Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 2173-2179. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 8 • 12/30

2173-2179. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed’i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Nerede Ümmet-i Muhammed’in kanı dökülüyorsa, nerede namusu, şerefi, haysiyeti ayaklar altına alınıyorsa, nerede hukuksuzluğa, haksızlığa uğratılıyorsa, Cenab-ı Hak hepsinin de intikamını aldırsın. Müslümanların kanlarını dökenleri Rabbim lime lime eylesin, lime lime hepsinin de intikamını alsın. Amin. Ecmain. Hakkınızı helal edin. Etmeyen varsa elini kaldırsın, “Ben etmedim,” desin, helallaşalım. Eee, görmüşsünüzdür içeri girerken bizim Bayındır çete, onlar geldiler, Allah razı olsun. O yüzden görüştük, konuştuk, biraz da geciktik. O yüzden onlarla böyle hemhâl olurken vakit de geçti. O yüzden tekrardan hakkınızı helal edin, helal olsun. Malum tabi, bizde konuşulacak konu çok. Yaklaşık atmış üç, ben onlar daha on beş yaşındaydı, on dört yaşındaydı hatta daha küçüktü. Onlar bizim bebemiz gibi her biri. Öyle olunca tabi benim onlarla aslında çok fazla bir yaş farkımız yok ama ben çabuk büyümüşüm biraz işte. Onlar daha doğrusu beni büyük gördüler. Öyle bir ilişki oldu. Allah razı olsun hepsinden de. Onlar böyle Oktay, Nuri, Harun, bunlar böyle dervişlikten öncesinden abileriyim, öyle diyeyim ama Oktay ilk ders alan, sonra Harun ona keza, Nuri ona keza. Onlar böyle bizim ilk yol arkadaşlarımız öyle diyelim. Tabi bir tanesini gömdük ama yani vücudunu gömdük, öyle eksiklik hissetmiyoruz yani. Zaten yapıyor yapacağını gene. En son gittiğimde dedim, “Yapma bu kadar etrafa,” dedim şey yapma. Biraz sakinledi ama durmuyor gene durduğu yerde hatırlatıyor kendini. O yüzden Allah razı olsun onlardan da sizlerden de. Geç kalmamızın sebebi bu.

Şimdi gelelim inşallah kaldığımız yerden Mesnevi okumalarına devam diyelim. Öyle işte eski arkadaşlarını gördü bizi unuttu diye de düşünmeyin. Bizde öyle bir şey yok, durum yok. inşallah Allah’ın izniyle dostlarını, arkadaşlarını, yol yürüdüklerini unutanlardan, vefasız olanlardan eylemesin Rabbim bizi, cümlenizi inşallah, amin. O yüzden bu kardeşler de bizle beraber başlangıçtan itibaren çilelere göğüs geren arkadaşlar. Benim başlangıcım, yola başlangıcım biraz böyle herkesin kabullendiği bir şey değil. Eskimi biliyorlar çünkü. Eskimi bilince yani bu adam böyle değişemez deyip kendilerince değişebileceğime hani daha doğrusu islam’a dönebileceğime tahmin edilmiyordu. O yüzden onlar öyle bir zamanda bizle beraber oldular, onun çilesini çektiler. Evet, Hz. Ömer radıyallahuanh hazretleri ne yaptıydı? işte Cenab-ı Hak ona ilham etti, dedi ki, “Mezarlıkta bizim dost bir kulumuz var, bir ihtiyar var. Git onu, o normalde bizim dostumuzdur, bizim sırlı dostlarımızdan birisidir, onu bul. Hazineden de biraz akçe ver,” diye Cenab-ı Hak ona ilham etti. O da hemen kalktı gece yarısı koşturdu mezarlığa. Bir döndü dolaştı, baktı bir tane ihtiyar var, “Bu olamaz” dedi. Bir daha döndü dolaştı.

“Ava çıkan aslanın dönüp dolaşması gibi bir kere daha mezarlık etrafını dolaştı. Orada o ihtiyardan başka kimsenin olmadığını iyice anlayınca tırnak içerisinde “karanlıklar içinde parlak gönüllüler çoktur” dedi.”

Niceleri vardır ki zahirde karanlık gibi görünür, yaptıkları iş veyahut da bedenleri böyle hırpani bir şekildedir, ne bileyim işte kıyafetleri böyle bir albenili değildir ama onlar batında, manâda nurlu gönüllülerdendir. Batında Cenab-ı Hak’ka nazı niyazı geçen kullardandır. Mezarlıklar sessizdir aslında, ölü ve ıssızdır. Hatta gece oraya gitmeye insanlar korkarlar, çekinirler, gece ziyaret filan etmek istemezler. Oysa huzur yeridir mezarlıklar. Gider oturursun az bir şey tefekkür edersin, ölümle barışırsın çünkü orada zahiren konuşabileceğin hiç kimse yoktur ancak kalbi olarak oradakilerle görüşür konuşursun. Sonuçta dilsiz dudaksız anlaşabildikleri var ise dışarıdan ölü, içi diri olmuş olur. O yüzden bazı insanlar vardır dışı diri içi ölüdür çünkü ölmeden önce ölünüz sırrına erişmiştir. Onun dışı diri içi ölüdür. içinin ölü olması ne? Ondan heva heves uzaklaşmıştır, nefsin, şeytanın vesvesesi ondan uzaklaşmıştır, dünya sevgisinden kurtulmuştur. O artık böyle yaşayan ölü gibi olur. işte bunların üzerinde bir nur olur. O nur etrafındaki mümin kulların kalplerine nurlu bir şekilde gelir. Kafirler ona bakınca nefret ederler, münafıklar onlardan nefret eder, mürtetler ondan nefret eder. Hatta derler ki yani bu ne kadar böyle bir çok affedersiniz çirkin bir kimse. Mümin gönüller ise ona karşı muhabbet besler. Yolda onu görür ona karşı bir içi akar, der ki ya ne mübarek insan. O böyle içi akıyorsa müminlerin ona onun içi

nurludur, parlaktır. O yüzden karanlıkların içerisinde görünse de nurlu insanlar karanlıktır. Etrafı, dışı, yüzü, gözü işte ne bileyim çamurludur topraklıdır ama içi aydınlıktır. Kimisinin dışı süslüdür içi kirlidir karanlıktır, kiminin dışı süsü yoktur ama içi parlaktır içi karanlıktır. Hani zatın birisi böyle bütün halk o ölen kimseye karşı ayağa kalkmış arkasında kalabalık, ondan sonra o evliyadan, o veliyullahtan olan zat orada oturmuş hiç itibar etmemiş. Sonra dört tane çok özür dilerim hamal bir kimsenin cenazesini götürüyorlarmış, o hemen kalkmış ona temenna etmiş, taputun arkasından başlamış yürümeye, mezara kadar gitmiş. Onu tanıyanlar demişler ki efendim işte filanca hani buradan tabutu geçti, çok kalabalıktı cenazesi, siz ona ayağa kalkmadınız ama demiş yani hiç kimse bilmediği kimsesiz bir kimse dört kişi işte tabutun ucundan tutmuş, onunla beraber mezara kadar gittiniz onu gömdünüz. Söz çok önemli: ‘Nice sultan görünenler vardı bir hiç olup göçüp gittiler nice hiç görünenler vardı, sultan olarak göçüp gittiler. Demek ki işte nice böyle hırpani görünümlü, işte sence çalgıcı, bence davulcu bir başkasına göre zurnacı bir başkasına göre böyle itibar edilmeyecek bir meslek veya itibar edilmeyecek bir noktada ama içi sultan olmuş, kalbi aydınlığa erişmiş ama nice böyle aydınlıkmış gibi caka satan var, içi karanlık. Allah bizi affetsin. O yüzden asıl aydınlık kalptedir. Asıl aydınlık kalbin içindeki sırdadır. Onun hakikati, onun hakikati ruhtadır. O normalde sırrın gerisinin içerisinde ruh vardır. Ruhun ötesinde de vardır da ruh bu noktada kemaliyeti yakaladıysa asıl parlayan, asıl bu noktada nurlar saçan o kimsenin nurudur, ruhudur. O yüzden Allah muhafaza eylesin nice itibar etmediğiniz kimseler vardır onlar tevhidin sırrına ulaşmışlardır, nice itibar edilmiş insanlar vardır ama onlar tevhit deryasının kenarından bile geçmemiştir.

“Gelip edebe fazlasıyla riayet ederek oraya oturdu. Bu sırada Ömer aksırdı, ihtiyar uyanıp sıçradı. Ömer’i görünce şaşırdı kaldı. Gitmek istedi fakat titremeye başladı.”

Demek ki böyle kalbi aydınlık, kalbi nura ulaşmış, ferasete ermiş bir kimse olursa ona edeple yaklaşılır. Edebi olmayanın dini de olmaz. Edebi olmayanın yolu da olmaz. Edepsiz dünyayı ateşe verir de ateş gelsin benim cigaramı yaksın diye bekler, edepsiz öyle bir şeydir. O yüzden edebi olmayanın dini diyaneti de olmaz. Ha bir kimse bir sufi topluluğuna edebi öğrenmek için edepli olmak için girer ama kimisi vardır yıllar geçer kazıkla çaksan dahi onda edep durmaz.

Bazen dervişler şöyle düşünür ya bunda edep olmadığı halde üstat bunu neden tutuyor derler. Üstat onu tutar. Atsa iyice edepsiz olacak, etrafı ateşe verecek. Burda duruyor ki etrafı ateşten kurtarıyoruz. Atınca onu o aileyse aileyi ateşe verir, sülaleyi ateşe verir, köyü ateşe verir, kasabayı ateşe verir,

ili, ilçeyi ateşe verir, o dünyayı ateşe verir. O yüzden onu muhafaza etmek, onu korumak lazım. Onu muhafaza etmek, korumak asıl onun etrafını korumaktır. Şimdi bazen de böyle dergahta edebe riayet etmeyen dervişlerin etrafındakiler bu fakire telefon açarlar. Şunu şöyle yapıyordu, bunu böyle yapıyordu, şu şöyle oldu da bu böyle oldu da…Dinlerim ben. içimden derim dergahtan atsam ben bu adamı, bu adam iki gün sonra içki içmeye başlar. Beş gün sonra içki içmeye başlar. On gün sonra gider evde kim var kim yok döver, zaten önceden de dövüyordu, önceden de küfrediyordu zaten, önceden de haksız hukuksuz davranıyordu. Dergaha da girdi kendini biraz böyle düzeltmeye başladı, disipline etmeye başladı ama aradan çatlaktan su kaçırıyor, patlatıyor ara sıra artelleri. Bir bakıyorum bazen baraj da patlıyor, yıkıyor ortalığı. E yakın etrafı ondan evliyalık bekliyor, dergaha girdi ya. Bir de şikayet ediyorlar ya onu. Şimdi içimden öyle diyorum, ya diyorum adamın yakasını bıraksan dergahla işin kalmadı, işin gücün rast geldi desen o adam ilk kendi çok affedersiniz edepsizliğini, ahlaksızlığını önce eve akıtacak, önce eşinden çocuklarından başlayacak zaten, sonra sülaleye, kendi annesine, babasına, etrafına başlayacak bulaşmaya.

Şimdi edep her şeyin başıdır, dervişlik edepten ibarettir. O yüzden koca Hz. Ömer, Cenab-ı Hak’tan almış olduğu ilhamdan dolayı o çalgıcıya edeple yaklaşıyor, onu sarsmıyor uyandırmak için ona dokunmuyor, sesini yükseltmiyor. Hani hafiften uyansın diye ‘ehe’ yapıyor, aksırıyor. Çünkü Cenabı Hak’tan hitap aldı, “orada bir kıymetli kulumuz var,” dedi, “orada sırlı bir kulumuz var,” dedi, “orada kalbi pasparlak bir kulumuz var,” dedi, “git ona yardımcı ol, git ona hazineden para götür,” dedi ve Hz. Ömer radıyallahuanh hazretleri yanına gitti edeple oturdu. Edepten; ben Emire’l Mü’mininim, benim hakkımda onca hadis varit oldu, şeytan Ömer’den kaçar, dendi, adalet, ben adaletin şehriysem kapısı Ömer’dir, dendi. Bakın, bu methiyeler dahi Hz. Ömer radıyallahuanh hazretlerini o sırlı kula, o kalbi aydınlık kula edeple yaklaştırdı. “Ben Emire’l Mümininim,” diyerekten ona tepeden davranmadı. “Ben makam sahibiyim, ben mevki sahibiyim, ben hilafetin başındayım,” deyip de o kimseye edepsiz yaklaşmadı, o kimseye tepeden yaklaşmadı, kibirli yaklaşmadı, kibirli yaklaşmadı, alçak gönüllü, edepli bir şekilde, yanına edeple oturdu, yanına edeple oturdu, hafiften öksürdü uyansın diye. ‘Öhööööö’ yapmadı, o öksürmeyi dahi hafiften tuttu, ‘ehe’ yaptı, inceden, böyle tatlı bir şekilde. Neden? Uyansın diye. Edeple ona yaklaştı.

Edebi olmayanın yolu yoktur, edebi olmayanın dini yoktur, edebi olmayanın insanlığı da yoktur. O yüzden büyükler demişler ki illaki edep illaki edep illaki edep. Edep! Sufilik edeptir. Sen Allah’ı çok zikredersin ama edebin yok ise sen batarsın. Sen namaz kılarsın çok ama edebin yok ise batarsın.

Sen harika oruç tutarsın ama edebin yoksa batarsın. Aman bir kimseye kibirlenme, aman bir kimseye tepeden bakma, aman bir kimseye hele dervişse ona edepsizlikte bulunma, aman sakın ha! Çünkü yolun adabı, erkanı edeptir. ‘Ömer’i görünce şaşırdı.’ Evet, normalde Ömer’i görünce neden şaşırdı? Karşısında çünkü bir hilafete oturmuş halife var karşısında. “Adalet şehri ise kapısı Ömer’dir,” denilen Ömer var. Karşısında hakikatin temsilcisi var. Karşısında Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yol arkadaşı var. Karşısında. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kayın pederi var. Hem yol arkadaşı hem de kızının, kızının kocası Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem . Yani Hazreti Ömer, Hz. Muhammedi Mustafa’nın da kayın pederi aynı zamanda. Nice savaşlara beraber katılmışlar, yan yana, diz dize, omuz omuza mücadele etmişler, cihat etmişler ve nice badirelerden beraber geçmişler. Ömer denilince herkes bir titrer. Hazreti Peygambere, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bağlı, o kadar bağlı ki o neyi nasıl yaptıysa öyle icra eden bir Ömer.

1.48 Öyle olunca tabii o yaşlı ihtiyar Ömer’i görünce böyle bir titreme geliyor, ürperiyor çünkü aynı zamanda da Hz. Ömer efendimiz hem dinen halife hem aynı zamanda da siyaseten halife, devletin başında. Hem dini statünün başında hem de devletin başında. Öyle olunca o kimse bir titriyor. Bu titreme işte Allah korkusundan olur, titreme ilahi bir heybet karşısında olur. O kimse mesela birden bir Allah dostunu görse o heybetinden o da titrer. O yüzden bu korku, Ömer’den korktuğundan dolayı değil Ömer’in heybetinden titriyor. O ilahi heybete karşı kalbin titremesi gibi bir şey bu, öyle korku titremesi değil. içinden dedi ki, “Ya Rabbi senin elinden el eman.” Çalgıcı diyor bunu özür dilerim, evet:

“İçinden dedi ki: ‘Ya Rabbi senin elinden elemân. şimdi de çalgıcı ih-

tiyarcağıza mühtesip geldi çattı.’ ”

Yani o çalgıcı müntesip dediği böyle bugünkü polis, halkın içerisinde dolaşıp yanlışlıkları eksiklikleri tespit edip o yanlışlıkları, o eksiklikleri uyaran. Bunlara eski dilde müntesip deniyor. Hani ben yeni hacca gittiğim zamanlarda namaz vakti gelince dükkanlarını kapatmayanları polis gelip ikaz ediyordu, dükkanlarını kapattırıyordu şimdi devam ediyor mu bilmiyorum. Namaz vakti hemen esnafın dükkanı açık dükkan varsa kapattırıyorlardı. Bunlar müntesip veya yolda böyle din dışı, insanlık dışı, ahlak dışı davranışlarda bulunanları ikaz ediyorlardı, bunlar müntesip bunların adı. Şimdi bu çalgıcılar insanları eğlendirenler de bu müntesiplerden uzak duruyorlar, bunlardan korkuyorlar. E sebep? Hani bizim dilimizde oturak alemi dediğimiz alemler var ya şimdi desem ki kimler katıldı elini kaldırın böyle birkaç kişi elini kaldırırsa kaldırır. Şimdi koyunun canı değnek isteyince gider

çobana sürtünürmüş. Şimdi daha burada hiçbir şey demedim hani işte oturak aleminden bahsettim, bizim Bosnalı Mustafa Sevinç elini kaldırdı arkadan. Siz görmediniz tabii en arkada ya hani ben oturak alemi yaptım diyor. Ha sakla yüzünü sakla! Gidiyor Sevda Hanı’na sevda Hanından bana ne diyorsunuz selfie mi diyorsunuz, selfie gönderiyor bana. Bir de diyor “Sevda hanından selamlar.” Ben de cevap yazdım. Ne yazdım? Bol olsun dedim. Sevda hanında sevdan bol olsun, ne diyelim şimdi. Yine öyle sevda şarkıları mı çalıyor? Yine sevdalılar toplanıyor mu orada? Kilo vermişler mi biraz? Bosna’da koşuyor kadının birisi “Mustafa” diye, alışmışım ya hep bana koşuluyor diye. Hani ben de bakıyorum kime koşuyor bu diye. Hani Bosna’da da mı diyorum şimdi, kimse tanımıyor beni gibisinden. Sen kime sarılsa iyi! Bir Mustafa ben değilim, Mustafa Sevince sarıldı, filmlerdeki gibi çıvdı kadın onun üstüne. Neyse bu kadarda keseyim öbür baklavaya girmeyeyim şimdi. Muhabbetimiz bu değil. Her neyse yani bunlar bu tip böyle hani işler yaptıklarından çalgıcı takımı müntesiplerden korkuyor. E Ömer’i görünce, müntesip başı, o yüzden böyle Allah’a diyor ki el eman senin elinden. Şimdi de diyor hani bu benim gibi çalgıcı ihtiyarcığa müntesip mi gönderdin diyor, bir de bununla mı uğraşayım. Zaten derdim dünyayı aşmış. Allah bizi affetsin. O yüzden ya Rabbi senin elinden eleman deyince o derin bir Allah’a karşı aslında bir bağlılık ibaresi benim nazarımda. Yani kime el aman diye dileneceğini biliyor çalgıcı. Ya Rabbi senin elinden el eman diyor. Yani bir de müntesip mi getirdin benim başıma diyor.

O yüzden normalde bir de müntesip geldi deyince tabi Hazreti Ömer sonuçta bu, hani diyecek ki elinde de kırık sazı var ya sen mezarlıkta ne arıyorsun diyecek, bir laf söyleyecek, bir şey yapacak, onu tenkit edecek. O yüzden korkuyor ve tabii öyle deyince Hazreti Ömer radıyallahuanh hazretlerinin bir tarafı müntesip tabi, ülkenin ahlakını, ülkenin edebini, adabını koruyacak, bir tarafı müntesip, devlet başkanı. Çünkü bir devlet başkanı deyince içilen içkiden sorumludur, devlet başkanı denilince yapılan bütün her türlü eşkâre kötülüklerden sorumludur, bir devlet başkanı denilince ne kadar arsızlık, hırsızlık, uğursuzluk…Ne kadar kötü ahlak, açıktan işlenen her şeyden sorumludur. Adaletsizlikten, hukuksuzluktan sorumludur, bunların hepsinden sorumludur. Devlet başkanı bunlardan sorumluluğunu bu konuda kendi üzerinden atamaz.

Şimdi herkes devlet başkanı olmak için sıraya giriyor ama devlet başkanı olmak öyle sorumluluk isteyen bir şey. Mesela bir belediye başkanı, bir yerde belediye başkanı oldu değil mi? Verdiği bütün içki ruhsatlarından sorumludur, verdiği bütün barhane, sazhane, cazhane, meyhane, ne ruhsatı veriyorsa sorumludur. Bir yerde vali, vali hepsinden sorumludur, bunlar o

sorumluluğu yok edemezler. O yüzden mesela hadis-i şerifte ‘ahir zamanda yönetici olmayınız’ demiş, ‘ahir zamanda maliyeci olmayınız’ demiş, oraya denk geliyor. Ahir zamanda mesela emniyet gücü, polis gibi olmayınız demiş, böyle hadis-i şerifler var. Tabi bu hadis-i şerifleri diyanet, ilahiyat, okumaz bunları, söylemezler ama ahir zamanla alakalı mesela yönetici olunmaması ile alakalı çok hadis var. Neden? Sorumlusun. Oturdun, ne oldun? Belediye başkanı oldun. O gün bir kararname…Bütün meyhaneleri kapat hadi bakalım! Bütün barhaneleri kapat hadi bakalım! Bütün fuhuşhaneleri kapat hadi bakalım! Sıkıntılı bir durum. Evet, o yüzden müntesip, Hz. Ömer efendimiz de zahiren müntesip, müntesiplerin başı çünkü ama Cenab-ı Hak onu o gün bir rahmet olarak gönderiyor. Cenab-ı Hak onu rahmet olarak gönderiyor. Kime gönderiyor? Bir kendisine olan gizli bir dostu gönderiyor, gizli bir dostu gönderiyor. O yüzden zahirde belki de çalgıcı gibi görünüyor ama e batında sevilmiş bir kul. Allah onu sevmiş. Duasını kabul etti çünkü ve o normalde o zatın görüntüsü yaşlı, ihtiyar bir çalgıcı ama Cenab-ı Hak içini tenvir eylemiş. O çünkü tövbe etti. O kendince o yoldan geri döndü. Tövbe eder etmez, yoldan geri döner dönmez, Cenab-ı Hak onun kalbini pırıl pırıl etti, tenvir eyledi. Tövbe etmek ve tövbe edince birden geri dönmek o kimseyi birden evliya sınıfına koydu, birden. Cenab-ı Hak onun geçmişini birden sildi. Birden sildi, tövbesini kabul etti, evliyalar sınıfını aldı. Cenab-ı Hak bu konuda yaptıklarından sorumlu değildir, tövbe edenin tövbesini kabul eder ve o kimse ciğeri yanarcasına geri dönerse Cenab-ı Hak onu kendine dost eder.

“Ömer o ihtiyarın yüzüne bakıp da onu utanmış, çehresini sararmış görünce ‘Benden korkma, ürkme çünkü sana Hak’tan müjdeler getirdim.’ ”

‘Benden korkma, benden ürkme.’ Hazreti Ömer gibi adalet timsali bir kimse Allah’ın emriyle, Cenab-ı Hakk’ın lütfuyla, ikramıyla, ihsanıyla, onun ilhamıyla, onun, Allah’ın ilhamıyla o zata rahmet olarak geldi. Bakın, bu Hazreti Pir’in anlattığı bu hikayede iki rahmet var, iki rahmet. Sayısız var da iki rahmet var. Birincisi, o ihtiyar çalgıcı ne kadar günah işledi ama tövbe etti, Cenab-ı Hak onun tövbesini kabul etti, kendini dostlardan saydı. Bir rahmet daha var, o da Hazreti Ömer Efendimize. Cenab-ı Hak Ömer’i kullandı. Ömer çünkü onun dostu, dostunu dostuna gönderdi ve Hz. Ömer radıyallahuanh hazretlerine de ilham etmesi, Hz. Ömer Efendimize bir rahmet. Ona vahyetmesi Hz. Ömer Efendimize rahmet. O yüzden veliler bu manada rahmet küpü gibidirler. Cenab-ı Hak onların üzerinden işletir her şeyi, onların dillerinden işletir, onların gönüllerinden işletir ve bir veli için, bir evliya için böyle bir şeye mazhar olması büyük lütuftur, büyük ikramdır, büyük rahmettir. Onun üzerinden Allah’ın bir dostuna, Allah’ın bir kuluna rahmet

gidiyor çünkü. Hazreti Ömer radıyallahuanh hazretleri de Cenab-ı Hakk’ın sırlı dostlarından birisi. Sırlı dostlarından birisi, Rabbimin kendi indinde sır olarak tuttuğu dostuna, yine başka bir dostunu gönderiyor ona. Cenab-ı Hak kendinde sır saklamış, o ihtiyar çalgıcıyı kendine dost etmiş, dostuna dostunu gönderiyor, o da büyük bir rahmet. O yüzden bir mürşid-i kamille yolunuz kesiştiyse Cenab-ı Hakk’ın sırlı dostuna eriştiniz, büyük rahmettir. Vefasızlık etme, saygısızlık etme, edepsizlik etme çizgisinde dur çünkü o nurlu yoldasın, o nurlu yolda nurlu bir kimseyle yol alıyorsun. Bu büyük rahmettir. O rahmetin, o bereketin, o lütfun, o ikramın, o ihsanın kıymetini bil, yolda giderken sakın düşürme, yolda giderken sakın yoldan çıkma. O rahmete gerekli olan edebi, adabı, erkanı göster. Nasıl ki koca Ömer Cenab-ı Hakk’ın kendisinin “dostum” dediği o çalgıcıya böyle edepli yaklaşıyorsa senin bin bir sefer daha ince bir edeple yaklaşman gerekir.

Bu fakir nicelerini gördü ki üstatlarına karşı edepsizlik edenler yollarda kaldılar, bir daha bir mürşid-i kamil kapısına gidemediler, bir daha bir mürşid-i kamile intisap edemediler, bir daha gidip bir mürşid-i kamilin elinden tutamadılar. Kendilerince haklı sebepleri vardı, bence onların haklı sebepleri geçerli değildi. Ben yakinen biliyordum, diyordum ki içimden “Siz üstadımıza böyle bir edepsizlikte bulundunuz o yüzden sizin yolunuz kesildi. Üstat size merhamet etti, toleranslı davrandı, atarsam, bunları çıkarırsam, bunlar iyice perişan olur, bunlar da Allah’ın kulu bunlar da Allah diyorlar,” dedi. Onları normalde kendi gölgesinde sığındırdı, vefat etti bunlar çısçıplak meydanda kaldılar. Hiçbir yere intisap edemediler kendilerince, hatta Çorumlu Hacı Mustafa Efendi hazretlerinden kalanlar da öyle oldu, onlar da bir yere intisap edemediler. Ben onlarla görüştüğümde, konuştuğumda hepsinin de haklı gerekçeleri vardı kendilerine göre. Bir laf söylüyordum, “Şimdiki mürşidiniz kim?” Bana diyorlardı ki “Biz Çorumlu Hacı Mustafa Efendi’de kaldık.” iyi canım kardeşim, eğer Çorumlu Hacı Mustafa Efendi’de kalınsaydı bir önceki şeyh olan Ali Haydar Efendi’de de kalınırdı. Neden Çorumi’ye intisap edildi? Öyle ya! işte edep, illaki edep. Yol mezara kadar değil, yol mahşere kadar da değil, yol ebedi. Yol ebedi ise ona göre edebini kazan. Yol ebedi, buna inanıyorsan ona göre kendini dizayn et. Çünkü bu dünya gelip geçiyor. Bir bakıyorsunuz takkadak birisi vefat ediyor gömüyoruz ama onun yolu ebediyse, ebediyet açıldıysa ölü diyemiyoruz ona. Biz öldü diyoruz onun rüyasına giriyor, sen de mi şöyle oldun diyor. Öbürünün rüyasına giriyor diyor ki ayak ucuma su döksün başıma çok su dökmesin diyor. Öyle demesine göre gene başından sulamış. Dedi dün gittim yani dedi biraz dedi başına su döktüm gene dedi. iyi, hani iyi ki gitmişim, ben söyledim geçen gittiğimde, ona buna fazla salça olma dedim,

etrafı rahat bırak biraz dedim, yoksa tokmağı yiyecek kafasına. içerde duruyor şimdi. Adam suyu nereye dökeceğini söylüyor. Yol ebedi çünkü ama bir kimsenin şeyhi vefat ediyor. Sen o yaşayan şeyhe edebe mugayyir hareket ettiysen bir daha bir şeyhe gidemiyorsun, yolun kapanıyor. Bunu gördüm ben, hani tecrübe bu. E ben de az tecrübe değil, ben yirmi altı yaşında yolla tanıştım, yaşım atmış üç de ben yuvarlak hesap yapayım atmış beş deyip çıkıyorum. Az değil, tecrübe.

Yani nice eski dervişlerle tanıştım, görüştüm, hep şeyhleri vefat etmiş. Hani kendilerince onlar biz vefa gösteriyoruz diyorlar, o ölen şeyhin dersini çekiyorlar. Ben inceden soruyorum hiç mi rüyanızda bir şeyhi görmediniz, kalıyorlar. Hiç mi rüyanızda Cenab-ı Hak size yeni bir şeyh göstermedi. Sonuçta bunlar kıyamete kadar devam edecek. Hadisle sabit. E sen hadisle sabit olan bir şeyi nasıl inkar edebilirsin? inkar ediyorsan hadis-i şerifi inkar ediyorsun. inkar edince ayet-i kerimeyi inkar ediyorsun. De ki ben edebe mugayyir hareket ettim, edebe riayet edemedim. Ben onun kıymetini bilemedim. Ben yanlışlıklar yaptım, ben eksiklikler yaptım, benim yolum o yüzden kapandı. Onu de bari. Onu da demiyor. Kendince haklı, ‘bu zamanda icazetli şeyh mi var?’ Allah Allah! iyi, icazetsiz veli olmuyor mu? Velilik kağıda mı bakıyor bir tek? Küçümsediğim için değil, aha kâğıt olsa ne olacak olmasa ne olacaktı. Büyük bir kısmınız bende hiçbir kağıt yoktu, bazı şeyleri de açıklamıyordum, intisap edip ders aldınız mı? Bizim arkadaşlar bile bazı şeyleri böyle idrak edemediler. Halbuki Şeyh efendi sağlığında açıklattı mı? Açıklattı. ilan ettirdi mi? Ettirdi. Bir kısım arkadaşlar bunu anlamadılar bile, hani ya bunu zaten Şeyh efendi ilan ettirdi. Ne oldu? Ben izliyorum, Allah rahmet eylesin şeyh Efendiye karşı edebe mugayyir hareket edenler kaldı, yıllar geçti bakın, daha bir şeyhe intisap edemediler. Onlara gidip sorduğunda şunu diyecek, şeyhim bize dedi ki böyle kalın devam edin. Ben Şeyh efendinin vasiyetini açıkladım dervişlere onu dinletmediler bile. Şeyhinin vasiyeti, birisine söylemiş, ben öldükten sonra vasiyet et demiş, onu dahi dinlemediler. Evet, o yüzden Hz. Ömer gibi bir zat o Allah’ın sırlı dostuna edeple yaklaştı ve onun korktuğunu, onun ürktüğünü görünce koca Ömer dedi ki “Benden korkma, benden çekinme benden ürkme” çünkü dedi “Allah’tan sana müjdeler getirdim. “Müjde.” O zaman ne diyordu hadis-i şerifte “Allah dostlarına hem dünyada hem de ahirette müjdeler vardır.” Cenab-ı Hakk’ın dostlarına hem dünyadayken hem de ahiretteyken müjdeler vardır. işte Hz. Ömer radıyallahuanh hazretleri de o çalgıcıya dedi ki sana Allah’tan müjdeler getirdim Evet, 2180. beyitten önümüzdeki hafta devam edeceğiz haklarınızı helal edin. El-Fatiha maassalavat. Amin.

Bir konuyu daha yine söyledim ama tekrar söylemekte fayda görüyorum; arkadaşlar benim üzerimde derslerin haricinde bir program yapmayın, düğündü, nişandı, dernekti, şuydu buydu…Tekrar bunu söylemek istiyorum, bazı arkadaşlar, kardeşler, işte senin geleceğin zamanı ayarlayalım senin gideceğin zamanı ayarlayalım diye rica ediyorlar, söylüyorlar. Lütfen, bana göre bakaraktan herhangi bir düğündü nişandı, cemiyetti, programı yapmayın. Ben yaşım icabıyla ve yoğunluğumdan dolayı, siz arkadaşlar yapın, gününü saatini belirleyin, ilan edin, ben de katılabilirsem katılabilirim, katılamazsam tekrar söylüyorum bunu, o yüzden hakkınızı helal edin. Eyvallah. Selamünaleyküm. Destur…

TASAVVUF VAKFI MERKEZ

https://youtu.be/FYA4koQi3ws?si= cdeWVbGwmctWJAzS&utm_source=ZTQxO

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 8 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92876-1-4 • Tasavvuf Vakfı Yayınları