Zikir: Toplumda Kötülüğe Müdahale: Emr-i Bil Maruf
“Siz bir kötülük gördüğünüzde elinizle, mümkün değilse dilinizle, o da mümkün değilse kalbinizle buğz ederek önlemeye çalışınız” (Müslim, Îmân 78, No: 49). Ulema ittifak etmiştir: eliyle müdahale etmek devlete aittir. Diliyle müdahale etmek, o meselenin âlimi olan uleманın işidir. Bu noktada değilse kalbinde buğz edecektir.
Toplum içerisinde insanlara müdahale etmek bizim hakkımız değildir. Eğer insanların birbirlerine müdahaleleri doğru olursa herkes birbirine müdahale eder, herkesin doğrusu çıkar ortaya — bu anarşi olur, bir kaos olur. İslam anarşiye ve kaosa müsaade etmez. “Elinizin altındakilerden sorumlusunuz” (Buhârî, Cuma 11, No: 893; Müslim, İmâre 20, No: 1829). Bir baba eşinden ve çocuklarından, bir dede tüm ailesinden, bir iş yeri sahibi çalışanlarından sorumludur.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin metodu insanların yüzüne karşı eleştirmek değil, dini, ahlakı ve İslam’ı anlatmaktı. “Sen neden namazını kılmıyorsun, sen neden böyle yapıyorsun?” demek irşad metodu değildir. İnsanlar birbirlerinin yüzlerine karşı eleştirmeyecekler; mümkün olduğunca bundan uzak duracaklardır. Umuma ait ortamlarda doğruyu, iyiyi, güzeli tavsiye edeceklerdir.
Allah Sevgisi, Üstad Sevgisi ve Şirk Meselesi
Hadis-i kudsîde Hz. Davud aleyhisselamdan nakledilir: “Yâ Rabbi, bana sevgini, seni sevenlerin sevgisini, seni sevdirecek olanların sevgisini ver; çölde susuz kalmış bir kimseye şerbetin sevgili kılındığı gibi” (Tirmizî, Daavât 73, No: 3490). Üç sevgi — Allah’ın sevgisi, Allah’ı sevenlerin sevgisi, Allah’ı sevdirecek olanların sevgisi — birbirinin içindedir; renkleri birbirine çok yakındır.
Hz. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî hazretleri bu sevgiler arasında fark yok diyor. Ancak bugünkü toplum bunu anlamaktan uzak. Üstad sevgisiyle Allah sevgisinin renk olarak farkı olmaması lâzımdır. Ama bugün insanlar üstadı severken Allah’ı sever gibi seviyorlar — oradan sıkıntı doğuyor. Bu sıkıntı doğduğu için diyorum ki fark var arasında; insanlar bunu ayırt edemediklerinden dolayı böyle söylüyorum.
“Allah’a itaat edin, Resülüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine de itaat edin” (Nisâ Sûresi, 4:59). Cenab-ı Hak kendisine itaatle Peygambere ve emir sahiplerine itaati ardı ardına sıralar. Bir kimsenin Resûlullah’a itaati şirk değildir; emir sahibine itaati şirk değildir; babasına itaati şirk değildir. Aynı şekilde Allah’ı sevdirecek olanı sevmek de şirk değildir — o seni Allah sevgisine götürecektir.
Aşk Kaybedilir mi? Aşıklığın Kapısı
Aşk ebediyen kaybolmayacak bir şeydir. Senin aşıklığın karanmıştır, aşıklığın önüne perde inmiştir. O perdeyi aşk hiçbir zaman indirmez senin önüne — sen kendi yaptıklarınla, kendi hatalarınla kendini perdelemişsindir.
Hz. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî hazretleri der ki: “Senin gözüne bir çöp bulaşmış; gözüne saman çöpü geldiğinden göremiyorsun.” Parmağını kapatsan güneşi göremezsin; elini çekersen güneşe kavuşursun. Gözündeki çöpü kaldırırsan aydınlığı görürsün. Sen gözünün önüne çöp bulaştığından her yeri karanlık zannediyorsun.
Güneş çıkmış sen gölgedesin; şemsiyenin altında yağmur bekliyorsun — yağmuru görürsün, sesini hissedersin ama ıslanamazsın. Güneşe teslim ol, aç bağrını, aç gözünü, aç elini; ona doğru yürü, ona doğru yönel. Tam doğacağı yere gözünü dik ve muhakkak doğacak — ümidini kesme!
Aşkın kapısı insanın içindedir. Aşıklığın kapısı insanın içindedir. Sen her daim âşık olmaya karar ver, o yola râğm ol, o yolda yürü. Kalbin sevdiğinin kapısında beklesin, duvarının dibinde dursun, bahçesinde dursun, saltanatının önünde eğilsin. Ama sen bundan geri dönersen kendi kendini karartmış olursun.
Ağır Damarı Çatlayan Müslüman ve Fitne
Ağır damarı çatlamış olan Müslüman, fütürsuzca haramı işleyen kimsedir. Sadece içki içmek veya kovuş yapmak değil — fütürsuzca yalan söyler, insanları aldatır, gıybet eder, dedikodu eder, iftira eder. Fütürsuzca içki içer, kumar oynar, zina eder. Fütürsuzca haram helal tanımaz, namazını terk eder, orucunu terk eder. İçinde zerrecik korku ve utanma yoktur.
Fitne çıkaran, huzur bozan Müslüman kimdir? Kur’an ve sünnetin dışında olan her şey fitnedir, huzur bozandır. Kendisinden emin olunan Müslüman, diline sahip olan kimsedir. Birisinin gıybetini yapmıyorsa, lafını taşımıyorsa, hoşuna gitmeyecek bir şeyi söylerken seni susturursa — o senin dostundur, ondan emin ol.
Kabir Ehlinden Vesile Edinmek
“Bir işte sıkışınca kabir ehlinden yardım isteyiniz” şeklinde bilinen hadis-i şerif, aslında “onları vesile kılınız” manasındadır. Bir kimsenin vefat etmiş salih akrabalarını vesile etmesi mümkündür. Ancak İslam dünyası bunu genellikle geçmişte vefat etmiş veliler olarak algılamıştır.
Meselenin bâtın tarafı da vardır: bir kısım ulema, kabir ehli olarak yaşayan velileri görmüştür. “Asıl kabir ehli yaşayan velilerdir; bir sıkıntıya düştüğünüzde onlara gidin, onları vesile edin” demişlerdir.
Tasavvufta Selamın Kesilmesi: Terbiye Yöntemi
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem döneminde cihada katılmayan iki sahabeye selam verilmemesini emretmişti. Onlar kendilerini Medine’de ağaca bağladılar, tövbe ettiler ve Allah onları affetti (Tirmizî, Tefsîr Sûre 9, No: 3102; Buhârî, Meğâzî 79).
Tasavvufun içinde de bu vardır. Bir üstad herhangi bir kimseyle selamın kesilmesini söyleyebilir. Sufi topluluğunun içinde bulunmak rahmettir, berekettir, Allah’ın sofrasında oturmaktır. Bir kimse bunun kıymetini ve değerini bilmiyorsa, yapılan yanlışlıktan geri dönsün diye ona terbiyevî bir ceza verilebilir.
Başkasının Kusurunu Araştırmak: Büyük Günah
“Pazartesi ve perşembe orucu tutmayan, sünnet namazlarını terk eden bir arkadaşın ehli tasavvuf olduğuna şehadet edebilir miyiz?” Bu soruyu soran kardeş çok tövbe etsin! Bir başkasını takip etmek şeytanın vesvesesidir. Ben o pazartesi perşembe orucu tutmayan, farzlarını kılan kardeşin ehli tasavvuf olduğuna şehadet ederim; onu izleyip de soruyu sorana şehadet etmem.
Kim bir arkadaşının eksikliğini nöksanını araştırır da bunu dillendirirse, şeytandan daha ağır bir iş işlemiş olur. Şeytan onun gözünü, kalbini bürümüş; kendi eksiğini göstermiyor, başkasının eksiğini gösteriyor. Bu büyük günah-ı kebâiredir, büyük bir fitnedir. Hiçbir arkadaşınızın hatasını, kusurunu, eksikliğini araştırmayın. Gördüyseniz yanıldığınıza verin: “Yanılmışımdır, görememişimdir, gözüm karmıştır” deyin.
Zikir Halakasına Devam: Vazgeçilmez Kimse Yoktur
Hizmetlerinize devam edin. Mahallerinizdeki, bölgelerinizdeki çavuşlarınıza itaat edin. Derslerinize devam edin, zikirlerinize devam edin. Hiçbir şey sizi zikir halakasından uzaklaştırmasın. Hiçbir şey derviş kardeşlerinizin arasını açmasın. Allah’ı sevin, Resülünü sevin, Allah’ı sevenleri sevin, Allah’ı sevdirecek olanları sevin; zikredenleri sevin, zikrettirenleri sevin.
Çok vazgeçilmez derviş gördük, çok vazgeçilmez çavuş gördük, çok vazgeçilmez halife gördük, çok vazgeçilmez şeyh gördük. Adamın cübbesini ayrı götürüyorlardı, kavuğunu ayrı götürüyorlardı, çay bardağı özel götürüyorlardı, kapısının tokmaksına dokunmuyordu. Vazgeçilmez görülüyordu — öldü. Zikir halakası devam ediyor.
Çolumuş acı Musab-ı Merdan Hazretleri vazgeçilmezdi. Ömrünü zikrullah halakasında geçirdi. Son nefesinde hasta yatağında, dervişler başında Allah’ı zikrederken, Allah ism-i şerifinde ruhunu teslim etti. Vazgeçilmez dediğin zat Allah’ın zikir meclisinde vefat etti — peki sen ne yapıyorsun?
Kaynakça
- Hadis: “Bir kötülük gördüğünüzde elinizle, dilinizle veya kalbinizle önleyiniz” — Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Kitâbü’l-Îmân 78, No: 49
- Hadis: “Hepiniz çobansınız ve elinizin altındakilerden sorumlusunuz” — Buhârî, el-Câmiu’s-Sahîh, Kitâbü’l-Cuma 11, No: 893; Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Kitâbü’l-İmâre 20, No: 1829
- Hadis: Hz. Davud’un duası — “Yâ Rabbi bana sevgini ver…” — Tirmizî, Sünen, Kitâbü’d-Daavât 73, No: 3490
- Âyet: “Allah’a itaat edin, Resülüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine de itaat edin” — Nisâ Sûresi, 4:59
- Hadis: Cihada katılmayan sahabelere selamın kesilmesi — Tirmizî, Sünen, Tefsîr Sûre 9, No: 3102; Buhârî, el-Câmiu’s-Sahîh, Kitâbü’l-Meğâzî 79
- Tasavvuf: Hz. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî — Mesneî-i Ma’nevî, gözündeki çöp ve güneş metaforu
- Tasavvuf: Musab-ı Merdan Hazretleri — zikir halakasında vefatı
- Fıkıh: Babaya, kocaya itaatin farz oluşu — İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr ale’d-Dürri’l-Muhtâr, Nikâh bahsi
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi