Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 1840-1849. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 6 • 15/31

1840-1849. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamunaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammedi Hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Rabbim siyonistleri, israil’i, Masonları, yerle yeksan eylesin. Onları dağıtsın, parkende eylesin. Onları birbirlerine düşürsün. Onları destekleyenleri de dağıtsın, parçalasın. islam alemini bir ve beraber eylesin. Müslümanlara kudret, kuvvet, dirayet nasip eylesin. Müslümanlara cihat nuru nasip eylesin. Ecmain. 1840. beyitten inşallah devam ediyoruz:

“Allah lütfunun himayesine sığınman gerekmektedir. Çünkü Allah yüz-

lerce ruhlara yüzlerce lütuflar döktü.”

Daha önceki, geçen haftaki beyitlerde diyordu ya, düşmanların kem gözleri, kin ve gayızları hasetleri kovalardan su boşalırcasına başına boşalır. Düşmanlar kıskançlıklarından onu parça parça ederler. Dostlar da ömrünü heva ve hevesle zayi eder geçirirler diyordu. Yani normalde eğer ki sendeki güzellikleri sendeki kemalâtı düşmanlar görürse düşmanlar bütün düşmanlıklarını senin üzerinde sergiler. Dost gibi görünenler de seni bu konuda oyalar. Heva hevesleri ile seni oyalar. Yani normalde o zaman bir kimsede kemalât var, güzellikler var, bir insanın üzerinde hayır hasenat var, iyilik var, öyle olunca düşmanlar ne yapıyormuş? Bütün kinlerini, bütün garezlerini, bütün düşmanlıklarını, kem gözlerini onun üzerine akıtıyorlar ve aynı zamanda kıskançlıklarından bunu yapıyorlar. Dostlar da ne yapıyormuş? Dost gibi görünenler de dost gibi görünenler de kendi heva ve

heveslerini normalde senin üzerinde heva ve hevesleri ile seni zayi ediyorlar. Yani etrafındaki dost gibi görünenler heva ve heveslerine uyduklarından dolayı senin kıymetini bilmiyor, senin üzerindeki değeri de bilmiyor, seni zayi ediyor. Bunlardan korunmanın yolu da diyor ki Allah’ın lütfunun himayesine sığınman gerekir. Bunlardan korunmak için Allah’ın lütfuna, Allah’ın himayesine sığınacaksın yani Allah’a sığınacaksın çünkü senin başka bir korunacak bir kimsen yok. O zaman sığınılayacak bir yer de yok. Mümin suresi, Ayet 56, Cenab-ı Hak diyor ki: ‘O halde sen Allah’a sığın. Şüphesiz ki o her şeyi işitendir, görendir.’ O zaman bu kemal ehli üzerinde herhangi bir şekilde iyilik olan, güzellik olan, üzerinde bir tatlılık olan kimse. O zaman insanlar onu kıskanacaklar. Onu normalde alaşağı etmek için kem gözlerini onun üzerine sarkıtacaklar. Aynı zamanda kinlenecekler, aynı zamanda onun kötülüğüne uğraşacaklar. Şimdi işte vardır ya çevrenizde birisi bir iş yapıyor, işi düzgün ondan sonra bütün herkes ne iş yapıyor, onun yaptığı işi yapmaya çalışır, onu baltalamaya çalışır veyahut da bir karı koca iyi geçiniyor ailede, herkes, kem gözler onun üzerinde.

içinde düşmanlık olanlar, içinde hainlik olanlar onların üzerine ne yaparlar? Uğraşırlar veyahut da bir kimsenin güzel bir mesleği var, iyi bir mesleği var, iyi bir insan, onun üzerinde düşmanlar düşmanlıklarını üzerine akıtırlar. Toplumdaki hastalıklardan birisi. Mesela bir kadın alımı, çalımı, güzelliği yerindedir, hemen ona bir şey yapıştırırlar ya, onun başından aşağı dökerler ne kadar kirlilik, pislilik varsa veyahut da bir erkek, albenilisi vardır, başından aşağı dökerler ne varsa veyahut da bir kimse hayırlı, iyi bir yolda gidiyordur, onun yolunu kesmek için her şeyi söylerler veyahut da birisi Kur’an sünnet yolunda yola düşmüştür. Onun hakkında da akla hayale gelmeyecek düşmanlar düşmanlık yapar veyahut da bu konuda hani yol yürüyen bir kimseye etrafı da heva ve hevesiyle onu zayeder. Yani mesela bir kimse şeyhini kendi heva hevesine ortak eder. Kendi şeyhini heva hevesiyle zayi eder. Şeyhim dediği, sevdim dediği kimseye! Dedikodu çıkarır orta yere, fitne çıkarır orta yere, bir laf söyler, ne bileyim işte, olmayacak bir laf söyler heva hevesle, hani zaman zaman bunun dersini yapıyorum ya, senin şeyhin böyle söyledi mi? Söylemedi. Ne yapmaya söylemiş gibi konuşuyorsun gibi, bunun gibi veyahut da o çok bağlı ya o çok seviyor ya o çok bağlı, çok seviyor olduğundan şeyh efendi bana şöyle dese, böyle yaparım! Ya şeyh efendi sana öyle bir şey söylemez. Sen ne yapmaya böyle bir şeyi söylenmiş gibi söylenecekmiş gibi söyledin? Bu tip işte. Dostlar da ne yaptı. Heva ve hevesiyle onu zayi etti. Onun değerini bilmedi, onun kıymetini bilmedi. Onun değerini, kıymetini bilmeyince ne yaptı? Onu zay etti. En acısı da budur çünkü düşmanın düşmanlığı insana acı gelmez. O düşmandır çünkü. Kur’an’dan

haberi yok, sünnetten haberi yok. Varsa da adam kâfirin, münafığın, mürtedin teki. O her türlü lafı söyler o, her türlü eleştiriyi yapar. insanın etrafındaki dostları onu zayi ederse bu acıdır. Allah bizi affetsin. Allah bizi onlardan eylemesin. işte Mümin suresinde de diyor ki Allah’a sığın. Her türlü her şeyden Allah’a sığın. Buhari’de hadis: ‘Allah’ım; kalbime bir nur kıl, gözüme bir nur kıl, kulağıma bir nur kıl. Sağımda bir nur, solumda bir nur, üstümde bir nur, altımda bir nur, önümde bir nur, arkamda bir nur kıl. Beni nur eyle.’ Meşhur bu duamız biliyorsunuz. Hazreti Mevlana Celalettin Rumi hazretleri de böyle dua ederdi, bu minval üzerine yani Allah’a sığınma, ona iltica etme, ondan isteme. Yine Müsned’de geçiyor, hasisi şerif: ‘Yarattıklarının, gökten inen ve oraya yükselen yerde biten ve yerden çıkan şeylerin şerrinden, gece ve gündüzün fitnelerinden, hayırla gelenler müstesna, meydana gelen hadiselerin şerrinden ne bir iyinin ne de bir kötünün kendilerini aşamayacağı rahman olan Allah’ın tastamam kelimelerine ve onun vech-i kerimelerine sığındım.’ Amin. Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin sığınma duaları, Allah’a sığınıyor. Yine, bir Müslim’de geçiyor, özür dilerim Buhari’de geçiyor: ‘Allah’ım tasa ve hüzünden sana sığınırım, acizlik ve tembellikten sana sığınırım, korkaklık ve cimrilikten sana sığınırım, borç altında ezilmekten ve düşmanların kahrından da yine sana sığınırım.’ Müslim’de geçiyor bu: ‘Allah’ım, tembellikten, kocamaktan, ihtiyarlığın dertlerinden, dünyanın fitnesinden ve ahiret azabından sana sığınırım.’ Ebu Davut’ta geçiyor: ‘Allah’ım sana sığınırım, küfürden ve fakirlikten Allah’ım sana sığınırım. kabir azabından, senden başka ilah yoktur.’ Amin. Hazreti Pir’den devam ediyoruz:

‘Allah’ın lütfuna sığınman gerek ki bir penah bulasın ama nasıl pe-

nah? Su ve ateş bile senin askerin olur.”

Yani sen Allah’ın lütfuna sığınacaksın. Allah’ın lütfuna sığınacaksın ki penah dediği kurtuluş. Sana bir kurtuluş olsun, Allah’a öyle sığın ki varlığın içerisindeki maddeler, madenler, cisimler, her şey senin askerin hükmüne girsin. Allah’a öyle bir hulusi kalp ile sığın, Allah’a öyle yalvar, Allah’a öyle yakar, Allah’a öyle teslim ol ki hani eşya senin emrine girsin. Varlıktaki cisimler senin emrine girsin. Su ve ateş bile senin askerin olur diyor. Yine Kehf süresi, ayet 27: ‘Sen ondan başka sığınılacak hiçbir şey bulamazsın.’ Yani Allah’tan başka sığınılacak hiçbir şey yoktur.

Bir Müslüman için bir mümin için sığınılacak tek yer vardır o da Allah zülcelal hazretleridir. Allah’tan başka sığınılacak, Allah’tan başka sığınılacak hiçbir kuvvet, kudret yoktur ve düşmanların ve dostlarının zararından, her şeyden, bütün zararlardan Allah’a iltica etmem lazım. Allah’a dayanman lazım. Allah’a sığınmaktan başka hiçbir şey yok. Hani bu böyle öyle ki hani

o hadisi kutsi uzun ya, ‘Allah’a sığınacaksın ki Cenab-ı Hak senin gören gözün, duyan kulağın, tutan elin, yürüyen ayağın olsun.’ Bir sufi için. Allah’a öyle teslim ol, Allah’a öyle teslim ol ki Allah senin bütün azalarını üzerine alsın. Hani hadisi kutsi uzun aslında, başı da var ya, hani ‘her kim bir Allah dostuna düşmanlık ederse ben de ona karşı harp ilan ederim.’ Hadisi Kutsi’nin başı böyle ya, devam ediyor, ‘kulun kendisine farz kıldığım şeylerden en sevimli geleni odur.’ Hani farzları yerine getirmesi. ‘Nafilelerle bana yaklaşır, beni sever ben de onu severim. Ben onu sevince duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı, konuşan dili olurum.’ Hadisi kutsi uzun ya. Demek ki Allah’a öyle teslim ol, öyle Allah’a yaklaş ki Allah senin gören gözün, duyan kulağın, söyleyen dilin, tutan elin, yürüyen ayağın olsun. Onunla gör, onunla duy, onunla tut, onunla yürü. Öyle bir yakınlık olsun ve öyle Allah’a iltica et, öyle Allah’a yakın ol. Öyle Allah’a yakın olursan Allah eşyayı senin emrine verir. Eşyayı senin emrine verir ve bütün peygamberler, bütün hepsi de ayeti kerimeleri incelediğinizde peygamberler hep Allah’a sığınmışlar, Allah’a iltica etmişler ve Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri de hemen hemen her konuda her şeyden Allah’a iltica etmiş, Allah’a sığınmış. Böyle küçük küçük maddeler halinde ben Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Allah’a sığındığı konularla alakalı hadisler uzun çünkü, böyle hani konu başlıkları gibi aldım, hakkınızı helal edin. Bunlarla alakalı geniş hadislerden bulabilirsiniz. Mesela az önce de birkaç tanesini hani okudum ya, bunları çoğaltmak mümkün ama bütün dersi bu hadislerin üzerine bina etmek lazım. Onları okumak lazım kısa kısa.

Mesela cehennem azabından, kabir fitnesinden ve azabından Allah resulü ne yapmış? Allah’a sığınmış. Zenginlik ve fakirlikle imtihan olmaktan çok meşhur bütün peygamberler Deccal’in fitnesinden Allah’a sığınmış ve ümmetlerini Deccal’le korkutmuşlar. Allah resulü sallallahu ve sellem hazretleri de Deccal’ın fitnesinden Allah’a sığınıyor. Düşmanlara maskara olmaktan, Allah’a sığınıyor. Belalara maruz kalmak, bela burda ağır müsibet, ağır imtihan manasında. Belalara maruz kalmak, hastalıktan ondan sonra ve işte ele ayağa düşmekten, bunamaktan yani aklını kaybetmekten, dünya imtihanlarından, işte Allah’la bağını koparmış, yani Allah’a karşı korkusu, saygısı olmayan bir kalpten örneğin. Meşhur ya, doymayan nefisten, ondan sonra yaşarmayan gözden, bunlar meşhur, fayda vermeyen ilim, bunlar meşhur sığınmalar. Şikaktan, nifaktan, kötü ahlaktan, şeytanların erkeğinden ve dişisinden yani şeytanlardan, şeytanlaşmış insanlardan ve şeytan ve şeytanlaşmış insanların desiselerinden, oyunlarından vesveselerinden, nefsin vesvesesinden, heva ve hevesten, ölümün fitnesinden, ahir zaman fitnesinden, aklıma gelenleri söylüyorum, ne yapmış hazreti peygamber sallallahu

vesselam hazretleri? Hep Allah’a sığınmış ama mesela gizli şirke düşmekten, riyadan, kibirden, ondan sonra en önemlisi Allah’ın gazabından ne yapmış? Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri hep Allah’a sığınmış. Allah’a sığındığı, o kadar çok böyle madde madde, daha bunları sıralamak mümkün ama sonuç olarak Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri de her halinde her yaşadığı olayda Cenab-ı Hakk’a sığınmış. Tabi geçmiş peygamberler de aynı. Bütün peygamberler hayatları boyunca Allah’a sığınmışlar ve Kur’an-ı Kerim’de de onların Allah’a sığındıklarına dair ayeti kerimeler pek çok. Yani oturduğunuzda bunları da bulmanız mümkün mü? El-cevap mümkün. Hani bir önceki beyitte dedi ya ateş ve su senin askerin olsun diye, Allah’a sığın, ateş ve su senin askerin olsun. Onun açıklamasını yapıyor hazreti Pir şimdi. Diyor ki:

“Nuh’a ve Musa’ya deniz dost olmadı mı? Düşmanlarını da kinle kah-

Nuh aleyhisselam ne yaptı? Onu kavmi yalanladı. O hep böyle tebliğ etti. O tebliğ ettikçe kavmi onu yalanladı ve onunla dalga geçmeye başladılar. Öylesine yalanladılar, öylesine dalga geçmeye başladılar, Nuh aleyhisselam o toplumun içerisinde artık böyle yaşanamaz bir hal aldı. Yaşanmaz bir hal aldı ama Nuh aleyhisselam Allah’ın emirlerini tebliğ etmeye devam ediyordu ve onu böyle kavmi de ne yapıyordu? Onu devamlı yalanlıyordu. Onu deli hükmüne tabi tuttular. Hani dediler ki bu kafayı yedi, bu kafayı üşüttü, bu işte şöyle oldu, böyle oldu. Oğlu da inanmadı Nuh’a. Nuh’a hanımı da inanmadı, düşünün. Tabii burdan yola çıkaraktan Hanefiler derler ki hani bir kadın gayrimüslim olsa hani gayrimüslim, erkek onu nikahına alabilir mi? El-cevap alabilir hükmünü çıkarmışlar ya burdan. Yani öyle ya, mesela bazen oluyor. Adam derviş, hanımı derviş değil veya kadın derviş, kocası derviş değil veya erkek Müslüman ama hanımı Müslüman değil, örneğin işte ama Hıristiyan ama Yahudi. Olabilir mi? El-cevap olabilir. Tabi Nuh da böyle çok zorluk çekince en sonunda dua etti. Dedi ki Nuh aleyhisselam yeryüzünde bir tane kafir kalmayıncaya kadar bunların hepsini helak et. Bazen ben bu ara hani siyonistleri helak eyle, israil’i helak eyle, masonları helak eyle, onları destekleyenleri helak eyle, onlara yardımcı olanları helak eyle, onlarla beraber olanları helak eyle. Amin, ecmain. Böyle dua ediyorum ya ben, işte islam düşmanlarına, islam’a zarar verenlere, Müslümanlara zarar verenlere, hemen yazıyorlar bana, bir Mevlevi şeyhi böyle lanet okur mu? Hani bir Mevlevi şeyhi işte Yahudilere lanet olsun der mi? Ya peygamber diyor ki, Nuh aleyhisselam, yeryüzünde bir tane kafir kalmayıncaya kadar hepsini de helak et diyor. Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri de müşriklere lanet okudu. Okudu! içimizde o kadar Siyonist, Yahudi, katil

israil’e hoşgörüyle bakan ne üdüğü belirsiz insanlar o kadar çok ki! Benim bu serenomi rahatsız ediyor onları. Yirmi iki bin şehit var Gazze’de, bunun on bini çocuk. On bini çocuk! Anneler, babalar kucağınıza alın iki yaşında, üç yaşında, beş aylık, altı aylık çocuğunuzu ve bir siyonist israil’in bombasının altında öldüğünü düşünün, şehit olduğunu düşünün.

Hani bu dilde empati mi diyorlar ona? Empati yapmak diyorlar, değil mi? Al kucağına çocuğunu, al çocuğunu kucağına al. Eve gidince, bir bak çocuğuna. Bir bomba attı gavurun birisi, çocuğun öldü. Eve gidince eşlerinizin yüzüne bakın. Bir bomba attı, eşiniz öldü, şehit oldu. En sevdiğinizin yüzüne bakın. Neyi seviyorsanız! Bir bomba attı, öldü o. Bu gece kulüplerinde eller havaya olanlar bunu anlamaz. Bunu birkaç tane pasaportu olan bunu anlamaz. Bunu Yunan adalarına tatile gidenler, ne bileyim işte Bahama’ya, oraya buraya tatile gidenler, orda burda orasını burasını gösterenler bunu anlamazlar. Akşamları viskisini yudumlayanlar, sabahleyin kahvaltı için işte italya’nın bilmem ne hangi şehrinin sabah pizzası güzel oluyormuş, orda kahvaltıya gidenler bunu anlamazlar veyahut da işte gidip de herhangi bir yerde, neydi o starbucks mıydı, neydi o starbucks mıydı, benim dilim bile dönmüyor, gidip orda kahve yudumlayanlar bunu anlamaz. Bunu anlamazlar. Allah lanetlemiş israillileri, Yahudileri, Allah lanetlemiş Kur’an’da. Neden bizim lanetlememiz, onlar batsın dememiz, onların canlarını acıtıyor? Demek ki onlar Siyonist tohumu. Onların köklerinde bir Yahudilik var demek ki. Yani kökünde Yahudilik olmamış olsa, kökünde siyonizm olmamış olsa mason olmamış olsa, lions, liones olmamış olsa, o kalkıp da bundan rahatsız olmaz. Bunlar rahatsız oluyor deyip de biz de duadan geri dönecek değiliz. Allah tez zamanda batırsın. Allah tez zamanda dağıtsın, rezil rüsva olsunlar ve Müslümanlar, ordaki bir avuç Gazzeli Müslüman inşallah israil’i dize getirsin. israil’in batmasına sebep olsun. Pis Yahudilerin batmasına sebep olsun. Cenab-ı Hak bütün dünya insanlığını uyandırsın. Batıla karşı, küfre karşı, zulme karşı tek vücut yapsın. Ecmain.

Evet, işte Nuh aleyhisselam da böyle ona inanan olmayınca onu yalanlayınca bütün kavmi dedi ki ya Rabbi, yer yüzünde bir tane kafir kalmayıncaya kadar hepsini de helâk eyle. O zaman da Cenab-ı Hak Nuh’a dedi ki bir gemi yap, bir gemi yap ve inananları o gemide topla. inananlarını o gemiye topla. Araf suresi, 64. Ayet: ‘Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık. Ayetlerimizi yalan sayanları suda boğduk. Çünkü onlar kör bir kavimdi.’ Cenab-ı Hak ne yaptı? inananları gemiye toplattı. Hatta oğlu da dalga geçiyordu, hanımı da dalga geçiyordu. Oğluna dedi, oğlum bak, sular basınca hani kurtulamayacaksın. Oğlu dedi ki tepeye kaçarım, yüksek bir tepeye kaçarım. Hatta hanımı da gelmedi ya,

geriye baktı Nuh onlara, Cenab-ı Hak dedi ki onlar senin ailen değil. Hud’a da dedi onlar senin ailen değil diye. Bakın, peygamberlerin arkasında çocukları inanmadı. Çocukları inanmayınca eş inanmayınca Cenab-ı Hak onları uyardı. Dedi ki onlar sizin aileniz değil, onlar sizin ehliniz değil. Enteresan bir şeydir bu. En enteresanı budur. Aynı şey savaşta oldu ya, müşrik baba birkaç sefer sahabenin önüne geldi savaşmak için, onlar kaçtılar. Tekrar geldiler, bu sefer sahabeler babalarını öldürmek zorunda kaldılar. Çok üzüldüler. Allah Resûlü de çok üzüldü sallallahu ve sellem , ne kadar çok üzüldü buna. Ondan sonra ayeti kerime indi. ‘Onlar onların aileleri değildi’ diye. Enteresan bir şey. Demek ki aile bağı da imanla bağlanıyor. Seni doğurmuş olabilir, iman ehli ise annen. Senin baban olabilir, iman ehli ise senin baban. Senin eşin olabilir, iman ettiyse bağın var. En önemli bağ iman. En önemli bağ! Eğer iman bağı yoksa bütün bağlar fasit oldu. Ne yaptı, su hem yerden fışkırdı, hem gökten. Tabiri caizse sanki gökyüzünde bir okyanus hazırdı, lambırlap düştü. Yerden sular fışkırdı komple. Hani böyle tarihçiler diyorlar ki işte sadece o bölgeye oldu, yok şu bölgeye oldu. Değil canım kardeşim, bütün inanmayanlar da varsa karada hepsine de ne oldu? Suda helak oldu.

ikinci suda helak olma kim? Firavun’la alakalı. Ne oldu firavun? O firavun ve adamları Musa’nın peşine düştü. Musa inananlarıyla beraber ne yaptı? Denizin kenarına kadar geldi. Firavun da arkasından geliyor. Yaklaştı yaklaşacak. Hatta kavmi Musa’nın peşinden gittiğine pişman olma noktasına geldi. Cenab-ı Hak Musa’ya dedi ki ya Musa Allah’ın ismini an, asanı dedi vur denize. Asasını vurdu Musa aleyhisselam, ne oldu? Denizin içerisine inananlarla beraber girdi. Arkadan firavunun askerleri ve firavun onların denize, denizin içerisinde yol açıldığını onlara gördü. Onlar bunu gördü, onlar gelmek istemedi. Dikkat edin buraya, onlar kör değil bu kadar. Onlar arkalarından gelmek istemediler. Suya girmek istemediler ama ayeti kerimede diyor ki biz de onları suya yaklaştırdık. Burası enteresan çok. Yani firavun ve askerleri baktı, Musa aleyhisselam önlerinde yüz elli, iki yüz metre önlerinde veya üç yüz metre veya beş yüz metre, ne kadarsa önlerinde, suyun içerisine girdiler. Cenab-ı Hak Musa’ya orda bir yol açtı. Musa ve kavmi yürüyor. ister sen suyun üstünde yürüyor de, ister içinde yürüyor de, yürüyor. Kavmi, yani dışardaki geride kalan firavun ve askerleri bu enstantaneyi gördüler. Bunu görmelerine rağmen kendilerinde suyun üstünde yürüme veya suyun içinde gitme istidadının, o halin kendilerinde olmadığını biliyorlar ve suya doğru yürümek istemiyorlar ama Cenab-ı Hak ne yaptı? O şeyi, ne o, firavun ve askerlerini yürüttü, yaklaştırdı suya doğru, tabiri caizse itti. 62, 63, 61, Şuara 60 ayetleri, bununla alakalı: ‘Firavun ve adamları güneş doğarken onların ardına düştüler.’ (Şuara 60) ‘iki topluluk yaklaşıp

birbirini görünce Musa’nın taraftarları ‘işte yakalandık’ dediler. Musa, ‘Hayır, şüphesiz Rabbim benimledir. Bana mutlaka kurtuluş yolunu gösterecektir.’ dedi. (Ayet 63) ‘Bunun üzerine biz Musa’ya asanı denize vur diye vahyettik. Bir anda deniz yarılıverdi. Her bir kısmı kocaman bir dağ gibiydi. (64) ‘Geriden gelen firavun ve adamlarını da oraya yaklaştırdık. Firavun ve adamlarını oraya yaklaştırdık.’ (65) Musa ve beraberindekilerin hepsini de sağ salim kurtardık. (66) ‘Sonra diğerlerini de suda boğuverdik.’ Ne yaptı Cenab-ı Hak? Musa’yı ve yanındakileri kurtardı. Sonra arkadan gelen firavun ve askerlerini, onları yaklaştırdı suya. Devasa dalgalar, devasa dalgalar, devasa! O dalgalar ne yaptı? Hepsini yutuverdi. Boğuldu hepsi de.

Demek ki ne oldu? Su bir silah oldu. Su bir silah oldu, komple bir topluluğu helak etti. Nuh’un kavmini ve bütün dünyayı su bastı. Firavun ve askerlerini yuttu. Hazreti Pir devam ediyor:

“Ateş, İbrahim’e kale olup da Nemrud’un kalbinden duman çıkart-

Ne olduydu ibrahim aleyhisselama? işte Nemrut bir kötü rüya gördüydü. O kötü rüya gördükten sonra bütün doğan erkek çocuklarını öldürttürüyordu. Azer de Nemrut’un en önemli bakanlarından birisiydi, devlet bakanı gibi böyle yanı başındaydı. Ne yaptı ibrahim’in annesi? Çocuğu doğurdu, gitti bir mağaraya sakladı. Sabah akşam gidip onu emziriyordu ve ibrahim aleyhisselam hızla büyüyordu. Bir günde bir aylık gibi oluyordu. Bir aylık olduğunda bir yaşındaymış gibi oldu ve ibrahim aleyhisselam on üç, on dört yaşına geldi, Nemrut’un habire yanındaki kahinler yani onun ölümüne sebep olacak olan kimsenin ölmediğine hükmediyorlardı. Ne yaptı ibrahim aleyhisselam ondan sonra. işte Cenab-ı Hak ona peygamberliği vahyetti ve o peygamberlik vahyedilince genç daha o zaman, o bir gün işte bu putperestlerin bayramı vardı, o bayram gününde babası, işte ailesi, işte bayrama gitmelerini söyledi. O da ben rahatsızım dedi. Benim üzerimde bir hastalık var dedi, bulaşıcı hastalık gibi. Bu sefer ona dokunmadılar. O da ne yaptı? Eline sağlam bir balta eline geçirdi, gitti put haneye, ne kadar put varsa hepsini de kırdı, baltayı da gitti en büyük putun, altından o en büyük put. Dikkat edin, en büyük put altından. Hala da en büyük puttur altın. Altın en büyük puttur hâlâ daha. Ne yaptı ibrahim aleyhisselam? En büyük putun üstüne şeyi ne o baltayı sapladı, astı boynundan aşağı. Kavminin bayramı bitti, bayram bitince hepsi geldi, hepsi de koşa koşa put haneye geldiler. Yani bayramı yaptık şükran hani, putlara teşekkür edecekler. Bir geldiler ki put haneye bir tane put kalmamış, hepsi kırılmış, bir tek altından olan put duruyor. Onun boynuna da baltayı asmış birisi. Toplandılar kim yaptı, kim etti, kim bunu bu hale getirdi, içlerinden bazıları dediler ki genç bir adam

var ya, bu putlarımıza laf söylüyordu hep. Neydi, ibrahim’di. Bulun gelin onu. Nemrut’a söylediler, ibrahim’i buldular geldiler. Dediler ki ibrahim’e bu putları sen mi kırdın. O da dedi ki bak, balta kimin boynunda duruyor, bunun boynunda. Kırsa kırsa o kırmıştır dedi. Bu sefer onlar dediler ki bu kırabilir mi? E bu kılmazsa neden buna inanıyorsunuz o zaman, ona sorun dedi hatta. Ona sorun deyince ordakiler dediler ki o konuşmaz. E dediler konuşmaz o. O da dedi ki konuşmayana mı inanıyorsunuz siz. Velhasılı kelam putları ibrahim aleyhisselamın kırdığı belli oldu. Belli olunca da ne yapalım diye Nemrut avanesini topladı nasıl bir ceza verelim diye. Nasıl bir ceza verelim diye avanesini toplayınca avane dedi ki yakalım. Yakalım dediler. Yakılmasına karar verdiler. Ne kadar Urfa bölgesinde ne kadar ot, çöp, yanacak ne varsa hepsini de topladılar. Hatta ben bazen derim ki çiğ köfte o zamandan kalma. Yemek pişirecek odun kalmadı, yemek pişirecek çalı çırpı kalmadı. Hepsini de topladılar, Nemrut’un emri var. Yedi gün boyunca ateşi harladılar, yedi gün! Ateş çevreden, her taraftan görüldü, öyle harladılar ateşi ve sonra dediler ki bu ateşe yaklaşılması mümkün değil, mancınıkla oraya atalım. Hemen mancınığı getirdiler, mancınığı hazırladılar ve ibrahim aleyhisselamı ne yaptılar? Ateşe attılar. Henüz daha Sare ile evli değil. Orayı da işaret edelim. Tabii mancınıkla ibrahim’i ateşe attılar, ibrahim ateşin içinde. ibrahim ateşin içinde, ateşin içinden sesleniyor, burası ateş değil diye haykırıyor. Kim attı kendini ateşin içerisine? Sare annemiz attı. Öyle Sare olmak kolay değil. Sare annemiz ibrahim’e inanıyorum dedi, kendisi girdi ateşin içine. Sonra ne yaptı? Annesini çağırdı, anneciğim gel, burası dışardan gördüğün gibi değil dedi. Cenab-ı Hak ne yaptı? Ateşe vahyetti. Allah ateşe de vahyeder, ateşe de emreder. Ateşe vahyetti: ‘Ey ateş, soğuk ve selamet ol dedik.’ Ayeti kerime böyle, (Enbiya69). 70: ‘Onlar ibrahim’e bir tuzak kurmak istediler fakat biz kendilerini en büyük hüsrana uğrayanlar kıldık.’ Yani ne oldu? Ateş soğuk ve selamet oldu.

Tefsirciler derler ki ‘soğuk, ardından selamet ol’ demeseydi donardı ateşin içinde, buz keserdi ama selamet ol dedik, yani o soğukluk ona buz olma tehlikesi göstermedi. Selamet ol dedi ve ateş ne oldu? ibrahim’e kalkan oldu Nemrut’un zulmünden. Bu sefer ibrahim aleyhisselam Sare annemizi de alaraktan hicret etti. Nereye? Önce Mısır’a. Sonra nereye? Sonra bugün işgal altındaki bugün israil’in zulmü altındaki israil’in bombalarının altında inim inim inleyen Filistin’e. Filistin’e, evet. Müslümanlar için Filistin bu sebepten dolayı önemlidir. Filistin ibrahim aleyhisselamın ikinci yerleştiği yerdir. Evet, Hacer annemizle sonra evlendi Sare’den sonra evlendi. Hacer’i de Allah’ın emriyle nereye getirdi? Beytullah’a getirdi. Dedi bu Allah’ın emri mi? Evet dedi. Allah’ın emri ise sabredenlerden olacağım dedi Hacer annemiz.

ismail aleyhisselamla beraber orada oldu ve ismail aleyhisselamdan gelen o soy Hazreti Muhammedi Mustafa (s.a.v) ’e gelir. Sare’den de kim oldu? Sonradan ishak oldu. ishak’tan gelen de beni israil peygamberleri oldu ama o Filistin, ibrahim aleyhisselamın ikinci vatanı. Birinci vatanı ne? Anadolu, Urfa, Harran, o bölge. Dikkat edin yaşadığınız ülkeye. Birçok peygamber yaşamıştır Anadolu’da. Anadolu’da birçok peygamber yaşamıştır. Birçok peygamber kabri vardır Anadolu’da. O yüzden Anadolu bizim için kıymetlidir. O yüzden bizim için Filistin de kıymetlidir çünkü beni israil peygamberlerinin hepsi de Filistin’de yaşamışlardır. O bölgede yaşamışlardır. Hepsinin de peygamberliğine iman ederiz biz. Ayırt etmeyiz. O yüzden ne oldu? Ateş ibrahim’e set oldu. Hazreti Pir yine mesnevinin değişik yerlerinde der ki hazreti ibrahim’i yakmak için tutuşturulan ateş onu yakmaz. Zira o akıl ve can mesabesindedir. Ateş, akıl ve canı nasıl yakabilir? Yani ibrahim aleyhisselamı akıl ve can mesabesinde görüyor. Akıl ve can mesabesinde görünce ateş akıl ve canı yakamaz diyor. Ateş asıl Nemrud’u ve onun gibilerini yakacaktır. Zira onlar nefis mesabesindedir. Yani sen nefsine zebun oldun. Nefsine kul köle olduysan asıl ateşin içinde olan sensin. ibrahim ateşin içinde değil. Neden? O Allah’ın nuruyla nurlanmış vaziyette. Ateş nefsi yakar bitirir. Su dahi onlara fayda vermez. Zira su şehvet ateşini yatıştıramaz. Onu söndürecek ancak müminin nurudur ve hazreti Pir’e göre o zaman ateşin yakacağı kimseler nefislerine heva ve heveslerine şeytana uymuş, o şeytanın kulu kölesi olmuş kimseler ama iman ettiysen, takva ehliysen, sufi isen ateş sana dokunmaz. Neden? Çünkü iman edenin üzerinde, sufinin üzerinde bir nur vardır. O nura ateş yaklaşamaz. Rabbim hepimizi o iman nuruyla, o zikir nuruyla, o Allah’ın nuruyla nurlananlardan eylesin.

“Dağ, Yahya’yı kendisine çağırarak ona kastedenleri taşlarıyla parçalayıp sürmedi mi? Ey Yahya! Kaç, bana gel de keskin kılıçlardan seni kurtarayım, demedi mi? ‘Dedi’ diye cevap verdi.”

E şimdi hani Yahya aleyhisselam da malum, genç bir peygamber ve çok iffetli, çok namuslu. O günün israil oğullarının bir hükümdarı var. O da ne? Herod. Bu Herod’a, Yahya aleyhisselam genç bir şekilde, ona Allah’ı tebliğ ediyor ve nasihatler ediyor ama bir gün Herod kendi yeğeni olan kızla evlenmek istiyor. Kendi yeğeni olan kızla evlendirmek isteyen de kızın annesi. Kız anneleri eğer heva ve heveslerine düşerlerse ailenin başını yakarlar. Adamın haberi bile olmaz. Kız anneleri bu manada çok tehlikelidir. iltimas geçer. Böyle gönlünden geçer, böyle kalbi bozulur. Hani bu çocukla konuşsun ya bununla evlenir, kapı aralar ona veyahut da kızın sevgilisi olur. Bu zamanda herkesin oluyor der, kapı aralar. Ya ondört, onbeş yaşında, onsekiz yaşındaki kız. Daha hiçbir şeyden haberi yok. Hayattan haberi yok.

Ne yapmaya kapı aralıyorsun? Kapı aralarlar. işte o Herod’la kendi yeğenini evlendirmeye çalışıyor kızın annesi. Herod’un da gönlü kayıyor. Onun da kalbi kayıyor, onunla evlenmek istiyor ve bununla alakalı da Yahya’ya diyorlar ki bizim nikahımızı kıy. Yahya da diyor ki Musa aleyhisselamın o zaman için Tevrat’ına göre hükmediliyor. Yahya aleyhisselam da diyor ki bu nikah mümkün değil, bu nikah kıyılmaz. Bu caiz değil, bu haram, bu Allah’ın lanetlediği bir şey deyince bu duruma içerliyorlar. Neden? Birisi kral, krala hayır demek kolay mı, nasıl krala hayır dersin?

Tarih boyunca gücü elinde tutanların en büyük handikapları budur. Herod diyor ki bu nikah kıyılacak. O diyor ki olmaz. O diyor ki olur. Annesi, en sonunda kızın annesi diyor ki öldürttür bu Yahya’yı. Yahya’yı öldürmesi için baskı yapıyor. Bu sefer askerler toplanıyor Yahya’yı aramaya başlıyorlar. Yahya’yı aramaya başlayınca Yahya sahrada. Taşlar dile geliyor. Ordan bir kaya mağara içinden Yahya’ya diyor ki gel saklan bize. Yahya aleyhisselam o kayalara Cenab-ı Hak vahyediyor. Kayalara vahyedince kayalar dilleniyor. Dillenince Yahya aleyhisselam ordaki mağaraya doğru yürüyor. Oraya yürüyünce bir rivayette ok atılıyor. Ben ona çok katılmadım ama bunu böyle söylemek istemem böyle, ceviz büyüklüğünden büyük, küçük elma büyüklüğünde taşlar, o beni israil askerlerinin üzerine yağmur gibi yağınca beni israil askerlerini kaçıyor. Tabii kaderi ilahi tecelli edecek. Yahya aleyhisselam ordan çıkıyor, bir müddet sonra yakalanıyor. Bir müddet sonra yakalandıktan sonra oraya, meydana getiriliyor. Meydana getirilince meydanda tabiri caizse başı kesiliyor ama başı kesildikten sonra Yahya aleyhisselamın başı bağırıyor, bu nikah olamaz yine diyor. Bütün halk duyuyor. Bir peygamber mucizesi bu, bütün halk duyuyor. Bu nikah olamaz diye, bu nikah caiz değil diye. Mesela Yahya aleyhisselamın başı, gövdesiyle beraber değildir o yüzden. Başından kurtulmak için çok uğraşıyorlar. Çünkü günlerce Yahya aleyhisselamın başı bunu bağıra bağıra söylüyor. Oraya koyuyorlar olmuyor, buraya koyuyorlar olmuyor. Yani bazıları Yahya aleyhisselamın başının Şam’da olduğunu söylerler ama başı net bir yerde değil Allahu alem. Evet, o yüzden ama Cenab-ı Hak da ne yaptı? Yahya aleyhisselamı o beni israil’in pis Yahudileri şehit edince onların hepsine devasız, görünmez, bilinmez bir hastalık verdi ve hepsi o hastalıktan tarumar oldu, perişan oldular ama burda Hazreti Pir diyor ya taşlar ne yaptı? Yahya’ya set oldu. Konu başlığı, 1845:

“Dudunun tacire veda edip uçması”

‘Dudu ona hoşa giden bir iki nasihat verdi, sonra ‘Allahaısmarladık, artık ayrılık zamanı geldi’ dedi. Efendisi dedi ki: ‘Allah selamet versin, git. Sen bana yeni bir yol gösterdin.’

Neydi gösterdiği yol? Dudu ölü taklidi yapmıştı. Ölmüş gibi yapmıştı. Tacir de onu öldü zannedip ne yaptı? Salıverdi. Kafesten dışarı attı. Kafesten dışarı atınca o da gitti hızla bir ağacın dalına kondu. Tacir ona sormuştu. Hani bundaki hikmet ne? Bu ne, oyun ne? Sana ne öğretti Hindistan’daki senin akraban deyince o da dedi ki ölmeden önce bu kafesten kurtulmam mümkün değil. Bana bunu öğretti. Sen burda şen şakrak şakıdığın müddetçe sen kafeste durursun. Bana onu öğretti dedi. işte bu nasihatla tacir dedi ki benim Allah’a teslim olmam lazım. Ölmeden önce ölünüz sırrına ermem lazım. O yüzden Kur’an ve sünneti seniyyeye sımsıkı yapışmam lazım. Nefsimi, nefsimi terbiye etmem lazım ve bu dünyada, dünyalıklarla alakalı ölü gibi olmam lazım. Dünya sevgisinden kurtulmam lazım. Allah’ın sevmediği sevgilerden kurtulmam lazım. Allah’ın istemediği hal ve davranışlardan kurtulmam lazım. Ancak o zaman ben Allah’ın istediği gibi olur, ölmeden önce ölünüz sırrına nail olurum diye düşündü ve böyle düşünerekten nasihat aldı Allahu alem.

“Tacir, kendi kendine dedi ki: ‘Bu bana nasihatti. Onun yolunu tutayım, o yol aydınlık bir yol. Benim canım neden dududan aşağı olsun? Can dediğin de böyle iyi bir iz izlemeli.”

Tacir dedi ki Allah beni insan olarak yarattı ve yeryüzüne halife kıldı. Ben bir insanım, o bir hayvan. E melekleri bana secde ettirdi. Melekleri bana secde ettirdi, ben yeryüzünde Allah’ın halifesiyim. O zaman ben de doğru yola, ben de doğru yola, yani Fatiha suresinin altı ve yedinci ayeti: ‘Bizi doğru yola ilet, kendine nimet verdiğin kimselerin yoluna. Gazaba uğrayanların ve sapanlarınkine değil. Tacir dedi ki kendince bu dudunun gittiği yol doğru yol. O yola gideyim ben de. Ben de o yol ile ne yapayım?

Kendimi düzelteyim, kendimi doğrultayım ve Allah’ın o nimet verdiği, Allah’ın o muvaffak kıldığı, Allah’ın doğru yolda tuttuğu kulların yoluna gideyim. Kendi heva ve hevesime değil. Kendi nefsimin istediği noktaya değil. Şeytanın vesvesesine doğru değil. Ya? Allah’ın çizdiği yola gideyim. Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin çizdiği yola gideyim. O şehitlerin, o velilerin, o salih kulların, o mümin kulların, o mürşidi kamillerin, o velilerin yolundan gideyim diye tacir ne yaptı? Kendi kendine o yolda yürümeye ahdetti ve kendince çünkü ölmeden önce ölünüz sırrı sufiler için çok önemlidir. Kendince dedi ki ben de bu sufilerin yolunu tutayım. O sufilerin yolunu tutayım ki benim ruhum özgürleşsin. Yoksa bu ruh bu bedende hapis kalacak. Rabbim cümlemizi özgür olanlardan eylesin. Rabbim cümlemizi kestirme yoldan Allah’a yaklaşanlardan eylesin. Kestirmeden Allah’a aşık olan, Allah’ın sıfatlarında fena olan kullarından eylesin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Geceniz mübarek olsun. Önümüzdeki

hafta inşallah yine konu başlığı: “Halkın bir kişiyi ululamasının ve halk tarafından parmakla gösterilmenin kötülüğü”, konu başlığımız bu. Burdan devam edeceğiz inşallah Allah’tan bir şey gelmezse. Perşembe günü malum kandil. Perşembe günü yine bu bahçe davet salonunda yani şebi-i aruz yaptığımız salonda, bayramlaşma yaptığımız salonda inşallah kandilimiz olacak. Akşam namazında orda inşallah iftar ederekten gece kandilimiz, kandil programımız başlayacak. inşallah ondan sonra sohbet, sema ve dua ile son bulacak. Rabbim inşallah cümlemizi idrak edenlerden eylesin. inşallah bütün kardeşlerimiz davetli. Bütün yer ve gök halkı inşallah kandil programımıza davetli. Rabbim inşallah o günleri bize göstersin. Geceniz mübarek olsun. El-fatiha maassalavat. Amin. Tabii her pazar malum, Gelibolu Mevlevihane’sinde hem mesnevi sohbetleri hem sema hem dua Allah’ın izniyle devam ediyor. O yüzden müsait olanlar, bu konuda zamanı olanlar Allah rızası için iyi bir amel işlemek isteyenler ordaki çalışmalara, ordaki hizmete destek olmak isteyenler her pazar orda inşallah kardeşlerimiz hizmet etmeye gayret ediyorlar. inşallah orda onları da yalnız bırakmayalım. Onlar da bu noktada garip kalmasınlar. Yapabildiğimiz kadar inşallah o kardeşlerimize destek olmaya da gayret edelim. Haklarınızı helal edin tekrar. Allah razı olsun. Selamunaleyküm.

Kara gözlüm efkârlanma gül gayri

ibibikler öter ötmez ordayım

TASAVVUF VAKFI MERKEZ

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 6 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-9-0 • Tasavvuf Vakfı Yayınları