«Sizin Allâh’a En Sevimli Olanınız Az Yiyip İçen ve Bedence Hafîf Olanınızdır»
Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem buyurmuştur: «Ümmetim hakkında en çok şu husûslardan korkuyorum: Şişmanlık, uykuya düşkünlük, tembellik ve îmân zayıflığı.» Allâh Resûlü bir sahâbenin göbeğine böyle üç parmağını uzattı ve buyurdu: «Bizden değildir.»
Şişmanlık–Uyku–Tembellik–İmân Zayıflığı Zinciri
Şişmanlık bizden değil; o zaman ne? Uykuya düşkünlük bizden değil; tembellik bizden değil; îmân zayıflığı bizden değil. O kimseyi bunlara sebep nedir? Bu uykuya düşkünlük neden? — Yediğimizden, içtiğimizden. Şişmanlık neden? — Yediğimizden, içtiğimizden. Tembellik de yediğimizden, içtiğimizden. Bunlar üçü toplandığında, üçü bizde îmân zayıflığını getirir.
Bakın, şişmanlık uykuya düşkünlüğü getirdi; sizin fazla yemeniz–içmeniz, sizin kilonuz uykuyu getirdi. Uykuyu getirince ardından uyku tembelliği getirdi; tembellik de îmân zayıflığını. Tembel çalışmıyor — insanlar şu anda toplum tembelleşiyor. Hamur işine kendilerini adamış kadınlar — tamâm bitti. Erkekler de aynı; yiyorlar boyuna. Bir bakmışsın evlenmiş, olmuş 110 kilo benim gibi. Allâh muhâfaza eylesin.
Sûfînin Vasıfları: Az Yer, Az Uyur, Az Konuşur
Sûfî çok yemez; sûfî çok uyumaz; sûfî olur olmaz her şeyi konuşmaz, diline sâhip olur. Yok. Allâh bizi affetsin. Âmîn. Yine «sutien» bir önceki d’de sutien dendi; bu da sutien: «Sizin Allâh’a en sevimli olanınız, az yiyip içen ve bedence hafîf olanınızdır.»
O zaman biz az yiyip içenlerden olacağız; çok yiyip içenlerden değil. Önümüze ne gelirse yiyenlerden değil; rafta ne varsa yiyenlerden değil. Natürel yiyeceğiz, natürel beslenecek beslene; az yiyeceğiz; kilomuza dikkat edeceğiz. Şişman dervîş olmaz; önüne geleni yiyen dervîş olmaz. Az ye, az iç; ve zikrullâha gelirken özellikle az ye. Perşembe zikrullâhı veyâ mahalledeki zikrullâha gideceksiniz — az yiyin. Daha demin ki zikrullâhtan daha fazla lezzet alacaksınız.
Batı Kültürü ve Görgüsüzlük
Batı kültürü bizi perişân etti; biz sünneti seniyye’yi terk ettikçe bozulduk; ve bozulma hızla devâm ediyor. İnsanlar önceden bir yiyeceği insanlar görür, göz hakkı olur — alanı var, almayanı var, yiyeni var, yemeyeni var diye saklar bir şeyi. Benim çocukluğumda pazar heybeleri vardı; millet heybeye koyardı «gören olur, görmeyen olur» diye. Küfeler vardı, sepetler vardı «gören olur» diye onların içine koyardı. İnsanlar açıktan bir yiyecek götürmezdi.
«Böyle dışarıda lokantalarda, ne bileyim işte restoranlarda dışarı masa at, herkesin göreceği yere otur, yemek ye» — bu görgüsüzlüktür. Bu hâlâ daha görgüsüzlüktür. Yoldan gelip geçenlerin önünde yemek görgüsüzlüktür, nezâketsizliktir, sonradan görmeliktir. O kimse bir görgü almamış, bir terbiye almamış.
Yolda Dondurma, Simit, Poğaça Yemek — Görgüsüzlük
Bir kadın, bir erkek eline dondurma alıp yalayarak yolda yürümez. Bu görgüsüzlüktür; hâlâ daha görgüsüzlüktür. Bir kadın, bir kız çocuğu sokakta dondurma yalayarak yürümez. Bir kimse elinde simit, poğaça, börek, neyse, yiye yiye yolda gitmez. Bunlar görgüsüzlük; bunlar toplum içerisinde âdâbsızlık.
Bir araçta gidiyorsunuz, bağıra bağıra telefonla konuşulmaz — görgüsüzlüktür. Toplu ulaşım araçlarında bağıra bağıra telefonla konuşmak görgüsüzlüktür. Yolda giderken bağıra bağıra telefonda konuşulmaz — görgüsüzlük. «Özür dilerim, şu anda yolda yürüyorum; birazdan görüşelim» veyâ bağırmadan sessiz konuş.
Bunlar görgüsüzlük: Yolda yemek yiyerek yürümek görgüsüzlüktür; bir şey içe içe yürümek görgüsüzlüktür; elinde yiyecek sallayıp gitmek görgüsüzlüktür; dışarıdan pahalı bir yiyecek aldın onu gösterip götürmek görgüsüzlüktür. Ama bunları terbiye edecek, bunları nasîhat edecek hiç kimse kalmadı.
Marka Düşkünlüğü ve Sonradan Görmelik
Sen bir restoranda yemek yiyeceksen, hiç kimsenin görmediği bir yere git, otur. Herkesin göreceği yere oturma — görgüsüzlüktür bunlar. Bu, kendi kendisinin reklâmını yapmaktır — görgüsüzlüktür. Herkesin içerisinde telefonla işin yok; telefonla oyna — görgüsüzlüktür.
Bir arkadaşlarınla oturmuşsun masaya; telefonunu koy masaya; normalde arabanın markasını koy masaya — bir şeyler koy — görgüsüzlüktür. Ama bu kültür görgüsüzlüğü pompalıyor. İşte ne giyiyor? Nike giyiyor; koskocaman burada göğsünde «Nike» yazısı — onu gösterecek ya. O Nike da görgüsüz; sen de o görgüsüze prim veriyorsun; sen de görgüsüzsün. Bu varlıkla yoklukla alâkalı değil; bu direkt görgüsüzlüktür.
Giydiğin markayı öne çıkarıyorsan, görgüsüzlüktür. Marka düşkünlüğün varsa, görgüsüzlüktür. Sen sonradan görme olmuşsun; senin bir eğitimin yok, senin bir kültürün yok. Sen kültürsüz, köksüz bir insansın. Senin kültürün olmuş olsaydı, bir kökün olmuş olsaydı, marka budalası, marka aptalı olmazdın. Senin bir eğitimin olmuş olsaydı — eğitimin olmuş olsaydı sen tırnak içerisinde «değerler eğitimini» almış olsaydın âilenden — sen böyle bir şeyi göstere göstere yaşamazdın. Ama onu verecek âile de yok; âileler de görgüsüz.
Sabah Erken Kalkma Ölmüş — Çarşılar 10’da Açılıyor
Sûfî az yemeye çalışacak, az uyuyacak. Yâ nerede az uyuyacak? Sûfî görmedik ya. Ben artık Bursa’da ’99’dan önce dükkân açan ne o dükkân erbâbı bilmiyorum. Bir Cevdet diyorum: «Cevdet, kaçta geleyim?» «Kaçta gelirsen gel diyor; biz 7:30’a dükkân açıyoruz.» — «Kaçta açıyorsunuz?» — «Cevdet 7:30’a.» Yok açmıyor millet 7’de, 8’de dükkân açmıyorlar.
Kapalı Çarşı 10’da açılıyor. Nerede, Kapalı Çarşı esnâf var mı, kim var? Hepsi bugün orada zâten değil mi? Sabah 10’da açılıyor Kapalı Çarşı. Sabahleyin siz erkenden bir yere gideceksiniz değil mi? Kapalı çarşıdan bir şey alacaksınız — alamazsınız. Saat 10’da açıyorlar ya; sizin 9:00’da, 8:30’da Kapalı Çarşı’ya girmeniz mümkün değil. AVM’ler de öyle; onlar da 10’da açılıyor.
O zaman ne olacak? Şişmanlık, uyku, tembellik ardı ardına geldi. Ardı ardına gelince, Allâh muhâfaza eylesin, yapacak bir şey kalmadı. Sûfînin vazîfesi: Sünneti seniyye dâiresinde erken kalkmak, az yemek, az uyumak, az konuşmak; ve bunları zikrullâh ile beslemektir.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Edep, Sünnet, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü