Takvanın başlangıcı hayadır konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Takvanın başlangıcı hayadır hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız.
Haya bir insanın utanma duygusu. Böyle ahlaki olarak çekinceli olmak, çekinmek., asıl benim haya olarak gördüğüm insanın haramlara karşı utangaç olması, haramı işlememesi, nefsin çirkinliklerine, nefsin kötülüklerine düşmemek, utanmak tabiri caizse takva ehli olacaksa haya onun başlangıcıdır. O artık böyle göstere göstereyemez., günaha düşmemek ister. Böyle utanır. Bir günah işlerken çekinir. Onun kalbinden, ciğerinden bir sökülür gider. O böyle hatta şüphelilere dahi böyle içi onun olur. Ne o? Yırtılır tabiri caizse. Bu haya çünkü yanında. Allah korkusunu da getirir. Haya yanında. Allah’tan utanmayı da getirir. Haya yanında halktan utanmayı da getirir. Veya yanında insanın kendisinden utanmayı da getirir. Bunların hepsi de bizim halk atasözü olarak içimizdedir ya. Allah’tan utanmadın insanlardan da mı utanmadın? Hadi. Allah’tan utanmadın kendinden de mi utanmadın?
Bunlar halkın içerisinde konuşulur ya. Bunlar ne olmuş oluyor? O kimsenin utanma duygusunun ritmik olarak kendi iç dünyasında çalışması ritmik olarak aslında bu haya duygusu öyle bir duygudur ki ona bir dini terbiye vermesen dahi insani olarak ritmik olarak onun içindedir o yürür. Hani eskiler ar perdesi derdi. Ar utanmada bir ar perdesi olur. Hani derler ya ar perdesi yırtıldıysa her yapar o diye. Artık onda utanma kalmazsa utanmıyor hiçbir şeyden. O her yapar. O yüzden ehli takva için, sufiler için haya kapısı kadar önemli bir kapı yoktur. Çünkü o kapıdan giren bir kimse takvaya ulaşır. Desek ki takva nedir? Ben cevap olarak derim ki en zirve noktası insanın haktan utanmasıdır. Haktan utanma nedir o zaman? Hani e ihsan nedir.
dediğinde. Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmendir diyor ya. İşte takva, zirve noktası görüyormuşçasına ibadet etmen, öyle yaşaman. O zaman haya veya sabır veya bu tip ahlaki maddeler, kanunlar, umdeler o zaman buraya gelecek. O kimse görüyormuşçasına ibadet ediyorsa o zaman göz göre bir yapmayacak. İşte hayvanın en önemli zirve noktası bu. Diğerini yine hadis-i şerifte sen onu göremesen dahi onun her daim gördüğünü hissetmen öyle yaşamandır der. O zaman haya dediğimizde. Cenâb-ı. Hak seni her daim görüyor, her daim işitiyor. Bu hal üzerinde durmaktır o zaman haya. Bunu yoksa normalde hani başka türlü başka türlü anlatmak mümkündü. Ama burada işin kestirmesi o sufi seyrü sülük yaşayacaksa o sufi seyr sülü doğru yol alacaksa, o sufi seyri süluka doğru yol alacaksa o.
Takvanın başlangıcı hayadır Hakkında
öyle bir hayal sahibi olacak ki alt derecesi o beni her daim görüyor deyip de yaşayacak. Bunun zirve noktasını o her daim onu görüyormuşçasına yaşayacak. O zaman böyle olursa o kimse heva heves nedir bilmez. O kimse nefsin çarpmasını. Uğramaz ona. O kimse nefsin tabiri caizse emmarenin kulu olmaz. O kimse o zaman heva ve hevesin kulu olmaz. O kimse şeytanın vesvesesine, destisesine düşmez. O kimse bunlardan kendini kurtarmış olur. İşte o zaman o kimse gerçek manada hayaya utanmaya ulaşır. Öbür türlü o gerçek manada hayaya utanmaya ulaşmaz. Ve hayaya utanmaya o kimse ulaşmazsa onun seyri süluku da olmaz. Net altını çizerek söylüyorum. O kimse utanacak. Ha utanmama ne? Sen hakkı ve sabrı tavsiye etmede utanmazsın. Hani ayeti kerime var.
ya. Hz. Cenâb-ı. Hak diyor ki. Allah gerçeği söylenmekten haya etmez, çekinmez, utanmaz. Allah gerçeği söyler. O zaman hakkı ve hakikati anlatmakta haya yoktur. Utanma yoktur. Dinin kaidelerini anlatmakta utanma yoktur. Bazen hani mesnevi filan bu konuda yaparlar, eleştiriler. Hani içinde kelimeleri var, içinde bazı cümleler var. İşte hani terbiyeye uygun değil diye. Oysa dinin hak ve hakikatini anlatmakta utanma yoktur. Hatta sahabeler, sahabeler böyle bir hani insanların böyle ya utanma duygusu da mı yok böyle soru mu sorulur diyeceği diyerek düşüneceği bir meseleyi sorarlarken baştan bu ayet-i kerimeyi okurlarmış. Sahabeler derlermiş ki. Allah gerçeği söylenmekten utanmaz, haya etmez. Allah gerçeği söyler. Allah hakikati anlatır. Hakikati de anlatırken. Allah kullarından çekinmez. Bu manada. Allah kullarından utanmaz. Hakikat neyse sorar. Veya.
sahabe kadınlar böyle mahrem meseleleri soracakları zaman. Hzreti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bu ayet-i kerimeyi başa cümlenin başına koyaraktan sorarlardı. Veya erkek sahabeler. Hzreti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine böyle bir soracaklarında bu ayet-i kerimeyi cümlenin başına koyaraktan söylerlerdi. O zaman dinin içerisinde dinin hakikatini ilgilendiren insanın kendisiyle alakalı dinin içerisinde bir meseleyi ilgilendiren mesele haya bu manada utanma yok. Hatta. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Medine-i. Münevvere’deki kadınlar için, ensar kadınlar için onlar dinlerini öğrenmekte çok haristtiler.” der. Sebep o. Medineli kadınlar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine her şeylerini sorarlardı. Hatta. Hz. Ayşe annemiz biraz onlara böyle eleştirer yaklaşınca dedi ki ensar kadınları dinlerini öğrenmekte çok harisler. Bu şerhi düştü. O zaman.
dinini öğrenmekte utanma yok. Şeyhine bir soracaksan utanma yok. Sor. Dinle alakalıysa, senin kendi hayatınla alakalıysa kime soracaksın ki şeyhine sormazsan. Ya şeyh efendiye de böyle sorulur mu? Dik hala ona sorulur. Başkasına sorulmaz zaten. Başkasına sorarsan yanlış anlayabilir, eksik anlayabilir, ters anlayabilir. Asıl şeyhine soracaksın. Hz. Muhammed. Mustafa’ya sorarlardı. Hani meşhur ya. Ömer helak oldu ya. Resulallah. Ayet-i kerime geldi. Eşlerinize siz arkadan yaklaşmayınız diye. Ömer helak oldu dedi. Koca. Ömer geldi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine söyledi bunu. Dedi ki bu manada değil. Dedi. Tars ilişkile alakalı bu dedi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri eşine dedi hani tabiri caizse büyük abdest organından yaklaşmakla alakalı bu dedi. Bakın onu dahi sordu. Hz. Ömer efendimiz sordu.
Takvanın başlangıcı hayadır Sohbeti
Bir de. Hz. Ömer efendimiz böyle bazı şeylerde sert celalli. O dahi böyle söyledi. Demek ki dinini öğrenmede utanma yok. Dinini öğreneceksin. Bilmiyorsun. Soracaksın kardeşim şeyhine. Soracaksın. O da o koltuğa oturmasın. Biliyorsa bildiğini aktaracak. Bilmiyorsa öğrenecek de gelecek aktaracak. Şeyhe çok soru sorulmaz mış. Asıl şeyhe sorulur soru. Ben neden geldim intisap ettim? Aye-ti kerimede bilmediklerinizi zikir ehline sorunuz dedi. E benim için zikir ehli de kim? Benim şeyhim. Bilmedi mi ona soracağım ben. Bilmediğimi ona soracağım. O da bilmiyorsa onu da soracak kapısı olsun. Gitsin oraya sorsun. Kim ona o vazifeyi verdiyse gitsin ona sorsun. Bak kim ona o vazifeyi verdiyse gitsin ona sorsun. Desin ki sen bana vazife verdin. Ben bu işin içinden çıkamıyorum. Öyle şeyhe soru.
sorulmaz laf değil bunlar. Sahabe nerelerde nefis sorur onları sorardı. Sahabe nerelerde helaka gideriz onları. Sahabe her şeyini sorardı. Her şeylerini sorarlardı. Her sabah namazında rüya anlatırlardı. Rüya anlatan olmazsa. Hzreti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kendi rüyasını da anlatırdı. Hatta kendi rüyasını. Hz. Ebubekir efendimiz yorardı. Bir seferinde dedi ben sizin rüyanızı yorayabilir miyim ya. Resulallah? Dedi. Yor dedi ki, “Gökten inen halat” dedi, “Kur’an dindir.” dedi. “Senden sonra ben tutacağım.” “Benden sonra” dedi, “ö tutacak. Ondan sonra” dedi, “Oman tutacak. Açın rüya tabirlerini.” Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle alakalı hadis kitaplarında rüya babı var. Husesi. Ondan sonra. Ali tutacak dedi. Ali’den sonra halat kopuyor. Ondan sonra da dedi o fitne başlayacak. Halat kopuyor çünkü. Şimdi.
işte insan şeyhine soracak başkasına değil. O zaman sormada utanma var mı? Yok. Allah muhafaza eylesin. >> Amin. >> Bir kimse dinini öğrenmek için ne yapacak? Utanma yok. Şeyhine soracak. Evet. Başka kimseye sorulmaz. Sorulmaz. Eyvallah. Bir sufinin bu manada soracağı kapısı üstadıdır. Üstadından başka bir kimse de değildir. Ve o kimse sormakta eğer ki çekinmezse. Allah ona ilim verir. Bilmediğini soracak. Allah bizi onlardan eylesin. >> Amin. >> Ve yine sufiler için bu öğüt var ya öğüt bir kimseye terbiye etme. Öğüt kadar kıymetli bir yoktur. Bunun meydana çıkması için nasihatin meydana çıkması için de muhakkak ne lazım? Soru lazım. Allah muhafaza eylesin.
İlgili Sohbetler
- Bir sufi Hazreti Peygamber’in ve üstadının nağmelerini gönül kulağıyla nasıl din
- Dervişin, sufinin aynası Hazreti Muhammed-i Mustafa’dır
- Kur’an ve sünnete uymayan derviş ve şeyhler, insanları tasavvuftan soğutuyor
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için Tasavvuf – Vikipedi sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Takvanın başlangıcı hayadır konulu bu sohbet Mustafa Özbağ Efendi tarafından gerçekleştirilmiştir. Daha fazla Takvanın başlangıcı hayadır sohbeti için sitemizi takip edebilirsiniz.