edebidir.
Edebin Mertebeleri
- Birinci derece: Günah-ı kebirelerden uzak durmak
- İkinci derece: Şüpheli şeylerden kaçınmak
- Üçüncü derece: Üstadının hâliyle hâllenmek, tartışmamak, atışmamak, kavga etmemek
Üstad-Mürid İlişkisinde Edep ve İstişare
Gerçek manada sufi üstadıyla çekişmez. Gerçek manada sufi üstadıyla uyum içerisinde olur. Uyum içerisinde olmak demek ona fikrini söylememek demek değildir. Eğer fikri soruluyorsa fikrini açıklayacaktır. Ama illa ki “benim fikrim olacak” diye çekişmesi söz konusu olmaz.
İstişare etmek Sünnet-i Resulullah’a uymaktır. Cenab-ı Hak Hz. Peygamber’e “Sen istişare et, istişareden sonra da o istişareye tabi ol” diye emretmiştir. O halde istişare etmek ve istişareden çıkan karara tabi olmak herkes için vacip hükmündedir.
Sufinin bu noktadaki edebi üstadının sohbetlerini dinlemek, üstadının çizdiği çizgiden yürümeye çalışmaktır. Herkesin hatası, kusuru, eksiği olabilir. Ama kalbi manada, akli manada o yörüngede devam etmektir.
Dergah Adabı
- Herkes hiyerarşisini tanır ve bilir
- O hiyerarşi içerisinde uyum sağlanır, hizmete dikkat edilir
- Bir yerdeki bir mesele bir başka yere aktarılmaz
- Gıybet edilmez, dedikodu edilmez
- Hikmet gizli tutulur, dağ taşınmaz
Gıybet ve Helallaşme
Bir kimse bir başkasının gıybetini ettiyse, gıybet ettiği kimseyle gidip helallaşacaktır. Hatta gidecek yüzüne diyecek ki: “Hakkını helal et, ben senin için böyle demiştim.”
Ancak bir kimsenin Kur’an ve Sünnet dışına çıkan fiilleri hakkında konuşmak gıybet sayılmaz. Mesela birisi peygamberlik ilan etmişse onun hakkında “Bu sahtekarın tekidir” demek gıybete girmez. Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur: “Benden sonra 33 yalancı peygamber çıkacaktır.” Yine hadis-i şerifte sabittir: “Benden sonra ne bir resul ne bir nebi gelmeyecektir.”
Zühd, Maddi İlimler ve Manevi İlimler
Zühd Nedir?
Zühd, dünya sevgisinden uzaklaşmaktır. Bize dünya sevgisi değil, dünya haram kılındı. Dünya sevgisi hataların başıdır. Dünyayı gönlünden insan nasıl çıkarır? Sevmemekle çıkarır. Hayırlı işleri yapa yapa bu gerçekleşir.
Maddi ve Manevi İlimler Dengesi
Herkes maddi ilimlerle uğraşmış olsa manevi ilimlerle uğraşan kalmaz. Herkes manevi ilimlerle uğraşmış olsa dünyayı mamur edecek insan kalmaz. Birinci derecede insanın sorumlu olduğu şey Allah’ı tanıması ve bilmesidir. Cenab-ı Hak sadece maddi ilimlerle uğraşan kimseleri zem eder.
Bir şehirde hastane yoksa hastane olması farz olur. Öğretmen yoksa öğretmen olması farz olur. İnsanı muhafaza etmek ve korumak farzsa tıp ilmiyle uğraşmak da farz olur. Ama bir kimse tıp ilmiyle uğraşacağım diye Kur’an ve Sünnet’i terk edecek diye bir kaide yoktur. Her insan kendi ihtisasında yükselebildiği yere kadar yükselecek, ama aynı zamanda Kur’an ve Sünnet dairesinde yaşama ve yaşatma mücadelesi de verecektir.
Kaynakça
Hadis-i Şerif Kaynakları
- Hz. Peygamber’in fitne hadisi (Medine, Mekke, Yemen, Şam fitneleri): Sahih-i Muslim, Kitabu’l-Fiten ve Eşrati’s-Sa’a
- “Benden sonra 33 yalancı peygamber çıkacaktır”: Ebu Davud, Sünen, Kitabu’l-Fiten; Tirmizi, Sünen, Kitabu’l-Fiten
- “Benden sonra ne resul ne nebi gelmeyecektir”: Sahih-i Buhari, Kitabu’l-Menakıb; Sahih-i Muslim, Kitabu’l-Fedail
- “İstişare ediniz” emri: Al-i İmran Suresi, 3/159 — “…İş hakkında onlarla istişare et…”
- Mehdi’nin adı ve nesebi hadisi: Ebu Davud, Sünen, Kitabu’l-Mehdi, Hadis No: 4282; Tirmizi, Sünen, Kitabu’l-Fiten
- Habeşliler hadisi (“Habeşiler sizi bıraktıkça siz de onları bırakınız”): Ebu Davud, Sünen, Kitabu’l-Melahim; Ahmed b. Hanbel, Müsned
Ayet-i Kerime Kaynakları
- İstişare emri: Al-i İmran Suresi, 3/159
- İmtihan ayeti (mal, evlat, eş): Tegabun Suresi, 64/15 — “Mallarınız ve evlatlarınız ancak bir imtihandır”
- Fitne ve imtihan: Ankebut Suresi, 29/2-3
Tarihi Kaynaklar ve Referanslar
- Yavuz Sultan Selim’in küpe takması: Osmanlı tarih kaynakları, saray gelenekleri
- Hz. Ali-Muaviye hilafet meselesi ve Sıffin Savaşı: İbn Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye; Taberi, Tarih-i Taberi
- Hanefi fıkhında kılıç zoruyla hilafet meselesi: el-Hidaye, Burhaneddin el-Merginani; Şerhu’l-Akaid, Sadeddin et-Teftazani
- 28 Şubat süreci (1997): Türkiye Cumhuriyeti yakın tarih kaynakları
- Osmanlı son dönemi dergah-vakıf ilişkileri: Osmanlı vakıf arşivleri, tekke ve zaviye tarihçesi
Tasavvufi Kaynaklar
- Edebin tarifi ve mertebeleri: Kuşeyri, er-Risale (Edep bahsi)
- Sufilerin edep anlayışı: Hucviri, Keşfu’l-Mahcub; Sühreverdi, Avarifu’l-Mearif
- Zühd ve dünya sevgisi: İmam Gazali, İhyau Ulumi’d-Din, Kitabu’z-Zühd
- Üstad-mürid ilişkisinde edep: Sühreverdi, Avarifu’l-Mearif, Adabu’l-Müridin bahsi
Bu sohbette derviş ve şeyh profillerindeki önyargılar, İslam dünyasının bölünmüşlüğü, ilim ve kılıç meselesi, 28 Şubat tecrübesi, edep ve dergah adabı, gıybet-helallaşma ve zühd konuları ele alınmıştır. Cenab-ı Hak cümlemizi edep dairesinde eylesin. Amin.
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi