karabasi-sohbetler-2023

Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi – 30.11.2023 ​​​​​​​​​​​

Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi – 30.11.2023 ​​​​​​​​​​​ konusu hakkında Mustafa Özbağ Efendi’nin değerli açıklamalarını içeren bu sohbette, derin manevi bilgiler paylaşılmaktadır.


Sevgide ve Düşmanlıkta Ölçülü Olmak

Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurmuştur: “Dostunu severken ölçülü sev; bir gün düşmanın olabilir. Düşmanına da buğzunu ölçülü yap; bir gün dostun olabilir.”[1] Bu hadîs-i şerîf, insan ilişkilerinde ifrât ve tefrîtten uzak durmayı öğretmektedir.

Bir kimsenin bir kimseyi severken veya buğzederken ölçülü olması gerekir. İki derviş, iki arkadaş, mürîd ve mürşid arasındaki ilişkilerde de bu ölçü geçerlidir. Ancak Kur’ân ve Sünnet dışında kalan, hakkı ve hakîkati inkâr eden kimselere karşı bir buğuz söz konusu olabilir. Bu durumda o buğuz, Allah için olan bir buğuzdur.[2]


İhânet Görmek ve Hakkını Helâl Etmek

Bu dergâh içerisinde olan bir derviş, bir kimse bana zarar verdiyse, benim hakkım helâl olsun. Her ne yaptıysa yaptı; ben onun hak iddiâ etmiyorum. Ancak dersimiz (yolumuz) dışında olan, bu topluluğun dışında ise, benim hakkım helâl değildir. Allah’a intikâmını havâle ederim.

Çünkü beni insanlar bu topluluktan tanıyorlar. Beni ticâretten tanıyan yok, alışverişten tanıyan yok. Bir kimse bu topluluğa zarar verdiyse, o zarar sadece bana değil, bütün topluluğa verilmiş demektir. Binlerce insanın emek verdiği, gece gündüz çalıştığı, ses cihazları kurduğu, hizmet ettiği bir topluluğa zarar veren kimse, nasıl verecek hesâbını? Kasıtlı yapan da var, bilmeyerek yapan da var; her toplulukta ifrât ve tefrît vardır.[3]


Sesli ve Görsel Zikrin Kur’ân ve Sünnet’teki Yeri

Zaman zaman “Bu dinde böyle bir şey var mı?” diye sorgulayanlara cevap vermek gerekir. Sesli ve görsel (cehrî) zikir, Kur’ân ve Sünnet’in içindedir. Bu konuda İslâm dünyâsında, bilhassa son iki yüz yılda bir öz güvensizlik oluşmuştur. “Bu yaptığınız dinde var mı?” diye tepeden konuşanlara sormak gerekir: Kaç tane fıkıh kitabı okudun? İbn Âbidîn’i okudun mu? Fetâvâ-yı Hindiyye’yi okudun mu? Bunları okumadan, bilmeden konuşmak câhilliğin tâ kendisidir.[4]


Mürşid-i Kâmil Nasıl Tanınır?

Mürşid-i kâmil iddiâsında bulunan kimseleri nasıl tanıyacağız? Bir kimse mürşid-i kâmil olduğunu iddiâ ediyorsa, ona bazı sorular sormak gerekir: Kur’ân ve Sünnet bilgin ne kadar? Tasavvufî bilgin ne kadar? Mânevî hâlin var mı? Rüyâların açık mı? Arada sırada zikrettiğinde gözünü yumduğunda bir şey görüyor musun? Bunların hiçbiri yoksa, nereden bileceksin onun mürşid-i kâmil olduğunu?

Bilmediklerinden gidiyorlar; İngiliz istihbâratının kurduğu, Mossad’ın hesâbına çalışan, merkezleri Londra’da olan yapılanmalara derviş oluyorlar. Bunların hepsi araştırılmalı, sorgulanmalıdır. Gerçek mürşid-i kâmil, Kur’ân ve Sünnet üzere yaşayan, ilmiyle âmil olan, mânevî hâl sâhibi olan kimsedir.[5]


Hz. Mûsâ’nın Asâsı ve Sihirbazlar

Hazret-i Mûsâ aleyhisselâm, Firavun’un sihirbazlarıyla karşılaştığında asâsını attı. Sihirbazların asâları da ortadan kayboldu; Mûsâ aleyhisselâmın asâsı hepsini yuttu. Eğer bu hâlis bir sihir olsaydı, sihirbazların asâları yerinde dururdu; ama durmadı. Bu, sûfîyâne bir ayrıntıdır ve kitaplarda pek yazılmaz.

Mûsâ aleyhisselâm, sihirbazların ne yapacağını bilmiyordu, onların asâlarının gerçek yılan olmadığını da bilmiyordu. Allah’a yalvararak oraya gitti, Cenâb-ı Hakk’ın emriyle gitti. Bu hâdise, hakîkî îmânın sihri, bâtılı nasıl yutup yok ettiğinin en güzel misâlidir. Nitekim sihirbazlar da bu mûcizeyi görünce hemen secdeye kapandılar ve “Mûsâ’nın ve Hârûn’un Rabbine îmân ettik” dediler.[6]


Mahalle Derslerinde Âdâb

Mahalle derslerinde veya herhangi bir eve misâfir olunduğunda, bir dervişin âdâb ve erkâna uyması esastır. Bir derviş, nereye giderse gitsin, orada ders yaptıran bir kimse varsa, hangi eve, hangi yere giderse gitsin, oradaki eski dervişe, çavuşa, onbaşına saygı göstermelidir. Edepli oturur, oradaki derse katılır, zikrullâhını yapar, sohbetini dinler, âdâbınca çekilip gider.

Orayı eleştirmek, oradaki kimseleri eleştirmek, onun haddine değildir. Bu doğru da değildir. Her dervişin, gittiği yerde tevâzu ile oturması, o mekânın âdâbına uyması, eleştiri yapmak yerine hizmet etmesi gerekir.[7]


Kaynaklar

[1] Tirmizî, Sünen, Kitâbü’l-Birr ve’s-Sıla, 60 (Hadis No: 1997): “Dostunu severken ölçülü sev; bir gün düşmanın olabilir. Düşmanına da buğzunu ölçülü yap; bir gün dostun olabilir.”
[2] Buğz-u fillâh (Allah için buğzetmek) hakkında bkz. Ebû Dâvûd, Sünen, Kitâbü’s-Sünne, 2; “İmanın en sağlam kulpu, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmektir.”
[3] Topluluk hakkına riâyet ve kul hakkı meselesi için bkz. Buhârî, Sahîh, Kitâbü’l-Mezâlim, 10.
[4] Cehrî zikrin delilleri için bkz. Buhârî, Sahîh, Kitâbü’d-Da’avât, 66 (zikir meclisleri hadîsi); Müslim, Sahîh, Kitâbü’z-Zikr, 25; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, Zikir bahsi; Fetâvâ-yı Hindiyye, İbâdet bölümü.
[5] Mürşid-i kâmil şartları için bkz. İmâm Kuşeyrî, er-Risâle, “Sohbet ve Âdâb” bahsi; Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb.
[6] Tâhâ Sûresi, 20/65-70; A’râf Sûresi, 7/115-122; Şuarâ Sûresi, 26/43-48.
[7] Tasavvufta sohbet ve ders âdâbı için bkz. İmâm Kuşeyrî, er-Risâle, “Sohbet” ve “Âdâb” bahisleri; İmâm Gazâlî, İhyâü Ulûmi’d-Dîn, “Kitâbü Âdâbi’s-Sohbe” bölümü.

İlgili Sohbetler

Daha fazla bilgi için Tasavvuf sayfasını ziyaret edebilirsiniz.