Dergah Sohbetleri Serisi

107. Dergah Sohbeti — Sebeplere Tevessül, Derviş Ahlâkı ve Evlilikte Muamele Âdâbı

Sebeplere: Giriş

Bu sohbette Mustafa Özbağ Efendi, dövme hükmünden başlayarak sebeplere tevessül meselesini, derviş ahlâkını, kalp kırmamayı, evlilikte muamele âdâbını ve sadaka âyetinin tefsirini geniş bir perspektifle ele almaktadır. Sohbet boyunca şer’î hükümlerle tasavvufî ahlâk arasındaki dengeye özellikle dikkat çekilmektedir.


Dövme (Tattoo) Hükmü — Abdest ve İbadete Etkisi

Dövme yaptırmanın hükmü meselesi gündeme geldiğinde Mustafa Özbağ Efendi, câhiliye döneminde dövme yapılmasının yaygın olduğunu hatırlatmaktadır. İslâm’ın gelişiyle birlikte dövme yaptırmak ve yaptıran haram kılınmıştır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri dövme yapana ve yaptırana lanet etmiştir.

Ancak câhiliye döneminde yaptırılmış dövmelerin hükmü farklıdır. İslâm’a girmeden önce yaptırılmış dövmeler kişinin ibadetine engel teşkil etmez. Abdest ve namaz geçerlidir. Çünkü İslâm, öncesini siler. Ama Müslüman olduktan sonra bile bile dövme yaptırmak haramdır. Suyun altına geçip geçmemesi meselesi ise fakihler arasında tartışılmıştır; derinin altına giren mürekkebin abdeste mâni olup olmadığı konusunda farklı görüşler mevcuttur.

Sonuç olarak dövme yaptırmış bir kimse tövbe etmeli, mümkünse aldırmalıdır. Aldıramıyorsa tövbe ile yetinir ve ibadetlerine devam eder. Allah affedicidir, bağışlayıcıdır.


Kalp Kırmamak ve Kırılmamak — Dervişliğin İmtihanı

Dervişlik yolunun en temel imtihanlarından biri kalp kırmamaktır. Bir dervişin en büyük vazifesi, karşısındakinin gönlünü hoş tutmak, kalbini kırmamaktır. Zira kalp, Cenâb-ı Hakk’ın nazargâhıdır. Kalp kırıldığında o nazargâh zarar görür.

Aynı şekilde bir dervişin kırılmaması da önemlidir. Her söze, her davranışa kırılıp küsen bir kimse dervişlik yolunda ilerleyemez. İmtihan geldiğinde sabretmek, nefsini yenmek, kırılmamak gerekir. Hz. Ali Efendimiz’in düşmanını yere serdiği hâlde yüzüne tükürdüğünde bırakması bunun en güzel örneğidir.


Hz. Ali’nin Düşmanı Bırakması — Nefis ile Allah Arasındaki Fark

Hz. Ali kerremallahu vechehu Efendimiz savaş meydanında bir düşmanı yere sermişti. Tam kılıcını vuracakken düşman Hz. Ali’nin yüzüne tükürdü. O anda Hz. Ali kılıcını çekti ve düşmanı bıraktı. Düşman şaşkınlık içinde sordu: “Beni öldürecektin, neden bıraktın?”

Hz. Ali Efendimiz şöyle cevap verdi: “Ben seni Allah için öldürecektim. Sen yüzüme tükürünce nefsim devreye girdi. Artık seni Allah için değil, nefsim için öldürecektim. Bu yüzden bıraktım.” Bu kıssa, bir dervişin her hareketinde niyetini kontrol etmesi gerektiğini, nefsin devreye girdiği anda durması gerektiğini öğretir.


Üç Sahabenin Kararı ve Peygamber Efendimiz’in Cevabı

Üç sahabe bir araya gelerek kendi aralarında karar almışlardı: Biri “ben evlenmeyeceğim” dedi, diğeri “ben yemek yemeyeceğim, hep oruç tutacağım” dedi, üçüncüsü “ben uyumayacağım, hep ibadet edeceğim” dedi. Bunu duyan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri onları topladı ve şöyle buyurdu:

“Ben sizin Allah’tan en çok korkanınızım, en çok takvâ sahibinizim. Ama ben hem oruç tutarım hem yerim, hem namaz kılarım hem uyurum, hem de evlenirim. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.” Bu hadis-i şerif, İslâm’ın ifrat ve tefritten uzak, dengeli bir hayat tarzı emrettiğini açıkça gösterir.


Kötülüğe Karşı Üç Mertebe — El, Dil ve Kalp

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurmuştur: “Sizden biriniz bir kötülük gördüğünde onu eliyle düzeltsin. Eğer buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin. Ona da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin ki bu imanın en zayıf derecesidir.”

Mustafa Özbağ Efendi bu hadis-i şerifi şöyle açıklamaktadır: El ile düzeltmek devlete aittir, çünkü yaptırım gücü devlettedir. Dil ile düzeltmek âlimlere, hocalara, mürşitlere aittir; onlar tebliğ eder, anlatır, öğretir. Kalp ile buğzetmek ise her Müslümana aittir. Herkes en azından kötülüğe kalbiyle karşı çıkabilir, razı olmadığını kalbinde hissedebilir.


Topal Tilki Hikâyesi — Sebeplere Tevessül

Bir şehzadenin kitabından aktarılan bu hikâye son derece ibretlidir. Bir derviş yolda giderken topal bir tilki görür. Tilki bacağı kırık, hareket edemiyor. Derviş merak eder: “Bu tilki nasıl beslenecek?” O sırada bir aslan avını yiyip gider, tilki de aslanın artığından karnını doyurur.

Derviş bunu görünce der ki: “Demek ki Allah her kulunu besliyor. Ben de bir kenara çekilip oturayım, Allah beni de besler.” Oturur, bekler. Günler geçer, aç kalır, bitap düşer. O sırada bir ses gelir: “Ey derviş! Sen tilkiliğe özenirsin de aslanlığa özenmezsin? Aslan olmaya çalış, topal tilki olma!”

Bu hikâye sebeplere tevessülün önemini anlatır. Bir Müslüman sebepler dairesinde durmalı, çalışmalı, gayret etmeli; ama sonucu Allah’tan beklemelidir. Tevekkül, sebepleri terk etmek değil, sebeplere sarılıp neticeyi Allah’a havale etmektir. Rezzâk olan Allah’tır, ama sen dükkânını açacaksın, temiz tutacaksın, çalışacaksın.


Sebeplere Tevessül ve Dergâh Âdâbı

Mustafa Özbağ Efendi, sebeplere tevessül meselesini dergâh âdâbıyla birleştirerek anlatmaktadır. Dergâhın temiz tutulması, kardeşlerin güler yüzlü olması, gelen misafire hürmet edilmesi hep sebeplere tevessüldür. Gelen kimsenin kalbine hidayet verecek olan Allah’tır; ama sen sebepler dairesinde o kimsenin gönlünü hoş tutacaksın, kalbini kırmayacaksın.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri “Yâ Rabbi, iki Ömer’den birisini bana nasip et” diye dua etmiştir. İlk sırada zikrettiği Hz. Ömer radıyallahu anh Müslüman olmuş ve İslâm’ın güneşlerinden biri olmuştur. İkinci sırada zikrettiği Ebû Cehil ise kıyamete kadar cehaletin babası olarak kalmıştır. Bu da gösterir ki sebeplere tevessül etmek sünnettir; dua etmek, gayret etmek, sonra Allah’tan beklemek gerekir.

Sebebe teşekkür etmek de Allah’a teşekkür etmektir. Hadis-i şerifte buyrulmuştur: “İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a şükretmez.” Hz. Ali Efendimiz de “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum” buyurmuştur. Gerçekte öğreten Allah’tır; Âlim olan, Muallim olan, terbiye edici olan Allah’tır. Ama Allah bunu sebeplerin üzerinden verir. Din Allah’ındır; Allah dinini Peygamber’in üzerinden vermiştir. O sebebe sırt dönmek nankörlüktür.


Evlilikte Kadına Muamele — Şer’î ve Tasavvufî Boyut

Şer’î Boyut

Kur’ân-ı Kerim’de serkeşlik yapan kadınlar hakkında bir sıralama vardır: Önce nasihat edilir, söylenir, anlatılır. İkinci aşamada yataklar ayrılır. Üçüncü aşamada ise dövme ruhsatı verilmiştir. Ancak bu ruhsat, yemek pişmedi diye, ütü yapılmadı diye, temizlik eksik kaldı diye değildir. Bu ruhsat yalnızca namus meselesiyle, gitme denilen yere gitmekle, görüşme denilen kimseyle görüşmekle ilgilidir. Evliliğin kurtarılması için son çare olarak konulmuştur.

Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri önce dövmeyi yasaklamış, ancak kadınların fitûrsuzlaşması üzerine Hz. Ömer’in başvurusuyla tekrar müsaade etmiştir. Ama bu müsaade çok dar bir alanla sınırlıdır.

Tasavvufî Boyut

Mustafa Özbağ Efendi’nin üstadı Abdülhalim Efendi Hazretleri, “Oğlum, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri eşlerini bir kez bile vurmamıştır. Ben de vurmadım” demiştir. Mustafa Özbağ Efendi de “Ben de vurmadım” demekte ve bunu dervişlik ahlâkının temel prensibi olarak ortaya koymaktadır.

Derviş ahlâkında yemek, temizlik, elbise gibi meselelerden dolayı evde kavga çıkarmak yoktur. Ne erkek ne de kadın küçük meseleleri büyütüp problem hâline getirmemelidir. Güzel ahlâk, ince ahlâk, temiz ahlâk sahibi olan çiftlerin evinde dayak olmaz. Erkeğin ve kadının yolu Kur’ân ve Sünnet ise o evde böyle bir şey yaşanmaz.


Evlilikte Haklılık Dayatması — Derviş Bunu Yapmaz

“Haklı olsan bile tartışmadan ayrılan kimseye cennet vardır.” Bir derviş en haklı olduğu yerde haksızlığa başlar. Dervişlik, haklılığını dayatma yeri değildir. “Ben haklıyım” diye dayatan kimse — erkek olsun kadın olsun — suçludur. Dergâh, haklılık yeri değildir.

Şeytan da “Ben haklıyım” demiş, Allah’ın kapısına dayanmıştır. Ona “Ne yapıyorsun sen? Allah’a akıl mı veriyorsun?” denilmiştir. Derviş olan kimse haklı olduğu yerde kenara çekilir, nefsini terbiye eder, hakkını Allah’a havale eder. Evliliğinde de böyledir; ne erkek ne kadın haklılığını dayatır.


Sadaka Âyeti — Allah Yoluna Adanmış Kimselere İnfak

Bakara Sûresi 273. âyet-i kerimede Cenâb-ı Hak buyurmaktadır: “Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adamış, yeryüzünde dolaşamayan, hayâlarından dolayı tanımayanların onları zengin sandığı yoksullara verin. Sen onları yüzlerinden tanırsın. Onlar yüzsüzlük edip insanlardan bir şey istemezler. Hayır olarak harcadıklarınızı Allah mutlaka bilir.”

Mustafa Özbağ Efendi bu âyeti şöyle tefsir etmektedir: Bu âyette tarif edilen kimseler, kendilerini Allah yoluna adamış, Allah yolunda koşturan, ancak maddî imkânsızlıktan dolayı dolaşamayan, cihada çıkamayan, tebliğ yapamayan kimselerdir. Hayâlarından dolayı kimseden bir şey istemezler. Onlara sadaka vermek, Allah yolundaki mücadeleyi desteklemektir.


Kaynakça

Hadis-i Şerifler

  • Dövme yasağı hadisi: “Allah dövme yapana ve yaptırana lanet etmiştir.” — Buhârî, Libâs, 87; Müslim, Libâs, 120
  • Üç sahabenin kararı hadisi: “…Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.” — Buhârî, Nikâh, 1; Müslim, Nikâh, 5
  • Kötülüğü düzeltme hadisi: “Sizden biriniz bir münker gördüğünde onu eliyle değiştirsin…” — Müslim, Îmân, 78; Tirmizî, Fiten, 11
  • İnsanlara teşekkür hadisi: “İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a şükretmez.” — Ebû Dâvûd, Edeb, 11; Tirmizî, Birr, 35
  • Tartışmayı terk eden hadisi: “Haklı olsa bile tartışmayı terk eden kimseye cennetin kenarında bir köşk vardır.” — Ebû Dâvûd, Edeb, 7; Tirmizî, Birr, 58
  • Kadınlara muamele hadisi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri hiçbir eşine el kaldırmamıştır. — Müslim, Fedâil, 79; İbn Mâce, Nikâh, 51

Âyet-i Kerimeler

  • Serkeşlik yapan kadınlar hakkında: Nisâ Sûresi, 4/34 — “…Serkeşlik etmelerinden endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarda onları yalnız bırakın…”
  • Sadaka âyeti: Bakara Sûresi, 2/273 — “Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adamış, yeryüzünde dolaşamayan yoksullara verin…”
  • Peygamber’e salât âyeti: Ahzâb Sûresi, 33/56 — “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ederler. Ey iman edenler, siz de ona salât edin ve selâm verin.”

Tasavvufî Kaynaklar

  • Hz. Ali’nin düşmanı bırakması kıssası: Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevî-i Şerîf, I. Cilt (Beyit 3782-3793)
  • Topal tilki hikâyesi: Şehzâde’nin kitabından nakil — Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde de benzer anlatım mevcuttur (I. Cilt)
  • Hz. Ali’nin sözü: “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.” — Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, X/252
  • Abdülhalim Efendi Hazretleri’nin nasihati: Mustafa Özbağ Efendi’nin bizzat naklettiği sohbet rivayeti

Fıkhî Kaynaklar

  • Dövme hükmü: İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, VI/363-364; İmâm Nevevî, Şerhu Müslim, XIV/106
  • Evlilikte te’dîb sıralaması: İmâm Şâfiî — duruma göre değişir (mezhep içi ihtilaf); İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe — sıralama vâciptir
  • Kadının izinsiz evden çıkmaması: Kâsânî, Bedâiü’s-Sanâi, IV/23-24

Sonuç

Bu sohbette sebeplere tevessül etmenin sünnet olduğu, tevekkülün sebepleri terk etmek olmadığı, dergâh âdâbının sebeplere tevessülün en güzel tezâhürü olduğu vurgulanmıştır. Evlilikte şer’î hükümlerle tasavvufî ahlâk arasındaki denge ele alınmış; dervişlik yolunda haklılık dayatmasının yeri olmadığı, kalp kırmamanın ve kırılmamanın temel esas olduğu ifade edilmiştir. Sadaka âyetiyle de Allah yoluna adanmış kimselere infakın önemi hatırlatılmıştır.

Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi