MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 5 • 7/38
1491-1495. Beyitler Şerhi
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamünaleyküm. Geceniz hayır olsun inşallah. Gündüzünüz hayırlı olsun. Ayınız, yılınız, ömrünüz hayırlı olsun. Rabbim cümlemizi hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Rabbim cümle ve cümle ümmeti Muhammedi Kur’an ve sünneti seniyyeye sımsıkı yapışanlardan eylesin. Kur’an ve sünnet-i seniyyeyi yaşayanlardan ve yaşatanlardan eylesin. Rabb’im cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammedi Allah yolunda, Resulullah yolunda, sufilik yolunda koşanlardan eylesin. Ecmain. Biraz geciktik, misafirlerimiz vardı. Bir de hani şair demiş ya beni bu havalar bu hale getirdi diye. O yüzden bizi de bu havalar bu hale getiriyor. Lodos vurdu mu lodos ilk önce bize vuruyor, şeker hastalarına vuruyor ilk önce. Biz Bayındır’ın yanık bağrında poyraza alışkınız, lodosa çok alışkın değiliz. Poyraz insanı dinç eder, diri eder. Lodos da insanı hımbıllaştırır böyle, Allah affetsin elini ayağını döker orta yere. O yüzden şeker hastaları için lodos bu konuda biraz daha şey iyi gelmiyor şeker hastalarına, öyle diyelim. Rabbim inşallah cümleyi ve cümle ümmeti Muhammedi her türlü rahatsızlıktan korusun, şifa versin inşallah. Evet, en son 1490. beyiti okuduyduk geçen hafta, Adem aleyhisselam ile alakalı: “Günah ettiği halde edebe riayet ederek Allah’a isnad etmedi. Allah’ın hâlk ettiğini gizledi. O suçu kendine atfettiğinden, ihsana nail oldu.” Burayı okumuştuk. Yani Adem’e Cenab-ı Hak kısaca tarif etmek gerekirse Kur’an’ı tabirle, Allah Adem’i yarattı. Tabii bunun böyle kaçıncı Adem olduğu ile alakalı bahse girmiyorum. Bu, insanı kamil olan ve ilk nebi, şey olarak, fiziki olarak. Yoksa ilk nebi, Hz. Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri.
Öbür türlü vücuda bürünmüş ilk nebi olarak Adem Aleyhisselam ve ilk insan o Adem. Hani sonradan Cenab-ı Hak bu dünyayı kaç kez kurdu kaç kez yıktı, kaç kez ne yaptı, bunu sayacak noktada değiliz. Bahsettiğimiz o Adem ve hani ağaca yaklaşma dedi veyahut da işte bu meyveye yaklaşma dedi, söyledi. işte ilk önce Havva annemiz gitti, yaklaştı. Sonra Adem’i çağırdı. Adem gitti ona yaklaştı ve böylece Allah’ın emrini yerine getirmemiş oldu. Allah’ın emrine muhalefet etti. Tabiri caizse gaflete düştü, bunu ulema, zelle, unuttu, bu unuttuğundan oraya gitti. Buna ulema zelle diyor, unuttuğundan dolayı. O gitti, o hatayı işleyince Cenab-ı Hak da ne dedi? Cennetimden dışarı çıkacaksınız. Cennetten dışarı çıktı ve o hatayı işleyince Adem dedi ki ben nefsime, biz nefsimize zulmedenlerden olduk dedi. Hatasını, kusurunu, yanlışlığını, eksikliğini kabul etti Allah indinde. Şeytan ise bunu kabul etmedi. O yüzden Adem ve çocukları hata, günah işleyince dönerler, tövbe ederler ve bu meşhurdur ayet-i kerimede, onların tövbesi: ‘Rabbimiz, biz kendimize zulmettik. Eğer sen bizi bağışlamaz, bize merhamet etmezsen kesinlikle hüsrana uğrayanlardan oluruz’ dediler. (Araf Suresi, ayet 23) ve Adem Aleyhisselam bu tövbesiyle, bu tövbesiyle hem Cenab-ı Hakk’ın emrine karşı geldiğini itiraf etmiş oldu, suçunu itiraf etti. Aynı zamanda pişmanlık duyduğunu dile getirdi, bunu önüne koydu. Aynı zamanda da kendi nefsini kötüledi, bir başkasına bahane bulmadı, kabahat bulmadı, Allah’a kabahat bulmadı. Kendi nefsini kötüledi ve aynı zamanda tövbeye teşebbüs etti. Yani tövbe kapısına dayandı tabiri caizse, aynı zamanda da Allah’ın rahmetinden ümidi kesmedi.
Şimdi Adem’in çocuklarına, Adem Aleyhisselam bir yol açtı. Ne suç işlersen işler, ne günah işlersen işle, ne hata işlersen işle, bunu itiraf et, bunu söyle. Allah’a karşı suç işlediysen, Allah’a itiraf et. De ki ben namazlarımı dosdoğru kılamadım. De ki ben oruçlarımı dosdoğru tutamadım. De ki ben bir zekatımı tam olarak veremedim. Allah’a karşı suç işledin, Allah’a karşı suçunu itiraf et veyahut da bir şahsa karşı suç işledin, o zaman şahsın karşısına git ona karşı da suçunu itiraf et. De ki ben sana karşı şu hatayı yaptım, ben sana karşı şu yanlışı yaptım, bunu o şahsın kendisine itiraf et. Şimdi bazen geliyorlar, vay işte Mustafa hocam ya, hakkını helal et. Neden diyorum ben, ya Hakkını helal et. Ya neden kardeşim hakkımı helal edeyim ben sana? Öyle duruyor şimdi. Diyorum ne söylediysen bana söyle, helal edilecek bir şey mi helal edilmeyecek bir şey mi, öyle ya. Bakıyor şimdi. Ya Müslümanlar hakkını helal et. Müslüman da dedim gıybet etmez, dedikodu etmez, iftira etmez, yalan söylemez. Sen demek ki dedikodu ettin, gıybet ettin, iftira ettin. Senin dilinden ben emin değilim ben şimdi dedim ona, öyle bakıyor. Şimdi siz dedim alışmışsınız birisinin arkasından
atıp tutmaya, ondan sonra hakkını helal et. Yok dedim. Söyle ne yaptın? Bu duruyor şimdi. Ben de yola çıkacağım, arabaya bir şeyler taşıyorum, tekrar sohbete gideceğim bir yere, bir şeyler taşıyorum. Bu böyle durdu. Dedim bak diyemiyorsun dedim hakkımda ne söylediğini. Böyle bakıyor şimdi. Sen dedim benim dervişliğimden önce denk gelmiş olsaydın sen daha dedim benim adımı dedim anamazdın, benim adımı andığın anda senin dilini ensenden koparırdım dedim. Böyle bakıyor şimdi bana ama dedim dervişlik yıktı bizi dedim. Sen dedim ne yaptığını söyleyemiyorsan, ben de hakkımı helal etmiyorum. Mahşerde dedim böyle gırtlağından tutacağım senin dedim, böyle havaya kaldıracağım seni silkeleyeceğim. Diyeceğim ki dedim ben, Rabbim ben bundan şikayetçiyim. Rengi mengi gitti bunun, yine söyleyemedi ne dediğini. Ağır bir şey söylemiş demek ki söyleyemiyor. Allah muhafaza eylesin.
işte o kimse ne yapacak? Tövbe eden kimse itiraf edecek. Sonra o pişmanlık duyacak ondan, nedamet duyacak ki tövbesi kabul olsun onun. O nedamet, o pişmanlık onda görülecek. Sonra o nefsini kötüleyecek. Hani başka bir ayeti kerimede de yine peygamberin, bir peygamberin dilinden diyor ya ‘ben nefsimi temize çıkaranlardan olmam’, nefsini temize çıkaranlardan olmayacak. Diyecek ki hatalı benim, yanlış benim, eksik benim, her türlü eksiklik ve noksanlık da bana ait diyecek ve nefsini ne yapacak? Kötüleyecek, temize çıkarmayacak. Ardından tövbeye teşebbüs edecek. Tövbenin bir dille olanı var. Estağfurullah el azim subhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi estağfirullah el Azim. Bu tövbenin dil ile olanı. Bir de hal ile olanı var. Ne? Eğer bir yanlışlık, eksiklik, noksanlık yaptıysa biri birisinin hakkına, hukukuna tecavüz ettiyse, birisine karşı bir suçu olduysa, bir zararı olduysa, gidecek onunla helallaşacak. Bu da fiili tövbe. Gidecek onu, o zararı telafi edecek. O zararı telafi ettikten sonra Rabbine ayriyeten tövbe edecek. Ardından ne? Rahmetten ümidini kesmemek, Adem’in yolu. Demek ki her zaman için tövbe kapısı açık. Rahmetten ümidini kesme. Rahmetten ümidini kesmek şeytanın işidir. Şeytanın vesvesesidir. Onun için de ayriyeten tövbeye ihtiyaç vardır ve gerçekten bu beş ana maddeye riayet ederse bir kimse ve böylece tövbe ederse hiç günah işlememiş gibidir. Bakın, hiç günah işlememiş gibidir ama bu tövbenin kaidelerine uyacak. işte Adem aleyhisselam da tövbenin kaidelerine uydu. Tövbenin kaidelerine uyunca da Cenab-ı Hak onun tövbesini kabul etti. Katından ona lütfetti, ikram etti, ihsan etti, soyundan peygamberler verdi. Rabbim bizi onlardan eylesin.
“Adem tövbe ettikten sonra Allah: ‘Ey Adem! O suçu, o mihnetleri sende
ben yaratmadım mı?”
Adem tövbe edince Cenab-ı Hak dedi ki yani o suçu, o hali ben yarattım senin üzerinde. Hani Musa aleyhisselam ile Adem Aleyhisselam’ın miraçta bir aralarındaki tabiri caizse söz düellosu var ya, hani Musa aleyhisselam Adem Aleyhisselam’a diyor ya, hani sen diyor eğer o ağaca yaklaşmasaydın, yani Cenab-ı Hakk’ın yasağını sen hani delmeseydin bu insanlar hani yeryüzüne gelmeyecekti. Adem Aleyhisselam’ın cevabı muhteşem! Diyor ki henüz daha ben yaratılmazdan önce kırk bin yıl önce diyor benim kaderime yazılan veyahut da Allah’ın kaderine takdirine yazılan bir şeyden dolayı mı beni sorumlu tutuyorsun? Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de diyor ki ‘Adem’in kelamı, Adem, Musa’yı yendi diyor ve bu hani uykudayken söylediklerinizden ve yaptıklarınızdan, delinin söylediklerinden ve yaptıklarından, bir de unutanın, unutmaktan insanlar hani bir cezaya maruz kalmaz, hani affedilir ya, hadisi şerif öyle ya, unuttuklarınızdan sorumlu değilsiniz der. Aslında o unuttuklarımızdan sorumlu değilsinizin işareti, Adem Aleyhisselamdır. Çünkü Adem Aleyhisselam Allah’ın emrini unuttu ve o hatayı işledi. Böylece son peygamber, son nebi, insanların en kemale ermiş hali, gelmiş geçmiş ne kadar insan olursa olsun, gelecek ne kadar insan gelirse gelsin, kemalatına asla ulaşamayacağı olan Hz. Muhammedi Mustafa sallallahu ve sellem hazretleri, atası Adem’e tabiri caizse ‘unuttuklarınızdan sorumlu değilsiniz’ diyerekten o sorumluluğunun olmadığını bize beyan etti. işte Cenab-ı Hak dedi ki hepsini ben yarattım sana,
“ ‘O benim takdirim benim kazam değil miydi, özür getirirken niye
onu gizledin’ dedi.”
Adem de ona cevap verdi. Dedi ki:
“ ‘Ey Rabbim! Korktum, edebi terk etmedim.’ deyince Allah: ‘İşte ben
de onun için seni kayırdım’ dedi.
Yani edebi terk etmedi. Hatayı, kusuru, eksikliği kendi nefsinden gördü. Ayeti kerimede de Kur’an-ı Kerim’de ne dedi Cenab-ı Hak? ‘Siz, size bir şey isabet ederse yanlışlık olarak, eksiklik olarak onu nefsinizden görün. Bir iyilik isabet etti. Onu Rabbinizden görün ama size bir kötülük isabet etti onu nefsinizden görün.’ O zaman işte Adem aleyhisselam da hatayı, kusuru kendi nefsine yükledi. Cenab-ı Hakka yüklemedi, bir başkasına yüklemedi. Bir başkasına yüklemek, Cenab-ı Hakka yüklemek, şeytanın işi. Bizim toplumumuzda vardır ya, birisi bir yanlışlık yaptı, ‘ona büyü yapılmıştır, ona muska yapılmıştır, ona bir şey içirilmiştir, ona bir şey yedirilmiştir, o böyle yapacak bir kimse değildir çünkü’, Allah Allah! Bunu bir de bana söylüyorlar. Diyorum o zaman yani sen büyüyle, muskayla ondan sonra bunları yapabileceksin, yani öyle mi? Allah’ın ilminin, kudretinin, Cenab-ı Hakk’ın farzlarının, vaciplerinin, haramlarının bir bağı, bağlantısı yok. Sana büyü
yapacaklar, sen haram işleyeceksin öyle mi? Büyü yapmışlardır ona veya ona bir muska yapmışlardır, öyle yapmıştır! Suçu başkasına yüklüyor veya var ya meşhur şeytana uydum! Uyma! Kim dedi sana şeytana uy diye? Sen kendi nefsine uydun, şeytana uydun. Şimdi nefsinin hatasını, kusuru şeytana yüklüyor. Nefsinin hatasını, kusurunu, Ahmet’e, Mehmed’e, başkasına yüklüyor. Ya, bu suçu sen işledin. Hata senin, suç senin, kabahat senin. Neden başkasına yükleyeceğim diye uğraşıyorsun? Adem’in yolunu tut. Nefsini temize çıkarma, deki bu yanlışlığı ben yaptım, bu sözü ben söyledim, bu hainliği ben yaptım, bu yanlışlığı ben yaptım, bu edepsizliği ben yaptım. ikili ilişkilerde de aynı. Dinliyorum kadınla erkeği, hiç suçlu kimse yok! Ne yapmaya geldiniz buraya dedim geçenlerde iki kişiye, böyle durdular. Sen dedim suçlusun kadına. Adama döndüm senin de suçun yok. ikiniz de dedim sütten çıkmış ak kaşık gibisiniz. Ben mi suçluyum dedim ya. Böyle baktılar bana.
Dedim siz buraya ne yapmaya geldiniz, madem sen suçlusun kadın olarak, erkek olarak sen de suçsuzsun. Neden tartışıyorsunuz evde, neden kavga ediyorsunuz? Neden boşanma haline geldiniz? Madem ikiniz de suçsuzsunuz, bu kavga nerden çıktı? Bu tartışma nerden çıktı? Birisi demiyor ki ben nefsime uydum diye. islam toplumunda en büyük handikap bu. Karı koca arasında ben nefsime uydum diyen yok. Evlat, anne, baba arasında ben nefsime uydum diyen yok. Hele anne baba çocuğuna karşı kibirli. Kimmiş ki ondan özür dileyecek. Neymiş ki kim oluyormuş ki! Hata yaptıysan o çocuktan özür dile, o çocukta özür dileme kültürü oluşsun. Özür dileme eğitimi oluşsun. Yanlışlık yapan, hata yapan özür dilesin ki hem de çocuğunun önünde özür dilesin ki o çocukta bu oluşsun. Anneler, babalara karşı hata yaptıysanız çocuğunuzun önünde özür dileyin. Babalar, eşlerinize karşı hata yaptıysanız çocuğunuzun önünde özür dileyin. Deki hanım senden özür dilerim, hakkını helal et, böyle konuşmamam gerekirdi benim. Neden? O kültür, o eğitim o çocuklara kalsın. Kendini dikme, nemrutlaşma, firavunlaşma, şeytanlaşma. Kendini dikerekten nemrudi bir tavır takınma. Tevazulu ol. Kibre düşme. Adem’in yolunu tut. Adem’in yolunu tutmazsan şeytanın yolundasın. Allah muhafaza eylesin. işte Hz. Adem dedi ki Allah’a ben korktum, edep ettim. Ben senin üzerine noksan sıfat bir şey koymaya edeb ettim. Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. O yüzden sufiler bu terbiyeye riayet ederler. Asla noksan sıfatları Allah’ın üzerine atfetmemeye özen gösterirler. Asla eksik sıfatları Hz. Muhammedi Mustafa’nın sallallahu ve sellem hazretlerinin üzerine atfetmemeye gayret gösterirler. Bunun terbiyesi, bunun yolu üstaddan başlar sufiler için. Sufiler; üstatları peygamber değildir, Allah da değildir ama onun üzerinde eksik sıfatı kondurmazlar. Edeb ederler. Derler ki ben görmedim. Muhakkak vardır, yanlışlığı da
vardır, eksikliği de vardır, noksanlığı da vardır, insandır, kuldur ama ben görmedim. Bitti. Onun üzerinde bir eksiklik, noksanlık atfetmezler. Bu bir terbiyedir, bu çünkü Hz Muhammedi Mustafa(s.a.v.)in üzerinde de öyle sufiler düşünürler. Hani bazen diyorum ya benim Peygamber inancımda Hz Muhammedi Mustafa’nın sallallahu ve sellem üzerinde eksiklik, noksanlık, hata kusur yoktur. Ben o yüzden derim bütün hadisler benim için sahihtir. Beni ilgilendirmez, imam Buhari almış mı eserine almış. Kütüb ü Sitte almış mı almış, Tirmizi, ibni Mace, Ebu Davut almış mı kitabına, almış. Benim için hepsi de sahihtir. Onların zayıf dedikleri zayıf, sahih dedikleri sahihtir. Ben başka bir şey bilmem. Sebep? Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde hata, kusur atfetmek istemem.
Hani yüzünü ekşitti, var ya bir ayeti kerime. Herkes hani sanki peygamber orda hata yaptı da yüzünü hani ekşitti derler, ben o ayeti kerimeyi dahi öyle almam. Yok, benim için Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri hata yapmamıştır. Onun çünkü hatası dahi bizim hata olarak gördüğümüz dahi, hikmettir, rahmettir, berekettir, lütuftur, ikramdır. inanan inansın, inanmayan inanmasın. Benim Hz. Muhammedi Mustafa’nın üzerinde peygamberlik inancım budur. Onun üzerinde hata, kusur, eksiklik, noksanlık asla üzerinde düşünmem. Allah mı? Değil ama Allah’ın direk korumasında. Çünkü ayet-i kerimede ‘o heva ve hevesinden bir şey söylemedi, bir şey yapmadı’ ayet-i kerimesi de bunun tescili. Eğer o edep aşılırsa zaten, ondan sonra sen bu şimdiki zırtapozlar gibi peygamber de hatta işledi, o da yanlış yaptı, o da eksiklik yaptı, o da tövbe etti, Allah da onun tövbesini kabul etti, temizledi zırtapozluğuna düşersin. Dilimi affedin, sizden özür dilerim ama bunlar zırtapoz. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde hata yaptı, o da günahkardı, o da yanlışlık yaptı diyenler zırtapozun ta kendisi, cahilin ta kendisi. Hz. Muhammedi Mustafa( s.a.v)’e böyle diyerekten ‘o heva ve hevesinden bir şey yapmadı’ ayeti kelimesini inkar ettiklerinden kafirlerin ta kendileri. Ayeti kerimeyi inkar ediyor. O yüzden diyorum ya dinlemeyin onları diye. işte edep etti. Bu Adem’in edebi, Adem’in edebi. O Adem edeb etti, Cenab-ı Hakkın üzerine bir şey atfetmedi. Biz de edep ederiz. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin üzerinde eksiklik, noksanlık atfetmeyiz. Allah’ın üzerinde hiç atfetmeyiz.
Hani o Süleymaniye Vakfı’nın başındaki ne o Abdülaziz Bayındır mıydı, önceden isim söylemiyordum. Şimdi artık isim de söylüyorum. O Abdülaziz Bayındır’ın bir videosunu izledim, diyor ki Allah kaderi bilmez. Kulun bir nefes sonra ne yapacağını bilmez diyor. Bunların arkası ilahiyatta, adam ilahiyatta profesör. Bunların yetiştirdiği öğrenciler, talebeler var. Onun arkasından giden, kendisini dinleyen tefsir öğrencileri var. Adam haşa, sümme
haşa diyor ki Allah kulunun bir nefes sonra ne yapacağını, ne edeceğini bilmez diyor. Cenab-ı Hak birçok ayeti kerimede kendisini bilen olarak nitelendiriyor. Allah alimdir, hakimdir. Allah âlimdir, kudret sahibidir. Birçok ayeti kerime var Allah’ın alimliği ve bilmesi ile alakalı. Adam koca profesör, diyor ki Allah kulunun bir nefes sonra ne yapacağını bilmez haşa! Allah bilir. işte edep, Allah’ı noksan sıfatlardan da ne yaparız? Tenzih ederiz. Cenab-ı Hakk’ın üzerine de noksan sıfat atfetmeyiz, atfedilmez. Atfeden kimse küfre düşer, şirke düşer. Allah muhafaza eylesin. işte Adem aleyhisselam da diyor ki ben edep ettim, senin üzerinde bir noksan sıfat, senin üzerinde bir noksanlık atfetmedim.
“Hürmet eden hürmet görür.”
Yani Adem hürmet etti Cenab-ı Hakka. Cenab-ı Hakka hürmet edince Allah da ona hürmet gösterdi. Ne yaptı? Onu affetti. Ne yaptı? Adem ona hürmetkar olunca o da Adem’e lütufkar davrandı. O da Adem’e ikram etti, ihsan etti ve Havva annemizle onu buluşturdu. Bir rivayette kırk yıl, bir rivayette yüz yıl, bir rivayette iki yüz yıl Adem Aleyhisselam gözyaşı döktü Havvasına ulaşmak için. Ey! Erkek milleti! Kaç yıl gözyaşı döktünüz Havvanıza ulaşmak için? Ne kadar uğraştınız Havvanıza ulaşmak için? Gözyaşı döktünüz mü hiç? Ya! Atanız Adem gözyaşı döktü. Ne için? Havva için. Bildiğiniz gözyaşı döktü. Yalvardı. iki yüz yıl yalvardı. Cenab-ı Hak lütfetti, ikram etti, Havva ile onları buluşturdu sonra. Ne muhteşem Havvaymış! Hem cennetten çıkmasına sebep oldu hem iki yüz yıl yalvardı. ismail de diyor ki iki saat bile yalvarmam diyor, gülüyor boyna ordan.
“Şeker getiren badem şekerlemesi yer.”
Yani sen Cenab-ı Hakka şeker götürürsen, badem şekerlemesi yersin. Kim bir adım gelirse Allah ona on adım gelir. Kim Allah’a on adım gelirse Allah ona yüz adım gelir. Kim Allah’a yüz adım gelirse Allah ona koşar. Demek ki şeker getirene Cenab-ı Hak badem şekeri hediye ediyor, bir üstünü hediye ediyor, mislini veriyor sana. Sen tövbe ediyorsun, ‘Ya Rabbi beni affeyle’ diyorsun, en az senin bin günahını affediyor, sayısız günahını affediyor, en az bire on veriyor, bire on veriyor en az. Demek ki şeker getirilerine badem şekeri veriyor. Tatlı konuşursan Cenab-ı Hak sana tatlı verir. insanlarla iyi görüşürsen, yumuşak huylu olursan yumuşaklık, yumuşak huyluluk görürsün; sert konuşursan, sertlik görürsün. Ters konuşursan, terslik görürsün. Kibirlenirsen, hadisi şerif, insanlar da sana kibirlenir. Neden insanlar bana kibirleniyor diye başkasına sorma, kendine sor. Neden insanlar beni dinlemiyor, başkasına sorma, kendine sor. Neden insanlar bana itaat etmiyor, başkasına sorma, kendine sor. Bunu hep kendine sor, kendinle hesaplaş. Bugün gündüz anlattım biraz. Ben dedim hiç acımam, birisi yalnız
kalmış, kardeş sen herkese ters yaptın ki yalnız kaldın. insanlara ters yapmasaydın yalnız mı kalırdın! işte bunun kimi kimsesi yok. Oğlu nerede filanca yerde, kızı nerede fişmanca yerde. Neden oğlu kızı bakmıyor buna? Ses yok. Sen oğluna kızına ne yanlaştık yaptın ki? Sen annene babana ne yanlışlık yaptın ki? Sen etrafına ne yanlışlık yaptın ki böyle kaldın? Bugün gündüz dedim, ben anneme dahi aynı şeyi söylüyordum. Annem böyle şek şüphe ediyordu bakılacak mıyım bakılmayacak mıyım diye, anneme dedim anne benden şek şüphe etme. Kendinden et. Nasıl dedi, basbayağı dedim. Bize dedim haram meme verdiysen, bize haram yedirdiysen, annene babana dedim bakmadıysan, dinlemediysen ben de seni dinlemeyeceğim dedim, bakmayacağım ama ben şahidim dedim senin üzerinde. Sen dedim babaanneme baktın. Sen dedim dedeme baktın, baba dedeme, sen dedim anneanneme, kendi annesine baktın. Sen dedim dedeme de baktın, kendi babasına da baktın.
O yüzden merak etme dedim. Allah seni asla dedim rezil rüsva etmeyecek. Dedim senin de evlatların sana bakacak. Hani meşhur kıssa ya, demiş evladım, şu ağacın dibine bırak beni. Neden baba demiş. Oğlum ben de vakti zamanı geldiğinde babamı buraya bırakdıydım demiş. Sen de beni oraya bırak. Çocuk o zaman anlamış, ha demiş ki babam dedemi buraya bırakmış. Ben de babamı buraya bırakıyorum. Dönmüş, sırtında babası, dönmüş geriye, zinciri kırmış orada. Sen iyilik yap, zinciri kır, sen tövbe et, zinciri kır, sen Ademiyet faslına geç, zinciri kır. Sen hürmet et, zinciri kır. O kötü zinciri kır. O nefsaniyet zincirini kır. O şeytaniyet zincirini kır. Kır o zinciri. Annen baban ne yaptıysa yapmış. Yanlışsa annenin babanın yolu, takip etme, o zinciri kır orda. Bakın takip etme, o zinciri kır. Sen doğru yolda yürü, sırat-ı müstakimde yürü ve insanlara şeker gibi davran, tebessümlü ol, güler yüzlü ol. Kaba konuşma, sert konuşma, tepeden konuşma, kibirlenme. insanlara iyilik yap, etrafına iyilik yap, etrafına toleranslı davran. Allah seni sevsin. Bunların hepsini de Allah için yap. Allah’ı sev. Allah’ı sev, nefesini Allah için alıp vermeye gayret et. Bir iş yapacaksın, Allah için yap. Sohbet edeceksin, Allah için yap Mustafa Özbağ. Zikrullah yapacaksın, Allah için yap Mustafa Özbağ. Çay dağıtacaksın, Allah için çay dağıt Mustafa Özbağ. Bir yere gideceksin, Allah için yap. Allah’la aranı düzelt. Allah’la aran düzelirse merak etme, mahlukatı ile de aran düzelir. Allah ile aran, bozuk mahlukatı ile aran düzgün olsa ne olacak ki! Allah’la aran düzgün, mahlukatla bozuk olsa ne olacak ki! Sen Allah’la aranı düzelt. Allah için yap bunu. Öyle yaparsan Allah senin birine on verir. Senin onuna yüz verir, senin yüzüne bin verir, senin binine milyar verir, milyon verir. Sen Allah’la aranı düzeltmeye bak.
“Temiz şeyler temizler içindir.”
Bu pirin bu sözü benim çok hoşuma gider, bu öyle çok hoşuma gider ki bu söz muhteşem bir şeydir. Muhteşem! Temiz şeyler temizler içindir. Bakın, bir temizliğin içinde iseniz bir güzel bir hareketin içindeyseniz, siz zikrullah halakasında duruyorsanız, evet, Allah’ın lütfu, ikramı, ihsanı başınızdan aşağı inmiş sizin. Ancak temizler halakayı zikrullahta durabilir çünkü. Ancak temizler ancak temiz olanlar mürşidi kamillerin dervişi olabilir. Ancak temiz olanlar o yolda yürüyebilir. Ancak temiz olanlar Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’i rüyalarında görürler, hallerinde görürler. Ancak temiz olanlar sahabeleri rüyalarında görürler, hallerinde görürler. Ancak temiz olanlar mürşidi kamilleri rüyalarında, hallerinde görürler. Ancak temiz olanlar halakayı zikrullahta ölünceye kadar dururlar. Bu temizlere aittir. Temiz olmayanların temizlerin yanında işi yoktur. ‘ihdinassıratal müstakim’, bize in’am ettiğin, ihsan ettiğin, lütfettiğin, ikram ettiğin, katından nimetlendirdiğin, katından lütuflandırdığın, katından rızıklandırdığın, katından affettiğin, katından dualarını kabul ettiğin, her şeyi katından direk hemhal olduğun o peygamberler, o veliler, o salihler var ya, evet, bizleri onlarla beraber eyle. Onların hepsi de temiz. Temiz olan o peygamberlere, o salihlere, o velilere, o şehitlere ancak temiz insanlar layık olur. O yüzden kendine dikkat et Mustafa Özbağ. O temizler topluluğundan atılmamak için o temizler topluluğundan uzaklaşmamak için kendini temiz tut. Tövbeni düzgün eyle, zikrullahını düzgün eyle, hal ve hareketlerini düzgün eyle. Çünkü temizlerin içerisine kirli girmez. Ya Allah onu temizler alır içine, çok kirlidir, kapıya gelir, boynunu büker girer içeri. Allah o anda temizler onu. Allah için kötülük yoktur. Allah için zorluk yoktur. Allah için ötelemek yoktur. Allah onu o esnada temizler. Ben öyle inanırım. Ben derim ki adam girdi, temizlendi halakada, ilk zikrullahta, ya ben buraya ilk defa geldim. Evet, yani ben gözümü yumduğumda, zikrullah yapmaya başladığımda sakallı birilerini gördüm, sarıklı birilerini gördüm. Allah anında temizlemiş onu, anında! Allah anında onun gönül perdesini açmış, anında onun gözünü de açmış, anında açmış. Allah için zorluk bir şey yok çünkü. Temizlerin içerisine ancak temizler girer. Allah bizi son nefesimize kadar temizlerin içerisinde eylesin. Zikredenler ile beraber eylesin. Tövbe edenlerle beraber eylesin. Yolunda cihad ettirdikleri ile beraber eylesin. Katından nimetlendirdikleri ile beraber eylesin.
Katında lütuflandırdıkları ile beraber eylesin. Katından rızıklandırdıkları ile beraber eylesin. Katından kalbine doğruyu, iyiyi, güzeli, hakikati, ilham ettirdikleri ile beraber eylesin. Katından ilmi ledünle ilimlendirdikleriyle son nefesimize kadar beraber eylesin. Rabbim deccaliyete dalan,
şeytaniyete dalan, nefsaniyete dalan, şeytanın yoluna giden sapkınlardan, sapıklardan bizleri muhafaza eylesin. Bizleri muhafaza eylediği gibi bütün Ümmeti Muhammed’i de muhafaza eylesin. Kötülerden kötülüklerden, şerden, şerlilerden, şeytana tapanlardan, şeytanlaşmışlardan, nefsine tapanlardan, nefsini ilahlaştıranlardan, aklına tapanlardan, aklını ilahlaştıranlardan Rabbim cümlemizi muhafaza eylesin. Bizleri onların yanında eylemesin. Bizleri onların peşinde eylemesin. Nefsimize uyup gaflete düşüp şeytaniyete uyup onların dillerini, nefeslerini, gönlümüze kalbimize oturtturup bunları doğru gösterttirip şaşırttırdıklarından eylemesin. Şaşkınlardan eylemesin sapkınlardan eylemesin. Yolunu kaybetmiş olanlardan eylemesin. istikametini kaybetmiş olanlardan eylemesin hep Rabbimin huzuruna biz tövbemizle, zikrullahımızla, iyiliğimizle gidelim inşallah.
‘Sevgiliyi hoş tut hoşluk gör.’
Sevgiliyi hoş tut, hoşluk gör. Allah’ın gönlünü hoş tut. Allah’ı incitecek, Allah’la aranı bozacak Allah’la aranı perdeleyecek Allah’la arana uzaklık getirecek her türlü fiilden, hal ve hareketlerden uzak ol, hoş tut ki hoşluk gör. Allah’a sırtını dönme ki o da sana sırtını dönmesin. Sen Allah’ı unutma ki o da seni unutmasın. Tövbe ile hatırla, zikirle hatırla, namazda hatırla, oruçta hatırla, iyilikle hatırla, tebessümle hatırla, hoşgörülü olaraktan hatırla. Allah’la olan ilişkini asla ve asla incitme, perdeleme. Allah’la olan ilişkini asla soğutma, asla uzaklaştırma, dilinden ‘Yarabbi’yi düşürme. Dilinden tevhidi düşürme. Her daim onunla alışverişte ol. Her daim onun kullarına merhametli davran. Lütufkâr davran, ikramlı davran. Onun kullarınla, onun için, iyi davran, iyi geçin. Onun için! Kullar seni sevsin diye değil. O yüzden sevgiliyi hoş tut, sevgiliyi hoş tut, sevgili hoş tut ki hoşluk gör, itiraz etme, isyan etme, inkar etme, sırtını dönme, hoş tut sevgiliyi. Sen hem seviyorum diyorsun hem itiraz ediyorsun. Hem seviyorum diyorsun hem sırtını dönüyorsun. Hem seviyorum diyorsun hem inkar ediyorsun. Bu nasıl Allah’ı sevmek? Hem seviyorum diyorsun, zikretmiyorsun. Hem seviyorum diyorsun, namaz kılmıyorsun, seviyorum diyorsun emirlerini yerine getirmiyorsun. Bu nasıl sevmek! Hoş tutmuyorsun!
Allah’ın sana vermiş olduğu, bahsetmiş olduğu nimetleri de hoş tut. Nimete nankörlük etme, hamd edenlere nimetlerini arttırır, hamd edenlere! Sen Allah’a hamd et. Elindekine elindekinden dolayı teşekkür et. Avamın işidir ama teşekkür et. Ne diyor Cenab-ı Resulullah? ‘Allah’ı size verdiği nimetlerden dolayı sevin’. Bu avamın işidir. Bak, hiç olmazsa avamın işini yap. Sana vermiş olduğu nimetlerden dolayı onu sev. Sana vermiş olduğu nimetlerden dolayı. Şurda oturuyorsun, buna dahi hamd et. Allah diyorsun buna hamd et, bakın o zikrullah halakasına oturmanın dahi karşılığını
veremezsin. Hangi hamdi edersen et. O halakayı zikrullahta oturmanın karşılığı bu dünyada yok. Hamd et Allah’a. Hamd ettiğin için de ayrıca hamt et, hamd ettiğin için de ayrıca hamd et. Neden? Hamd edemezdin. iyilikler ondan. Hamd edebiliyorsan ayrıca hamd et. Hamd etmeyenler, Allah’ın nimetine nankörlük edenlerdir. Allah onlardan nimetini alır. Hamd etmeyenler, hep böyle yüzü asık olanlar, hep mutsuz, hep yüzü asık, hep yüzü mahkeme duvarı gibi, tebessüm etmiyor. Hep böyle bir şeye bu böyle harika bir şey var, bir böyle bir tas çorba var, hamd etmiyor, küçük görüyor. Yüzü asık. Hep hart hurt ortalığa. Bunlar Allah muhafaza eylesin, son nefesleri tehlikededir. Hamd edin; halinize hamd edin, durumunuza ham edin, isyan etmeyin, inkar etmeyin, sırtınızı dönmeyin. Allah’ın vermiş olduğu nimetleri yerli yerinde kullanın, israf etmeyin. Bir şeyi atmayın, dökmeyin, bozmayın. Kadınlar! dolaplarınızda, kilerlerinizde bozduğunuz, kurtlandırdığınız, böceklendirdiğiniz, attığınız her şeyden Allah hesap soracak. Erkekler! Yaptınız israflardan Allah hesap soracak. Hesap soracak. Bu cimrilik değil.
Sen yemiyorsan yiyecek birisine ver, hediye et. Sen giymiyorsan giyecek birisine ver, hediye et. Kadınlar, pişirmeyeceğinizi almayın. Şimdi insanlar israfa alıştılar. Ay, açık büfe kahvaltıya gittik! Doldurdun tabağı, yemedin. Tabağı doldurdun, yemedin. Ne oldu? Çöpe attın, israf ettin. Sen israfçının tekisin. ‘Allah israf edenleri sevmez’, ayeti kerime. Allah israf edenleri sevmez. Kimle yemek yedim ben? Allah’ın sevmediğiyle yemek yedim. Neden? israf etti tabağında bıraktı, attı tabağındakini. Allah’ın sevmediği fiiliyatı işleyenle yemek yedim Mustafa Özbağ! Dedim neden bıraktın tabağında bu şeyi? Aaa, sen bilmiyor musun dedi. Yok bilmiyorum dedim. Yan taraftaki masalara baksana. Bilmiyor musun sen dedim, ben yandaki masalara bakmam hiç. Tabağındakini dedim yemeyen, bitirmeyen kimse Allah’a nankör insandır dedim. Ne yapacaksın, atacak mısın şimdi onu dedim, durdu. Yemek yiyoruz, yıllar öncesinin arkadaşı. Yıllardır görüşmemişiz, konuşmamışız, yalvar yakar oldu. Yalvar yakar oldu. Bir sefer görüşelim, gelemem gidemem ancak dedim oraya sohbete geldiğimde görüşebiliriz. iyi tamam. Gittik. Dedi kahvaltıya bekliyorum. iyi, geleyim, kahvaltıya geleyim. Bir alışveriş merkezinde. Dedim ya burası ne böyle? Alışveriş merkezi. Dedi girmiyor musun? Yok, girmiyorum dedim. Hiç mi girmiyorsun dedi. Vallahi bizim bir tane Özgür var dedim. Benim kılık kıyafet işleri ile o ilgileniyor dedim ben. Mecbur kalırsam dedim onun yanına gidiyorum dedim. Bir de Murat’ı anlattım bizim. Murat’la şeye gittiydik. Nereye gittiydik, o neydi o? Kent meydanına. Bir elbise vardı, değiştirecektik. Murat’a dedim, Murat ya değişecek bir elbise var dedim ben. Ondan sonra, Murat’ın koluna girdim kent meydanına girince. Sanki böyle başka bir dünyaya girmişim gibi
Murat’ın kolunda yürüdüm kent meydanında. Dedim ki yok ya burası ne olmuş böyle dedim kendi kendime. ilk defa girdik Muratla beraber. Onu anlattım, dedim ya ben dedim böyle yerlere girip çıkmıyorum. Bunlar dedim kapitalist sistemin mabetleri gibi, ben dedim mecbur kalmayınca girmiyorum buralara dedim. Ondan sonra e ne yapıyorsun dedi. Çarşıda bir sürü esnaf var dedim, küçük esnaf benim işim dedim. Ben giderim onlardan alırım hep dedim, ondan sonra ben dedim alışveriş merkezlerine girmem hiç dedim. Zaten dedim tanıdık bir sürü derviş kardeş de var. Giderim, ne lazımsa onlardan alırım. Kaç para? Şu para. Verir çıkarım dedim ben. Girmiyorum alışveriş merkezlerine dedim. Orda kahvaltı yapıyoruz, meşhur bir marka yerde.
Günlerden de Pazar. Herkes geliyor böyle. Ben şimdi bakmıyorum ya hiçbir tarafa, işte geldi garson, ne istersiniz? işte açık büfe. Yok dedim ben, ben öyle şeyler istemiyorum. Bana dedim bir ayıp söylemesi zeytinyağlı dedim bir omlet yap bana, bu kadar dedim. Ondan sonra ben başka bir şey istemiyorum dedim. Ondan sonra işte peynir, zeytin, bu kadar dedim. iyi, a ben de aynısından yiyeyim. Tamam, sen de aynısından ye. Ben tabi ne olacak, iki yumurta benim gibi 178 boy kilo 90, iki yumurta ne olacak bana. Oturdum mu ben 12 yumurta yerim. Neyse iki yumurta, işte ekmeksiz yiyoruz zaten. ilaçları koyduk. Malum şeyler, şeker ilaçları, ondan sonra işte bir yudum ondan. bir tane ilaç, bir yudum ondan, bir tane daha ilaç, Bu sofrada şeyde tabakta yemek bırakıyor bu şimdi. Ben bitirdim iki yumurtayı, bakıyorum ne yapacak diye. Bu yemiyor. Ya Mustafa Özbağ’ın masasına oturacak bir kimse, heva hevesine uyacak, Mustafa Özbağ da susacak! Dedim ya bir dakika. Neden yemiyorsun dedim. Bir şey mi var, içinden kıl mı çıktı tüy mü çıktı? Ne oldu? Yani dilime kadar geldi, dese ki kıl çıktı, kıl senin gibi oluncaya kadar bir şey olmaz, kıllı da olsa ye diyeceğim. Şimdi millet tırıl ya, ayy içinden saç çıktı! Ne olmuş saç çıktıysa? Ye yemeğini. Saçı al, kenara koy, ye. Al saçı, koy kenara, ye. Ne olmuş saç çıktıysa, evde yiyorsun, ya eşinin saçıdır, ya kızının saçıdır, ya çocuğunun saçıdır. Yabancı mı ya? Ha erkeklerin tabağında çıkarsa dikkat etsinler. Kadın onu buldu mu başlar, bu kimin saçı? Kimin saçı olacak, senin saçın işte? Yok bu benim saçım değil! Bu biraz kahverengiye gitmiş, yok bu bordoya gitmiş…Sen burdan bir kavga çıkar. Efendim, biz senin yanına gelmek istiyoruz. Ne oldu? Bir saç meselesi var. Oğlum, ne saç meselesi var? Efendim, yemek yerken benim tabağımdan saç çıktı. Eee? Hanım burdan işi yürüttü dedi. Kaldım. Söyleyecek laf yok. Tebrik ediyorum onu dedim, al getir buraya.
Saçla beraber gelmiş. Onu koymuş peçetenin içerisine saçı, büyük delil bu. Eşim beni aldatıyor, hüküm de bu. Böyle baktım, sen dedim imam
hatiplisin değil mi dedim ben, evet dedi. Ala dedim ya, seninle anlaşırız dedim hanımına ben şimdi bunun. Bu bakıyor şimdi, hanımına ben anlaşırız dedim ya. Böyle yapt: ‘Demedim mi, beni haklı tutacak.’ Hani öyle demiş. Gideceğiz hocana, beni haklı tutacak demiş. Dedim sen dedin beni aldatıyor dedin değil mi dedim ben, evet dedi. Sen dedim bu doğruysa gıybet ettin, doğru değilse iftira ettin. Sen dedim eşinin zina ettiğini gördün mü dedim ben, hayır dedi. Zaten gördüm desen dedim ben üç tane daha senin yanına dedim ben normalde üç erkek bir kadın şahit isteyeceğim yine dedim. Görmedin değil mi dedim. Nerden aldattığına hükmettin dedim. Bu durdu şimdi. Şimdi dedim bu adam seni boşarsa hakkıdır. Neden? iftira attın çünkü ona dedim. Nasıl? Basbayağı. iftira dedim en büyük günahlardan birisi, dedim saçtan buraya nasıl geldin dedim, şunu bana anlat. ‘Ben zaten ondan şüpheleniyordum’, ondan sonra ‘bu son zamanlarda o akşam saat dokuzda eve gelmeye başladı.’…Nasıl dokuzda geliyor? işte altı buçuk yedi de işten çıkıyormuş, geliyormuş derviş, yemek yiyormuş, derse gidiyormuş, dokuz buçuk, onda eve geliyormuş. Bu onda şüphe uyandırmış! Çocuğa döndüm, nereye gidiyorsun? Çocuk başladı sıralamaya, şurda ders var şuraya gidiyorum, burda ders var buraya gidiyorum…içime, kalbime gelen; çocuk dersi kaçış noktası yapmış. Demiş evde bunun bıdı bıdısı ile uğraşacağıma, derse gideyim ibadet edeyim demiş. içime gelen o oldu. Dedim sen yavrum dedim yedi gün full derse git. Çocuk böyle baktı. Dedim bununla baş edilmez çünkü dedim. Tabaktan çıkan kıldan buraya geldiyse dedim evde yanmıştır keten helva dedim. Çocuk böyle baktı bana, efendim halim sana malumdur dedi. Ben eve gireceğim zaman üstümü başımı silkeliyorum dedi, bir şey üzerimden görünmesin diye dedi. Bir alışveriş merkezine girmiş böyle bir market gibi bir yere. Bu kendiliğinden pıs diye koku çıkıyor ya hani, bizim dükkanda da vardı ondan bir ara, hani kendiliğinden koku fışkırtıyor ya, elektrikli, sen ordan geçerken koku fışkırt bunun üzerine pıs diye. Sen eve git, ‘bu koku o kadının kokusu’…Bir anlattılar, gülmekten öleceğim. Allah’ım dedim Ya Rabbi, Ya Resulullah, şu dervişlerin başına gelene bak. Evet! Ne yapacakmışız? Hoş tutacakmışız sevgiliyi. Eşler, birbirinizi hoş tutun. Çocuklar, annelerinizi babalarınızı hoş tutun. Anne babalar, çocuklarınızı hoş tutun. Dervişler, birbirlerinizi hoş tutun, hoşluk görün.
Yani incitirsen kesin incineceksin. Birini incittin, ondan incineceksin, bu kesin. O zaman incitme ki incinmeyesin. incitirsen bundan çıkış yolun yok, incineceksin. Aldatırsan aldanacaksın, çıkış yolun yok. ‘Men dakkada dukka’. ‘Zerrece hayır işleyenin hayrı karşılıksız kalmaz, zerrece şer işleyenin şerri cezasız kalmaz.’ Ama men dakkada dukka, ne yaptıysan onu
bulacaksın. Ne ektiysen onu biçeceksin. Ektiğini biçeceksin. Başka bir şey biçmeyeceksin. Zulüm eken zulüm biçecek. Ateş eken ateş biçecek. Hainlik eken hainlik biçecek. Doğruluk eken doğruluk biçecek. iyilik eken iyilik biçecek. Kötülük eken kötülük biçecek. Hani isa(a.s)’ın sözüdür ya: ‘Ateş eken kor biçecek, ateş eken kor biçecek. O zaman sen iyilik ek, iyilik biç. Allah bizleri affeylesin. Burdan devam edeceğiz:
‘Ey gönül cebirle ihtiyarı birbirinden ayırt etmek için bir misal getir
de ikisini de anlayasın.’
Bu konu başlığı. inşallah bu konu başlığından önümüzdeki hafta ayın kaçı önümüzdeki hafta? On yedisi. Önümüzdeki hafta şeb-i aruz. Cafer veyahut da Ömer, birisi ordan baksın. Evet. Önümüzdeki hafta şeb-i aruz, değil mi, cumartesi? Evet. Önümüzdeki hafta bayramlaşmanın olduğu yerde, bahçe davette şeb-i arus programımız var. Duyanlar duymayanlara tebliğ etsinler. Yer ve gök halkı davetlidir. Önümüzdeki cumartesi akşamı o yüzden burda bir program olmayacak. Ancak misafirler için şeyden sonra, programdan sonra açılabilir gelen giden olursa ama burda sema da olmayacak. Değil mi? Sema da olmayacak. Burda bir program olmayacak.
Önümüzdeki hafta bayramlaşmanın olduğu yerde bahçe davette şeb-i arus var. Uzaktan yakından nerden gelirse gelsin kardeşler, ikramımız var. O yüzden Allah izin verirse yine mutat, pilavımız, kavurmamız olacak inşallah. Ondan sonra yani o yüzden özellikle böyle utana utana söylüyorum bunu ama bahçe davette şeb-i arus programı yapacağız. inşallah bütün herkes önümüzdeki hafta cumartesi gün bahçe davete davetli. ikinci programın henüz daha bir sonucu? Evet, Allah izin verirse Merinos programı için de müracaat edildi yine bu sene de. Geçen sene güvenlik sakıncalarından dolayı valilik makamı onay vermemişti. Ama dava açıldı, dava açıldıktan sonra da dava kazanıldı. Böyle bir şeyin hukuksuz olduğuna dair. Biz şimdi tekrar müracaat ettik. Önümüzdeki, bir dahaki, haftaya cuma olursa onu da ilan edeceğiz. Olursa, izin çıkarsa o zaman bir dahaki cumaya da inşallah Merinos’ta bu sefer şeb-i arus yapacağız. Allah izin verirse önümüzdeki program bunlar. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. El- Fatiha maassalavat. Amin. Ecmain.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 5 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-8-3 • Tasavvuf Vakfı Yayınları