Seyri: Sevgi Ütopyası: Sevmek Sorgulamayı Ortadan Kaldırır
Sevmek, sorgulamayı ortadan kaldırır. Bir kimse aklıyla sorgular; sorgulayan akıldır. Bu, aklı küçümseme noktasında değildir. Ancak sevgiyle alakalı bir mesele varsa, seven sevdiğini sorgulamaz. İnsanlar kendi bulundukları noktayı, sevdiklerini söylerler; bu farklı bir şeydir. Sever, sevdiğine karşı kör ve sağır olur; onu sorgulaması sevgi ütopyası açısından yanlıştır.
Bir kimse Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sevdiğini söyleyebilir; onu sevdiğini söyleyen insan hem severim deyip hem sorgularsa, sevgi dairesinden dışarı çıkmıştır. Bir alt kategoriye inmiştir. Bir kimse Allah’ı da sevdiğini söyleyebilir; onu da sorgularsa yine bir alt kategoriye iner. Bir kimse üstadını da sevdiğini söyleyebilir; sorguluyorsa yine sevme dairesinden aşağı inmiştir.
Sevmek burada o kimseyi sevdiğine karşı akılsız noktaya getirir. Muhabbet besliyorsan sorgularsın, beğeniyorsan sorgularsın. Ama seviyorsan onun sorgulama kafası kapalıdır. Birisi bunu kabul etmeyebilir, “Hayır ben bunu kabul etmiyorum” diyebilir. Ama sevgiyse söz konusu olan şey, orada sorgulama yoktur. Sever, sevdiğine katıksız, kimliksiz, kişiliksiz; hâbiyeti katıksız bir şekilde onun yörüngesine girer.
Hem Sevecek Hem Yargılayacak — Böyle Bir Sevgi Yoktur
Hem sevecek hem onun dinini yargılayacak, hem sevecek hem onun ahlakını yargılayacak, hem sevecek hem onun isteklerini yargılayacak — böyle bir sevgi yoktur. Onun adı sevgi değildir. Bu benim kendi duruş noktam. Benim ütopyam bu: Sevgi ütopyası. Yanlış gelebilir birisine, eyvallah, söyleyecek bir sözüm yok.
Adam şeyhini seviyordu, Şeyh Efendi’yi sevdikten sonra aklına vuruyordu: “Bunu neden böyle yaptı, bunu nasıl böyle yaptı, bunu böyle yapmaması lazım.” Şeyh Efendi’ye şeyhlik öğretiyorlardı. Ya sen bu şeyhi sevdin mi? Sevdin. Bunu mürşid-i kâmil olarak gördün mü? Gördün. Gördüysen sadece ona tâbi olacaksın. Sadece itaat edeceksin. Sadece yörüngesinde döneceksin. Sadece onu memnun etmeye çalışacaksın. Öyle değilse orada işin yok senin, boşuna zaman kaybetme.
Sevgi ve İtaat: Yolun Düzeltici Gücü
Bir kimse bir üstada intisap eder, bağlar, onu sever, orada kalır, yol alır. Bir kimse yolu sever, oturur, orada kalır, yine yol alır. Yol onu düzeltir, yol onu yola getirir — o yola uyarsan. Hem yola uyulacak, hem yolun başındaki yolcuya uyulacak, hem nefse uyulacak; ondan sonra diyecek ki “Ben üstadı çok seviyorum.” Boş.
Üstada âşık olan dervişler, üstada âşık olan dervişlerle otururlar. Üstada seven dervişler, üstada sevenlerle otururlar. Üstada muhabbet besleyenler, üstada muhabbet besleyenlerle otururlar. Üstada beğenen bir dervişe, üstada âşık olan bir derviş ağır gelir — uçuk gelir, kaçık gelir, çatlak gelir. Kendi açmazlığını görmez, başkasının aşıklığını görünce patinaj etmeye başlar.
“Kişi arkadaşının dini üzerinedir” (Hadis-i Şerif — Ebû Dâvûd, Edeb 16, No: 4833; Tirmizî, Zühd 45, No: 2378). Dikkat edin, bunlar tecrübe ile sabittir. Kimi seviyorsan onun inandığı kadar inanırsın. Kendi sevdiğin ne kadar iman etmişse o kadar iman eder. Sevdiğinin ölçüsüne gider.
Sevmek Ütopyadır: Aşkın Halleri
Benim adım “Deli Mustafa”ydı, Şeyhimin ailesinin yanında. Benimle arkadaşlar çok yol gitmek istemezlerdi; adam dükkânını kapatmak zorunda kalacaktı. Şeyhime beni şikâyet ederlerdi: “Efendim Mustafa Abi böyle yapıyor, biz dükkânlarımızı mı kapatalım onun peşinden gitmek için? Bizim çeklerimiz ödenecek, zararımızı Mustafa Abi mi çekecek?” Şeyh Efendi de bana arkadan dolaşarak derdi ki: “Mustafa Efendi eyle oğlum bunları.” Ben de derdim ki: “Efendim benim bir şeye dahilim yok, onlar kendilerinden benimle nefes yarışına giriyorlar.”
Sevmek ütopyadır. Koşmak ister. Hayal kurmak ister. Fedakârlık ister. Her daim gözünün önünde tutmak ister. Kalbini kalbine dayamak ister. Kalbini kalbine yaslamak ister. Kalbini kalbinin içine koymak ister. Sevdiğinin izine basmak ister. Sevdiğinin yörüngesinde dönmek ister. Sevdiğinin nefesiyle nefeslenmek ister. Sevdiğinin rengiyle boyanmak ister. Sevdiğinin diliyle dillenmek ister. Sevdiğinin kurduğu cümleyle cümlelenmek ister. Hikâyesini dahi birbirine tutturmak ister. Sözünü sözüne eklemek ister. Sevmek hep ütopyadır.
Zikrullah alâkasında dahi âşık derviş, üstadının kalbine bakar. Kendisi hal görmeye bakmaz, rüya görmeye bakmaz, bir şeye ulaşmaya bakmaz. “Sevdiğim burada, ben sevdiğimin kalbine gireyim; o nereye gidiyorsa ben de onunla, o ne haldeyse ben de o haldeyim” diye düşünür. Eğer bu halini kendinde tutamıyorsan sakın ortaya “seviyorum” diye çıkma. Sus, otur. Ve de ki: “Ben sevmeye çalışıyorum.” Sakın kendini bir iddianın içerisine koyma.
Evlilik, Akıl ve Sevgi: Hukuk ile Aşk Ayrımı
Evlenecek olan kimselerin dinini, imanını her şeyini sorgulayacak — evlilik bu manada hukuki bir şeydir, aklın işidir. Aklın üzerine, hukukun üzerine bir evlilik kuracaksa evet sorgulayacaktır. “Siz dindar olanı seçiniz” buyurulmuştur (Hadis-i Şerif — Buhârî, Nikâh 15, No: 5090; Müslim, Radâ 53, No: 1466). O zaman sorgulayacak, dindar olan bir eş olacak — kadın veya erkek — onunla evlenecek.
Evlenecek olduğu kimse çocuklarına baba seçiyor, çocuklarına anne seçiyor. Aklıyla evleniyorsa torunlarına dede, nene seçiyor. Aklıyla evleniyorsa onu seçiyor.
Kraliçe Arı Metaforu: Can Vermek ve Binlerce Can Olmak
Kraliçe arı kovandan çıkar büyük bir şatafatla kendisini döllettirmek için. Bütün erkek arılar onu döllettikten sonra öleceğini bilirler ve sürü halinde peşinden giderler. Kraliçe arı eşlerinden en sağlıklı, en cesur, en fütursuz, ölmeye en hazır olan erkek arıya kendisini döllettirir. O erkek arı dölleme biter bitmez ölür. Ama kraliçe arı kovanına döner ve o erkek arıdan milyonlarca arı doğar.
Sevmek de böyledir. Can veremezsen binlerce can sana gelmez. Can verirsen binlerce can olur sende. Eğer Allah’a dostluk yolunda giden bir kimse candan geçmezse binlerce mürid olmaz ondan, binlerce can onun peşine takılmaz. O candan geçecek, sevgiliye feda olacak ki ona binlerce can bahşedilecek. Sen sevdiğine pervane olursun, can verirsin; can verirsen sana sevgili binlerce can feda eder.
Sema İbadeti ve Aşkın Tezahürü
İbadetleri gizli saklı yapmak daha makbuldür. Sema da bir ibadettir. Peki neden gösteriliyor? İbadetlerin nâfile kısımları gizli ve saklı yapmak makbuldür, evlâdır. Ama bazen o ibadetlerin öğrenilmesi ve öğretilmesi için zâhirde yapmak evlâdır.
Sema bir veçhesiyle gösteridir; bir veçhesiyle aşıklığın gösterisi, bir veçhesiyle aşkın gösterisidir. Aşıklık damardan patladıysa, atmaya başladıysa onu akılla durdurmak mümkün değildir. Aşkı akılla önlemek ve gizlemek mümkün değildir. Bu manada sema’yı, aşka davet eden bir argüman, bir dil olarak görüyoruz. Sema aşka davet eden bir dildir.
Seyri Sülûk: Ne Zaman Başlar, Nasıl Devam Eder?
Geçmiş tarikat erbapları, müridin seyri sülûkünün belli bir mertebeden — en az mülheme nefsin sonunda — başlayacağını söylemişlerdir. Her tarikat aldığı kandan doğurur. Ancak bir tasavvuf yolcusunun seyri sülûkü bir mürşid-i kâmilin, bir velinin önüne oturup onu ilk gördüğü andan itibaren başlamıştır. O kimse üstadı gördü, onu sevdi — seyri sülûkü başlamıştır.
“Bir kimse bir şeyi sevse, o sevdiğinin yaptığı şeyi yapmasa dahi sevdiği yaptığı için ondan nasibini alır” (Hadis-i Şerif — Buhârî, Edeb 96, No: 6169; Müslim, Birr 165, No: 2640). Bu çok ince bir perdedir. Bir kimse bir şeyi severse, o sevdiği şeyi icra etmese dahi onun halinden, konumundan payını alır. Aynı şekilde bir üstadı, bir veliyi seven kimsenin seyri sülûkü ders alır almaz başlamıştır.
Seyri Sülûkte Ahlakın Yeri
Bu noktada o kimsenin seyri, ahlakıyla bağlantılıdır. Güzel ahlaka değiştirmeye, güzel ahlakla bezemeye ve süslemeye gayret edin. Bu yolda güzel ahlak, insanların ezâ ve cefâlarına katlanmak, sıkıntılarına göğüs germek, insanlara yardım etmek ve onlara yol göstermek kadar güzel büyük bir şey yoktur.
O kimse üstadın dairesinde ve çizgisinde değilse seyri kesilir. Derhal tövbe edip helallik dilemesi ve yoluna devam etmesi gerekir. Seyri sülûk esnasında müridin yaşadığı haller: sıkıntılar, problemler, aile içi veya dışı, dergâh içi veya dışı, işinde, eşinde, aşında — her yerde değişik inişler, yokuşlar, düzlükler olacaktır. Bunlar kişiden kişiye, zamana, konuma, topluma ve yaşanılan şehre göre değişir.
Mehmet Hikâyesi: Teslimiyet ve Kerâmet
Dergâhta bir Mehmet varmış. Şeyh Efendi: “Mehmet gel oğlum, ambardan buğday çıkar, bir çuvala koy” demiş. Mehmet gitmiş, buğdayı çuvala koymuş, gelmiş. Dervişler demişler ki: “Ya ne yapıyorsun sen, bunu öğütülecek, götür değirmene.” Ama Mehmet susmuş. Hep böyle birkaç derviş vardır etrafta — üstad ona bir şey söyler, etraftakiler onu şerh eder. O bunu şu demek istedi derler.
Mehmet tekrar gelmiş: “Koydum efendim çuvala.” — “Götür değirmene.” Götürmüş. Ağabeyler yine söylemişler: “Un yapacaksın işte!” — “Değirmene koydum geldim efendim.” — “Git un yap.” Yapmış, gelmiş. Yine ağabeyler: “Ya ne efendiyi zorluyorsun, ne edepsiz adamsın.” Mehmet susmuş. “Hamur yap” demiş. Yapmış. “Fırını yak.” Yakmış. “Hamuru göğeşlere dök.” Dökmüş.
“Hazır mı her şey oğlum?” — “Hazır efendim.” Kalkmış Şeyh Efendi, gelmiş fırının başına. “Mehmet gir oğlum içeri — fırına.” Mehmet: “Destur, bismillah!” Fırına girmiş. “Kapatın kapısını.” Kapatmışlar. Dergâhta herkes şaşırmış: “Vay, gitti gâvur!” demişler. Bir kısmı oturmuş köşede ağlamaya başlamış: “Biz neden bunu sorguladık” diye.
Bir müddet geçmiş. “Açın fırını.” Açmışlar — içeride misk ü amber kokusu. Mehmet oturmuş, “Allah, Allah, Allah” diye zikrediyor. “Getirin icâzet kâğıtlarını” demiş Şeyh Efendi. “Benden sonraki sahibiniz işte bu Mehmet Bey. Seyri sülûkünüz budur.” Sevmek de budur. Teslimiyet de budur.
Zikrullah ve Kalpteki İlhamın Korunması
“Bazen zikirler neticesinde kalbimize ilham geliyor ama bu hali koruyamıyoruz; bu halin devamı olması için ne yapmalıyız?” Hz. Hanzala radıyAllahu anh, Hz. Ebûbekir Efendimize gelmiş: “Hanzala münafık oldu” demiş. “Ne oldu?” diye sormuş. “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin huzurundayken dünya hiçbir şey aklıma gelmiyor, ama oradan çıkınca her şey aklıma geliyor” demiş. Hz. Ebûbekir de: “Aynı şey bende de oluyor” demiş (Müslim, Tevbe 12, No: 2750).
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki: “Bu halinizi dışarıda korusaydınız, meleklerin sizinle musâfaha ettiğini görürdünüz.” O hali koruyacaksınız — zikrullaha devam ediniz.
Çeşitli Sorular ve Cevaplar
Dârülharp Meselesi
Türkiye’de dârülharp var mıdır? Normalde dârülharp olmaması için bir yerin hukukunun İslam hukuku olması gerekir. Dârülharp hukuku açısından değerlendirilmelidir.
İhtiyaç Kredisi Meselesi
İhtiyaç kredisi, ev, araba vesaire caiz midir? Dârülharp hukuk açısından bakarsanız tartışmalıdır, ama almamaya gayret edin.
Kaza Namazı ve Nâfile İbadetler
Bir insanın kaza namazları varken nâfile — gece namazı, işrak namazı, evvâbîn — kılması mümkün müdür? Hanefîler mümkündür demişlerdir (İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, Salât bahsi).
Kaynakça
- Hadis: “Kişi arkadaşının dini üzerinedir” — Ebû Dâvûd, Sünen, Kitâbü’l-Edeb 16, No: 4833; Tirmizî, Sünen, Kitâbü’z-Zühd 45, No: 2378
- Hadis: “Siz dindar olanı seçiniz” — Buhârî, el-Câmiu’s-Sahîh, Kitâbü’n-Nikâh 15, No: 5090; Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Kitâbü’r-Radâ 53, No: 1466
- Hadis: “Bir kimse bir şeyi sevse, o sevdiğinin yaptığı şeyi yapmasa dahi nasibini alır” — Buhârî, el-Câmiu’s-Sahîh, Kitâbü’l-Edeb 96, No: 6169; Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Kitâbü’l-Birr 165, No: 2640
- Hadis: Hz. Hanzala kıssası — “Bu halinizi dışarıda korusaydınız melekler sizinle musâfaha ederdi” — Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Kitâbü’t-Tevbe 12, No: 2750
- Hadis-i Kudsî: “Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim” — Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, No: 2016
- Hadis: “Allah’ı çokça zikrediniz” — Tirmizî, Sünen, Kitâbü’d-Daavât, No: 3375
- Fıkıh: Kaza namazı varken nâfile kılınması meselesi — İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr ale’d-Dürri’l-Muhtâr, Salât bahsi
- Tasavvuf: Seyri sülûk mertebeleri ve mülheme nefis — İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü’l-Kuşeyriyye; Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb
- Tasavvuf: Teslimiyet ve kerâmet — Ferîdüddin Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi