Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette Allâh'ın kullarına aracısız da vahyetmesinin Kur'ânı Kerîm'deki delillerini tafsîl eder. Şûrâ Sûresi 51. âyetinde Cenâbı Hak buyurur: «Allâh'ın bir insâna vahyetmesi olmaz, ancak vahyetmesi ya doğrudan, ya bir perdenin arkasından, ya da bir elçi göndermesi suretiyledir.» Bu âyet vahyin üç şeklini ortaya koyar: birinci, melekler vâsıtasıyla; ikinci, doğrudan Cenâbı Hakk'ın kendisi; üçüncü, bir perdeeşyâ arkasından. Hadîsi kudsîler doğrudan vahyin örnekleridir. Allâh kulunun kalbine vahyeder. Vahyin dereceleri vardır: peygamberlere verilen direkt vahy ayrı, hadîsi kudsîler ayrı, bir velîye veyâ mürşîdi kâmile gelen ayrıdır. Mâide Sûresi 111. âyetinde Cenâbı Hak «Hatırla hani havârîlere bana ve peygambere îmân edin diye vahyetmiştim» buyurur. Havârîlere melek ile değil doğrudan vahyetmiştir. Tâhâ Sûresi 38-39. âyetlerinde de Mûsâ'nın annesine doğrudan vahy edildiği bildirilir.
Cüz'î Akıl ve Külle Âid Sözler
Mustafa Özbağ Efendi sohbete tasavvufî bir hakîkati tafsîl ederek başlar: bu sözler her ân zuhûra gelmeseydi, durmadan zuhûr ediş bu sözlerin söylenmesine sebep olmasaydı, aklı cüz'î külle âid sözler söyleyemezdi. Aklı cüz sınırlıdır. İnsanlar sınırlı o aklı ilâhlaştırdılar. İlâhî hakîkat ise sınırsızdır; onun bir sınırı yoktur. O yüzden kalbe gelen — vahiy demek için ilâhiyâtçılar hoplasın diye, parantez içerisinde ilhâm diyeyim — kalbe gelen ilhâm cüz'î aklın üstündedir. Cüz'î akıl onu idrâk etmesi mümkün değildir. O hâli anlatmaya girse kendi anlattığını da tenzîh etmek zoruna düşer.
Hayret: Melâmîlerin Zevki, Bu Fakîrin İdrâki
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî makâmı tafsîl eder: o yüzden kendi anlattığını tenzîh etmektense anlatmamayı tercîh eder. Çünki o hayret — ancak melâmîlerin zevk dediği, bu fakîrin idrâk dediği, anlayış dediği bir hâldir; ve bu insânın zâhir gücünün, aklının üstünde bir şeydir. Bunu zâhir aklıyla, gücüyle, fikriyle bu işin içinden çıkabilecek olan varsa gelsin çıksın. Bu üslûp tasavvufun hayret makâmının cüz'î aklı aşan bir manevî mertebesi olduğunu ortaya koyar. İmâm Sühreverdî hazretleri Avârifü'l-Ma'ârif'te hayret bahsini tafsîlen îzâh etmiştir.
Vahy in Üç Şekli: Şûrâ 51
Mustafa Özbağ Efendi vahyin üç şeklini tafsîl eder: âyeti kerîmede üç şekilde vahyediyordu. Bir, melekleriyle; iki, direkt kendisi; üç, bir şeyin arkasında — bir perdenin arkasından vahyediyordu. Cenâbı Hak direkt vahyediyor mu? Vahyediyor. Hadîsi kudsîler bunlar. Allâh kulunun kalbine vahyeder. Bu vahyin dereceleri var. Peygamberlere verilen direkt vahy de olsa — hâdisi kudsîler gibi — onun derecesi ayrıdır. Bir velîye, bir mürşîdi kâmilin kalbine gelenin derecesi ayrıdır. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Allâh'ın bir insâna vahyetmesi olmaz, ancak vahyetmesi ya doğrudan, ya bir perdenin arkasından, ya da bir elçi göndermesi suretiyledir» (Şûrâ 42/51) buyurmuştur.
Havârîlere Aracısız Vahy: Mâide 111
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir delili tafsîl eder: Mâide Sûresi 111. âyetinde Cenâbı Hak «Hatırla hani havârîlere bana ve peygamberime îmân edin diye vahyetmiştim. Onlar da: 'Îmân ettik; şâhid ol ki biz Müslümanlardanız' demişlerdi» buyurmuştur. Havârîlere melek ile vahyetmedi; Cebrâîl ile vahyetmedi; aracıyla vahyetmedi. Havârîlere — Mâide 111. İlâhiyatçılar, Diyânetçiler, Mâide 111'i tefsîr edin bize. Onlar da cevâb verdiler: «Îmân ettik, şâhid ol ki biz Müslümanız» demişlerdi. Ey ümmeti Muhammed, havârîlerden aşağı mısınız? Siz Muhammed ümmetisiniz; siz seçilmiş ümmetsiniz; son peygamberin seçilmiş son ümmetisiniz. Neden size vahyetmesin ki?
Mûsâ'nın Annesine Vahy: Tâhâ 38
Mustafa Özbağ Efendi başka bir delili tafsîl eder: Tâhâ 38 — «Hani bir zamân biz annene bâzı husûslar vahyetmiştik». Mûsâ'nın annesi için söylüyor. Tâhâ 38: araya melek koymadı. Araya Cebrâîl koymadı. Araya vâsıta koymadı. Ey ümmeti Muhammed, araya vâsıta koymadı. 39: «Ona şöyle demiştik: Mûsâ'yı sandığa koy, Nil nehrine bırak da nehir onu kıyıya vursun.» Cebrâîl yok arada, melek yok arada. Hanımlar Mûsâ'nın annesinden aşağı mısınız? Hanımlar Meryem'den aşağı mısınız? Siz ümmeti Muhammed'in hanımlarısınız; kendinize gelin. Âyet açıktır. «Bize Kur'ân yeter» diyenler — alın âyeti kerîmeyi.
Saklananlar Açığa Çıkıyor
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda muazzam bir kâideyi vurgular: hadi saklayın, hadi gizleyin, hadi saklanmışgizlenmiş bir Allâh anlatın bize. Öyle değil. Sana da vahyeder, bana da vahyeder. Havârîye vahyeden sana da vahyeder, bana da vahyeder. Arıya vahyeden sana da vahyeder, bana da vahyeder. Yeregöğe vahyeden sana da vahyeder, bana da vahyeder. Kim engelleyecek? Mâide 111, Tâhâ 38. Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni Allâh'ın vahyine açık, kalbi tasfiye edilmiş, ve daimî zikir hâlinde kılmak üzerine kuruludur; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder. Mü'mîn vahyin türlerini bilmekle, ve kendi kalbine de Allâh'ın ilhâmının gelebileceğini umarak yaşar.
- Kur'ânı Kerîm: Şûrâ 42/51; Mâide 5/111; Tâhâ 20/38-39; Kasas 28/7; Nahl 16/68; Meryem 19/17-21.
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü Bed'i'l-Vahy.
- Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Îmân.
- Süneni Ebû Dâvûd.
- Süneni Tirmizî.
- Süneni Nesâî.
- Süneni İbn Mâce.
- İmâm Mâlik, Muvatta.
- İmâm Ahmed, Müsned.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, ilhâm bahsi.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif, hayret bahsi.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn.
- İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb.
- İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
- İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm.
- Hz. Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf.
- İbnü'l-Arabî, Fütûhâtı Mekkiyye.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Vahiy Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu sohbet cüz'î akıl ile külle âid sözler arasındaki farkı, hayret makâmının melâmîlerin zevki ve bu fakîrin idrâki olmasını, vahyin Şûrâ 51'e göre üç şeklini, Mâide 111 ile havârîlere aracısız vahy delilini, Tâhâ 38 ile Mûsâ'nın annesine vahy delilini, ve saklananların âyetler ile açığa çıkmasını tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Vahiy Sohbetleri