Vefa: Vefa: Tasavvufun Olmazsa Olmazı
Tasavvufun olmazsa olmazlarından birisi vefadır. Vefa, bir kimsenin akidesini düzelterek içini ve dışını Kur’an ve Sünnet’e uydurmasıdır. Allah’a vefa, Kur’an’a sıkı sıkıya yapışmak ve Allah’ın emirlerini yerine getirmektir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerine vefa, Sünnet-i Resulullah’a sıkı sıkıya yapışıp içini ve dışını sünnete uydurmaktır. Mürşid-i kâmillere vefa ise yapılan nezri yerine getirmektir.
İnsanların arkadaşlarına, eşlerine vefası vardır. Koca hanımına, hanım kocasına vefalı davranır; hastalıkta ve iyilikte, darlıkta ve bollukta birbirine destek olur. Asıl vefa ise Allah’adır. Ruhlar yaratıldığında ‘Evet, Sen bizim Rabbimizsin’ dediğimiz söze vefa göstermeliyiz. Darlıkta da bollukta da Allah’ın ipine sıkı sıkıya sarılmalıyız.
Yanlışlıklara Sahip Olmak Vefa Değildir
Vefa, insanların eksiklerinin ve yanlışlıklarının arkasında durmak değildir. Bir arkadaşın içki içiyorsa, kumar oynuyorsa, onun yanlışlığının arkasında durmak vefa değildir. Kardeşinin başkalarına haksızlık yapmasına ses çıkarmamak vefa değildir. Vefa, onu doğru noktaya çekmek, yüzüne oturup edep dairesinde doğruyu söylemektir.
Vefa namkörlük de değildir. Beraber ekmek yediğin, su içtiğin, yol gittiğin kimseye namkörlük yapmak vefasızlıktır. Şeyhinin dahi bir yanlışlığı varsa, eğilip kulağına ‘bunda bir eksiklik var’ diyebilmektir gerçek vefa. Arkadan vurmak, gıybet etmek vefa değildir.
Tefekkür: Kalbin Lambasını Yakmak
Tasavvufun olmazsa olmazlarından bir diğeri de tefekkürdür. Tefekkür, oturup şeyhini düşünmek değildir. Başkalarının ayıplarını düşünmek de değildir. Tefekkür, ilk olarak Allah’ın sıfatlarının tecelliyatını seyretmek de değildir. Dervişin ilk tefekkürü, kendi eksik ve noksanlıklarını tefekkür etmektir.
Kalbinize bakın: Hırs mı var, dünya sevgisi mi var, fitne mi var, makam sevgisi mi var, para sevgisi mi var? Tefekkür, kalpte yanan bir lamba gibidir. Kalbiniz karanlık bir odadır; o lambayı yakmadan içeri girenin çıkanı göremezsiniz. Tefekkür düğmesine basıp o lambayı yakarsınız ve kalbinize gireni tespit edersiniz: Dünya sevgisi mi girdi? Dur, girme. Makam sevgisi mi? Burası senin yerin değil.
Kendi kalbindeki marazları ve eksiklikleri tamir edemeyen bir kimsenin Allah’ın sıfatlarının yeryüzündeki tecelliyatını tespit etmesi mümkün değildir. Eğer tefekkür lambası yanmıyorsa, kalbine gelen nuru da tespit edemez o kimse. Şeytanın askeri mi girdi, nefsin askeri mi, yoksa merhamet mi geldi, bunu tespit edemezsiniz. Tefekkür lambası yanmayan oturur kendi kendine hayal görür, o hayalini hakikat zanneder.
Allah’a Allah Olduğu İçin İman Etmek
İnsanlar iman ederken herkes kendi dairesinde Allah’a iman eder. Papaz da kendi anlayışına göre, putperest de kendi tanrı tasavvuruna göre iman eder. Müslümanlar arasında bile herkesin ayrı bir Allah inancı vardır. Ama doğrusu şudur: Allah’a Allah olduğu için iman ederiz. Sıkıntıdan kurtulmak için değil, müşkilatı halletmek için değil; Allah olduğu için.
Eğer Allah’a Allah olduğu için iman etmezsek imanımız kemale ermez. Allah bizi sıkıntıdan sıkıntıya, hastalıktan hastalığa, beladan musibete koyabilir; kader başımıza ne getirirse getirsin imanımız sarsılmamalıdır. Allah bizi darlıktan kurtarsın diye değil, ebediyen darlıkta tutsa dahi O Allah’tır, biz O’na iman ederiz. Bela ve müsibetlerin en çoğu peygamberlere, sonra velilere, sonra velilerin etrafındakilere gelir.
Hz. Muhammed’in Nuru ve Bütün İnsanların Yaratılışı
Allah, Muhammed-i Mustafa’nın nurunu bütün ruhların üzerine sermiştir. Hiçbir ruh ‘bana o nur isabet etmedi’ diyemez. Bütün insanlar o nurdan pay almıştır. Hadis-i şerifte buyurulur ki: ‘Bütün insanlar mümin doğar, ama anne ve babaları onları kendi dinleri üzere büyütür.’ O nur bazılarının üzerinde tutunmuş, bazılarından kaygan zeminde kayan su gibi düşmüştür; bunda Allah’ın hiçbir suçu yoktur.
Muhammed-i Mustafa âlemlere rahmettir. Kafirler dahi ruhlar âlemindeki ‘Bela’ — ‘Evet, Sen bizim Rabbimizsin’ ikrarını Muhammed Mustafa’nın nuru sayesinde vermişlerdir. O nur olmasa yaratılmazlardı bile. Muhammed-i Mustafa’nın çamuru Beytullah’ın bulunduğu bölgeden alınmıştır; Beytullah’ın kutsiyeti de buradan gelir.
Kaza Orucu ve Kefaret Meseleleri
Kaza oruçlarını tutarken pazartesi-perşembe günleri tutanlar kaza orucuna niyet edeceklerdir: ‘Niyet ettim en son tutamadığım Ramazan orucunun kazasını tutmaya.’ Küçükken veya akıl bâliğ olmadan kasıtlı olarak oruç bozanlar vicdan muhasebesi yapmalıdır. Akıl bâliğ olmayan kimseye altmış bir gün kefaret gerekmez; ama vicdanen rahat olmak isteyen tutabilir.
Bir Ramazan içinde kasıtlı olarak beş gün oruç bozan kişiye ayrı ayrı beş kere altmış bir gün kefaret gerekir mi? Bu konuda farklı görüşler vardır. Bir görüşe göre ömürde bir kere altmış bir gün kefaret tutmak yeterlidir. Kefaret orucu kesintisiz tutulmalıdır.
Kıyamet Tahmini ve Mücadele Zorunluluğu
Bir kimse ayetlerden, hadislerden ve geçmiş âlimlerin eserlerinden yola çıkarak kıyametin tarihini tahmin etmek için çalışabilir; bu ilim kapısıdır, hava tahmini gibidir. Ama ‘kıyamet şu tarihte, şu gün kopacak’ diye kesin hüküm vermek doğru değildir. Kıyametin konuşulması güzeldir; insanların ahireti hatırlamasına vesile olur.
Ancak ‘Mehdi çıkacak’ diye evlenmeyi, askere gitmeyi, çalışmayı bırakanlar var. Mehdi’nin çıkışına en fazla inanan kişi bile işini terk etmemelidir. Yarın Mehdi çıkacak diyenler bugün var güçleriyle ahiret için çalışmalıdır. Oturup beklemek Mehdi’ye iman değil, tembellik ve kaçmaktır. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ‘Din Allah’ın oluncaya kadar savaşmakla emrolundum’ buyurmuştur.
Cemaatler Arası Barış
Türkiye’de cemaatler arasında çatışma çıkarmak isteyenler var. Bazı cemaatlerin başındaki kişiler kasıtlı veya kasıtsız yanlışlıklar yapıyor; herkes o yanlışlıklara saldırıyor. Bu tehlikeli bir noktadır. Biz cemaatlerin eksik ve kusurlarıyla uğraşacak durumda değiliz. Önce kendi eksiklerimize bakarız, sonra dinden habersiz insanları Kur’an ve Sünnet çizgisine getirmeye çalışırız. Hangi tarikata mensup olursa olsun, Kur’an ve Sünnet’i yaşamaya çalışan herkese Allah rahmet etsin.
Kaynakça ve Referanslar
Hadis-i Şerif Kaynakları
- “Bütün insanlar fıtrat üzere (mümin olarak) doğar” hadisi — Buhârî, Sahîh, Kitâbü’l-Cenâiz, No: 1385; Müslim, Sahîh, Kitâbü’l-Kader, No: 2658
- “Belaların en şiddetlisi peygamberlere, sonra velilere gelir” hadisi — Tirmizî, Sünen, Kitâbü’z-Zühd, No: 2398; İbn Mâce, Sünen, Kitâbü’l-Fiten, No: 4023
- “Vicdanına danış” hadisi — Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV/228; Dârimî, Sünen, Kitâbü’l-Büyû’
- “Din Allah’ın oluncaya kadar savaşmakla emrolundum” — Buhârî, Sahîh, Kitâbü’l-Îmân, No: 25; Müslim, Sahîh, Kitâbü’l-Îmân, No: 22
- Habeşistan’a hicret emri — İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, I/321-334
Kur’ân-ı Kerîm Referansları
- Ruhlar âleminde ‘Bela’ ahdi: el-A’râf 7/172 — “Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Evet, şahit olduk dediler”
- Allah’a ibadet ve yardım dileme: el-Fâtiha 1/5 — “Ancak Sana ibadet eder, ancak Senden yardım dileriz”
- Allah’ın ipine sarılmak: Âl-i İmrân 3/103 — “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın”
- Muhammed alemlere rahmet: el-Enbiyâ 21/107 — “Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik”
Tasavvuf ve Tarih Kaynakları
- Vefa kavramı — Tasavvuf literatüründe ahde vefa, sûfîlerin temel ahlaki erdemlerinden biri olarak el-Kuşeyrî’nin er-Risâle’sinde ve Hücvîrî’nin Keşfü’l-Mahcûb’unda ele alınmıştır
- Tefekkür ve kalbin muhasebesi — İmam Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Kitâbü’l-Murâkabe ve’l-Muhâsebe bölümü
- Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri — İstanbul surları önünde şehit düşen sahabi, İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, III/484-486
- Kefaret orucu hükümleri — el-Merğînânî, el-Hidâye, Kitâbü’s-Savm; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, Savm bölümü
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi