İnsanın üzerindeki manevi bahar konusunda Mustafa Özbağ Efendi’nin değerli sohbetlerinden derlenen bu içerik, insanın üzerindeki manevi bahar hakkında önemli bilgiler sunmaktadır.
İnsanın üzerindeki manevi bahar Hakkında
İnsanın üzerindeki manevi bahar ve güz yağmurları konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda İnsanın üzerindeki manevi bahar ve güz yağmurları hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız. Gündüzün kararması, gecenin ışıması. Bu sana da öyle gelebilir ama bunların hepsi de manada bir işareti vardır. Yani gündüzdür. Gündüz sana karanlık gelir. Sen gözlük de taksan, değiştirsen de gündüzün karanlığını yaşarsın.
Sana karanlıktır. Karanlıktır. Ama sen gecenin aydınlığını yaşarsın. Bunu ister tabiat olayı olarak gör, ister hal olarak gör. Bunların üzerinden sufiler kendilerine pay çıkarırlar ve işte su baskınları, yere batmalar, depremler. Ondan sonra bunlar Cenabı Hakk’ın tabiri caizse eee Kahar ismi şerifinin, cabbar ismi şerifinin tecelliyâtlarıdır. O zaman yağmur bir taraftan bakarsak nedir? Hani soruyor ya Hazreti Ayşe annemiz, “Bu yağmur hikmet yağmuru muydu yoksa tehdit miydi?” diyor.
Yoksa Allah’ın azameti, kudretini gösterdiği adaletinden miydi diyor? O zaman yağmurun bir tarafı vardır. Böylece hem Cenabı Hak gazap eder hem ondan adalet eder. Yoksa bu yağmur bahara ait lütuflardan mıydı? Yoksa afetlere dolu güz yağmuru muydu? Yani bu işin bahar yağmurları var. Normalde işte bütün eee dünya arzına neşva eder. Otlar, nevavatlar biter. Ağaçlar bürür, meyveler verir, sebzeler ondan sonra çıkar. Ama bir de insanın üzerindeki manevi olarak bahar yağmuru vardır.
O zaman onun rahmet olarak gönlü yeşerir onun. O zaman normalde kalbi bereketlenir, lütuflanır, ikramlanır. O kimsenin üzerine bahar yağmuru nedir? O imandır, İslam’dır, ihsandır. O kimsenin üzerine tecelli edince o zaman o kimse neşi nevab olur. Bir de güz yağmurları vardır. Güz yağmuru da nedir? zorluktur, çiledir, sıkıntıdır. Ondan sonra böyle gam kasevettir. Bunlar da bunların geçici halleridir. Bunların hiçbirisi de kalıcı değildir. Güz dedi kıştır. Kış yağmurundan sonra muhakkak ki bahar gelecektir.
Muhakkak ki aydınlanacaktır ortalık. O yüzden normalde eee sufiler bu yağmurlar, doğa olayları üzerinden Allah’ın azametini, Allah’ın bu noktada sıfatlarının tecelliyâtını normalde görürler kendilerince. Aye-i kerimede Araf 57’de o rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci olarak gönderendir. Nihayet o ağır bulutları yüklenince onu ölü bir beldeye göndeririz de orayı su indiririz ve onunla her türlü meyveyi çıkarırız. Yani bu ayet-i kerimeye baktığımızda nedir bu?
Allah’ın rahmetini canlandırdığı bir estantenedir. Rüzgar görevlidir. O ne yapar? yağmuru alır getirir. O beldeleri sular. O beldelerde nebavat, neşi neva bulur. Bu işin baktığımızda zahir tarafı, bu işin batın tarafı var. Sen bir eee Kur’an ve sünnet dairesinde bir sohbete gidersin. Bir zikrullah’a oturursun. Sen o yağmurlara, berekete, lütfa, ikrama mastar olursun. Ayet-ti kerimenin zahirine bakacak olursak o zaman ayet-i kerime bize yağmurları anlatır. O yağmurla her şeyin eee bereketlendiğini anlatır.
Meselenin batınına bakacak olursak o zaman iman, İslam, ihsan, bereket bu bahar yağmuru gibidir. Bir insanın ölü kalbidir Zikrullah’a girersin. Zikrullah alakasında oturursun. Ölü kalbin dirilir senin. Kim zikredenle zikretmeyenin arasındaki farkı söyleyemiş öyle. Zikredenler neşi neva bulmuş. Hani canlı diridirler. Zikretmeyenler ölü gibidirler. İşte sen Zikrullah halakasına oturunca o rahmetli, o bereketli yağmurlara mazar oldun. O Kur’an’a, sünnete tabi olursan o İslam’a, o ihsana mazar oldun.
Ama yok öyle değil ise o zaman normalde sen ondan uzak durdun. Çünkü yine hadis-i şerifte Müslim’de geçiyor. Yağmur Allah’ın bir rahmetidir. Onunla mübarek kılındığınız için yağmuru görünce rahmeti anın. Biz buna zahiren baktığımızda yağmur yağdı bugün. Kar da yağdı. Muhteşem rahmet, bereket, lütuf olarak görüyoruz zahiren. Öyle değil mi? Sen de bir Zikrullah halakasına oturdun. bir ilim sofrasına oturdun. Sen normalde Kur’an ve sünnet sofrasına oturdun. O zaman o yağmur senin Allah’a bir rahmet oldu.
İnsanın üzerindeki manevi bahar – Sohbet Notları
Allah’tan sana bir lütuf oldu. Bir ikram oldu, bir ihsan oldu. O zaman sen ona mazar olunca da Allah’ı zikret. rahın bir rahmetine, bir lütfuna, ikramına, ihsanına mazhar olduğunun hamdini yap. Onun şükrünü yap. E o zaman bazen yağmurlarda azap verir mi? Bu da nedir? E gökten şiddetli yağmur yağıp taş binaları hariç bütün kerpiç evler yıkılmadıkça kıyamet kopmaz. Bak normalde İmamı Hanbel almış bu hadis-i şerifi. Yani bütün o kadar şiddetli yağmur yağacak ki taş binalar hariç bütün kerpiç evler yıkılacak.
Peki yağmur yağıyor. Bütün kerpiç evler yıkılıyor. Kimler kalıyor? taş evler kalıyor. Demek ki bazen çile sıkıntı olur, yağmur. Sen böyle eee sağlam bir binaya, iman binasına sahip değilsen yıkılır gidersin. Yağmur bir taraftan sana çile oldu. Sıkıntı gibi geldi. O yüzden dervişlerin öyle bir zamanları olur. Sıkıntılı bir imtihanlara tutulurlar. Gam, keder, hastalık işte işten, aşktan, eşten, çocuktan. Normalde bunun gibi dünyevi meşakkatler o kimseye çöker.
Yapamadım, edemedim. O olmadı, bu olmadı. İmtihanlar derken bir kısmı bu imtihanların altında ezilir, yıkılır gider. Yerle eksan olur. Heva hevesine düşer. Kendi heva ve hevesini ilah edinir. Kendince günah kebarlere düşer. Günah kebar günah kebar gibi görmez. veyahut da bir kimse şaşılaşır, doğruyu eğriyi görmez. Başına gelen sıkıntılar, başına gelen hadiseler onu yorar. Yorulunca yoldan çıkar. Veyahut da zenginleşir, azar, yoldan çıkar. Veyahut da böyle daha önce dost olarak gördüğü insanlardan uzaklaşır.
Kendini bir havalara katar. Kendi kendine bir triplere katar. Böylece ne olur? Onun iman evi yıkılır. Onun İslam evi yıkılır. Onun ihsan evi yıkılır. Onun sufilik evi yıkılır. Onun bütün her şeyi zahiren ayakta durmuş olsa bile yıkılır. Ona bakarsın zahiren ayaktadır ama gerçekte yıkılmıştır. Hani zikril yapılan evle zikir yapılmayan evin arasındaki farkı söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah. Zikir yapılan ev yıkıntı da olsa mamurdur. Zikir yapılmayan ev mamur olsa yıkıntıdır.
Mamur olsa da yıkıntıdır. O zaman aradaki fark bu işte. O zaman meselede yağmurlar bazen azap mıdır? veyahut da bir kimse, bir sufi yola girer. Oradaki lütfa, ikrama, ihsana mazar olur. Şımarır onu. Kendinden görür. Bir hal yaşar, kendinden görür. Bir rüya görür, kendinden görür. Onu şımarır, kendince bir şey zanneder. etrafa ahkam kesmeye çalışır. Hayva hevesine düşer. Kendi benliğine düşer. Kendince benliğinde benliğine doğru yürür. Aman herkes beni sevsin, bana itaat etsin diye bakar.
Kendine hizmet ettirmeye kalkar. Sorsan kendine hizmet ettirmiyordur. Arkadaşlar onu yapmışlardır. Andırmışsındır sen onu. Yapmışlardır. Öyle demez. yolu istismar eder. Çevresi de o istismara çanak tutar. Yıkılır adam. Adamın manası kalmaz, maneviyeti kalmaz. Bunu üstat bilir, dervişler bilmez onu. O mesela o tip insanlar hala da eski maneviyatlarının devam ettiği gibi süslü dolaşırlar. Sükse yaparlar. Öyle konuşurlar. Aslında bir şey kalmamıştır onda. O istismar etti.
Çünkü istismar ettiği için bir şey kalmaz.
Kaynak
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir.
İlgili Sohbetler
Bu konuyla ilgili diğer sohbetler: Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti 3.11.2022 , Mesnevi Okuması (2241. Beyitten) 09.08.2025, Tekirdağ Kutlu Doğum Programı – 13 Mayıs 2012. Tasavvuf geleneğinde bu konular ele alınmaktadır.