karabasi-sohbetler-2023

Mesnevi Okuması (1784.Beyit) 25.11.2023 ​​​

Mesnevi Okuması (1784.Beyit) 25.11.2023 ​​​ konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Mesnevi Okuması (1784.Beyit) 25.11.2023 ​​​ hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız. Rabbî mümdüm dray. Rabbî mümdeyn, Rabbî mümdeyn, râhâbî mümdüm üzerinden比較 şarkısı. İçer mèreazzı’yıdır? Rabbî mümdeyn UCırılwać siziremedekちは produces, kömü�ü adınız ama �fur mümdünden şunlayanıp türe contemplu uzunlayan mesini ince.

Hazret-i Peygamber Salullahi W. Zaten demiş ki, beni bu hutsu Resi Kocat’ı ihtiyarlattı. Birden o ayetiklerime gelince sabahına beyazlar, artmış beyazlamış sakalladı. Hazret-i A. Şahine demiş diyor ki, hani ne oldu bu gece? Ben idi o, bu hutsu Resi Kocat’ı ihtiyarlattı diyor. Beni de bu meznevi ihtiyarlattı. Meznevi de ki bazı beyitler ve hatta belli her beyit, öyle de bu meznevi beni gocahtçak çökercek beni Allah’ı yiyesini şahına. İşin içinden çıktan daha doğrusu, işin bunun nasıl konuşalım?

Bunun nasıl anlatalım? Hiç kimse benim başı göz yarılmasın. Kimse yok cebriye düşmesini, yok kaderiye düşmesini diye, kılık kırk kıyarcaz diye uğraşıyoruz. Allah bizi affesini şahına. Hazret-i bir tabi, öyle bir şey söylemiş. Tabi rica etsin. Söylemiş, koymuş oraya. İşin içinden demiş. Ben de sonraki ne? Çıkabır cek olan, çıksan demiş. Böyle bir kaç haftadır, böyle beyitler var. Tabi okudumuz beyitlerin hepsi de kendi ince kıymetli. Ama bazı beyitler var. Gerçekten yani, işin içinden, çıkmak için biraz mesaj istiyor.

Mesnevi Okuması (1784.Beyit) 25.11.2023 ​​​ Hakkında

Geçen haftadan kaldığımız yeri bir okayım. inşâallah birbirini takip ettiği belli olsun. Tabii istikametla alakalıydı. Geçen haftak iyi. Eyi istikametin medar iftikarı, sende istikamette bulun. Bunu okumuştuk. Buradan devam ediyoruz. Eyi baş köşe. Ben senin kapında eşiyim. Mana aleminde, baş köşe nere de eşik nere de. Büyönceki beyitlediyorduk ki ne diyordu? Sen meclisin, sadrında yani gönlünde oturuyorsun. Ben de kapının eşi indeydim diyordu. Ve mana aleminde gösterilen her şey hakikat olduğu kadar hakikat de değildir.

Bu de girmeyeyim şimdi fazla ama ve lakin orada rumuzlar konuşur. Orada öyle rumuzlar konuşulur ki yani eşikle anlatılır. Ne bilim koltukla anlatılır ve işte değişik, perdeler de değişik şeyler tecelleler ve bunların hepsi de teşbihye girer ve o teşbih aslında meselerin hakikati değildir. Ancak bunu teşbih ile anlatabilirsiniz. Benzetmeyle anlatabilirsiniz. Bunu ancak gösterilen rumuzlarla anlatabilirsiniz. O gösterilen rumuz ve hatta gösterilen şekil eşya meselerin hakikati değildir.

Yani örnekle meclirikirse bu salandan içeri geçmek için bir kapı vardır. Zahir alemde. Siz buradan öbür tarafa geçmek istiyorsanız kapıyı kullanırsınız. Ya da keramet gösterirsiniz. Kapıyı açmadan da öbür tarafa geçebilirsiniz. Eyvallah ama buraya anlatabilmek için ve hatta bunun başka bir mekan başka bir perde geçildiğinin göstermek için kapı teşbihini ihtiyacınız var sizin. Ve hatta siz bir tecelliyâttan bir tecelliyât tekeçerken değişik. Sanki dünyayla ilintisiymış, bağlantısı varmış gibi kapıları görürsünüz.

Ve kapılarla anlatırsınız. Hazret-i bir de bunu söylüyor. Ben senin kapında eşiğim bunu söyledikten sonradı diyor ki mana aleminde başka işe nerede diyor. Yani mana aleminde ne başka işe ne eşik böyle bir şey yok. Şimdi birisi de sek yok. Ben de var. Birisi de sek var. Ben dedim ki ya o mana aleminde bir anlamı yok. Bu bunun gibi bir şey. Ama benim en büyük sıkıntımla biliyor musunuz? Benim anlatacağım. Ben anlayacak kardeş çok az. Bu benim acım. Bunun dillendirmek çok zor.

Yani mesela bir kimse birinci kat gökten ikinci kat göğe çıkacak. Aslında bu katların da anlamı yok. Çünkü birinci kat gökte yaşayan mahli kat ile ikinci kat gökte yaşayan mahli kat farklı. 3 4 5 6 7 farklı. Ve hepsi de birbirine de perdeli. Yani birinci kat gökte yaşayan mahli kat için ikinci kat göktekinler gayip. Aynı dünyadaki gibi. Nasıl dünyaya ehli? Birinci kat gökte gayip onları için. Birinci kat gökyü bilen yok. Ne yaşadığında bilen yok. Ne olduğunu da bilen yok.

Gayip olmuş oldu onun için. Ama var mı var? Bu ne ya bir geçiş kapısı da var mı? Ben diyeceğim ki var. Bunun yaşayan bir kimse diyecek ya kapı yoktu benim geçtiğimde diyecek. Dizem ki sen normalde senin ki hal olmuş. Makam olmamış. Bu sefer de onu dicem ben. Nasıl yandıcak? Sen hal olarak birinci kat göğü izlemişin. Birinci kat göğe geçmemişin. Sen birinci kat göğe geçmiş olsaydın. Evet manevi bir kapı olacak da o kapıdan geçecektin. Bu sen de makam olacaktı. Ama sen birinci kat göğü izlemişin.

Bir parada de tecelliyât olmuş. Sen orayı seyretmişin. Kapıyı o yüzden görmedin. Yani aynen yakın oldun. Hakkendi yakın olmadığım birinci kat göğe. İşte Hazret-i Bir de diyor ki mane aleminde diyor. Eşik nerede? Baş köşe nerede diyor? Hani böyle bir şey mane aleminde bunun bu teşbihye kendi koyduğu teşbihi kendisi tezih ediyor. Aynı zamanda da teşbih ile tezihi gösteriyor bize kendisi teşbih ediyor. Yani bir şey benzetiyor. Dilimi mazur görün. Teşbih etmek. Onuz anda tezih ediyor.

Yani o değil demek. Red ediyor. Tezih etmek bu red etmek. Ve diyor ki o öyle değil. Ama mesele’nin bilhassa manevi meselelerinin meselelerin anlatılabilmesi. Anlaşılabilmesi içinde teşbihye ihtiyaç var. Yani benzetmeye ihtiyaç var. O benzetmeden kaçmak o benzetmeyi red etmek o benzetmenin dışına çıkmakta ne yazık ki mümkün değil. Sevgilimizim. Bunun duyardı biz ve ben nereden sevgilimiz dedi. Allah cellecelaluhu. Onun bulunduğu yerde biz ve ben nereden. Şimdi mesele’ye bu açıdan baktığınızda yerin bütün varlığın tamamıyla altı da üstü de Allah’ın nuru ile Allah’ın nuruna garkılmış.

Allah’ın nurunun olmadığı hiçbir yer yok. Ama Hazret-i Sevgilimizim bulunduğu yerde biz ve ben neredeyince burada kendisini hiç diye yokluya sevk ediyor. Biz derken çoğul. Ben derken tekil. Biz derken kestret. Ben dediğinde vahdet var işini içerisinde. Biz yoktan var edildik. Yoktan var edildiysek yine bir gün yok edileceğiz. Çünkü kıyametle alakalı ayeti kerimelerde sonuçta Cenâb-ı Hak bütün her şeyi bir anda her nefis ölümü tadıcıdır. Ayeti kerimisi mucibince biz yok olacağız.

Sonra Cenâb-ı Hak yeniden var edecek. Öyle olunca biz neredeyiz. Ben neredeyim? Biz neredeyiz? Bunu normalde bu sohbetin sonunda böyle bu sohbetini içerisinde seviyayı aşağı çekmek istemiyorum. Yaradılışa girmek istemiyorum yani. Ama burada Hazret-i Sevgilimiz olduğu yerde biz nerede? Ben neredeyim diyeyimce direk. Fena noktasına geçiyor. Fena noktasına geçince kestreti de kestreti de bileysel vahdeti de tabiricayesi taca çıkarıyor. Burada Allah Alem bizden kastı kestret çokluk yani varlığın çok görünmesi.

Ve varlığın tamamın. Ben deyince bireysel manetten vahdet o zaman Hazret-i Bir öyle bir yukardan konuşuyor ki vahdet noktasında ne kendi benliğini koyuyor. Ne de kestret noktasında bizziği koyuyor. Her ikisini de tabiricayesi taca atıyor. Biraz böyle biraz da değil. Tam manası ile vahdeti ucudum merkezini oturuyor. Bizi de beni de kaldırdığı hücud tek o da vahdeti ucud noktasına giriyor. Hani böyle zaman zaman derim ya. Muhiittin idna arabi böyle çok uç veya derinlemesine konuştu diye kabul edilir.

Tası o ufi çevrelerde Hazret-i Mevlanacelerletin ruhumi o bayrağı almış teşbih sanatıyla daha yüksek bizzir ve edikmiş. Baktığınız zaman fissusada baksana tutuata da baksanız bu kadar uç ve derinlemesine bir cümle göremezsiniz. Ama Hazret-i Bir öyle bir cümleler kuruyor. O cümleler vahdeti ucud anlayışını daha büyük noktaya daha Hazret-i Ve götürüyor. Ve burada ki vahdeti ucud anlayışını tabrecayese kökten bir daha sarsıyor. Bizi de beni de kaldırıyor.

Sevgilinin olduğu yerde ben ve biz nere değişiyor. O kadar vuslat ve fena da ilerizir ve gitmiş. Tabrecayese ben aslında diliminucuna kadar geliyor. Burada Allah’ın sıfatlarının da üzerine çıkmış. Daha da ileri gitmiş yani artık durdurlamaz bir durdurlamaz bir noktada. Buna kelamiyetiştirmek buna cümle kurmak her babayedin harcı değil. Öyle zirveden konuşmuş. Beni ve bizi kaldırınca ortaya ben o kalır sadece. Bunu bu kadar bahsedeyim. Beni ve bizi kaldırınca ben ve biz yok olunca sadece o kalır.

Ama buradan insanlar cebriye düşebilirler. Burada cebriyeyle alakalı bir şey yok. Burada o kimsene Allah’a yakınlik olarak gelmiş olduğun nokta ben ve bizinde yani hem vahdetin hem de kesretin ortadan kaldırılmış hale. Artık kesirette vahdette bitmiş. Yani diyeceksiniz ki bütün suviler vahdette ulaşmak için bir leyor ulaşmak için uğraşırlar doğru dur. Bu bir makamdır bir gelinen noktadır vahdette bir leyor ulaşmak. Ama Hazret-i Baira bunun üstüne dikiyo vahdette ortadan kaldırıyor.

Bu vahdette de ortadan kaldırıyor dedim de burada ki bütün vahroluşun varlışın varlışın. Varlış bir seviyor olarak nitelerindirinsek varlışın üzerine çıkıyor. Çünkü bu varlış hepsi de sorradan olma şeyler onun aldığım bir kısmını öbür beyde o varlış hani la taayın bilinmezdik. Onun sonra birinci taayın. Hazret-i pir, onun sonra işte aşağı doğru yeni o ya. Hazret-i pir, burada birinci taayınından bahsediyor. Yani o birinci taayınından bahsedince ortadan vahdette kalkıyor.

Ortadan her şey kalkıyor aslında. Bu böyle gerçekten anlatılması zor bir şey. Eyi canı bize ben kaydından kurtulam. Eyi erkekte kadında sözü ve vasva sılmazru. Şimdi bizi ben ve biz kaydından kurtulan. Canı dediği kendi canı. Ve o ta bütün canlar olarak düşünelim. O hale gelen bütün canlarla alakalı. Biz ve benden kurtaran kurtulan dediğinde evet vahdetten de kesetten de kurtuldu. Vahdetten de kesetten de kurtulunca zaten özgürlüğe kavuştu. Ve erkekte de kadında da sözü vasva sılmazru.

Yani bu bildiğimiz hani siz de. ruhumdan üfledim dedi ya. Ruhumdan üfledim dediği ana gelmek. Yani ademi yarattı, ademi yarattıktan sonra kendi ruhumdan ruhu fledim dedi. Ve bütün mükavan atadedi ki ademe kendi ruhumdan ruhu fledim de ona sevde çeksiniz dedi. Orada sevde maane aleminde ademi, ademi üflenen Cenâb-ı Hak’ın kendi ruhumdan ruhu fledi şey. Yoksa ademin topraktan yaradılı şuna değil. Kendi ruhumdan ruhu fledim ona dedi. Burada ki kasetti, kadında ve erkekte, vasva, sığmaz olan ruhu fledi ruhu bu.

Hana yahudiler geldiler sana ruhumdan sorarlar ruhumdan sordular ya ruhumdan sorunca Cenâb-ı Hak cevap verdi. Dedik eyi Habibi’m sana ruhumdan sorarlar. Ayet-ı Kerim’e. Deki onu ancak Rabbim bilir. Bunun hala kalısıyla çok az bir bilgi verildi. Bu ruh, burada ki kastretli ruhu, ademe kendi ruhumdan üfledi ruhu. Ve bunu normalde, orru, bakın, orru. Yani hepiniz deki ruhu. Biz ve ben kaydından kurtulması lazım. Orru, biz ve ben kaydında durdum, tete, bu sefer, siz onu hafsettmiş olduğunuz.

Biz ve ben kaydından kurtarmaslanız. Bunu böyle ayet-i Kerimelerle şunlarla bunlarla anlatabilir dedim. Ama bu meselenin daha iyi anlaşılabilmesi için burada ki söz konusu ruhum, Allah’ın ademe üfledi kendi ruhumdan dedi. Ve bu ben biz kaydından kurtulması lazım. Yine nereye geldi? İş yine o varlığın derecelendirmesine geldi. Varlığın derecelendirmesine göre sevye yüksek erkek kadın kaydı kalkıp bir olunca o bir sensin. Birlerde aradan kalkınca kalan yalnız sensin.

Erkek kadın kaydı kalkıp kalkınca hepsini bir yani insan. Ve erkekler bir erkek adı. Kadınlar bir adı kadın. Erkek kadın kaydı da kalktı. Epsini bir retik, cemetlik. Bir onları da kaldırınca ne kaldı ortada? Sen kaldın diyor ortada. E şimdi Cenâb-ı Hak Sur’a üflecek. Ben işin bu tarafından olayım. Sur’a üflediğinde o zaman Allah’ın diledikleri dışında bütün hepsi de ne yapacak. Ölümle karşılayacaklar. Sonra ikinci Sur’a bir daha öflecek. İkinci Sur’a üflediğinde sa şiş bir kimse kalmayacak.

Bakın sa hiç bir kimse kalmayacak. Hadi şerit ediyor ki o zaman Cenâb-ı Hak diyor. Bir seslenir. Bugün kadını mutlak olan kim der. Sonra kendisi cevap verir. Aziz olan Allah’tırlar. Çünkü ben ve bizi kaldırdı. Birileri de kaldırdı. Her şey yok etti. Her şey yok ettikten sonra sordu. Bugün kim var? Var olan Allah var dedi. Kendi kendine bunu kendisi cevapladı. O iş buna Hazret-i Alef Hanım’ı zeyntelisin bir cevap veriyor. Ama bu böyleydi hâlâ da böyle diyor. Yani bu böyleydi.

Hani hâlâ da bir hâlâ da bu hâlâ bunun da ama hadisi var ya. Geliyor sahabeden birisi soruyor. Yok ki yaresi ol Allah. Hiçbir şey yok. İken Allah neredeydi? Ama aday ediyor. Hazret-i Alef Hanım’ı da devam ediyor. Hâlâ da öyle diyor. Yani hiç bir şey yok yok mümde yine diyor. Şimdi o yüzden burada bütün bizi ve beni kaldırıyor Hazret-i Hepir. Şimdi beni yoran benim kocatan ben hızda oraya gelmek istedi. Moizden böyle bir sürü yazmışım orlara bir şeyler. Yazdıklarımı bakmadan hani iman bildiğini okuyacak ya.

Hızda oraya gelmek istediğim. Gelmek istediğim yere geldim ya. Cenâb-ı Hak ne lütvet çekbilmiyoruz. Hep beraber anlamaya çalışacağız buraya. Bu sohbetleri sonra kendi kendinizi analiz etmeyin. Burada bırakın. Bunlarla alakalı soru da sormayın. Kendi kendinle huzur tavlasını oynamak için bu ben ve bizi vücuda getirdin. Bu sürü et de ben ve senler umumiyet de bir can haline gelirler. Sonunda da sevgili müstağırak olurlar. Bakın bey de ilk başlangıçta ne var? Kendi kendinle huzur tavlasını oynamak için bu ben ve bizi vücuda getirdim.

Ben ve bizi vücuda getirdim. Bu sürü et de ben ve senler bizler kalktığı senler oldu. Sen demiyor. Senler çol. Bu sürü et de ben ve senler umumiyet de bir can haline gelirler. Sonunda da sevgiliye müstağırak olurlar. Müstağırak olmak tendinden geçip bir şey in içerisine dalmak kendinden geçmek kendini bilmeyecek hale gelmek. Müstağırak olmak. Yani bir kimse bir şey gar kolmak bir şey in içinde yok olmak kaybolmak o meselen içinde. Şimdi böyle olunca o normalde bir her şey sonunda her şey sevgili de gar olacak yok olacak.

Sevgili de yok olacak gar olacak. Şimdi beni bizi ve seni ben biz ve sen bununla alakalı varlığın mertebelerine derecelerine girmemiz lazım. Allah tırnak içerisinde Allah hüsa ediyorum. Çünkü anlatacağım konuda Allah ikinci ta’yı. Allah zahati tibarı ile yani varlık itibarı ile zahati tibarı ile haktır yani vardır ve tektır. Tecelli eski dilde tecelli ve ta’yı net itibarı ile çok dur. Tecelli nedir? Tecelli Cenâb-ı Hak’ın varlığının değişik ve çeşitli mertebelerde zuhur etmesidir.

Şimdi bir var eden oldu. Bir de varlık var o varlığında dereceler var ve hata katmanları var. Tecelliyat ne? Cenâb-ı Hak’ın varlığının çeşitli mertebelerde zuhur etmesi var. Yani orada bir şey de görünmesi bir şey de görünmesi zuhur etmesi var. Ve bizi bağlaya şey bir sufi bir derviş atayı da bunu suluk esnasında. Yani yol yürürken bunu idrak etmesi beklenir. Bu tecelliyât ları. Bir de neydi ta’yı net vardı? Ta’ayı net ne? Eşyan’ın ve avarlığın Cenâb-ı Hak’ın zaten’dan zuhur ve tecelli yolu ile ortaya çıkmasıdır.

Ta’ayı net’da budur. Şimdi o beytede değil. Ben ve biz biz de ince kestret çok ruk. Ben de ince teknik vahdet anlaşılır. Yani Allah kendi ikinci ta’ay yünden tecelliyâtına anlatıyor. Hazret-i bir. Allah’a’nın bir beytte bir an sıkılabedirik telam söylemiş. Bu ayrı bir keramet. Bunu düşünse bir kimse gerçekten düşünce kri bununla bulunacak bir beyteyim. O zaman buna böyle ben ve bize resonunda sen olunca buna muhakkak biz arabiyi ekolinden girip biz var olu şu varılışın katmanlarını anlamamız gerekiyor.

Eğer biz o varılışa girmezsek biz bu beyteri anlamakta gülsük çekebiliriz. O zaman la ta ayun mertebesi dediğimiz merteba. Yani o meşhur hadisi kutsu var ya hani sahabe geliyor soruyor. Di yok ki Allah hiçbir şey yaratmazdan önce neredeydi ve Hazret-i Peygamber cehaf veriyor. Tirmizde ve iman malikte bu hadişlerim. Di yok ki amada ili. Amada altında ve üstünde hiçbir şey olmayan amada edeydi. Yani bunu tumsu bir şey amada edeyiniz de. Allah tutulacak bir şey yok.

Anlamı da yok. Anlamızız amada edeydi. Öyle olunca bu hep derim ya. Amaydan bir amadan bir sinin bir şey konuşmasın mümkün değildir. Bir kimse buradan bir şey konuşuyorsa kocaman cahildir. Kocaman cahildir. Konuşuyorsa kendi cahildiğinde birmeyecek kadar cahildir. Bıraçlarla Taha Yun hâledir biz burada Allah’ın zahat olarak. Henüz daha Allah’ın Allah’ın olara teteceğini etmedir hâledir. Ve bu mutlak gaypa nımındadır. O yüzden buraya normalde başka başka kitablardan birçok işimin bulabilirseniz.

Ama ben böyle mutlak gayep olarak ve hatta mutlak ama olarak netelendiriyorum buraya. Yani çünkü işte zahatı İlahi ederler buraya ne bileyimşte ehadiyet makamı derler buraya buraya, buraya normalde bir çok isim söyleyebilirler. Ama burası mutlak gayiptir varlığın hiçbir noktasına ve derecesine açık değildir. Hiç kimseye açık değildir burası peygamber salullar ve sellem adetleri de dahil buna. Burası mutlak gayep. Burayla alakalı hiç kimse hiçbir şey konuşmamış.

Burayla alakalı. Şimdi burası normalde hani üzerinde çok durulacak konuşulabilecek bir noktada değil. Bundan sonra işte ahma noktasında bir tecellik tecelliyâttan bir taanyun nattam bahsetmemiz mümkün değil. Hazret-i bir de buraya kasetmi o zaten. Burası çünkü bilinmezlik bu bilinmezliği kasetmiyor. Sonra Cenâb-ı Hak bilinirliye geçecek ya. Meşhur yine hadisi kutsi ben gizli bir hazineydim bilinmek istedim. Ben gizli bir hazineydim bilinmek istedim. Bunu tabii suyuti ve bunu keşül hafada açlüğünü nakretmiş.

Bu daha önce de bunu sohbetini yapmıştım ben. Bunu inkar edenler filan olmuş. İbni teymeyenin başına çektiği başını çektiği bazı ulama. Bunu inkar etmişler ama. İbni teymeyenin sıkı bir talebesi olan Aliyol Karri’yi enteresan bir şeydir. Aliyol Karri bunu mağna olarak doğru olduğunu hani ben insanları ve cennilleri beni tanısınlar diye yarattım. Aytik herimesinin ne balı yaratan bunun mağna itibariyle doğru olduğunu söylemiş. Bugün biraz bunun üzerinde çalışınca Bedür zaman saydın Nursa Zet evde icar icar Zetil’le.

İşar etür icar da bu hadesi kutsi kendisi de almış bunun nalakalı kısa bir şey okudum. Hatta diyor ki Bedür zaman saydın Nursa Zetleri. Bunlardan diyor. Haber olmayan cahiller. Bu ne itiraz edebirlerim onların bunlardan haberi yoktur diyor. Cahiller onlar diyor. Şimdi böyle olunca Cenâb-ı Hak, tanın maklığı istedi. Tanın maklığı isteyince ikinci tayun. Yani ilk tayun ama ikinci ilk tayun mertebe soldu. Bu mertebene Cenâb-ı Hak’ın zaten ilahi olarak atlandırdığımızda ve hatta mutlak kaybolarak atlandırdığımızda vallık sağasına kendisini isahretme kendisini gösterme bu ilk tayun mertebe.

Cenâb-ı Hak bilinmez idi ama adaydı ve bilinirliye geçti. Bilinirliye geçer kendine yaptı bir şey yarattı. Bilinirliye geçerken bir şey yarattı. İşte burada bilinmezikten bilinirliye geçerken benim taverimna Allah fesim beni. Allah’ın Allah olarak bilinirli bu mertebete. Allah’ın Allah olarak bilinirli. Bütün zaten ve sıfat sal tecelliyâtlarının cema olduğu ve Allah lafsı şerefinin altında toplandığı. Bütün sıfatlarının zati ve subiti sıfatları olarak bütün sıfatların Allah ismi şerefinin altında toplandığı ikinci taayun mertebesi.

Allah’ın Allah’ın Allah olarak bilinmesi ve buradan ilk zuhurun ilk tecelliyâtın meydana gelmesi. Hatta bazen benderim ya hani ilmel yakın aynarlakın hakkalakın anlatırken ve hatta ben buraya hakikatim muhammediği olarak da nintelendirir mi? Yani çünkü bir şey yarattı. O yarattı şey. Cenâb-ı Hak’ın kendine ruhunda ve nurundan bir şey yarattı. O yarattı da peygamber salullar ve selam adetlerinin nuru ve ruhuydu. O yüzden bu makam tabricazca ise azeti peygamber salullar ve selam adetlerinin makamı.

O yüzden bu mertebeye bu makamı Allah kendisi Allah ismi ile Cemetmiş ve bundan sonra ki tecelliyâtlar bundan sonra ki mertebeler varlıkla alakalı. Bakın burası yine varlıkla alakalı değil. Allah’ın Allah’ın Allah’ın Allah olarak bilinmesi burası. Bundan sonra artık varlığın dine diğer mertebeline geldi. Üçüncüsü ikinci taayun mertebesi. Yani birinci taayun neydi? Allah’ın Allah’la bilinmesiydi. Ondan önce Allah olarak bilinmesiydi. Ondan önceki ahmaydi. Bilinmezlikte ikinci taayun mertebesi Cenab-ı bakın zahatını sıfatlarının isimlerinin mevcutatın komple varlığın tafsilat.

olarak bilinmesinin söz konusu olduğu merthebe. Bu ney ben ne olarak nitelendiriyorum? Arabi öyle nitelendirmiş ya bunu. Ben de aynı nitelendirmede bulunuyorum. Yani ben bir şey olduğundan dolayı değil. Arabinin burada ki nitelendirmesi muhteşem bir şey. Ayağını sabite dediğimiz merthebe. Yani bütün mevcutatın varlığın, bütün mevcutatın varlığın bilinmesinin söz konusu olduğu yer. Yani sen de orada bilinirliye geçti. İnsan da orada bilinirliye geçti. Bakın bütün her şey bilinirliye geçti.

Bu merthebe de. Ayağını sabite de. Yani henüz daha ruhlar yaratılmadı. ruhlar yaratılmazdan önceki merthebe burası. ruhlar yaratılmadı enüz daha. Ve bütün yaratıl acak olan zereden küreya her ne var ise hepsi de burada bilinirliye geçti. Bilinmezdi varlık olarak. Yani sen bilinmezdi. Henüz daha ruhun yok. Henüz daha senin ruhun yaratılmadı ama Ayağını sabite de sen bilinirliye geçti. Yani Mustafa’nın adım Mustafa olarak veya başka bir işim önemli değil Mustafa Ayağını sabite de bilinirliye geçti.

Buraya iyi anlayın. Çünkü Ayağını sabite bu anlatacak olduğumuz. Ve hatta tasavuf bir gisinin en önemli sırrı veya ön önemli bilgisi. Yani sen önce Ayağını sabite de bilinirliye geçti. Ve amelekler önce Ayağını sabite de bilinirliye geçti. O melek olacak. Yani o Mustafa olacak. O işte Hasan olacak. Mehmet olacak. Ahmet olacak. O isim olarak normalde bilinirliye geçmesi Ayağını sabite de. Ama bunların hepsi de Cem vaziyetinde daha henüz daha bilinirliye geçmediler.

Orada normalde bilinirliye geçtiler henüz daha vücuda henüz daha şekte şemale bürünmediler. Ama bu böyle hani bilgisi eğer yazılımı gibi orada bir kodun var senin. Cenâb-ı Hak senin orada kodladı. Yeni kodlandın sen ve kodlanınca bilinir oldun. Kodlanınca bilinir oldun. Şimdi bir prunam yazıyor. Bilgisi eğer cılar yazılınca bir prunam yazdı. Ya ben şey yaşmamışım ya. Sobeti buradan. Canlı yayın var ama buradan ben açmamışım. Kaçırdılar başına. Ama masibleri böyle bir.

Dinlesinler canlı yerini takip etsinler. Yutuplandı ve yutuplandı ve yutuplandı takip edin. Yutup var sonuçta. Telegramcılar kapanırsa yutuplandı takip edin. Yutuplandı takip çümüz atsın değil mi? Salim öyle olmuyor mu işte. Telegramcılar yutupba geçecekmişiniz kapatıyor telegramın. Bir de buraya takip edemicim sobetten çıkıyor mu sefer çünkü. Ayağını sabiteyi yani su filik, su filiye anlaman noktasında Ayağını sabiteyi iyi anlamamız lazım. Ayağını sabite de her varlık görünürleye çıktı ya.

Görünür oldu. Bilinir oldu. Ayağını sabite de bizim net arafa yönlendimiz de önemli. Oradaki idra ki bilmiyoruz. Şöyle düşünün bir pura ram var. O pura ram tuşa bastı tuşa bastınca pura ram açıldı. Ama henüz daha pura pura ramın bir de alt kademeleri var. Bir bilgi sefer pura ramı gibi düşünün. Önceden o bilgi seher pura ramı var mıydı yoktu. Oturdu bir bilgi seher mühendisi yazılımca bir konuyu ile alakalı yazılım yaptı. Yazılımı aldı sıkıştırdı zip haline getirdi.

Öyle oluyor Yunus. Yunus zip haline geliyordu değil mi? Mesela diyelim ki bilmem kaç mega bitlik bir şeyi küçük bir şey sıkıştırıyor değil mi? Ne yaptı zip haline getirdi. Ve bunu zip haline getirdikten sonra bastı tuşa artık pura ram komple kurumaya başladı. Purnum ram kurumaya başlayınca ilk önce ana direktleri ana hatları kuruluyor. İki tanım pura ramcı var. Bir Yusuf var. Yunus’a bir de Recep var. Recep öyle mi kuruyorsun? Ne yapıyorsun mesela? Programın nereye kurulacağını söylüyor.

Siz onu seçiyorsun. Söyleye kurduyorsunuz. Sonra ileri diyorsunuz. İler deyece işte başka ayarlı ve varsa programı onu söylüyor. Sonra o ayarlı da seçikten sonra ileri de deniz zaman kurulma başlıyor. Kurulu un bitikten sonra pura mazırali geliyor. Turra ramazıralı geliyor ama oyunceden yoktu. Burası iyi anlaşıldı herhalde mi? Önce den yoktu. Aytikleriminde diyor ya siz yoktuğunuz. Size Allah var etti. Bu mükevanat varlık yoktu. Bunu Allah var etti. Yani bir yoktu diye Cenâb-ı Hak üstüne bastıra bastıra söylüyor.

Sen de yoktu. Ben de yoktu. Nerede varlırabiz görünür hale geldi. Ayağını sabitede. Ayağını sabitede. Bütün varlık aileminin çipi gibi. Ama orada her şey de hareket halinde mi? Bakın her şey de hareket halinde. Ve ayağını sabitede çok önemsiyorum. Çünkü bir kimsenin mutlak kaderi de orada. Mutlak kaderi. Yani sen ayağını sabitede cehennem kapısına gittiği sen mutlak kader. Orada ayağını sabim. Çünkü ayağını sabitede cehennem de var. Ayağını sabitede cennet de var.

Ayağını sabitede lefim avuzu var. Kürsün var. Henüz daha varlığa geçmedi ama bilinir oldu. Bakın bilinir oldu. Ve bilinir olunca ayağını sabiteden bir kimse gitti. Cehennem kapısından içeri girdi. Ayağını sabitede girdi. Ayağını sabitede cehenneme gitti. Ayağını sabitede cennete girdi. Ayağını sabitede peygamberi gitti. Burası yalnız bize mutlak kaypiden kayıp burası bize yine. Ama normalde bazılarına kayıp mı? Bu ne olmuş oldu? Burası da ayrı bir varlığın ikinci taayın mertebesi oldu.

Peki dördünce geldik şimdi var uç olarak. Bunlar taayın da bunlar henüz daha varlığa yani görünürlüğe bak bilinirlik ayrı bir şeydir. Görünürlük ayrı bir şeydir. Ayağını sabitede bilinirlik oldu. Şimdi görünürlüğe geçeceğiz. Yani ruhlar alemine geçeceğiz. Onlar tebeye geçeceğiz. Ruhlar alemine Cenâb-ı Hak kıyamete kadar gelecek olan ruhları yarattı. Ruhları yarattıktan sonra onlara sordu meşhur elest. Ben sizin Rabbiniz değil miyim dedi? Onlarım da hepsine ne dediler?

Sen bizim Rabbimizsin. Ruhlar aleminin mertebesi. Normalde ruhlar alemine dediğimizde de artık ruh denilince o bilinirlikten görünürlüğe geçti. Bakın bilinirlikten görünürlüğe geçti. Ayağını sabitede bilinirlik oldu. Ruhlar aleminde görünmeye başladı. Bunlar da Cenâb-ı Hak’ın sıfatları mı? Ve ruhlar alem, hani meşhur ya bir daha dişerim. Ruhlar aleminde birbirlerliyle tanışıp birbirlerini sevenler. Dünyada da birbirlerliyle tanışıp birbirlerini sevecekler.

O zaman ruhlar aleminde böyle bir herkese bu farklı farklı tecelledebilir. Bakın her kezde bu tecelliyât farklı tecelliyât edebilir. Bu fakirdeki tecelliyât şöyle oldu. Arılpeteye gibi. Bildiniz arılpeteye gibi bütün herkesin yüzünü görüyorsun orada. Ruhlar aleminde. Suretle yüz erinin ruhlar alemi, Suretle’nin böyle Suretlerini görüyorsun. Arılpete in içerisinde gibi. Bu göründen bu tecelliyât bu fakat ruhlar aleminde ruhlar, bu manada serbestler. Yani o perde de ruhlar serbest.

O ben ruhlar böyle bir peteye in içerisinde bekletilme noktasında değiller yani. Serbestler. Ben sizinle abimiz değil miyim? Belaa evet. O zaman Secde’yidin herkes birinci Secde’ye gitti. Hatta buraya ben bu Secde’yidin cebri olarak nitelerindirir mi? Cebri olarak o Secde’ye gitti. Secde’den kalktılar. İkinci Secde’yidin cezde emrini vardı. Bir kısmı gitti. Bir kısmı gitmedi. Sonra üçüncü Secde’yidin emrini vardı. O zaman ikinci Secde’ye giden ların bir kısmı gitti.

Bir kısmı gitmedi. Birinci Secde’ye gidenlerin bir kısmı üçüncü Secde’ye gitti. Bir kısmı gitmedi. Ayırırdık ayırdık şimdi. Birinci ikinci üçüncü Secde’ye gidenler. Mümin de odular. Mümin yaşadılar. Mümin öldüler. Birinci Secde’ye gitti. İkinci Secde’ye gitmedi. Üçüncü Secde’ye de gitmedi. Mümin de odu. Kafir yaşadık. Kafir oldu. Birinci Secde’ye gitti. İkinci Secde’ye gitmedi. Üçüncü Secde’ye gitti. Mümin de odu. Kafir yaşadık. Mümin öldü. Hatişerif bu. O zaman rullar aleminde demek ki Secde’ye.

İkinci üçüncü Secde’ye derler. Cebri değil. Ama ikinci üçüncü Secde’ye derler. Cebri değil derken. Ayanı Sabite faktörünü unutmayın. Ayanı Sabite de on nereye gitti. Ayanı Sabite de neyi hak gördü de gitti. Neyi batıl gördü de gitti. Üçüncü Secde dikenler. Yani kafir ölenler. Ayanı Sabite de cehennem kapısına gidenler. Üçüncü Secde’ye gidenler. Ayanı Sabite de cehennet kapısına gidenler. Bu Mustafa’yüz bağıyorum. Bakın bu Mustafa’yüz bağıyorum. O zaman rullar aleminde de henüz daha görünürle geçti bütün varlı.

Ama henüz daha matteleşmedi. Cisimleşmedi. Matteleşmesi, cisimleşmesi. Artık yavaş yavaş aşağı doğru iniyoruz. O ne o mi sağl alemi? Bu beşinci mertebe. mi sağl aleminde ne oldu? Artık Fardu nesneler. Fardu varlıklar. Cisimler aleminde. Ancisimler aleminde geçecek ya. Mustafa özbanın nasıl bir sureti olacağı? Nasıl bir fıtratı olacağı? mi ishal aleminde belli? mi ishal aleminde. Artık Mustafa özba henüz daha varlığı geçmeden şekle şema alebüründü. şekle şema alebüründü.

Bu yuposu en damı göz renge kaşrenge. Artık o mi ishal aleminde? Ne yaş yiyeceksa? Ne olacaksa? Ne yapılacaksa? Artık mi ishal aleminde? Tecelli etmeye başladı. Bunlar tabi böyle hatırkan uzun uzun anlatılıyor da. Bunlar çok hızla hareket ediyor. Sonra mi ishal aleminde nereye geçiyoruz? Artık şahadet aleminde geçiyoruz. Bu da varlığın altıncı makamı. Altıncı pardesi öyle diyelim. Bu mertebe de parçalanma, bölünme, kesret burada başladı. Nerede şahadet aleminde?

Artık bu aleminde bütün her şey kesrete döndü. İnsan tek de çoğaldı. Parçalandı. Ben bunu tarif ederken Allah hafesin. Çıksanız bin metre yukarı bir bardak su dökseniz diyorum. Bin metre yukardan bir bardak su döktünüz. Atırlayın eski sohbetlerimi. Bir bardak suy döktünüzde o bir bardak bardağı niçersinde bütün de öyle değil mi? Aşağı inerken ne oldu? Yavaş yavaş. Dolmaya başladı. Hatta daha da aşağı indinden ne oldu? Siz o bir bardak su komple döldü değil mi?

Koca man yer kapladı. Artık bu şahadet alemi. Bütün varlığın artık suğrete büründü. Parçalandı. Varlık olarak bütün suğretlerin kol gezdi, suğretlerin doldu bir yer. Ardından ne geliyor? Yedincisi de insan mertevesi. Ademin yaratılması. Cenâb-ı Hak Allah öyle değil. Zatıyla alemlerden farklı olduğundan dolayı. Bakın, siz alemleri Allah diyemezsiniz. Alemler, Allah’tan farklıdır. Allah’ın zaten ile alemleri aynı kategori de görmeniz sizi doğru noktada tutmaz. İnsan mertebesi dediğimizde, insanın varlışı.

İyice zahive döküldü. İyice zahive dökülünce Cenâb-ı Hak bir adem yarattı. Çamur’dan yarattı. Onu sonra çamur’dan yarattıktan sonra ona kendi ruhundan ona ruhüfledi. Kendi ruhundan ona ruhüfledi. Peki Allah ruhlar aleminde ruhlar yarattmış mıydı? Yarattmıştı. Ruhlar aleminde, burayı dikkat edin. Ruhlar aleminde, ruhlar yarattı. Ben sizinle Rabbimiz değil miyim dedi? Şimdi Allah ademi yarattı. Buraya dikkat edin. Allah ademi yarattı. Ademi yarattı. Meleklere ve bütün cinilere dedi ki ben ademi yarattım.

Ona kendi ruhumdan ruhüfledim. Ona ruhüfledim de manaytı bari ile. Hepiniz ona secde edeceksiniz dedi. Secde ile emretti. Şimdi farklı bir şey burada konuşacağım. Hakkınız elal edin. Ruhlar aleminde, Allah’ın yarattığı ruhular ile ademi öfledi ruh. Aynı ruh değil. Çok ittalı bir söz oldu ama. Ademi öfledi ruhü ile ruhular aleminde, yarattı ruh. Aynı değil. Ademi kendi ruhumdan öfledim dedi. Ruhlar aleminde ise Cenâb-ı Hak ruhular yarattı. Ruhular yarattıktan sonra ben sizin abiniz değil miyim dedi?

O ruhularla alakalı, kend ruhumdan ruhular yarattım demedi. O zaman ademi kendi ruhundan ruhüfledi. Ademi kendi ruhundan ruhüfledi. Burası bence Allah’a fesin. Bugüne kadar ayrıştırılmayan gizli kalan yer. Ruhlar aleminde, çünkü meleklerdir ruhular aleminde yaratıldı. Ayağını sabit eden aşağı indiler. Cenâb-ı Hak, hangi noktada, hangi perdede, ne kadar vallık yaratacaksa hepsinin ruhularını yaratı. Biz insan gözüyle bakıyoruz. İnsanlarım da ruhularını yaratı.

Her şey de ruhular aleminde, hepsinde yaratı. kendir ruhundan üfledi buraya sonra ki sohbetlerde buraya hatırlatacağım size. Ademe üfledi ademe verdiği kendir ruhundan ruhl edimledi ruhu ile ruhular alemindeki ruhun farklı olduğunu inananlardanım. Ve şimdi sıra geldi tabi bu yaradılıç noktasına böyle geldiğim ki bu mesele biraz daha anlaşılsın. Şimdi geldik ben biz ve sana sen de de ya ona geldik. Şimdi yaradılıç noktasında mertebolarak insan mertebesi var.

İnsan mertebesi üzerinde yürüyoruz. Yaradılıçtan geriye doğru yürüdük. Yaradılıçtan geriye doğru yürüdük parçalandık kestret deyiz. İnsan mertebesi indeyiz. Bit yücüt yukarı çıktık. mi ishal alemindeyiz? Bir çıpta yukarı çıktık. ruhular alemindeyiz. Bir çıpta yukarı çıktık. Nereye geldik? Ayağını sabiteye geldik. Öyle değil mi? Ayağına sabiteye geldiğimizde hiçbir şey birbirinden ayrı değil. Ayağını sabiteye geldiğimizde hiçbir şey birbirinden ayrı değil. O da hala da ben biz ve sen var öyle değil mi?

Ayağını sabit eden bir çıpta yukarı çıktık. Yani ilk taay yüne çıktık. Allah’ın Allah’ın Allah’ı olarak bilinirliği noktasına çıktık. Buraya çıktığımızda ben sen o kaldımı kalmadı. Hazret-i bir Allah’ın Cenâb-ı Hak’ın sıfat sal noktasında Fena’ya anlatıyor. Bir kimse Fena makamına geçtiğinde Fena’ya geçtiğinde. Fena makamına oturduğunda evet ben biz ve sen kalmaz. Şimdi Yusuf olsaydı iyi diçenak kal edene. Yusufan’ın parşembe gecesi hayretten sorduya aslında bu gecenen sohbeti ilmiş bak.

Düğün parşem beni sohbeti değilmiş. Şimdi hani Yusuf hayreti sordu hayret sordu değil mi? Hayreti sordu ediyor. Ben de ona üç hayret anlattıydım. Dedim ki sonradan ilavettim. İki hayret daha vardır dedim. Şimdi Sufi seri sülük noktasında aşadan yukarı doğru gidecek ya. Aşağıdan yukarı doğru gittiğinde o insan âleminden hani yukarı doğru çıktı. Şahadet âlemi sona yukarı çıktı. Miysal âlemi. Ruhlar âlemi sonra âyanı sabiteye çıktı. Ayanı sabite eden sonra her adem me nasib olmayacak.

Bicitta yukarı ikinci tayyum mertebesi. Onun orma de ayakları âyanı sabite de Yüzü cemali. Yüzü cemali. Onun ikinci tahyun da. Bunu böyle idak edebilir misiniz bilmiyorum ama bunu böyle idrak etmek ama fenaan noktasında bu. Bakın bu fenaan noktasında. Asıl hayret. Asıl hayret. O misenin o fenaan noktasına gelmesidir. Şimdi misallerli anlatılır dedik ya. Buraya geçecek olan bir kimsenin geçecek olan bir kimsen kapısı vardır. O kapı özellikle kapıdır. Şimdi maane halinde azeti bir dediya eşek eşik nedir.

köşe başını nedir diye. İşte orada eşik de köşe başını da orada bir anlamı yoktur. Artık o suvi artık o suvi. Jamal noktasında camalleşme. Fenaa olman noktasına gelir. Fenaa olman noktasına kalınca suvi’nin benni bizdi. Sennii kalmaz. Orada kalmaz ve orada camalde yok olur. Orada artık onun aklı da fikri de kendisi de yok kükmünde olur. Ben de sen de biz de artık orada yoktur. Ama bu saniye’nin binde biri olur ama kaçta kaçı olacaksa. Artık orada o suvi için o suvi için benni bizdik kalkar camalde camalde gem olur.

Jamalde hiç olur. Kendisi orada kalmaz. Onun özellikle kapısı vardır. Özellikle kapısı vardır. Zannedersin ki altından elmastan mücaret böyle altından elmastan daha yüksek böyle bir madenlerden yapılmış, manevi bir kapı gibidir. Öyle yol geçen gibi değildir olası. O bir veli için bir mürşidi kamil için ulaşılması gereken yerdir. Aldan meynız, aldan meynız, aldan mamanız için bunlara açık açık söylüyorum. Ölüp geçen bu dünyadan bunu böyle defalar de tekrarlıyorum.

Ne zaman ezer gelir bilimmez. Bunu bilin diye söylüyorum. Öyle bana verdiler de almadım. Yok aldılar da satmadım. Bu öyle boş laflara kanmayın. O mürşidi kamil o veli, mürşidi kamil o kapıdan geçmesi gerekeli. O kapıdan geçer kendi dikkat edin. Bir insanın mürşidi kamilsiz o hale gelmesi altını çizerekten söylüyorum. Mümkün değildir. Çünkü bitirdiler de şehih, ilk önce şehih onun deledir. Bunu defalarca söylüyorum ya. Fena Fişeh olmayanın bunlardan haber olmaz diye.

Fena Fişeh olacak ki önce bu böyle şirk gibi görünür insanlara o yüzden bu işin ehli olmayanlara bu aslında konuşulmaz. Ama ve laken bu meselenin de anlaşılması bilinmesi gereker. Ehli olmayan bunu şirk olarak görür. O kimse önce şehinde şehinin camalinde Fena olur. şehinin camalinde Fena olunca şehte faniye olmanın tadını lezzetini makamını alır. Artık onun kalbi mutluma indir. Ve şehinde Fena şehinin camalinde Fena olunca on da bir delil olur bu. On da delil olunca yol orada bitmez.

O yolun yürünmesi lazım. Bazılarında direkt Peygamber Sanullah Lüvesellem Hazretleri’nde camalleşme olur. Bazılarında kimse piri on da olur. Bazılarında bu herkes de farklı farklı olabilir. Geçmiş Peygamberlerin birisinde de camalleşme olabilir. Ama muhakkak o kimse mürşidi camin olacaksa o kimse verilik de uç noktaya gidecekse o kimse Peygamber Sanullah Lüvesellem Hazretlerinin camalinde camalinde Fena olur. O artık Fena fil resul dur. Cemaalinde Fena olunca orada yol bitmez.

Laten oraya kadar gelen bir kimseye de orada da bırakmazlar. Ve o kimse sonra da Allah’ın camalısıfatında Fena olur. Peygamber altını çizerekten söylüyorum. Allah’ın camalısıfatında o Fena olur. Ama Allah’ın camalısıfatında manevi olarak Fena olacağı zaman Fena olacağı zaman. O kimse o mubarek nurlu kapıdan onu geçirirler. Nurlu kapıdan geçer geçmez. O kimse ilk etapta anında anlık üst adının camalinde Fena olur. Anlık ardından Hazret-i Muhammed Mustafa’nın camalinde fan olur.

Anında anlık onlı o sonra Allah’ın camalinde camal. Fena olur ki artık onun kendisini ne yüzü kalır ne kendisi kalır. İşte camalullah da Fena olma makamı burasıdır. Cemaalullah da Fena olma makamı burasıdır. Gerçek manada hakikat noktasında ne ben kalmıştır, ne biz kalmıştır, ne sen kalmıştır, ne o kalmıştır. Artık o Allah’ın camalısıfatında Fena olur. Fena olunca artık yüzü önce Şeyh’nin yüzüülü, sonra Şeyh’nin yüzünden Hazret-i Muhammed Mustafa’nın yüzü olduğu, sonra Allah’ın camalinde hiç bir iyi yakaladı, hiç bir şey benzemedi, o çünkü hiç bir şey benzemez.

Orada senin camalinde kalmaz. Orada sende kalmazsın. Ve idrak edersin ki Allah, hiç bir şey benzemez. İmanın, kavî olur, artar, artık, Allah, hiç bir şey benzemez. Allah sana da benzemez. Bana da benzemez. Hiçbir şey benzemez o, o zaman İmanın İmanın Kemal’a herer. O zaman gerçekten sen bir mürşidi camil olur, o zaman gerçekten sen velilerin velisi ökmünd olursun. O camalleşme olmadıysa, aldatma hiç kimseye meydana da çıkma. Şey olabilirsin. Ama veliler velisi mürşidi camil, o zaman oktası ve perdesi burasıdır.

Eğer o kapıdan geçmediysen, eğer o kapıyı dayı görmediysen, eğer Hz Muhammed Mustafa’nın salullarlı ve sellemin, Cemalinde Fena olmadıysan, eğer üst adının Cemalinde Fanefena olmadıysan, sen de yolun başındasın. Yolun başındı olmakta bir nimetdir. Böyle bir üst adı mühürüt olmakta nimetdir. Evet, büyük nimetdir, hem de, hem de hani salim sorduğu diyor, hani nimet verdiklerinin yolunda diye, evet. İşte o Cenâb-ı Hak’ın dünyada nimet verdikli verdiği kimselerdir.

O Hz’e de abbasın dayımiyle dünyadaki hanevi direklerdir, onlar. İşte orada bakın orada ben bizvesen kalmaz. Bunu yazmadım aslında bunu anlatmayacaktım da işin doğru su. Yani bunu burada bitirecektim. Ama bu da tecelliat oldu. Zaten orayı yaşayan bir kimse, ne dünyayla böyle kalır, ne ahretle böyle kalır. Ne cennetle böyle kalır, ne cehennemle böyle kalır. Ne makamla böyle kalır, ne meyukiyle böyle kalır. Hiçbir şeyle böyle kalmaz. O artık orada dır. O artık oradadır.

Oradan onun için geri dönüş yoktu artık. Onun artık hayatı kendine aitte değildir. Şimdi bunu altınışılsın ki tavlağınlaşılması lazım. Bu böyle anlaşılmadan Hazret-i birinin tavlametafaranlaşılmazdı. E ardından ne diyor tavlametafarı. Benim uyutmayan piyirim. Benim başıma zonklamanlar getiren piyirim. Zonklaman geçti. Hamd olsun. Kendi kendin o huzur tavlasını o oynamak için bu ben ve bizi vücuda getirden tavla oynayanlar elini kalırsın. Kaldırın kaldırın. Ben de kaldıracağım.

Evet tavla oynayanlar ben daha iyi anlayacaktı bu izle. Ben güzel tavla oynar. Çok cesaretle oynarım ben de. Bütün oyunları cesaretle oynaralım. tavla oynarsınız. Öyle değil mi? Normalde zartutulmasın diye ne yaparsınız? Ya fincanli içinde oynarsınız. Ben fincanli içinde bile zartutarak. Ben fincanla bile zartutarım. Maharetleyimdir. Şimdi eğer zartutulmasın istemiyorsa birisini koyarsın bana öyle yapıyorlar. Senden tavlu oynarsın mı? Zarları başkın satacak. Ben bunu da razıyım.

Şimdi o da ne yapar böyle elinde zarları böyle karıştırır. Atar ortaya öyle değil mi? Taraflar ne oynarlar? Zar ne gelir sonu oynarsın değil mi? Pencu sen geldi. O yu pencu sen. Sevveler güzeli gencise aldı bir kapı yaptı. Zara hükmün geçiyor mu? Ne gelirse o ne oynuyorsun değil mi? Zardic’e oynamayı idrak him var. Zara sözün geçti mi? Onun kaderine ve kaza asına ne yaptık? Razolduk ihman ettik. Madem ki zarları atansesini. Madem güzarsenin tuzinin tavlasinin. Ben de seninüm sende benim simben seninüm.

Bu uyun ne? Bu uyun ne? Bu gösteri sana aldığını. O bundan sevkalıyor bundan tatalıyor. O bundan sevkalıyor. Bundan tatalıyor. Şimdi bu son fena mertebesini anlatmasaydım. Burası size cebriye gibi gelecekti. Peki fena mertebesini yaşayan bir kimse için zarım ne geldi önemli mi? Zara atan önemli mi? O inadığım pullar önemli mi? Kaç tane pulun kırılmış önemli mi? Sen kaç tane put kırmışın? Sen kaç tane put kırmışın önemli mi? Allah alem Hazret-i bir burayı anlatdı.

Allah alem. Ödidiki bu caman de fena olma hali yaşanınca ben kalmadı. Biz kalmadı. Sen de kalmadın diyor. Sen neredeydi ne? Cenâb-ı Hak’ın bütün varlığı takıyı teceliyatları. Hepsini vücudun içine aldı. Hepsini birini içine aldı. Dedik ki ben de biz de sen de kalmadı. Nerede o caman de caman de fena olmakla? Caman de fena olmakla kalmadı. Hazret-i bir seviyi çok yukarıdan tutmuş. Çok çok yukarıdan tutmuş. Bu haliyle hallenice kolan velidaz. Açık konuşmak gerekirse.

Bu haliyle hallenice kolan velidaz. Ancak pirmakamında olursa bu halle hallenir bir kimse. Allah cümlemizi onlardan eğlesin. Hakkınız hela al edin. Biraz böyle sıkıntılı çetrefirliği gibi görünüyordu. Ama Cenâb-ı Hak sohbeti açtı. Böyle bir anlaşılır hale getirdiğini inanıyorum. Anlaşılır hale getirdi. Ben de anlaşılır hale getirdiğini inandım. Haklarını zela al edin. Bizden yana da hela al olsun. Elfa at-e hama selam. Sohbeti geciktim, geciktim, geciktim, sebepim de bu idu.

Yani içeride konuşuyorduk oradan buradan hep kafam sohbet değil. İşinde orası. Daha durusu geçen haftadan beri kafam bu bir bu işin içinden nasıl çıkacağım diye böyle hani şahirdemiş ya bizi bu havalar mahvede diye. Bizi de bu havalar mahvede. Bizi dağıttı böyle Cenâb-ı Hak’ım da o zaman işin içinden Rabbim çıkardı. İçeride geçikmemin sebebi aslında, bir sebebi doydu. Ayakların geri geri gitti. Tabirica ise hani buraya anlatayım. Anlatmayayım mı? Noctasını sonra saldım yakasını neyi saklı gizli kaldı ki dedim.

Sal yakasını dedim o zaman rahatladım. Velasıl geciktim orada de içeride bilafçöyledim. Dedim ki şimdi çıkarım herkiz hakkını helal etsin derim dedim. Helal etmeyelim. Değil çiğnerim hayatım dedim. Hakkınızı helal edin. Allah razı olsun bu kadar vazitti. Allah razı olsun. Sabırla dinlediğiniz için ve dikkatim de doyutmadanız için doğulmadı için. Hem Allah’a hamd ediyorum. Hanlesizlere teşekkür ediyorum. Hakkınızı tekrar helal edin. Allah razı olsun. Canlı yayına çıkma.

Şimdi bazıları sohbetin bu kısmını çala bilirler. Böyle sohbet hırsızların var benim. Böyle buradan bir şey konuşuyon bir şey söylüyorum. manevi meselelerde ve hatta gaybi gereceklerle kalın meselelerde. Bir bakıyorum benden sonra bunu birileri böyle işte bizde de bu hal oldu. Bizde de böyle yaşandı gibisinden söylüyorlar. Bunun da hırsızlamasını yapacaklar. Şöyle kapıdan geçtik. Böyle pencerinden geçtik diye. Söyleseler de umrum da değil. Ama sonuç itibarıyla ne yazık ki bunlar da yaşanıyor.

Benim bukanda bir sıkıntım yok. Bizim bukanda herhangi bir cimrüleyimizde yok. İlim Allah’ım. İlim Allah’ım. İlimi veren yaşatan Allah. O halleri yaşatan Allah. O halleri eriştiren Allah. O halleri anlatan Allah. O halleri yaşanmasa. O halleri o tecelliyâtlar. O taâ yünler. E bunlar bilimmez. Cenâb-ı Hak bütün şeyhim üstadım diyenlere Rabbim nasip esin hepsine de yaşatsın. Kendileri yaşasınlar. Bunlar da herkes de değişik değişik tecelli der dedim. Şey bazı verilirdi.

Bunlar farklı tecelliyeti yok. Çünkü o verilide zannediyor ki sadece benim ki gibi olduğu yok. Herkesin gidiyor. Öyle değil. Tabi o tecelliyâtı görenler de var. O tecelliyâtı gören de olunca yani o on da farklı oldu. Bunda farklı oldu. O zaman farklı tecelliyâtla çıkıyor. Meydana ama o gören kimse bir başkasının tecelliyâtının bilmediğinden sadece kendi tecelliyâtını doğru görüyor. Sadece kendi tecelliyâtı doğruymuş gibi geliyor ona öyle değil. Çünkü Cemal’i tecelliyâtlar aynı zamanda zâti tecelliyâtır farklı renklerde farklı taâ yünler ve tecelliler olabilir.

Bunu da bir kenara not etmiş olalım tekrar hakkınızı herhalde. Allah razı olsun.


Kaynak

Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin 25.11.2023 tarihli sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir.

İlgili Sohbetler

Daha fazla bilgi için Tasavvuf sayfasını ziyaret edebilirsiniz.