Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 1795-1799. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 1795-1799. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 6 • 11/31

Mesnevî-i Şerîf 1795-1799. Beyitler Şerhi Hakkında

1795-1799. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamunaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammedi hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakkı hakça yaşayanlardan, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Rabbim cümle siyonistleri, masonları, lionsları, lionesleri, katil israil’i dağıtsın. Onların destekçilerini dağıtsın. Onların cemi cümlesini batırsın. islam dünyasını yüceltsin. islam dünyasını bir ve beraber eylesin. Bizleri ve islam dünyasını Kuran ve sünneti seniyyeye sımsıkı yapışıp yaşayanlardan eylesin. Ecmain. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Bugün bir kızcağız bir soru gibi yazmış, diyor ne zaman matematik çalışmaya çalışsam diyor, kalksam diyor hemen diyor tevhit çekip salavatı şerife çekesim geliyor diyor. Matematik çalışasım gelmiyor diyor. Şimdi matematik çalışmak nefse ağır gelince o kendini tevhit ve salavatı şerife çekmeye yönlendiriyor. Dedim ona dedim aynı şey bende de var. Bu ara dedim ondan sonra beyitlerden dedim yazıyorum, beyit dedim önümde duruyor, bunu şimdi nasıl anlatayım, nasıl dile dökeyim deyince dedim öyle dedim geçiyor zaman dedim. O yüzden şimdi bu ara ayaklarımız geri geri gidiyor sohbetten önce. Bir bunu yazması var bir de anlatması var ya, normalde şimdi bunlar tel yakan beyitler benim tabirimle. Allah muhafaza eylesin. Böyle bir, bir şeyi tabii insan yaşamış olduğu, görmüş olduğu hali dile dökmesi zor. Bizim çünkü edebiyatımız o kadar geniş değil. Kelime dağarcığımız o kadar geniş değil. E tabi buna bir de sufi kelime dağarcığı lazım. Böyle olunca Allah beni affetsin, neyi nasıl konuşuruz derdine düşüyoruz. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Şimdi aşıklık, hani ilahi aşk bir insan üzerinde

tecelli edince bunda bütün hemfikirdir herkes, onlardan çıkan kelamdan o insanlar sorumlu olmazlar ama gerçekten aşk vurduysa ona, o kendisinden sudûr eden o kelamdan mesul sayılmaz. Bunları normalde bir kimse o halde olmadığı halde bunları terennüm etmesi doğru değil. Hani bu şuna benzer. Kul mizana çıkarıldı, mizana çıkarıldığında Cenab-ı Hak kulunun kulağına eğildi, dedi ki ‘sen bu günahları, bunları, bunları, bunları, bunları, bunları işledin. Kul üzüldü, üzüldü, üzüldü. Allah bir daha onu kulağına bir daha eğildi. Dedi ki bunların hepsini de affettim. Kul derin bir nefes aldı, bir soluklandı, bir böyle sevindi, hoşuna gitti. Sonra Allah kulunun kulağına tekrar eğildi. Dedi ki onların hepsini de hayra çevirdim. Kul öyle sevindi, öyle sevindi ki dedi ki ben ne güzel Rabmişim, sen de ne güzel bir kulmuşsun. Şimdi bir kuldan beklenmeyecek kelam. Ben ne güzel Rabmişim, sen de ne güzel bir kulmuşsun. Bu diyor Allah’ın hoşuna gitti. Allah tebessüm etti buna. Şimdi aşıkların hali de bu haldir. Bu konuda aşk ona vurunca o esnada ağzından çıkan o kelimelerden kendince sorumlu olmaz. Neden? Çünkü ilahi aşk noktasında ayık değildir. Ayık olmayınca o kimsenin normalde söylediklerinden onu sorumlu tutmamız mümkün değil. Hazreti Mevlana’da ama mesnevisini yazdırırken veyahut da kendi dilinden terennüm edilirken veya Divan-ı Kebir kendi dilinden terennüm edilirken yani söylenirken sorumlu değil. Sebep? Aşk vurmuş çünkü. Aşk vurunca o kimsenin dilinden dökülen kendisine ait olmaz.

işte bu hani bir hikayemiz vardı, hikayeyi unuttunuz bile, öyle değil mi? Hani dudu kuşunun hikayesi vardı. Bakın dudu kuşunun hikayesi kaldı. Araya o kadar çok meseleler, sufilik yolunun, tasavvuf yolunun ince, öyle ince meseleleri geldi, biz dudu kuşunu, duduyu unuttuk. Hazreti Pir’in böyle bir hali var ama sonradan tekrar dudu kuşuna dönüyor mu? Ondan sonra tekrar dönüyor. Bu da onun gibi bir şey. O yüzden normalde araya bir sürü ilahi nefesler çıktı. işte o ilahi nefeslerden birisi yine:

“Ey güzel yüzlü! Güzel yüzünün zekatını ver. Yine pare pare olan canı

şerh et, onu anlat.”

Bu yine işte dediğimiz gibi böyle sözlerden birisi. Şimdi ey güzel yüzlü diye seslendiği, Allah celle celalühu. O yüzden öyle olunca en güzel isimler Allah’ındır. Araf 180: ‘ve Allah’a bu isimlerle dua edin. Onun isimlerini değiştirenleri de terk edin.’ Demek ki en güzel isimler neymiş? Allah’ınmış ve o isimlerle dua edilirmiş ve onun isimlerini değiştirenleri de terk edin diyor. O zaman normalde demek ki Allah’ın isimleri belli. Hani nasıl belli? işte malum, Tırmızi’nin naklettiği hadisi şerifte 99 tane ismi şerifi var. imam Şafi, ben bin bir tane ismi şerifini tespit ettim diyor, bunun gibi. Demek ki Allah’ın isimleri var, bunun dışında Allah’a başka bir isim takıyorsa bir kimse

siz onları da terk edin diyor. Hani bir kısmı, bazısı baba diyor ya Hristiyanlar, demek ki Allah’ın ismini değiştirdiğinden dolayı onlar terk edilecek, bunun gibi veyahut da işte Allah’ın Allah olduğu kelime olarak anlaşılmış Kur’an ı Kerim’de, bu hani birileri de tanrı demek için iddia ediyor ya işte yani tanrı da o manaya gelir! Yok canım kardeşim! O manaya gelmez, Allah diyeceksin gibi. Onları da terk edin diyor. Demek ki o zaman en güzel isimler kimin? Allah’ın ve yine isra, 110: ‘Sen o müşriklere şöyle de, ister Allah deyin ister Rahman deyin, nasıl çağırırsanız çağırın isimlerin en güzeli onundur.’ Yine hadis i şerif: ‘Hayrı, iyiliği, güzel yüzlü olanların yanında arayın.’ Hayrı ve iyiliği güzel yüzlü olanların yanında arayın! Bir hadisi şerif daha, Buhari’de geçiyor bu, şimdiki de Beyhaki’de: ‘iyiliği güzel yüzlülerden talep edin.’

Demek ki iyilik talep edilecekse o da güzel yüzlülerden olacak. E şimdi Hazreti Pir de diyor ki ‘Ey güzel yüzlü, güzel yüzünün zekatını ver. Yine pare pare olan canı şerh et, anlat.’ E güzel yüzlü deyince onun zekatını ver. Yüzünün zekatını ver, güzel yüzünün zekatını ver. E şimdi kim zekat verir? islam fıkıhına göre nisap miktarı kadar mala ve paraya sahip olan bir kimse onun kırkta birini zekat olarak verir. ‘Güzel yüzünün zekatını ver.’ O zaman burdan, güzel yüzden benim anladığım Cenab-ı Hakk’ın cemali. Güzel yüz deyince Allah’ın cemali yani cemali sonsuzsa onun nisap miktarını mümkün değil hesaplamamız. Kaldı ki bir de cemal ismi şerifi biz de sadece yüz gibi algılanıyor. Aslında cemal ismi şerifi Cenab-ı Hakk’ın bütün lütuf ve rızasını gösteren sıfatların cem’idir. Bunun altını tekrar çiziyorum. Cenab-ı Hakkın Cemal ismi şerifinin altında ne kadar Cenab-ı Hakk’ın lütuf ve razılık sıfatları varsa hepsi de o sıfatının altında toplanır. Cemal ismi şerifi de Rahman ismi şerifinin altındadır, Rahman ismi şerifi de Allah ismi şerifinin altındadır. Bunlar ayrı ayrı cem makamlarıdır. Şimdi böyle olunca güzel yüzden murad, güzel yüzden murad Allah’ın cemalidir ve geçen hafta da Allah’ın cemaliyetiyle alakalı uzunca bir sohbet etmiştim zaten ne manaya geldiğini. O zaman Hazreti Pir diyor ki işte o cemal makamının bize inceliklerini öğret. Onun tecelliyatını, bizim gönlümüze ver. Bu cemalde, cemalullahta vuslat olmayan bir kimsenin anlayabileceği bir şey değil. Hazreti Pir öyle sözler söylemiş, o sözlere karşılık da karşılık olarak değil, anlaşılması için bunu normalde bir yere bağlayaraktan anlaşılması zor olan bir mesele. Bunu aklî olarak da aklî olarak da yorumlamanız da zor bir mesele. Çünkü Cenab-ı Hakk’ın cemal sıfatında o tecelliyata ram olmuş, orada fena olmuş bir kimsenin onu dile dökmesi kadar zor bir mesele yok. Belki de benim için zor, Allah bizi affetsin. O yüzden biz de beyitle işin içerisine girelim:

Sevgilim! Cemalinin zekatını ver de yine güneş gibi cemalini göster! Cemalini örtüp gizleme. Şenliğe benzeyen cemalini göster! Aşıklar sana vefa göstererek canlarını kurban etsinler Cemalin her göze güneş kesilsin Güzel yüzler O güzellikten de daha güzel bir hale gelsin Cemalinin zekatı olsun Gözümün bebeği Sevgilinin cemalinin letafetinden Yüzünde kendi aksini gördü Onda cem olup Kendini hiç gördü Cemalinin renginden gönlüm kendinden geçti Neye, rebaba hacet yok Cemalini göster de cemalinin ateşi beni semaya çıkarsın Haydi gel! Canım cemalini gözlemede Yine gel Gönlüm ayrılığın derdinden feryat etmede! Yine gel Ey aziz ve güzel sevgili! Cemâlin olmadıkça Bu perişan aşığın gözlerinden yaşlar akmada Her bakışta o sevgilinin cemalini görsün Görürse içinde şüphe kalmasın Nazar sahibi olduğunu bilsin!

“Fettan gözünün ucuyla ve nazla bir baktı da gönlüme yeni bir dağ

O sevgili kirpik kırparak, göz süzerek Karşımda naz ve göz ucu ile Gönlümü gıcıklayarak baksın Onun bu bakışı Gönlümün üzerine taze bir yara daha açsın Yine cilvelenmeye başlasın Yine naza girişsin

Sevgili nazlanırsa Ah! Ben niyaz ederim Ey nazlı güzellik selvisi! Ne güzel naz ederek tecelli ediyorsun Aşıklar her an senin Bir nazına karşı Binlerce dua etmede Güzel cemalin kutlu olsun Naz elbiseni Ezelden kendine giydirmişsin.

Yine Hazreti Pir’den:

“Kanımı bile dökse ona helal ettim.

Helal sözünü söyledikçe o kaçmaktaydı.” Seni ilk gördüğüm anda Kanım vebalim helal demiştim. Kan diyetimi sevgiliden istemem Sevgiliden öç almaya kalkışmam demiştim. O nazlı sevgili kanımı an be an dökse de Garib Mustafa, hoşgör Şikayet yok Hatta ana sütü gibi helal et geç Gönlüm kan denizi olsa da helal ettim. Gönlüm kanlara bulansa da dudağıma kürdan koydum Kan kesilmiş gönlümün acısını kimseye söylemedim Akan kanıma parmak bas da alnıma sür Ey sevgili! Cümle alem de senin kurbanın olduğumu anlasın Garip Mustafa aşkının şahidi olsun Yaşayan ölü oldu Mezarıma bir uğra Kanım sana helaldir.

Yine Hazreti Pirden:

“Madem ki topraktakilerin feryadından kaçmaktasın, kederlilerin yü-

reğine niye gam saçarsın!”

Allah aşıklarının bedenleri toprağa mensupturlar Aşıkların feryadından uzaklara gitme

Aşkın gamdan başka ne hüneri var Ne zamana kadar gamımdan Ciğerimin kanını içip duracaksın Gözyaşlarımla isteğimin namesini yazdım. Gel, gel ki sensiz gamdan ölmek üzereyim dedikçe Sen uzaklara kaçtın Bu ne zamana kadar Dedin ki bana Bu yola öyle bir yolcu gerek ki iki alemi ateşe versin, yaksın, yandırsın Bu yola faydasız, ham ve gamsız kişi yakışmaz dedin Hem de feryadımdan fersah fersah uzak durursun. Gel! Gel de feryadımı, acımı gamımı unutturan ilacımı dudağıma sun

“Her sabah doğudan parlayınca seni, doğu pınarı (güneş) gibi coş-

makta, zuhur etmekte. buldu”

Nasıl her sabah güneş doğar ve ortalığı aydınlatır ısıtırsa Güneş ve tüm varlıklar seni bulur ve ancak senden nur alır. Güneş doğmayı da coşmayı da senden alır Her an senin derdinden, gamından gönlümün kanı coşmakta Gel de gözümün ve gönlümün coşkunluğu artsın Sevinsin, kendinden geçsin! Bu akşamlık bu kadar. Ben bu beyitlerin içerisinden böyle çıktım. Siz nasıl çıkarsınız bilmiyorum. 1800. beyitten devam edeceğiz önümüzdeki hafta: ‘Ey şeker dudaklarına paha biçilmeyen güzel. Divanene ne bahaneler buluyorsun!

Sen benim feryadımdan uzaklara gittikçe Bu divane aşıktan hep bir bahane buluyorsun Bu bahaneleri benim önüme ardı ardına sıralıyorsun Ve diyorsun ki Bir nefes sonra Bir nefes sonra Bir nefes sonra… Nereye kadar bir nefes sonra deyip de Bu divane aşığını aldatıp duracaksın Aldatmak sana yakışır mı? Sen nasıl kandırıkçı bir sevgilisin ki Hep bade

Hep bade Hep bade diyorsun! Yani sonra diyorsun Ne zaman bu sonraların sonu gelecek? Ne zaman bu sonraların sonuna gelip Sen katına alacaksın? Yine eski günlerdeki gibi Senin katında gül dermeye, gül koklamaya Ne zaman alıp götüreceksin Diyelim, bu geceyi kapatalım. Evet, yarın saat 14.00’de bayanların şeb-i arus programı var burda. Bütün bayan kardeşler davetlidir. Böylece şeb-i arus programlarımız başladı inşallah. Bu pazar değil bir dahaki pazar da Bursa’da yapacağız. Ondan sonraki Pazar da Gelibolu’da yapacağız. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Cenab-ı Hak cümlemize affı mağfiret eylesin inşallah. El- Fatiha maassalavat. Amin. Bu akşamki biraz böyle divan-ı kebir tadında oldu gibi geldi bana ya, değil mi? Divan-ı kebiri özlemişiz ya! inşaallah birkaç haftalık daha sohbet var. Ondan sonra kar yağmaya başlayınca Divan-ı Kebire de başlarız inşallah. Selamun aleyküm.

TASAVVUF VAKFI MERKEZ

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 6 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-9-0 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Sünnet, Aşk. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı