MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 6 • 26/31
1918-1919. Beyitler Şerhi
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamün aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzümüze hayırlı eylesin. Ayını, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed’i, hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip, batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Rabbim nerde bir Müslüman zulüm görüyorsa, onlara zulmedenleri kahru perişan eylesin. Zalimlerden Müslümanların hakkını alsın, dünya üzerinde Müslümanlara kurtuluş nasip eylesin. Ecmain. Semazen kardeşler hızla hazırlasınlar, inşallah. Geçen haftadan kaldığımız yerden devam ediyoruz inşallah:
“Peygamberlerin içlerinde öyle nameler vardır ki o namelerde isteyen-
lere değer biçilmez hayat erişir.”
Cenab-ı Hak, yeryüzüne Adem’le beraber, Adem’den itibaren birçok peygamber göndermiş. Bunun sayısının üzerinde durmaya gerek yok, konumuz o değil ama her peygambere ama kitap verilsin ama kitap verilmesin, kitabın yanında bir de hikmet verilmiş. Peygamberlerin içlerinde, hani kendi batınlarında öyle nameler vardır ki o namelerde isteyenlere değer biçilmez hayat erişir. Yani, o peygamberlerin Cenab-ı Hak ilmü ledününden ayrıyeten Kur’an-ı Kerim’de kitapla beraber size hikmet verdiğimiz dediği, hikmetler verilmiş. E bu tabii bütün peygamberlere verilmiş bu, son peygamber Hazreti Muhammedi Mustafa’ya da sallallahu ve sellem e de verilmiş. Burdaki ben hani öyle nağmeler vardır sözünü peygamberlere verilen hikmet olarak, kendimce öyle anladım. Hikmete baktığımızda, hikmetin lügat manası insanı nasihat yoluyla iyi olan şeylere yönlendiren, kötü olanlardan alıkoyan,
engelleyen söz, kelime manası. Tabi onun üzerine çok manalar yüklemek mümkün bu lügatin üzerine ama işlev olarak baktığımızda peygamberlerin üzerinde, işlev olarak baktığımızda ilahi emirlerin veya ilahi vahyin yaşanabilir hali, yaşanmış hali, hikmet. Yaşanabilir halini onların üzerinde tecelli etmiş, tecelli ettirmiş. Biz bir peygambere baktığımızda yaşanmış halini onda görüyoruz, yani peygamberlerin üzerinde görüyoruz. Ama tabii, bu manada her peygamber, kendi zamanında, kendi bulunduğu topluma, dinleyenlere bir nur olmuş, bir ışık olmuş. Tabii, hikmete değişik manalar yükleyenler de olmuş. Bu manada ben çok alıntı yaparım ibni Abbas’tan. Benim sahabenin içerisinde önem atfettiğim büyük zatlardan birisi ibn Abbas’tır. Dört Abdullah’tan birisi, Hazreti Abbas efendimizin oğlu Abdullah, ona hikmetini sorduklarında, Kur’an’ı bilmek, derinliğini kavrayıp anlamak, Kur’an’ın neshini, yani neshettiklerini, mukimini yani mukim ayetlerini, müteşabihini yani zamana göre anlamı değişen müteşabih ayetlerini önce nâzil olanını, sonra nazil olanını bilmektir, demiş, hikmetle alakalı. E, Hasan-ı Basri, ehl-i sufidir kendisi, pirlerimizden birisidir. O da demiş ki, ‘Hikmet sünnet demektir.’
Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetidir ama hikmetin sahibi, bu manada Allah Celle Celalühu. Cenab-ı Hak kendisini de hikmet sahibi olarak beyan etmiş. Birçok ayeti kerime var, Ahkâf Suresi, ayet 2: ‘Bu kitabın indirilmesi her şeye galip ve hüküm ve Hikmet sahibi olan Allah tarafındadır.’ Yani Cenab-ı Hak enteresan bir şekilde, ayet-i kerimelerde hükmü ve hikmeti yan yana telaffuz ediyor genel olarak. Hüküm bir şeye hükmetmek, hikmet sahibi, hikmete uygun hükmediyor. Bakın, Cenab-ı Hak hikmeti de kendi üzerine almış, hükmü de kendi üzerine almış. Hikmeti de hükmü de kendi üzerine alaraktan aslında, hikmet ve hüküm birbirinden ayrılmıyor, birbirinden ayrılmayan iki sıfat. Ashab, 1: ‘Ey Peygamber, Allah’tan kork, kâfirlere ve münafıklara uyma. Şüphesiz, Allah her şeyi çok iyi bilen, hüküm ve hikmet sahibidir.’ Yani, bunları örnek olarak aldım. Yani, bir hikmeti çıplak bir şekilde, hikmeti Cenab-ı Hak kendi üzerine atfetmiyor. Genel olarak hükmü de koyuyor çünkü tek başına bir hikmet, hükümsüz olarak, hani muhakkak Cenab-ı Hak bunu böyle söylerse söylenecek bir söz yok ama tek başına hikmet sahibi hüküm olmazsa, hikmetin çok fazla bir anlamı kalmıyor. Hükmetmek, yani bir şeye emretmek, bir şeyi yaptırmak, bir şeyin üzerinde, tabiri caizse, komple elinin altına almak, onun senden başka bir şey, onun üzerinde tecelli etmemesi, hüküm Allah’a ait. Hikmet’le beraber tecelli ettiriyor. O yüzden, hikmetin bu manada sahibi Allah Celle Celalühu. Tabii, bu aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’i de Cenab-ı Hak hikmet olarak nitelendirmiş. O zaman Allah hikmet
sahibi, hikmetin sahibi, o Kur’an da başlı başına Hikmet. Hakka, ayet 48: ‘Muhakkak ki Kur’an Allah’tan korkanlar için bir hikmet ve öğüttür.’ Burda da hikmeti ve öğütü yan yana koydu Kur’an-ı Kerim için, yani Kur’an-ı Kerim’e bakarken hem bir hikmet hem bir de öğüt olarak önümüzde.
Şimdi devam ediyoruz, Cenab-ı Hak hani sözüm başında dedik ya peygamberlerine de ne yapmış? Hikmet vermiş, kitabın dışında, bakın, kitabın dışında bir kitap var. Adem aleyhisselama on emir olduğu söyleniyor. Değişik peygamberlere suhuf verilmiş, sayfalar verilmiş. On sayfa verilen var, otuz sayfa verilen var, elli sayfa verilen var diye. Bazı peygamberlere bir önceki peygamberin sayfalarına göre hükmetmek, bir önceki peygamberin sayfalarına göre hayatı yaşamak ama ayriyeten de her peygambere hikmet vermiş. Ali imran, 81: ‘Bir zaman Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: Size kitap ve hikmet verdim. Daha sonra size verdiklerimi tasdik eden bir peygamber geldiğinde, ona inanıp yardım edecek misiniz diye sorunca, onlar da ‘Evet’ diye cevap vermişlerdi. Bakın, daha bu ruhlar aleminde henüz daha, ben daha da geriye gideyim bu konuda, ilmi ilahide Cenab-ı Hak peygamberlerini kendine seçti, kendine seçince onlara dedi ki, onlardan söz aldı, size kitap ve dedi hikmet verdim ama siz, sizden sonra gelecek olan peygamberleri tasdik edeceksiniz, son peygamber Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’i de tasdik edeceksiniz ve Adem aleyhisselamdan itibaren bütün peygamberler Muhammed’in Mustafa(s.a.v.)’i tasdik ettiler hep, onun geleceğini söylediler. Sonra ümmetleri yalancı oldu, onların kendileri değil ve Adem aleyhisselamdan itibaren bütün peygamberler, hem kendilerinden sonra gelecek olan peygamberi tasdik ettiler, hem de son peygamber Muhammed Mustafa’yı sallallahu aleyhi ve sellem i tasdik ettiler. Çünkü Cenab-ı Hak onlardan bu sözü almıştı. Ne zaman? Henüz daha varlığa hiçbir şey geçmemiş iken ama biz bunu sufice değil de zahir ilme göre söylersek, ruhlar aleminde peygamberlerden özel ne yaptı? Biat aldı, söz aldı. Demek ki Cenab-ı Hak henüz daha ilm-i ilahide ruhlar aleminde iken peygamberlerine ne verdi? Kitapla beraber hikmet verdiğini Kur’an-ı Kerim bize beyan ediyor. Al-i imran, 33 ve 34: ‘Şüphesiz ki Allah Adem’i, Nuh’u, ibrahim ailesini ve imran ailesini birbirinin soyundan olarak âlemlerden üstün kıldı. Allah her şeyi çok işiten ve çok iyi bilendir.’ Ve Cenab-ı Hak ne yaptı bu peygamberleri ve peygamberlerin soyunu?
Hikmet verdiği için diğerlerinden üstün tuttu, onları üstün kıldı. Çünkü onlar hem peygamberdi hem kitap verilmişti hem de onlara hikmet verilmişti. Kitap, bir seçilmişlik var, ikincisi peygamber, üçüncüsü onlara kitap verildi, dördüncüsü onlara aynı zamanda ne oldu? Hikmet verildi. Meryem, 12: ‘Yahya dünyaya gelince, Ey Yahya, kitaba sımsıkı sarıl, diye vahyettik.
Biz ona daha çocuk iken hikmet ve hüküm verdik.’ Bakın, Yahya aleyhisselam da malum genç yaşta şehit edilmiştir. Yahya aleyhisselam, tabiri caizse, cennete gençlerin efendisidir. Tabii, Hazreti Hasan ile Hazreti Hüseyin efendimiz de, gençlerinin efendisidir. Yahya aleyhisselama daha henüz çocukken diyor, çocukken ona hüküm ve hikmet verdik. Bakın, hikmetin sahibi Cenab-ı Hak, bu hikmeti ne yapıyor, peygamberlerine de veriyor. Kasas, 14: ‘Musa güçlü çağına erip olgunlaşınca ona hikmet ve ilim verdik. işte, biz iyiliklerde bulunanları böyle mükafatlandırırız.’ Cenab-ı Hak, Musa aleyhisselama da olgunluğa erişince, bu olgunluğa erişmeyi bazıları kırk yaş olarak nitelendirir, yani kırk yaşına gelince ne yaptı? Ona hikmet ve ilim verdi. Bakın, Cenab-ı Hak Peygamberine, Musa’ya Tevrat’ı verdi mi? Verdi. Onun yanında ne yaptı? Bir de ona hikmet verdi, ayriyeten onu ayrı bir ilim ile ilimlendirdi, farklı bir ilim daha verdi ona. Şuara, 20-22: ‘Musa, ben o suçu işlediğim zaman cahillerden birisiydim, sizden korkunca da aranızdan kaçtım. Nihayet, Rabbim bana hikmet lütfetti ve beni peygamberlerden kıldı.’ Bakın, bazen böyle bir tartışırlar ya, işte bir peygamber nasıl bir kimseyi öldürebilir! Hani Musa aleyhisselam Ben-i israil Yahudisine bir tokat vurdu, tokat vurunca o öldü. O ölünce Firavunun zulmünden kurtulmak için kaçtı Musa aleyhisselam. Henüz daha o zaman peygamber değildi, ondan kaçtıktan sonra diyor ki Allah bana hem peygamberlik verdi hem de ne yaptı? Hikmet lütfetti. Sad, 20: “Biz Davud’un mülkünü de kuvvetli kılmıştık, ona meseleleri ayırt etme kabiliyeti vermiştik.” Bakın, burda Davud’a da ne, ayrı bir hikmet, ayrı bir kabiliyet verilmiş. O da ne? Meseleleri ayırt ediyor, haklıyı haksızı, meşhur ya.
Hani birisi de geliyor diyor ki, “Bu erkek, bu çocuk benim oğlum.” Öbürkü diyor, “Bu benim oğlum.” iki tane kadın, birisi hüngür foşurt ağlıyor, birisi ağlamıyor. Orda bir zat da var. Davud ne yapacak diye bakıyor öyle. Davud alıyor kılıcını, “Getirin şu çocuğu, ikiye ayırıvereyim” diyor, “Yarısını sana vereyim, yarısını sana vereyim.” Ağlamayan kadın vazgeçiyor davasından, diyor ki, “Ey Davud, ben davamdan vazgeçtim” diyor, ben davamdan vazgeçtim, hani çocuğu sen kılıçla ikiye bölme öyle, öbürkü ama yarısına da hani razı, yarısını alacak. Ondan sonra çocuğu ne yapıyor? Ağlamayana veriyor. Her gözyaşı doğru değildir! Gözyaşı seni aldatmasın, ağlamayana veriyor o çocuğu. Davud’un yanındaki kimse diyor ki, “Ey Davud, hani neden böyle yaptın, öbür kadın kendini perişan etmişti?” Onun ağlaması diyor, yalancı ağlamasıydı, asıl çocuğun sahibi o kadındı, kadın çocuğunun öldürülmesine razı olmalı. Dedi ki, “Sağ olduğunu bileyim o kadın alsın, önemli değil” dedi diyor. içinden öyle niyet etti, o yüzden çocuk ona aittir diyor. Davud’un meşhur haklıyı haksızı ayıran kılıcı var.
Yine hani meşhur bir kısa daha var ya, hani gencin birisi her gün dua ediyor, “Ya Rabbi, beni katından rızıklandır, hiçbir şey elde etmeden bana rızık ver.” Günlerce öyle dua ediyormuş, herkes diyorlarmış ki, çocuğa, “Sen kafayı yedin, böyle bir şey mi olur?” Bir gün tam böyle yine dua esnasında bir tane kocaman bir dana langırt, çocuğun bahçesine giriyor. “Ey Rabbim, sen benim duamı kabul ettin,” diyor, tuttuğu gibi indiriyor aşağı. Tabii arkadan feryat figan birisi geliyor, nasıl diyor, “Sen benim ineğimi kesersin, veya dana mı kesersin?” O da diyor ki “Bu, bana Allah’ın göndermiş olduğu lütfu ilahi. Bütün diyor insanlar bilirler ki ben Allah’tan böyle temiz, kendiliğinden gelen rızık isterim, bunu Allah gönderdi.” Hazreti pir, bunu böyle mesnevide alır be hey der, öbür o ineğin sahibi gibi görünene, be hey der, ektinde mi biçiyorsun,
Hazreti Pir öyle dillendirir onu. Tabii adam feryat figan, Davut’a gidiyor, diyor ki benim ineğimi kesti. Davut’un huzuruna çağırıyorlar. Genç diyor ki, ‘Ey Davud, ben gece gündüz dua ederim.’ Ondan sonra diyor ki, ‘Ben Allah’tan böyle kolay rızık isterim, bunu da Cenab-ı Hak bana gönderdi.’ Ben bunu kestim der. Hazreti Davut ona der ki ‘Sen nasıl böyle bir başkasının malını kesersin?’ Bu genç Davud’a der ki, ‘Ey Davut, sen bunu Rabbine bir danış, bunu Rabbine bir danış, bu benim hakkım mı, değil mi, bir Rabbine danış, Rabbine sor.’ ‘Peki’ der, huzurdan gönderir onları ama o adam bağırış çağırış, bütün halka seslenir, Davud’un hükmü bu mu, hukuku bu mu? Ertesi gün, herkes toplanır, tabii Davut’u sevenler de var, sevmeyenler de var. Millet modurdanmaya başlar, bayındır diliyle homurtular yükselir. insanoğlu böyle nankördür, peygambere bile homurdanır, peygambere dahi nankörlük eder.
Hani Hazreti Peygamber de sallallahu ve sellem hazretleri Beytü’l Malden dağıtıyor ya, bedevilerden birisi diyor ki, ‘Bu mu senin adaletin? Biz hemen sinirleniriz böyle bir şey deseler, peygamberlere dahi demişler. insanoğlu, peygamberlerin dahi gıybetini etmiş, peygamberlere dahi laf söylemiş, peygamberlere dahi laf söylemiş, Hazreti Peygamberimize bile laf söylemişler. Şeyhimin sözü hiç aklımdan çıkmaz, işte benim hakkımda da, yok dersini aldı, yok dergahtan kovdu, şunu bunu bir sürü laf, gittim ben yanına, dedim efendim, böyle söylüyorlar, böyle bir şey oldu mu dedim. Oğlum, yalan söylüyorlar dedi. Ben burda diyorum ki dedi Mustafa efendinin hakkında konuşmayın, kapıdan dışarı çıkıyorlar dedi. Daha burdan dedi, burdan salondan çıkıyorlar, başlıyorlar konuşmaya dedi. Mustafa efendi dedi, bu insanlar, Allah’ı dinlemiyorlar, peygamberi dinlemiyorlar, beni mi dinleyecekler, seni mi dinleyecekler, dedi. Bu insanlar dedi, peygamberlerin, Allah’ın arkasından atıp tutuyorlar, peygamberin arkasından atıp tutup tutuyorlar, benim
arkamdan atıp tutuyorlar, senin arkandan mı atıp tutmayacaklar dedi. Ders bunlar. Ders! Durdum. Doğru, Hazreti Peygamberin sağlığında peygambere atıp tutmuşlar, vefat edince dinden dönenler olmuş.
Tabi Davud’a da feryat figan, ne kadar münafık varsa toplamış tabi o kimse. Halk toplanmış Davud’un sarayının önüne, bu nasıl bir hukuk bu nasıl adalet…Davut o kimseye demiş ki bak demiş yol yakınken bu davadan vazgeç, bu davadan vazgeç, bu inek de demiş hani bu çocuğa kalsın. Bu işten vazgeç demiş ona. O demiş senin adaletin bu mu, senin hukukun bu mu, sen nasıl bir peygambersin, nasıl adalet sahibisin, nasıl hüküm sahibisin deyince iki tane zaptiye veya o günün terimiyle zaptiye veya iki tane polis, iki tane asker, demiş gelin bunun ellerini arkadan bağlayın. O feryat figan tabii. Neyse halk da toplanmış ya Davud’un sarayının önüne, çıkmış tabii Davut dışarı. Demiş ey insanlar, ey vatandaşlar, demiş bu gördüğünüz şahıs var ya, evet, Cenab-ı Hak demiş bana ilham etti, vahyetti. Bu gencin annesini babasını malı mülkü için katletti bu, babasını öldürdü filanca ağacın dibine gömdü. Gömerken de dedi kendi bıçağı, üzerinden ismi yazılı bıçağı mezarın içinde kaldı diyor delil olarak. Haydi, oraya toplanıyoruz şimdi. Bütün halk toplanıyor, ağacın dibine geliyorlar, kazıyorlar, gencin babasının cenazesi, cesedi orda, bıçağı da ordan çıkıyor. Diyor ki bu genç babasının yanında işçiydi orada, köleydi ama diyor babasını öldürdü, bütün malına mülküne kondu, bunun diyor bütün malı mülkü bu gencin aslında diyor. Tabii bu sefer o adamı orda öldürüyorlar, mezara onu da gömüyorlar oraya. Şimdi Hazreti Pir bunu mesnevide anlatırken çok güzel resmeder ve der ki Davut gece yarısı Rabbine yalvardı. Davut gece yarısı Rabbine yalvarınca kıble tarafından Davud’a diyor işin hakikati vahyedildi. Kıble tarafından, kıbleden. Dua ederken kıbleye dönün. Allah’ı zikrederken kıbleye dönün. Kıbleye yönelip ilticanızı, münacatınızı yapın. Ne tarafa dönerseniz dönün Allah’ın ’ın vechi oradadır ama biz kıbleye yöneliriz.
öbür türlü yolda giderken de gelirken de devamlı Allah’ı zikretmek için kıble aramayız veya velhasıl Davud’a da ne vermişti? Hikmet olarak meseleleri ayırt etme vermişti. (Ben bu ayeti kerimeleri böyle peygamber sırasına koydum hakkınızı helal edin, böyle kendimce hani bu hikmet silsilesi devam ediyor.) Zuhruf, ayet 63: “isa kavmine apaçık delillerle geldiği zaman onlara şöyle demişti, ben size hikmet getirdim aynı zamanda ihtilaf ettiğimiz bazı dini hususları açıklamak için geldim. Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” Çünkü isa aleyhisselam, Musa’dan sonra yani Zebur’un üzerine geldi ve onlara diyor ki ben size hikmet getirdim. Hikmet getirdim ve aynı zamanda da ihtilaf ettiğiniz dini hususları da açıklamak için geldim. Demek ki peygamberin bir vazifesi de ne? Dini hususlara açıklamak. Yani isa
aleyhisselam dini hususları açıklayacak. isa açıklayacak, Hazreti Muhammedi Mustafa(s.a.v.) açıklamayacak mı? O da açıklayacak ama dünya üzerinde hadislere karşı bir düşmanlık var ya, boy boy televizyonlarda boy boy böyle sosyal medyada dolaşıyorlar. ‘Ya hani işte bu hadis, böyle hadis mi olur, bu hadis olmaz Allah’ın kitabı var burada…’ Süslü kelimeler bunlar! ‘Allah kitabını apaçık açıkladı, başka bir şeye gerek yok…’Başka bir şeye gerek yok diyen 35 cilt tefsir yazıyor! Başka bir şeye gerek yok diyen dünyaca kitap yazıyor bir de kampanyalar yapıyorlar bunca kitap 175 lira diye, üç dört yıl önce. Nerde? Halk tv’de. Vardı ya, öldü gitti profesör, Yaşar Nuri. Yani Kur’an yeter diyen adamın tonlarca cilt kitapları var, upucuz bir de! Demek ki isa da kavmine ne için? Hikmet getirmiş ve dini hususları açıklamak için indirilmiş. Evet, yine bu hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretleri için, Bakara, 129: ‘Nitekim size ayetlerimizi okuyan, günahlardan arınmanın yollarını gösteren kitabı, hikmeti ve ayrıca bilmediklerinizi size öğreten, aranızdan bir elçi gönderdik. Bakın, hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin özelliklerine bakın, ayetleri okuyan, günahlardan arınmanın yollarını öğreten, kitabı, yani Kur’an’ı, hikmeti, ayrıca bilmediklerinizi size öğreten aranızdan bir elçi seçtik. Siz şimdi böyle donanımlı gönderilen bir peygambere diyeceksiniz ki senin hadislerini kabul etmiyoruz! Şimdi sadece kitabı verdim deseydi biz diyecektik ki kitabı verdi mektup gibi tamam işi bitti. Kitapla beraber diyor ki günahlardan arınmanın yollarını öğretecek, ona aynı zamanda hikmet verdik ve bilmediklerinizi de size öğretecek. Hikmetin haricinde bilmediklerinizi de size öğretecek. iyi, neyle öğretecek bunu hadisler olmazsa? Hikmet ne hadisler olmazsa? O yüzden Hasan’ı Basri hikmet nedir dendiğinde ne diyor? Sünnettir. Yine Bakara, ayet 15: Kendi aralarından yine kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, günahlardan arınmanın yollarını gösteren, kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur, hâlbuki onlar daha önce yanlış bir yoldaydı ve bunları da göndermekle Allah müminlere büyük bir lütufta bulundu.’ Çünkü peygamber sallallahu ve sellem hazretlerini göndermeseydi bize Allah’ın ayetlerini okuyacak bir kimse yok, hikmeti bize öğretecek kimse yok, günahlardan arınmanın yolunu bize öğretecek olan yok ve bize bu noktada kitabı, hikmeti, günahlardan arınmanın yolu bilmediklerimizi öğreten bir peygamber olmayacaktı. Bunun var olması, gönderilmesi Allah’ın bize büyük bir lütfu ve ikramı. Büyük bir lütfu. Cenab-ı Hak diyor ki bu müminlere büyük bir lütuftur.
Nisa, 113: ‘Allah sana kitap ve hikmet indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana olan lütfu büyüktür.’ Bunu da Peygambere söylüyor. Allah sana kitap ve hikmet vermiştir ve sana da bilmediklerini
öğretmiştir. Hazreti Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’e de bilmediklerini öğretiyor. Hazreti Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’e de bilmediklerini öğretiyor çünkü ümmetin de bilmedikleri var. Ümmet, bilmediklerini Hazreti Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’den öğrenecek. Ümmet, hikmeti de Muhammedi Mustafa (s.a.v) ‘den öğrenecek. Ümmet, Allah’ın kitabını da Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’den öğrenecek çünkü Kur’an’ın yaşanır hâli, yaşanmış hali, Muhammedi Mustafa’da sallallahu aleyhi ve sellem de ve Hazreti Peygamber’e verilmiş özel bir bilgi, özel bir beceri, özel bir eğitim, özel bir sır, özel bir ileriyi öngörme, özel bir ümmeti olumsuz şeylerden uzak tutma, onları engellemek ve normalde Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerine Kur’an’ın ince ayrıntısı ve anlaşılması için ilmi ilahiden gelmiş özel bir bilgi, özel bir hikmet ve buna baktığımızda Peygamber, sallallahu ve sellem hazretlerinde Adem’den o güne, onun kendisine gelinceye kadar gelen bütün peygamberlerin donanımlarının üstünde bir donanımla gönderilen bir peygamber var önümüzde ve bu ümmet, o peygambere tabi olduğu müddetçe maddi manevi, zahirî batınî, o zaman hem bilmediklerini öğrenecek, hem hikmete râm olacak, hem günahlardan arınmanın yolunu öğrenecek. Nasıl tövbe edildiğini, nasıl tövbe edildiğini, neyle tövbe edildiğini, neyle zikrederse günahlarının affolunacağını peygamberden öğrenecek, sallallahu ve sellem den ve bilmediklerini de ne yapacak, ondan öğrenecek. Cenab-ı Hak da zaten Aclûnî’de geçiyor: ‘Rabbim beni eğitti ve bana çok güzel bir eğitim verdi’ diyor. Yani beni terbiye eden, hani bunun eski dili ne? Beni Rabbim terbiye etti, en güzel şekilde terbiye etti diyor. Yani burdaki terbiyeden kasıt, hani annenin çocuğunu terbiye etmesi gibi, böyle bağırış çağırış değil. Burdaki terbiyeden kasıt yani Cenab-ı Hakk’a, Cenab-ı Hakk’ın Hazreti Peygambere bilmediklerini öğretmesi, onu en güzel hikmetle donanımlandırması, onu en güzel ahlakla donanımlandırması, ona perdenin gerisini göstermesi, arkasını göstermesi, ona uzakları göstermesi. Bakın, uzakları göstermesi. Yine Ebu Davut’da geçiyor: ‘Bana Kur’an ve onunla birlikte bir benzeri daha verildi. Karnı tok ve yastığa yaslanmış bir adamın size gerekli olan Kur’an’dır. Onda neyi helâl bulursanız onu helâl kabul ediniz, neyi de haram bulursanız onu haram kabul ediniz’ demesi yakındır.’ Peygamberin haram ettiği şeyler, Allah’ın da haram etmesi gibidir’, Ebu Davut’da. Bunu diğer hadis kitaplarında da bulmanız mümkün tabii. Ve geldik son nokta, Ahzab, ayet 21: ‘Muhakkak ki Allah’ın Resulünde, inananlar, iman edenler için Allah’ın rahmetini ve ahiretini, nimetlerini algılayanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için güzel örnekler vardır.’ Ahzab, 21: ‘inananlar, Allah’ı zikredenler, Allah’ın ahiretteki nimetlerini düşünenler için neymiş? Allah’ın Resulü’nde çok güzel örnekler varmış. Kime? iman edene. Kime? Allah’ı çok
zikredene. Kime? Ahiretini düşünene. iman edecek, ahirete de iman edecek, ahretini düşünecek, Allah’ı çok zikredecek. Bakın, bu üç vasıf bir kimsede birleşti, o kimse için Allah’ın Resulü’nde çok güzel ne var? Örnekler var. Uyana, tabi olana. O zaman bakacağız; birisi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini inkar ediyorsa, inkar ediyorsa, bu üç ana unsurdan uzaklaştı. Bir, o imanında sıkıntı vardır. iki, ahiret inancında sıkıntı vardır. O zaten çok zikretmiyordur. Az zikredenler için neydi onlar, kimdi? Münafıklardı. O zaman münafıklar Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini inkâr ediyorlar. Bakın, kimler inkâr ediyormuş? Münafıklar. Kimler inkâr ediyormuş? Ahirete iman etmeyenler. Kimler inkâr ediyormuş? imanı kağıt üzerinde olanlar. Allah muhafaza eylesin, Rabbim cümlemizi korusun. Ramazanlarınız mübarek olsun, oruçlarınız mübarek olsun, itikafa giren bütün kardeşlerin itikafları mübarek olsun. Cenab-ı Hak inşallah sağ salim, maddi manevi umduklarına nail olacakları bir itikaf nasip eylesin. Hepsi de itikaflarının sonunda Cenab-ı Hakk’ın cemaliyle inşallah vuslata erenlerden olsun inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. 1920. beyitten inşallah devam edeceğiz. Ramazanda böyle kısa kısa sohbet edelim diye düşündük. Dedik ki: ‘Oruç var, herkes anca toparlanıyor filan.’ E ben de anca toparlanıyorum, artık biz de öyle toparlanıyoruz desek yalan söylemiş oluruz. Hakkınızı helal edin o yüzden.
Önümüzdeki hafta Cumartesi kandilden bir gün sonra, değil mi, buradayız gene inşallah? Yani cuma günü kandili yapacağız, tabii biz son on gün arkadaşlara ders zorunluluğu yapmıyoruz ama baktık arkadaşlar, öyle derslere devam ediyorlar gene, sıkıntı yok. O yüzden Allah izin verirse, biz kandilden sonraki cumartesi de buradayız. Bayramın hemen ertesi cumartesi yine, değil mi? Buradayız yine. Gelen gelir. Bu noktada zorunluluk yok. Haklarınızı helal edin inşallah, Allah’a emanet olun. Geceniz hayırlı olsun. Selamünaleyküm. El-Fatiha maassalavat. Amin. Biz inşallah. ramazan boyunca burda tedavilere de devam edeceğiz, hiç boşluk bırakmayacağız. Bu son on günde inşallah teravileri boş bırakmamaya gayret edin. Son on gün, Kadir Gecesi’ni arayanlardan olun. Muhakkak her gece teravih kılmaya gayret edin, Allah’ı zikretmeye gayret edin. Bu son on günü böyle inşallah boş geçirmeyin. Rabbim inşallah Kadir Gecesi’ne ulaştırılanlardan eylesin. O yüzden bu son on günü sıkı sıkı götürün, ta arife gününe kadar. Arife günü akşam namazında Ramazan biter. Ramazan’ın bitiş günü Arife akşam namazıdır. itikafın başlangıcı bu gece akşam namazında başlar, arife akşam namazında biter. Çünkü Ramazan gecesi bitmiş oluyor. Biz bazen arkadaşları
bayram sabahı, şeyh efendi, beni bayram sabahı çıkarırdı itikâftan. O son hani arife geceleri dua etmek sünnettir ya, o berekettir arife geceleri dua etmek, zikretmek çünkü o iki arife gecesi hadis-i şeriflerin beyanına göre faziletlidir çok. O yüzden biz müsait olan, yapabilen bayram sabahı arifeden çıkar ama öbür türlü akşam namazında onun itikafı biter, akşam namazında. Akşam namazından sonraki artık nafile gibi öyle söyleyeyim, ister kalır ister kalmaz o kimse. O yüzden bu son 10 günü iyi geçirenlerden olalım. Selamın aleyküm.
TASAVVUF VAKFI MERKEZ
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 6 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-9-0 • Tasavvuf Vakfı Yayınları