Takvanın: İslam’da Spor ve Fıtrata Uygunluk
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ok atmış, kılıç kuşanmış, at binmiş, koşmuş, yüzmüştür. Ok atmak ve kılıç askeri bir sanat ve spor olarak görülür. Koşmayı ve yüzmeyi yapabilirler. Bunun dışındaki spor dallarıyla alakalı sünnet bağlamında bilinen başka bir şey yoktur.
Vücut geliştirme biraz fıtrata aykırı görülür. Ama basket, voleybol gibi sporlar, güreş gibi sporlar fıtrata aykırı değildir. Genç sahabelerden birisi Hz. Peygamber’e gelip ‘Ben güreşeyim’ demiş, güreşip rakibini yenmiş, böylece savaşçıların içine alınmıştır. Hz. Peygamber güreşe karşı çıkmamıştır. Fıtrata müdahale olmayan, fıtrata aykırı olmayan bütün sporlar yapılabilir.
Dergahta Bayan Kardeşlere Müdahale Meselesi
Erkek derviş kardeşlerin bayan kardeşlerin faaliyetlerine müdahale etmesi dergah adabına uygun değildir. Bayan kardeşlere hiçbir erkek kardeşin müdahale etme hakkı yoktur. Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi’nin zamanından itibaren öğrendiğimiz edep budur: Şeyh Efendi bayanlara hiç kimseyi karıştırmazdı.
Bayanlarla alakalı bir şey olacaksa oradaki bayan sorumlu vardır. Çok acil ve sıkıntılı bir şeyse ancak o bayan sorumluya mesele arz edilir, söylenir. Ama normalde bayan sorumlusu yoksa, acil bir şey değilse müdahale söz konusu olmaz. Her programda bir yetkili erkek arkadaş vardır, bir şey söylenecekse o söyleyecektir. Hiyerarşiye ve edebe uyulacak.
İnternet üzerinden veya sosyal paylaşım sitelerinden de kimse kimseye dergah adına müdahale etmesin. Karşınızdaki kimsenin kimliğini bilmiyorsunuz, kim olduğunu bilmiyorsunuz.
Sosyal Medyada Sahte Hesaplar
On bir-on iki tane Mustafa Özbağ sayfası var internette. Benim sayfam yok Facebook’ta. Benden izin alarak benim adıma sayfa açan bir tek Fatih Mercan’ın sayfası vardır. Başka kimseyi tanımıyorum. Ama insanlar o sahte sayfalara gidip kendi mahrem meselelerini anlatıyorlar, karşısındaki kimseyi Mustafa Özbağ zannederek. E-posta adreslerim sadece iki tanedir. Dikkatli olunuz.
Allah’ı Tanımak ve Bilmek Yolu
İnsanın bu dünyadaki amacı Allah’ı tanımak ve bilmektir. Allah’ı tanımak sıfatlarıyla tanımaktır, ama o sıfatlarıyla tanınmanın yolunun başlangıcı insanın kendisini tanımasıdır. İnsanın kendini tanıması mümkün değilse Allah’ı tanıması ve bilmesi de mümkün değildir. Bu sufilerin adabındandır, velilerin edeplerinden ve adablarındandır.
Büyük Yunus der ki: ‘İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır.’ Bir kimsenin nefsini bilebilmesi için zahiri ve batıni takvaya sahip olması gerekir. Zahiri ve batıni takvaya sahip olabilmesi için Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin edebiyle edeplenmesi gerekir.
Bu bir yoldur, bir güzergahtır: İman etmek, İslam’ın şartlarını yerine getirmek, Kur’an ve sünnet dairesinde durmak, Hz. Peygamber’in zahiri ve batıni sünnetlerine tabi olmak, takva noktasında durmak, ince edep noktasına ulaşmak. O zaman o kimsenin nefsini bilme yolu açılmaya başlar. Bu silsile devam etmiyorsa o kimsenin kendini bilmesi mümkün değildir.
Takvanın Zahiri ve Batıni Boyutu
Takvanın iki boyutu vardır: zahiri ve batıni. Zahir takva, o kimsenin zahiren Kur’an ve sünnete tam teslim olması, haramları işlememesi, şüphelilerden dahi uzak durmasıdır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri takvayı ‘şüphelilerden uzak durmak’ olarak nitelendirmiştir. (Buhari, İman, 39; Müslim, Müsakat, 107)
Hz. Ebu Bekir Efendimize bir hurma getirirler, bismillah der, hurmayı yer. Sonra birisi gelip o hurmanın nereden geldiğini söyler; dilenci kadının hurmasıymış. Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh kolunu sıvar, elini midesine götürür, hurmayı kusarak çıkarır. Bu takvanın zahir noktasıdır. (İbn Sa’d, et-Tabakatu’l-Kübra, 3/173)
Takvanın batıni noktası ise Hz. Peygamber’e takva sorulduğunda iki göğsünün arasını işaret edip ‘Takva buradadır’ buyurmasıdır. (Müslim, Birr, 32) Bu, o kimsenin günah-ı kebairleri, yanlışlıkları, eksiklikleri kalbinden söküp atması ve kalbinde sadece Allah sevgisinin kalıp Allah zikrinin yerleşmesidir. Kalbinde her daim Allah korkusu, Allah’tan ümit besleme, muhabbetullah ve Allah’ın zikri bulunmasıdır.
Müslüman Kadının Gayrimüslim Erkekle Evlenmesi
Mümin bir kadının İsevi veya Musevi bir adamla nikahlanması caiz değildir. Onların nikahları fasittir, geçerli değildir. Bütün İslam ulemasının ittifak ettiği bir mesele vardır ki o da Muhammedi bir kadının başka bir dinden, inanıştan veya dinsiz hiçbir kimseyle evlenmesinin caiz olmamasıdır. (İbn Kudame, el-Muğni, 7/129; Merginani, el-Hidaye, Nikah Bahsi)
Böyle bir nikahın caiz olmadığını bile bile onların nikah törenlerine gitmek, düğünlerine gitmek de caiz değildir. Bunu yumuşatmaya çalışanlar ham kafalılardır. Bir şey haramsa haramdır.
Haram İşlenen Yerlere Gitmek
Haram işlenen bir yere elini kolunu sallayarak gidersen sen de haram işlemiş gibi günah-ı kebaire girersin. Oraya gidebilmen için ya alim hükmünde olacaksın: gidecek, nasihat edecek, onları haramdan kurtaracaksın. Ya amir hükmünde olacaksın: emredecek, yasaklayacaksın. Ya hakim hükmünde olacaksın: hükmedeceksin. Bu üç sıfattan biriyle sıfatlanmadıysan haram işlenen bir yere bile bile gitmek günah-ı kebaire işarettir.
Mecbur kalınan yerlere giderken — çarşıya, bankaya, maliyeye — Allah’ı zikrederek gidin. Hadis-i şerifte buyurulmuştur: ‘Çarşıya girerken la ilahe illallah diyerek girin.’ (Tirmizi, Deavat, 36; İbn Mace, Ticaret, 40) Girişiniz ibadet olsun, etrafınızdaki insanlara tevhid nurunu saçın.
Mü’minlerin Birbirini Sevmesi
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: ‘Birbirinizi sevmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinize selam vermedikçe sevemezsiniz.’ (Müslim, İman, 93) O zaman Müslümanların birbirini sevmesi imandandır. Mü’min mü’mini sever, mü’min mü’mini sever.
Mü’min, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin edebiyle edeplenen, onun takvasına ulaşmaya çalışan insandır. Herkes kendinden olanı sever: cömert cömerti sever, aşık aşığı sever, mü’min de mü’mini sever. Birbirinize selam verin, bütün mü’minler birbirinize selam verin.
Ama herkes şikayetçi: ‘Beni kimse sevmiyor, kimse selam vermiyor, kimse yardım etmiyor.’ Sen ne kadar sevebildin? Sen ne kadar yardıma koşabildin? Sen ne kadar muhabbetle davranabildin? Kendini öyle bir zirveye koyuyorsun ki herkes seni sevecek — ama hiç düşünmüyorsun: ‘Ben ne yapabilirdim ki yapmadım?’
Kaynakça
- Kur’an-ı Kerim, Maide Suresi, 5/2 — ‘Allah’tan korkun (takva). Muhakkak ki Allah, cezası çetin olandır.’
- Buhari, İman, 39; Müslim, Müsakat, 107 — ‘Helal bellidir, haram bellidir, ikisinin arasında şüpheli şeyler vardır.’
- Müslim, Birr, 32 — ‘Takva buradadır’ hadisi (göğsünü işaret ederek)
- Müslim, İman, 93 — ‘Birbirinizi sevmedikçe cennete giremezsiniz, selam vermedikçe sevemezsiniz.’
- Tirmizi, Deavat, 36; İbn Mace, Ticaret, 40 — Çarşıya girerken la ilahe illallah okuma hadisi
- İbn Sa’d, et-Tabakatu’l-Kübra, 3/173 — Hz. Ebu Bekir’in hurma kusması kıssası
- İbn Kudame, el-Muğni, 7/129 — Müslüman kadının gayrimüslim erkekle evlenmesinin haram olması
- Merginani, el-Hidaye, Nikah Bahsi — Müslüman kadının nikah hükümleri
- Yunus Emre — ‘İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir.’
- Hz. Peygamber (s.a.v.) — Ok atma, kılıç kuşanma, at binme, koşma, yüzme sünnetleri (Müslim, İmare, 167)
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi