Rüya: Salih Rüya ve Hal Görmek: Allah’ın Lütfudur
Rüya da hal de Allah’ın kendi elinde olan bir şeydir; insanın kendi iradesiyle elde edebileceği bir şey değildir. Bütün insanlar salih rüya görmek isterler; ancak bu Allah’ın lütfu, ikramı ve ihsanıdır. Kul rüya görmek veya hal görmek için mücâhede etmez; insanın vazifesi iyi bir kul olmak için uğraş göstermektir.
Bir kimse Kur’an ve Sünnet dairesinde kalarak haramlardan uzak durur, farzları yerine getirir, nafillerle Allah’a yaklaşır. Bunu yaparken de Allah için yapar; rüya görmek, hal görmek, kabir haline vakıf olmak veya cennete vasıl olmak için değil.
Yukarı Mezopotamya Sufi Anlayışı: Allah Sevgisi İçin İbadet
Yukarı Mezopotamya sufi anlayışında cennet sevgisiyle veya cehennem korkusuyla ibadet etmek yoktur. Hz. İsa aleyhisselam üç grup insana rastlamıştır: Birinci gruba ‘ne için ibadet ediyorsunuz?’ demiş, ‘cehennemden kurtulmak için’ demişler; ‘aradığım sizler değilsiniz’ demiş. İkinci gruba sormuş, ‘cennete vasıl olmak için’ demişler; ‘sizler de değilsiniz’ demiş. Üçüncü grup ‘O’nu sevdiğimiz için’ deyince ‘aradığım sizlersiniz’ deyip onlarla oturmuştur. Bu, din anlayışının ve yaşayışının zirve noktalarından birisidir.
İmam-ı Rabbanî ve Allah’ın Sıfatları Meselesi
İmam-ı Rabbanî hazretleri 5. cilt 31. mektubunda buyurmuştur: ‘Allah-u Teâlâ’nın mahlûk sıfatları yoktur ki mahlûklarda görünebilsin. Mekânı, yeri olmayan bir yerde yerleşmez. Mahlûklara hiç benzemeyeni mahlûkların dışında aramak lazımdır.’ Âfâkta ve enfüste, yani insanın dışında ve kendisinde görülen her şey O değildir; onun alametleridir.
Allah-u Teâlâ hiçbir şeye benzemez. Ancak hiçbir şey yoktur ki O’nun sıfatları onun üzerinde tecelli etmemiş olsun. Bir kimse Allah’ı bir şeye benzese küfre düşer; ama bir küçük yapraktan Allah’ı bulabilir. Cenab-ı Hak Kur’an’ında yarattıklarının üzerinde tefekkür ettirerek yaratılandan yaratana doğru bir yolculuğa çıkarır bizi. Bu mesele yalnızca tasavvufî değil; İmam Azam’ın Fıkh-ı Ekber’inden de, Gazâlî’nin İhyâ’sından da, herhangi bir akaid kitabından da bulunabilir.
Evlenme Adabı ve Görüşme Hakkı
Evlenecek olan kız ve erkeğin üç sefer karşılıklı oturup konuşma hakları vardır. Din bu hakkı vermiştir; anneler ve babalar çocuklarını bu haktan mahrum etmemelidir. Üç sefer oturup konuşacaklar; evlenmeye karar verdilerse Allah yollarını açık etsin. Geri kalanı nefistir, şeytandır, haramdır.
Hz. Ali radıyallahu anh hazretlerine sorulmuştur: Bir kadının cinsel ilişkiye girmede en az süresi ne kadardır? Dört gündür. Bir kadının dört günde bir cinsel ilişkiye girme hakkı vardır ve bu hak erkeğin yerine getirmesi gereken bir vazifedir. Bu hakkı yerine getiremeyen erkek hanımına ‘benden boşanabilirsin’ demelidir. Bu meselenin arkasında pek çok psikolojik problem ve ailelerin dağılması yatmaktadır.
Ameller Niyetlere Göredir
Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuştur ki: ‘Ameller ancak niyetlere göredir ve herkesin eline geçecek olan ancak niyet ettiğidir.’ Bir kimsenin niyetine göre amellerinin karşılığını alır. Dışarıdan iyi gibi görünse de kişinin niyeti iyilik değilse mükâfat yoktur. Allah bizi iyi niyetlerle mücehhez eylesin.
Müridin Şeyhine Edep ve Adabı
Müridin adabından biri, şeyhinin işaret ettiği şeyi, sebebini bilsin bilmesin, derhal kabul etmesidir. Ebu Hafs’a ‘bu hallere ne ile ulaştın?’ diye sorulduğunda cevap vermiştir: ‘Şeyhlerimin bana işaret ettikleri şeyi tereddütsüz ve kalbime hiçbir karşılık gelmeden kabul etmekle.’
Ancak bu teslimiyetin Kur’an ve Sünnet dairesinde olması şarttır. Kur’an ve Sünnet dairesine uymayan bir hali sufi reddetmese dahi yapmama özgürlüğüne sahiptir. Bazı eski sufi kitaplarında ‘sana sünnete ters gibi gelse de üstadına uy’ gibi ifadeler bulunabilir; bu bizim yolumuz ve bizim için geçerli bir şey değildir.
Üstadçılık Eleştirisi
Türkiye’de cesaretle konuşulamayan bir mesele vardır: Üstadçılık. Üstadlar istiyorlar ki müritler üstadlarının sünnete uyup uymadığına bakmaksızın onlara tabi olsunlar. Her şey üstadın üzerine kurulsun, üstadın eksik ve noksanlıklarını yutturmaya çalışıyorlar. Son iki yüz yıldaki tasavvuf sıkıntılarının sebebi, sufi hayatın içindeki üstadların, halifelerin ve nakiplerin kendilerine ölçü noktasında Kur’an ve Sünnet’i, imamların içtihadını ve ilk sufilerin yolunu esas almamalarıdır.
Sohbetlerde sünnet-i seniyyeye aykırı bir şey söyleniyorsa, derviş tatlı bir şekilde nasihat etme hakkına sahiptir. Bu, gıybet edip dervişler arasında fesat çıkarmaktan çok daha ehvendir. Gelin üstadın yüzüne söyleyin; bu dervişlerin arasında laf dolaştırıp fitneye fesada mahal vermekten daha kardeşane ve daha namusanedir.
Seyahat ve Hicret: Sufinin Olmazsa Olmazı
Seyahat etmeyen, hicret etmeyen sufinin seyrüsülûkü olmaz. O yola çıkacak, aç kalacak, açıkta kalacak, yorulacak, uykusuz kalacak, kimseden istemeyecek, kimseye el açmayacak. Hiç bozulmamış, oturmuş, hiçbir şey görmemiş, hiçbir şey yaşamamış, hiç yol yürümemiş, hiç kimseyle tanışmamış, hicret etmemiş bir kimsenin kemâlâtı olmaz.
Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinde hicret var, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali radıyallahu anhum hazerâtında hicret var. Müslümanlar hicretle tanışmalı, bir beldeden bir beldeye Allah için seyahate çıkmalı, zikre ve sohbete gitmeli. Sakın gidilen yerden yemek, su, yatacak yer istemeyin; hicretiniz Allah için olsun.
Beşeriyetten Eksiltmek: Suyun Üzerinde Yürümekten Evlâdır
Züccâcî hazretleri buyurmuştur: ‘Beşeriyetimin bir zerre eksilmesi, benim için su üstünde yürümekten daha iyidir.’ Beşeriyetten eksiltmek; az yemek, az uyumak, az konuşmak, az giymek, tüketimin azını tercih etmektir.
Bir kimsenin gece namazı kılması suyun üzerinde yürümesinden evlâdır. Oruçta hemhâl olması kabir haline vakıf olmaktan evlâdır. Allah’ı zikretmesi semâlarla tur atmasından evlâdır. Kerametlerden uzak durmak, kerameti istememek ve bu manada sünnet-i Resulullah’a tabi olarak istikamet istemek bizim yolumuzdur.
Yolun Delilleri: Manevi Haller ve Keramet
Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine sahâbeler sordular: ‘Ahiretteki müjdeyi anlıyoruz, peki dünyadaki müjde nedir?’ Buyurdu ki: ‘O velinin gördüğü rüyalarla, o velinin göründüğü rüyalardır.’ Bu müjdeden uzak durmak yoktur; bu müjdeyle müjdelenen kardeşler olacaktır.
Nasıl Hz. Ömer radıyallahu anh ‘Ya Sâriye, cebele!’ diye nida ettiyse ve savaş meydanındaki askerlerini gözünün önüne getirdiyse, nasıl Ebu Hüreyre radıyallahu anh cinni taifesini gördüyse, nasıl sahâbe içerisinde melekûtla irtibata geçen, meleklerle konuşan kimseler varsa; bir mürşid-i kâmilin dergâhında bunlar yaşanacaktır. Bu, yolun delilidir.
Ancak gözünüzü keramete, hâle ve rüyaya dikmeyin; gözünüzü kulluğa dikin. Kerameti istememek, istikamet istemek bizim yolumuzdur. Kerameti inkâr etmiyoruz; sadece gözünüzü oraya dikmeyin, kulluğa dikin diyoruz.
Kaynakça
- Kur’an-ı Kerim, Şûrâ Suresi (42), Ayet 11 — ‘O’nun benzeri hiçbir şey yoktur; O işitendir, görendir’
- Kur’an-ı Kerim, Meryem Suresi (19), Ayet 71 — ‘Sizden hiçbiriniz müstesna olmamak üzere muhakkak cehenneme uğrayacaktır’
- Kur’an-ı Kerim, Âl-i İmrân Suresi (3), Ayet 190-191 — Göklerin ve yerin yaratılışında tefekkür ayetleri
- Sahih-i Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, Hadis No: 1 — ‘Ameller ancak niyetlere göredir’
- Sahih-i Buhârî, Ta’bîrü’r-Rü’yâ, Hadis No: 6990 — Salih rüya nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür
- Sahih-i Buhârî, Cenâiz, Hadis No: 1361 — Hz. Peygamber’in iki kabir sahibinin azabını görmesi hadisi
- Sahih-i Müslim, Zikir ve Dua, Hadis No: 2732 — Allah bir kulunu sevdiğinde gök halkına nida etmesi
- Mektûbât-ı Rabbânî, İmam-ı Rabbânî, 5. Cilt, 31. Mektup — Allah’ın mahlûk sıfatları yoktur, mekândan münezzehtir
- Fıkh-ı Ekber, İmam-ı Azam Ebu Hanife — Allah’ın sıfatları ve tenzih akidesi
- İhyâu Ulûmi’d-Dîn, İmam Gazâlî — Tevhid, tenzih ve tefekkür bahisleri
- er-Risâle, İmam Kuşeyrî — Ebu Hafs: şeyhin işaretini tereddütsüz kabul etmek
- er-Risâle, İmam Kuşeyrî — Züccâcî: ‘Beşeriyetten bir zerre eksilmesi su üstünde yürümekten iyidir’
- Tabakâtü’s-Sûfiyye, Sülemî — Sufi adabı, beşeriyetten eksiltme ve hicret meselesi
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi