Hastalıklar ölümün elçisidir konusu, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinde ele alınan önemli bir tasavvuf meselesidir. Bu sohbette Hastalıklar ölümün elçisidir hakkında derinlemesine bilgiler paylaşılmaktadır.
Hastalıklar ölümden elçi olarak gelmektedir. Ey boş boğaz, ölümün elçisinden yüz çevirme. Hastalık o zaman az önce belirttiğimiz gibi yolun sonunu hatırlamaktır. Bu dünya yolunun sonunu hatırlamaktır. Hastalık başka bir şey değildir. Sana ölümü hatırlatmalı hastalık. Sana hesabı hatırlatmalı hastalık. sana bu dünyadan göçüp gideceğini hatırlatmalı. Hani deden nerede? Göçtü gitti. Gömdün ellerini. Sen de gideceksin. Kimse bu dünyada kalıcı değil. Bu dünya kimseye miras olarak da kalmıyor. Bu dünya kimseye miras olarak da kalmıyor. Dünya bu dünyada ne kadar nefesin varsa yaşayıp gideceksin. Hasta da ölecek, sağlıklı da ölecek. Sağlıklı olan sanki ayakta mı kalacak? O da ölecek. Ölüm herkesin üzerinde gelecek. Her nefis ölümü tadacaktır. Öyle olunca normalde hastalıklar ölümden bir elçi. O elçi ise elçiye zeval olmaz.
Bizde meşhur atasözü var ya. Elçiye zeval olmaz. O zaman hastalık geldi. Ona sen kötü davranma. hastalık sevsin seni. Hatta ben şöyle düşünüyorum. Yani bir şeyden kurtulmaya gayret ediyorsun. Kapının önünde başka bir şey buluyor seni. Sen kendi kendine bir çaba gösteriyorsun. Şundan kurtulayım diyorsun. Ben bazen diyorum Mustafa Özba bundan kurtulsan ne olacak? Başka bir şey bulacak seni diyor. Ya bir şey senin yakandan tutacak. Bir şey tutacak senin yakandan. Hiç olmaz bu yakandan tutanı biliyorsun, tanıyorsun. Bir şey tutmuş ya yakamızdan. Onu tanıyorsun, biliyorsun. O seni tanıyor. Sen onu tanıyorsun. Aşina olmuşsun. Tamam bitti. Ben sabredeyim biraz ondan iyi geçineyim. Başka bir şey ulaşmadan yüreyeyim gideyim bu dünyadan. Çünkü başka bir şeyi tutacaksın, tanıcaksın, tanımlayacaksın, uğraşacaksın. Onu sen seveceksin, kendini sevdireceksin.
Uzun muhabbet, yaş olmuş 64. Artık bizim bu saatten sonra o kadar zamanımız yok. Öyle olunca biz geçinmenin yolunu arıyoruz. Diyoruz ki fazla telaşe mahal yok. O seni tanıyor, ben onu tanıyorum. E öyle olunca sana yolun sonunu hatırlatıyor hastalık. Hastalığını sev böyle tatlı tatlı. Okşa onu. Senden memnun ayrılsın. Hani öleceksin gideceksin ya nasıl olsa. Ölünce o da senden ayrılacak zaten. Ya merak etmeyin siz toprağa girerken şeker hastalığıyla girmiyorsunuz veya hastalığınızla girmiyorsunuz toprağa. Kalıyor öbür tarafa giderken öbür tarafta da mahşerde de benim şekerim var. Ne oldu benim şekerim? Yok öyle bir şey. Orada şeker meker kalmayacak. O hele kendini cennete bir canını at. 33 yaşındasın. Pirupak tazecik. Bir yakışıklı mı? Bir yakışıklı adamlar. Kadınlar var. Yüzlerine bakamazsın.
Öyle masum mu? Öyle masum. Yani şimdi onların şedit durduğuna bakmayın. Onların cennetteki halini tasavvur edin. O böyle sizle tartışacağım diye uğraşsın. Sen rabıta et. Cennette bunun durumu nasıl acaba? Öyle ya o sana laf yetiştireceğim diyor. Oras sen konuşma. Sen tevhide vur. Ya Rabbi bunun cennetteki durumu ne de? Cennetteki durumunu gördün. Ay ne masum ne masum. Gel diyor sana boyna. Yüzüne bakıyorsun. Hiç öyle gel dediği yok. Elinde bir tek kava eksik. Ama öbür türlü baktığın zaman gel diyor böyle çiçeklerin içerisinde ondan sonra yeşilliklerin içerisinde uçsuz bucaksız böyle. Allah’ım ya Rabbi nasıl bir dünya diyorsun ya? Nasıl bir şey? Hiç diyorsun buradakine benzemiyor. Erkeklere söylüyorum bunu. Hemen psikolojik olarak kendinizi öbür tarafa atın. Tabii geçinmenin yolu yavrucuğum bu.
Siz laf yetiştireceğim diye uğraşıyorsunuz. O bir laf söylüyor. Siz beş laf söyleyeceğim diye uğraşıyorsunuz. Tevhide sarıl. Ne kadar hüsnü zan besliyorsun. Bak yani eşin sana laf söylüyor veyahut da canın sıkkın senin. Sen diyorsun ki cennetteki hali ne bunun? Canınız sıkıldığında eşinin üzerinde böyle tefekkür edeniniz var mı? Yok. İşte biraz kendimi metedeyim. Mustafa Özbağa farkı mesela kadın adamdan hoşlanmadı değil mi? Onun bir iyi tarafları vardır. Adam böyle bıdı bıdı ediyor. Kadın böyle bir tefekkür edecek. Ya Rabbi ya bu adam cennette nasıl acaba diyecek. Bitti tabii. Kadın böyle hüsuniyetli değilse adamı cızbız olarken gör. He ha sen bir de derviş olacaksın. Ne oldu? Cehennemde cızbız oluyordun sen. Bana dervişlik taslama. Bununla da yaşayabilirsin ama sen bozma kendini.
Sen yine kadının cennetlik halini tefekkür et. Böyle olunca hastalığı da öyle tefekkür et. Sakın kadının hastalığı aynı derecede tuttuğumu düşünmeyin. Yok ben sufi meşrepli bir kimseyim. O yüzden bizim için kadınlar Cenabı Hakk’ın cemal sıfatının tecelliyatlarıdır. Bizde kadın cemal sıfatının tecelliyatıdır. Herkesin helalı kendisine cemal sıfatının tecelliyatıdır. Öyle sahabeler gibi yapmayın. Sahabeler kadınlara bakıyorlarmış. Demişler ki, “Ne bakıyorsunuz? Allah’ın cemal sıfatının tecelliyatına bakıyoruz.” demişler. Ondan sonra ayet-i kerime inmiş. Ya ne amal söylüyorsunuz böyle? Israr etmeyin bunu. Ishar etmişler. Demişler ki Cenabı Hakk’ın cemal sıfatının tecelliyatına bakıyoruz. Söyle o mümin erkeklere gözlerini haramdan sakınsınlar. Öyle bir şey yok. Hani bir sufinin birisi de demiş ya bir böyle genç bir kadına bakıyormuş. demişler. Ne bakıyorsun? Bir melami sufisi. O da demiş ki, “Cemalullah’ın aynadaki tecelliyatına bakıyorum.” demiş.
Benden adam.
İlgili Sohbetler
- Kıyamete kadar acısı sürecek 10 Muharrem, Hz. Hüseyin Efendimizin şehid edilişi
- Sufilikte istiğrak hali
- Çalış, Allah’ın sana vermiş olduğu nimetlere nankörlük etme
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için Tasavvuf – Vikipedi sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Hastalıklar ölümün elçisidir konusunda Mustafa Özbağ Efendi’nin bu değerli sohbetini dinlemenizi tavsiye ederiz.