Cumartesi, 13 Haziran 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Vahiy ·

Kur’an, şeytanların ve insanların vahyinden bahseder

Kur'an-ı. Kerim bize bu tip vahiyler bahsederken bir vahiy penceresi daha açar bazen şeytanların da ve insanların da vahy inden bahseder şeytanların ve insanların diyorum. En 112 sana yaptığımız gibi ...


Mustafa Özbağ Efendi bu uzun sohbette Kur’ânı Kerîm’in şeytânların ve insânların vahyinden de bahsettiğini En’âm Sûresi 112. ve 113. âyetleri ışığında tafsîl eder. Cenâbı Hak buyurur: «Sana yaptığımız gibi her peygamber için de insân ve cin şeytânlarını düşmanlar yaratmıştır. Bunlar birbirlerini aldatmak için süslü sözler fısıldarlar (vahyederler).» Şeytânlaşmış insanlar şeytânın vazîfesini yaparlar; senin kalbine vesvese koyarlar; seni Kur’ân ve Sünnet yolundan uzaklaştırmak için süslü sözler söylerler; sana dünyâ hayâtını süslü gösterirler; tatilplajotelmarkalüksisrâf gibi şeylere meylettirirler. Bu da bir vahy dir — şeytânın vahyi. Şeytânlar dostlarına vahyederler; dostları da Müslümanların kalbi sağlam olmayanlara vahyederler. Mü’mîn Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı sarılmakla bu şeytânî vahye karşı korunur. En’âm 121: «Şeytânlar sizinle mücadele etmeleri için dostlarına fısıldarlar; eğer onlara uyarsanız muhakkak Allâh’a ortak koşanlardan olursunuz.»

Şeytânların ve İnsânların Vahyi: En’âm 112

Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel âyeti kerîmeyi mihver alarak başlar: Kur’ânı Kerîm bize bu tip vahiylerden bahsederken bir vahy penceresi dahâ açar. Bâzen şeytânların ve insânların da vahyinden bahseder. En’âm 112: «Sana yaptığımız gibi her peygamber için de insân ve cin şeytânların düşmanlar yaratmıştır. Bunlar birbirlerini aldatmak için süslü sözler fısıldarlar. Eğer Rabbin dilemiş olsaydı bunu yapamazlardı; onları iftirâları ile baş başa bırak.» En’âm 113: «Bir de âhirete îmân etmeyenlerin kalpleri o süslü söze meyl etsin, ondan hoşlansın, ve işleyecek suçu işlesin diye böyle yaparlar.»

Şeytânın Kalbe Vesvese Vermesi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî kâideyi tafsîl eder: o zamân ne oldu? Bir vahy dahâ çıktı ortaya. Bu nedir? Şeytân ve insânlar bunlar ne yapıyorlar? Bunlar da senin kalbine vahy ediyorlar. Şeytân ne yapıyor? Senin kalbine vesvese veriyor. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Bir de cinlerden ve insânlardan o sinsice gelip vesvese veren şeytândan» (Nâs 114/4-6) buyurmuştur. Bu üslûp şeytânın insânın kalbine fısıltı şeklinde vahy gönderdiğini, ve bu vahyin de bir vahy çeşidi olduğunu ortaya koyar.

Şeytânlaşmış İnsânların Vahyi

Mustafa Özbağ Efendi sohbette muazzam bir tespit yapar: yeryüzünde dolaşan şeytânlar — yâni şeytânlaşmış insânlar vardır. Bu şeytânlaşmış insânlar şeytânın vazîfesini yaparlar; senin kalbine vesvese koyarlar; seni Kur’ân ve Sünnet yolundan uzaklaştırmak için, seni hakîkatten uzaklaştırmak için senin kalbine vesvese koyarlar. İşte bunlar da vahyin içine girer. Şeytân da insâna ne yapıyor? Vahyediyor. Kime? Dostlarına. O dostları da kime vahyediyorlar? Müslümanlara — kalbi sağlam olmayanlara. Kalbi sağlam değilse ona vahyediyor; ona süslü sözler söylüyor; ona dünyâ hayâtını süslü gösteriyor.

Plaj-Otel-Tatil Vesvesesi

Mustafa Özbağ Efendi muâsır bir misâli muazzam bir hassâsiyetle tafsîl eder: yaz geliyor — «Plajlara akalım; bir çimelim» diyelim. «Bu da bizim hakkımız» tatlı geliyor. «O Müslümanların da hakkı; denize girecekler; orada yüzecekler. Tâbiî olmadı soyunup soğana çevrilecek olmadı; gidecekler en lüks oteller» bir de onu diyecekler. Müslümanlar yapmasın mı tâbii? «Gidin 5 boynuzlu değil 7 boynuzlu otellerde zamân geçirin; gidin hiç kimsenin görmeyeceği koylar bulun; hadi orada soyunundökün; götürün eşlerinizikızlarınızı; giydirin bikinileri; dolaştırın orada.» Tâbîi herkes çıplak — «üzüm üzüme baka kararır, çıplağa bakara bakara kâfir olur gider.»

Marka-Lüks-İsraf Vesvesesi

Mustafa Özbağ Efendi sohbette muazzam bir başka misâli daha aktarır: hadi biraz isrâf edin; hadi biraz gösteriş yapın; hadi biraz böyle yüksekten atın; hadi gidin biraz marka budalâsı olun; hadi gidin biraz marka ahmâğı olun; hadi gidin lüks restoranlarda — «bilmem nereye kuş konmaz» bilmem ne yiyin; gidin ismini bilmediğiniz yemekleri yiyeceğiz diye uğraşın; selfîler yapın; oradan yediklerinizi gösterin. Dünyâ açlıktan kırılırken siz bunları yiyin. Sonra gelin ahkâm kesin: dîn ahkâmı, Müslüman ahkâmı kesin. Lüksşatahatşatafat içerisinde yaşayıp ahkâm kesin. Bir de fakirfukarâya tepeden bakın; sufîlere tepeden bakın.

Soyunup Camide Namâz Kılan Kadınlar

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hâdiseyi anlatır: bir sefer gittim; bir daha gitmedim. Annemle alâkalı bir oldu; bir pazar sabahı erkenden hiç yatmadan yola çıktım, annemle görüştüm. Gelibolu’ya yetişeceğim; sahil şehrinden gidiyorum. Öğle namâzını kılacağım; deniz kenarı gibi bir yer, hemen camide. Caminin avlusunda çıplaklar dolu kadınlardan. Allâh’ım, bunlar ne yapıyor burada? Caminin avlusuna duşlar koymuşlar; kadınlar duşun altına giriyor, şampuanlanıyor; caminin içerisine kadınlar için etekbluz koymuşlar; ayaklarına etek geçiriyor, üzerlerine bluz geçiriyor, namâz kılıyorlar. Namâz bittikten sonra tekrâr fora — haydi denize. Bunların îmânıyla alâkalı şüphem yok; lâkin şeytân gönüllerine vesvese veriyor, onları yaşatıyor.

İlk Tâviz Verenlerin Sorumluluğu

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tespitî yapar: bunu ilk başlatanlar bunun sorumluluğunu kaldıramazlar. İlk bunu başlatanlar — «İslâmî kesime tesettürlü otel yok, muhafazakâr otel yok, kapalıların gidebileceği otel» — bunları böyle insânlara yavaş yavaş alıştırdılar. Bize çok masum geldi: «ya ne olacak ya — herkes Antalya’ya giderken biz de Antalya’nın kıyısında öyle bir otele gidelim.» Hâ, gitti Müslümanlar. İşte gelinen nokta: bir tâviz tâvizi getirdi, tâviz tâvizi getirdi, tâviz tâvizi getirdi; ve Müslümanlar Kur’ân-Sünnet disiplininden, derinliğinden, yaşanmasından uzaklaştılar. Bunlara vahy eden kim? Bunlara da vahy eden şeytân, ve şeytânlaşmış insânlar.

En’âm 121: Şeytânın Dostlarına Uyma Yasağı

Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda muazzam bir âyeti kerîmeyi tafsîl eder: En’âm 121: «Kesilirken üzerine Allâh’ın adı zikredilmeyen hayvanları yemeyin; bunu yapmak Allâh’ın yolundan çıkmaktır. Şüphesiz ki şeytânlar sizinle mücâdele etmeleri için dostlarına fısıldarlar. Eğer onlara uyarsanız muhakkak ki Allâh’a ortak koşanlardan olursunuz.» Demek ki şeytânın dostlarına uyarsanız Allâh’a ortak koşanlardan olurmuş. Rabbim cümlemizi affımağfiret eylesin. Cenâbı Hak gönlümüze doğruyu, iyiyi, hakîkati ilhâm eylesin. Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü’mîni şeytânın vahyinden korunmaya, Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı sarılmaya, ve plâjotelmarka tâvizlerinden uzak durmaya yöneltir.

  • Kur’ânı Kerîm: En’âm 6/112-113; En’âm 6/121; Nâs 114/4-6; Felâk 113/1-5; Bakara 2/168-169; Â’râf 7/27.
  • Sahîhi Buhârî, Kitâbü’d-Da’avât.
  • Sahîhi Müslim, Kitâbü’l-Birr.
  • Süneni Ebû Dâvûd, Kitâbü’l-Edeb.
  • Süneni Tirmizî, Kitâbü’z-Zühd.
  • Süneni Nesâî.
  • Süneni İbn Mâce.
  • İmâm Mâlik, Muvatta.
  • İmâm Ahmed, Müsned.
  • İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, vesvese ve şeytân bahisleri.
  • İmâm Sühreverdî, Avârifü’l-Ma’ârif.
  • İbn Kayyim el-Cevziyye, Iğâsetü’l-Lehefân.
  • İmâm Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, En’âm 112-113 tefsîri.
  • İmâm Kurtubî, el-Câmi’u li-Ahkâmi’l-Kur’ân.
  • İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm.
  • İmâm Hâris el-Muhâsibî, er-Riâye.
  • İmâm Beyhakî, Şuabü’l-Îmân.
  • Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Vahiy Sohbetleri.

Bornoz Reklâmı ve Hırsızlığın Reklâmı

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir muâsır misâli daha aktarır: biz otellere bornoz yapıyorduk her sene; kaç odası var adamın? Biz öyle büyük otellere yapamıyorduk; küçük oteller — Saidit 50 tâne, 100 tâne, 200-300. Her sene adamlar yapıyorlar. Ne — bornoz yaptırıyorlar veyâ yazılı; onu alıp gidiyor adam odadan, hırsız. Lâkin otel sâhipleri o alınmasını istiyormuş. Neden? Reklâm. Hırsızlığın üzerinden reklâm ediyor adam. Lâkin onu yaşayacak kimse gidecek, işte Antalya’da tatil yapacak 15 gün, 20 gün. Bir de işin ilginç noktası — bu Müslümanın da hakkı sanki. Cihâd sanki — yıl 365 günün 330 günü cihâd etti, 30 günde bir dinleneyim dedi. Ya, ne hakkı? Ne yaptın? Ne yaptın da bunu hak olarak gördün? Bir de hak olarak gördün. Başka bir yer bilmiyor musun? Antalya, Alanya, deniz kıyısı. Kıyır kenarından başka bir yer bilmiyor musun?

Marka-Vakko-Alexander Vesvesesi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir başka misâli aktarır: kadınlar — hangi marka? Çantasının markasına göre kariyer yapacak; örtüsünün markasına göre kariyer yapacak. Örtüsü ne? En pahalı. En pahalı ne — söyleyin yermeyeceğiz, utandırmayın bizi. Vakko mu? En pahalısı Vakko mu? Aferîn kız. Vakko kaç para? Bir örtü şimdi Vakko da 3500 lira en ucuzu. Tâbii oradan üfürmesi lâzım — Vakko diye, kenarında yazıyor değil mi onun? O yazılıyı dışarı çıkarıyorlar. Mantosu da Vakko’dan olacak; ayakkabısı da Vakko’dan olacak. Bu marka olacak; ayakkabı 30.000 lira. Alexander diye bir marka var — 45.000 lira. Bizim buradakiler en fazla 2.000 liralık ayakkabı alır; daha fazla alan olmaz. Şimdi normâlde işte onunla kariyer yapacak. Bizim gençliğimizde ne o yok öyle kıyafet değil; herkesin böyle bir şövalye yüzük olurdu, evlenenlerde kayın pederi verirdi. Lâkin insânlar dünyânın süsüyle, dünyânın aldatmasıyla bozuldu.

Sohbetin Tasnîfi: Bu uzun sohbet En’âm 112-113 ile şeytânların ve insânların vahyini, şeytânın kalbe vesvese vermesini, şeytânlaşmış insânların vahyini, plâjoteltatil vesvesesini, markalüksisrâf vesvesesini, soyunup camide namâz kılan kadınlar misâlini, ilk tâviz verenlerin sorumluluğunu, bornoz reklâmı ve hırsızlığın reklâmını, marka-Vakko-Alexander vesvesesini, ve En’âm 121 ile şeytânın dostlarına uyma yasağını tafsîl etmektedir.


Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Vahiy Sohbetleri

Ek kaynaklar:

  • Kur’an-ı Kerim, Nisa 4/59; Allah’a, Resule ve emir sahiplerine itaat ilkesi.
  • Kur’an-ı Kerim, Ahzab 33/21; Resulullah’ta güzel örnek oluÅŸu.
  • Buhari, İ’tisam, Kitap ve sünnete baÄŸlılık rivayetleri.
  • Müslim, Cuma, sünnete baÄŸlılık ve bidatten sakınma rivayetleri.
  • Şatıbi, el-İ’tisam, bidat ve sünnete baÄŸlılık bahisleri.
  • Nevevi, Riyazü’s-Salihin, sünnete ittiba ve takva bölümleri.