Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 815. Beyit Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 815. Beyit Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 3 • 18/46

Mesnevî-i Şerîf 815. Beyit Şerhi Hakkında

815. Beyit Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Allah, bir kimsenin perdesini yırtmak isterse, onu temiz kişileri ta’net-

meye meylettirir”

. Hani Hazreti Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis-i şerifinde, insanda bir ar perdesi bir haya perdesi vardır. Orası yıkıldı, orası yırtıldı mı o kimseden her şey beklenir, manasında bir hadisi şerifi vardı. insanın böyle bir ar perdesi, bir namus perdesi, bir şeref perdesi, bir ahlak perdesi vardır. insanın bir ölçüsü vardır. Bir sınırı vardır ya. Ya bunu da bu yapılmaz, bu yapmamak lazım. Hani derler ya ar perden mi patladı diye, ar perdesi patlamış utanmıyor. Şimdi utanmayınca insan, istediğini yapar. Utanmıyor çünkü. O utanma duygusunu kaybetmiş, utanma duygusunu kaybeden insandan kork. Yani gelenden geçenden utanmıyor, etraftan utanmıyor, anne babasından utanmıyor, utanmıyor! Utanmayınca o kimse haram çok rahat işler. Şimdi ilk etapta utanır insan, yapamaz bir şey ama utanma perdesi yavaş yavaş yırtılmaya başladığında, o çok rahat hayasızlık yapar. Çok rahat edepsizlik yapar artık, onun perdesi yırtıldı çünkü. Allah muhafaza eylesin. ‘Allah bir kimsenin perdesini yırtmak isterse onu temiz kişileri ta’netmeye meylettirir.’ Temiz kişileri tan etmek yani o temiz insanları ayıplamak, kötülemek, onları suçlamak, onların hakkında iftira atmak, onların hakkında gıybet etmek, onların hakkında olumsuz şeyler düşünmek. Ha demek ki bir kimsenin o zaman ar perdesi, yani utanma perdesi, arlanma perdesi yırtılınca ve yahut da yırtılmaya yüz tutması, o kimsenin, temiz insanların arkasından konuşmaya veya yüzüne konuşmaya, bizde çünkü öyledir ya, birisinin yüzüne hakaret etmek delikanlılıkmış gibi

görünür. O aslında ar perdesi kalmadı onun. iyi bir kimsenin yüzüne onu eleştirmek, onu kötülemek, onun ar perdesinin kalmadığını gösterir. Utanmasının kalmadığını gösterir, Allah muhafaza eylesin.

Ahzap Suresi, ayet 58: ‘Erkek olsun, kadın olsun, müminleri yapmadıkları bir günahla incitenler, büyük bir iftira ve apaçık bir günahı yüklenmiş olurlar.’ Demek ki o mümin bir kimsenin yapmadığı bir şeyi, onu yapmadığı bir günahla onu suçlamak, onu incitmek, ona iftira atmak, büyük günahı kebairlerdendir. O yüzden, bir kimsenin normalde hani gıybetini etmek, zina etmekten daha ağırdır, diye hadisi şerif var ya. Neden? Gıybet etti çünkü, gıybet etmek zina etmekten daha ağır. işte bir kimse ar perdesi yırtıldıysa mümin insanların arkasından iftira etmeye başlar. Ar perdesi yırtılmış, peygambere iftira atar, sahabelere iftira atarak, velilere iftira atar, zamanın mürşitlerine iftira atar, iyi insanlara iftira atar. Bilmiyor halbuki, görmedi, tanımıyor ama iftira atar veyahut da günlük hayatın içerisinde insanlar birbirlerine iftira atıyorlar ya şimdi hele bu sosyal medya dedikleri yanlış kullanıldığında deccaliyete hizmet eden, doğru kullanıldığında Kur’an ve sünnete hizmet eden bir olgu var ya, bir oluşum var ya, şimdi ne yapıyorlar? Herkes birbirine iftira atıyor ve birisi bir şey duyuyor, sosyal medyada yayılıyor ya, iftirayı yayıyorlar ortalığa. Ya iftira, gözünle gördün mü? Hayır. Sen şahit misin? Hayır. E, duyduğunu bir başkasına aktarmak sana yalan olarak yeter demiş Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem . Sen ne yapmaya onu söylüyorsun? Ama yok! Onu yayınlayacak ya, onu etrafa aktaracak ya, o mümin bir kimse, o temiz bir insan onun namusuna nereden dil uzattın? Büyük günahı kebaire girdin. Farkında değil ama o işte o kimseyi tövbe etmezse Allah muhafaza eylesin, o büyük bir günahı kebaire girdi yani o iftira attığı kimse ile helallaşacak. Helallaşmazsa, o hal onun üzerinde zuhur etmeden ölmeyecek. Hadisi şerif öyle çünkü. Yani bir kimseye diyor bir iftira atar, onun hakkında bir laf söyler, bir şey dersen, o senin üzerinde, o senin üzerinde yaşanmadıktan sonra ölmezsin. Bu bir. ikincisi iftira attın, iftira attığın için mahşerde o seni affetmedikçe, o seni affetmedikçe, sen o iftiranın suçunun cezasını çekeceksin. Ancak o affettiğinde cezadan kalkacak. Yoksa sen o suçunu cehennemde çekeceksin. Ondan sonra cennete gideceksin.

Beş vakit namazın tamam ama kul hakkı, birisine iftira attın sen. Oruçların tamam, namazların tamam, zikrullahın tamam, her şeyin tamam ama x kimseye iftira attın. Bakın cennete gidemiyorsun, elini kolunu sallaya sallaya cennete gidemiyorsun. Ancak o kimse helal edecek hakkını. O kimse hakkını mahşerde helal ederse gideceksin. Helal etmezse o iftiranın karşılığını cehennemde ızdırabını çekeceksin, öylesi gideceksin. O senin ayağından

pıranga gibi gibi tutacak veyahut da benim tabirimle boğazından sımsıkı yakılayacak, mahşerde silkeleyecek seni. Neden? iftira attın ya! Namuslu kadının namusuna iftira attın. Namuslu adamın namusuna iftira attın. Olmadık bir şeyi o kimsenin, kimse, onun arkasından iftira attın veya yüzüne iftira attın, önemli değil. O daha büyük günahı kebair. Allah muhafaza eylesin. Hadis-i Kutsi, Buhari’de geçer, bu diğer hadis kitaplarında da geçer de bunu Buhari’den almıştım: ‘Her kim sevdiğim kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harp ilan ederim.’ Cenabı Hak sevdiklerini saklamamış. Otursanız, Kur’an-ı Kerim’i açsanız, Allah hangi fiilleri sever, beyan etmiş Cenabı Hak. Allah’ın sevdiği fiilleri üzerinde bulunduran kimse de Allah’ın sevdiği kimsedir. Allah namaz kılanları sever. Allah oruç tutanları sever. Allah zekat verenleri sever. Allah zikredenleri sever. Allah kendi yolunda cihad edenleri sever. Allah iyi ahlaklıları sever. Allah yumuşak huyluları sever. Allah cömertleri sever. Allah yetimleri koruyup kollayanları sever. Allah dul ve yetimlerin ihtiyaçlarını görenleri sever. Bakın Allah’ın sevdiği fiiliyatlar bunlar. Allah dininde dosdoğru yaşayanları sever. Allah dinine başka bir şey katmayanları sever. ilave ederiz daha, Allah’ın seni sevmesini istiyorsan, Allah’ın sevdiği fiilleri üzerinde bulundur. Allah’ın sevdiği fiilleri üzerinde bulunduruyorsan, ne kadar bulundurduysan o kadar sevdi seni.

iyi, Allah’ın sevdiği bir mümin kul var, sen onun hakkından iftira attın, ona düşmanlık yaptın. Hadis-i Kutsi: ‘ben de ona harp ilan ederim.’ Allah’ın harp ilan ettiği birkaç zümre vardır. Birisi faizcilerdir. Onlara harp ilan eder Cenab-ı Hak, Ayetle, hadisle sabittir. Kim direk mümin kardeşinden faiz alırsa, direk mümin kardeşiyle faizle iştigal ederse, Allah faizcilere harp ilan eder. Şu anda müslüman dünyanın iki yakasının bir araya gelmemesinin sebeplerinden birisi faiz belasıdır. Ümmeti Muhammed’in iki yakası bir araya gelmiyor. Ümmeti Muhammed çünkü faiz belasına tutulmuş vaziyette. Bu faiz belası devlet elleriyle oluyor. Faizi meşru gördü Ümmeti Muhammed. Bunu ordan burdan gaydırıguppak işte yok enflasyon miktarı kadar, yok şu kadar…Faiz haram kardeşim. Müminin müminden faiz alması haram. Bir mümin bir mümin kimseden faiz alıyorsa hadisi şerif çok ağır, annesi ile Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha girer. Bunu bir toplulukta söylediğimde orda ilahiyatçılar vardı, orda işte hocalar hacılar toplanmışlardı, ya hacı efendi, bunu böyle söylüyorsun da bu hadis sahih miydi değil miydi de…Ağır mı geldi size dedim. iki yakası bir araya gelmez o kimsenin. Eğer bir kimse müminden La ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyen bir kimseden faiz alıyorsa onun iki yakası bir araya gelmez. ister darül harpte, ister darül islamda, ister Almanya’da, ister Türkiye’de, ister Japonya’da, dünyanın hangi ülkesinde yaşarsan yaşa, eğer ki faizde

iştigal ediyorsan, iki yakan bir araya gelmez. Allah’ın laneti senin üzerinedir. Açıktan fuhuş işleyenler, açıktan fuhuşta iştigal edenler, Allah’ın laneti üzerlerinedir. Açıktan eşcinsellik yapanlar, Allah’ın laneti onların üzerinedir. Harp ilan ettiği 2. zümre kimdir? Allah’ın dostlarına, Allah’ın Mümin kullarına, Allah’ın Has kullarına hakkında gıybet eden, dedikodu, iftira eden, onlara karşı düşmanlık edene Allah diyor ki onlara da harp ilan ederim. Harp ilan ediyor. Hadis-i Kutsi. Bakın, harp ilan ediyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden müminlerin La ilahe illallah Muhammeden Resulallah demiş bir kimse, açıkmış, kapalıymış, içki içiyormuş, kumar oynuyormuş, onu yapıyormuş, bunu yapıyormuş…Kardeşim, sen arkasından gıybet etme, sen arkasından iftira etme, sen arkasından konuşma ya, bırak konuşma. Sana mı düştü ya, bırak konuşma. Eleştirme! Ama Müslümanların diline vurdu her şey.

O kadar çok her şeyi eleştiriyorlar, o kadar çok insanların arkasından konuşuyorlar, yani kimin mümin kim mümin değil ayırt etmekte güçlük çekiyor insanlar. Allah muhafaza eylesin. Mümin yalan söyler mi? Mümin iftira atar mı? Mümin gıybet eder mi? mümin nsanların namusu ile uğraşır mı? Mümin insanların parasını hileyle hurdayla ütmeye çalışır mı? Mümin insanları aldatır mı? Mümin suçsuz insanları öldürür mü? Mümin gelip burda işte bir bomba patlatır mı? Mümin,yapamaz bunları. Bazen söylüyorum ya atom bombası olsa ne olacak elinizde diyorum atom bombası. Siz gidip bir şehri bombalayabilir misiniz? Mümin sivilleri bombalayamaz ki? Öldüremez. Siz Amerikan conisi misiniz? Ancak onu Amerikan conisi yapar, ingilizler yapar onu, gavurlar, kafirler yapar onu, mümin yapamaz onu bakın yapamaz. Şimdi o zaman bir kimse, bir Müslümanın, bir müminin arkasından konuşuyorsa, iftira atıyorsa, Allah ona harp ilan ediyor. Hele bu iyi bir mümin ise, o açıkça, açıktan Allah’a düşmanlık yapıyor. Allah’la savaşmaya başlamış. Allah muhafaza eylesin. ‘Kulum kendisine farz kıldığım ibadetleri yerine getirmekten daha sevimli bir şey ile bana yaklaşamaz.’ Bakın, o zaman normalde kimmiş, Allah’ın harp ilan ederim dediği kimseler, bir kul farz ibadetlerini yerine getiriyorsa, Allah’a sevimli, sevgili bir iş yaptı. Farz ibadetleri yerine getiren bir kimsenin arkasından konuşma, farz ibadetleri yerine getiren bir kimseye sen düşmanlık yapma, farz ibadetleri bitamam kendince işlemeye çalışan bir kimsenin arkasından dedikodu gıybet iftira düşmanlık edersen, Allah senin üzerinden harb ilane eder, yapma. Bakın, Cenabı Hak, normalde kim sevdiğim kuluma düşmanlık ederse dedikten sonra hadis-i kutside kimleri sevdiğini beyan ediyor. Saklı gizli değil, örtülü değil. Kim farzları yerine getirirse, Allah’a en sevimli işi yapar, yani Allah onu sever. Allah’a sevimli bir iş yaptı, farz ibadetlerini yerine getirdi.

Farz ibadetleri, gücünün yettiğince, gücünün yettiğince. Devam ediyor: ‘Bana nafile ibadetleri ile yaklaşmak ister.’ Nafilelerle Allah’a yaklaşıyor o kimse. Sen nafilelerle Allah’a yaklaşan bir kimsenin arkasından dedikodu, gıybet, iftira, ona düşmanlık yapma, ağzını topla, gözünü topla, kulağını topla, elini ayağını topla, kalbini topla, kendini topla, istikamet sahibi ol. Farzları yerine getirmiş, nafilelerle Allah’a yaklaşma, her an gözü Allah’a yaklaşmada olan bir kimsenin arkasından gıybet etme, dedikodu etme, iftira etme.

Ben o yüzden derim Allah’ı zikreden kendince bir üstad bulmuş, bir şeyh bulmuş, bir yola girmiş, bir kimseyle uğraşma. Ya o herkes laylaylom yaparken, o gitmiş işte ibadet edecem, namaz kılacağım, oruç tutacağım, Allah’a yakın olacağım, zikrullaha gitmiş, ders almış, dersini çekiyor, Allah’ı zikrediyor, bir koşuşturmanın içerisinde bulunmuş. Sen onun eksiklerini kusurlarını görüp de onun üzerinde sen iftira eder, ona gıybet eder, onun üzerinde sen olur olmaz şeyler konuşursan, Allah sana harb ilan eder. Sen onun küçücük veya büyük önemli değil, onun üzerindeki eksikliğe noksanlığe bakaraktan senin laf konuşman, seni Allah’ın karşısına düşman olarak çıkarır. Kendini topla, çünkü hani ben zaman zaman söylerim ya sufilik bu hadis-i kutsiyi çok önemserim, farzları yerine getirmekte Allah’a sevgili olan en güzel şeyi yapar. Nafilelerle Allah’a yaklaşır. Burdaki nafile den en önemli mesele güzel ahlak sahibi olmak. Bizler nafileyi çok namaz kılmak olarak görenlerden değiliz. Halkın içerisinde, halkın eziyetlerine katlanmak ve insanların içerisinde güzel ahlakın numunelerini göstermek. Evinde eşine, evinde çocuklarına güzel ahlak numunesini göstermek, sokakta güzel ahlak numunesini göstermek, çalıştığın iş yerinde güzel ahlak numunelerini üzerinde bulundurmak, herkes kaytarırken senin kaytarmaman, herkes gevşerken senin gevşememen, herkes bir şeyi çalarken senin çalmaman, herkes bir şeyde usulsüzlük yaparken, senin yapmaman, resmi dairede çalışıyorsan, resmi dairenin sana vermiş olduğu işleri bir hakkın yerine getirmen, orda üç kağıtçılık, beş kağıtçılık yapmaman, orda adam kayırmaman, orda rüşvet yememen, orda insanları ötekileştirmemen, orda insanların kimliklerine göre davranmaman, hak ve hakikate uygun orda davranman.

Güzel ahlak bu. Cihad bu cihad! Ne yapayım ben seni sen sabaha kadar la ilahe illallah diyorsun, ertesi gün gidiyorsun rüşvet yiyorsun. Ne yapayım ben seni, sen sabaha kadar la ilahe illallah de sen, sabah olduğunda eşine bir tokat vursan, ne yapayım ben seni. Güzel ahlakın lazım. Allah’la olan ilişkin, Allah’la senin aranda. Güzel ahlak, insanların arasında benimle olan hukukun o senin .O yüzden güzel ahlak, namusuna şerefine, haysiyetine düpdüzgün hareket etmek, yamulmamak, yıkılmamak, gevşemek, yavşamamak, güzel ahlak sahibi olmak, nafilelerle Allah’a yaklaşmak. Biz Allah

affetsin, sufiliğin başlangıcındaki, doktrini kabul edenlerdeniz. Bu çok ibadet değil, bu toplumun içerisinde en güzel ahlak sahibi olmak. Sen camiden en son çıkan ol, hiç önemli değil. Camiden en son çıktığında orda çocuğun kafasına bir tokat vuruyorsan, bir anlamı kalmadı. Sen camiden en son çıktın, çocuklar seni gördüğü zaman evinin içerisine girdiğinde kaçacak yer arıyorlar, bir anlamı kalmadı. Sen güzel ahlak sahibi değilsin. insanlar seninle çok rahat iletişim kuramıyorlar, sen güzel ahlak sahibi değilsin. Ona hathut, ona bağır, buna bağır, ona çağır, ona tekme at, ona küfret, ona ters davran, ona yanlış davran, ona tepeden davran, ona bağır, ona çağır, senden başka doğrusu yok. Bu güzel ahlak sahibi değil. Yok, onun Allah’a yakınlığı düşünülemez. Annesine küfür eden, babasına küfür eden, annesi ile babası ile kavga eden, tartışan…Nasıl küfür edersin annene? Bu nasıl bir ahlak! Eşine nasıl küfredersin? Bu nasıl bir ahlak! Çocuklarına nasıl küfredersin? Bu nasıl bir ahlak. Arkadaşlarına küfredersin, bu nasıl bir ahlak? Bu güzel ahlak değil! Bu okuduğumuz islam değil, değil! Güzel ahlakla, Allah’a yaklaşır insan, güzel ahlakla. Güzel ahlakın numunelerini de üzerinde görün, görünsün senin üzerine ama istikametle, sen bunu özünden yap. Küfür etmesini bir tek sen bilmiyorsun, herkes biliyor. Adam dövmesini bir tek sen bilmiyorsun, herkes biliyor ama dövebilecekken dövmemektir. Güzel ahlak sövebilecekken sövmemektir güzel ahlak. Onunla, o zaman şimdi böyle ahlakını güzelleştirmeye çalışan bir kimse var, bunu hasbelkader yaşamaya çalışıyor. Sen onun hakkında gıybet, dedikodu ediyorsun. Allah muhafaza eylesin.

‘Bana nafile ibadetler ile yaklaşmak ister. Nihayet ben ona muhabbet ederim’ farzları yerine getirdi, nafilelerle Allah’a yaklaşmaya çalıştı, Allah diyor ki ben ona muhabbet ederim. Artık ben kulumu sevince, onun işitir kulağı, görür gözü, tutar eli, yürür ayağı mesabesinde olurum. Dili ile her ne isterse muhakkak onları veririm. Bana sığınmak isteyince muhakkak kulumu ziyaret ederim yani onu kendime sığındırırım. Bu tip kullara, Allah’ın böyle kullarının arkasından gıybet etmek, dedikodu etmek, iftira etmek, Cenabı Hakkın harb açmasına, ona harb açmasına sebep oluyor. Allah bizi onlardan eylemesin. ‘Enam Suresi, ayet 52, bu ayeti kerime çok hoşuma gider benim. Bütün ayetler hoşuma gider de, bu ayrıca hoşuma gider. Allah’ı zikredenler, tarih boyunca hep hor hakir görülmüştür. Böyle toplumun sanki hor hakir tabakası, toplumun sanki ikinci sınıf, üçüncü sınıf tabakası gibi görünürler. Böyle kendini beğenmiş zengin kesimi, kendini beğenmiş devlet ricali, kendini beğenmiş, bürokrasi ve siyaset ricali, o dervişlere, o sufilere hor bakarlar, hor görürler. Bu tarih boyunca böyle olmuştur ama. Bunu müjdeleyen, o böyle önceden sufilere fakir derlerdi, adı sufi değildi onların,

fakirdi, bildiğiniz fakir ve onlar da kendilerini fakir olarak nitelendirirlerdi. Bir sufinin kendisini fakir olarak nitelendirmesi, hani böyle bazen tevazuda, haddi aşıyorlar, işte ben fakir, ben fakir, ben fakir, onu sevmiyorum ben de Allah affetsin, ama böyle hani gerçekten kendisini hiçliğe götürmüş, kendisinde fazla bir şey görmeyen kimse, fakir bu. Fakir, sufi manada akçesi olmayan değil. Fakir, akçesi olup da kendisini fukara gören, öyle yaşayan kimse. Gösterişten uzak, şatahatten, şatafattan uzak, kibirlilikten uzak insanlar. Allah cümlemizi onlardan eylesin. Ayeti kerime, neden ayeti kerime indi? Müşriklerin ileri gelenleri, Mekkeli müşriklerin ileri gelenleri, Medine’yi Münevvere’ye geldiler, Medinei Münevvere’de Hz. Peygamber sallallahü ve sellem le özel görüşmek istediler. Dediler ki bizimle özel göüşr. O da, ola ki Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, onlar müslüman olurlar, iman ederler, müşrikten vazgeçerler diye onlarla özel görüşmeye aldı onları.

Onlar dediler ki ey Muhammed bu fakirlerle bir arada oturamıyoruz. Bunları etrafından uzaklaştırsan, biz de sana iman ederiz. Bu suretle şerefli insanlar da, kabile reisleri de sana iman eder demişlerdi. Onlar dediler ki bu ashabı suffa var ya bu garib gureba takımı, bunlarla bizi aynı tutma. Bizi bunlardan ayır. Hani tabiri caizse bize özel sohbet et. Biz kabile reisi, Mekke’nin zengin eşrafındanız. Bizleri ayrı tut. Bize özellik ver. Biz bunlarla beraber oturmak istemiyoruz. Zaman zaman bazen dergahların içerisinde böyle insanlar çıkar. Derler ki bizi ayırsan, biz böyle on kişi filanca yerde toplansak, Zikrullah yapsak, zenginler grubu! Onlar toplanacaklar, kendi kendilerini ağırlayacaklar. Vardır bunlar toplumun içerisinde ve belli cemaatler, bunları uygularlar. O zenginlerin parasını alacak, pulunu alacak, onların işte makamından, mevkisinden faydalanacak. Onlara ayrı sohbet gurubu açarlar. Onlara özel ders yeri açarlar. Onların başına da kendilerinden bir tane zakir veya kendilerinden bir tane nakip nükebba sugaba neyse tayin ederler veya bir sohbetçi yayin ederler. Onlar mesela öyle bir yerde toplanırlar, zenginler bir yerde. Üst seviye onlar. Gelip de dervişlerin arasında, fukaraların arasında ne işleri var? Bir de onlar böyle bir şey yaptıklarında haddi de aşarlar. Şeyhi de kendilerine özel isterler. Efendim bize ayrı gelseniz. Tabii, hele onlardan böyle onlar bir yere bir kuruş, iki kuruş yardım etsinler, orayı satın almaya kalkarlar. Ben o yüzden bütün zakirlere derim. Sakın ha harçlık almayın, kimseden para almayın, sakın ha! Neden? Sizi köle etmek isterler . Borç dahi almayın derim. Borç, bildiğiniz borç. Alma! Seni köleleştirmek ister. O böyle, o haddini bilmeyen zenginler, o hadsiz bürokratlar, hadsiz siyasetçiler, orayı böyle kendince kendisine böyle çöplük gibi kullanmaya çalışır. Allah muhafaza eylesin.

O Mekkeli müşrikler de böyle geldiler. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri onları dinlerken kim geldi? Amâ Ümmü Mektum geldi, girdi içeri. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin yanına geldi, cübbesinden tuttu, dedi ki: ‘Ey Muhammed! Bana dinimi öğret. Bana dinimi öğret.’ O esnada Mekkeli müşrikler, o âmâ Ümmü Mektum’a baktılar, yüzlerini ekşittiler. O Kur’an-ı Kerim’de ‘o yüzünü ekşitti’ ikazı, Mekkeli müşriklerle alakalı, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem ile alakalı değil. O,nu bir kısım alim ulema, sanki Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri yüzünü ekşitti de Allah onu ikaz etti diye tefsir

ediyorlar. Oysa yüzünü ekşiten müşrikler yani biz tam Hz. Peygamber’le yani Muhammed(s.a.v.)’le görüşüyorduk, konuşuyorduk. Yani sen ne yapmaya geldin şimdi, bu topluluğumuzun içine girdin de âmâ, fukara halinle bizim sohbetimizi kestin! Sen kimsin? Sen nesin manasında ona yüzünü ekşittiler ve Cenabı Hak hemen ayeti kerimeyi indirdi, Sabah akşam, ayeti kerime uzun da ben bize lazım olan kısmını aldım: ‘Sabah akşam Rablerinin rızasını isteyerek ona yalvaran, onu zikredenleri sakın sen yanından kovma.’ Hani ayeti kerimede devam ediyor. O hani ‘ malıyla mülküyle kendisini bir şey zanneden, insanlara tepeden bakan, sen kalbi gönlü dünyaya meyletmiş, Allah’ın zikrini unutmuş kimselere bakma.’ Ayeti Kerime bu, uzunu. Onlara bakma. Onlar dünyaya, hevaya ve heveslerine tapınmışlar. Onlar dünyaya yönlerini döndürmüşler. Onların kalplerinde Allah’ın zikri yok. Onların kalplerinde Allah’ın zikrullahı yerleşmemiş, onların kalplerinde iman kemale ermemiş. Onların tanrıları kendi paraları, pulları, makamları, mevkileri olmuş. Sen sakın ha Ey Muhammed yönünü onlara çevirme. Sakın! Ya? Sen yönünü sabah akşam Allah’ın rızasını dileyen, Allah’ın rızasını isteyen, Allah’ın rızasını istediği için ona yalvaran, ona yakaran, onu zikreden, onu tesbih eden, onu tenzih eden, onu teşbih eden, o Allah’ın kulları var ya, evet, sen onlarla beraber ol. Peygamberine söylüyor. E sen şimdi otur sabah akşam Allah’a yalvarıp dua eden, Allah’ı zikreden, Allah’a yaklaşmanın yolunu arayan, bu noktada hasbelkader gücü ve kuvvetince işte Allah’ın ibadetlerini, emrettiklerini yerine getirmeye çalışan, kimselerin arkasından dedikodu et, iftira et, yapmadıkları şeyleri yapmış gibi göster, Allah sana harp ilan eder ve o kimsenin, Hz.Pir öyle diyor, o kimsenin ar damarının patladığına, ar perdesinin yırtıldığına işarettir.

Bir kimsenin ar damarı patlarsa, her türlü haramı ve ahlaksızlığı utanmadan yapar. Bir kimsenin ar damarı patlarsa, iyi nsanmış, bu veli insanmış, bu Allah dostuymuş, bu müminmiş bakmaksızın, arkasından gıybet, dedikodu, iftira, düşmanlık eder. Onun ar ve haya perdesi patlamıştır. Onun damarı çatlamıştır. Onun damarı çatladığından öyle yapar Allah muhafaza

eylesin. işte kıymetli dostlar, Hazreti Pir’in bize vermiş olduğu öğüt şu: ‘Sakın ha Allah’a yakınlık peyda etmeye çalışanların arkasından dedikodu etme, gıybet etme, iftira etme, onların üzerinde suizana düşme. Yoksa senin ar perden yırtılır. Bir daha onu diken bulunmaz, senin damarın çatlar, o damarını tedavi eden bulunmaz ve Allah muhafaza eylesin, sen Allah dostlarına düşmanlık yaparsan, sen namaz da kılsan şirk ehli olarak gidersin. Sen oruç da tutsan, şirk ehli olarak gidersin. Sen çünkü Allah’ın harp ilan ettiği kimsesin. Allah bizi onlardan eylemesin. O yüzden kim Allah’ın velilerine eziyet ederse, onları kerih görür, onlarla alay ederse, Allah muhafaza eylesin, Allah’ın yolunda koşturan, cihad eden, mücahitleri kerih görür, onlarla alay ederse, onlara düşmanlık ederse, kim alimlerle alay ederse, adam Ebu Hanife ile alay ediyor, imam Şafi ile imam Maliki ile imam Hanbel ile alay ediyor. O kimse imam Buhari’ye düşmanlık ediyor, Tirmizi’ye düşmanlık ediyor. Hadis alimlerine düşmanlık ediyor. Düşmanlık ediyor! Fıkıh alimlerine, o mezhep sahiplerine düşmanlık ediyor. Onlar küfür üzerine giderler. Allah muhafaza eylesin. Çünkü bir kimse mesela alimliği sabit olmuş, imamı Azam gibi veyahut da veliliği sabit olmuş Abdülkadir Geylani gibi Hz. Mevlana gibi bunlar artık sabitlenmiş, ittifak halinde. Onların veliliği ile alay etmek, onların alemliği ile alay etmek, Allah muhafaza eylesin insanı küfre götürür. Rabbim muhafaza eylesin.

Son hadisi şerifi okuyacağım bitecek. ‘Üç sınıf insan var ki onlarla ancak münafık olan alay eder.’ Üç kısım insan var ki onlarla ancak münafık olanlar alay eder. Bir; islamiyette saçını sakalını ağartan yaşlılar, Allah yolunda saçını sakalını ağartmış, Allah yolunda koşuşturmuş, o yolda koşuştururken saçını sakalını ağartmış. iki; ilim sahibi, gerçekten o ilim sahibi olmuş, kendisini yetiştirmiş ama hadis alanında ama fıkıh alanında ama tefsir alanında ilim sahibi olmuş. Üç; adil imamlar, bakın hep imamların önünde ve arkasında devlet başkanları ile alakalı adil olmak vardır. islam adil olmayı, adaletli olmayı önemser. Bir devlet başkanından beklenilecek olan en önemli hususiyet adil olmasıdır. Bir babadan beklenilecek olan en önemli hususiyet, evin içerisinde adil olmasıdır. Bir kadının kocasından bekleyeceği en önemli hususiyet, o kocanın adil olmasıdır. Bir patronun işyerinde adil olması beklenir. Bir zakir, adil olacak. Bir vazifeli, adil olacak. Adil olacak! Bir üstad, bir şeyh efendi adil olacak. En önemli şey adalet sahibi olmaktır. insanlık adaletle ayakta durur. Devletler, adaletle ayakta durur. Dergahlar, adaletle ayakta durur. Topluluklar, adaletle ayakta durur. Bir ev, adaletle ayakta durur. Adil olacaksın! Kocasın, adil olacaksın. Babasın, adil olacaksın. Memursun, adil olacaksın. Amirsin, adil olacaksın. Adil olacaksın! E, adil olan bir kimsenin arkasından sen konuşuyorsan, sen de

münafığın ta kendisisin. Sen ilmiyle amil bir kimsenin arkasından konuşuyorsan, dedikodu, gıybet ediyorsan, iftira ediyorsan, münafığın takendisisin. Sen Allah yolunda saçını sakalını ağartmış kimsenin arkasından dedikodusunu, gıybetini ediyorsan, münafığın takendisisin. Hadisi şerif bu, hadisi şerif. Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.) söylüyor. Allah muhafaza eylesin bizleri, Rabbim korusun inşallah. Cümlemizi Cenabı Hak kendi yolunda giden kullarından eylesin.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Şeyh, Muhabbet, Tesbîh, Kâbe. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı