MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 6 • 13/31
1815-1824. Beyitler Şerhi
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamunaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammedi hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Cenab-ı Hak son günlerde ve daha öncesinde de vatan, millet, Kur’a, sünnet yolunda şehid olanların yakınlarına Cenab-ı Hak sabır ihsan eylesin. Cenab-ı Hak pkk, ypg, adına ne derseniz deyin, askerimize, polisimize, sivilimize karşı düşmanlık besleyen, onları şehit edenleri kahru perişan eylesin. israil’i, siyonistleri, masonları ve onların destekçilerini kahru perişan eylesin. Pkk’yı, ypg’yi ve onları destekleyenleri kahru perişan eylesin. Rabbim bu milletin bu topraklarına kim hainlik yapıyorsa bu millete kim hainlik yapıyorsa hepsini kahru perişan eylesin. Müslümanlara, islam alemine kim düşmanlık yapıyorsa Rabbim hepsini de kahru perişan eylesin. Amin. Ecmain. Dün değil evvelsi gündü herhalde altı şehit vardı, bugün de altı şehit var. Normal değil bu gidişat. Cenab-ı Hak yardım etsin ülkemize inşallah. Allah muhafaza eylesin. Biraz geciktik, hakkınızı helal edin, yaşlılık var artık böyle, biraz ihtiyarlık var! Kafa anca toplanıyor. Bir de dedemden muhabbet açıldı da, anne dedemden. Yunanın Bayındır’a gelişinden, işte nasıl mücadele etmişler, ne yapmışlar, biraz onları anlattık ordaki arkadaşlara. Muhabbet muhabbeti açtı. Bir baktık ki saat geçmiş. Dedemin efelik hikayelerini anlatırken, anılarını anlatırken vakit geçti. Evet, Hazreti Pir duduyla, tacirin hikayesine dönüş yapmayı söylemişti. Demişti ki bu bahis uzun. Hani o daha önceki meselelerle alakalı. O cebriyeydi, girdiydi girmediydi o hani geçen haftaki sohbetin en sonunda: ‘Bu bahis uzun. Biz tekrar tacirin hikayesine geçelim’
demişti. işte tacirin hikayesi neydi? işte tacir Hindistan’a gitmişti. Hindistan’a giderken ev halkına sordu, bir isteğiniz bir dileğiniz var mı diye. Ev halkı isteğini dileğini filan söyledi. Sonra dudusu vardı. Yani papağanı vardı. Bugün adı papağan, eskiden dudu veya tuti. Ona sordu, senin bir isteğin var mı? O da dedi ki filanca bölgede benim akrabalarım var. onlara benim hâlimi arz et. Benim hâlimi söyle dedi. Benim nerde ne durumda olduğumu onlara söyle dedi. Neyse işte, gitti, şey, tacir Hindistan’da işlerini gördü. O mahalleye de gitti, dediği bölgeye. Orda o dudunun baktı, çok orda dudu kuşları var, ondan sonra dedi ona selam söyledi. Ordan da birisine söyledi. Benim de bir dudum var. Bir tutim var dedi. Onun durumunu, halini anlattı. Onun durumunu, halini anlatınca o anlattığı o papağan küttek öldü. Tacir çok pişman oldu anlattığına. Hani ben anlattım, herhalde bu onun yakın akrabasıydı dedi. Bu anlatınca üzüntüden öldü. Ben şimdi nasıl bunu kendi duduma söyleyeceğim, kendi tutime söyleyeceğim diye. Ondan sonra geldi işte, böyle herkese hoş sohbet, hediyelerini verdikten sonra ne yaptı bu sefer? işte uzun müddet kendi kendine söyleyeyim mi söylemeyeyim mi anlatayım mı anlatmayayım mı dudunun ne yaptığıyla alakalı. Tabi en sonunda söyledi. Söyleyince de zaten ondan sonra o dudu, o tuti de ne oldu? O da öldü kendi kafesinde.
“Tacir ateşler dertler feryatlar içinde böyle yüzlerce karmakarışık sözler söylüyordu. Gah birbirini tutmaz sözler söylüyor gâh naz ediyor gâh niyaz eyliyor; gâh hakikat aşkını gâh mecaz sevdasını ifade ediyordu.
Yani tutinin ölmesinin üzerine tacir son derece üzüldü. Üzülünce ipe sapa gelmez şeyler konuşmaya başladı. Ağladı, inledi, feryat etti. Feryadına feryat ekliyor. Aklı gitti, karmakarışık sözler söylüyor. Ondan sonra böyle öyle bir hale geldi ki bir söylediği bir söylediğini tutmuyor. Önce söylediğini sonra yalanlayan bir duruma düşüyordu. Gâh naz ediyor gâh niyaz ediyor gâh hakikate meyledip veren de alan da Allah diyor. Gâh mecaza saplanıyor gâh hakikate tırmanıyor…Tutisinin ölümünden dolayı ne yaptı? Yandı tutuştu o kimse. Hani bir kimsenin çok sevdiği bir kimse ölür ya, imtihan ona çarptığı andır. Bir şeyi seviyordur, sevdiği şey ölür. Ölünce imtihan ona çarptığı an. O esnada o ne yaptı, ne etti? Hani sahabeden bir kadının çocuğu, oğlu ölmüştü de oğlu ölünce böyle kadın feryat figan etti. Allah Resulü sallallahu ve sellem hazretleri de onu teskin etmek için onun başına gittiğinde git başımdan şimdi dedi ona. O sonra hani onun hazreti Peygamber olduğunu anladı. Hani hatasını telafi etmek istedi. Allah resulü o zaman dedi, imtihan size çarptığı andır dedi. Yani çarptığı an! Sen peygambere ne yapmaya öyle söyledin! Hani onu sabırla karşılayacaktın. Bir hastalık, bir sıkıntı, bir ölüm, olağanüstü bir durum, böyle bir olağanüstü bir haber aldın, o esnada
sen onu nasıl karşıladın? imtihan size çarptığı an. işte tacir, veryansın çek uzansın, feryadına feryad ekliyordu. Yani ipe sapa gelmez bir şekilde konuşuyordu. Gâh naz ediyordu gâh isyan ediyordu. O manada.
“Suya batan adam fazla debelenir, eline geçen ota tutunur. O tehlike zamanında elini kim tutacak diye can korkusuyla şuraya buraya elini sallar durur, yüzmeye çalışıp çabalar.”
Yani normalde bir sıkıntıya düşen bir çaresizliğe düşen bir problemi olan hani bir derde düşen kimse, çok özür dilerim, debelenmek hayvani bir harekettir. Hani debelendi derler ya, bunu söylemek istemem ama ne yapar? Çırpınır durur. Nereye gideceğini, nereye başvuracağını şaşırır. O esnada böyle hani bu bir tutunacak bir el arar. Yani birisi onun böyle elinden tutsun, birisi onu teskin etsin. Birisi ona bir şey söylesin. Ona bakar o. Şimdi insanoğlu o bir sıkıntıya bir kedere, bir eleme uğrar. Bir belaya, bir musibete karşı, böyle karşı karşıya gelir. Allah muhafaza eylesin. Yani o kendisi için hayırlı olanı dileyeceğine, ne yaptığını bilmez hale gelir, şaşkınlık yaşar. Allah muhafaza eylesin. Oysa Hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretleri Allah’a teslim ya, o normalde farklı davranırdı. Müslümanlar da bu konuda o Kur’an sünnet dairesinde davranmalı. Mesela Kehf suresi 10. ayet: ‘Ey Rabbimiz!’ Dua ediyor Peygamberin ağzından. ‘Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluş ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır.’ Amin. Yani Müslüman için bela, sıkıntı, keder, bu tip başına gelen herhangi bir problemde ne yapacak? Allah’a dua edecek. Allah’a yaslanacak. Allah’a dayanacak. Allah’a bu konuda yalvarıp yakaracak. Dua edecek onun içinden çıkabilmesi için. O yüzden normalde hani Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinde bir sıkıntı, bir gam, bir keder, bir bela, bir müsibet, bir şey söz konusu olduğunda hani onun da mübarek duaları vardır ya, bize bir işarettir mesela. Allah Resulü sallallahu ve sellem hazretleri Yunus aleyhisselamın duasını öneriyor ya: ‘La ilahe illallahu inni küntü minezzalimin’ diye. O normalde Enbiya süresi, ayet 87’de geçiyor. Hani o sıkıntıda çünkü Yunus aleyhisselam balığın karnında, bunu zikrederekten, bunu söyleyerekten kurtuldu. O balık onu karnına alınca tabii balığın karnından sonra ne olacağını bilmiyor peygamber de olsa. E ne yaptı yunus aleyhisselam? Orda, kendi bölgesinde tebliğ ediyordu ama o tebliğden bir sonuç alamadı. Sonuç alamayınca Allah’tan izin almadan, bir emir almadan gemiye bindi. Başka beldeye gidecekti. Peygamberlerin bütün hal ve hareketleri Allah’ın emriyle olur. Allah emretmedikçe onlara bir şey söylemedikçe peygamberler böyle şey yapamazlar. O yüzden o da böyle bir o beldeyi terk edip başka bir beldeye yerleşmeye niyet etti.
Hani bu beldede ben Allah’ı tebliğ edemedim, kimse Allah’ı tanımak istemedi. Beni de dinlemek istemedi, bana itaat eden de yok, ben bu beldeyi terk edeyim deyip gemiye bindi. Bu sefer gemideki, gemide bir alabora oldu. Bir şey oldu. Dediler ki içimizde lanetli bir yolcu var herhalde. Ondan sonra kaptan bir kuş uçurdu. O kuş da geldi Yunus Aleyhisselamın başına kondu. Yunus aleyhisselam başına konunca aha dediler, lanetlik yolcu bu. Atın bunu denize, biz bu müşkülattan kurtulalım. Yunus aleyhisselamı attılar denize. Denize atınca yunus aleyhisselamı denizde balık kaptı bu sefer. Balık kaptı, balık ısırmadı bile hiç. Yani Allahu alem balinaydı veyahut da balinadan daha büyük bir balıktı. Bunu bilmiyoruz, okyanusun derinliklerinde nasıl hayvanlar var, nasıl balıklar var, nasıl Cenab-ı Hakk’ın yarattıkları var bilmiyoruz. Ya da başka bir perdede, başka bir alemde, başka bir noktadaydı. Sonuç itibariyle Yunus aleyhisselâm balığın karnına girdi. Balığın karnında bu zikrullahı yaptı. Ondan sonra balık ne yaptı bunu? Kıyıya kadar götürdü. Kıyıda kustu, kıyıda dışarı çıkardı. Bunun normalde meali ne bu ayeti kerimenin? ‘Senden başka ilah yoktur. Seni tenzih ederim, muhakkak ki ben zalimlerden oldum.’ Bu neden çok keskin bir dua? Çünkü burda hem Allah’ın ilâhlığını o kimse tabiri caizse bunu haykırıyor, senden başka ilah yok, bir de ‘ben nefsime uydum, ben nefsime karşı zalimlerden oldum.’ Yani nefsini temize çıkarmıyor. O da kimin duasıydı? Yusuf aleyhisselamın duasıydı. O da ne diyordu? ‘Ben nefsimi temize çıkaranlardan olmam.’ Bir kimse nefsini temize çıkarıyorsa o kimse kibirlidir. ‘Bu konuda benim hiç hatam yok.’ Kibirli! Vardır bizim de hatamız. ‘Bizim bu konuda hiç yanlışımız yok’, kibirli. Vardır orda da bir yanlışlık. Senin de bir eksikliğin vardır, senin de bir yanlışlığın vardır. Bunu, kendi içinde bunu kabul et. Bunu dışarı da söyle. Bir şey kaybetmezsin. Benim de hatam, kusurum vardır. Bir peygamber ‘ben nefsimi temize çıkaranlardan değilim’ diyorsa hiç kimsenin nefsini temize çıkarmaya hakkı yok. O zaman o da onu yapacak ve ne yapacak? işte ben diyor zalimlerden oldum. O da keskin bir dua.
‘Sevgili bu divaneliği bu perişanlığı sever. Beyhude yere çalışıp çaba-
lamak, uyumaktan iyidir.’
Bu beyit çok hoşuma gitti benim. Yani Allah o bir belaya, musibete düşmüş, bir sıkıntıya düşmüş, o debeleniyor boyna tabiri caizse, çırpınıyor. O halden kurtulmaya çalışıyor. O divane bir şekilde, perişan bir şekilde, o şekilde o halden çıkmayı düşünüyor. Yani başında bir sıkıntı var. Başında bir problem var. O sıkıntıdan, o problemden kurtulmaya çalışıyor. Kurtulmaya çalışırken de oraya buraya böyle el uzatıyor veyahut da tabiri caizse saçma sapan şeyler söylüyor. Bu diyor, Allah’ın hoşuna gider. Bu perişanlığı sever. Beyhude yere çalışıp çabalamak, uyumaktan iyidir. Burası muhteşem.
Beyhude yere çalışmak, yani bizde boşa kürek çekmek derler ya, çalışıyor ama mesela ticaret yapıyor, kâr edemiyor ama çalışıyor veya bir şeyde gayret gösteriyor ama o istediği sonucu alamıyor. Öyle olsa dahi diyor tembellikten iyidir Hazreti Pir. E şimdi Allah resulü sallallahu ve sellem hazretleri ‘ya Rabbi, tembellikten sana sığınırım’ diyor. Evet, bakın bu bütün insanlığın en büyük hastalıklarından birisi tembelliktir. Tembellik! Yarın yaparım bunu. iki saat sonra yaparım! Ben bazen diyorum ya, esnafsın kardeşim, sabahleyin erkenden dükkanı aç. iş olmuyormuş, oluyormuş, işten sana ne! Senin kapına gönderecek olan Allah. Sen dükkanını açsana. Bursa esnafında böyle bir tembellik var. Hatta kapalı çarşıyı bilmem saat kaçta mı ne açıyorlar, onda mı açıyorlar? Onda açıyorlar. Ya bir Bursa’yı düşün, tarihi bir yer, tarihi bir çarşı, onda açılıyor çarşı, onda, tembellik zirvede! Tembellik zirvede! Yani adam sabahleyin altın bozduracak, bozduramıyor. Para bozduracak bozduramıyor. Para yatıracak, adamın çeki var, senedi var, sepeti var. Dolar bozacak, altın bozacak örneğin, bozduramıyor. Neden? Çarşı onda açılıyor çünkü! Tembelliğin dik alası veyahut da adamın normal bir esnaf dükkanı var, adam onda gidiyor patron.
Sorduğunda iş yok. Bütün esnafa sor, hep şikayetçi. Kaçta açıyorsun dükkanı? Onda. Kaçta dükkana gidiyorsun? Dokuzda. Yani birisi şunu demiyor, ben sabah namazını kıldıktan sonra evde oturmam, giderim, dükkanımı açarım. Yok böyle bir şey. Tembellik diz boyu. Allah muhafaza eylesin. Allah Resulü sallallahu ve sellem hazretleri ilk Müslümanlardan biat alırken Kur’an ve sünnete tabi olmalarına, aynı zamanda da tembellik yapmamaları, çalışmaları, gayret etmeleri için de biat alıyordu. Tabiatın içerisine onu da koyuyordu. Diyor ki tembellik yapmayacaksınız. Burdan şunu çıkarabilirsiniz, Araplar tembel, ırkçılık gibi değil bu ama Müslümanların geneli tembel. Gerçekten tembel. islam dünyası tembel, çalışmıyor islam dünyası. Ondan sonra da her türlü bahane hazır! Dış güçler var, iç güçler var, bizim kalkınmamızı istemeyenler var, bizim iyi olmamızı istemeyenler var, bizim buluşlar yapmamızı istemeyenler var, var da var…Hiç kimse şunu demiyor, ya canım kardeşim, biz de tembellik var, bizde üçkâğıtçılık var, bizde işini yürütme düşüncesi var, yani üniversitede adam doçent olacak, profesör olacak, bir torpille doçent, profesör oluyor adam! Bir yayın yapacak, ver 5.000 $ uluslararası yerde bir yayın yaptıralım! Adam biz bir profesöre şunu sormuyoruz. Neyle profesör oldun, yeni bir icadın var mı? Yeni bir şeyin var mı? Yok veyahut da biz işte soruyorum ya bazen şeyhin ne iş yapıyor? Bakıyor adam benim gözümün içine içine. Ya hiçbir peygamber yok ki çalışmamış olsun. Hiçbir peygamber yok ki kendi kazandığını yememiş olsun. Senin şeyhin, peygamberin izinde giden bir kimse mi? Evet. Çalışması
lazım kardeşim. Kendi geçimini kendisinin sağlaması lazım. Kendi iaşesini kendisinin sağlaması lazım ki biz örnek alalım onu. Diyelim ki vay ya şeyh efendi çalışıyor, şu işi yapıyor, evet, örnek alalım ya, biz de çalışalım. Ne iş yapıyor? Şeyhlik yapıyor. Ne iş yapıyor ama alim o, alimlik yapıyor. Ne iş yapıyor? CD satıyor, sohbet cd’si satıyor. Ne iş yapıyor? işte dergi çıkarıyorlar, dervişlere satıyorlar dergiyi. E ne iş yapıyor? Sohbet cd’lerini dervişlere satıyorlar, bir de hakkımız helal değil çoğaltırsanız diyorlar. Hadislere para verdi sanki! Edepsiz! Kur’an-ı Kerim’e para verdi sanki! Kur’anı o güne kadar getirenlere para verdi sanki. Hadis-i şerifi nakledenlere para verdi sanki. Buhari Müslim, Tırmızi, ibni Mace, imamı Hambel, Ebu Davut, bu hadis alimlerine para verdi sanki de o hadisleri nakletti. Onun karşılığından para aldı veya ne yapıyor, aaa mesneviyi şerh etti veya mesneviyi işte yeniden yazdı. Ne yaptın? Hazreti Mevlana’ya para mı verdin para istiyorsun onun için? istismar ediyor. Tembellik diz boyu.
Hazreti Pir diyor ki tembel tembel oturacağına beyhude çalış. Hani beyhude, bedavaya çalış ya, tembel tembel oturma, tembel tembel oturma. Yani Allah tenkit etmiş, uyarmış, tembellik yapmayın. Resulullah uyarmış sallallahü aleyhi ve sellem , tembellik yapmayın, çalışın. Biz de ben çalışamadım böyle bir şey olmadı demektense öğrenci öğretmenden şikayet, eğitim sisteminden şikayet. Öğretmen ona taktı! Aynı yollardan geçtik ya! Öğretmen herkesi bırakmıştır ona takmıştır, onunla uğraşıyordur yani. Öğretmenin başka hiç işi gücü yok, yani geldi Mustafa Özbağ’ı buldu, ona taktı. Tabi! Yani Mustafa Özbağ’ın hiç suçu yok. Ne oldu? Anne ben ülkücüyüm ya, eee? Geldi öğretmen bana taktı işte, komünistin tekiydi o. Ya Mustafa Özbağ sen mekanik açtın okudun çalıştın mı? Hayır. Ne yaptın? Orda burda haylazlık yaptın, koştun. Onu döveceğim, bunu söveceğim, onun peşinden koşacağım, yok onu okula katmayacağım, yok o okulu düşüreceğim, yok bu okulu düşüreceğim… Eee? Ders çalışmadın. Eee? Mekanikçi solcu, o yüzden seni bıraktı! Eee? Çıkış yolu ne? Çek tabancayı adama, adam evine gidiyor, salimen galimen, e sen beni geçirmezsen hocam ben ne yapacağımı biliyorum, haberin olsun. Zaten çabuk çabuk konuşuyordu, adam hiç konuşamadı. Dedim sen bana taktın, ben de sana takacağım dedim. Adam ben sana takmadım diyecek diyemiyor. Dedi geldi, manyak bu dedi. Hani nereye ateş edeceği belli değil, e geçirdi, o da şimdi sıkıntı. Madem taktın, geçirme, değil mi? Al sen öyle yaptın, ben de böyle yaptım de, bas sıfırı. O da öyle yapmadı.
E ama bahane hazır ya bizde, öğretmen bize taktı! Bir iş yerine gidiyor, müdür ona takıyor veya başka bir yere gidiyor, patron ona takıyor veyahut da bir şey oluyor ya bu iş işte yürümüyor burda. Ne yapmaya açtın burayı o
zaman? Burda yürümeyecektin, neden açtın? Ama yok! Ona takıyorlar ama çalışmayacağız biz. Bakın çalışmayacağız. Tembellik bizim şiarımız olmuş. Yani iş yerine bayan eleman alınacak, diyorum cep telefonu kullanmak yasak, girmiyor işe. işe girmiyor! O cep telefonu onun elinde duracak, dokunmayacaksın ona. O sabahtan akşama kadar telefonda bakacak, uğraşacak. Hele bir de sevgilisi varsa yandı, iş bekleme. Sevgilisi ona dedi ya, merhaba dedi, merhaba gelmedi ona. Merhabaya merhaba gelmedi. ikide birde bakacak, merhabaya merhaba gelmedi, gelmedi, gelmedi. Hadi bir hüzün. Kızım ne oldu, bir şeyin yoktu senin? Sorma Mustafa bey. E sordum artık dedim, söyle. E benimki dedi ben merhaba dedim dedi bir saatten beri, bana dedi bir merhaba bile demedi dedi. Hee dedim ya, derdin bu mu kızım dedim ya! insanın başka derdi olur mu ki dedi. işte şöyle bir saydırmaya başladı, kızım daha sen sevgilisin, şimdiden böyle saydırırsan dedim, evlendiğinde vah o adama dedim. Kim bu adam, uyarayım onu dedim ben, sakın evlenmesin senle dedim. Böyle baktı bana. Ondan sonra karar verdim, cep telefonu yasak. Sonra bir çıt daha ileri gittim, sevgilisi olanı da işe almak yasak. Soruyordum, sevgilin varsa başlama. Neden? Kafanız bu işte olmuyor kızım diyordum ben. Kafanız işte olmuyor. Yani bardak koyacak, sevgilisi var aklında. Sonra kırıldı. Neden kırıldı? Bilmiyorum. Ya kıran sensin, neden kırıldığını bilmiyor musun? Bilmiyor. Gene bir merhaba muhabbeti, bir şey muhabbeti olacak, ottan çöpten bir kavga edecekler, e bir bakmışın ağlıyor orda köşede birisi! Öbürküne soruyorum, neden ağladı, ne oldu? Kötü bir haber mi aldı? Safım ya bende. Ben de zannediyorum kötü bir haber aldı. Yok Mustafa bey, öyle değil. Anası mı öldü, babası mı öldü, ne oldu? Yok, öyle değil. Ne oldu? Sevgilisi buna cevap vermemiş!
Bereket Said hakkından geliyordu. Said’e dedim, Said ben bunlarla uğraşamayacağım. Onun sistemi basit. Vallahi baş ediyordu hepsiyle. Özel sistemi var onun. Ondan sonra o özel sistemle götürüyordu. Harika bir sistem kurmuş. ilk önce benim de acayibime gitti, yani böyle olur mu filan dedim içimden. Aaa, baktım kızın babası gelmiş, bir de yalvarıyor Sait’e, bizim kızı al gene işe diyor. Tabii, onun özel bir sistemi var ama bizim toplum olarak böyle bir çalışmakla alakalı problemimiz var bizim. Allah bizi affetsin. Hatta ben işi şimdi zahirden, dünyevi işten dergaha koyayım, dergahta da öyle. Ben şimdi Bayındır’da koşuşturuyoruz biz dergah için işte üç kişi, beş kişi, on kişi, on beş kişi, yirmi kişi, otuz kişi, böyle kırk kişi, elli kişi… Şimdi eski zakirler geliyor, Çorumlu Hacı Mustafa Efendiden kalma. Söyledikleri söz şu, Mustafa Efendi, bizim orası Bayındır gibi değil. Ben böyle ilk önce edep ediyorum. Tabii susuyorum ben şimdi, bunlar gene aynı şeyi söylüyor, Mustafa Efendi, bizim orası Bayındır gibi değil. Dedim bir gün
dayanamadım, sizin orası nasıl dedim. Nüfus oranına göre dedim ülke üzerinde en fazla içki tüketilen yer mi? Hayır dedi. Nüfus oranına göre en fazla esrar tüketilen yer mi dedim. Hayır dedi. Dedim benim sadece bu oturduğum mahallede dedim gece kumar oynanıyor, on dört tane ev var dedim, bir mahallede! On dört evde dedim kumar oynanıyor, evde! Dedim ortada bir dedim üç tane kahve var, üçü de birbirine bakıyor dedim. Bir tanesi sırf kumar oynatıyor dedim. Bir tanesinde sırf horoz dövüşü var dedim. Boyna orda da kumar var dedim. Neresi dedim sizin yer. Böyle baktılar bana. Çalışmıyoruz deyin dedim, çalışmıyoruz! Deyin ki biz Allah için çalışmıyoruz. Tutturmuşlar burası Bayındır gibi değil. Burası Bayındır gibi değil! Bayındır’da meydandan bir ucundan tut bir ucuna giderken on beş tane meyhane var bir cadde üzerinde, hancı sarhoş yolcu sarhoş! Ben anlatıyorum şimdi Bayındır’ı anlatıyorum onlara, onlar zannediyorlar orda onbeş, yirmi tane, otuz tane dervişi gördü, Bayındır çok böyle hani mübarek bir yer. Hoş mübarek, bizim Harun hocaya göre Adem aleyhisselamın ayak izi orda, Bayındırlı Adem aleyhisselam. Öyle Harun hoca öyle bir fetva verdi. Şimdi hem bir de Araboynundan yani, başka bir yerden değil, öbür mahallelerden de değil. Araboyu Mahallesinden.
E şimdi çalışmıyoruz demiyorlar da sufilik olarak da dervişler de aynı, dervişlerin bulunduğu merkezler de aynı. Ben kendimi methetmek için söylemiyorum. Metetsem de hakkım. Ben bir şeyden korktuğumdan dolayı değil, hiç vallaha, reeli söylüyorum. Ordan Ödemiş’e geçtim. Ödemiş’te de hiç derviş yok. Ödemiş’te kırktı, elliydi, iki yüz, iki yüz elli kişi ders yapıyoruz, gelenlerin yeni lafı o, bizim orası Ödemiş gibi değil. Ya Ödemiş’e geleli dokuz ay olmuş, sekiz ay, altı ay olmuş, beş ay olmuş, bir sene öncesinden sohbete gittim. iyi, yani beş altı ayda o hale gelmiş. Ne demek orası ödemiş gibi değil! Aynı şeyi Bursa’ya gelince de söylediler. Bir de şunu, burda arkadaşlar şimdi fişek gibi böyle hani sözümü dinliyorlar, böyle koşturuyorlar, onlar zannediyorlar ki ben emrediyorum, zorla yaptırıyorum. Değil kardeşim diyordum ya, değil. Ben emretmiyorum. Zorla yaptırmıyorum? Herkes sevdiğinden koşar. O zaman da yeni terenenni o, burası Bursa gibi değil. Bizim yer Bursa gibi değil. Aynı söz! Bir dervişe bakıyorsun, e ben yıllardan beri geliyorum ama işte bana bir rüya gösterilmedi. Ha rüya programı vardı, aldık sana yükledik, rüya göreceksin bundan sonra! Böyle değil. Sen çalış kardeşim. Allah için çalış. E, ben bir hâl görmedim daha. Ben on yıldan beri dergâha geliyorum, evet, ben bir hal görmedim. Olur, tamam. Bekle hemen yazalım kodları! Senin adını, soyadını, anne adın, baba adın, hemen kod yükleyelim, sen bundan sonra hal göreceksin! Değil öyle kardeşim ya! Çalışacaksın, gayret edeceksin, mücadele edeceksin. ‘Yolumuzda mücahede
edenlere yollarımızı açarız.’ Ayet belli. E sen dervişim deyip tembellik yaparsan sana bir rüya programı gelmez, yok öyle bir şey. E sen çalışmazsan sen kendi kendine diyorsun, aman ben esmaları atlayayım. Hani var ya anlatılıyor ya seyri sülûkta şöyle oluyormuş, ben de göreyim onları. Al tesbihi eline, görsem Allah! Görsem Allah! Görsem Allah! Öyle görünmüyor. Çalışacaksın, gayret edeceksin, cömert olacaksın, mücadele edeceksin.
Sen evinde oturmayacaksın. Herkesin evindeki hatun da senin evindeki hatun da bizim evimizdeki hatun değil mi? Senin evindeki çocuk da bizim evimizdeki çocuk değil mi? Senin önünde iş var da bizim önümüzde iş yok mu? Sende hanım var da bir tek sende mi hanım var. Bizde yok mu? Senin hanım dırdır ediyor da bizim ki o cennet bahçesinden mi gelme. Havva meydanda. Gel Adem gel, gitti garibim. Ye Adem, yedi, isterse yemesin. Neden? Kadın tribi, dünya ahret en büyük trip, anladın değil mi? O da bakıyor, genç evli ya daha. Trip yediğinde hiç trip yemiş gibi olmayacaksın, normal hani böyle bir bardak su içmiş gibi davranacaksın. Geçim yolu bu. Susacaksın, seslenmeyeceksin. Ne yaptı Adem aleyhisselam? Atamız bunu yaptı. Havva’yı kaybetmemek için ye mi dedi, iç mi dedi, ne dediyse dedi, gel dedi geldi. Kim ağladı kırk yıl? Yine Adem ağladı. Havva Nerde? Bahama adalarında. Plaj, güneş, avokado, şey, ne o, her türlü tropikal meyveler, adını bilmediğimiz tropikal meyveler. Nerde? Bahamalar’da. Ya Adem aleyhisselam nerde? Arafat’ta. Ot dahi yok ya! Ot yok, ot, kurumuş ot yok, kuru ot yok Arafat’ta. Bildiğiniz kuru ot yok. Şimdi yeşillendiriyorlar, kıyamet alameti. Kuru ot yok. Kırk yıl Havva için ağladı. Bizim başımız sonumuz bu. Herifiz deyip geziyoruz biz! Ha evde heriflik yapacaksın. Yok kardeşim ya! Canını sıkma. Havva belli, Adem belli. Kendini bu konuda şey yapma. Şimdi birbirinizle işaretleşin artık, bak iyi dinle filan, erkekler! Ha, et, et, işaret et ona, akıllansın biraz, bilsin ne olduğunu. Şimdi millet Adem’i unutuyor ya bazen, kardeşim atan Adem, fiziki atan, hamurun belli. Hamurun belli. Fıtratın dışına çıkma. Havva da belli, hamuru belli. Gel Adem, gidecek. Başka yapacak bir şey yok. Herkes ismail değil, masaya yumruğunu vursun, yok herkes ismail olamıyor. Cenab-ı Hak ne diyor? ‘insan için ancak çalıştığı vardır. Muhakkak ki onun çalışması ileride görülecektir. Sonra çalışmasının karşılığı kendisine tastamam verilecektir.’ Necm suresi, 39’dan 41’e kadar. O zaman insan için çalıştığı var. Biz çalışmakla mükellefiz. Hem kendi nefis terbiyemizde çalışmakla mükellefiz hem topluluğumuz için çalışmakla mükellefiz hem dünyevi olarak çalışmakla mükellefiz.
Bakın, dünyevi olarak çalışmakla mükellefiz. Yani biz dünyevi olarak da çalışmaya mecburuz. islam dünyası daha fazla çalışmak zorunda. ilimde, teknolojide, dini bilgilerde, dünyevi ilimlerde daha fazla çalışmak zorunda.
Bak, elin gavuru bin tonluk bomba atıyor Gazze’ye. Bin tonluk bomba atıyor. Senin elinde bin tonluk değil bin beş yüz tonluk bomba olacak onu yıldırabilmek için. Elin gavuru alıyor, getiriyor bütün uçak gemilerini dayıyor senin burnuna, senin ondan fazla uçak gemin olacak. Senin ondan fazla olacak. Çalışacaksın, gayret edeceksin, heva hevese düşmeyeceksin. Eller havada eğleneceksin. Seni bunlarla kandırıyorlar. Modayla, müzikle, içkiyle, kumarla, uyuşturucuyla, fuhuşla seni kandırıyorlar. Gençliği kandırıyorlar, uyutuyorlar. Uyutuyorlar! Sen bunlardan kurtulacaksın, çalışacaksın. Bir amacın, bir maksadın olmalı senin. Senin bir hedefin olmalı. Evet, çok zengin olmak değil çok faydalı olmak; çok güçlü olmak değil, çok faydalı olmak. Çok faydalı olmak! Senin milli ve manevi olarak daha fazla çalışman lazım ve yolunu kirletmeden yürümen lazım. Yolunu kirletmeden o ülküyü yolunu kirletme. O hedef yolunu kirletme. Gayret et, çalış, mücadele et. Hem maddi hem manevi. Şuna inanmıyorum, çok çalıştım ama olmadı. Yok, doğru çalışmamışsındır. Çok çalışmak değil, doğru çalışmak. Doğru çalışsaydın olurdu. Çalıştım olmadı, inanmıyorum. Doğru çalışmadın sen çünkü ayet-i kerime var. Ayet-i kerime mi sen mi? Ayeti kerime: ‘insan için çalıştığı vardır.’ Bitti. Hani geldi sahabeden bir kimse. Dedi ki midemde, karnımda ağrı var. Dedi ki bal şerbeti iç. Bal şerbeti içti, ondan sonra geldi yine ağrı var dedi. Yine bal şerbeti iç dedi. Yine geldi, yine ağrı var deyince dedi ki benim ağzım mı yalan senin miden mi yalan dedi. Senin miden yalan dedi. Kur’an mı sen mi? Kur’an, Kur’an ne diyor? ‘insan için ancak çalıştığı vardır.’ insan için ancak çalıştığı vardır. Bakın burda mümindi, münafıktı, kâfirdi, mürtetti, sufiydi, değildi, ayırd etmemiş. insan için! insan için! insan için ancak çalıştığı vardır. Bunu var ya yere göre yazmak lazım. Bu ayeti kerimeyi, yere göğe. Senin çalıştığın var kardeşim ancak. Sen sufilikte de çalışırsan sufilikte de senin önüne gelir. Allah mı zay edecek. Sen beş bin Lailaheillallah dedin de Allah dört bin mi yazdı oraya? Sen cennetlik bir amel işledin de Allah cennetlik amelini yazmadı mı oraya? Haksızlık mı yaptı haşa. Allah muhafaza eylesin. Muhakkak ki onun çalışması ileride görülecektir. Yani sen çalıştığında göreceksin onu.
Çalıştığının karşılığını göreceksin; uhrevi de çalışsan sen göreceksin, dünyevi de çalışırsan göreceksin onu. Onu göreceksin. Helalinden yürü, Allah çalıştığının karşılığını verecek. Yeter ki doğru yerde, doğru noktada, doğru işte çalış ve işini dosdoğru yap. işini dosdoğru yap. Sabah saat onda işinin başına geçmekle o iş yürümez. Sabah namazını kıl, dükkanın kapısını, penceresini aç, merak etme, o bereket girer içeri. O melekler girer içeri. Oku içerde üç ihlas bir fatiha oku, makamlara bağışla. Senin malın sevgili gelir millete. Senin ürettiğin sevgili gelir. Ne iş yapıyorsan, senin
pişirdiğini sevgili gelir. Ben lokanta çalıştırıyordum herkesten önce geliyordum lokantaya. Okuyordum, bağışlıyordum, oturuyordum. Saat iki, yemek kalmıyordu. Çalışanlar aç, bir daha yemek yapıyorlardı kendilerine. ismail nasıl sıra bekliyordunuz değil mi? ismaile ordan tanışıyoruz, ismail de kendini o zaman çok yakışıklı görüyor. Beni görünce dedi ki ya bu nerden gelmiş böyle. Allah affetsin, biz ondan böyle şakalaşıyoruz o zamandan beri de. Çalışacak o kimse. Gayret edecek. Fatih kaçta başlıyor mesai? Yedi, yedi buçuk. Ezan zaten 06.40’ta okunuyor, altı buçukta okunuyor, ezan altı buçukta okunuyor. imsak altı buçukta başlıyor. Adam yedide mesaisi başlıyor. Yedide. Ben bazen hususi bir şey atıyorum, şeyden, telegramdan, kaç tane cevap gelecek bakıyorum, ayakta olan on tane derviş var. Hadi yirmi tane olsun da on tanesi yazsın, hadi elli tane olsun da on tanesi yazsın. Uyuyor, uyuyor herkes. Çalışmak yok. Allah bizi affetsin. O yüzden helal peşinde koşun, çalışın. Manevi olarak da çalışın. Allah zayi etmez. Maneviyat zayi etmez. hiçbir şeyi. Hiçbir şeyi zayi etmez. Ben zayi edileni görmedim. Rabbim muhafaza eylesin.
“Padişah olan işsiz güçsüz değildir. Hasta olmayanın feryat ve figan etmesi şaşılacak şeydir. Allah ey oğul onun için “külle yevmin hüve fi şen’ buyurdu.”
Rahman suresi, ayet yirmi dokuz: ‘Göklerde ve yerde bulunan herkes ihtiyacını ondan ister. O her an bir iştedir, Rahman suresi, ayet yirmi dokuz. Hazreti Pir diyor ki ‘ Ey oğul! Allah her an bir işte. Sen uyuyorsun. O padişahken yani o Allahken işsiz güçsüz değil, o her an bir şey yaratıyor. Her an! Cenab-ı Hak her türlü ihtiyaçtan münezzeh. Hiçbir şeye ihtiyacı yok. Hiçbir şeye ihtiyacı yok, Cenab-ı Hak her şeyi yaratıyor, her an yaratıyor. Boş durmuyor ve göklerde melekler, insanlar, cinliler diğer bütün varlıklar muhtaç olduğu her şey Allah’tan istiyor. Yerdeki böceğinden, karıncasından, havadaki mahluklara kadar diğer Samanyolu’ndaki varlıklara kadar diğer perdedeki varlıklara kadar var olan her şey Allah’a muhtaç ve var olan her şey, her şeyi Allah’tan istiyor ve Cenab-ı Hak bütün bu, bütün varlığa komple yetiyor. Fazla bile geliyor tabiri caizse ve varlığın içerisindeki bütün her şeyin ihtiyacını karşılıyor. Her şeyden münezzeh. Hiçbir şey yapmak zorunda değil ama o her an bir şe’n üzerine yani bir iş üzerine. Dua edenin duasını kabul ediyor. Zikredeni zikrediyor, isteyene veriyor, tövbe edenin tövbesini kabul ediyor. Hasta, şifa istiyor, şifasını veriyor. Borçlu, eda istiyor, edasını veriyor. Kullarının ihtiyaçlarını görüyor, kullarının isteklerine cevap veriyor, cinni taifesinin isteklerine cevap veriyor, bütün varlık alemindeki varlıkların isteklerine cevap veriyor ve bütün mükavenatı, kudret ismi şerifiyle kudret altında tutuyor, kuvvet altında tutuyor ve asla ve asla bir eksiklik noksanlık
yok. O zaman sen nerdesin Allah bütün her şeyi yaparken? E sen boştasın. E hasta değilsin, hasta olmadığın halde ıhlayıp inliyorsun. Hasta olmadığın halde hastayım diye dolaşıyorsun ortalıkta. Oysa Cenab-ı Hak diyor ki sen bir işi bitirdiğinde hemen öbür işe koyul. insanlara söylüyor bunu. Bir işi bitirdiğinde hemen diğer bir işe koyul hatta daha büyük bir işe diyor ayeti kerimede mana olarak. Bir işi bitirdin, daha büyük bir işe başla. Yani bak o seni, daha büyüğüne götürüyor.
Hani hadisi şerifte dedi ya: ‘Günü gününe müsavi olan zarardadır.’ Seni daha büyüğüne götürüyor. Sen küçüleyim diye bakmayacaksın, büyüyeyim diye bakacaksın. Sen bu kadar yeter demeyeceksin, büyüyeceksin. Sen dervişlikte de büyüyeceksin, dergahta da büyüyeceksin, işinde de büyüyeceksin, bir yerde çalışıyorsun, memursun, orda da büyüyeceksin. Orda da müdür olacaksın, amir olacaksın, büyüyeceksin. kardeşim. Bir işi bitirdiğinde daha büyüğüne başlıyor. Ayeti kerime öyle diyor. Bir işi bitirdin, daha büyük bir işe koş. Yani orda durma. Durmak yok. Böyle biraz durmak yok deyince hemen aklımıza siyaset geliyor. Onlar da bu ayeti kerimeden ilham alıyorlar. Diyorlar ki yok, sen çalışacaksın, koşturacaksın ve Rabbinden isteyeceksin. E sen hasta değilsin, o hasta inliyor. Nesi var? Ihı ıhı, öksürüyor! Sen bir öksürürsün, iki öksürürsün. Erkekler için söylüyorum, erkek adam hasta mı olurmuş ya! Hastaysa hastanelik olmuştur o ancak öyle hastadır o. Yürü kardeşim, ev yatma yeri değil. Ben hastayım, yat, orası ağrıyor. Kadınlar da aynı, her gün hasta. Ya bir adam her gün hasta bir kadınla mı evlendi veya bir kadın her gün hasta olan bir adamla mı evlendi? He, yel esti hasta oldu, kuş kanadını çırptı üşüttü! Vah zavallı vah! Yok böyle bir şey. Evet, ciddi ciddi söylüyorum bunu. Hasta olduğunu hatırlamayacaksın, aklına bile getirmeyeceksin. Senin işin var. Ne? Dükkan açacaksın. Git dükkanı aç, dükkanda öl, şehit olursun, merak etme. Dükkanda ölürsün, şehit olursun. işini yaparken ölürsün, şehit olursun. Helalinden çünkü sen kazanmak için uğraşıyorsun. E ben hasta oldum, bugün gelemeyeceğim ben, yatıyorum. Ne oldu? Kırgınlık var üzerimde. Nerden çıktı kardeşim bu? Ben bazen böyle söylüyorum ya ben derviş olduğumdan beri bir perşembe hasta olup da derse gitmediğimi hatırlamıyorum. Ben derviş olduğumdan beri bir günlük namazımın gittiğini hatırlamıyorum. Ertesi güne namaz kaldığını hatırlamıyorum. Disiplin disiplin!
Hastaymış da dükkanı açmayacakmış. Dığdığının dığdığının dığdısı ölmüş de o gün cenazedeyiz! Öyle dedi, telefon açtı bana, bir usta vardı bizde, sabahleyin aradı beni. Ben ondan önce geliyorum dükkana. Patron, ben bugün gelemeyeceğim dedi. Hayırdır dedim ben, cenazemiz var dedi. Allah rahmet eylesin usta, kim öldü dedim ben. Hani öyle ya, kim öldü? Teyzesinin
dünürünün bilmemnesinin bilmem nesi. Toparlayamıyorum şimdi, öyle yakın birinci derece, ikinci derece bir şey değil. Dedi bir tane dedi cenazeden dolayı kapalıyız diye bir yazı yaz dedi. Cama as dedi. Usta sen dedim bak işine, tamam, biz hallederiz dedim. O zannediyor ki ben halledemeyeceğim. Ben dosdoğru, Sait tanır, kasap Ferhan vardı önceden. Orhan onun kalfasıydı. Nerde bizim kasap Taner? Burda mı? Gelmedi mi? Taner’in kalfasıydı ya o, Taner onun yanında çalıştı değil mi? Onun yanında değil mi? Ha, evet, neyse. Orhan’a dedim Orhan bana dedim on dört kilo köfte hazırla, al bu soğanlar, al bu ekmek, kıymayı burda hazırla, bas dedim. Tamam dedi. Ne oldu? Usta gelmedi bugün dedim. Kuru fasulyeyi koydum ateşe. Pilavı koydum, ondan sonra, kendim yaptım ben şimdi, tezgaha sıraladım. Ondan erken koydum ben bir de. Şimdi gelen kuru fasulye, pilav, köfte satıyoruz. Ben tabii kuru fasulyenin içerisine biraz da kuyruk yağı koydum. Tereyağı, zeytin yağı, kuyruk yağı karıştırdım. Burasını böyle gizli söyleyeyim, meyhane kuru fasulyesi bu. Bunu normal vatandaş yemez. ağzının tadını bilmez çünkü. Meyhanede gece on ikiden sonra kuru fasulye çıkarır adam. Adamın karnı acıkır on ikiden sonra çünkü on ikiden sonra bir kuru fasulye pilav yer veya çorba yer. O kuru fasulyenin içerisinde kuyruk yağı da vardır. Kuyruk yağı, tereyağı, zeytinyağı, üçünü karıştırırsın. Onu kaynatırsın. Şimdi evlerde kimse yapmaz bunu. Onu, üçünü mesela bir kilo tereyağı, bir kilo kuyruk yağı, bir kilo zeytinyağı kaynatırsın onu. Önce kavuşursun kuyruk yağını, onu, kavurduğunu dışarı alırsın. Sonra üçünü bir harmanlarsın. Kavururken içerisine bütün soğanla bütün elma atarsın. Kuyruk yağının kokusunu ve ağırlığını o alır. Kadınlar bunu bilmez. Hele gençlerin hiçbiri bunu bilmez. Sonra onu yemeklere birer kaşık, ikişer kaşık çorbalara atarsın. Komple yemeğe atarsan yeni nesile ağır gelir bu ama eskiler bunu afiyetle yer.
Ben şimdi kuru fasulyeyi böyle yaptım, koydum tezgaha şimdi. Ben bunu ustaya söylüyorum, bana diyor ki Bursalılar bilmez bunu usta diyor. Bunu yemezler Bursalılar diyor. Ben o gün yaptım bunu. Bütün herkes diyor ki ya çok güzel olmuş. Ben içimden diyorum ki tamam, tabi güzel oldu. Ertesi gün ustaya dayattım, gittim kuyruk yağını çektirdim. Dedim böyle yapacaksın yağı, tenekede koyacaksın. Her gün yemeğe dedim bundan koyacaksın tamam? Tamam. Şimdi gelen ustanın moralini bozuyor bir de. Dün ne kuru fasulye yedik ya! Çalış! Eğer ustanın sözüne baksaydım dükkanı kapatacak mıydım? Evet. Yok, kapanmaz dükkan. Sen dükkanını aç erkenden, işine başla. Şimdi ben ustadan geç gelseydim işe, o adam arayacaktı dükkanı, kimse yok, gelmeyecekti. Sen ne diyecektin? Usta gelmedi. Yemek? Yemek de hazır değil. Mecbur, oraya kağıdı yazacaktın, bugün kapalıyız diye.
Olmaz! Çalışacaksın, gayret edeceksin, Allah’tan isteyeceksin. Allah’tan isteyeceksin. Burası çok önemli bakın. iki tane ayeti kerime size, sır, iki ayeti kerime. Birincisi ne? Birincisi çalış. Çalış, senin önünde çalıştığın vardır. insanlığın insan olarak önünde ancak çalıştığı vardır, bitti. insan diyor bakın, mümin münafık ayırt etmiyor. insan ancak önünde çalıştığı vardır ve çalıştığının karşılığı mutlaka verilir. Allah söylüyor kardeşim bunu. Senin çalıştığının karşılığı verilir. Allah söylüyor bunu, Ahmet, Mehmet söylemiyor. ikincisi ne? Sır ayeti kerime. ikincisi ne? Bir işi bitirdiğinde daha büyüğüne giriş. Bir işi bitirdiğinde hatta şöyle de yorumlanabilir. Daha yorucu olana giriş, daha yorucu olana. Yorul! Yorul, yorul! Yorulmam lazım senin. Evet, pert olman lazım senin ama kapanı yor ama bedenini yor. insanların hepsi de yorgun olmadığından bir işi bitirdiğinde diğer işe başlamadığından sarıyorlar. Psikolojik rahatsız insanlar. Aylak aylak geziyor, dolaşıyor ortalıkta. Ona göre iş yok. Git diyorum birinin yanına gir, de ki ben para pul istemiyorum. Ben burda çalışmak istiyorum Anlamıyor.
Sen çalışma disiplinini kaybetme. Git bir yerde çalış, istersen para alma ya, çalış orda. Çalışmak büyük fazilet çünkü. Çalışmak büyük fazilet. Bütün dergaha söylüyorum. Evlerinizi zikrullaha açın. Çalış ya, sen çavuşluk istiyorsan herkes çavuş olsun. Sen çalış, topla milleti. Üç kişi topla, beş kişi topla, on kişi topla, bir gör dünya kaç köşe. Çalış, senin dergahta önünde duran mı var, çalışma diyen mi var. Önünü kesen mi var. Yok, çalış. Sen sema eğitimi yapma diyen mi var. Ondan sonra ne var? işte program var, ben de çıkmak istiyorum. E kolun düşük! Kolun yerlerde, çarkın bozuk, dosdoğru çivi yapamıyorsun, tennureni düzeltemiyorsun, ağzı burnu gitmiş tennurenin. Bir şeyin simgesisin sen, bu yolun simgesisin, bu yolun aynasısın, bu yolun orta yerde duranısın. Senin tennuren bembeyaz olacak, düpdüzgün olacak, ütüsü düzgün olacak, ağzı, yüzü, burnu, düzgün olacak, dağınık olmayacak. Sema ederken tennurenin bir tarafı bir tarafa gitmeyecek. Bir tarafı bir tarafa gitmeyecek. Kolun düşmeyecek senin. Kolun düşmeyecek. Çalışacaksın, gayret edeceksin, mücadele edeceksin. Çıktığın zaman sana bakanın aklına Allah gelecek. Sen öyle sema edeceksin öyle çark vuracaksın, Allah dediğinde bütün salon Allah nidasıyla duracak. Kalbinden Allah sesini duyacak o. Sen öyle çalış, sen öyle sem et.
Sen nesin? Zeybeksin. Öyle zeybek oyna, o zeybeği oynayan başını saklasın senden. Desin ki yok böyle bir zeybek oynamak ya! Yunan seni seyrettiğinde, geliyor bunlar desin. Bunları biz uyuttuyduk, ne zaman uyandı bunlar desin. Bunlar bizi denize döktü, bunlar bize nefes aldırmadılar Ege’de desin. Evet, kuvva yoktu o zaman Ege’de daha. Nerde! Yoktu, hiç kimse yoktu. O Efeler durdurdu onları. Yoksa milletin ne namusu kalırdı ne şerefi. O efeler insanların namuslarını, şereflerini korudu. Evet, sen öyle zeybek oyna,
dosta güven versin, düşmana kahır versin. Öyle geriye kaykıldığında de ki Yunan palikaryası karşındaymış gibi dur. Hayalen diz vururken onun bağrına vuruyormuş gibi vur. Evet, merak etme, Atina’dan sesi duyulur onun. Atina’dan sesi duyulur. Durmaz, Londra’dan sesi gelir onun. Sen öyle zeybek vur. Milli olarak vur zeybeği sen. Biz konservatuar değiliz, biz Kültür Bakanlığı dans ekibi de değiliz. Biz harbi harbi semazeniz, sema ederiz. Biz semanın ruhuyuz. Biz zeybekliğin ruhuyuz, efeliğin ruhuyuz. Biz Kültür Bakanlığı’nın maaşlı elemanı değiliz. Bizim işimiz manâdır. Bizim işimiz milliliktir. Biz o işimizi dahi düpdüzgün yaparız. Biz o şuurla, o aşkla yaparız. Sema mı ediyoruz? Evet. Hani ‘Allah’ın öyle kulları vardır ki onlara bakıldığında Allah hatıra gelir’, bu sadece veliliğe ait değildir bu, kim o yoldaysa akla Allah hatıra gelir.
Sen bir velinin peşine düştüysen onun elinden tuttuysan sen de bir veli adayısın. Sen de bir veli adayısın. O velinin elbisesi senin üzerinde. Yürürken, otururken, kalkarken, giderken, yerken, içerken o velilik elbisesi senin üzerinde. Sen farkında değilsin, gaflettesin. Ders aldın mı aldın, sen o elbiseye büründün. Dosdoğru davran, dosdoğru yürü yolda. Hareketlerin dosdoğru olsun. Sufilik cıbıldaklık kaldırmaz, efelik cıbıldaklık kaldırmaz. Dosdoğru, ip gibi yürürsün. Öyle takaradan, tukaradan olmaz dervişlik, efelik de olmaz. Sen dosdoğru yürüyeceksin. Sana baktığında, sen efelik kıyafetini giydiğinde herkes tırsacak. Öyle heybetle yürüyeceksin. Öyle heybetle yürüyeceksin. Bastığın zaman düğün salonu titreyecek. Düğün salonunun sahibi diyecek ki ya bir daha biz bunları çıkarmayalım, salon yıkılacaktı nerdeyse diyecek. Evet, öyle yürüyecek. Sema öyle yapacak. Öyle baksana bana baksana bana yapmayacak sema. Sema yapacak. Her yalvarışı Allah’a. Ne tarafa dönersem döneyim senin cemalindeyim, senin nurundayım diyecek. O nuru görecek. O nurun içerisinde sema ettiğini görecek. Ondan sonra cemalle cemalleşecek. Semada cemalleşecek. Hakiki semayı yakalayacak. Bir işi bıraktığında daha büyüğüne koşacaksın. Bu zikrullahta nereye geldiysen daha büyüğüne koşacaksın. Bir çıt öteye koşacaksın. Allah esmasındaydın, hu esmasına varacaksın. Hu esmasındaydın, hay esmasına geleceksin. Disiplin et kendini, çalış. Çalış, her yönde çalış ve Allah’tan iste. En önemlisi bu. iyya kenabüdü veiyyakenestain, ancak ona ibadet eder ancak ondan isteriz. Allah bizi onlardan eylesin.
“Bu yolda yolun tırmalan. Son nefese kadar bir an bile boş durma. Olabilir ki son nefeste bir dem inayete erişirsin. O inayet, seni sırdaş eder.” O zaman sen bu sufilik yolunda çalış. Sen Allah yolunda çalış canım kardeşim. Sen o bizim namazımız kılındı diyen sapkınlardan olma. Bizim orucumuz tutuldu diyen sapkınlardan olma. Biz kemale erdik ibadet bizden sâkıt oldu diyen sapkınlardan olma. Yeni derviş olduğum zaman duyduğum
sözler bunlar. Bayındırdaki, izmir’deki melamilerden duyduğum sözler. Biz bu meslekte yirmi üç seneyi doldurduk, yirmi üç seneyi doldurunca ibadetten düştü arkadaş. Ezan okunuyor, oturuyorlar çamın dibinde, hadi seni çağırıyorlar! Ben namaza giderken bir de benimle böyle alay etti birisi, hadi dedi seni çağırıyor çabuk ol. Benim yeni derviş olduğumu biliyor. Böyle baktım, dedim şimdi namaz var, şeytan senin önüne girmesin, git namazını kıl, namazı kıldım geldim. Sen ne demek istedin bana dedim. Hani sen kemale ermedin, biz kemale erdik, hani sen git. Taaak tuttum kolundan, kemale erdin öyle mi dedim ben. Bu durdu. Hazreti Peygamberi bana tarif et dedim. Kemale ermişin ya dedi. Yum gözünü, şimdi bana tarif et dedim. Kemale ermişin ya dedim, namazda ben dedim, namazı kıldığımda Allahuekber dediğimde benim önümde imam kimdi söyle bana dedim. Bu böyle kaldı şimdi. Kemale ermişin ya dedim, ben dedim sünneti seniyye namazını kılarken, sünneti kılarken benim yanımda kim namaz kılıyordu söyle bana şimdi dedim. Böyle açıktan söylüyorum, gençlikte var ya. Bu sustu şimdi. Siz kemale ermişsiniz, evet dedim, çok afedersiniz, siz dedim necaset kemaline ermişsiniz. Sizin içiniz dışınız necaset olmuş. Sapıksınız, sapkınsınız, dinsizsiniz, imansızsınız, kâfirsiniz siz dedim. Bu böyle kaldı. Dedim siz böyle söylemekle insanları dinden soğutuyorsunuz dedim, gençleri dinden soğutuyorsunuz. Bir genç şimdi dedim namaza gidecek, ona diyeceksin ki hadi seni çağırıyorlar, git. Taaak, yakasından toparladım bunu, sen kimsin lan benle alay edecek dedim. Ben senle alay etmedim, Mustafa Efendi ben öyle demek istemedim. Ben sarsıyorum şimdi bunu böyle. Sen kimle alay ettin o zaman? Namazla alay ettin, kafirsin lan dedim, senin canını almak vacip oldu şimdi dedim, bembeyaz oldu bu. Hani dedim Allah’a vuslat olan, canını alacağım diyene dedim bembeyaz olmaz, al canımı der dedim. Senin neren melami? Sapıksın sen dedim. Sapık!
insanları böyle dinden imandan soğutuyorlar. Neymiş de arkadaşın namazı kılınmış! Neymiş de onlar kemale ermiş, yirmi üç yıl dervişlik yapmışlar, bu yolda durmuşlar, Hz. Peygamberler yirmi üç yıl ya peygamberliği, o yirmi üç yılı tamamladı, kemale erdi. Sapık bunlar! Melamilik sapık değil, Türkiye’deki melamiler sapık. Sabetaycılar var içinde. Biz sabetaycıyız demiyorlar, biz melamiyiz diyorlar. Sabetaycısınız siz, melami değilsiniz. Gerçek melami herkesten fazla namazına, orucuna, dinine, haramına, helaline dikkat eder. Gerçek melami kendince nafilesini saklar. Ben şuna şu kadar hayır yaptım, ben buraya bu kadar para gönderdim, ben filanca açtı, doyurdum demez gerçek melami, demez. Hayrını saklar gerçek melami. Zikrullah onun kalbinde, gönlünde, ruhunda, sırrında oturmuştur. Melami odur. Namaz kılmayan melami değildir. Zındığın ta tekidir. Oruç tutmayan melami değildir, zındığın ta kendisidir. Ayet-i kerime sabit. Ayeti
kerime diyor ki: ‘Sana yakîn gelinceye kadar Rabbine ibadet et.’ Yakîn gelinceye kadar. Bunlar bu yakîni ha ben Allah’ta vuslat oldum, yakînliğe eriştim, ibadet bizden sakıt oldu, öyle yorumluyor. Zındık bunlar. Zındık! Hazreti Mevlana diyor ki boş durma, bu yolda tırmalan, bu yolda çalış, gayret et. Son nefeste dahi diyor, son nefeste dahi ola ki sana inayet edilir, sana rahmet edilir, sana bereket edilir.
Sen kendince şöyle düşünme, ben on yıldan beri dervişim, hiçbir rüya görmedim, ben çekeyim gideyim ya! Ben yirmi yıldır dervişim, herkes hal görüyor, ben bir hal görmedim demek ki ben bırakayım. Hani var ya yine Mesnevi’de bir hikaye, hani gece namazı kıldın, gündüz namazı kıldın, sen bir türlü bir şeye ulaşamadın. Şeytan vesvese veriyor ya, o da bırakıyor her şeyi, ertesi gün gaipten bir ses geliyor. Diyor ki gece namazı sana kıldıran kimdi? Beş vakit namazı kıldıran kimdi? Onu unutuyor insanoğlu. Allah muhafaza eylesin. Hazreti Pir diyor ki son nefeste dahi sana inayet edilir. Yani son nefeste cennetteki makamını görürsün. Son nefeste Cenab-ı Hakk’ın cemalini görürsün. Sen kendi kendine şeytanın vesvesesine düşme. Çalış, gayret et, tırmala, mücadele et, ‘mücahede edenlere yollarımızı açarız’. Öyle tembel tembel oturmakla sana yol açılmaz. Öyle bir dersi çekecen, o dersi de böyle hele hele çekeyim mi çekmeyeyim mi, yarın da çekerim ya, işte ya ertesi günde çekerim…Olmaz, yok! Disiplinli, mücadele edeceksin, gayret edeceksin. Allah muhafaza eylesin ve Müslüman olarak can vermek için gayret edeceksin canım kardeşim. Cenab-ı Hakkın emri öyle çünkü. Müslüman olarak can ver. O zaman son nefese kadar gayretini devam ettireceksin. Allah bizi onlardan eylesin.
“Padişahın kulağı, gözü penceredir. Erkeğin canı olsun, kadının canı
olsun, bir can neye çalışırsa onu duyar ve görür.”
Hucurat ayet, on sekiz: ‘Allah yaptıklarınızı çok iyi görendir.’ O zaman kadın olsun erkek olsun seni Allah görür. Seni Allah gözetir. Gözetmek ne? Korumak. Görür ne? Senin her haline vakıftır. Senin her şeyini bilir. Erkek ol, kadın ol. O Cenab-ı Hak işitir, görür, duyar, bilir. Kudret ve kuvvet onun elinde. Yani sen bir şey yaptığında Allah görmeyecek diye düşünme. Yaptığın iyiliği de görür, yaptığın kötülüğü de görür, yaptığın hayrı da görür, yaptığın şerri de görür, işlediğin ibadeti de görür, işlediğin günahı da görür. O görür. Günah işledin, tövbe et. Hayır işledin, Allah’a hamd et. Yanlışlık yaptın, tövbe et. Kardeş, tövbe kapısı açık. iyilik yaptın, Allah’a hamd et. Ya Rabbi! Bu iyiliği bana bahşettin de ama gayret et ama çalış. Tembellik yok. Allah bizi kendi yolunda çalışan gayret edenlerden eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi kendisinin razı olacağı hallerle hallendirsin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Biraz geciktik. Tekrar hepinizden de özür diliyorum. Allah razı olsun. 1825. beyitten gideceğiz. Konu
başlığı şu: ‘Tacirin ölü duduyu kafesten dışarı atması ve dudunun uçması’ Allah izin verirse Cenab-ı Hak sağlık afiyet verirse önümüzdeki hafta inşallah burdan devam edeceğiz.
Bunun tekrar bir daha altını çizeyim. Bizim mesnevi sohbetlerimiz kendimize münhasır. Tekrar tekrar söylemek zorunda kalıyorum bunu. Herhangi bir yerden böyle şey yok, alıntı yok. Yanlış yapabiliriz, eksik olabilir. Olabilir, biz bu konuda iddia sahibi değiliz. Bazen böyle işte şey atıyorlar bana, mail atıyorlar. işte şuraya göre şerh etmediniz, buraya göre şerh etmediniz diye. Ben defalarca söylüyorum. Biz herhangi bir şerhten kolay kolay faydalanmıyorum, kendi anlayışıma göre gitmeye çalışıyorum diye. Allah bizi küstahlıktan da muhafaza eylesin. Ben alnımın terini yemeyi seviyorum. Kes, kopyala yapıştırmak çok hoşuma gitmiyor. Ha, muhakkak her şeyi biliyoruz diye bir kaide yok. Bazen işte kim ne demiş diye baktığımız zamanlar da oluyor. Öyle baktığımızda ben çok olumlu etkilenmiyorum. O yüzden bakmamaya gayret ediyorum. Kendimce ne anladıysam, hem aklıma hem kalbime ne geldiyse o cihetten bakıyorum. Öyle takip ettiğim herhangi bir mesnevi şarihi yok. Bunu böyle belirtmek zorunda kalıyorum. O yüzden bu benim kendi sufi tecrübelerim, dini tecrübelerim, hayat tecrübelerim. Hepsini böyle bir paçal edip çorba ediyoruz belki de. Cahil cesaretli olurmuş. Bizimki de o hesap. Öyle gidiyoruz.
O yüzden kimseye de bir düşmanlığımız, bir sıkıntımız yok. Allah kim Kur’an ve sünnet yolunda çalışıyorsa Allah ondan razı olsun. Kim Kur’an, sünnet yolunda bir nefes oluyorsa Allah onlardan da razı olsun. Kim Kur’an ve sünnet yoluna zarar veriyorsa hidayeti mümkün ise Cenab-ı Hak hidayet eylesin. Hidayet olmayacaklar ise Allah onları kahru perişan eylesin. Bu kadar. El-Fatiha maassalavat. Amin. Bir şey daha belirteyim, whatsapptan bana yazmamaya gayret edin, bütün derviş kardeşlere söylüyorum, whatsapptan bir şey cevaplamıyorum. Bunu bilmiş olun. Whatsapptan ben hani daha fazla özel görüşmeler, iş görüşmeleri filan oluyor. O yüzden derviş kardeşler bir şey yazacaklarsa telegramdan yazacaklar. Bunu da tekrar beyan edeyim inşaallah. Yarın malum Gelibolu var. Gerekli hazırlıklar oldu. Allah yardımcınız olsun. inşaallah güzel, hayırlı bir program olacak. Kardeşler inşallah katılıma gayret etsinler inşallah.
TASAVVUF VAKFI MERKEZ
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 6 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-9-0 • Tasavvuf Vakfı Yayınları