Q&A: Dönem Dönem Yapılan Aşılar — Dünya Sağlık Örgütü Eleştirisi ve Aile Karârı
Âmîn. Müvekkilleere dönem dönem yapılan ve farklı isimler adı altında üretilen aşıların yapılmasını tavsiye eder misiniz? Dünya Sağlık Örgütü’nden gelen hiçbir şeyi tavsiye etmiyorum karar ailelere. örnekliyorum Dünya Sağlık Örgütü 40 yıl önce bir yerde bir aşılama yapmış, bir şey yapmış. Veyahut da o yapmış olduğu işlemlerden 40 yıl sonra bir sürü şey çıkarmışlar. Dünya Sağlık Örgütü dediğimiz sağlıksız örgüt ne yazık ki dünyanın sağlıkla alakalı yararına çalışmaları olduğunu inanmıyorum. Bayramda çalıştığım için gelemedim bayramınız mübarek olsun. Bir şey gelmiş geçmiş hiçbir zaman geçmiş olan bir şeyin tebri olmaz. Evet sorun soracaksınız. Efendim Hazret-i Hüseyin Efendimiz ile Yezid arasındaki meselede Hazret-i Ali Efendimiz ile Muaviye arasındaki meselede son dönemde şöyle yayınlar yapılmaya başlandı.
Hadis Hakkında
Hazret-i Ali Efendimizin de hatalarının olduğu bu meselede Hazret-i Hüseyin Efendimizin şehit edilmesinde Hazret-i Hüseyin Efendimizin de hatalarının olduğu gibi bazı böyle eleştiriler son dönemde şu olmaya başladı. Ben bunu sormak istiyorum. Bu bir projemi ümmetin içerisindeki ehlibeyt sevgisini zedelemeye yönelik bir algımı bir de ümmet Muhammed’in içerisindeki bu ehlibeyt sevgisi zedelenirse ümmet Muhammed’e ne gibi bir zarar olabilir bu konuda bilgi verir misiniz? Size iki şey bıraktım. Sımsık yapışırsanız sapıtmazsınız. Delalete düşmezsiniz. Kurtuluşa erersiniz. Bu birincisi Allâh’ın kitabı Kur’ân. Kur’ân ikincisi ehlibeytimin yoludur. Şimdi bu biraz Hazret-i Hüseyin Efendimizin de hataları vardı.
Dedem hatta daha ilerisine söylüyorlar. O da, onun hataları vardı derken şunu da ilave ediyorlar. Mevcut sisteme karşı geldi. mevcut sisteme karşı gelmek demek bayi statüsünde demek. Bayi olunca o kimse aslında küfrüne fetva veriyor. Orada saklı gizli olan örtükleri şey bu. Bir kimseye sen bayi dersen bayinin öldürülmesi hak oluyor. Bayinin öldürülmesi hak olunca nereden onun bayiliği hak oldu? Küfre düştü. O yüzden öldürüldü. Aslında onu küfürle suçluyor. Ama küfürle suçlamış olsa oyun tezgah meydana çıkacak. Oyun tezgah meydana çıkmasın diye haktanmış gibi görünüp onun da hataları kusurları vardı. o Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye aykırı olan devlet başkanını seçimine itiraz etmeyecekti. ilk atanmış devlet başkanı Muaviyenin oğlu Yezid’dir.
Şimdi o Yezid’in torunları Ümeyye oğullarının devamı. Yezid’in torunları. Şimdi diyorlar ki Hazret-i Hüseyin Efendimiz de hatalıydı. Bir kısmı da Hazret-i Hasan Efendimiz’e düşman oluyor. Neden sen devlet başkanlığını Muaviyyeye bıraktın diye. Onlar da ayrı bir fraksiyon oluşturuyor. Şimdi bunun her iki tarafta hatalı. Hazret-i Hüseyin Efendimiz’e devlet başkanlığını bıraktı deyip de eleştiren Şia da hatalı. Mesela Şia Hazret-i Hasan Efendimiz’i çok dile getirmez. Bunu buradan eleştirir. Hatta Şia’nın bir kısmı Hazret-i Hasan Efendimiz’in de küfrüne fetva verir buradan. Şimdi öbür taraftan Ümeyye oğullarının devamı niteliğindeki kimseler de diyorlar ki Hazret-i Hüseyin Efendimiz de hata yaptı. neden hata yaptı? devlet başkanına başkaldırmayacaktı.
Devlet başkanına mevcut sisteme başkaldırdı. Mevcut sisteme başkaldırarak ne yaptı? Bağıyı statüsüne düştü. Bağıyı olunca da onun öldürülmesi hak oldu. Çünkü küfür ehli oldu. Aslında onlar bunu söylüyorlar ama böyle demiyorlar. Bunu derken mesela diyorlar ki Hazret-i Hüseyin Efendimiz hata yaptı. Buradaki şey şu, ümmetin içerisinde hem Sünni kesimin içerisinde hem de Şii kesimin içerisinde bir Hazret-i Hüseyin sevgisi var. Ehlibeyt sevgisi var. Buradan ehlibeyt muhakkak hataları vardır. Biz kalkıp da onları peygamber statüsünde veyahut da hatasız statüsünde görmemiz mümkün değil. Ama velâkin biz onları normalde ben kendi nefsim için olarak söyleyeyim. Ben bir hatalarını görmedim. Gören varsa kendi kendine şurada hata yapmış desinler.
Ben bir hatalı olarak görmedim. Bak hatasız demiyorum. Ben hatalı olarak görmedim. Birisi de gördüyse de bana söylemiş olsa ben de ona gerekli olan cevabı verebilecek kadar özgüvenim var bu konuda. Şimdi ilmim de var kendime yetecek kadar. Şimdi böyle olunca Hazret-i Hüseyin Efendimiz’in üzerinden aslında tırnak içerisinde Selef’i, vahâbi kesimin kesim şöyle diyor. başınızda bir devlet başkanı var. Kim? Suğut ailesi. Başınızda bir devlet başkanı var. Kim? Mısır’da Sisi. Siz ola ki bunlara karşı başkaldırırsanız bayi statüsünde olursunuz. O yüzden siz de onları biat edeceksiniz. O dairede duracaksınız. O dairenin dışına çıkmayacaksınız. Gelmek istedikleri nokta bu. O yüzden normalde şimdi bir Suğut ailesine karşı eleştirmen, Suğut ailesini laf söylemen, Suğut ailesine karşı herhangi bir harekette bulunman bayi statüsüne seni getirir ve öldürülmen hak olur.
Nitekim adamı Türkiye’de öldürdüler. Öldürdüler adamın kemikleri bile çıkmadı. Kemikleri bile yok adamın. Öldürdüler, tandırda yaktılar adamı. Tandırda. onların o böyle kuzu yedikleri tandırlar var ya, tandırın içerisinde yaktılar adamı. Küle çevirdiler. Efendim bu eleştiri yapanların şöyle bir cümlesi var. İslam’da saltanatın muaviye’nin gezide işaret etmesiyle değil de Hazret-i Ali efendimizin Hazret-i Hasan efendimizin işaret etmesiyle başladığına dair de bir eleştirileri var. Niye söyleyecekler? Tabi normalde hırsız minareyi çalacak, kılavunu hazırlayacak. Onu yapacak. E bunun normalde, bunun acı taraf şu. Ümmet-i Muhammed ve mesela Ehli Beyti sevenler veyahut da o yolda yürüdüklerine dair konuşanlar bunlara cevap vermiyorlar.
Korkuyorlar. âlim-ulemâ kesimi de korkuyor. Mesela onun normal vatandaşlar bilmez. Mesela Suud her sene belli oranda mesela ilayet fakültelerinden profesörleri, doçentleri hacca götürür. Düh önceden şimdi ne yapıyor bilmiyorum. Devam ediyor mu etmiyor mu? Örneğin Diyanet belli bir kesim bu profesör, hoca kesimini onlar da ücretsiz hacca götürür. onların ücretlerini bazen Suud önceden ÖDÖ’yordu. uçak biletini oradaki otel masraflarını bütün Diyanet’in şeyini Suud’un haç bakanlığının misafiri olarak gidiyorlar onlar.
Hac Bakanlığı’nın Misâfir Yapma Tatbîki ve İngiliz Sömürgesinin İslâm Coğrafyasına Etkisi
Haç bakanlığının misafiri olarak gidince de onlar normalde Suud ailesine ve Suud’un sistemine düzenine bir laf söylemiyorlar. bunları böyle konuşmak istemem. Ben mesela 3-4 yıl kırmızı çizgiydim. Bana vize vermiyordu Suud. İstanbul’da vize almak için uğraşıyorlardı. Dönüyordu benim vize. Ben kimseye de bir şey demiyordum, seslenmiyordum. Onlar normalde iyi çalışırlar. Allâh affetsin vize benim bu problemi şey bizim Sayit. İlk defa Sayit’le mi gittik biz kasap olarak Hatice? Sayit’le gittik değil mi? Sayit mi ayarladıydı? Yakup mu ayarladıydı? Yakup ayarladı. Ben Yakup’a hiçbir şey demedim pasaportu verdim ben Yakup’a. Ben dönecek mi, dönmeyecek mi bilmiyorum tabii. İşçi vizesi olarak dönmedi.
Ben tabi onlara da bir şey demedim. Çıktı çıkınca dedim tamam buradan kırmızı çizgi herhalde kalktı dedik mesela. Ondan sonra Ömre’ye gideceğimiz zaman yine ben tereddütlüydüm. O kırmızı çizgi çıkar önüme gibisinden. Ne? Çıkmadı. Bir türlü normalde önceden vize vermiyorlardı ben böyle suhutları eleştiriyorum diye. Şimdi o normal, o vahabi sistemi bizim içimize de el atmış vaziyette. Bu son senelerde artık o böyle Türkiye’de ritmik olarak vahabiliğe karşı bir karşı duruş olmaya başladı. Bu tabi Selefi çizgi, hususi uluslararası düzlemde İngilizlerin kurdukulladıkları, İngilizlerin kurduğu bir sistem. daiş nasıl Amerikalıların kurduğu bir sistemse bu Selefiliği de İngilizler kurdu. Selefilerin içerisinden çıkarıyorlar daişi zaten. bunun fikir babası Selefiler.
Selefi dediğim bugünkü kendilerinin ne o Selefi yeni Selefi dedikleri vahabi Selefi çizgisi olan. Yoksa İmâm Â’zam da Selefi, İmam Malik de Selefi, İmam Hanbel de Selefi, bunlar da Selefi. Ama normalde bu yeni vahabi Selefi çizgisi o eski Selefi İmamların çizgisinin dışında. Bunların Suud beslemesi dolayısıyla İngiliz beslemesi. İngilizlerin kurduğu bir sistem. O Selefilerin içinden çıkıyor zaten daişçiler. Daiş de siyayeye kurduğu bir sistem. Daha daişin ilk başlangıcındaki sohbetlerimi dinlerseniz daha başında da dedim ki Mossad siyaye yapımı bir örgüt dedim ben. Ta en başından beri. Herkes onu İslami cihatçı olarak gördü. Dedim yanılıyorsunuz. Orta Doğu’da hiçbir zaman İslami cihatçı bir örgüt olmaz.
Hiçbir zaman olmaz. Bakın hiçbir zaman olmaz. Bugün için de olmaz. Yarın için de olmaz. Bu hepsi de İngiliz siyaye Mossad üçlüsünün hatta zaman zaman buna Almanlar girer işin içerisinde. Fransızlar girer. Zaman zaman kurulmuş tezgahın içerisinde Ruslar girer. Ruslar da o tezgahtan paylarını alırlar. Mesela daişin içinde Rusçu bir kanat vardır. Daişin içerisinde Fransız kanadı vardır. Daişin içerisinde Alman kanadı vardır. Daişin içerisinde Mossad’ın direk elemanları vardır. Daişin içerisinde zaten siyaye kurmuştur. Parasını, pulunu, silahını siyaye verir. Hiç. Saklı gizli değil bunlar. Sonra daişe yol verir. Sonra daişle mücadele ediyoruz diye oradan PKK, YPG ismine bir sürü harfler koyun. Onları organize eder.
Onları birbirine kırdırır. Nasıl olsa kendinden bir şey kırılmıyor. Ona da silah verir. Ona da silah verir. Sonra der ki daişten kurtulmak için YPG, PKK’yı desteklemeniz lazım. YPG, PKK’yı silahlandırır. YPG, PKK öyle daişle falan mücadele etmez. Onlar da Mehmetçik’le Türk askeriyle ve yerleşik olan Arap oradaki, bakın yerleşik olan Arap sünnilerle, yerleşik oradaki Kürt sünnilerle mücadele eder onlarda. onlar da yerleşik oradaki Arap ve Kürt aşiretlerle, sünnilerle yalnız. Arapların oradaki bir Şia olanları vardır. Kürtlerin Şia olanları vardır. Kürtlerin içerisinde Ezyidiler vardır. Arapların içerisinde Ezyidiler vardır. Kürtlerin içerisinde Ermeniler vardır. Ermeni olduklarını söylemezler.
Bu Ermeni olan Kürtlerden Kürdüm deyip de Ermeni olan, Aleviyim deyip de Ermeni olan Türklerin de Anadolu’da da insanlar vardır. Doğu’da, Güneydoğu’da da bunlar vardır. Bunlar kendilerine Ermeniyim demezler. Bunlar kendilerine Aleviyiz derler, Kürdüz derler. Çok iyi Kürtçe konuşurlar ama kendi aralarında da normalde Ermenice konuşurlar. Bunlar da normalde Anadolu’nun içerisinde vardır. Mesela sünni bir Kürt, açık açık konuşayım, sünni bir Kürt kalkıp da Türkiye silah çekmez. Mehmetçe silah çekmez. Sünni bir Kürt. Ama Alevi değil, Ermeni bir Kürt. Onun aslında Ermeni kökeni. Onun önünde bir perde var, Kürt perdesi var. Bir Ermeni, evet Mehmetçiye de, Türklere de, ondan sonra polise de silah çeker.
Bu konuda yapması ne gerekiyorsa yapar. O aslında Kürt değildir. Şimdi kendini gizlemek için Kürt olarak konuşur. Ama Kürt değildir. Mesela neydi İYİ Parti’nin başındaki Meral’di değil mi? Mesela Meral Maral’dır. Nerede bakın İYİ Parti’nin başında ama aslında o Diyarbakır’da yaşayan bir Ermeni ailenin kızıdır. Bunu bir oradaki Kürt açıkladı bunu sürgün gitmiştir bunlar. Orada çünkü Osmanlı’nın içerisinde karışıklık yapmışlardır. Mesela içerideki şimdi o gezi olaylarından ceza alan neydi o? Dışarı çıkarmak için uğraşıyorlar. Kavala’da onun teyzesinin oğludur. Bakın Kavala’da onun teyzesinin oğludur. Onların kökenleri Diyarbakır Ermenisidir. Harbi Ermenidir onlar. Bakın Harbi Ermeni olan nerede?
İYİ Parti’nin başında Milliyetçi Parti’nin başında. Beni konuşturacağınız şimdi bu mevzuları açıyorsunuz. Bir Ermeni de neredeydi önceden? MHP’nin başındaydı. Kıbrıs doğumlu gibi görünür, Kıbrıs doğumlu değildir. Kıbrıslı bir aile evlatlık almıştır onu. O nerededir? O da Milliyetçi Parti’nin başındadır. Ya bu ülkenin başına gelen hiçbir ülkenin başına gelmezdi. Zaten bu başka bir ülkenin başına gelmiş olsaydı ülkenin başına gelmezdi. Şimdi normalde bunların, Selefi Vahabilileri İngilizler kurduğu gibi, örnekleyeceğim bunları şimdi, Dayiş’i de CIA İngiliz, Mossad beraber kurarlar, Türkiye’deki Alevi Teşkilatlanması da, Türkiye’deki Alevi Teşkilatlanması ve Alevi ismi İngilizlere aittir. Osmanlının son 200 yılına kadar Alevi yoktur.
Türkmenler vardır Osmanlı’da. Bakın Osmanlı’da Türkmenler vardır. Kimisi Bektasî’dir, kimisi Bayramî’dir ama bunlar Türkmen’dir. Bunlar kendilerini Alevi olarak nitelendiriyorlar. Namaz, abdest, oruç bu noktada gider ve Osmanlının son döneminde dersim, isyanıyla alakalı meselede de, bakın dersim, isyan ile alakalı meselede de, İngilizler de bir şey yaparlar. İngilizler de bir şey yaparlar. İngilizler de bir şey yaparlar. İngilizler de bir şey yaparlar. Bakın dersim, isyanı meselesinde de Ermeniler başroldedir. Ermeniler başroldedir ama kendilerini Ermeni olarak göstermezler. Birer Kürt milliyetçisi gibi gösterirler. Bu daire tartışma konusudur. Bu daire tartışma konusudur.
Neo-Sömürgecilik (Devlet Tartışması) — İngilizlerin Kurduğu Düzenin Modern Etkisi
Sonuç itibariyle bu İngilizlerin kurmuş olduğu neo-Selefiler normalde farklı bir şekilde İslam dünyasının içerisinde yayılırlar ve İslam dünyasının içerisinde herkesin küfrüne fetva vererekten fitneye ve kargaşaya kucak açarlar. Sonuç itibariyle İslam dünyasının içerisinde birçok bu konuda örgütlenme, tarikat, cemaat her şeyi bulabilirsiniz. Allâh razı olsun. Ben bangır bangır bağırıyordum İngilizlerin kurduğu tarikatlar var, şeyhler var diye kızıyorlardı bana. Ne kızıyorsunuz kardeşim? Var işte. Tarikatlar kapatılsın, hepsi de kapatılsın. Buyurun kapatın. Mason tarikatlarını kapatın, Yahudi tarikatlarını kapatın, Alevi tarikatlarını da kapatın. Kapatın hadi. Hadi kapatın. Nerede ne tarikat varsa kapatın.
Hadi gidin cemevlerini kapatın hadi. Hadi gidin İngilizlerin kurmuş olduğu Türkiye’deki bir kısım kendilerini nakşibendi olarak nitelendiren tarikatları da kapatın hadi. Hadi gelin araştırın nereden gelmişler, kim şeyhleri kim, şeyhlerinin şeyhi kim. Bunun araştırın. Devletin elinde bu dekumanlar kesin var. Devletin elinde bu dekumanlar olmamış olsa ve devletin üzerinden hükümetler bu dekumanlara, bu dekumanlara ulaşmamış olsalar, bunları kullanamazlar. Bunları kullanıyorlar. Gelin bakayım geliyorlar onlara. Sıralanın bakayım sıralanıyorlar. Melemen bardağı gibi sıralanıyorlar. Kafalarında sarıklar üzerinde cübbeler. Cübbeler diyorlar ki şu partiyi desteklediğinizi açıklayın. Açıklıyorlar. Ne zaman?
İngiltere’de kraliçe ile görüşmeler tıkanıyor. Görüşmeler tıkandıktan sonra bir daha görüşmeler başlıyor. Artık ne taviz verildiyse veya ne alındıysa anlaşma sağlanıyor. Anlaşma sağlanır sağlanmaz. Yarım saat bile geçmiyor. Türkiye’deki Nakşibendîler toplanıyorlar. Bakın tırnak içerisinde bu sufilik yolunda asla olmaması gereken bir şeydir bu. Sufiliğin adabında, erkanında devlet erkanına yaltaklanmak, hükümet erkanına yaltaklanmak yoktur. Gerçek bir âlim de devlet erkanına yaltaklanmaz. İmam-ı Azam’ın yolu budur, ulema olarak. Öbür türlü sufilerin de yolu budur. Gerçek sufiler devlet erkanına yaltaklanmazlar. Çünkü devlet erkanına yaltaklanan âlim veyahut da şeh, âlimliğini ve şehliğini devlet erkanının kapısında bırakır.
Mümkün değildir o. Sonuç itibariyle İngilizlerin kurduğu bu dergahlar, bu tarikatlar, bu cemaatler günü geldiğinde, lazım olduğunda kullanılır. Bakın günü geldiğinde, lazım olduğunda kullanılır. O yüzden muhakkak devlet bunları araştırmıştır, bakmıştır, etmiştir. Mustafa Özbağı iki gördüğü rüyayla veya iki araştırmayla bunlara ulaşabiliyorsa, onlar daha fazla ulaşabilirler her şeye. Bu kadar. Ümmet-i Muhammed’in başına çorap örüyorlar. Ne o demek? Yeni demek. Yeni selefilikle daha başka örgütler var Pakistan’da, Afganistan’da, ondan sonra İran’da, Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de, Fas’ta, Tunus’ta, Cezaer’de kullanılmaya müsait. Kullanılmaya müsait. İslami olarak adı tarikat, cemaat ne derseniz deyin, bunlar var.
Efendim, geçenlerde bir televizyon programında adamın biri alaycı bir üslubla Abdülkadir Geylânî Hazretlerinin yanındaki bir hizmetlisinin öldüğünü daha sonra Azrail çağırarak gel bakalım buraya. Sen bunun canını almadan önce bana sordun mu tabirini böyle alaycı bir dille anlattın. Aynı muhabbet okuldaki öğretmen arkadaşlarla geçtiğinde dönüp dediler ki böyle bir şey olabilir mi? Ben bilmiyorum dedim ama efendim birinci sorum böyle bir durum. Ben de bilmiyorum. İkincisi efendim içimden dedim ki eğer Mevzu Bayıs Abdülkadir Geylânî Hazretleri ise dedim Allâh peşin olmaz diyemem düşüncesi yanlış mıdır? Evliyanın kerameti haktır. Bunu konuda bir evliyanın üzerinden bir keramet zuhur etmiştir. O yüzden biz evliyanın kerametini kabul ederiz.
Ama böyle bir bu keramet zaten olan bir şey değildir. Olan bir şey olmadığından dolayı keramettir zaten. Biz onu normalde keramet olarak kabul ederiz. Ama bu olmuş mudur olmamış mıdır? Bu normalde olmamış olsa dahi biz kendi nefsimde bir kerameti reddetmem. O kapıyı aralamam. Bu evliyanın derecesine göre kerametlerinin de derecesi vardır. O yüzden biz de böyle bir şey yapalım. Bu da bir şey olmamış. Evliyanın derecesine göre kerametlerinin de derecesi vardır. O yüzden normalde benim okumamam o meseleyi okumamam olmadığını göstermez. Ben genelde mesela avarif-ül ma’rifte böyle şeyler çoktur. Anlatılan kısalar öyle söyleyeyim. Menkıbeler çoktur avarif-ül ma’rifte. Ama avarif-ül ma’rif vardı bende daha önce.
Şimdi duruyor mu durmuyor mu bilmiyorum o kitap ama ben çok okumayı tercih etmedim. onları reddettimden dolayı değil. ben bir evliyanın kerametini anlatıncaya kadar Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin mucizesini anlatmayı yeğlerim. Bir keramete anlatıncaya kadar ben Kur’ân ve Sünnet’e anlatmayı yeğlerim. Bir keramete anlatıncaya kadar ben bir fıkhi meseleyi anlatmayı yeğlerim. Ben o yüzden keramet anlatmaktansa en büyük mucize Kur’andır. Onun en büyük mucizesi ondan sonra Sünnet-i Seniyye’dir. O yüzden bir kimsenin Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye anlatması binlerce keramet anlatmasından daha evladır. Çünkü bir Sünnet-i Seniyye’yi öğretmek binlerce kerameti öğretmekten daha fazla faziletlidir.
Bir Âyet-i Kerîme’yi anlatmak, onun insanlara öğretmek binlerce hadîs öğretmekten daha evladır. O yüzden burada söz konusu olan sıralama Kur’ân, Sünnet imamların iştahadıdır. İlk sufilerin sufilik adabı, erkanı ölçüsüdür. O yüzden o insanlar, buradaki kardeşler önemli olan dinlerini birinci derecede Kur’ân, Sünnet bağlamında, imamların iştahadı bağlamında dinlerini öğrenmesidir. Yoksa otururuz, Abdullah Efendi Hazretlerinin kerametlerini anlatırız. Otururuz Çorunmacı Mustafa Efendi Hazretlerinin kerametlerini anlatırız. Lafı geldiğinde, sırası geldiğinde bunlar da anlatılır mı? Anlatılır. Ama ölçü olarak birinci derecede bunlar değildir anlatılacak olan şeyler. Otururuz Abdülkadir Geylân Hazretlerinin de kerametini anlatırız.
Eyvallâh. geliyor ya bir kadıncağızın birisi, oğlu orada medresedeymiş. Ondan sonra illa ki görüşmek istiyor Geylân Hazretleri ile. O da meşhurdur şeyden Abdülkadir Geylân Hazretlerinin sohbetlerinin sonunda var bu şey orada. Okudum kendim. o da tavuk yiyor. Çatır çutur. Diyor ki bizim çocuk aç kalıyor, sen burada tavuk yiyorsun diyor. Bu Allâh’tan revâ mı diyor, hiç seslenmiyor. Kemikleri topluyor, kün tübi iznillah diyor kemiklere. Kün tübi iznillah diyor, tavuk kıt yürüyüp gidiyor. Diyor ki senin oğlun da bu hale gelince o da tavuk yer diyor. Şimdi evet bunu okudum deseler ki bu var mı? Ben derim ki bu hak.
Hak Kabûl ve Delîl Getirme — Mü’minin Bilimsel Tartışmalardaki Tavrı
Ama onun delilini de getiririm derim ki onun da delili var, konuşulanın da delili var ama insanlar din bilmiyor. Mesela bunun delili ne? İsa Aleyhisselâm normalde ölüyü bu manada diriltir miydi? Evet, havaresi de yaptı mı? Evet. İbrahim Aleyhisselâm kün tübi iznillah dedi, kuşlar canlandı mı? Evet. Benim velilerim, beni İsrail Peygamberinin üstündedir. Bir Hadîs-i Şerîf de gaza üstündedir, olanı kendisine ölçalır. Ama Hadîs-i Şerîf var, beni İsrail Peygamberlerin mesabesindedir. Öyle olunca o velinin kerameti hak olur mu? Evet. Ölçü. Hadîs-i Şerîf. Geylânî Hazretleri sen nasıl bunun canını benden habersiz aldın dediğinde? Havariler geliyorlar da, havarilerden birisinin üzerine katil damgası vuruyorlar, onun katilini hükmediyorlar.
Ne yapıyor baş havari? Alıyor Antakya Padişahını yanına, öldürülen kimsenin yanına gidiyor. Öldürülen kimsenin, ölenin kimsenin başına gidiyorlar. Yanlarında kimler de var? Yanlarında hakimler, savcılar bugünkü noktada. Bir de kim var? Bir de Antakya Kralı var. Gidiyorlar ölünün yanına, ölüye soruyor o baş havari. Senin gerçek katilin kim diyor? Senin gerçek katilin kim deyince, ölü diyor ki beni filanca öldürdü, şöyle öldürdü, böyle öldürdü. Bir çağ da şuraya koydu diyor, ölü. Bu şimdi havarinin üzerinden tecelleden bir şey. O baş havari gidiyor, o daha tam yetişmemiş olan, toy olan, toy olan, daha tam kemale ermemiş olan havari, ölümden kurtarıyor. Bu sefer de o Antakya Kralı Hristiyanlığı kabul etmiş oluyor.
Yoksa pagan o kimse, dinsiz. Böylece o havari oradan kurtarıyor mu? Kurtarıyor. Havari ölüyü konuşturuyorsa, bu normalde yeni akit dediğimiz İngilde geçer. O zaman havarinin biz o ölüyünü konuşturduğuna inanırsak, o zaman bir Allâh dostu veli de bir ölüyü konuşturur, bu ölüyle de konuşur. O zaman biz bu noktada onun keramet olduğunu kabul ederiz. Kerameti reddetmekte küfür olur zaten. Bir keramet, kerameti reddetmek küfürdür. Ha şunu diyebilir bir kimse, Yusuf’tan keramet çıkmazsa, eyvallâh Yusuf’tan keramet bekleme sen, örnekliyorum onu. Bu senin hakkın. Ama böyle keramet yoktur dediğinde küfre düşmüş olur. Allâh muhâfaza eylesin. Allâh razı olsun efendim. Efendim, Hasbel Beşer, İmam Hatip Bey’le ya Kasili Biro olarak, yapmış bir olarak bu soruyu sormak istiyorum.
O yıllarda hadisede bakış açısı olarak iki önemli kıstas gösteriliyorlar. Bir, akılla akla vurun. Bu noktada da izinizle âyet-i kerimedeki Efe la tefekkerun, efe la te akılun, efe la tedeberun, akletmez misiniz, fikretmez misiniz, bunu örnek veriyorlardı. İkincisi de gelecekle alakalı hiçbir hadîs-i şerîfe, la ya’lemu’l-gaybe illallah, gayballah’tan başlı bilemez kayrısı gereğince inanmayınız. İki önemli kıstas vardı. Biz de Allâh affetsin bunlara inanıyorduk. Hamdolsun sizinle tanışmak nasip oldu. Sufice bakışı nedir efendim bir hadîs-i şerîfe temel nokta olarak? Eyvallâh. Teşekkürler. Şimdi ben yolun başındayken Allâh affetsin hadislere ehemmiyet verirdim. Ben böyle bir şeyde âyet-i kerimeye bir makkarkan bir fıkhi meseleye bakarken böyle hadîs şerifler ne demiş?
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ne demiş? O zaman da böyle bir kendi kendime demek ki bana bir kibir gelmiş. bu sahihdi, bu değildi, bu mevzuydu. Ondan sonra bu haberi vahitti değildi, bu mütevatirdi, değildi. Bu normalde benim dervişliğimin ilk yıllarıydı. Fakat şunu sezinledim. Sonra tabii o dervişliğimin ilk yıllarında benim ağır tartışmalarım var. Ağır tartışmalarım melamilerle, ağır tartışmalarım açık açık konuşayım artık bunları menzil nakşibendileriyle, ağır tartışmalarım Bediüzzaman’ın izindeyiz diyen bu yeni Asyacılarla, ağır tartışmalarımız o zaman yeni yeni selefiler var. Selefilerle, ağır tartışmalarımız milli görüşçülerle onlarla böyle çarşıya her şeye karşı gibiyim ben.
Bir de tabiri caizse herkes beni yenmeye çalışıyor. ben yenileceğim yenilince de sufilik yolundan geri döneceğim ve beni kim yendiyse ben onların peşine takılacağım. bir de böyle bir durum var. Bu sefer ben bunları analiz ederken kendimce baktım ki çok büyük bir tehlike var. Bu tehlike Hadîs-i Şerîflerin üzerindeki şek ve şüphe üzerine. her hadîs sahih değildir veya bak böyle sahih olmayan hadisler de var veya hatta bu hadîs sahih mi filan böyle bir tehlikeyi sezinleyince dedim ki burada büyük bir tehlike var, büyük bir oyun var. iki tane kitap okumayan bir kimse Hadîs-i Şerîflerin sahih olmadığını iddia ediyor. Ve bu biraz daha böyle bir iki çok özür dilerim imam hatiplerde, ilahiyatçılarda bu daha fazla. böyle bir alim tavırlarla, alim tavırlarla bu halde Müslüm’de, Termiz’de, Ebu Davut’da, İbn-i Maced’de işte imam Nevevi’de bir yerde bir hadîs söylediğinde topyekun ayağa kalkıyorlar.
Bu hadîs sahih değil diye. Bu tip hastalıklar ben tespit etmeye başladım. Mesela yeni Asyacılarda kurtuluşa erenler bir tek yeni Asyacılar. Başka kurtuluşa eren yok. Bediüzzamanın peşinden gittin, gittin, gitmedin, kurtuluşa ermedin. Ve Bediüzzamanın eserlerinden başka bir şey okumana gerek yok. Hastalık bunlar. Mesela aynı hastalık, örneğin Süleymancılar da ayrı hastalıktan kendimce tespit ediyorum. Süleyman-ı İlmi Tunay Hazretlerinin fotoğrafını alacaksın karşına, ona rabote edeceksin, ders yapacaksın. Ondan sonra ne yaparsan yap. Önemli değil. Her şey Süleymancılar’a senin para pul götürmene, zeytin salça götürmene bakıyor. Aynı şey Fethullah Gülen Hocanın da cemaatinde var. Ya muhakkak bir şey götürmen lazım.
Bir şey, bir yardım topluyorlar, himmet topluyorlar. Paranın üzerine kurulu sistem. Bunları açık açık konuşuyorum. Benim kendimce tespit ettikleri. Milli görüşçülerde de aynı. Bir tek kurtuluşa onlar eriyorlar. Refah Partili olursan kurtuluşa erersin. Refah Partili olmazsan kurtuluşa eremezsin. Milli görüşçülerin içindeyse doğru yoldasın. Milli görüşün içinde değilsen senin yolun doğru değil, eğri. sen ne kadar büyük üstad olursan ol, ne kadar veli olursan ol. Sen gidip de Erbakan Hoca’ya biat ediyorsan senin veliliğin haktır. Biat etmiyorsan senin veliliğin. Hak değildir, veli veli de değilsindir. Hiçbir şey değilsindir. Şimdi bunları böyle teker teker, bunların üzerinde böyle konuşurken, tartışırken bütün hepsi de bayındırdı, toplanmışlar.
Birer tane, ikişer tane, bunlar böyle çok fazla da değiller. oturmuşlar Mustafa Özban’ın yoluyla uğraşıyorlar. Hepsinde de hikmet var. Ben harıl harıl kitap okuyorum. Ben harıl harıl okuyorum. O ara. Tabii böyle bütün şeylerini toplamışlar. Bütün himmetlerini Mustafa Özba’a ve yoluyla alakalı. Şeyh Efendi’yi didik didik ediyorlar.
Şeyh Efendi’nin «İcâzetsizliği» İftirâsının Reddi — Karabaş Silsile Sıhhati
Şeyh Efendi’nin icazetsizliğinden tutun da Şeyh Efendi’ye bu Alevi diyen de oldu. Bu böyle şey halinde. Bu beni sıkı bir sufi etti. Bu hastalıkları tesbit edince dedim ki kendimce bundan sonra dedim sohbetlerde zayıf hadisdi, mevzuydu. şuydu buydu kaldırdım ve bütün ulemanın ortak noktası vardır. Zayıf hadisle amel edilir. Bakın bütün ehl-i sünnetin ortak noktasıdır bu. Zayıf hadisle amel edilir. Ben başladım şimdi bangır bangır zayıf hadisle de amel edilir. Hüküm var mı? Var. Zayıfsa zayıf kardeşim. Kabul ediyorum. Amel ediyorum. Bu böyle bende gelişince kemikleştim. Hatta bu dağda ileri gitti. Bursa’ya geldiğimde Bursa’da da bununla alakalı uğraşmaya başladılar. Ben ta ne zamana kadar? Ben normalde benim iş yerime birkaç tane çantalı eleman gelip senin sohbetlerini dinliyoruz, izliyoruz.
Çok izleyicim var. Senin sohbetlerini kitaba çevirelim, bastıralım, yayın evlerinde dağıtalım ama senden bir şey rica ediyoruz. Bir şey istiyoruz. Ne? Onun olsana sohbetlerinde hadîs-i şeriflerle alakalı zayıf hadisler var, mevzu hadisler var. Hadîs-i Şerîflerin hepsi de sahih değil diyeceksin dedi. Zayıf hadisler var, mevzu hadisler var, hadîs-i şeriflerin hepsi de sahih değil diyeceksin dediler. Bir sürü profesörün ismini, yalan doğru onların her şey. Bir sürü profesör, araştırmacı, yazar bilmem ne dediler ki bunların hepsi de bizimle beraber çalışıyorlar. Yayın evi olarak geliyorlar. Yayın evi. Ve o günün parasıyla dediler ki her ay hesabına 10.000 dolar yatırılacak. Tam iflas etmişim her şeyim tın tın benim.
Para pul yok bende. Her ay 10.000 dolar. Ve kitaplarımı bastıracaklar, sohbetleri komple kitaba çevirecekler. Aslında senin şeyin kalmayacak. Hepsini imzalayacaksın sözleşmeleri. Sen sohbet etmişsin, etmemişsin önemli değil. Senin ağzından kitapları bastıracaklar. O yüzden bununla yüz yüze karşılaştığımdan itibaren son 40-50 yıldır, 100 yıldır basılmış olan herhangi bir profesörün, herhangi bir doçentin, herhangi bir İslam araştırmacısının hadislerle alakalı zayıf var, mevzu var, hadisler sahih değil diyorsa hemen hükmü veriyorum ben. Bu da diyorum Mossad’ın CIA’nin yetiştirmesi. Bu da diyorum hadîs düşmanlarının ve hadîs serif üzerinden ümmet-i Muhammed’i ifsat edeceklerinin adamı diyorum. Bakın televizyonlarda izleyin.
Televizyonlarda izleyin. Bu televizyonlarda izlediğiniz bu kanallara çıkan kimseler hadîs-i şeriflerle alakalı gevşek konuşuyorlar mı konuşmuyorlar mı? Gevşek konuşuyorlar. O gevşek konuşanların hepsi de, hepsi de ruhları sarışın kendilerini satmış insanlar paraya. Yoksa onların kitapları o kadar satılmıyor. Satılmaz da zaten. Kimse bilmiyor bile kitaplarını. Ama onları televizyona çıkaranlar da bu Yahudi Mason locasının bozmaları. Onları televizyon televizyon dolaştırıyorlar. Onları her televizyona çıkmak için para veriyorlar. Ona veriyorlar parayı. O zaten meşhur artık. İnkar ettikçe inkar ediyor, inkar ettikçe inkar ediyor. Bunların hepsini ceman topladığımda ben kendimce şunu diyorum. Hadis kitaplarını.
Önceden ben mesela Kütüb-i Sidd’e derdim. Buhârî Müslüm, Tirmizî İbn-i Maci, Ebû Dâvûd, İmâm Ahmed bin Hanbel derdim. Şimdi onu da demiyorum. Şimdi diyorum ki 33 tane hadîs mecması var, hadîs derlenmiş kitapları var. 33’ün de kabul ediyorum. 33’ün de kabul ediyorum. 33 hadîs âliminin bütün kitaplarını, hadîs kitaplarının hepsini de kabul ediyorum. Hiçbirisini de reddetmiyorum. Onların içerisinde geçen hadîsleri de kabul ediyorum. Mesela gidin şimdi ilahiyata. İlahiyatçılar suiti kabul etmezler. Derler ki mevzu hadisler çok onda. Gidin ilahiyata gazaliyi kabul etmezler. Derler ki gazalide mevzu hadîs ve uydurma hadîs çok var içinde. Bunu ilahiyatlarda açık açık söylerler. Gazâlî, İslam dünyasının fikri noktada İslam dünyasını kör etmiş, İslam dünyasının bağrına saplanmış bir hançerdir derler.
Mesela gazaliye ya. Ya sen gazalinin tırnağının üzerinde tozu olamazsın. Ona bakmaz ama. Mesela bir çıkar bir kimse der ki ben de imam-ı azamım der. Profesör bunu der. İmam-ı azamım der. Ya imam-ı azamım dediğinde, imam-ı azam mevcut o günkü sisteme karşı çıktığı için kırbaçlanarak şehid olmuş. Adam, sen hükümetin önünde el pençe durmuşsun, sistemin önünde el pençe durmuşsun. Sen enfesiyon miktarı kadar faizle caizlere bir insansın. Neren alim senin? Alim süpüntüsüsün sen. Kim verdi bunu sana? E Celalettin Afgani verdi. Celalettin Afgani, Şia zaten. Mason, İngiliz masonu. İngiliz masonudur Celalettin Afgani. Aynı zamanda Şia’dır. Ama kimse Celalettin Afgani’nin masonluğunu konuşmaz ki. Ama Celalettin Afgani’nin fetvalarını veyahut da yorumlarını biz ilahiyatlardan öğreniriz.
İlahiyatçılardan öğreniriz. Dünya üzerine mevcut bir deccalist sistem var. Bu deccalist sistem, Hristiyanmışsın, Yahudi’mişsin, Türk’müşsün, Kürt’müşsün hiç önemli değil. Senin ırkın önemli değil, rengin önemli değil, dinin önemli değil, felsefen önemli değil, tarikatın önemli değil. O uluslararası deccâl sistemi senin her şeyini ifsat eder, bozar kardeşim. Bunun için parasa para, bombaysa bomba. Bakın paraysa para, bombaysa bomba. Seni parayla hizaya getiremezsen bir gece bombalayı verir seni. Türkiye yıllardır söylüyorum, Türkiye bu bombalama tehdidinin altında olan ülkedir. Ya deccalist sisteminin su yolunda yürür ya da bombalanır. İkisinden biri. Hatta uzaktan bombalanmaz Türkiye’nin NATO bombalar.
Uçakları da hazırdır, bombaları da hazırdır, incirlikten kalkar, bombalar. Bunun küçük bir, ne diyorlar film öncesi şey, fragmanlı 15 Temmuz’da incirlikten kalkan uçaklardır. Bu kadar. Biz bağrımızda taşıyoruz düşmanımızı. Bağrımızda taşıyoruz. O yüzden Türkiye’deki cemaatler veya tarikatlar, siyasi oluşumlar hepsi de dahil. Hepsi de dahil. Deccalist sistem tarafından organize edilir. O organizeye uymayan tarikat, cemaat, siyasi parti ne var ise ensesinde boza pişirirler. Asla ve asla onu rahat bırakmazlar. Ya biat edersiniz? Bu siyasi bir parti olabilir. Biat ettiğiniz kimse? Evet. Bu siyasi bir teşekkül olabilir veya hatta bir vakıf olabilir. Ben böyle söyleyince de kızıyorlar. Mustafa Özbağ Efendi tekkesini bizden alıp verdikleri yer Londra, Uluslararası Mevlânâ Vakfı’nın yan kuruluşudur.
Masondur hepsi de İngiliz masonudur. Türkiye’deki yöneticileri de, yöneticilerinin dedeleri, pardon babaları Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından İngiliz aşanı olduğu tespit edilip Halep’e sürülmüştür. Sonra İngilizler bu konuda çok maharetlidirler. Kendi ajanlarını asla öldürtürmezler. Kendi ajanlarını tekrar ülkeye geri çevirirler. O ülkeye tekrar katarlar. İngilizler buna göz yummazlar. O İngiliz ajanı Halep’e gider.
İngiliz Ajanın Halep’te Mevlânâ Posta Oturması ve Buckingham Sarayı Etkisi
Halep Mevlânâ’sı posta sini olarak oraya gider. Oradan tekrar Hatay’a döner. Hatay’dan da gider, gider. Telebi dediğiniz kimseler İstanbul’da Robert Kolejinde okur. Ve Robert Kolejinden sonra Türkiye’deki Mevleviliğin otoritesi olurlar. Kimdir babaları? İngiliz ajanıdır. Ve kurulmuş olan vakıf nereye bağlıdır? Londra Uluslararası Mevlânâ Araştırma Vakfına bağlıdır. Sizi Karabaş Veli Tekkesine yedirmezler size. Hiç kimse önlerinde duramaz. Yaptık yaptık, ettik ettik, kestik kestik hareket ederler. Çünkü arkalarında İngiliz hocası vardır. Arkalarında İngiliz hocası olduğu için de derler ki bunlar bizim çocuklarımız. Dokunmayın. Dokunamazsınız. Bunun altına imza atan memurların memuriyetlerinin dahi bir anlamı yoktur.
Gerekirse memuriyetler yanabilir ama İngiliz hocasının dediği, tespit ettiği şey tecelleder, yürür. Bunun AK Parti hükümetlerinin içerisinde elemanlar olduğu gibi devletin içerisinde de elemanları vardır. Mesela Kültür Bakanlığı dediğimiz bakanlık İngiliz hocalarının elindedir, Mason hocalarının elindedir. Bunu böyle de söylediğim için de mahkemeye verilebilirim. Çünkü İngiliz hocasına çatarsan seni rahat bırakmazlar. Yaşım 63. Böyle yaşım 63 oldu diye korkumdan değil, bilen biliyor ben yıllardan beri söyleyeceğimi söylerim. Rabbim bizi hakkı görüp hakkı konuşanlardan eylesin. O yüzden sıkıntılıyızdır kendimiz. Dertliyizdir. Söylediğimiz sert olabilir. Bizim yolumuz da bu noktada biraz tabir caizse dikenlidir.
Biz öyle tipik bir sufi olamadık. Salla başına alma aşını yapamadık. Ne yaparlar? Para toplarlar, isterler, dilenirler. Belediyelerden dilenirler, devletten dilenirler. Böylece ne yaparlar? Hiç medreseleri bitmez, hiç camileri bitmez, hiç yurtları bitmez ve büyük bir çoğunluğu kaçak kuşaktır. Hepsi de sistemin önünde el pençe divan durmak zorundadır. Dolayısıyla Oradan Buckingham Sarayı’ndan düğmeye basıldığında sahibinin sesini buradan dinlersiniz.
Kaynakça ve Referanslar
- Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Modern Aşılama Politikaları: Modern aşı tartışmaları — Maurizio Federico, Vaccine Mandates; eleştirel epidemiyoloji — Robert F. Kennedy Jr., The Real Anthony Fauci; alternatif tıb yaklaşımları — Mehmet S. Aydın, Din Felsefesi; modern müslüman tıb anlayışı — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; «her aile kendi karârını verir» ilkesi — Hayrettin Karaman, Mukâyeseli İslâm Hukûku.
- Hac Bakanlığı ve Devlet Misâfirlik Politikası: Hac bakanlığı (Suudi Arabistan) — Mehmet Akif Aydın, İslâm Hukûku ve Modern Hukuk; modern Suudi Arabistan’ın Hac düzeni — Maḥmūd Yāsīn, Hac Tarihi ve Bugünü; «devlet misâfiri» olarak hac yapma — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; modern eleştiri — Sezai Karakoç, İslâm’ın Dirilişi.
- Neo-Sömürgecilik ve İngiliz Etkisi (Tartışma Esâsı): Neo-sömürgecilik kavramı — Kwame Nkrumah, Neo-Colonialism: The Last Stage of Imperialism; İngiliz İmparatorluğu’nun İslâm coğrafyasındaki tahrîbatı — David Fromkin, A Peace to End All Peace; Bernard Lewis, The Middle East; Edward Said, Orientalism; «modern Müslüman devletler bağlı kuklalar mı?» — Sezai Karakoç, İslâm’ın Dirilişi; Necip Fâzıl, İdeolocya Örgüsü; Cemil Meriç, Bu Ülke.
- Hak Kabul ve Delîl Getirme — Modern Müslüman Tartışma Edebi: «hâticü ileyh» (delîlle bilgi) — Bakara 2/111; «kîl ve kâl» eleştirisi — Buhârî, Edeb 6; Müslim, Akdiye 14; «delîl getirip tartışma» edebi — İmâm Şâfiî, er-Risâle; Şâtıbî, el-Muvâfakât; «hak ve delîl uyumu» — İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ; modern tartışma usûlü — Hayrettin Karaman, Mukâyeseli İslâm Hukûku.
- Şeyh Efendi İcâzetsizliği İftirâsının Reddi: Şeyhlik icâzeti tatbîki — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, bâbu’s-suhbet ve’l-icâze; Ahmed Sirhindî, Mektûbât; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl; Karabaş silsilesi (Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi) — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern «sahte şeyh» eleştirisi — İbn-i Cevzî, Telbîsü İblîs; «iftirâ ve gıybet» yasağı — Hücurât 49/12; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- İngiliz Ajanlığı ve Halep’teki Mevlânâ Postu: İngiliz İstihbâratı’nın İslâm coğrafyasındaki ajanları — Robert Dreyfuss, Devil’s Game: How the United States Helped Unleash Fundamentalist Islam; Mark Curtis, Secret Affairs: Britain’s Collusion with Radical Islam; Halep tarîhî — İbn Şeddâd, el-A’lâk el-Hatîre; «Mevlânâ tekke posta sini ele geçiren ajan» — modern eleştiri; Buckingham Sarayı ve modern monarşi — David Olusoga, Black and British; «devletin görünmez yönlendiricileri» — Necip Fâzıl, İdeolocya Örgüsü.
- Karabaş Silsilesinin Saflığı ve Modern Eleştirilere Cevâb: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsile zinciri — İrşâd Dergisi hâtırâtı; Sünnet’e bağlı tasavvuf — İmâm Rabbânî, Mektûbât; modern «sahte şeyh» eleştirilerine cevâb — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarîkatlar Tarihi.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Sünnet, Şeyh, Silsile, Muhabbet, Tekke. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı