Mustafa Özbağ Efendi hazretleri, 2018 yılında Karabaş-i Velî Tekkesi’nde akdolunan bu 18. sohbet-i şerîfinde, Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sinden velîlerin iki mertebesini (birincisi: Allâh’ın cemâli onun üzerine aksetmiştir — bekâ makâmı; ikincisi: devamlı Allâh’ın cemâlini görür — fenâ makâmı), “onlara bakıldığında Allâh hatıra gelir” hadîs-i kudsîsini, firâset nûruyla yüz okuma kâbiliyetinin ibâdetten değil iyilikten geldiğini, sûfî toplulukların “iş bulma, eş bulma, aş bulma, torpil yapma kurumu değil, insanların kalbiyle-mâneviyâtıyla ilgilenen müesseseler” olduğunu, “insan sûretli şeytanlar”ın vazîfesinin insanları Allâh’tan uzaklaştırmak olduğunu, şeytanın üç şekilde görünmesini (1-rüyâda, 2-göz kapatınca hâlde, 3-çıplak gözle), İzmir Bayındır’daki meylâmî Abdullah Abi’nin pencereden atlama kıssasını, antidepresan kullanan Müslümanlara “Allâh’a teslim olanın antidepresanla işi ne?” uyarısını, sûfînin başına ne gelirse “sevgilimden çeyiz geldi” diyerek öpmesini, Hz. Peygamber’in Hayber’de Yahûdî kadının zehirli kuzu budunu yemesi kıssasını, Hz. Mevlânâ’nın yalancı çobana cübbesini vermesi hikâyesini, Kabe anahtarının müşrik ehliyetli kişiye geri verilmesi kıssasıyla ehliyetsiz atamaların eleştirisini, Kurtuluş Savaşı’nda savaşmış anne-baba dedelerinin hatırâlarını ve İzmir Bayındır’da gaz lambasının altında tek başına “Lâ ilâhe illallâh” zikrine başladığı o ilk geceyi tafsîlâtıyla beyan buyurmuşlardır.
Velîlerin İki Mertebesi: Cemâlullâh Tecellîsi ve Cemâli Görmek
Efendi hazretleri sohbete Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sinden velîlerin iki mertebesini anlatarak başlamıştır. Birinci mertebe: “Allâh’ın cemâli onların üzerine aksetmiştir — hadîs-i kudsîde ‘Allâh’ın öyle kulları vardır ki onlara bakıldığında Allâh hatıra gelir.’ Bu velîlikte artık üst seviyelere gelmiş kimsedir. Cemâlullâh olan bekâ makâmındadır.” İkinci mertebe: “Birisi de vardır, o devamlı Allâh’ın cemâlini görür. Bu fenâ makâmındadır.” Efendi hazretleri her ikisinin de velî olduğunu, ama birincisinin daha üst mertebede olduğunu belirtmiştir: Bekâ makâmında olan velîye bakan insan Allâh’ı hatırlar; fenâ makâmında olan velî ise kendisi dâimâ Allâh’ı görür. Hz. Mevlânâ “her ikisinin yüzüne de bak, her ikisinin yüzünü de hatırında tut” buyurmuştur.
Firâset Nûru: İyilikten Gelir, Çok İbâdetten Değil
Efendi hazretleri firâset nûrunun kaynağını çarpıcı bir şekilde açıklamıştır: “Bu firâset iyilikten geçer. Çok ibâdetten değil, iyilikten. Çok namaz kılmaktan değil, iyilikten, iyi ahlâktan. Namaz kılacak mıyız? Namaz farz. Oruç farz. Haramlardan uzak durmak farz. Ama asıl kıymetli olan iyiliktir.” Firâsetin mekanizması şöyledir: Zikrullâh kalbine yerleşen kimsenin kalbi nûrlanır → keşif açılır → mükaşefe nûruyla bakar → “mü’minin bakışından çekininiz, o Allâh’ın nûruyla bakar” hadîsi tecellî eder.
“Sûfîlik İş-Eş-Aş Bulma Kurumu Değildir”
Efendi hazretleri sûfî toplulukların yanlış algılanmasına sert bir çizgi çekmiştir: “Sûfî topluluklar iş bulma kurumu değildir, eş bulma kurumu değildir, aş bulma kurumu değildir, makâm mevki dağıtılan yer değildir, torpil yapılan yer değildir. ‘Aman belediyeye bizim arkadaşımız girsin’ yeri değildir. Sûfî topluluklar insanların kalbiyle, mâneviyâtıyla ilgilenir. Bizi ilgilendirmez, çok zenginmiş çok fakirmiş, bürokrat olarak çok büyük bir noktadaymış yoksa işçiymiş.” Bir sûfî toplulukta dünya ve dünyâlıklarla alâkalı konuşuluyorsa, “orası samimiyetini ve niyetini kaybetmiştir.”
Şeytanın Üç Şekilde Görünmesi
Efendi hazretleri şeytanın görünme biçimlerini tafsîlâtıyla anlatmıştır: “Şeytan kendi sûretiyle geldiğinde seni korkutmak için gelir. Bir, rüyâda gelir. İki, gözünü kapattığında hâlde gelir. Üç, çıplak gözle de görürsün.” Şeytanın fiiliyâtını tanıma süreci: Önce vesveseyi tanırsın → sonra rüyâda görürsün → sonra hâlde görürsün → en son çıplak gözle görürsün. “O korkuyu açtığın anda şeytana galip gelirsin.” Efendi hazretleri şeytanı öldürmenin mümkün olmadığını, sâdece uzaklaştırmanın mümkün olduğunu ve bunun zikir ile yapıldığını belirtmiştir.
Bayındır’da Meylâmî Abdullah Abi’nin Pencereden Atlayışı
Efendi hazretleri çocukluk hatıralarından çarpıcı bir kıssa anlatmıştır: İzmir’in Bayındır ilçesinde meylâmî bir tekâcı olan Abdullah Abi, bir gece zikir yaparken “Ey Abdullah! Sen oldun. Şöyle bir çık Bayındır ovasına, bir pike yap, bir tecellî et, bir seyret” sesini duymuş. Efendi hazretleri anlatıyor: “Bu pencereyi açıyor, ‘Allâh!’ diyor, atıyor kendini. ‘Beni tuttular Mustafacım’ diyor, ‘Yoksa benim daha fazla kırım çıkım olurdu.'” Abdullah Abi kol-kanat kırık alçıya girmiş. Efendi hazretleri bu kıssayı “şeytanın bir velîyi bile aldatabileceğine” delîl olarak sunmuştur. Sonra toplumun algısını eleştirmiştir: “32 yıldır benim kafayı kırmamı bekliyorlar. Halbuki biz kafayı yemişiz haberlerinde yok onların. Önceden yemişiz.”
“Allâh’a Teslim Olanın Antidepresanla İşi Ne?”
Efendi hazretleri Türkiye’nin antidepresan tüketimiyle ilgili çarpıcı bir tespit yapmıştır: “Tarikatlar yok, dervişler yok — tarikat ve dervişlerin dışındaki insanların %80’i antidepresan kullanıyor. Dünya üzerinde en fazla antidepresan kullanan ülke Türkiye.” Antidepresanlı hastaların sûfîlere gelmesini anlatmıştır: “‘Hocam ben hap kullanıyorum, bir okur musun bana?’ Bırak antidepresanı. Allâh’ı zikret. Allâh’a teslim olanın antidepresanla işi ne? Allâh’a âşık olanın antidepresanla işi ne? Başına ne geldiyse ‘sevgilimden geldi’ diyecek.”
Hz. Peygamber ve Zehirli Kuzu Budu: “Sevdiğimle Aldatıldık”
Efendi hazretleri sûfînin “sevdiğiyle aldatılmaya” tavrını Hz. Peygamber’in Hayber kıssasıyla göstermiştir: Hayber’in fethinden sonra bir Yahûdî kadın Hz. Peygamber’in tandır kuzu budunu sevdiğini öğrenmiş, zehir koyarak ikrâm etmiştir. İki sahâbî zehirden ölmüş; Hz. Peygamber de hastalığında “O Yahûdî kadının zehrinden dolayı böyle ateşler içerisinde kıvranıyorum” buyurmuştur. Efendi hazretleri “Biz sevdiğimizle aldatılmamıza seslenmeyiz — sevdiğimle aldatıldıysam, şikâyetçi değilim” demiştir.
Kabe Anahtarı Kıssası: Ehliyetli Müşrike Vazîfe Verilir
Efendi hazretleri ehliyetsiz atamaları eleştirmek için Mekke’nin fethindeki Kabe anahtarı kıssasını nakletmiştir: Hz. Ali anahtarı almış, müşrik anahtar sâhibi gelip “500 yıldan beri biz bu Kabe’ye hizmet ederiz” demiş. Hz. Peygamber anahtarı müşrike geri vermiş: “Beytullâh’a hizmet etmekte ehliyeti ve liyâkatlısınız.” Adam bu adâleti görünce Müslüman olmuştur. Efendi hazretleri: “Bir kimse ehliyetli ve liyâkatlıysa, müşrik dahi olsa, ona vazîfesini tevdî edeceksin. Ehliyetsiz ve liyâkatsızsa vazîfe vermeyeceksin.”
Bayındır’da Gaz Lambasının Altında Tek Başına Zikir
Efendi hazretleri sohbetin en duygusal anını yaşamıştır: “İlk benim zikrullâha başladığım yer İzmir Bayındır’da. Hacı Oktay’la beraber biz baş başa orada gaz lambasının ışığının altında tahtanın üzerine çok zikrullâh yaptık, iki kişi. Bazen Oktay da gelmezdi. Ben lambayı da kapatırdım. Oranın suyu da yoktu, elektriği de yoktu. Dedemden kalma gaz lambası, dedemden kalma çapıt kilim, dedemden kalma çapıt bir divan. Lambayı da kapatır, sanki cemaat kalabalıkmış gibi üç İhlas bir Fâtiha okurum. ‘Evvelâ bi-zât, Fahr-i Kâinât, sebebi mevcûdât, sevgili Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri mübârek rûh-i şerîflerine, üç İhlas bir Fâtiha-i Şerîfe.’ Ondan sonra ‘Lâ ilâhe illallâh’ başlardım zikrullâha. Darbî, cehrî, hafî, bağırırdım bir de. Bir an bir baktım ki yalnız değilmişim hiç. Hiç beni yalnız bırakmamışlar.” Bu, sûfîliğin başlangıcının para-pul-şan-şöhret değil, gaz lambasının altında tek başına “Allâh” demek olduğunun en samîmî ifâdesidir.
Âmelî Dersler
- Velîlerin iki mertebesini tanı: Bekâ — cemâl üzerine aksetmiş; fenâ — dâimâ cemâli görür.
- Firâset iyilikten gelir: Çok ibâdetten değil, iyi ahlâktan.
- Sûfîlik torpil-makâm-para kurumu değildir.
- Şeytan üç şekilde görünür: Rüyâda, hâlde, çıplak gözle.
- Abdullah Abi kıssası: Şeytan velîyi bile aldatabilir — dikkatli ol.
- Antidepresanı bırak, Allâh’ı zikret.
- “Sevgilimden çeyiz geldi” de: Başına ne gelirse sevgili(Allâh)’den geldi bil.
- Ehliyetli kişiye vazîfe ver: Müşrik bile olsa, liyâkatlıysa o hak eder.
- Gaz lambasının altında başla: Sûfîliğin başlangıcı samîmiyettir, lüks değil.
- “Hiç beni yalnız bırakmamışlar”: Sen Allâh’ı zikret, O seni asla yalnız bırakmaz.
Referanslar ve Kaynaklar
- Hadîs-i Kudsî — “Allâh’ın öyle kulları vardır ki onlara bakıldığında Allâh hatıra gelir”
- Hadîs-i Şerîf — “Mü’minin firâsetinden çekininiz, o Allâh’ın nûruyla bakar” (Tirmizî, Tefsîr 15)
- Hadîs-i Kudsî — “Farzlarla yaklaşır, nâfilelerle sevdiğim olur” (Buhârî, Rikâk 38)
- Hadîs-i Şerîf — Hz. Peygamber’in Hayber’de Yahûdî kadının zehirli kuzu budunu yemesi (Buhârî, Megâzî 41)
- Kabe anahtarı kıssası — Müşrik ehliyetli kişiye anahtarın geri verilmesi (İbn Hişâm, Sîre)
- Hz. Mevlânâ — Mesnevî: Velîlerin iki mertebesi (cemâl aksetmiş / cemâli gören)
- Hz. Mevlânâ — Yalancı çobana cübbe verme hikâyesi
- Hz. Mevlânâ — “Nice insan sûretli şeytan vardır”
- Fâtiha sûresi — “Bizi o sâlihlerin yoluna ilet”
- Hz. Peygamber — “Temiz yüzlerden isteyiniz” hadîs-i şerîfi
Sohbetin Özeti
Efendi hazretlerinin Karabaş-i Velî Tekkesi’ndeki bu 18. sohbeti, 68.000 karakterlik en uzun sohbetlerden biri olup velîlerin iki mertebesini (cemâlullâh tecellîsi ve cemâli görmek), firâset nûrunun iyilikten geldiğini, sûfîliğin torpil-makâm kurumu olmadığını, şeytanın üç görünme biçimini, Bayındır’daki meylâmî Abdullah Abi’nin pencereden atlama kıssasını, antidepresan eleştirisini, “sevgilimden çeyiz geldi” sûfî tavrını, Hz. Peygamber’in zehirli kuzu budu kıssasını, Hz. Mevlânâ’nın yalancı çobana cübbe vermesini, Kabe anahtarı kıssasıyla ehliyetsiz atamaların eleştirisini, Kurtuluş Savaşı’nda savaşmış dedelerin hatırâlarını ve İzmir Bayındır’da gaz lambasının altında tek başına “Lâ ilâhe illallâh” diye zikre başladığı o ilk geceyi — “bir an baktım ki yalnız değilmişim hiç, hiç beni yalnız bırakmamışlar” — ihtivâ eden derinlikli bir ders-i şerîftir. Allâhü Teâlâ cümlemizi bu sohbetin feyzinden mahrûm bırakmasın. Âmîn.