Allah’ı: Allah’ın Kulu Sevmesi ve Kulun Allah’ı Sevmesi
Bu muhabbet ya önce kuldan Allah’a gider, ya da Allah’tan direkt kula gelir. Peygamberler doğrudan Allah’ın seçip ayırdığı, muhafaza ettiği, koruduğu, büyütüp beslediği, ezelde seçilmiş insanlardır. Bir kısım ehl-i tasavvuf, velîlerin de o peygamberlerin hamurundan yaratıldığını, onların da ezelde seçilmiş insanlar olduğunu söylerler.
Vahdet-i vücûdcu da olsa, vahdet-i şühûdcu da olsa, ehl-i tasavvufun en uç noktasında da olsa, en alt noktasında da olsa, Ma’bûd ve mahlûk ilişkisi vardır. Bunu reddetmek, kula Allah’ı bu noktada cem etmek bizim yolumuzda yoktur. Çünkü bir emri veren vardır, bir de emre muhatap olan vardır. Emre muhatap olan emri yerine getirmezse cehennemle cezalandırılacağı, yerine getirirse cennetle mükâfatlandırılacağı vaad edilmiştir. Bu temel bir Kur’ân ve Sünnet öğretisidir.
Kulun Allah’a Yaklaşması
Hadîs-i Kudsî’de Cenâb-ı Hak buyurur: “Kul bana bir adım yaklaşırsa, ben ona on adım yaklaşırım. O bana on adım yaklaşırsa, ben ona yüz adım yaklaşırım.” O zaman önce kula düşen vazife Allah’ı tanıyıp bilip onu sevmektir, ona tâbi olmaktır. Kulda bu hareket, bu fiiliyat ve bu düşünce yoksa, kulun Allah’ın sevgisine ulaşması, Allah’a vuslat olması mümkün değildir.
Kul Allah’ı sever; Allah’ı sevdiği için namazını kılar, orucunu tutar, sâlih insanlarla beraber olur, dünya sevgisine tâbi olmaz, dünyanın kirliliğinden uzaklaşmaya çalışır, küfür etmez, yalan söylemez, zikrullah halkalarında dolaşır. Bilir ki zikrullahtan uzak kalırsa şeytan onu kendi eline alır. Kul Allah’ı sever; haramlardan uzaklaşır, yeminden, kıymetten, dedikodutan, fuhuştan uzaklaşır. Allah düşmanlarıyla muhabbet kurmaz, dost etmez, hemhâl etmez.
Ve Allah’ın sevmesi arttıkça, kul bir hata yapacağında gönlünde bir ağırlık olur ki o ağırlık onu hatadan uzaklaştırır. Artık Allah onu koruyordur, muhafaza ediyordur. Geceleri uykusu kaçıp kalkıp ibadet ediyorsa, gözünü haramlardan uzak tutmaya başladıysa, ibadete karşı bir iştiyak yapıyorsa — kula Allah sevgisi dalga dalga geliyor demektir.
Allah Kuluna Kâfîdir
Bu öyle bir noktaya gelir ki, âyet-i kerîmede dediği gibi: “Allah size kâfî değil mi?” (Zümer 39/36). Allah kullarına kâfîdir. Kul bakar ki Allah her şeye yetiyor; kuşlara, böceklere, otlara, dağlara, ağaçlara, denizlerdeki mahlûkata, havadaki mahlûkata — hepsine kâfî. “Sen hem Âhir’sin, hem Evvel’sin, hem Bâtın’sın, hem Zâhir’sin, hem kudret senin, hem kuvvet senin. Sen Âlemlerin Rabbi’sin” der. Hayretten hayrete geçmeye başlar. İmanı kavîleşir, olgunlaşır. Ve imanı olgunlaştıkça tevhîd nûru parlamaya başlar; bakışı tevhîd, duyuşu tevhîd, tutuşu tevhîd, yürüyüşü tevhîd olur.
Velîlik Mertebeleri
Allah bir kulu sevdiyse ve onu insanlara gönderecekse, insanların arasında bir mürebbî, bir terbiyeci, bir uyarıcı olarak geri döndürür. Eğer böyle yapmayacaksa onu perdeler; insanlarla arasında bir perde inşa eder ki hiç kimse onu tanımaz.
Velîlikte üç kategori vardır: Birinci kategoride hem kendisi velî olduğunu bilir, hem halk bilir — bu en üst mertebedir. İkinci kategoride kendisi bilir, halk bilmez. Üçüncü kategoride ne kendisi bilir ne halk bilir. Bu üçüncü kategori velîlikteki en gizli mertebedir.
O zaman insanlara düşen vazife muhakkak Allah’ı sevmektir. Biz Allah’ı sevmekten sorumluyuz, haramlardan kaçmaktan sorumluyuz, Kur’ân ve Sünnet’ten sorumluyuz, şeriatı yaşamak ve yaşatmaktan sorumluyuz. Allah bizi sever sevmez, imanını alır almaz — bizim işin arasına bakmamız gerekmez. Biz Allah’a bir adım yaklaşmaya çalışırız; O vaad etmiştir: “Kim bana bir adım yaklaşırsa, ben ona on adım gelirim.”
Hz. Mûsa ve Firavun Kıssası
Hz. Mûsâ aleyhisselâm ile Firavun çatıştılar. Firavun dedi ki: “Bu Nil’i yarın sabah halkın huzurunda geri akıt.” Bir rivayete göre Firavun gece kendi odasında secdeye kapandı: “Ey Mûsâ’nın Rabbi, ben sana iman ediyorum. Sen Allah’sın, Mûsâ’nın Rabbi’sin. Beni halkımın önünde küçük düşürme. Yarın Nil geri dönsün” diye yalvardı.
Mûsâ aleyhisselâm da sabaha kadar ibadet etti. Sabah oldu, bütün halk toplandı. Mûsâ asâsını attı, “Bismillahirrahmânirrahîm, yâ Nil dön geri!” dedi — Nil dönmedi. Firavun geldi, Nil’e emretti — ve o coşkun akan Nil durdu, geriye doğru akmaya başladı. Mûsâ aleyhisselâm utandı, çıktı Tûr-i Sînâ’ya gitti, kırk gün yalvardı.
Kırkıncı gün Allah ilham verdi: “Yâ Mûsâ, sen bütün gece uyudun, geceni gafletle geçirdin, beni unuttun. Oysa Firavun — Firavunken — kendi dairesinde benim Rabbliğimi ilan etti, bana yalvardı. Ben onun duasını kabul ettim.” İşin iç yüzü budur. Dış yüzü ise Allah, Firavun’un firavunluğunu artırmak, ilâhlık taslaması için Nil’i geri çevirdi.
Tövbe, Zikrullah ve Nefis Terbiyesi
Her gün tövbe edin, her gün kendinizi hesaba çekin, her gün tövbeyi vurun kalbinize, kalbinizi zikrullahla mâmûr edin. Tövbeyle dövülmemiş, yoğrulmamış bir kalp zikrullahla nasıl mâmûr edilir? Mümkün değil. Tövbesiz bir kul kibre düşmüştür, büyüklüğe düşmüştür. Kim ki günahını unuttu Allah’tan uzaktır; kim ki kendini günahsız gördü şeytanın meselesine dalmıştır; kim ki kendini muhafaza edilmiş gördü şeytanın gafletine dalmıştır.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ne dedi: “Yâ Rabbi, sana hakkıyla kulluk edemedim.” “Hakkıyla kulluk edemedim” diyen bir peygamberin ümmetinden birisi, kendisini hakkıyla kulluk etmiş gibi nasıl görür? “Sen olmasaydın bu kâinatı yaratmazdım” denilen bir peygamberin ümmeti, kendisini günahlardan muhafaza edilmiş nasıl sayar?
Zikrullahın Önemi
Zikrullahı terk etmeyin. Zikrullah sizin için gökten tepsiyle indirilmiş cennet meyvası, ilâhî rahmet, bereket, lütuf, ikramdır. Ondan yiyin, için, ondan dem alın. Zikrullahı terk ederseniz her şeyi terk edersiniz. Cemaat-ı sohbeti terk ederseniz her şeyi terk edersiniz. Zikrullah halkasını terk edenler helâk olurlar; hangi tarikattan olursa olsun, erken zikrullah halkasını terk ettikten sonra helâk olmaları muhakkaktır. Edebi bozulur, ahlâkı bozulur, erkânı bozulur, dili bozulur, gözü bozulur, eli bozulur.
Zikrullahta öyle bir ilâhî rahmet, öyle bir ilâhî nûr, öyle bir ilâhî kodlama vardır ki o ayar bozulursa bütün ayarlarınız bozulur. Deneyin: iki gün üst üste dersinizi çekmeyin, üçüncü gün kendiniz keşfedin. İki gün bile zikrullahtan uzak kalmak yeterlidir. Bir derse katılmayan ikincisine gitmek istemez; iki derse üst üste gitmeyen üçüncüye gitmek istemez.
Hz. Âdem’in Yaratılışı ve İblîs’in Secde Etmemesi
Allah Hz. Âdem’i topraktan yarattı, kırk yıl güneşe karşı tutup pişirdikten sonra ona kendi ruhundan ve nûrundan üfledi. Üfleyince bütün meleklere “Âdem’e secde edin” emrini verdi. Azazîl (İblîs) dedi ki: “Ben ateşten yaratıldım, o topraktan yaratıldı. Ben ona secde etmem.” Meleklerin hepsi secde etti; çünkü onda Allah’ın tecellîsini gördüler.
Sonra Allah, Âdem aleyhisselâma bütün esmâ ve sıfatları tâlim etti. “Âdem’e ne soracaksanız sorun” buyurdu. Hz. İbrâhim aleyhisselâm Nemrut tarafından ateşe atıldı; çünkü yıldızlara, güneşe tapmadı, Nemrut’un ilâhını kabul etmedi. Biz de içimizdeki o iman çocuğunu ateşe atmıyor muyuz, perişan etmiyor muyuz? İçimizdeki iman çocuğunu ancak Allah’ın sevgisi düzeltecektir; başka hiçbir şeyin düzeltmesi mümkün değildir.
Mi’râc ve Cebrâil’in Sınırı
Cebrâil aleyhisselâm, bütün yaratılmışların en üstünü olarak bir yere kadar gitmiştir. Demiş ki: “Yâ Muhammed, bundan sonrası benim için mümkün değil. Benim sınırım burada.” Demiştir: “Bundan sonrasını sen yalnız gideceksin, kendin gideceksin.” Ondan sonrasının ne olduğunu Muhammed Mustafa biliyor; başka yaratıklardan hiç kimse bilmiyor. Peygamberler bilmiyor: İbrâhim bilmiyor, Âdem bilmiyor, Mûsâ bilmiyor, İsmâil bilmiyor.
Bütün yol göstericilerin bittiği bir yer vardır; orada yol göstericilerin işi biter. Kur’ân ve Sünnet ana yolumuzdur; ama onun içinde Allah yol göstericiler koymuştur. Bir karanlıkta elinde fener olan kimse bizim yolumuza bakacak, “Sen burada gideceksin” diyecek. O yol göstericinin de bir yeri, bir zamanı, bir müddeti vardır; oraya geldiğinde der ki: “Benim işim bitti, bundan sonrası senin kendine.”
Hz. Mûsa’nın Allah’ı Misafir Etme Kıssası
Mûsâ aleyhisselâm kavmine dedi ki: “Halkım Allah’ı misafir etmek istiyor, yedirip içirmek istiyor.” Allah buyurdu: “Filanca gün gelirim.” Danalar kesildi, koyunlar kesildi, masalar kuruldu, yemekler yapıldı, ortalık temizlendi. Herkes Allah’ı misafir olarak bekledi.
Birisi Mûsâ’nın kolundan tuttu: “Yâ Mûsâ, benim karnım aç, yoldan geldim, fukarayım, şurada bir yemek yedirir misin bana?” Mûsâ: “Git, bizim çok büyük bir misafirimiz gelecek, şimdi sana yemek yediremeyiz” dedi, yüzüne bile bakmadı. Akşam karanlık bastı, gelen olmadı. Kavim: “Senin Allah’ın yalan söyledi, gelmedi!” dedi.
Mûsâ yine Tûr-i Sînâ’ya gitti, kırk gün yalvardı. Allah buyurdu: “Yâ Mûsâ, hani senin kolundan çeken birisi vardı? ‘Ben açım, yolcuyum, bir lokma ekmek verir misiniz?’ dedi. Sen onun yüzüne bile bakmadın. O bendim yâ Mûsâ!” İnce perdeye bakın — nasıl birinin yüzüne bakmazsın, nasıl birini geri çevirirsin; olsa ne yapacaksın?
İnce Yaşamak ve Allah Demek
Sen Allah demeye devam et. Sen Allah dedikçe şeytan senden kaçacaktır; Allah dedikçe şeytanın kapısına bir tuğla daha konacaktır. Sen Allah dedikçe Allah’ın katına, semâya doğru yol alacaksın; bakacaksın ki melekler seni karşılıyor, peygamberler seni karşılıyor. Sen Allah de, dünyayı da sana hizmetkâr eder; ahireti sevenleri de sana hizmetkâr eder. Ama sakın yönünü çevirme; yönünü çevirirsen firavunlaştığın, nemrutlaştığın, cehilleştiğin andır.
Allah’ı sevme yolu ince bir yoldur; olur olmaz şeyleri kabul etmez. İnce davranacaksın, ince düşüneceksin, ince hareket edeceksin. Sakın insanları beğenmezlik etme, tepeden bakma, kimseyi alaya alma. Allah halay edenleri, alay edenleri sevmez. Sakın insanların arkasından kötü konuşma; ola ki o kul Allah’ın sevgili bir kuludur. Sen sevdiğinle birisi alay etse müsaade eder misin? Allah sizin kadar mı sevmez, Allah sizin kadar mı korumaz?
Ümitsizlik kapısı değildir onun kapısı. Allah’ı severiz sevdiğimiz kadar O bizi sever; sevdiğimizin on misli, yüz misli, bin misli, sayısız misli bizi sever. Biz bir adım atarız, O isterse binlerce adım yapar. Hele bu zamanda her şeyin bataklıkta, şeytâniyette olduğu, herkesin gaflete düştüğü bir anda sen Allah de — O sana binlerce adım koyacak.
Kaynakça
- Hadîs-i Kudsî — “Kulum bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım…” (Buhârî, Tevhîd 50, No: 7405; Müslim, Zikir 2, No: 2675)
- Hadîs-i Şerîf — “Ameller niyetlere bağlıdır…” (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy 1, No: 1)
- Hadîs-i Şerîf — “Yâ Rabbi, sana hakkıyla kulluk edemedim” (Müslim, Salât 222, No: 486)
- Kur’ân-ı Kerîm, Zümer 39/36 — “Allah kuluna kâfî değil midir?”
- Kur’ân-ı Kerîm, Hadîd 57/3 — “O Evvel’dir, Âhir’dir, Zâhir’dir, Bâtın’dır”
- Kur’ân-ı Kerîm, Bakara 2/34 — “Meleklere ‘Âdem’e secde edin’ dedik. İblîs hâriç hepsi secde etti”
- Kur’ân-ı Kerîm, Bakara 2/31 — “Allah Âdem’e bütün isimleri öğretti”
- Kur’ân-ı Kerîm, A’râf 7/12 — İblîs’in “Ben ateşten yaratıldım, o topraktan” kibri
- Kur’ân-ı Kerîm, En’âm 6/76-79 — Hz. İbrâhim’in yıldızları, ayı, güneşi reddedip Allah’a yönelmesi
- Kur’ân-ı Kerîm, Enbiyâ 21/69 — “Ey ateş, İbrâhim’e serin ve selâmet ol”
- Kur’ân-ı Kerîm, Necm 53/8-9 — Mi’râc’ta “İki yay arası veya daha yakın” ifadesi
- Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Şerîf — Hz. Mûsâ ve misafirlik kıssası; ince perde meselesi
- İmâm Kuşeyrî, er-Risâle — Velîlik mertebeleri ve üç kategorisi hakkında
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi