Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 773-774. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 3 • 10/46

773-774. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Nefis, demir ve taştan yapılan çakmaktır, put kıvılcımdır. O kıvılcım su ile söner. Fakat taş ve demir yani (çakmak), su ile söner mi? Ademoğlunda bu ikisi oldukça ne vakit ve nasıl emin olur.”

Hz. Pir nefsi taşa ve demire benzetiyor. Taş ve demiri birbirine çakınca ne yapar? Kıvılcım çıkar. Taş ve demiri birbirine çaktığında kıvılcım çıkıyor. O kıvılcımı da put olarak gösteriyor. Burdaki put ne? Bir kimsenin kendi içindeki putları. içerdeki putlarla dışardaki putlar farklı. Bir kimse içindeki putu yıkamazsa dışındaki putları yıktığını söylemesi abestir. içimizdeki putlar nedir? işte nefse uyma, harama uyma, heva hevese uyma. Benliğe uyma. Bence böyle olmalı dini meselelerde. E canım kardeşim, Kur’an inmiş sünneti seniyye inmiş, imamların içtihatları mevcut. Bu meselede bence, onca, bunca diye bir şey yok. Tabi ol. Yok bence böyle olmamalı. Ya neden? Din senin düşüncene görüşüne göre mi tanzim edilecek? Din Kur’an sünnet, gelmiş bitmiş. Neden işin bencesi var ama heva heves bu, işin put tarafı bu. Yani onca öyle olmamalı. Onca öğle denmemeli yani Allah bunu böyle söylememeli. Ya böyle ayet mi olur veyahut da bu peygamber hadisleri doğru mu ki? Bence böyle olmamalı bu iş. Bence bence bence onca… Bunların hepsi de put. Tabi burda Hz.Pir nefisle alakalı meseleye bakarken hangi kötülüğü emreden nefisle alakalı veyahut da bizim içimizdeki kötülüğün de iyiliğin de de içine işlendiği, içine böyle bir bilgi gibi veyahut da bir çip gibi konduğu nefis. Biz öyle anlıyoruz ama nefse bir bütüncüllük açısından baktığımızda insanın kendisi insanın özü nefis kelime olarak. Bu normalde kötü huyların da ondan sonra ne bileyim işte iyi huyların da içine

toplandığı, zaman zaman ruh olarak isimlendirilen, bazı ayeti kerimelerde kullanılan yere göre ruh manası taşıyan, bazı ayeti kerimelerde kullanıldığı yere göre can mânâsını taşıyan bazı ayeti kerimelerde kullanıldığı yere göre hayat olarak adlandırılan ve işte nefes, varlık, zat, insan, kişi, heva ve heves kan, beden, bedenden kaynaklanan sufli arzular gibi manalara gelen nefis değil yani nefsin çünkü Kur’an-ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde kullanılan manalar çok geniş.

Hani bir kimse çok rahat bir şekilde işte örnekliyorum nefsim kurufasulye istedi dediğinde bu haram bir istek değil. Bir kimsenin kendince kuru fasulyeyi canı çekmesi gibi bu da nefse giriyor veyahut da işte ona nefs üflendi dediğinde ona ruh manasında veyahut da işte onun anne karnında ilk onun normalde yumurta ile meninin birleşmesinden can husule gelip onun büyümeye başlaması. Bu da nefis mânâsına geliyor veyahut da hayatın devamı veyahut da bir şeyim bütüncüllüğü. Mesela zat noktasında Cenabı Hakk’ın da bu noktada onun zatı üzerinde de Allah’ın nefsi denilebilinir mi? Evet. Burdaki nefis Allah işte heva hevese düştü manasında değil. Zatın bütünlüğü manasında veyahut da bir insan, bir kişi, bir varlık, bireysel noktada da ne olmuş oldu? O da bir nefis olmuş oldu. Bu kullanılan cümlenin konumuna, durumuna göre ordaki nefsin üstüne yüklenilen mana da farklılaşmış, değişmiş oldu. Tabii burda normalde Hz. Mevlana Celaleddin Rumi hazretlerinin burdaki nefis kastı bu değil. Tabii Cenabı Hak da hani Allah manasında kullanılır dedim ya. Bunu böyle kendi kendiniz a böyle şey olur mu demeyin. Bunlar ayetlerle sabit. Cenabı Hak da mesela işte kendince kendisini nefis olarak tarif ettiği yerler var. Taha ayet 41: ‘Seni kendi nefsim için ayırdım.’ Bunu normalde kime söylüyor? Musa’ya diyor. Seni kendi nefsim için ayırdım yani onu peygamber olarak seçti. Bütün peygamberleri kendi nefsi için seçti. Kendisini tanıtsınlar, kendisini bildirsinler diye seçti ve kendi nefsi için seçti Peygamberleri, kendisi seçti. ‘Ayetlerimize iman edenler sana geldiği vakit şöyle de, Selamünaleyküm. Rabbiniz size rahmet etmeyi kendi üzerine, nefsine almıştır.’(Enam 54). Yani burda Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine diyor ki sana iman edenler geldiğinde deki Selamünaleyküm. Önce onlara selam ver ve de ki Rabbiniz size rahmet etmeyi, kendi nefsinizin üzerine aldı. Yani Cenabı Hak burda kendi zatını nefis olarak tarif ediyor ve hani veyahut da Allah kullarının rızkını kendi nefsine vacip etmiştir. Kullarının rızkı kime ait olduğu hadis-i kutsi bu. Allah’a ait oldu.

Allah kulların rızkını kendi üzerine vacip etti. Kendi nefsine vacip etti. Burda da Cenabı Hak zat noktasında ne yapıyor? Burda da nefis kelimesini kullanıyor. Allah sizi kendisinden sakındırır. Allah sizi kendi nefsinden,

kendi nefsinden, kendisinden, zat olarak sizleri sakındırır. iman edenleri sakındırırı. Bakın burda nefis kelimesini Cenabı Hak kendi zatı olarak kullandı. O yüzden bazı ayeti kerimelerde ve bazı yerlerde bunu okuduğunuzda kendi kendinize Allah nefsine uymuş, burda nefsine uyduğunu söylüyor veyahut da işte Allah burda ben nefsime bunu vacip kıldım. Bu cahil cehalet ehli, Allah nefsine uymuş gibi veyahut da Allah’ta bize benzer bir nefis varmış gibi addediyor. Bilmediklerinden dolayı. Çünkü nefsin kullanıldığı yere göre nefsin manası değişti. Bazı hadis i şeriflerde de normalde bu Cenabı Hakk’ın zatı olarak kastedilir. Örnek, Hz. Aişe radıyallahu anh hazretleri demiştir ki Hz. Peygamber sallallahü ve sellem in yanında yatıyordum. Sonra onu kaybettim yani yanımda olmadığını gördüm, derken onu aramaya başladım. Birden o secde yaparken elim onun ayağına değdi. O şöyle diyordu; Ey Allah’ım senin gazabından rızana senin cezalandırmandan affına ve senden sana sığınırım. Sana yapılabilecek övgüleri saymaya gücüm yetmez. Sen nefsine sena ettiğim gibisin. Yani burda da hadis-i şerifte de Hz. Peygamber sallallahü ve sellem Hazretleri Allah’ın zatına ne yaptı, senin nefsine dedi. Onu o manada kullandı. Yine başka bir rivayette Allah şöyle buyurur hadis-i kutsi: ‘Kulum beni anladığında ben kulumla birlikteyim Eğer kulum beni kendi nefsinde anarsa ben de onu nefsimde anarım.’ Burda kulum kendi nefsinde dediği ne? Kul kendi zatıyla kendisinde kendi kendisine onu anarsa Allah da onu kendisinde, kendi kendisine onu anar, ben de onu kendi nefsinde anarım. ‘Eğer kulum beni bir topluluk içinde anarsa, ben de onu, onun beni içinde andığı topluluktan daha hayırlı olan bir toplulukta anarım. Kulum bana bir karış yaklaşırsa ben de ona bir zîra yani arşın yaklaşırım. Kulum bana yürüyerek gelirse ben de ona koşarak gelirim. Bu meşhurdur ya Buhari’de, Müslüm’de, Tirmizide bunu okuyabilirsiniz. (Hadisi Kutsi). Burda aslında kendi nefsinde anarsa dediği, kendi kendine andığı. Tabii bunu normalde çevirenler bazen, işte gizliden andı. Bu karşılığı bu değil hadis-i kutsideki. Kulum kendisini içinden andı değil. Kulum kendi nefsinde beni anarsa bir topluluk olması şart değil. Sen yolla Allah Allah Allah dedin kendi nefsinde andın. Namazı evinde kıldın, kendi nefsinde kıldın, cemaat içerisinde kılmadın. Namaz gizli değil ki, bir kimse namazını kılmasını saklayamaz ki, evin içindekiler, evde yaşayan insanlar varsa onun namazını görür mü? Evet. Namaz zahir bir ibadettir ritüel olarak.

O yüzden bu hadis-i kutsi bilhassa hafi zikrullah erbabı, kulum beni kendi içinden anarsa değil. Kulum kendi nefsinde anarsa ben de onu kendi nefsimde anarım. Kulum beni bir topluluk içinde anarsa, ben de onun anmış olduğu topluluktan daha hayırlı bir topluluk içinde onu anarım. Burda iş büyüdü. Çünkü cemaat içerisinde Allah’ı zikretmek, cemaatle namaz kılmak,

cemaatle oturup toplanıp işte örneğin burda bir ilim tahsil edilmesi. Burda şimdi hepimiz Allah’ı zikrediyoruz. Allah da diyor ki daha hayırlı bir topluluk içinde ben sizi zikrederim. Biz kendi kendimize evde kitap okuduk, kendi nefsimizde Allah’ı zikretettik. Oturduk evde Kur’an-ı Kerim okuduk. Kendi nefsimizde, kendi kendimiz zikrettik. Allah da kendi nefsinde bizi zikretti ama oturduk hane halkını topladık hadi bakalım Kur’an-ı Kerim okuyalım, Kur’an’ı Kerim okuduk. Cemaat halinde herkes duydu. Böyle evler az kaldı artık. Böyle evler az kaldı. Evde baba, anne, çocukların oturup böyle bir yarım sayfa Kur’an-ı Kerim okuyup diğerlerinin dinlemesi az kaldı. Bahanemiz çok, dizilerimiz var, takip edeceğimiz tweetlerimiz var, takip edeceğimiz facebooklarımız var, sosyal medyamız var, bir sürü şeyimiz var takip edecek. O yüzden kim kimi dürtükledi, kim kimi bipledi, kim kimi didikledi bakmamız lazım. Yani oturup Allah’ı zikretmekten, oturup Kur’an-ı Kerim okumaktan veya da oturup aile ile ortak bir şey sohbet etmekten, bir şey konuşmaktan daha önemli bunlar. Takipçi sayısını arttırmamız lazım. O yüzden absürt şeyler yapmamız lazım. insanların inancıyla, ahlakıyla, insanların anlamayacağı şeylerle oynamak lazım. Neden? Takipçimizin artmasını lazım? Birilerine hakaret etmemiz lazım. Birilerine sövmemiz lazım. Birilerine farklı davranmamız lazım. Erotik şeyler konuşmamız lazım ki aman takipçimiz fazla olsun. Ne yediğimizi, ne içtiğimizi, nerde yediğimizi, kimle yediğimizi, hepsini fotoğraflayıp koymamız lazım. Ne giydiğimizi, yırtmacımızdan neresinin nereden nereye kadar göründüğünü muhakkak göstermemiz lazım.

Kimlerle nerdeyiz, hangi restorandayız, hangi bardayız, hangi pavyondayız, hangi meyhanedeyiz, hangi gece kulübündeyiz, bunu göstermemiz lazım. Evet! Yani sosyal medya Kur’an sünnet dairesinde heva hevesine uymadan kullanılırsa ala ama öbür türlü enteresan bir şey. Ailenin içerisinde birlik beraberlik kaldı mı? Hayır. Herkes farklı cenahlarda. E şimdi odalar fazla evlerde. Herkesin bir odası var, herkesin bir havası civası var, herkesin kendi özel hayatı var. Akşam olunca çocukların dersleri var. ilgilenecek o kadar çok şeyleri var, tabii onlar odalarında duracak, ders çalışacaklar. Sosyal medyada dolaşacaklar. Anneler onların çaylarını götürecek. Aman oğlumuz ders çalışsın. Aman kızımız ders çalışsın. Tabii onlar ders çalışırlarken sakın ha hiçbir şey söylemeyin onlara. Olur mu olur onra yani eğer yüksek not getirmezlerse nasıl hava atacaksınız etrafa. Eee, teyzesi takdir getirdi, amcası takdir getirdi, e teyzesi ama okul birincisi oldu ya, e teyzesi öbürkü okul üçüncüsü, onun kafa yerde, ya elleme, iyi insan olsun. Yok, onun birinci olması lazım. O yüzden Kur’an’a sıra gelmiyor. O yüzden hadislere sıra gelmiyor. O yüzden edepmiş terbiyeymiş, ilimmiş, bunlara sıra

gelmiyor. Bunlara sıra gelmesi mümkün değil. Onca şeytan önümüze engel koyuyor ki eşlerimizle konuşacak sıra gelmiyor. Çocuklarla irtibata girecek sıra gelmiyor. Bir de çocuklar yarın okulda nederle yani sorarsa arkadaşı, a işte ne o Kerimcan dün akşam ne giymiş, gördün mü? Görmedi Kerimcan’ın ne giydiğini. Büyük eksiklik! Tabi, çocuk geri kaldı. Kerimcan’ın ne giydiğini görmemiz lazım. Allah bizi affetsin. O yüzden kulun kendi nefsinde Allah’ı zikretmesi, yani kendi çabasıyla kendi durumu ile konumuyla kendi kendisine bir ibadet etmesi. Bunun illaki hafi, gizli manası değil bu. Kendi kendine Allah’ı zikretti, kendi kendine namaz kıldı, bu onunla alakalı. Kulun cemaatle ibadet etmesi, cemaatte zikretmesi bunlar farklı, evet. insan bedeni anlamında kullanılması.

Hani sözün başında farklı farklı manalarda kullanılır dedim ya, bunlarla alakalı da küçük küçük örnekler, Yusuf Aleyhisselam’la alakalı, Yusuf dedi o benim nefsimden murad almak istedi. Kiminle alakalı? Kimdi onun nefsinden murad almak isteyen? Züleyha. Züleyha ona defalarca davet etti. Davetkar davrandı, ona emretti. O hep ondan uzak durdu, hep kaçmaya çalıştı, harama bulaşmak istemedi. Çünkü Züleyha evliydi. Evli. Zina haram. Evli bir kadınla zina yapmak veya evli bir kadının zina etmesi normalde mevcut haramı ikiye katlayan, üçe beşe katlayan bir haram. Zina haram ama komşu kadınla zina etmek zina suçunu ona katlamak gibi. Allah muhafaza eylesin. Tabii bunlar artık günümüzde yani konuşulamaz hale geldi. Laik, demokratik insan haklarına dayalı bir hukuk devletinde zina suç değil. Para karşılığında zina yaparsa bir kimse, devlet neden benden vergi kaçırdın diye onun peşine düşüyor ama bir kadın bir erkek istediği sayıda istediği kadar zina edebilir. Devlet olarak suç görmüyoruz. On yıl içerisinde zina devlete bakın devletin tespit ettiği, Adalet Bakanlığının tespit ettiği on yılda zina suçu %732 artmış. Bunu devletin resmi kanallarından alınan resmi açıklaması, tüvik açıklaması %732. Bir de bunun devlete intikal etmeyenleri vardır. Bundan fazladır ama bir bunun kadar koyun on yılda %1500 artmıştır zina, büyük hastalıktır. Adem’den beri Cenabı Hakkın bütün ümmetlere haram ettiği ve ümmetleri bundan korkuttuğu bir hastalıktır. Bir ülkede zina artarsa, orda bereketsizlik artar, orda yağmurlar dengesini karıştırır, toprak dengesini karıştırır, o insanların dengesi bozulur, toplumun dengesi bozulur, toplumun dengesi bozulur ama öyle bir hale geldi ki toplum, artık fütursuz, arsız bir şekilde göz göre göre, bu kadın evli midir değil midir, bu kadının çoluğu çocuğu mu var, yok mudur, böyle fütursuzca gidiliyor ve bunu ne yazık ki ne yazık ki önceden Müslüman görünümünde olan kimseler bunlara bulaşmazlardı. Şmdi artık görüntüsü Müslüman ama amelleri münafık olan kimselerde görünüyor artık bunlar. Bunu kendimden örnekliyorum

ya başka bir yere gitmeye gerek yok. istanbul’da böyle bir o şeyden gemilerin durduğu yanaştığı yer neresi? Yenikapı’dan, ordan o köprü var, şeye doğru Aksaray’a doğru, köprünün altında kırmızı ışıklar vardı. Hala daha var orda, gece akşam böyle yani dokuz buçuk on sularında, ben ordan yürüyorum. Bayanın birisi böyle camı kibar bir şekilde tıktıkladı. Ben açtım, buyur bacı dedim ben, böyle baktım.Bir isteğin var mı dedi. Estağfurullah dedim. Senin bir isteğin varsa söyle bacı dedim ben. Ne bacısı ya dedi. Öbür taraftaki kadınlara bağırıyor. Bu bildiğimiz sakallılardan değilmiş ya dedi. Bir utandım, kendi kendime bir utandım!

Hani ben de buyur bacı diyorum ki ona, Allah bendeki kafaya bak şeyde sufilerde ya normalde şey vardır hani adamın karnı açtır, cebinde parası yoktur, karşındaki kimseye der ki seni yemeğe götüreyim karnın açsa. Bu şu demektir, benim karnım aç. Bu sufi inceliğidir, bakın sufi edebi, sufi inceliğidir. Karşındaki kimseye ya üşüyorsundur sana bir palto alayım, kendisi gömlekte dolaşıyor, sana palto alayım dediğinde o şunu diyor, ben üşüyorum, benim paltoya ihtiyacım var. Tabii biz bu incelikleri kaybettik, unuttuk. Benim kafam oraya gitmiş. Aynı şeyi ben Suriye’de de yaşamıştım. Sonra toparladım. Ya dedim, Suriye’de de yaşadıydım, yani düşünebiliyor musunuz diyor ki bu bildiğimiz hacılardan sakallılardan değil. Demek ki bildiği sakallılar var. Ne bunlar? Bunlar fuhuşa giden insanlar. Fuhuşa gidiyor, işin en acı tarafı bu, insanların Müslüman görünümünde fuhuş yapması. Müslüman görünümündeki erkeklerin, evli kadınlara sarkıntılık yapıp onlarla fuhuş yapmaması. Müslüman görünümündeki, makam mevki sahipleri, kendilerine iş için gelen kadınların namuslarına tasallut olması. Acı olan bu, acı olan bu. Aynı şeyi Suriye’de yaşamıştım.. Allah rahmet eylesin, Şeyh efendi hazretleri ile beraber gittiğimizde ordan umreye gideceğiz. Öyle bir kendi kendimize düşündük, buradan umreye gidelim. Tamam, umreye gidelim. Orda da dediler ki biz şeylerinizi, ne o vizelerinizi hallederiz. işte o zaman Allah rahmet eylesin, Suriye’nin Diyanet işleri Başkanı konumundaki Ahmet Geftari, Allah rahmet eylesin, Nakşibendi kendisi, o böyle demiş ki ben işte bir hediye olarak onların vizelerini aldıttırayım. Ne lazım? Fotoğraf lazım. Kaçar tane? Geçmiş gün, dörder tane mi altışar tane mi ne fotoğraf lazım. Biz de fotoğraf yok. Haydi, biz de gittik bir fotoğrafçıda fotoğraf çekiliyoruz hep beraber. Kadının birisi geldi, böyle şive olarak hoşgelmişsen dedi. Hoş bulduk dedim ben, Türkçe söylüyor, bir ihtiyacın var mı dedi. Estağfurullah bacı. Senin bir ihtiyacın varsa söyle. Sen nerelisin dedim ben. işte şimdi kimse yanlış anlamasın, her yerli olabilir böyle bir kimse, Antepliyem dedi. Dedim ki varsa bir sıkıntı söyle. Hani ben de diyorum ki orda naçar kaldı. Böyle baktı, ne sıkıntısı dedi. Sen gurbettesin,

sen bir şey lazımsa söyle deyince o zaman anladım ben. Bizim orda da bir tane Nuri diye bir kardeş var. Orda okuyor. Hacı abi, sen gel bu tarafa dedi. Ya Nuri kimden yanasın dedim ben şimdi latifeden, benim dedim nasiplerimi mi kapatıyorsun sen dedim. Ya yapma hacı abi ya filan dedi. Müslümanların böyle tanınmaları korkunç. Sakallı bir, sünnet sakallı bir Müslümanın böyle tanınması korkunç. Bir Müslümanın görüntüsü, Müslüman olan bir kadının, bir erkeğin, böyle tanınması korkunç. Bu büyük bir handikap. Allah muhafaza eylesin.

O yüzden de o Yusuf Aleyhisselam’a Züleyha ona yalvarıyordu. Onunla beraber olmak istiyordu ama Züleyha o esnada evliydi. Evli bir kadınla cinsel ilişkiye girmek, büyük haramlardan birisidir. Muhammedi fıkıhta, Muhammedi hukukta, evli bir kadının veya evli bir adamın, zina yapmasının cezası ölümdür. Musevilikte ölümdür, isevilikde ölümdür, ibrahimilikte ölümdür. Hepsinin de cezası ölümdür. işte Kur’an’da yok! Hz. Muhammed i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri öyle içtihat etti, recmetti, öldürdü. Neden? Evli bir kadının veya evli bir adamın zina etmesi büyük günahı kebair. Yusuf Aleyhisselam da diyor ki Kur’an-ı Kerim’de, o benim nefsimden murad almak istedi. Burda nefis ne manaya geldi? O kimsenin bedeni mânâsına geldi. Beden. ‘Allah’ın haram kıldığı nefse, cana haksız yere kıymayın.’ (Hadid, ayet 22.) Burda da ne? Can hükmüne geldi, o kimsenin bedeni hükmüne geldi. Her nefis ölümü tadacaktır.(Ankebur, ayet 57) Bu da ne? O kimsenin bedeninin öleceğini, beden olarak yok olacağını, Allah muhafaza eylesin inşallah. Yine La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen Müslüman bir kişinin kanı şu üç şeyden biri ile helal olur. Nefse nefis, nefse nefis, yani bir kimse kalktı, haksız yere bir kimseyi öldürdü, nefse nefis. Öldüren kimsenin kanı helal oldu. Bakın bu üç şeyin karşılığı ölümdür. Haksız yere bir kimseyi kalktın öldürdün, nefse nefis, ikincisi evli olarak zina eden, üçüncüsü cemmatten ayrılıp dinden çıkan. Bu üç kişi için ölüm haktır. Bir, haksız yere birini öldürdü karşılığında kendi canınla ödersin. iki, evli iken zina ettiysen karşılığında canınla ödersin. Üç, sen dinden dönersen, islam olduktan sonra dinden dönersen karşılığı nedir? Ölümdür. Burda da ne olmuş oldu? Nefis o bireyin kendisi yani vücudu olmuş oldu.

Yine nefis, putlar hakkında kullanılır. Hakkınızı helal edin, bu nefsi biraz uzun tuttuk ama anlaşılsın istedim. Sıkılmıyorsunuz değil mi? istiyorsanız sıkılıyoruz deyin. Ben askerde çavuştum. istikamet heykel derim bir koşarsınız, bir düdük yatarsınız, bir düdük kalkarsınız, tekrar istikamet, Karabaşı Veli Tekkesi, koşa koşa gelirsiniz, canınızın sıkıntı kalmaz! Nefsin putlar hakkında kullanımı, put. ‘Yoksa onlar için kendilerini azabımızdan koruyacak ilahlar var. Onlar kendi nefislerine bile yardım edemeyecekleri

gibi onlara tarafımızdan sahip de çıkılmaz. (Enbiya, ayet 43) Yani normalde o putlar var ya, Evet, o putları da ne yapıyorsun? Onları da diyor kendi nefisleri dahi kurtaramazlar. Bakın, o putu ne yaptı? Cenabı Hak bir nefis olarak gösterdi. Tanımladı. Bu ne? Bu ne? Lat, Uzza, Menat. Kur’an’da bize isimleri zikredilen üç tane put. Lat, Menat, Uzza. Bunları unutmayın. Bunlar bizim içimizde. Menat ne? Para. Haram para, haksız kazanç, haksız para. Alavereli dalavereli işler, akçeli işler. Haram para. Bu menat. Lat ne? Makam mevki. Uzza güç. Bu üç şey de neymiş? Putmuş. Bunlar müşrikler için müşrikler zamanında Araplarda bunlar böyle şey halindeydi. Ne o, bildiğiniz insan figürü gibi. Allah muhafaza eylesin

Nefis, cins tür anlamında kullanımı: ‘And olsun içinizden, kendi nefsinizden size öyle bir peygamber geldi ki sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir. Size düşkün, müminlere şefkatli ve merhametlidir. (Tövbe, ayet28) Sizin kendi nefsinizden diyor burda.Kendi nefsinizden ne? O da sizin gibi insan. Burda tür manasında. insan türünün içerisinden bir peygamber gönderildi. Tabii bu Tevbe 28. ayeti. Bu ondokuzuncu sapıklar var ya, Edip Yükseller. Onlar bu ayeti inkar ederler, 28. ve 29. ayeti. Bunlar 19’un katsayılarına uymuyor diye tövbe bu ikinci ayeti, Tövbe suresinin 28. ve 29. ayetlerini inkar ederler. Bunlar Kur’an’a sonradan ilave edildi. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de demez onlar. Muhammed bunları kendisi uydurdu, kendisine koydurdu der. Bu Edip Yüksel denilen kimse. Önceden bunların isimlerini zikretmezdim ama zikrediyorum artık. Zikretmemin sebebi insanlar neyin ne olduğunu iyice bilsinler, tanısınlar. iki tane süslü lafa kanmasın, iki tane süslü lafın arkasındaki gerçeği görsün. Bu Edip Yüksel ve avanesi 19’cudur. Bunlar 19’un kat sayılarına göre Kur’an’ı kendilerince yorumlamaya, kendilerince Kur’an’ı öyle otutturmaya çalışırlar. Tevbe suresinin son iki ayetini de inkar ederler. Bunlar hadisi şerifleri de inkar ederler. Bunları bilin, duyun, anlayın. Bunlar, bu Edip Yüksel ve avanesi, komple hadisleri inkar eder, hadis inkarcısıdır, Amerikan uşağıdır, Amerika’nın kucağında oturur. Yerli işbirlikçileri var burda. Namazın ritüellerini kabul etmezler. Namazın normalde sünnetlerini kabul etmezler. Hatta birine dedim kalk iki rekat namaz kıl dedim. Sünnetler olmadan nasıl kılacaksın dedim, baktı bana öyle, böyle de cahiller. Allah muhafaza eylesin.

işte burda da Tevbe Suresi ayet 28’de Cenab-ı Hak tür olarak, cins olarak kullanıyor. Yine Allah size, sizin nefislerinizden eşler varetti.’ Nahl Suresi, ayet (72). Eşler, insan eşleri, birbirlerine aynı türden insan, kadın da insan erkek de insan. Kadınları ve erkekleri Cenabı Hak eş yaptı. Kendi nefislerinden, yani kendi türlerinden. Sen eşine ister kadın, ister erkek, bu domuz bu, bu hayvan bu bu köpek bu, yok bu at, yok bu beygir, yok bu inek,

onu hayvana benzetmek, onu hayvana benzetmek, şekil olarak haram. Allah onu ahseni takvim üzerine yaratmış. Onun üzerinde nefsine uyar da hayvani nefsine uyarsa sen yine de diyemezsin sen eşeksin diye. Haram! O insan ve insan türü belli. Burda da Cenabı Hak ne yapıyor, tür manasında kullanıyor. Evet, nefsin insanın zatı anlamında kullanılması. Öyle bir günden sakınıp korkunuz ki o günde hiçbir nefis (yani kimse karşılığı) diğer bir nefse (yani kimseye) hiçbir fayda sağlayamaz. (Bakara, ayet 123) Burda da nefis ne? O kimsenin kendi zatı, bireyin kendisi, şahsın zatı manasındaki kullanımı. Yine ruh anlamında kullanılması, nefsin ruh anlamında kullanılması. Allah öleceklerin ölümleri anında ölmeyeceklerin de uykuları esnasında nefislerini alır. Burdaki nefisin kullanım yeri ne? Ruh. Burdaki nefsin kullanım yeri ne? Ruh. Allah muhafaza eylesin cümlemizi. Yine: ‘Nefsini temizleyen kurtuluşa ermiştir. Onu kirletip örten ziyana uğramıştır.’ (Şems Suresi ayet 9 ve 10) Burda da ne manada yine de ruh manasında.

Nefsin kalp veya eskilerin sadr dediği veya gönül denilen buna benzer anlamlarda kullanılması: Araf Suresi, ayet 205: Rabbini içinden, Rabbini içinden, nefislerinizle yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam zikret. Gafillerden olma. Burda ne yaptı? Burda o kimseye dedi ki kalbinden, gönlünden, Allah’ı zikret. ‘iyi biliniz ki Allah içinizden yani nefsinizden geçenleri bilir.’ (iç manasında) (Bakara, ayet 235.) Yine hadisi şerif: Zenginlik, nefis zenginliğidir. Yani gönül zenginliği burda ne? Gönül zenginliği. Zenginlik neymiş? Gönül zenginliği ama bu da kelime olarak ne olarak geçiyor? Nefis olarak geçiyor. Yine ehl-i tasavvufun kullandığı nefis vardır. Bu nedir? Bu da ehl-i tasavvuf nefsi genel olarak şu manada kullanır. Furkan ayet 43: ‘Nefsani arzularını kendisine ilah edinen kimseyi gördün mü? Artık ona sen mi vekil olacaksın?) Ehl i tasavvuf nefsi genel olarak bu manada kullanır yani nefsani arzularını kendine ilah edinme. Bakın tekrar söylüyorum, ayetle sabit, nefsani arzularını kendisine ilah edinme.

işte Hazreti Mevlana Celaleddin Rumi hazretlerinin sözün başında nefis demir ve taştan yapılan, çakmaktır. Put kıvılcımdır dediği nefis budur ve o kıvılcım suyla söner yani nefsini heva ve hevesini ilah edindiyse bir kimse yani nefsinin heva ve heveslerini ilah edindiyse bir kimse ne yaptı? O nefsinden taş ve demir birbirine vurdu, bir kıvılcım çıktı. O kıvılcım ne olmuş oldu? Put olmuş oldu. işte ayeti kerimede nefsinin nefsani arzularını kendisine ilah edinen, yani nefsani arzularına uyan, o nefsani arzularının peşinden giden Cenabı Hakkın kitabını bırakıp, Hz. Muhammedi Mustafa’nın sallallahü ve sellem hazretlerinin sünnetini bırakıp kendi heva ve hevesini ilah edinen, kendi nefsinin uyduruklarını ilah edilen, bence böyle olmalı, bence şöyle olmalı, bence Allah budur, bence Muhammedi Mustafa burda

böyle demeliydi veyahut da burda haşa yanlış demiş, eksik demiş demek, o kimsenin kendi nefsinin, nefsinden doğan dogmatik heva ve heveslerini ilah edinmesi. Bakın ilah edinmesi, Hz.Pir bizi bununla alakalı uyarıyor. Diyor ki o kıvılcım yani senin heva ve hevesinden çıkan o putçuklar su ile söner bir şey olmaz ama taş ve demir su ile normalde söner mi? Hayır. Bu biz ölünceye kadar mücadelemiz devam edecek olan nefis. Adem oğlunda bu ikisi oldukça ne vakit ve nasıl emin olur yani sende bu nefis olduğu müddetçe ve nefsinden sudur etmiş, çıkmış putlar olduğu halde ne zaman rahat edersin? O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri mübarek duasında dedi ki göz açıp kapatıncaya kadar beni nefsimin eline bırakma. Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz: ‘Ya Resulallah kim var karşımızda düşman? iki göğsümüzün boşluğunda bulunan nefis’ dedi. O yüzden can bedenden çıkıncaya kadar, nefisle mücadeleye devam. Hiçbir zaman nefisle olan mücadelede gözünü kırpmadan, gözünü kırpmadan devam etmek var. Küçücük bir gaflet, küçücük bir nefse uyma, Allah muhafaza eylesin, bizi yanlış yollara götürür. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammedi nefsin hile ve desiselerine karşı uyanık eylesin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. El-Fataha meessalavat.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları