İlim

İnsan-ı kamilin kalbine gelen ilimde şeytanın, nefsin ve kâfir cinninin müdahale

Sufiler seyri süluklarında Allah’tan aldıkları ilim onları öyle bir hale getirir, öyle bir perdeye getirir ki o sufin o insanı kamil olacak olan o sufinin şeytan, heva, heves, nefis ve bütün olumsuzluklar ondan ayrışır. Artık seyri-i sülük yaşayan, insan-ı kamilliğe koşan, o sufinin kalbine gelen ilimlerde şeytanın müdahalesi, kafir cinlilerin müdahalesi, nefsin müdahalesi artık yoktur, kalmamıştır. Ve sufin o halde Allah’tan gelen o ilmi tertemiz paktır.

Yalnız bu peygamberlere gelen vahiyle karıştırılmasın. Peygamberlere gelen vahiy Cebrail Aleyhisselam’la indirilir. Sufinin kalbine gelen ilim ise direkt Allah’tan gelen bir ilimdir. O yüzden bu vahiyle asla karıştırılmasın. Bazı eserlerde, bazı yerlerde bununla alakalı vahiy nitelendirmesi vardır. Kur’an-ı Kerim’den alıntı Allah Meryem’e vahyetti. Allah arıya vahyetti. Bakın Allah Meryem’e vahyetti. Yani Meryem’e bildirdi. Ne yapması gerektiğini bildirdi.

Kalbine onun ilham etti. Allah insana ilham eder mi? İnsan-ı kamile ilham eder. Nasıl Meryem’e ilham ettiyse, nasıl İbrahim’in annesine ilham ettiyse Allah, Allah insan-ı kamile de böyle ilham eder. varlık olarak nasıl arıya vahyettiyse, ona ne yapması gerektiğini ilim olarak ona verdiyse ve ilmi onun içerisine yerleştirdiyse ve arı direkt kanatlandığı anda o ilimle ne yapması gerektiğini otomatiğe alıp yapması gerekeni yapıyorsa Allah varlık aleminde hiçbir şeyi boş bırakmamıştır.

hepsini ilmiyle ihata etmiştir. Hepsini de ilmiyle ihata ederekten çiçeğinden böceğine, hayvanından insanına, yıldızından gezegenlerine ve uzaya kadar Allah ilmiyle her şeyi ihata etmiştir. İnsan-ı kamil noktasındaki bir sufi Allah’tan almış olduğu bu temiz ilimle yürür ve insan bu noktada beşeri olan, beşeri olan bütün vasıflarını bu ilimle beşerilikten kurtarır. O karanlıktan aydınlığa, o zulümden kurtulup bu manada özgürlüğe kavuşur ve ne onda bilgisizlik kalır ne onda cehalet kalır.

İnsan-ı kamilin kalbine gelen Hakkında

Cenabı Hakk’ın ondaki ama zati tecelliyâtla ama sıfatsal tecelliyâtla o kimsenin üzerindeki cehaleti, karanlığı, bilgisizliği, o kimsenin üzerindeki hatayı, kusuru Cenabı Hak izale eder. Bu bir müddet sonra zati tecelliyâtla olur. bir müddet sonra zati tecelliyâtla olursa zaten o kimse de bunların hepsi de mahvolmuş olur ve o kimse Allah’a yakinliğe hazırdır artık her şeyle o yakinliğin de yakinliğine doğru koşacaktır ve o hiçbir zaman bu manada o yakinlikten asla ve asla ayrılamayacaktır ve öyle bir hale gelir ki sudaki balık gibi olur.

Sudaki balık nasıl? Eğer siz sudan dışarı çıkarır çıkarmaz bir müddet çırpınır ölür. Öyle değil mi? O insan-ı kamilde zirveye koşan kimse de artık Allah’a olan yakinlikten bir karış dahi tavizi yoktur. O her haliyle Allah’a yakinliğin noktasında durur ve o dairede duraraktan hayatına devam eder. Eğer o kimse nasıl balık sudan çıktığında yaşayamayacaksa o da yakinlikten uzaklaştığı anda yaşayamaz hale gelir. Ve bu halde olan o sufinin ilmi berraktır. O sufinin ilmi ilmi-i ilahiden gelir.

İşte buradaki vuslattan anladığım benim o ilahi varlığa ulaşmaktan benim anladığım bu ilme ulaşmak, bu yakinliğe ulaşmak. Rabbim cümlemize bizleri nasip etsin. >> Ve bu da Allah’ın lütfu, ikramı, ihsanıdır. Kula düşen vazife çalışmak, gayret etmek, mücadele etmektir. Ama bu Allah’ın kuluna lütfudur, ikramıdır, ihsanıdır. Cenâb-ı Hak bu ilmi Kur’an-ı Kerim’inde Hızı’a verdiyse bu aynı ilimdir. Hızır’ın ilmiyle bir eee insan-ı kamilin ilmi bu manada aynı kanaldan gelir.

İnsan-ı kamilin kalbine gelen ve Önemi

Peygamberlerin ilmi peygamberlik kanalından gelir. Peygamberler hem nebidirler hem velidirler. Peygamberlerin bu manada iki ilim kaynakları vardır. Nebilik ve velilik. Ama insan-ı kamillerde nebilik kaynağı bu manada yoktur. Çünkü hadis-i şerifte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuştur ki ben peygamberlerin sonuncusuyum. Benden sonra bir peygamber veya nebi gelmeyecektir demiştir. O tabiri caizse peygamberlik müessesesi son bulmuştur.

Bir velinin, bir şeyhin kendisini nebi görmesi onun heyecanından aslında onun gerçek bir veli olmadığındandır. Yıllar öncesi söylediğim sözü tekrar söyleyeceğim. Bir kimse kendisini peygamber veya nebi olarak ilan ediyorsa ya delidir ya kafirdir. İkisinden birisidir. Başka bir şey değildir. Hiç kimse kendi kendine vay bizim şeyhimize kafir dedi deyip de galeana gelmesin. Peygamberlik kapısı kapanmıştır. Peygamberlik son bulmuştur. Hiçbir veli, hiçbir veli velilik kemalatı ne kadar yükselirse yükselsin hiçbir zaman bir peygamber olamayacaktır.

Zaten peygamber çalışmakla olunmaz. Hiçbir peygamber çalışmakla peygamber olmamıştır. Peygamberler özel Allah’ın kendi ilmi ilahisinden seçilmiş ve yaratılmıştır. Bu yüzden peygamberlerin peygamberliklerine kendilerinden bir dahilleri yoktur.


Kaynak

Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir.

İlgili Sohbetler

Daha fazla bilgi için Tasavvuf hakkında kaynaklara göz atabilirsiniz.